MAT 1:1 İbrahimʼin ve Davudʼun soyundan gelen İsa Mesihʼin soy kaydı şöyledir:
MAT 1:2 İbrahim, İshakʼın babasıydı. İshak, Yakubʼun babasıydı. Yakub, Yahuda ve kardeşlerinin babasıydı.
MAT 1:3 Yahuda, Tamarʼdan doğan Peres ve Zerahʼın babasıydı. Peres, Hesronʼun babasıydı. Hesron, Ramʼın babasıydı.
MAT 1:4 Ram, Amminadavʼın babasıydı. Amminadav, Nahşonʼun babasıydı. Nahşon, Salmonʼun babasıydı.
MAT 1:5 Salmon, Rahav tarafından Boazʼın babasıydı. Boaz, Rut tarafından Ovedʼin babasıydı. Oved, İşayʼın babasıydı.
MAT 1:6 İşay, Kral Davudʼun babasıydı. Davud, Uriyaʼnın karısından doğan Süleymanʼın babasıydı.
MAT 1:7 Süleyman, Rehavamʼın babasıydı. Rehavam, Aviyaʼnın babasıydı. Aviya, Asaʼnın babasıydı.
MAT 1:8 Asa, Yehoşafatʼın babasıydı. Yehoşafat, Yehoramʼın babasıydı. Yehoram, Uzziyaʼnın babasıydı.
MAT 1:9 Uzziya, Yotamʼın babasıydı. Yotam, Ahazʼın babasıydı. Ahaz, Hizkiyaʼnın babasıydı.
MAT 1:10 Hizkiya, Manaşeʼnin babasıydı. Manaşe, Amonʼun babasıydı. Amon, Yoşiyaʼnın babasıydı.
MAT 1:11 Yoşiya, Yekonya ve kardeşlerinin babasıydı. Bunlar, İsrail halkının Babilʼe sürüldüğü zaman doğdular.
MAT 1:12 Yekonya, halk Babilʼe sürüldükten sonra doğan Şealtiyelʼin babasıydı. Şealtiyel, Zerubbabilʼin babasıydı.
MAT 1:13 Zerubbabil, Avihudʼun babasıydı. Avihud, Elyakimʼin babasıydı. Elyakim, Azorʼun babasıydı.
MAT 1:14 Azor, Sadokʼun babasıydı. Sadok, Ahimʼin babasıydı. Ahim, Elihudʼun babasıydı.
MAT 1:15 Elihud, Elazarʼın babasıydı. Elazar, Mattanʼın babasıydı. Mattan, Yakubʼun babasıydı.
MAT 1:16 Yakub, Meryemʼin kocası olan Yusufʼun babasıydı. Meryemʼden Mesih diye bilinen İsa doğdu.
MAT 1:17 Böylece İbrahimʼden Davudʼa kadar on dört kuşak, Davudʼdan İsrail halkının Babilʼe sürüldüğü zamana kadar da on dört kuşak vardır. Halkın Babilʼe sürüldüğü zamandan Mesihʼe kadar yine on dört kuşak vardır.
MAT 1:18 İsa Mesihʼin doğması şöyle oldu: Oʼnun annesi Meryem, Yusufʼla nişanlıydı. Onlar birleşmeden önce Meryemʼin Kutsal Ruhʼtan gebe olduğu anlaşıldı.
MAT 1:19 Meryemʼin nişanlısı Yusuf iyi bir adamdı. Meryemʼi halkın gözünde rezil etmek istemedi. Bunun için nişanı sessizce bozmak niyetindeydi.
MAT 1:20 Yusuf tam bunu düşünürken, Rabbin bir meleği ona rüyada göründü. Ona, “Ey Davud oğlu Yusuf” dedi. “Meryemʼi karın olarak yanına almaktan korkma. Çünkü ondaki bebek Kutsal Ruhʼtandır.
MAT 1:21 O bir oğul doğuracak. Adını İsa koyacaksın. Çünkü halkını günahlarından O kurtaracak.”
MAT 1:22 Bütün bunlar, Rabbin peygamber aracılığıyla söylediği şu söz yerine gelsin diye oldu:
MAT 1:23 “İşte bakire kız gebe kalacak, bir oğul doğuracak. Oʼnun adını İmmanuel koyacaksınız.” İmmanuel, “Allah bizimle” demektir.
MAT 1:24 Yusuf uykudan kalkınca, Rabbin meleğinin ona buyurduğu gibi yaptı. Meryemʼi karısı olarak yanına aldı.
MAT 1:25 Ama Meryem oğlunu doğurana kadar Yusuf onunla birleşmedi. Çocuğun adını İsa koydu.
MAT 2:1 İsa, Kral Hirodesʼin zamanında, Yahudiyeʼdeki Beytlehem kasabasında doğdu. Bundan sonra yıldızbilimciler doğudan Yeruşalim şehrine geldiler.
MAT 2:2 Şunu sordular: “Yahudilerin Kralı olarak doğan çocuk nerede? Çünkü onun yıldızının yükseldiğini gördük ve yere kapanarak ona saygı göstermeye geldik.”
MAT 2:3 Bunu işitince, Kral Hirodes ve onunla birlikte bütün Yeruşalim halkı telaşa düştü.
MAT 2:4 Kral bütün başrahipleri ve halkın Tevrat uzmanlarını bir araya topladı. Onlardan Mesihʼin nerede doğacağını öğrenmek istedi.
MAT 2:5 Krala şunu söylediler: “Yahudiyeʼdeki Beytlehem kasabasında. Çünkü peygamber aracılığıyla şöyle yazılmıştır:
MAT 2:6 ‘Sen, Yahuda topraklarında bulunan Beytlehem, Yahuda liderleri arasında en önemsiz kasaba değilsin. Çünkü halkım İsrailoğullarını güdecek lider senden çıkacak.’ ”
MAT 2:7 Ondan sonra Hirodes gizlice yıldızbilimcileri çağırdı. Yıldızın onlara tam olarak ne zaman göründüğünü sordu.
MAT 2:8 Sonra onları Beytlehemʼe gönderirken şunları söyledi: “Oraya varınca çocuğu dikkatle arayın. Bulduktan sonra bana haber yollayın. Ben de gelip yere kapanarak ona saygı göstereyim.”
MAT 2:9 Yıldızbilimcileri kralı dinledikten sonra yola çıktılar. Yükselişini gördükleri aynı yıldız onların önünden gitti. En sonunda çocuğun bulunduğu evin üstünde durdu.
MAT 2:10 Yıldızı görünce olağanüstü büyük bir sevinç duydular.
MAT 2:11 Eve girip çocuğu ve annesi Meryemʼi gördüler. Yere kapanıp çocuğa saygı gösterdiler. Sandıklarını açıp Oʼna hediyeler verdiler. Bunlar altın ve günnük ile mür denen değerli kokulardı.
MAT 2:12 Allah onları bir rüyada Hirodesʼin yanına dönmemeleri için uyardı. Bu sebeple memleketlerine başka yoldan döndüler.
MAT 2:13 Yıldızbilimciler gittikten sonra, Rabbin bir meleği rüyada Yusufʼa göründü ve ona şöyle dedi: “Kalk, çocuğu ve annesini al. Mısırʼa kaç. Ben sana haber verene kadar orada kal. Çünkü Hirodes bu çocuğu öldürmek istiyor. Yakın zamanda onu aramak için adamlar gönderecek.”
MAT 2:14 Yusuf geceleyin kalkıp çocuğu ve annesini aldı ve Mısırʼa gitmek için yola çıktı.
MAT 2:15 Hirodes ölünceye kadar orada kaldı. Böylece Rabbin, peygamberin ağzıyla söylediği şu söz yerine geldi: “Oğlumu Mısırʼdan geri çağırdım.”
MAT 2:16 Hirodes yıldızbilimcilerin onu aldattığını anlayınca, öfkeden kudurdu. Kral çocuğun doğduğu zamanı yıldızbilimcilerden öğrenmişti. Bu yüzden hemen askerler gönderip Beytlehem ve çevresindeki köylerde iki yaşından küçük bütün erkek çocukları öldürttü.
MAT 2:17 Böylece Allahʼın Yeremya Peygamberʼin ağzıyla söylediği şu söz yerine gelmiş oldu:
MAT 2:18 “Ramaʼda bir ses işitildi, ağlama ve acı bir feryat sesi. Rahel, çocukları için ağlıyor. Avutulmak istemiyor, çünkü onlar yok oldular.”
MAT 2:19 Hirodes öldükten sonra Rabbin bir meleği Yusufʼa rüyada göründü. Yusuf daha Mısırʼdaydı.
MAT 2:20 Melek ona şöyle dedi: “Kalk, çocuğu ve annesini al ve İsrail topraklarına dön. Çünkü çocuğun canını almak isteyenler öldü.”
MAT 2:21 Yusuf kalktı, çocuğu ve annesini aldı ve İsrail topraklarına döndü.
MAT 2:22 Ama Hirodesʼin yerine oğlu Arhelasʼın Yahudiye kralı olduğunu işitti. O zaman Yusuf oraya dönmeye korktu. Allah tarafından bir rüyada uyarılınca, Celile topraklarına çekildi.
MAT 2:23 Gidip Nasıra denilen bir kasabaya yerleşti. Böylece peygamberlerin aracılığıyla söylenen “Oʼna Nasıralı diyecekler” sözü yerine geldi.
MAT 3:1 Bir süre sonra Vaftizci Yahya Yahudiyeʼnin ıssız yerlerine gidip vaaz etmeye başladı.
MAT 3:2 Şöyle diyordu: “Tövbe edin, çünkü Göklerin Krallığı yaklaştı.”
MAT 3:3 Allahʼın Peygamber Yeşaya aracılığıyla haber verdiği kişi Yahyaʼdır. Yeşaya şöyle demişti: “Issız yerlerde sesini yükselten biri, ‘Rabbin yolunu hazırlayın, geçeceği yerleri düz yapın!’ diyor.”
MAT 3:4 Yahya deve tüyünden elbise giyerdi ve belinde deriden bir kayış vardı. Yemek olarak çekirge ve yaban balı yerdi.
MAT 3:5 O vakit Yeruşalimʼden bütün Yahudiyeʼden ve Şeria ırmağının çevresinden halk ona akın etti.
MAT 3:6 Onlar günahlarını açıkça söyleyip Yahyaʼnın eliyle Şeria ırmağında vaftiz oldular.
MAT 3:7 Ferisilerden ve Sadukilerden de bir sürü kişi vaftiz olmak için Yahyaʼya geldi. Yahya bunu görünce onlara şöyle dedi: “Ey yılan soyu! Allahʼın vereceği cezadan kaçabileceğinizi kim söyledi?
MAT 3:8 Bunun için tövbenize layık meyve verin.
MAT 3:9 Kendi kendinize, ‘Atamız İbrahimʼdir’ demeye kalkmayın. Ben size diyorum ki, Allah şu taşlardan bile İbrahimʼe çocuklar yaratabilecek güçtedir.
MAT 3:10 Balta artık ağaçların köküne dayandı. İyi meyve vermeyen her ağaç kesilip ateşe atılacak.
MAT 3:11 Tövbe edesiniz diye ben sizi suyla vaftiz ediyorum. Ama benden sonra gelen benden daha güçlü. Ben Oʼnun ayaklarından sandaletlerini çıkarmaya layık değilim. O sizi Kutsal Ruhʼla ve ateşle vaftiz edecek.
MAT 3:12 Küreği elindedir. O kürekle harman yerini temizleyip buğdayını ambara toplayacak. Ama samanı hiç sönmeyen ateşle yakacak.”
MAT 3:13 O sırada İsa Celile bölgesinden Şeria ırmağına, Yahyaʼnın yanına, onun eliyle vaftiz olmak için geldi.
MAT 3:14 Ama Yahya Oʼna şu sözlerle engel olmak istedi: “Benim senin tarafından vaftiz edilmem lazım. Yine de sen bana geliyorsun!”
MAT 3:15 Ama İsa ona şöyle cevap verdi: “Şimdilik buna razı ol! Çünkü doğru olan her şeyi bu şekilde yerine getirmemiz lazım.” Bunun üzerine Yahya İsaʼnın dileğine razı oldu.
MAT 3:16 Vaftiz olur olmaz İsa sudan çıktı. O anda gökler açıldı ve İsa, Allahʼın Ruhuʼnun bir güvercin gibi inip kendi üzerinde durduğunu gördü.
MAT 3:17 Gökten bir ses şöyle dedi: “Bu benim sevgili Oğlumʼdur. Oʼndan memnunum.”
MAT 4:1 Ondan sonra Kutsal Ruh, İsaʼyı ıssız yerlere götürdü. Orada İblis Oʼnu günaha düşürmeye çalışacaktı.
MAT 4:2 İsa kırk gün kırk gece oruç tuttuktan sonra acıktı.
MAT 4:3 Oʼnu deneyen İblis gelip dedi ki: “Eğer Allahʼın Oğluʼysan, emret, şu taşlar ekmek olsun.”
MAT 4:4 İsa ona şöyle cevap verdi: “ ‘İnsan sadece ekmekle yaşamaz, Allahʼın ağzından çıkan her bir sözle yaşar’ diye Tevratʼta yazılmıştır.”
MAT 4:5 Bunun üzerine İblis İsaʼyı kutsal şehir Yeruşalimʼe götürdü. Oʼnu tapınağın en yüksek yerine çıkardı
MAT 4:6 ve Oʼna şöyle dedi: “Eğer Allahʼın Oğluʼysan, kendini aşağı at. Çünkü şöyle yazılmıştır: ‘Seni korumaları için meleklerine buyruk verecek. Ayağın taşa çarpmasın diye seni elleri üzerinde taşıyacaklar.’ ”
MAT 4:7 İsa ona şu cevabı verdi: “ ‘Allahınız Rabbi denemeyin’ diye de yazılmıştır.”
MAT 4:8 İblis bu sefer İsaʼyı çok yüksek bir dağa götürdü. Oʼna dünyanın bütün ülkelerini ve onların görkemini gösterdi.
MAT 4:9 Oʼna şöyle dedi: “Eğer yere kapanıp bana taparsan, bütün bunları sana vereceğim.”
MAT 4:10 Bunun üzerine İsa ona şöyle dedi: “Çekil önümden Şeytan! Çünkü şöyle yazılmıştır: ‘Allahınız Rabbe tapının, yalnız Oʼna hizmet edin.’ ”
MAT 4:11 Bundan sonra İblis İsaʼdan ayrıldı. Melekler de gelip İsaʼya hizmet ettiler.
MAT 4:12 İsa Yahyaʼnın tutuklandığını öğrenince, Celile bölgesine çekildi.
MAT 4:13 Nasıra kasabasından ayrılıp Kefernahumʼa yerleşti. Kefernahum göl kenarında, Zevulun ve Naftali topraklarının arasındaki sınırda bulunuyordu.
MAT 4:14 Böylece Allahʼın Peygamber Yeşayaʼnın aracılığıyla söyledikleri yerine geldi:
MAT 4:15 “Zevulun ve Naftali toprakları, denize inen yol, Şeria Irmağıʼnın ötesi, diğer milletlerin yaşadığı Celile!
MAT 4:16 Karanlıkta yaşayan halk, büyük bir ışık gördü. Ölümün gölgesinde olan bölgede oturanların üzerine şafak doğdu.”
MAT 4:17 O zaman İsa vaazında halka şunları duyurmaya başladı: “Tövbe edin! Çünkü Göklerin Krallığı yaklaştı!”
MAT 4:18 İsa Celile Gölüʼnün kenarında gezinirken iki kardeş gördü. Biri Petrus takma adıyla tanınan Simun, öbürü de onun kardeşi Andreasʼtı. Göle ağ atıyorlardı, çünkü balıkçıydılar.
MAT 4:19 İsa onlara şöyle dedi: “Peşimden gelin! Sizi bana insan kazanan balıkçılar yapacağım”
MAT 4:20 Anında ağlarını bırakıp İsaʼnın peşinden gittiler.
MAT 4:21 İsa oradan ilerleyince, başka iki kardeş gördü. Onlar Zebediʼnin oğlu Yakub ve onun kardeşi Yuhannaʼydı. Babaları Zebedi ile birlikte teknedeydiler, ağlarını tamir ediyorlardı. İsa onları da çağırdı.
MAT 4:22 Onlar da hemen tekneyi ve babalarını bırakıp İsaʼnın peşinden gittiler.
MAT 4:23 İsa, Celile bölgesinin her tarafını dolaştı. Halkın toplantı yerlerinde vaaz edip göksel krallık hakkındaki Müjdeʼyi duyurdu. Halkın arasında her türlü hastalığı ve sakatlığı iyileştirdi.
MAT 4:24 Oʼnun adı bütün Suriyeʼye yayıldı. Çeşitli hastalıklara tutulanları, acı içinde kıvrananları, cinlileri, saralıları ve felçlileri Oʼna getirdiler. İsa da onları iyileştirdi.
MAT 4:25 Celile ve Dekapolis bölgelerinden, Yeruşalimʼle Yahudiyeʼden ve Şeria ırmağının ötesinden gelen büyük kalabalıklar Oʼnun arkasından gidiyordu.
MAT 5:1 İsa kalabalıkları görünce bir tepeye çıktı. Oturduktan sonra, öğrencileri Oʼnun yanına geldiler.
MAT 5:2 İsa da onlara şöyle vaaz etmeye başladı:
MAT 5:3 “Ne mutlu ruhsal fakirlere! Çünkü Göklerin Krallığı onlarındır.
MAT 5:4 Ne mutlu yas tutanlara! Çünkü onlar teselli bulacaklar.
MAT 5:5 Ne mutlu yumuşak huylu olanlara! Çünkü onlar yeryüzünü miras alacaklar.
MAT 5:6 Ne mutlu doğruluğa acıkmış ve susamış insanlara! Çünkü onlar doyacaklar.
MAT 5:7 Ne mutlu merhametli olanlara! Çünkü onlara da merhamet edilecek.
MAT 5:8 Ne mutlu yüreği temiz olanlara! Çünkü onlar Allahʼı görecekler.
MAT 5:9 Ne mutlu barış getirenlere! Çünkü onlara Allah evlatları denecek.
MAT 5:10 Ne mutlu doğru olanı yaptıkları için eziyet görenlere! Çünkü Göklerin Krallığı onlarındır.
MAT 5:11 Benim yüzümden insanlar size hakaret ve eziyet ettikleri zaman ne mutlu size! Hakkınızda yalan yere her türlü kötü söz söylediklerinde size ne mutlu!
MAT 5:12 Sevinin, şen olun, çünkü gökte ödülünüz büyük olacak. Zaten sizden önceki peygamberlere de aynı şekilde eziyet ettiler.
MAT 5:13 Dünyanın tuzu sizsiniz. Ama tuz tadını kaybederse, tekrar ona nasıl tuz tadı verilebilir? O artık dışarı atılmak ve insanların ayakları altında çiğnenmekten başka bir işe yaramaz.
MAT 5:14 Dünyanın ışığı sizsiniz. Tepe üzerine kurulan şehir saklı kalamaz.
MAT 5:15 Kimse de bir lamba yakıp onu bir kabın altına koymaz. Hayır, onu lambalığa koyar ve evdeki herkese aydınlık verir.
MAT 5:16 Aynı bunun gibi, sizin ışığınız da insanların gözü önünde parlasın. Öyle ki, yaptığınız iyilikleri görüp gökteki Babanızʼı yüceltsinler.
MAT 5:17 Sakın Tevratʼı ya da peygamberlerin yazdıklarını ortadan kaldırmaya geldiğimi sanmayın. Ben onları ortadan kaldırmaya değil, tamamlamaya geldim.
MAT 5:18 Size doğrusunu söylüyorum: Yer ve gök ortadan kalkmadan, her şey yerine gelmeden, Tevratʼtan tek bir ufak harf ya da çizgi bile asla yok olmayacak.
MAT 5:19 Bu sebeple, her kim bu buyrukların en ufağını bozup insanlara da aynısını yapmayı öğretirse, o kişi Göklerin Krallığıʼnda önemsiz sayılacak. Ama onları kim yerine getirip başkalarına öyle yapmayı öğretirse, o kişiye Göklerin Krallığıʼnda önemli denilecek.
MAT 5:20 Çünkü size şunu söylüyorum: Doğruluğunuz Tevrat uzmanlarının ve Ferisilerin doğruluğundan daha üstün olmazsa, Göklerin Krallığıʼna asla giremezsiniz.
MAT 5:21 Atalarımıza ‘Adam öldürmeyin!’ ve ‘Kim adam öldürürse, yargılanacak’ denildiğini işittiniz.
MAT 5:22 Ancak ben size şunu diyorum: Kardeşine öfkelenen herkes yargılanmayı hak edecek. Kardeşine boş kafalı diyen, Meclisʼin önünde hesap verecek. Birine aptal diyen kişi, cehennem ateşini hak edecek.
MAT 5:23 Sen kurban yerinde Allahʼa bir adak getirirken, kardeşinin sana karşı bir şikâyeti olduğunu hatırlarsan,
MAT 5:24 o vakit adağını kurban yerinin önünde bırak ve git. Önce kardeşinle barış, sonra dön ve adağını sun!
MAT 5:25 Senden davacı olan kişiyle bir an önce, henüz yoldayken anlaş. Öyle ki, o seni yargıca vermesin. Yargıç da seni gardiyana teslim etmesin, o da seni hapishaneye atmasın.
MAT 5:26 Sana doğrusunu söylüyorum: borcunu son kuruşuna kadar ödemeden oradan çıkamazsın.
MAT 5:27 ‘Zina etmeyin!’ denildiğini işittiniz.
MAT 5:28 Ama ben size diyorum: her kim bir kadına bakarsa ve onda gözü kalırsa, o kişi zaten yüreğinde zina etmiştir.
MAT 5:29 Sağ gözün seni iman yolundan saptırırsa, onu çıkar at! Bütün bedenin cehenneme atılacağına bedeninin bir parçasının yok olması senin için daha iyidir.
MAT 5:30 Sağ elin seni iman yolundan saptırırsa, onu kes at! Bütün bedenin cehenneme atılacağına bedeninin bir parçasının yok olması senin için daha iyidir.
MAT 5:31 Şöyle de denildi: ‘Karısını boşayan adam ona bir boşanma kâğıdı versin.’
MAT 5:32 Ama ben size diyorum ki, her kim karısını evlilik dışı seksüel ilişkiden başka bir sebeple boşarsa, o kadının zina işlemesine sebep olur. Hem de, kim boşanmış kadınla evlenirse, zina işlemiş olur.
MAT 5:33 Atalarımıza, ‘Yalan yere yemin etmeyin, Rabbin huzurunda ettiğiniz yeminleri yerine getirin’ denildiğini de işittiniz.
MAT 5:34 Ama ben size diyorum ki: hiç yemin etmeyin! Gök üzerine yemin etmeyin, çünkü gök Allahʼın tahtıdır.
MAT 5:35 Yeryüzü üzerine de yemin etmeyin, çünkü yeryüzü Allahʼın ayaklarının basamağıdır. Yeruşalim üzerine yemin etmeyin, çünkü Yeruşalim Büyük Kralʼın şehridir.
MAT 5:36 Kendi başınızın üzerine de yemin etmeyin, çünkü saçınızın tek bir telini bile ak, ya da kara yapamazsınız.
MAT 5:37 Söylemek istediğiniz söz evet ise, ‘evet’ deyin, hayır ise ‘hayır’ deyin. Ondan ötesi Şeytanʼdandır.
MAT 5:38 ‘Göze göz, dişe diş’ denildiğini işittiniz.
MAT 5:39 Ama ben size diyorum ki: size kötülük yapana karşı direnmeyin. Hayır, kim sağ yanağınıza bir tokat atarsa, ona öbür yanağınızı da çevirin.
MAT 5:40 Size karşı dava açıp gömleğinizi almak isteyene paltonuzu da verin.
MAT 5:41 Sizi bin adım gitmeye zorlayan adamla iki bin adım gidin.
MAT 5:42 Sizden dileyene verin. Ödünç isteyeni geri çevirmeyin.
MAT 5:43 ‘Komşunuzu sevin, ama düşmanınızdan nefret edin!’ denildiğini işittiniz.
MAT 5:44 Ama ben size diyorum: düşmanlarınızı sevin, size eziyet edenler için dua edin.
MAT 5:45 Öyle ki, gökteki Babanızʼın evlatları olasınız. Çünkü O güneşini hem kötülerin, hem de iyilerin üzerine parlatır. Hem doğru olanlara, hem de doğru olmayanlara yağmur yağdırır.
MAT 5:46 Çünkü sadece sizi sevenleri severseniz, ne ödülünüz olur? Vergi memurları bile aynısını yapmazlar mı?
MAT 5:47 Sadece kardeşlerinize selam verirseniz, diğer insanlardan fazla ne yapmış olursunuz? Diğer milletler bile aynısını yapmazlar mı?
MAT 5:48 Bunun için, gökteki Babanız nasıl kusursuzsa siz de öyle kusursuz olun!”
MAT 6:1 “Sakın gösteriş için insanların gözü önünde iyilik yapmayın. Yoksa gökteki Babanızʼdan ödülünüz olmaz.
MAT 6:2 Bu sebeple, fakirlere yardım ettiğiniz zaman, bunu davul zurnayla duyurmayın. İkiyüzlüler toplantı yerlerinde ve sokaklarda öyle yaparlar. Yeter ki, insanlar onlara saygı göstersinler. Size doğrusunu söylüyorum: onlar ödüllerini zaten aldılar.
MAT 6:3 Hayır! Siz fakir birine yardım ettiğiniz zaman, sol eliniz sağ elinizin ne yaptığını bilmesin.
MAT 6:4 Öyle ki, ettiğiniz yardım gizli kalsın. Gizli olanı gören Göksel Babanız size karşılık verecek.
MAT 6:5 Dua ettiğiniz zaman ikiyüzlüler gibi yapmayın. Onlar toplantı yerlerinde ve sokaklarda dikilip dua etmeye bayılırlar. Yeter ki, insanlar onları görsün. Size doğrusunu söylüyorum: onlar ödüllerini zaten aldılar.
MAT 6:6 Ama siz dua ettiğiniz zaman odanıza girin, kapıyı kapatın, gözle görülmeyen göksel Babanızʼa dua edin. Gizlice yaptığınızı gören Babanız size karşılık verecek.
MAT 6:7 Dua ettiğiniz zaman, aynı boş lafları tekrarlayıp durmayın. Diğer milletler öyle yapıyorlar. Çünkü çok laf ettikleri için Allahʼın onları işiteceğini sanıyorlar.
MAT 6:8 Onlar gibi olmayın. Göksel Babanız ihtiyacınızın ne olduğunu siz daha dilemeden bilir.
MAT 6:9 Onun için siz şöyle dua edin: ‘Gökteki Babamız! Senin adın kutsal olsun.
MAT 6:10 Senin krallığın gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin istediğin olsun.
MAT 6:11 Bugün bize gündelik ekmeğimizi ver.
MAT 6:12 Bize karşı suç işleyenleri nasıl bağışladıysak, sen de bizim suçlarımızı bağışla.
MAT 6:13 Bizi doğru yoldan saptıracak bir duruma düşürme, ama kötü olandan kurtar. Çünkü krallık, güç ve yücelik, sonsuzlara kadar senindir. Amin.’
MAT 6:14 Çünkü siz insanların suçlarını bağışlarsanız, gökteki Babanız da sizi bağışlayacak.
MAT 6:15 Ama insanları bağışlamazsanız, Babanız da sizin suçlarınızı bağışlamayacak.
MAT 6:16 Oruç tuttuğunuz zaman, ikiyüzlüler gibi surat asmayın. Onlar, insanlar oruçlu olduklarını fark etsinler diye kara kara bakınırlar. Size doğrusunu söylüyorum: onlar ödüllerini zaten aldılar.
MAT 6:17 Fakat siz oruç tuttuğunuz zaman, başınıza koku sürün ve yüzünüzü yıkayın.
MAT 6:18 Öyle ki, insanlar değil, gözden uzak olan Babanız oruç tuttuğunuzu görsün. Gizlice yaptığınızı gören Babanız size karşılık verecek.
MAT 6:19 Yeryüzünde kendinize servet biriktirmeyin. Burada böcek ve küf onları yiyip bitirir. Hırsızlar da evi basıp serveti çalarlar.
MAT 6:20 Hayır! Kendinize gökte bir servet biriktirin. Orada ne böcek ne de küf onları yiyip bitirmez. Hırsızlar da evi basıp onları çalamazlar.
MAT 6:21 Çünkü servetiniz neredeyse, yüreğiniz de orada olacak.
MAT 6:22 Bedenin ışığı gözdür. Öyleyse gözünüz sağlam olursa, bütün bedeniniz aydınlık olur.
MAT 6:23 Ama gözünüz kötü olursa, bütün bedeniniz karanlık olur. Sizdeki aydınlık karanlık olursa, o karanlık ne kadar korkunçtur!
MAT 6:24 Kimse iki efendiye kölelik edemez. Ya birinden nefret edip, öbürünü sevecek, ya da birine bağlanıp, öbürünü hor görecek. Siz hem Allahʼa, hem de paraya kölelik edemezsiniz.
MAT 6:25 Bunun için size şunu söylüyorum: Ne yiyip ne içeceğiz diye canınızı sıkmayın. Ne giyeceğiz diye de bedeniniz için kaygılanmayın. Can yiyecekten, beden de giyecekten daha önemlidir, öyle değil mi?
MAT 6:26 Gökteki kuşlara bakın: ne ekerler ne biçerler, ne de ambarlarda yiyecek biriktirirler. Fakat gökteki Babanız onları besler. Siz onlardan daha değerli değil misiniz?
MAT 6:27 Hangi biriniz kaygılanarak ömrünü bir saat bile uzatabilir?
MAT 6:28 Elbise için neden kaygılanıyorsunuz? Tarladaki çiçeklere bakın nasıl büyürler! Ne iş yaparlar, ne de dikiş dikerler.
MAT 6:29 Yine de size şunu söylüyorum: Kral Süleyman gösterişli hayat yaşadı. Ama o bile, bu çiçeklerden biri kadar güzel giyinmemişti.
MAT 6:30 Otlar bir gün çayırda büyür, ertesi gün fırına atılır. Ey siz imanı az olanlar! Allah otları bile öyle giydiriyorsa, mutlaka sizi de giydirecek, öyle değil mi?
MAT 6:31 Onun için yiyeceğimizi ve içeceğimizi nasıl sağlayacağız, örtünmek için nasıl elbise bulacağız diye kaygılanmayın.
MAT 6:32 Çünkü diğer milletler hep böyle şeylerin peşindeler. Oysa gökteki Babanız bütün bunlara muhtaç olduğunuzu biliyor.
MAT 6:33 Siz Allahʼın Krallığıʼna ve doğru yoluna öncelik verin. O zaman size bütün bu şeyler de verilecek.
MAT 6:34 O halde yarın için kaygılanmayın. Yarının derdi yarına kalsın. Her günün derdi kendine yeter.”
MAT 7:1 “Başkasını yargılamayın ki, siz de yargılanmayasınız.
MAT 7:2 Çünkü nasıl suçlarsanız öyle suçlanacaksınız. Bir de hangi ölçüyle yargılarsanız, siz de aynı ölçüyle yargılanacaksınız.
MAT 7:3 Neden başkasının gözündeki çöpü görüyorsun da, kendi gözündeki kütüğü görmüyorsun?
MAT 7:4 Kendi gözünde kütük varken, nasıl kardeşine, ‘İzin ver, gözündeki çöpü çıkarayım’ dersin?
MAT 7:5 Seni ikiyüzlü seni! Önce kendi gözündeki kütüğü çıkar. O zaman kardeşinin gözündeki çöpü çıkarmak için daha iyi görürsün.
MAT 7:6 Kutsal olanı köpeklere vermeyin, ve incilerinizi domuzların önüne atmayın. Yoksa onları ayaklarının altında çiğnerler. Sonra da dönüp sizi paramparça ederler.
MAT 7:7 Dileyin, size verilecek. Arayın, bulacaksınız. Kapıyı çalın, size açılacak.
MAT 7:8 Çünkü her dileyen alır, arayan bulur ve kapıyı çalana kapı açılır.
MAT 7:9 Aranızda hangi adam oğlu ondan ekmek isteyince, ona taş verir?
MAT 7:10 Ya da ondan balık isteyince ona yılan verir?
MAT 7:11 Kötü olan sizler bile çocuklarınıza iyi hediyeler vermeyi biliyorsunuz. Öyleyse, gökteki Babanızın da ondan isteyenlere iyi olanı vereceği daha kesin değil mi?
MAT 7:12 Öyleyse, insanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın. Tevratʼın ve peygamberlerin söyledikleri budur.
MAT 7:13 Dar kapıdan girin. Çünkü geniş kapı ve rahat yol yıkıma götürür. Oradan girenler çoktur.
MAT 7:14 Hayata götüren kapı ise dardır ve yolu zahmetlidir. Onu bulanlar da azdır.
MAT 7:15 Sahte peygamberlerden sakının! Aranıza koyun kılığında girerler, fakat aslında yırtıcı kurtlardır.
MAT 7:16 Onları meyvelerinden tanıyacaksınız. Üzümler çalılardan toplanmaz, incirler de dikenlerden toplanmaz, öyle değil mi?
MAT 7:17 Demek ki, her iyi ağaç iyi meyve verir, ama kötü ağaç kötü meyve verir.
MAT 7:18 İyi ağaç kötü meyve veremez, kötü ağaç da iyi meyve veremez.
MAT 7:19 İyi meyve vermeyen her ağaç kesilip ateşe atılır.
MAT 7:20 Evet, onları meyvelerinden tanıyacaksınız.
MAT 7:21 Bana ‘Efendimiz, Efendimiz!’ diyen herkes Göklerin Krallığıʼna girmeyecek. Ama kim gökte olan Babamʼın isteğini yerine getirirse, o girecek.
MAT 7:22 O gün çok kişi bana şöyle diyecek: ‘Efendimiz, Efendimiz! Biz senin adınla peygamberlik etmedik mi? Senin adınla cinleri kovmadık mı? Senin adınla birçok mucize yapmadık mı?’
MAT 7:23 O zaman ben onlara açıkça diyeceğim ki: ‘Sizi hiç tanımadım. Defolun, sizi kötülük yapanlar.’
MAT 7:24 Bunun için, her kim benim bu sözlerimi işitirse, ve ona göre yaşarsa, akıllı bir adama benzer. Böyle bir adam evini kaya üzerine kurar.
MAT 7:25 Sonra yağmur yağar, seller yükselir, rüzgar eser ve o eve çarpar. Fakat ev yıkılmaz, çünkü kaya üzerine kurulmuştur.
MAT 7:26 Oysa her kim benim bu sözlerimi işitirse ama ona göre yaşamazsa, akılsız bir adama benzer. Böyle bir adam evini kum üzerine kurar.
MAT 7:27 Sonra yağmur yağar, seller yükselir, rüzgar eser ve o eve çarpar. Ev de yıkılır, korkunç bir şekilde mahvolur.”
MAT 7:28 İsa bu konuşmayı bitirince, halk Oʼnun öğrettiklerine şaşırıp kaldı.
MAT 7:29 Çünkü onlara Tevrat uzmanları gibi değil, yetkiye sahip biri olarak vaaz ediyordu.
MAT 8:1 İsa tepeden indi. Büyük bir kalabalık Oʼnun arkasından yürüdü.
MAT 8:2 Bu sırada cüzzam hastası bir adam yaklaştı. İsaʼnın ayaklarına kapanarak şöyle dedi: “Ey Efendim! İstersen, beni hastalığımdan temizleyebilirsin!”
MAT 8:3 İsa elini uzatıp adama dokundu ve, “İsterim” dedi. “Temiz ol!” Anında adam cüzzam hastalığından temizlendi.
MAT 8:4 İsa adama şöyle dedi: “Bunu kimseye anlatma. Ancak git, rahibe görün. Sonra Musaʼnın buyurduğu kurbanı sun. Bu herkese şahitlik olacak.”
MAT 8:5 İsa Kefernahumʼa geldikten sonra, Romalı bir yüzbaşı Oʼna yaklaştı ve şöyle yalvardı:
MAT 8:6 “Efendimiz, evde genç bir hizmetkârım var, eli ayağı tutmaz oldu, büyük acılar içinde yatıyor.”
MAT 8:7 İsa adama, “Gelip onu iyileştireceğim” dedi.
MAT 8:8 Ama yüzbaşı şöyle cevap verdi: “Efendimiz, evime kadar gelmene layık değilim. Sadece bir söz söyle, o zaman hizmetkârım iyileşecek.
MAT 8:9 Çünkü ben de buyruk altında bir adamım. Benim de buyruğumda askerlerim var. Birisine ‘Git’ derim, gider. Başkasına ‘Gel’ derim, gelir. Köleme de ‘Şunu yap’ derim, yapar.”
MAT 8:10 İsa bunu duyunca hayret etti ve Oʼnu izleyenlere şöyle dedi: “Size doğrusunu söylüyorum: İsrail halkında hiç kimsede bu kadar büyük imana rastlamadım.
MAT 8:11 Size derim ki, Doğudan ve batıdan çok kişi gelecek ve Göklerin Krallığıʼnda İbrahim, İshak ve Yakubʼla birlikte sofraya oturacaklar.
MAT 8:12 Ama bu krallığın asıl vatandaşları dışarıya atılıp karanlıkta kalacaklar. Orada ağlayıp dişlerini gıcırdatacaklar.”
MAT 8:13 Sonra İsa yüzbaşıya dedi: “Git, sen nasıl iman ettiysen, öyle olsun.” O anda genç hizmetkâr iyileşti.
MAT 8:14 İsa Petrusʼun evine geldi. Petrusʼun kaynanasının ateşler içinde hasta yattığını gördü.
MAT 8:15 İsa onun eline dokununca kadının ateşi düştü. Sonra kadın kalkıp İsaʼya hizmet etmeye başladı.
MAT 8:16 Akşam olunca, İsaʼya cinli birçok kişiyi getirdiler. İsa emir vererek cinleri kovdu ve bütün hastaları iyileştirdi.
MAT 8:17 Böylece Allahʼın Peygamber Yeşayaʼnın aracılığıyla söylediği şu söz yerine geldi: “Zayıflıklarımızı O üstlendi. Hastalıklarımızı O yüklendi.”
MAT 8:18 İsaʼnın etrafına kalabalıklar toplandı. İsa bunu görünce öğrencilerine gölün öbür tarafına geçmelerini söyledi.
MAT 8:19 Bir Tevrat uzmanı gelip İsaʼya şöyle dedi: “Öğretmenim, sen nereye gidersen peşinden geleceğim”.
MAT 8:20 İsa ona şöyle cevap verdi: “Tilkilerin yatacak yerleri var. Gökteki kuşların da yuvaları var. Ama İnsan Oğluʼnun başını koyacak yeri yok.”
MAT 8:21 Başka bir öğrenci İsaʼya “Efendim, izin ver de, önce gidip babamı gömeyim” dedi.
MAT 8:22 İsa ona şöyle karşılık verdi: “Sen benim peşimden gel. Bırak, ölüler kendi ölülerini gömsünler.”
MAT 8:23 İsa tekneye bindi. Öğrencileri de Oʼnunla beraber gittiler.
MAT 8:24 Aniden gölde büyük bir fırtına koptu. Öyle ki, dalgalar tekneyi yutacak gibiydi. Fakat İsa uykuya dalmıştı.
MAT 8:25 Öğrencileri gelip Oʼnu uyandırdılar. “Efendimiz!” dediler. “Kurtar bizi, boğuluyoruz!”
MAT 8:26 İsa onlara şöyle dedi: “Neden korkuyorsunuz, sizi imanı az olanlar?” Sonra kalktı, rüzgarı ve gölü azarladı. Ortalık tamamen sakinleşti.
MAT 8:27 Adamlar hayret ettiler. “Bu nasıl bir adam ki, rüzgar ve göl bile Oʼnun buyruğuna uyuyor?” dediler.
MAT 8:28 Gölün öbür tarafına, Gadara kasabasının yakınındaki topraklara geldiler. Cinli iki adam İsaʼyı karşıladı. Bu adamlar mezarlık olarak kullanılan mağaralarda yaşıyorlardı. Onlar o kadar belalıydı ki, kimse o yoldan geçemezdi.
MAT 8:29 Bu iki adam İsaʼya bağırıp şöyle dediler: “Ey Allahʼın Oğlu, bizden ne istiyorsun? Vaktinden önce bize işkence etmeye mi geldin?”
MAT 8:30 Onlardan biraz uzakta büyük bir domuz sürüsü otluyordu.
MAT 8:31 Cinler İsaʼya şöyle yalvarmaya başladılar: “Madem bizi kovacaksın, o zaman domuz sürüsüne yolla.”
MAT 8:32 İsa onlara “Gidin!” dedi. Onlar da adamlardan çıkıp domuzların içine girdiler. Bütün sürü dik yamaçtan aşağı göle atladı. Domuzlar boğularak öldüler.
MAT 8:33 Domuzları otlatanlar oradan kaçıp kasabaya gittiler. Orada cinli adamlara olanlar dahil, her şeyi anlattılar.
MAT 8:34 Bunun üzerine kasabadaki herkes İsaʼyı karşılamaya çıktı. Oʼnu görünce o bölgeden ayrılması için Oʼna yalvardılar.
MAT 9:1 İsa tekneye binip gölün karşı tarafına geçti ve kendi kasabasına geldi.
MAT 9:2 Oʼna döşek üzerinde yatan felçli bir adam getirdiler. İsa onların imanını görünce felçli adama, “Evladım” dedi. “Gözün aydın! Günahların bağışlandı.”
MAT 9:3 Bunun üzerine Tevrat uzmanlarından bazıları aralarında, “Bu adam Allahʼa hakaret ediyor!” diye homurdandılar.
MAT 9:4 Ama İsa onların düşüncelerini anlayıp şunu sordu: “Aklınızda neden kötülüğe yer veriyorsunuz?
MAT 9:5 Hangisi daha kolay? ‘Günahların bağışlandı’ demek mi, yoksa ‘Kalk, yürü’ demek mi?
MAT 9:6 Ama İnsan Oğluʼnun yeryüzünde günahları bağışlama yetkisine sahip olduğunu bilesiniz diye…” Sonra felçli adama, “Kalk, yatağını al ve evine git” dedi.
MAT 9:7 Adam da kalkıp evine gitti.
MAT 9:8 Halk bunu görünce hayran kaldı. İnsanlara bu yetkiyi veren Allahʼı övdüler.
MAT 9:9 İsa oradan yoluna devam etti. Vergi toplanma yerinde oturan Matta adındaki adamı gördü. Ona “Peşimden gel!” dedi. O da kalkıp İsaʼnın peşinden gitti.
MAT 9:10 Sonra İsa Mattaʼnın evinde sofra başındayken, vergi memurları dahil birçok günahkâr geldi. Onlar İsaʼyla ve Oʼnun öğrencileriyle birlikte yemek yiyorlardı.
MAT 9:11 Ferisiler bunu görünce İsaʼnın öğrencilerine şöyle dediler: “Öğretmeniniz niçin vergi memurları ve günahkârlarla yemek yiyor?”
MAT 9:12 Ama İsa bunu işitince, “Sağlıklı insanların değil, hasta olanların doktora ihtiyacı var” diye cevap verdi.
MAT 9:13 “Gidin şu ayetin anlamını öğrenin: ‘Kurban değil merhamet istiyorum.’ Ben doğru kişileri değil, günahkârları tövbeye çağırmaya geldim.”
MAT 9:14 Sonra Yahyaʼnın öğrencileri İsaʼya gelip sordular: “Biz oruç tutuyoruz, Ferisiler de oruç tutuyorlar. Neden senin öğrencilerin oruç tutmuyor?”
MAT 9:15 İsa onlara şöyle cevap verdi: “Damat onların arasındayken, damadın arkadaşları yas tutar mı? Ama gün gelecek, damat aralarından alınacak. İşte, o zaman oruç tutacaklar.
MAT 9:16 Hiç kimse yepyeni bir kumaş parçasını alıp onu eski bir elbiseye yama yapmaz. Yoksa yama elbiseden sökülür ve yırtık daha büyür.
MAT 9:17 Hiç kimse de yeni şarabı eski tulumlara doldurmaz. Yoksa tulumlar patlar. Şarap dökülür ve tulumlar paramparça olur. Hayır, yeni şarap yeni tulumlara doldururlar. Böylece ikisi de korunur.”
MAT 9:18 İsa daha bu şeyleri onlara anlatırken, bir halk lideri gelip Oʼnun önünde yere kapandı ve şöyle dedi: “Kızım az önce öldü. Ama gelip elinle ona dokunursan, o yaşayacak”.
MAT 9:19 İsa kalkıp öğrencileriyle birlikte adamın ardından gitti.
MAT 9:20 Bu sırada bir kadın İsaʼnın arkasından yaklaştı. Kadının on iki yıldan beri kanaması vardı. Hemen gelip İsaʼnın elbisesinin kenarına dokundu.
MAT 9:21 Çünkü kadın kendi kendine şöyle demişti: “Elbisesine bir dokunursam, iyileşirim.”
MAT 9:22 İsa dönüp kadını görünce ona, “Kızım, gözün aydın! İmanın seni kurtardı” dedi. Kadın o anda iyileşti.
MAT 9:23 İsa halk liderinin evine geldi. Avluda cenaze müziği çalanları ve gürültülü kalabalığı gördü.
MAT 9:24 “Dışarı çıkın!” dedi. “Kız ölmedi, sadece uyuyor.” İsaʼyla alay ettiler.
MAT 9:25 Kalabalık dışarıya çıkarıldıktan sonra, İsa kızın bulunduğu odaya girdi. Kızın elini tuttu ve kız ayağa kalktı.
MAT 9:26 Bu haber bütün bölgeye yayıldı.
MAT 9:27 İsa oradan yoluna devam ederken, iki kör adam Oʼnu izledi. Onlar İsaʼya yüksek sesle, “Davud Oğlu, bize acı!” dediler.
MAT 9:28 İsa eve girdikten sonra, kör adamlar Oʼna yaklaştılar. İsa da onlara şunu sordu: “Gözlerinizi açabileceğime inanıyor musunuz?” Oʼna, “Evet Efendimiz, inanıyoruz” dediler.
MAT 9:29 O zaman İsa onların gözlerine dokunup “İmanınıza göre olsun” dedi.
MAT 9:30 Onların gözleri açıldı ve İsa onları çok sıkı uyardı. “Bakın, bu işten kimsenin haberi olmasın!” dedi.
MAT 9:31 Fakat onlar dışarı çıkıp İsa hakkındaki haberi bütün bölgeye yaydılar.
MAT 9:32 Onlar dışarı çıkınca, İsaʼya konuşamayan cinli bir adam getirildi.
MAT 9:33 Cin kovulduktan sonra adam konuşmaya başladı. Halk da şaşırıp kaldı. “İsrailʼde şimdiye kadar hiç böyle bir şey görülmedi” dediler.
MAT 9:34 Ama Ferisiler, “Cinleri cinlerin lideri Şeytanʼın gücüyle kovuyor” dediler.
MAT 9:35 İsa o bölgedeki bütün köyleri ve kasabaları dolaştı. Halkın toplantı yerlerinde vaaz edip göksel krallık hakkındaki Müjdeʼyi duyurdu. Her türlü hastalığı ve sakatlığı iyileştirdi.
MAT 9:36 Kalabalıkları görünce onlara acıdı, çünkü onlar üzgün ve endişeliydiler. Çobansız koyunlar gibiydiler.
MAT 9:37 O zaman öğrencilerine şunu söyledi: “Toplanacak ekin bol, ama işçi az.
MAT 9:38 Onun için, ekin Sahibiʼne yalvarın ki, ekinleri biçmeye işçi göndersin.”
MAT 10:1 İsa on iki öğrencisini yanına çağırdı. Onlara şeytani ruhların üzerine yetki verdi. Böylece şeytani ruhları kovacak, her tür hastalığı ve sakatlığı iyileştireceklerdi.
MAT 10:2 On iki elçinin adları şunlardır: Birincisi, Petrus lakabıyla tanınan Simun ve onun kardeşi Andreas, Zebediʼnin oğlu Yakub ve onun kardeşi Yuhanna,
MAT 10:3 Filipus ve Bartalmay, Tomas ve vergi memuru Matta, Alpay oğlu Yakub ve Taday,
MAT 10:4 Yurtsever Simun ve İsaʼya ihanet eden Yahuda İskariyot.
MAT 10:5 İsa bu on iki adamı hizmete gönderdi. Göndermeden önce onlara şu emirleri verdi: “Diğer milletlere gitmeyin, Samiriyelilerin hiçbir kasabasına girmeyin.
MAT 10:6 Onun yerine kaybolmuş koyunlara benzeyen İsrail halkına gidin.
MAT 10:7 Gittiğiniz her yerde ‘Göklerin Krallığı yaklaştı’ haberini bildirin.
MAT 10:8 Hastaları iyileştirin, ölüleri diriltin, cüzzam hastalarını temiz kılın, cinleri kovun. Bu gücü karşılıksız aldınız, karşılıksız kullanın.
MAT 10:9 Keselerinize altın, gümüş, ya da bakır almayın.
MAT 10:10 Yolculuk için yiyecek torbası, yedek gömlek, sandalet ya da değnek almayın. Çünkü işçi yiyeceğini hak eder.
MAT 10:11 Hangi kasabaya, hangi köye girerseniz, orada saygıdeğer biri var mı diye araştırın. Ayrılana kadar o kişinin evinde kalın.
MAT 10:12 O eve girerken ona esenlik dileyin.
MAT 10:13 Evdekiler buna layıksa, dilediğiniz esenlik onların üzerine kalsın. Ama layık değillerse, esenlik dileğiniz size geri dönsün.
MAT 10:14 Eğer bir ev ya da kasaba halkı sizi iyi karşılamaz ve söylediklerinizi dinlemezse, o yerden ayrılın. Ayrılırken de ayaklarınızın tozunu silkin.
MAT 10:15 Size doğrusunu söylüyorum: Dünyanın yargılanacağı günde Sodom ve Gomora o kasabadan daha hafif bir ceza alacaklar.
MAT 10:16 Bakın, ben sizi koyunlar gibi kurtların arasına yolluyorum. Bunun için yılan gibi akıllı ve güvercin gibi zararsız olun.
MAT 10:17 İnsanlardan sakının! Çünkü sizi dava yerlerine teslim edecekler ve toplantı yerlerinde kamçılayacaklar.
MAT 10:18 Benim yüzümden sizi valilerin ve kralların önüne getirecekler. Bu sizin için onlara ve diğer milletlere şahitlik etme fırsatı olacak.
MAT 10:19 Onlar sizi dava yerlerine teslim edince, neyi nasıl söyleyeceğiz diye, hiç kaygılanmayın. Çünkü o anda söyleyeceğiniz sözler size verilecek.
MAT 10:20 Zaten konuşan siz olmayacaksınız, sizin içinizde konuşan Göksel Babanızʼın Ruhu olacak.
MAT 10:21 Kardeş kardeşi, baba da evladını ölüme teslim edecek. Çocuklar da anne babalarına karşı ayaklanıp onları öldürtecekler.
MAT 10:22 Benim adım yüzünden herkes sizden nefret edecek. Ama kim sonuna kadar dayanırsa, o kurtulacak.
MAT 10:23 Size bir kasabada eziyet ederlerse, başka kasabaya kaçın. Size doğrusunu söylüyorum: İnsan Oğlu gelene kadar siz İsrailʼdeki kasabaları dolaşmayı bitiremezsiniz.
MAT 10:24 Öğrenciöğretmeninden, köle de efendisinden üstün değildir.
MAT 10:25 Yeter ki, öğrenci öğretmeniyle, köle de efendisiyle aynı durumda olsun. Evin efendisine Şeytan derlerse, ev halkına neler demezler!
MAT 10:26 Bunun için onlardan korkmayın. Çünkü açığa çıkarılmayacak üstü kapalı bir şey yoktur. Bilinmeyecek gizli bir şey de yoktur.
MAT 10:27 Size karanlıkta ne söylediysem, onu aydınlıkta söyleyin. Kulağınıza fısıldanan sözleri evin çatısından duyurun.
MAT 10:28 Bedeni öldüren ama ruhu öldürmeye gücü olmayanlardan korkmayın. Yalnız Allahʼtan korkun. Oʼnun hem ruhu hem de bedeni cehennemde yok etmeye gücü vardır.
MAT 10:29 İki serçe kuşu bir bakır paraya satılmıyor mu? Fakat Babanızʼın haberi olmadan onlardan bir tanesi bile yere düşmez.
MAT 10:30 Saçınızın her teli bile sayılmıştır.
MAT 10:31 Onun için korkmayın. Siz birçok serçeden daha değerlisiniz.
MAT 10:32 Her kim bana ait olduğunu insanların önünde duyurursa, ben de onun bana ait olduğunu gökte olan Babamʼın önünde duyuracağım.
MAT 10:33 Ama her kim beni insanların önünde reddederse, ben de onu gökte olan Babamʼın önünde reddedeceğim.
MAT 10:34 Yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın. Barış değil, kılıç getirmeye geldim.
MAT 10:35 Çünkü ben bir adamın babasıyla arasını açmaya geldim. Kızın annesiyle ve gelinin kaynanasıyla arasını açmaya geldim.
MAT 10:36 İnsanın düşmanı kendi ev halkı olacak.
MAT 10:37 Kim annesini ve babasını benden daha çok severse, o bana layık değildir. Kim oğlunu ya da kızını benden daha çok severse, o da bana layık değildir.
MAT 10:38 Çarmıhını yüklenip peşimden gelmeyen kişi bana layık değildir.
MAT 10:39 Kim canını kurtarmak isterse onu kaybedecek. Ama kim canını benim uğruma kaybederse onu bulacak.
MAT 10:40 Kim sizi kabul ederse, o beni de kabul etmiş olur. Kim beni kabul ederse, beni göndereni de kabul etmiş olur.
MAT 10:41 Kim bir peygamberi, peygamber olduğu için kabul ederse, o peygamberle aynı ödülü alacak. Kim doğru bir kişiyi doğru olduğu için kabul ederse, o doğru kişiyle aynı ödülü alacak.
MAT 10:42 Her kim, bu basit kişilerden birine öğrencim olduğu için sadece bir bardak soğuk su verirse, size doğrusunu söylüyorum: ödülsüz kalmayacak.”
MAT 11:1 İsa, on iki öğrencisine bu buyrukları verdikten sonra oradan ayrıldı. Halka vaaz vermek ve Allahʼın sözünü duyurmak için etraftaki kasabaları dolaştı.
MAT 11:2 Yahya hapisteyken Mesihʼin yaptıklarını işitmişti. Kendi öğrencilerinden bazılarını İsaʼya gönderdi.
MAT 11:3 Onların aracılığıyla Oʼna şunu sordu: “Gelecek olan Mesih sen misin, yoksa başkasını mı bekleyelim?”
MAT 11:4 İsa Yahyaʼnın öğrencilerine şöyle cevap verdi: “Gidin, işittiğinizi, gördüğünüzü Yahyaʼya anlatın.
MAT 11:5 Körlerin gözleri açılıyor, sakatlar yürüyor, cüzzam hastaları temiz kılınıyor, sağırlar işitiyor, ölüler diriliyor ve fakirlere Müjde duyuruluyor.
MAT 11:6 Benim hakkımda şüpheye düşmeyene ne mutlu!”
MAT 11:7 Yahyaʼnın öğrencileri oradan ayrılırken İsa halka Yahyaʼdan söz etmeye başladı: “Issız yerlere ne görmeye gittiniz? Rüzgarda sallanan bir kamış mı?
MAT 11:8 Söyleyin, ne görmeye gittiniz? Lüks elbiseler giyen bir adam mı? Bakın, lüks elbiseler giyenler kral sarayında oturanlardır.
MAT 11:9 Öyleyse ne görmeye gittiniz? Bir peygamber mi? Evet! Ama ben size diyorum ki, Yahya peygamberden de üstündür.
MAT 11:10 Yahya hakkında şu sözler yazılmıştır: ‘Bak, ben habercimi senin önünden gönderiyorum. O önden gidip senin yolunu hazırlayacak.’
MAT 11:11 Size doğrusunu söylüyorum: kadından doğanların arasında Vaftizci Yahyaʼdan daha üstün bir kişi ortaya çıkmadı. Ama Göklerin Krallığıʼnda en önemsiz kişi Yahyaʼdan üstündür.
MAT 11:12 Vaftizci Yahyaʼnın zamanından bugüne kadar Göklerin Krallığı saldırılara uğruyor ve saldırganlar onu zorla ele geçirmeye çalışıyorlar.
MAT 11:13 Çünkü Yahyaʼya kadar bütün peygamberler de, Tevrat da olacakları önceden bildirdiler.
MAT 11:14 Dediklerini kabul ederseniz, beklediğiniz İlyas Peygamber aslında Yahyaʼdır.
MAT 11:15 Kulağı olan işitsin.
MAT 11:16 Ama bu kuşağın insanlarını neye benzeteyim? Bu kuşak çarşıda oturan çocuklara benziyor. Seslerini yükseltip arkadaşlarına şöyle derler:
MAT 11:17 ‘Size kaval çaldık, oynamadınız. Cenaze ezgileri söyledik, ağlamadınız.’
MAT 11:18 Yahya geldiği zaman oruç tutup içkiden kaçındı. ‘Adamda cin var’ diyorlar.
MAT 11:19 İnsan Oğlu geldiğinde yiyip içti. Bu sefer, ‘Bakın, ne biçim adam bu!’ diyorlar. ‘Boğazına düşkün ve içkici, vergi memurlarının ve günahkârların arkadaşı.’ Oysa hikmet getirdiği sonuçlarla haklı çıkarılır.”
MAT 11:20 O zaman İsa mucizelerinin çoğunun yapıldığı kasabaları azarlamaya başladı. Çünkü bu kasabalar tövbe etmemişlerdi.
MAT 11:21 İsa şöyle dedi: “Vay senin haline ey Horazin! Vay senin haline ey Beytsayda! Çünkü sizde yapılan mucizeler Sur ve Sayda şehirlerinde yapılmış olsaydı, onlar çoktan çuval bezine sarınıp kül içinde tövbe ederlerdi.
MAT 11:22 Ben size diyorum ki, dünyanın yargılanacağı günde Sur ve Sayda sizden daha hafif bir ceza alacaklar.
MAT 11:23 Ya sen, ey Kefernahum! Göğe kadar mı yükseleceksin? Hayır, ölüler dünyasına batacaksın. Çünkü sende yapılan mucizeler Sodom şehrinde yapılmış olsaydı, Sodom bugüne kadar ayakta kalırdı.
MAT 11:24 Ama ben size diyorum ki, dünyanın yargılanacağı günde Sodom senden daha hafif bir ceza alacak.”
MAT 11:25 O sırada İsa konuşmasına şöyle devam etti: “Sana şükrediyorum, ey Baba, göğün ve yerin Efendisi, çünkü bu konuları bilgili ve akıllı kişilerden gizledin ve basit insanlara açıkladın.
MAT 11:26 Evet Baba, çünkü seni memnun eden budur.
MAT 11:27 Babam her şeyi bana emanet etti. Babaʼdan başka kimse Oğulʼu tanımaz. Babaʼyı da sadece Oğul ve Oğulʼun Oʼnu tanıtmak istediği kişiler tanır.
MAT 11:28 Ey bütün yorgunlar, yükleri ağır olanlar! Bana gelin, ben sizi rahata kavuşturacağım.
MAT 11:29 Benim boyunduruğumu üstlenin ve benden ders alın. Çünkü ben yumuşak huylu ve alçak gönüllüyüm. O zaman gönül rahatlığı bulursunuz.
MAT 11:30 Çünkü benim boyunduruğum kolay taşınır, vereceğim yük de hafiftir.”
MAT 12:1 İsa bir Şabat günü ekin tarlalarından geçiyordu. Oʼnun öğrencileri acıkmıştı ve ekin başaklarını koparıp yemeye başladılar.
MAT 12:2 Ferisiler bunu görünce İsaʼya şöyle dediler: “Bak, senin öğrencilerin Şabat gününde Tevratʼta yasaklananı yapıyorlar.”
MAT 12:3 İsa onlara şöyle dedi: “Davud ve adamları acıkınca Davudʼun ne yaptığını okumadınız mı?
MAT 12:4 Allahʼın evine girdi, hem kendisi hem de adamları adak ekmeklerinden yediler. Oysa o ekmekten yemeye sadece rahiplerin izni vardı.
MAT 12:5 Ya da Tevratʼta hiç okumadınız mı, rahipler tapınakta hizmet ederken Şabat günü emrini çiğnerler ve bu onlara günah sayılmaz?
MAT 12:6 Size şunu söylüyorum: burada tapınaktan daha önemli bir şey var.
MAT 12:7 ‘Kurban değil, merhamet istiyorum’ diyen ayetin anlamını bilseydiniz, suçsuz kişileri suçlu çıkarmazdınız.
MAT 12:8 Çünkü İnsan Oğlu olarak ben Şabat gününün efendisiyim.”
MAT 12:9 İsa oradan ayrılınca, Yahudilerin toplantı yerine girdi.
MAT 12:10 Orada eli sakat bir adam vardı. Bazıları İsaʼya, “Şabat günü şifa vermek Tevratʼa uygun mudur?” diye sordular. İsaʼyı suçlayacak bir sebep arıyorlardı.
MAT 12:11 İsa onlara şöyle cevap verdi: “Hangi biriniz Şabat günü çukura düşen koyununu oradan çekip çıkarmaz?
MAT 12:12 İnsan bir koyundan çok daha değerlidir! Bu nedenle Şabat günü iyilik yapmak Tevratʼa uygundur.”
MAT 12:13 İsa adama, “Elini uzat” dedi. Adam da elini uzattı ve eli öbür eli gibi sapasağlam oldu.
MAT 12:14 Ferisiler ise oradan uzaklaşınca İsaʼyı nasıl yok edecekleri konusunda plan kurmaya başladılar.
MAT 12:15 Ama İsa bunun farkındaydı ve oradan ayrıldı. Birçok kişi Oʼnun arkasından gitti; İsa da hepsini iyileştirdi.
MAT 12:16 Fakat İsa kim olduğunu açıklamasınlar diye onları sıkı sıkıya uyardı.
MAT 12:17 Öyle ki, peygamber Yeşayaʼnın ağzından söylenen şu söz yerine gelsin:
MAT 12:18 “İşte Hizmetkârım, Oʼnu ben seçtim. Gönlümün hoşnut olduğu sevgili Hizmetkârım Oʼdur. Ruhumʼu Oʼnun üzerine koyacağım. O da adaleti milletlere bildirecek.
MAT 12:19 O, kavga etmeyecek, bağırıp çağırmayacak. Sokakta kimse Oʼnun sesini duymayacak.
MAT 12:20 Adaletin üstün gelmesini sağlayacak. O zamana kadar ezilmiş bir kamışı kırmayacak, tüten bir fitili de söndürmeyecek.
MAT 12:21 Diğer milletler Oʼnun adına umut bağlayacak.”
MAT 12:22 Ondan sonra İsaʼya cinli bir adam getirdiler. Adam hem kör, hem de dilsizdi. İsa onu iyileştirdi, öyle ki, kör ve dilsiz adam hem görmeye, hem de konuşmaya başladı.
MAT 12:23 Halk da şaşırıp kaldı. “Bu, Davudʼun oğlu olabilir mi?” diye sordular.
MAT 12:24 Ama Ferisiler bunu işitince şöyle dediler: “Bu adam cinleri sadece cinlerin lideri Baalzevulʼun gücüyle kovuyor.”
MAT 12:25 İsa onların düşüncelerini bildiği için şöyle dedi: “İçinden bölünmüş olan her krallık yıkılır. İçinden bölünmüş şehir veya hane ayakta durmaz.
MAT 12:26 Şeytan Şeytanʼı kovarsa, kendi içinden bölünmüş demektir. O zaman onun krallığı nasıl ayakta durur?
MAT 12:27 Peki, ben cinleri Baalzevulʼun gücüyle kovuyorsam, o zaman sizin adamlarınız onları kimin gücüyle kovuyorlar? Bu durumda kendi adamlarınız sizi yargılayacak.
MAT 12:28 Ama eğer ben cinleri Allahʼın Ruhuʼyla kovuyorsam, o zaman Allahʼın Krallığı aranıza gelmiş demektir.
MAT 12:29 Bir kişi nasıl güçlü bir adamın evine girip mallarını çalabilir? Ancak adamın elini kolunu bağladıktan sonra evini soyabilir.
MAT 12:30 Benimle birlikte olmayan bana karşıdır. Benimle birlikte toplamayan, dağıtıyor demektir.
MAT 12:31 Bunun için size diyorum: insanların işlediği her günah ve ettiği her hakaret bağışlanacak. Ama Kutsal Ruhʼa edilen hakaret bağışlanmayacak.
MAT 12:32 Kim İnsan Oğluʼnu kötülerse, o kişi bağışlanacak. Ama kim Kutsal Ruhʼu kötülerse o, ne bu dünyada, ne de gelecek dünyada asla bağışlanmayacak.
MAT 12:33 Ağaca iyi bakarsanız iyi meyve verir, kötü bakarsanız kötü meyve verir. Ağaç meyvesinden tanınır.
MAT 12:34 Sizi yılan soyu sizi! Kötüyken nasıl iyi şeyler söyleyebilirsiniz? İnsanın kalbinde ne varsa ağzından o çıkar.
MAT 12:35 İyi insan iyilik dolu kalbinden iyi şeyler çıkarır. Kötü insan ise kötülük dolu kalbinden kötü şeyler çıkarır.
MAT 12:36 Size şunu da söylüyorum: Dünyanın yargılandığı gün insanlar söyledikleri her boş laf için hesap verecekler.
MAT 12:37 Çünkü sizi suçlu çıkaran da, haklı çıkaran da sözlerinizdir.”
MAT 12:38 Ondan sonra Tevrat uzmanları ve Ferisilerden bazıları İsaʼya şöyle dediler: “Öğretmenimiz, senden mucizevi bir işaret görmek istiyoruz.”
MAT 12:39 İsa onlara şöyle cevap verdi: “Kötü ve sadakatsiz kuşak mucizevi bir işaret istiyor. Ama bu kuşağa Peygamber Yunusʼun işaretinden başka bir işaret gösterilmeyecek.
MAT 12:40 Yunus üç gün, üç gece deniz canavarının karnında kaldı. Aynı bunun gibi, İnsan Oğlu da üç gün üç gece yerin bağrında kalacak.
MAT 12:41 Ninova halkı, dünyanın yargılanacağı günde bu kuşağın insanlarıyla birlikte ayağa kalkacak ve onları suçlu çıkaracak. Çünkü onlar Yunusʼun vaaz etmesi üzerine tövbe ettiler. Ama bakın, burada Yunusʼtan daha üstün olan bulunuyor.
MAT 12:42 Güney Kraliçesi dünyanın yargılanacağı günde bu kuşakla birlikte kalkacak ve onu suçlu çıkaracak. Çünkü kraliçe, Süleymanʼın hikmetli sözlerini işitmek için dünyanın öbür ucundan geldi. Ama bakın, burada Süleymanʼdan daha üstün olan bulunuyor.
MAT 12:43 Şeytani ruh insandan çıkınca susuz yerleri gezip rahat edeceği bir yer arar.
MAT 12:44 Onu bulmayınca şöyle der: ‘Çıktığım eve geri döneceğim.’ Dönünce de evi boş, süpürülmüş ve toplanmış bulur.
MAT 12:45 O vakit gidip yanına kendisinden daha kötü olan yedi cin alır. Sonra eve geri dönüp onlarla oraya yerleşir. Böylece adamın son hali önceki halinden beter olur. Bu kötü kuşağın hali de böyle olacak.”
MAT 12:46 İsa daha halkla konuşurken Oʼnun annesiyle kardeşleri gelip dışarda durdular ve Oʼnunla konuşmak istediler.
MAT 12:47 Biri İsaʼya, “Bak, annen ve kardeşlerin dışarda, seninle konuşmak istiyorlar” dedi.
MAT 12:48 Ama İsa bunu söyleyen adama şöyle cevap verdi: “Kim benim annem? Kim benim kardeşlerim?”
MAT 12:49 Sonra eliyle öğrencilerini göstererek şöyle dedi: “İşte annem, işte kardeşlerim!
MAT 12:50 Evet, gökte olan Babamʼın isteğini yerine getiren herkes kardeşim, kız kardeşim ve annemdir.”
MAT 13:1 O gün İsa evden çıkmış, gölün kenarında oturuyordu.
MAT 13:2 Etrafına büyük bir kalabalık toplandı. Bu yüzden İsa bir tekneye binip oturdu. Kalabalık ise kıyıda duruyordu.
MAT 13:3 Onlara benzetmelerle birçok şey anlattı. Şöyle dedi: “İşte, bir çiftçi ekin ekmeye gitmiş.
MAT 13:4 Ekerken bazı tohumlar yol kenarına düşmüş. Kuşlar gelip onları yemiş.
MAT 13:5 Bazı tohumlar az topraklı, taşlı yerlere düşmüş. Toprak derin olmadığı için hemen filizlenmeye başlamış.
MAT 13:6 Ama güneş çıkınca, kavrulmuş. Yeteri kadar kök salamadıkları için kuruyup gitmiş.
MAT 13:7 Bazıları da dikenlerin arasına düşmüş. Dikenler büyüyünce, ekinleri boğmuş.
MAT 13:8 Bazı tohumlar ise iyi toprağa düşmüş, kimisi yüz kat, kimisi altmış kat, kimisi de otuz kat ürün vermiş.
MAT 13:9 Kulağı olan işitsin!”
MAT 13:10 İsaʼnın öğrencileri Oʼna gelip sordular: “Niçin halka benzetmelerle vaaz ediyorsun?”
MAT 13:11 Onlara şöyle cevap verdi: “Sizlere Göklerin Krallığıʼnınsırlarını anlama gücü verildi. Ama onlara verilmedi.
MAT 13:12 Çünkü kim sahip olduğu şeyleri kullanırsa, ona daha çok verilecek, bolluğa kavuşacak. Ama kim kullanmazsa, elindeki de alınacak.
MAT 13:13 Bunun için halka benzetmelerle vaaz ediyorum. Çünkü bakıp görmüyorlar; dinleyip işitmiyorlar, hem de anlamıyorlar.
MAT 13:14 Onlar için Yeşaya Peygamberʼin şu sözü yerine geliyor: ‘Hep işiteceksiniz, ama hiç anlamayacaksınız. Hep bakacaksınız, ama hiç görmeyeceksiniz.
MAT 13:15 Çünkü bu halkın yüreği duygusuz oldu. Kulakları zor işitiyor. Gözlerini kapadılar. Öyle olmasaydı, onların gözleri görür, kulakları işitir, yürekleri anlardı. Bana dönerlerdi, ben de onlara şifa verirdim.’
MAT 13:16 Fakat ne mutlu size! Çünkü gözleriniz görüyor, kulaklarınız işitiyor.
MAT 13:17 Size doğrusunu söylüyorum: birçok peygamber ve iyi insan, sizin gördüklerinizi görmek istedi, ama görmedi. Duyduklarınızı duymak istedi, ama duymadı.
MAT 13:18 Şimdi ekin eken çiftçi benzetmesinin anlamını dinleyin:
MAT 13:19 Allahʼın Krallığı hakkındaki haberi işiten ama anlamayan bir kişi varsa, kötü olan gelip o adamın yüreğine ekilmiş olanı çalar. Yol kenarına ekilen tohum işte budur.
MAT 13:20 Taşlı toprağa ekilen tohum da şudur: kişi, sözü işittiği zaman onu hemen sevinçle kabul eder.
MAT 13:21 Ama kök salamadığı için sadece kısa bir zaman dayanır. Böyle biri Allahʼın sözü için eziyet ya da baskı görünce hemen iman yolundan döner.
MAT 13:22 Dikenler arasına ekilen tohum da şudur: kişi sözü işitir, ama dünyanın kaygıları ve zenginliğin göz boyaması sözü boğar, ve söz ürün vermez.
MAT 13:23 Bereketli toprağa ekilen tohum ise şudur: kişi sözü işitir ve anlar. O kişi gerçekten ürün verir: kimisi yüz kat, kimisi altmış kat, kimisi de otuz kat.”
MAT 13:24 İsa onlara başka bir benzetme anlattı: “Göklerin Krallığı, tarlasına iyi tohum eken adama benzer.
MAT 13:25 Ama insanlar uyurken, adamın düşmanı gelip ekinin arasına yabani ot ekip gitmiş.
MAT 13:26 Fakat ekin filizlenip başaklar serpilince, yabani otlar da ortaya çıkmış.
MAT 13:27 Toprak sahibinin köleleri ona gelip şunu sormuşlar: ‘Efendimiz, sen tarlana iyi tohum ekmedin mi? Nasıl oluyor da, onda şimdi yabani ot var?’
MAT 13:28 Adam onlara, ‘Bunu bir düşman yaptı’ demiş. Köleler de ona şunu sormuşlar: ‘O zaman gidip yabani otları sökmemizi ister misin?’
MAT 13:29 Ama adam şöyle demiş: ‘Hayır, yabani otları toplarken, belki ekini de onlarla birlikte sökersiniz.
MAT 13:30 Bırakın, biçme vaktine kadar ikisi yan yana büyüsün. Biçme vakti gelince orakçılara, “Önce yabani otları toplayın, ve yakmak için onları demet yapın. Ekinleri ise, ambarıma toplayın” diyeceğim.’ ”
MAT 13:31 İsa onlara bir benzetme daha anlattı: “Göklerin Krallığı bir hardal tohumuna benzer. Bir adam onu alıp tarlasına eker.
MAT 13:32 Hardal tohumu bütün öbür tohumlardan daha küçüktür. Ama büyüdükten sonra, bahçedeki bütün bitkilerden büyük olur. Ağaç kadar olunca kuşlar gelip onun dallarında yuva kurar.”
MAT 13:33 İsa onlara bir benzetme daha anlattı: “Göklerin Krallığı mayaya benzer. Kadın onu alıp üç büyük kap una karıştırır. En sonunda bütün hamur mayalanır.”
MAT 13:34 İsa bütün bu şeyleri kalabalıklara benzetmelerle anlattı. Benzetmeler kullanmadan onlara hiçbir şey anlatmazdı.
MAT 13:35 Böylece Allahʼın peygamberin ağzından söylediği şu söz yerine geldi: “Konuştuğum zaman benzetmeler kullanacağım. Dünyanın kurulmasından bu yana gizli kalmış şeyleri anlatacağım.”
MAT 13:36 İsa kalabalıklardan uzaklaşıp bir eve girdi. Öğrencileri de Oʼna gelip “Bize o tarladaki yabani ot benzetmesini açıkla” dediler.
MAT 13:37 İsa onlara şöyle cevap verdi: “İyi tohum eken adam İnsan Oğluʼdur.
MAT 13:38 Tarla dünyadır. İyi tohum, Krallığın evlatlarıdır, yabani otlar ise Şeytanʼın evlatlarıdır.
MAT 13:39 Onları eken düşman İblisʼtir. Biçme zamanı dünyanın sonudur. Orakçılar da meleklerdir.
MAT 13:40 Nasıl yabani otları toplayıp ateşte yaktılarsa, dünyanın sonunda da aynı öyle olacak.
MAT 13:41 İnsan Oğlu meleklerini gönderecek. Melekler, insanları yoldan saptıran her şeyi ve günah işleyen insanları Oʼnun Krallığıʼndan sökecekler.
MAT 13:42 Onları ateşli fırına atacaklar. Orada ağlayıp dişlerini gıcırdatacaklar.
MAT 13:43 O vakit doğru kişiler göksel Babalarıʼnın Krallığıʼnda güneş gibi parlayacaklar. Kulağı olan işitsin!
MAT 13:44 Göklerin Krallığı tarlada gömülmüş bir hazineye benzer. Adamın biri onu bulunca saklamış. O kadar sevinmiş ki, gidip varını yoğunu satmış ve o tarlayı satın almış.
MAT 13:45 Yine Göklerin Krallığı güzel inciler arayan bir tüccara benzer.
MAT 13:46 Çok değerli bir inci bulunca, adam gidip varını yoğunu satmış ve o inciyi satın almış.
MAT 13:47 Yine Göklerin Krallığı denize atıldığında her çeşit balık yakalayan balıkçı ağına benzer.
MAT 13:48 Ağ dolunca, onu kıyıya çekerler. Sonra oturup iyi balıkları kaplara koyarlar, ama işe yaramayanları atarlar.
MAT 13:49 Dünyanın sonunda da böyle olacak: melekler çıkıp kötüleri iyilerden ayıracaklar.
MAT 13:50 Kötüleri ateşli fırına atacaklar. Orada ağlayıp dişlerini gıcırdatacaklar.
MAT 13:51 Bütün bunları anladınız mı?” İsaʼya, “Evet” dediler.
MAT 13:52 İsa onlara şöyle dedi: “Bunun için, Göklerin Krallığıʼnınöğrencisi olan her Tevrat uzmanı, ambarından hem yeni, hem de eski şeyler çıkaran ev sahibine benzer.”
MAT 13:53 İsa bu benzetmeleri bitirince oradan ayrıldı.
MAT 13:54 Kendi memleketine geldi ve Yahudilerin toplantı yerinde vaaz etmeye başladı. Dua evindekiler hayret içinde şöyle dediler: “Bu adam bu hikmeti ve mucize yapma gücünü nereden aldı?
MAT 13:55 Bu, marangozun oğlu değil mi? Annesinin adı Meryem değil mi? Kardeşleri Yakub, Yusuf, Simun ve Yahuda değil mi?
MAT 13:56 Kız kardeşleri aramızda değil mi? Madem öyle, bu adam bütün bu şeyleri nereden alıyor?”
MAT 13:57 Böylece gücenip İsaʼyı reddettiler. Ama İsa onlara şöyle dedi: “Bir peygamberin saygı görmediği tek yer kendi memleketi ve ailesidir.”
MAT 13:58 Onların imansızlığı yüzünden orada fazla mucize yapmadı.
MAT 14:1 O arada bölge Kralı Hirodes İsa hakkındaki haberi duydu.
MAT 14:2 Adamlarına şöyle dedi: “Bu Vaftizci Yahyaʼdır! Ölümden dirildi! İşte o yüzden bu mucizeleri yapma gücüne sahip.”
MAT 14:3 Hirodes, kardeşi Filipusʼun karısı Hirodiya yüzünden Yahyaʼyı yakalatıp bağlamış ve hapishaneye atmıştı.
MAT 14:4 Çünkü Yahya ona şöyle derdi: “Kardeşinin karısıyla birleşmen Tevratʼa aykırıdır.”
MAT 14:5 Aslında Hirodes Yahyaʼyı öldürtmek istiyordu, ama halkın tepkisinden korkuyordu. Çünkü onlar Yahyaʼyı peygamber sayıyorlardı.
MAT 14:6 Hirodesʼin doğum günü gelince, Hirodiyaʼnın kızı ortaya çıkıp göbek attı. Bu da Hirodesʼin hoşuna gitti.
MAT 14:7 Yemin ederek her ne dilerse ona vereceğine söz verdi.
MAT 14:8 Kız annesinin kışkırtmasıyla şöyle dedi: “Bana bir tepsi üzerinde Vaftizci Yahyaʼnın kafasını getir.”
MAT 14:9 Kral buna üzüldü. Ama sofra başındaki misafirlerin önünde yemin etmişti. Bu yüzden dileğin yerine getirilmesini buyurdu.
MAT 14:10 Haber yollayıp hapishanede Yahyaʼnın kafasını kestirdi.
MAT 14:11 Kafayı tepsi üzerinde getirip kıza verdiler, kız da onu annesine götürdü.
MAT 14:12 Yahyaʼnın öğrencileri geldiler ve Yahyaʼnın cesedini alıp gömdüler. Sonra gidip İsaʼya haber verdiler.
MAT 14:13 İsa bunu işitince oradan çekildi. Öğrencileriyle baş başa kalmak için tekneyle ıssız bir yere gitti. Halk bunu öğrenince kasabalardan çıkıp karadan yürüyerek İsaʼnın ardından gitti.
MAT 14:14 İsa tekneden inince büyük bir kalabalık gördü. Onlara acıdı ve onların hastalarını iyileştirdi.
MAT 14:15 Akşam olunca öğrencileri Oʼnun yanına gelip şöyle dediler: “Burası ıssız bir yer, hem de vakit çok ilerledi. Halkı gönder de, etraftaki köylere gitsinler, kendilerine yiyecek alsınlar.”
MAT 14:16 Ama İsa onlara, “Gitmeleri lazım değil. Onlara siz yiyecek verin!” dedi.
MAT 14:17 İsaʼya, “Burada yalnız beş ekmekle iki balığımız var” dediler.
MAT 14:18 İsa, “Onları bana buraya getirin” dedi.
MAT 14:19 Halka çayırlığa oturmalarını emretti. Sonra beş ekmekle iki balığı aldı, gözlerini göğe kaldırarak şükretti. Ekmekleri bölüp öğrencilerine verdi. Öğrencileri de ekmekleri halka dağıttılar.
MAT 14:20 Herkes yiyip doydu. Artakalan parçaları topladılar ve onlarla on iki sepet doldurdular.
MAT 14:21 Kadın ve çocukların dışında yemek yiyen aşağı yukarı beş bin kişi vardı.
MAT 14:22 İsa hemen öğrencilerine tekneye bindirdi. Onları kendisinden önce gölün öbür tarafına gönderdi. O arada halkı evlerine gönderecekti.
MAT 14:23 Halkı yolcu ettikten sonra, dua etmek için tek başına bir tepeye çıktı. Akşam olunca orada yalnız kaldı.
MAT 14:24 Tekne ise, karadan epey uzakta, dalgalarla boğuşuyordu. Çünkü rüzgar karşı yönden esiyordu.
MAT 14:25 Sabaha doğru İsa gölün üstünde yürüyüp onlara yaklaştı.
MAT 14:26 Öğrenciler Oʼnun gölün üstünde yürüdüğünü görünce dehşete kapıldılar. “Bu bir hayalettir!” diye korkudan bağırmaya başladılar.
MAT 14:27 İsa ise hemen onlara, “Rahat olun! Benim! Korkmayın!” dedi.
MAT 14:28 Petrus Oʼna şöyle cevap verdi: “Efendimiz eğer sensen, bana buyruk ver de, su üstünde yürüyerek sana geleyim.”
MAT 14:29 İsa, “Gel” dedi. Petrus tekneden inip suyun üzerinde yürüdü ve İsaʼya doğru ilerledi.
MAT 14:30 Ama güçlü rüzgarı fark edince, korktu ve batmaya başladı. “Efendimiz, kurtar beni!” diye bağırdı.
MAT 14:31 İsa hemen elini uzatıp onu tuttu ve, “Ey kıt imanlı adam! Niçin şüphe ettin?” dedi.
MAT 14:32 Tekneye bindiler ve rüzgar dindi.
MAT 14:33 Teknedekiler İsaʼya tapındılar. “Sen gerçekten Allahʼın Oğluʼsun!” dediler.
MAT 14:34 Gölü geçip, Ginnesar taraflarında karaya vardılar.
MAT 14:35 Oranın halkı İsaʼyı tanıdı. Hemen etraftaki bölgelere haber yolladılar. İsaʼya hasta olan herkesi getirdiler.
MAT 14:36 Hastalar İsaʼnın sadece elbisesinin eteğine dokunabilmek için yalvardılar. Oʼna dokunan herkes şifa buldu.
MAT 15:1 Daha sonra Yeruşalimʼden bazı Ferisiler ve Tevrat uzmanları İsaʼya geldiler ve şöyle dediler:
MAT 15:2 “Öğrencilerin neden atalarımızın adetlerini bozuyorlar? Yemekten önce ellerini din adetine göre yıkamıyorlar.”
MAT 15:3 Ama İsa onlara şöyle cevap verdi: “Ya siz? Siz kendi adetleriniz uğruna niçin Allahʼın buyruğunu çiğniyorsunuz?
MAT 15:4 Çünkü Allah şöyle buyurdu: ‘Annenize babanıza saygı gösterin’ ve ‘Kim annesini ve babasını aşağılarsa, ölüm cezasını hak eder.’
MAT 15:5 Sizler ise şöyle diyorsunuz: ‘Kim annesine ya da babasına “Sana yardım etmek için vereceğim şeyleri Allahʼa adadım” derse,
MAT 15:6 o kişi annesine ve babasına saygı göstermeye mecbur değildir.’ Böylece kendi adetleriniz yüzünden Allahʼın sözünü geçersiz kılıyorsunuz.
MAT 15:7 Sizi ikiyüzlüler sizi! Peygamber Yeşaya hakkınızda ne kadar doğru konuştu:
MAT 15:8 Allah diyor ki, ‘Bu halk beni dudaklarıyla sayıyor, ama yürekleri benden uzaktır.
MAT 15:9 Boşuna bana tapıyorlar. Vaaz ettikleri, insan buyruklarıdır.’ ”
MAT 15:10 İsa kalabalığı yanına çağırıp onlara şöyle dedi: “İşitin ve anlayın!
MAT 15:11 Ağza giren hiçbir şey insanı kirletmez. İnsanı kirleten şey ağızdan çıkandır.”
MAT 15:12 O zaman öğrencileri İsaʼya gelip şöyle dediler: “Biliyor musun, Ferisiler bu sözü işitince darıldılar?”
MAT 15:13 İsa onlara şöyle cevap verdi: “Gökteki Babamʼın dikmediği her fidan kökünden sökülecek.
MAT 15:14 Bırakın gitsinler. Onlar kör insanların kör rehberleridir. Kör adam başka bir kör adama yol gösterirse, ikisi de çukura düşer.”
MAT 15:15 Petrus İsaʼya, “Bu benzetmeyi bize açıklar mısın?” dedi.
MAT 15:16 İsa şöyle konuştu: “Siz de mi hâlâ anlamıyorsunuz?
MAT 15:17 Aklınız ermiyor mu? Ağza giren her şey mideye iner, oradan da dışarı atılır?
MAT 15:18 Ama ağızdan çıkan şeyler yürekten gelir. İşte, insanı kirleten onlardır.
MAT 15:19 Çünkü kötü düşünceler insanın yüreğinden çıkar. Bunlar, adam öldürme, zina, evlilik dışı seksüel ilişkiler, hırsızlık, yalancı şahitlik ve iftiralara yol açar.
MAT 15:20 İnsanı kirleten şeyler bunlardır. Ama ellerini din adetine göre yıkamadan yemek yemek insanı kirletmez.”
MAT 15:21 İsa oradan çekilip Sur ve Sayda taraflarına gitti.
MAT 15:22 Oralardan Kenanlı bir kadın gelip İsaʼya yüksek sesle yalvardı: “Efendimiz, ey Davud Oğlu, bana merhamet et! Kızım cine tutuldu, çok acı çekiyor.”
MAT 15:23 Fakat İsa ona hiç cevap vermedi. Öğrencileri de İsaʼya gelip şöyle rica ettiler: “Kadını sal gitsin, çünkü arkamızdan bağırıp duruyor.”
MAT 15:24 Ama İsa şöyle dedi: “Ben sadece İsrail halkına gönderildim. Onlar kaybolmuş koyunlar gibidir.”
MAT 15:25 Kadın ise gelip İsaʼnın önünde yere kapandı ve “Efendimiz, bana yardım et!” dedi.
MAT 15:26 İsa ona şöyle cevap verdi: “Çocukların ekmeğini alıp köpeklerin önüne atmak doğru değil.”
MAT 15:27 Kadın da, “Evet, Efendimiz, öyle. Ama köpekler bile, efendilerinin masasından düşen ekmek kırıntılarını yer” dedi.
MAT 15:28 O zaman İsa ona şöyle cevap verdi: “İmanı büyük bir kadınsın! İstediğin gibi olsun.” O anda kadının kızı iyileşti.
MAT 15:29 İsa oradan ayrılıp Celile Gölüʼnün kenarına gitti. Sonra bir tepeye çıkıp oturdu.
MAT 15:30 Büyük kalabalıklar Oʼna geldi. Topal, sakat, kör, dilsiz olanları ve daha bir sürü hastayı getirdiler. Onları İsaʼnın ayaklarının dibine yatırdılar. İsa da onları iyileştirdi.
MAT 15:31 Dilsizler konuşmaya başladı, sakatlar iyileşti, topallar yürüdü ve körler gördü. İnsanlar bunu görünce, şaşırıp kaldılar ve İsrail halkının tapındığı Allahʼı övdüler.
MAT 15:32 İsa öğrencilerini yanına çağırıp şöyle dedi: “Halka acıyorum. Üç gündür, yanımdalar ve yiyecek bir şeyleri yok. Yolda bayılmasınlar diye onları aç karnına göndermek istemiyorum.”
MAT 15:33 Öğrencileri Oʼna, “Böyle ıssız bir yerde bu kalabalığı doyuracak ekmeği nereden bulalım?” diye sordular.
MAT 15:34 İsa onlara, “Kaç ekmeğiniz var?” dedi. “Yedi ekmekle birkaç küçük balık” dediler.
MAT 15:35 İsa kalabalığa yere oturmalarını emretti.
MAT 15:36 Yedi ekmeği ve balıkları alıp şükretti. Bunları bölüp öğrencilerine verdi. Öğrencileri de onları kalabalığa dağıttılar.
MAT 15:37 Herkes yiyip doydu. Yemek artıklarından yedi sepet dolusu toplandı.
MAT 15:38 Kadınlar ve çocuklar sayılmazsa yemek yiyenler aşağı yukarı dört bin kişiydi.
MAT 15:39 İsa halkı gönderdikten sonra bir tekneye binip Magadan topraklarına geçti.
MAT 16:1 Ferisiler ve Sadukiler İsaʼya geldiler. Oʼnu denemek için kendilerine gökten mucizevi bir işaret göstermesini istediler.
MAT 16:2 İsa onlara şöyle cevap verdi: “Akşam olunca, ‘Gökyüzü kırmızı, demek ki hava güzel olacak’ diyorsunuz.
MAT 16:3 Sabah olunca, ‘Gökyüzü kırmızı ve bulutlu, demek ki bugün fırtına çıkacak’ diyorsunuz. Gökyüzünün görünüşünden bir anlam çıkarabiliyorsunuz da, yaşadığınız bu zamanın işaretlerinden bir anlam çıkaramıyor musunuz?
MAT 16:4 Kötü ve sadakatsiz kuşak mucizevi bir işaret istiyor. Ama bu kuşağa Peygamber Yunusʼun işaretinden başka bir işaret gösterilmeyecek.” Sonra İsa onları bırakıp gitti.
MAT 16:5 İsaʼnın öğrencileri gölün öbür tarafına geçtiler. Fakat yanlarına ekmek almayı unutmuşlardı.
MAT 16:6 İsa onlara şöyle dedi: “Dikkat edin, Ferisilerin ve Sadukilerin mayasından sakının!”
MAT 16:7 Öğrenciler aralarında tartışmaya başladılar. “Ekmek almadık diye öyle konuşuyor” dediler.
MAT 16:8 İsa bunu fark edince onlara şöyle dedi: “Ey imanı kıt olanlar! Neden ekmeğimiz yok diye tartışıp duruyorsunuz?
MAT 16:9 Daha anlamıyor musunuz? Beş ekmekle beş bin kişinin doyduğunu hatırlamıyor musunuz? Kaç sepet topladınız?
MAT 16:10 Yedi ekmekle dört bin kişinin doyduğunu da mı hatırlamıyorsunuz? O zaman kaç sepet topladınız?
MAT 16:11 Ekmek hakkında konuşmadım. Nasıl olur da bunu anlamıyorsunuz? Hayır, Ferisilerin ve Sadukilerin mayasından sakının!”
MAT 16:12 O vakit anladılar ki, İsa ekmek mayasından değil de, Ferisilerin ve Sadukilerin öğrettikleri şeylerden sakınmalarını söylüyordu.
MAT 16:13 İsa, Filipus Sezariyesi topraklarına gitti. Orada öğrencilerine şunu sordu: “İnsanlar İnsan Oğluʼnun kim olduğunu söylüyorlar?”
MAT 16:14 Oʼna şöyle cevap verdiler: “Kimisi ‘Vaftizci Yahya’ diyor. Kimisi de ‘İlyas’ diyorlar. Diğerleri de ‘Yeremya,’ ya da ‘eski peygamberlerden biri’ diyorlar.”
MAT 16:15 İsa onlara sordu: “Ya siz? Sizce ben kimim?”
MAT 16:16 Simun Petrus da şöyle cevap verdi: “Sen Mesihʼsin. Diri olan Allahʼın Oğluʼsun.”
MAT 16:17 İsa ona cevap olarak şöyle dedi: “Ne mutlu sana, ey Yunus oğlu Simun! Çünkü bunu sana açıklayan insan değil, göklerde olan Babamʼdır.
MAT 16:18 Sana şunu söylüyorum: sen Petrusʼsun. Bu kayanın üzerine topluluğumu kuracağım ve ölüler dünyasının kapıları bile ona karşı direnemeyecek.
MAT 16:19 Göklerin Krallığıʼnın anahtarlarını sana vereceğim. Yeryüzünde bağladığın her şey gökte de bağlanmış olacak. Yeryüzünde çözdüğün her şey gökte de çözülmüş olacak.”
MAT 16:20 Sonra İsa, kendisinin Mesih olduğunu kimseye söylemesinler diye öğrencilerini uyardı.
MAT 16:21 Bundan sonra İsa öğrencilerine Yeruşalimʼe gitmesi gerektiğini açıklamaya başladı. Orada liderler, başrahipler ve Tevrat uzmanlarının elinden çok acı çekmesi, öldürülmesi ve üçüncü gün ölümden dirilmesi gerektiğini söyledi.
MAT 16:22 Petrus İsaʼyı bir kenara çekip azarlamaya başladı: “Efendimiz, Allah korusun! Öyle bir şey asla başına gelmeyecek!”
MAT 16:23 Ama İsa dönüp Petrusʼa şöyle dedi: “Çekil önümden, Şeytan! Sen bana kösteksin. Çünkü düşüncelerin Allahʼtan değil, insandandır.”
MAT 16:24 Sonra İsa öğrencilerine şöyle dedi: “Bir kişi peşimden gelmek isterse, kendini gözden çıkarsın, çarmıhını yüklensin ve yolumu tutsun.
MAT 16:25 Çünkü kim canını kurtarmak isterse onu kaybedecek. Ama kim canını benim uğruma kaybederse, onu bulacak.
MAT 16:26 Bir kişi bütün dünyayı kazanır, ama canını kaybederse, bunun kendisine ne faydası olur? İnsan kendi canına karşılık olarak ne verebilir?
MAT 16:27 Ben İnsan Oğlu olarak Babamʼın yüceliği içinde meleklerimle geleceğim ve her bir insana yaptıklarına göre karşılık vereceğim.
MAT 16:28 Size doğrusunu söylüyorum: burada duran bazı kişiler İnsan Oğluʼnun kendi krallığıyla geldiğini görmeden ölümü tatmayacaklar.”
MAT 17:1 Altı gün sonra İsa, Petrusʼu, Yakubʼu ve Yakubʼun kardeşi Yuhannaʼyı yanına aldı. Onları yüksek bir dağın tepesine çıkardı. Orada yalnızdılar.
MAT 17:2 Önlerinde İsaʼnın görünüşü tamamen değişti. Yüzü güneş gibi parlamaya başladı. Elbiseleri de ışık gibi bembeyaz oldu.
MAT 17:3 O anda Musaʼyla İlyas öğrencilere göründü. İsaʼyla konuşuyorlardı.
MAT 17:4 Bunun üzerine Petrus İsaʼya şöyle dedi: “Efendimiz, iyi ki buradayız. İstersen, burada üç çardak kurayım: biri senin için, biri Musa için, biri de İlyas için.”
MAT 17:5 O daha konuşurken, işte, parlak bir bulut onların üstüne gölge yaptı. Bulutun içinden bir ses şöyle dedi: “Sevgili Oğlum budur, Oʼndan memnunum. Oʼnu dinleyin!”
MAT 17:6 Öğrenciler bunu işitince çok korktular ve yere kapandılar.
MAT 17:7 İsa gelip onlara dokundu ve “Kalkın, korkmayın!” dedi.
MAT 17:8 Başlarını kaldırıp bakınca İsaʼdan başka kimseyi görmediler.
MAT 17:9 Dağdan inerlerken İsa onlara şöyle emretti: “İnsan Oğlu ölümden dirilene kadar, gördüklerinizi kimseye anlatmayın.”
MAT 17:10 Öğrencileri İsaʼya şunu sordular: “Peki Tevrat uzmanları neden, ‘Önce İlyas gelmeli’ diyorlar?”
MAT 17:11 O da onlara şöyle cevap verdi: “Evet, İlyas gelecek ve her şeyi yeniden düzene koyacak.
MAT 17:12 Ama ben size diyorum: İlyas zaten geldi. Onu tanımadılar. Ona istedikleri gibi yaptılar. İnsan Oğlu da bunun gibi onların elinden acı çekecek.”
MAT 17:13 O vakit öğrenciler İsaʼnın Vaftizci Yahya hakkında konuştuğunu anladılar.
MAT 17:14 İsaʼyla üç öğrencisi halkın yanına dönünce adamın biri İsaʼya gelip önünde diz çöktü ve şöyle dedi:
MAT 17:15 “Efendimiz, çocuğuma merhamet et. O saralıdır ve çok acı çekiyor. Sık sık ateşe ya da suya düşüyor.
MAT 17:16 Oğlumu senin öğrencilerine getirdim, ama onu iyileştiremediler.”
MAT 17:17 İsa cevap olarak şöyle dedi: “Ey imansız ve yoldan sapmış kuşak! Ne zamana kadar sizinle beraber olacağım? Ne zamana kadar size katlanacağım? Çocuğu buraya, bana getirin.”
MAT 17:18 İsa cini azarladı, o da çocuktan çıktı. Çocuk da aynı anda iyileşti.
MAT 17:19 Sonra İsa yalnızken öğrencileri Oʼna gelip, “Biz cini neden kovamadık?” diye sordular.
MAT 17:20 İsaʼnın onlara cevabı şuydu: “İmanınız yetersiz de, ondan. Size doğrusunu söylüyorum: hardal tohumu kadar imanınız olsa, şu dağa ‘Buradan kalk, oraya git’ dersiniz, o da gider. Sizin için hiçbir şey imkansız olmayacak.”
MAT 17:22 Celile bölgesinde bir araya geldiklerinde İsa öğrencilerine şöyle dedi: “İnsan Oğlu yakın bir zamanda insanların eline teslim edilecek.
MAT 17:23 Oʼnu öldürecekler, ama O üçüncü gün ölümden dirilecek.” Öğrenciler bu söze çok üzüldüler.
MAT 17:24 İsaʼyla öğrencileri Kefernahumʼa geldiler. Orada iki dirhemlik tapınak vergisini toplayan memurlar Petrusʼa gelip şunu sordular: “Öğretmeniniz iki dirhemi ödemiyor mu?”
MAT 17:25 Petrus, “Ödüyor” dedi. Petrus eve gelince, İsa hemen onunla konuşmaya başladı: “Simun, ne diyorsun? Sence dünyadaki krallar kimden gümrük ya da vergi alıyorlar, kendi evlatlarından mı, yoksa yabancılardan mı?”
MAT 17:26 Petrus, “Yabancılardan” diye cevap verdi. Bunun üzerine İsa ona, “Demek, evlatlar vergiden serbesttir” dedi.
MAT 17:27 “Fakat vergi toplayanları gücendirmeyelim. Göle git, oltayı at ve tuttuğun ilk balığın ağzını aç. Orada dört dirhemlik bir para bulacaksın. Bu parayı al, hem kendin hem de benim için onlara ver.”
MAT 18:1 O sırada öğrencileri İsaʼya gelip şunu sordular: “Acaba Göklerin Krallığıʼnda en önemli kimdir?”
MAT 18:2 İsa bir çocuğu çağırıp onu aralarına aldı.
MAT 18:3 Sonra şöyle dedi: “Size doğrusunu söylüyorum: Siz bu fikrinizden dönüp çocuklar gibi olmazsanız, Göklerin Krallığıʼna asla girmeyeceksiniz.
MAT 18:4 Bunun için, her kim bu çocuk gibi alçakgönüllü davranırsa, Göklerin Krallığıʼnda en büyük odur.
MAT 18:5 Her kim böyle bir çocuğu benim adıma kabul ederse, o beni kabul etmiş olur.
MAT 18:6 Ama bana iman eden bu küçüklerden birini yoldan saptıran kişinin vay haline! Boynuna büyük bir değirmen taşı bağlanması ve denizin dibine atılıp boğulması kendisi için daha iyi olur.
MAT 18:7 İnsanları yoldan saptıran tuzaklar yüzünden vay dünyanın haline! Bu tuzakların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Ama bu tuzaklara sebep olan kişinin vay haline!
MAT 18:8 Elin ya da ayağın seni iman yolundan saptırırsa, onu kes at! İki elinle veya iki ayağınla hiç sönmeyen ateşe atılmaktansa, tek el ya da tek ayakla sonsuz yaşama kavuşmak senin için daha iyidir!
MAT 18:9 Gözün seni iman yolundan saptırırsa onu çıkar at! Senin için tek gözle sonsuz yaşama kavuşmak iki gözle cehennem ateşine atılmaktan daha iyidir.
MAT 18:10 Bu küçüklerden birini bile sakın hor görmeyin. Çünkü size söylüyorum, onların gökteki melekleri devamlı göksel Babamʼın yüzünü görürler.
MAT 18:12 Ne dersiniz? Bir adamın yüz koyunu varsa ve onlardan bir tanesi yolunu şaşırırsa, adam doksan dokuzu tepede bırakıp yolunu şaşıran koyunu aramaya gitmez mi?
MAT 18:13 Size doğrusunu söylüyorum, eğer onu bulursa, o koyun için, yolunu şaşırmamış doksan dokuz koyundan daha fazla sevinecek.
MAT 18:14 Aynı bunun gibi, gökteki Babanız bu küçüklerden birinin yok olmasını istemez.
MAT 18:15 İmanlı kardeşin sana karşı günah işlerse, gidip ona suçunu göster. Mesele ikinizin arasında kalsın. Seni dinlerse, kardeşini kazanmış olursun.
MAT 18:16 Ama seni dinlemezse, yanına bir ya da iki kişi daha al. Öyle ki, ‘Her suçlama iki ya da üç kişinin şahitliğiyle desteklensin.’
MAT 18:17 Kardeş onları dinlemek istemezse, meseleyi imanlılar topluluğuna bildir. Topluluğu bile dinlemek istemezse, onu putperest ya da vergi memuru gibi say.
MAT 18:18 Size doğrusunu söylüyorum ki, yeryüzünde bağladığınız her şey, gökte de bağlanmış olacak. Yeryüzünde çözdüğünüz her şey gökte de çözülmüş olacak.
MAT 18:19 Size şunu da söylüyorum: yeryüzünde sizden iki kişi bir şey dilerse ve o konuda aynı fikirde olurlarsa, gökteki Babam onların dilediğini yapacak.
MAT 18:20 Çünkü iki ya da üç kişi nerede benim adımı anarak bir araya gelirlerse, ben oradayım, onların arasındayım.”
MAT 18:21 Sonra Petrus İsaʼya gelip şöyle dedi: “Efendimiz, imanlı kardeşim bana karşı kaç defa günah işlerse onu bağışlamalıyım? Yedi kereye kadar mı?”
MAT 18:22 İsa ona şöyle dedi: “Ben sana diyorum ki, yedi kere değil, yetmiş kere yediye kadar.
MAT 18:23 Bu konuda bir örnek vereyim: Göklerin Krallığı, görevlileriyle hesap görmek isteyen bir kral gibidir.
MAT 18:24 Hesapları görürken krala dünya kadar borcu olan bir köle getirmişler.
MAT 18:25 Adamın borcunu ödeyecek bir şeyi yokmuş. Efendisi ise borcun ödenmesi için adamın karısı, çocukları ve bütün mallarıyla birlikte satılmasını emretmiş.
MAT 18:26 Bunun üzerine köle, kralın önünde yere kapanıp yalvarmaya başlamış: ‘Ne olur, azıcık daha dayan, sana bütün borcumu öderim.’
MAT 18:27 Kölenin efendisi ona acımış. Onu serbest bırakıp bütün borcunu silmiş.
MAT 18:28 Fakat köle çıkıp hizmet arkadaşlarından birini bulmuş. Arkadaşının ona yüz gümüş para borcu varmış. Köle arkadaşını yakasından tutup boğmaya başlamış. ‘Borcunu öde!’ demiş.
MAT 18:29 Bunun üzerine arkadaşı yere kapanıp köleye yalvarmaya başlamış: ‘Ne olur, azıcık daha dayan. Sana borcumu ödeyeceğim.’
MAT 18:30 Fakat köle razı gelmemiş. Gidip hizmet arkadaşını borcunu ödeyene kadar hapishaneye attırmış.
MAT 18:31 Kölenin diğer arkadaşları olanları görünce çok üzülmüşler ve gidip efendilerine olup biten her şeyi ayrıntılı olarak anlatmışlar.
MAT 18:32 Efendisi köleyi çağırtmış ve ona şöyle demiş: ‘Seni namussuz köle seni! Bana yalvardın diye, senin bütün borcunu sildim.
MAT 18:33 Benim sana merhamet ettiğim gibi, senin de hizmet arkadaşına merhamet etmen lazımdı, değil mi?’
MAT 18:34 Efendisi çok öfkelenmiş. Bütün borcunu ödeyene kadar köleyi işkencecilere teslim etmiş.
MAT 18:35 Her biriniz kardeşini yürekten bağışlamazsa, gökteki Babam da aynısını size yapacak.”
MAT 19:1 İsa bu konuşmayı bitirdikten sonra Celileʼden ayrıldı ve Şeria Irmağıʼnın öte tarafındaki Yahudiye topraklarına gitti.
MAT 19:2 Büyük kalabalıklar Oʼnun arkasından gidiyordu. İsa orada onların hastalarını iyileştirdi.
MAT 19:3 Bazı Ferisiler gelip İsaʼyı denemek için şunu sordular: “Acaba erkeğin karısını herhangi bir sebep için boşaması Tevratʼa uygun mudur?”
MAT 19:4 İsa da onlara şöyle cevap verdi: “Yaradan başlangıçta insanları erkek ve kadın olarak yarattı. Bunu Tevratʼta okumadınız mı?
MAT 19:5 Allah şöyle dedi: ‘Bunun için adam annesini ve babasını bırakacak, karısına bağlanacak ve ikisi bir beden olacak.’
MAT 19:6 Şöyle ki, onlar artık iki değil, bir bedendirler. Bu sebeple, Allahʼın birleştirdiğini insan ayırmasın.”
MAT 19:7 Ferisiler İsaʼya, “Madem öyle” dediler, “Musa neden erkek boşanma kâğıdı vererek karısını boşayabilir diye buyurdu?”
MAT 19:8 İsa onlara şöyle dedi: “Musa inatçılığınız yüzünden karılarınızı boşamanıza izin verdi. Ama en başta bu böyle değildi.
MAT 19:9 Ben size diyorum ki, her kim karısını evlilik dışı seksüel ilişkiden başka bir sebeple boşayıp başka kadınla evlenirse, o kişi zina işlemiş olur.”
MAT 19:10 Öğrencileri İsaʼya, “Madem erkekle karısının durumu böyledir, hiç evlenmemek daha iyi” dediler.
MAT 19:11 İsa da onlara şöyle dedi: “Herkes bu dediklerimi kabul edemez. Sadece bunları anlama yeteneği verilenler kabul edebilir.
MAT 19:12 Evlenemeyen erkeklerin bazıları kusurlu doğup evlenemezler. Bazıları insan tarafından evlenemez hale getirilirler. Bazıları da Göklerin Krallığı için bekâr kalmaya karar verirler. Bunu kabul edebilen, kabul etsin.”
MAT 19:13 Oradakiler çocuklarını İsaʼya getirdiler. İsaʼdan onlara dokunup dua etmesini istediler. İsaʼnın öğrencileri çocukları getirenleri azarladılar.
MAT 19:14 Fakat İsa şöyle dedi: “Bırakın, çocuklar bana gelsin. Onlara engel olmayın! Çünkü Göklerin Krallığı çocuklar gibi olanlarındır.”
MAT 19:15 Elleriyle dokunup çocuklara bereket diledikten sonra oradan ayrıldı.
MAT 19:16 İşte, birisi İsaʼya gelip şunu sordu: “Öğretmenim, sonsuz yaşama sahip olmak için nasıl bir iyilik yapmalıyım?”
MAT 19:17 İsa ona şöyle dedi: “İyilik hakkında neden bana soruyorsun? İyi olan yalnız biri var. Sonsuz yaşama kavuşmak istiyorsan, Allahʼın buyruklarını yerine getir.”
MAT 19:18 Adam İsaʼya, “Hangilerini?” diye sordu. İsa ona şöyle cevap verdi: “Adam öldürmeyin, zina etmeyin, çalmayın, yalan yere şahitlik etmeyin.
MAT 19:19 Annenize babanıza saygı gösterin ve komşunuzu kendinizi sevdiğiniz gibi sevin.”
MAT 19:20 Genç adam İsaʼya, “Bütün bunları hep yerine getirdim. Daha ne eksiğim var?” dedi.
MAT 19:21 İsa ona şöyle cevap verdi: “Eğer eksiksiz olmak istersen, git mallarını sat ve parasını fakirlere ver. O zaman gökte hazinen olacak. Sonra gel, benim peşime düş.”
MAT 19:22 Genç adam bu sözü işitince üzüntü içinde ayrıldı, çünkü malı mülkü çoktu.
MAT 19:23 İsa öğrencilerine şöyle dedi: “Size doğrusunu söylüyorum: zengin bir kişinin Göklerin Krallığıʼna girmesi zordur!
MAT 19:24 Size tekrar söylüyorum: Bir devenin iğne deliğinden geçmesi, zengin bir insanın Allahʼın Krallığıʼna girmesinden daha kolaydır.”
MAT 19:25 Öğrenciler bunu duyunca çok hayret ettiler. “Öyleyse, kim kurtulabilir?” diye sordular.
MAT 19:26 İsa onlara dikkatle bakıp şöyle dedi: “İnsan için bu imkansız, fakat Allah için her şey mümkündür.”
MAT 19:27 Sonra Petrus söz alıp İsaʼya şöyle dedi: “Bak, biz her şeyi bıraktık, senin peşine düştük. Peki, karşılığımız ne olacak?”
MAT 19:28 İsa onlara şöyle dedi: “Size doğrusunu söylüyorum: her şey yenilendiği zaman İnsan Oğlu görkemli tahtına oturacak. O vakit benim peşimden gelen sizler de on iki tahta oturup İsrail halkının on iki oymağını yargılayacaksınız.
MAT 19:29 Benim uğruma evlerini, kardeşlerini, kız kardeşlerini, babasını, annesini, çocuklarını ya da tarlalarını bırakmış olan herkes, onları yüz kat geri alacak ve sonsuz yaşamı da miras alacak.
MAT 19:30 Fakat şimdi birinci olan birçokları sonuncu, sonuncu olan birçokları da birinci olacaklar.”
MAT 20:1 “Göklerin Krallığı bir bağ sahibine benzer. Adam sabah erkenden üzüm bağına işçi tutmaya gitmiş.
MAT 20:2 İşçilerle günlüğü bir gümüş paraya anlaşmış, sonra onları üzüm bağına yollamış.
MAT 20:3 Saat dokuzda tekrar dışarı çıkmış. Çarşıda boş duran başka adamlar görmüş.
MAT 20:4 Onlara şöyle demiş: ‘Siz de gidin üzüm bağına. Hakkınız ne kadarsa, size ödeyeceğim.’
MAT 20:5 Böylece onlar bağa gitmişler. Sonra öğle vakti saat on ikide, ve tekrar saat üçte bir daha çıkmış ve yine aynısını yapmış.
MAT 20:6 Saat akşamüstü beşte çıkıp yine başkalarını boş dururken bulmuş. Onlara şöyle demiş: ‘Neden bütün gün burada boş duruyorsunuz?’
MAT 20:7 ‘Kimse bizi tutmadı da ondan’ diye cevap vermişler. Üzüm bağının sahibi, ‘Siz de üzüm bağına gidin’ demiş.
MAT 20:8 Akşam olunca, bağ sahibi ustabaşına şöyle demiş: ‘İşçileri çağır, onlara gündeliklerini öde. Son tuttuğum kişilerle başla, ilk tuttuklarıma kadar devam et.’
MAT 20:9 Saat beşte tutulanlar gelince, herkes birer gümüş para almış.
MAT 20:10 Sıra ilk tutulanlara gelince, daha fazla para alacaklarını sanmışlar. Ama onlar da birer gümüş para almışlar.
MAT 20:11 Paralarını alınca bağın sahibine karşı şöyle homurdanmaya başlamışlar:
MAT 20:12 ‘Bu son gelenler sadece bir saat çalıştılar. Ama sen onları bizimle bir tutuyorsun. Fakat yakıcı güneşin altında bütün günün işini biz yüklendik.’
MAT 20:13 Bağ sahibi onlardan birine şöyle demiş: ‘Arkadaş, ben sana haksızlık etmiyorum. Seninle bir gümüş paraya anlaşmadık mı?
MAT 20:14 Hakkını al ve evine git. Bu son tuttuğum adama sana verdiğimin aynısını vermek istiyorum.
MAT 20:15 Kendi malımı istediğim gibi harcarım. Bu benim hakkım değil mi? Yoksa benim elim açık olduğu için, gözün onda mı kalıyor?’
MAT 20:16 Bunun gibi, sonuncular birinci, birinciler de sonuncu olacak.”
MAT 20:17 İsa Yeruşalimʼe gidiyordu. Yoldayken on iki elçisini bir kenara çekti ve onlara şöyle dedi:
MAT 20:18 “Bakın, Yeruşalimʼe gidiyoruz. İnsan Oğlubaşrahiplere ve Tevrat uzmanlarına teslim edilecek. Oʼnu ölüm cezasına çarptıracaklar
MAT 20:19 ve yabancıların eline teslim edecekler. Onlar da Oʼnunla alay edecek, Oʼnu kamçılayacak ve çarmıha gerecekler. Ama üçüncü gün O ölümden dirilecek.”
MAT 20:20 Sonra Zebedi oğullarının annesi oğullarıyla birlikte İsaʼya geldi. Oʼnun önünde yere kapanıp Oʼndan bir şey rica etti.
MAT 20:21 İsa kadına, “İstediğin ne?” diye sordu. Kadın Oʼna şöyle dedi: “Buyur et, senin Krallığınʼda bu benim iki oğlumdan biri senin sağında ve öbürü solunda otursun.”
MAT 20:22 İsa şöyle cevap verdi: “Siz ne istediğinizi anlamıyorsunuz. Benim yakında içeceğim acı dolu bardaktan içebilir misiniz?” “İçebiliriz” dediler.
MAT 20:23 Onlara şöyle dedi: “Evet, bardağımdan içeceksiniz. Ama sağımda ve solumda oturmak için izin vermek bana düşmez. Göksel Babam bunu kimler için hazırlamışsa, onlara verilecek.”
MAT 20:24 Öbür on öğrenci bunu duyunca, o iki kardeşe kızmaya başladılar.
MAT 20:25 Ama İsa hepsini yanına çağırıp şöyle dedi: “Bildiğiniz gibi, diğer milletlerin liderleri halklarına baskı yaparlar, ve büyük adamları onları ezerler.
MAT 20:26 Sizin aranızda böyle olmasın. Aranızda büyük olmak isteyen, diğerlerine hizmetkâr olsun.
MAT 20:27 Aranızda birinci olmak isteyen, diğerlerine kul köle olsun.
MAT 20:28 Tıpkı İnsan Oğlu gibi davransın. İnsan Oğlu Oʼna hizmet edilsin diye gelmedi. Hayır, O hizmet etmeye ve kendi canını feda ederek birçok kişiyi günaha esirlikten kurtarmaya geldi.”
MAT 20:29 İsaʼyla öğrencileri Eriha kasabasından çıkarken, büyük bir kalabalık Oʼnunla birlikte gitti.
MAT 20:30 İki kör adam yol kenarında oturuyordu. İsaʼnın yanlarından geçtiğini duyunca şöyle bağırmaya başladılar: “Efendimiz, Davud Oğlu, bize acı!”
MAT 20:31 Kalabalık sussunlar diye onlara sert çıkıştı. Fakat onlar daha da fazla bağırdılar: “Efendimiz, Davud Oğlu, bize acı!”
MAT 20:32 İsa durdu ve onları yanına çağırdı. “Sizin için ne yapmamı istiyorsunuz?” diye sordu.
MAT 20:33 Oʼna şöyle dediler: “Efendimiz, gözlerimizin açılmasını istiyoruz.”
MAT 20:34 İsa onlara acıdı. Onların gözlerine dokundu. Anında yeniden görmeye başladılar ve İsaʼnın peşinden gittiler.
MAT 21:1 İsaʼyla öğrencileriYeruşalimʼe yaklaşırken Zeytin Dağıʼnda bulunan Beytfaci Köyüʼne geldiler. O zaman İsa iki öğrencisini önden gönderdi.
MAT 21:2 Onlara şöyle dedi: “Karşınızdaki köye gidin. Varır varmaz, bağlı duran bir dişi eşek ve yanında sıpasını bulacaksınız. Onları çözün ve bana getirin.
MAT 21:3 Biri size bir şey söylerse, ona şöyle deyin: ‘Bunlar Efendimizʼe lazımdır. Onları hemen geri gönderecek.’ ”
MAT 21:4 Bu olayla peygamberin ağzından söylenen şu söz yerine gelmiş oldu:
MAT 21:5 “Siyon kızına şöyle deyin: Bak, Kralın sana geliyor, alçakgönüllü ve bir eşeğe binmiş, bir sıpaya, bir yük hayvanının yavrusuna binmiş geliyor!”
MAT 21:6 Öğrencileri de gidip, İsaʼnın buyurduğunu yaptılar.
MAT 21:7 Eşeği ve sıpayı getirdiler ve paltolarını onların üzerine koydular. İsa üstüne bindi.
MAT 21:8 Kalabalığın çoğu paltolarını yolun üzerine serdi. Başkaları da ağaçlardan dallar kesip yolun üzerine yaydılar.
MAT 21:9 İsaʼnın önünde ve arkasında birer kalabalık vardı. Şöyle bağırdılar: “Davud Oğluʼna, hozana! Rabbin adıyla gelene övgüler olsun! En yücelerde hozana!”
MAT 21:10 İsa Yeruşalimʼe girdikten sonra, bütün şehir heyecanlandı. “Kim bu?” diye sordular.
MAT 21:11 Kalabalık şöyle dedi: “Bu, Celileʼnin Nasıra kasabasından gelen peygamber İsaʼdır.”
MAT 21:12 İsa tapınak avlusuna girdi. Avluda mal satan ve alışveriş yapan herkesi kovdu. Yabancı para değiştirenlerin masalarını ve güvercin satanların iskemlelerini devirdi.
MAT 21:13 İsa onlara şöyle dedi: “Kitapʼta ‘Benim evime ibadet evi denilecek’ diye yazılmıştır. Ama siz onu ‘haydut yatağına’ çevirdiniz.”
MAT 21:14 İsa tapınak avlusundayken kör ve topal kişiler Oʼnun yanına geldiler, İsa da onları iyileştirdi.
MAT 21:15 Başrahipler ve Tevrat uzmanları ise İsaʼnın yaptığı harika mucizeleri ve tapınak avlusunda “Davud Oğluʼna hozana!” diye bağıran çocukları görünce öfkelendiler.
MAT 21:16 İsaʼya, “Bunların ne bağırdıklarını duyuyor musun?” diye sordular. İsa onlara şöyle cevap verdi: “Evet, duyuyorum. Siz şu ayeti hiç okumadınız mı? ‘Çocukların ve sütten kesilmemiş bebeklerin ağzından kendine övgüler döktürdün.’ ”
MAT 21:17 Sonra İsa onları bırakıp şehirden ayrıldı. Beytanya köyüne gitti ve orada geceledi.
MAT 21:18 Sabah erkenden şehre dönerken, İsa acıktı.
MAT 21:19 Yol kenarında bir incir ağacı gördü. Fakat yanına gidince yapraktan başka bir şey bulmadı. O zaman ağaca şöyle dedi: “Artık bir daha senden meyve çıkmasın!” Ağaç hemen kurudu.
MAT 21:20 Öğrenciler bunu görünce şaştılar. “İncir ağacı nasıl hemen kurudu?” diye sordular.
MAT 21:21 İsa onlara şöyle cevap verdi: “Size doğrusunu söylüyorum: Eğer imanınız olursa ve hiç şüphe etmezseniz, bu incir ağacına yapılanı yapmakla kalmazsınız. Şu tepeye bile, ‘Yerinden kalk, denize atıl!’ dersiniz ve dediğiniz olur.
MAT 21:22 İman ederek dua ederseniz, dilediğiniz her şeyi alacaksınız.”
MAT 21:23 İsa, tapınak avlusuna gidip vaaz etmeye başladı. O zaman başrahipler ve halkın liderleri İsaʼya gelip şöyle dediler: “Bu şeyleri ne yetkiyle yapıyorsun? Sana bu yetkiyi veren kim?”
MAT 21:24 İsa onlara şöyle cevap verdi: “Ben de size tek bir soru soracağım. Eğer bana cevap verirseniz, size bu şeyleri ne yetkiyle yaptığımı söyleyeceğim.
MAT 21:25 Yahyaʼnın vaftiz etme yetkisi nereden geldi? Allahʼtan mi, yoksa insandan mıydı?” Bu soruyu aralarında şöyle tartışmaya başladılar: “ ‘Allahʼtan’ dersek, ‘O zaman ona neden inanmadınız?’ diyecek.
MAT 21:26 Ama ‘İnsandan’ dersek, biz halkın tepkisinden korkuyoruz, çünkü hepsi Yahyaʼyı peygamber olarak kabul ediyor.”
MAT 21:27 İsaʼya “Bilmiyoruz” diye cevap verdiler. O da onlara şöyle dedi: “Ben de bu şeyleri ne yetkiyle yaptığımı size söylemeyeceğim.”
MAT 21:28 “Şuna ne dersiniz? Bir adamın iki oğlu varmış. Birincisine gidip şöyle demiş: ‘Evladım, git bugün üzüm bağında çalış.’
MAT 21:29 Oğlu da ‘Gitmek istemiyorum!’ demiş. Ama sonra pişman olup gitmiş.
MAT 21:30 Babası sonra öbür çocuğuna gitmiş ve ona aynısını söylemiş. O da ‘Olur, efendim’ demiş, ama gitmemiş.
MAT 21:31 O ikisinden hangisi babasının isteğini yerine getirdi?” “Birincisi” dediler. İsa onlara dedi: “Size doğrusunu söylüyorum: vergi memurları ve fahişeler Allahʼın Krallığıʼna sizden önce girecekler.
MAT 21:32 Yahya size doğruluk yolunu göstermek için geldi, ona inanmadınız. Fakat vergi memurları ve fahişeler ona inandılar. Siz ise bunları gördüğünüz halde pişmanlık duyup Yahyaʼya inanmadınız.
MAT 21:33 Diğer bir benzetmeye kulak verin: Bir toprak sahibi varmış. Adam üzüm bağı dikmiş, etrafına duvar çekmiş, üzüm çiğneme çukurunu kazmış, bir de gözetleme kulesi yapmış. Sonra bağını bağcılara kiraya vermiş ve yolculuğa çıkmış.
MAT 21:34 Üzüm toplama zamanı yaklaşınca, bağ sahibi bağın ürününden payına düşeni almaları için kölelerini bağcıların yanına göndermiş.
MAT 21:35 Bağcılar da adamın kölelerini alıp birini dövmüşler, diğerini öldürmüşler, üçüncüsünü de taşlamışlar.
MAT 21:36 Adam sonra öncekinden daha fazla köle göndermiş. Bağcılar onlara da aynısını yapmışlar.
MAT 21:37 En sonunda adam, ‘Oğluma saygı gösterirler’ diyerek onlara oğlunu yollamış.
MAT 21:38 Ama bağcılar adamın oğlunu görünce aralarında şöyle konuşmuşlar: ‘Mirasçı budur. Haydi, onu öldürelim de, mirası ele geçirelim.’
MAT 21:39 Böylece onu alıp bağdan dışarı atmışlar ve öldürmüşler.
MAT 21:40 O zaman bağ sahibi gelince o bağcılara ne yapacak?”
MAT 21:41 İsaʼya şöyle dediler: “O kötü adamları korkunç bir şekilde öldürecek. Bağı da kendisine ürünü vaktinde getirecek başka bağcılara kiraya verecek.”
MAT 21:42 İsa onlara şunu sordu: “Siz Kutsal Yazılarʼda şu sözleri hiç okumadınız mı? ‘İnşaatçıların reddettiği taş, binanın köşe taşı oldu. Bu iş Rabʼdendir, gözümüzde harika bir şeydir.’
MAT 21:43 Bunun için size diyorum ki, Allahʼın Krallığı sizden alınacak ve o krallığa layık ürün getiren bir millete verilecek.
MAT 21:44 Kim o taşın üzerine düşerse, paramparça olacak. O taş da kimin üzerine düşerse, onu ezip toz duman edecek.”
MAT 21:45 Başrahipler ve Ferisiler bu benzetmeleri işitince, İsaʼnın kendileri hakkında konuştuğunu anladılar.
MAT 21:46 Onu yakalamak istediler ama halkın tepkisinden korktular. Çünkü halk İsaʼyı peygamber olarak kabul ediyordu.
MAT 22:1 İsa tekrar halka benzetmeler anlatmaya başladı. Şöyle dedi:
MAT 22:2 “Göklerin Krallığı oğluna düğün yapan bir krala benzer.
MAT 22:3 Kral kölelerini gönderip düğüne davetli olanları çağırtmış. Ama gelmek istememişler.
MAT 22:4 Kral yine başka köleler gönderip onlara şöyle demiş: ‘Davetli olanlara şunu deyin: “İşte, ziyafetimi hazırladım, öküzlerimi ve besili danalarımı kestirdim. Artık her şey hazır, düğüne gelin.” ’
MAT 22:5 Ama davetliler hiç kulak asmamışlar. Herkes kendi yoluna gitmiş. Birisi tarlasına, öbürü ticaretine dönmüş.
MAT 22:6 Geri kalanlar da kralın kölelerini yakalamış, aşağılamış ve öldürmüşler.
MAT 22:7 Kral öfkelenmiş. Ordularını gönderip o katilleri yok etmiş, şehirlerini de ateşe vermiş.
MAT 22:8 Sonra kölelerine şöyle demiş: ‘Düğün hazır, ama davetliler buna layık değil.
MAT 22:9 Bunun için şehrin ana yollarına çıkın. Orada kimi bulursanız onu düğüne çağırın.’
MAT 22:10 Köleler yollara düşmüşler ve iyi kötü kimi buldularsa hepsini toplamışlar. Böylece düğün salonu misafirlerle dolmuş.
MAT 22:11 Kral misafirlerle görüşmek için içeri girdiğinde orada düğün elbisesi giymemiş olan birini görmüş.
MAT 22:12 Ona şöyle demiş: ‘Arkadaş, nasıl oldu da, düğün elbisesi giymeden buraya girdin?’ Adamın dili tutulmuş.
MAT 22:13 O zaman kral, kölelerine şöyle demiş: ‘Onun ellerini, ayaklarını bağlayın ve onu dışarıya atın, karanlıkta kalsın.’ Orada insanlar ağlayacak ve dişlerini gıcırdatacaklar.
MAT 22:14 Çünkü davetliler çok, ama seçilenler az.”
MAT 22:15 Sonra Ferisiler gidip İsaʼyı kendi sözleriyle tuzağa düşürmek için plan kurdular.
MAT 22:16 Kendi öğrencileriniHirodesçilerle birlikte İsaʼya yolladılar. Bu kişiler şöyle dediler: “Öğretmenimiz! Biliyoruz ki, sen dürüst bir adamsın ve Allahʼın yolunu doğru öğretiyorsun. Hiç taraf tutmuyorsun. İnsanlar arasında ayrım yapmıyorsun.
MAT 22:17 Peki, söyle bize, sen ne düşünüyorsun: Sezarʼa vergi ödemek Tevratʼa uygun mu, değil mi?”
MAT 22:18 Ama İsa onların kötü niyetini fark edip şöyle dedi: “Sizi ikiyüzlüler sizi! Neden beni tuzağa düşürmeye çalışıyorsunuz?
MAT 22:19 Vergi öderken kullandığınız parayı bana bir gösterin!” Oʼna bir gümüş para getirdiler.
MAT 22:20 İsa onlara, “Burada kimin resmi var, kimin adı yazılı?” diye sordu.
MAT 22:21 Oʼna, “Sezarʼın” dediler. Bunun üzerine İsa onlara şöyle dedi: “Öyleyse, Sezarʼın hakkını Sezarʼa verin, Allahʼın hakkını Allahʼa verin.”
MAT 22:22 Bunu duyunca hayret ettiler ve İsaʼyı bırakıp gittiler.
MAT 22:23 Aynı gün Sadukiler İsaʼya geldi. Sadukiler “Ölümden diriliş diye bir şey yoktur” derler. İsaʼya şunu sordular:
MAT 22:24 “Öğretmenimiz! Musa bize şöyle buyurdu: ‘Bir adamın kardeşi ölürse ve karısını çocuğu olmadan dul bırakırsa, o adam ölen kardeşinin karısıyla evlensin ve kardeşine soy yetiştirsin.’
MAT 22:25 Aramızda yedi kardeş vardı. Birincisi evlendi fakat çocuğu olmadan öldü. Karısını kardeşine bıraktı.
MAT 22:26 İkincisine de, üçüncüsüne de öyle oldu. Ta yedincisine kadar hep aynı şey oldu.
MAT 22:27 Son olarak kadın da öldü.
MAT 22:28 Öyleyse, ölüler dirildiği zaman kadın bu yedi kardeşten hangisinin karısı olacak? Çünkü hepsi onunla evlenmişti.”
MAT 22:29 Ama İsa onlara şöyle cevap verdi: “Siz Kutsal Yazılarʼı ve Allahʼın gücünü bilmediğiniz için yanılıyorsunuz.
MAT 22:30 Çünkü ölüler dirildiği zaman ne karı alırlar, ne de kocaya giderler. Gökteki melekler gibi olurlar.
MAT 22:31 Ölülerin dirilişi hakkında Allahʼın ne söylediğini okumadınız mı? O şöyle der:
MAT 22:32 ‘Ben İbrahimʼin Allahı, İshakʼın Allahı ve Yakubʼun Allahıʼyım.’ O, ölülerin Allahı değil, yaşayanların Allahıʼdır.”
MAT 22:33 Halk bunu işitince, Oʼnun öğrettiklerine şaşırıp kaldı.
MAT 22:34 Ferisiler İsaʼnın Sadukileri susturduğunu işitince, İsaʼnın yanına toplandılar.
MAT 22:35 Aralarında bir Tevrat uzmanı vardı. O, İsaʼyı tuzağa düşürmek için kendisine şu soruyu sordu:
MAT 22:36 “Öğretmenimiz! Tevratʼta en önemli buyruk hangisidir?”
MAT 22:37 İsa ona şöyle dedi: “ ‘Allahınız Rabbi bütün yüreğinizle, bütün canınınızla ve bütün aklınızla sevin.’
MAT 22:38 Birinci ve en önemli buyruk budur.
MAT 22:39 Ona benzeyen ikinci buyruk da şudur: ‘Komşunuzu kendinizi sevdiğiniz gibi sevin.’
MAT 22:40 Bütün Tevrat ve peygamberlerin yazdıkları bu iki buyruğa dayanır.”
MAT 22:41 Ferisiler toplanmışken, İsa onlara şunu sordu:
MAT 22:42 “Mesih hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce o kimin oğlu?” Oʼna, “Davud Oğlu” dediler.
MAT 22:43 İsa onlara şöyle dedi: “Peki, öyleyse, Davud Kutsal Ruh aracılığıyla ona nasıl ‘Efendim’ diyebilir? Çünkü şöyle der:
MAT 22:44 ‘Rab Efendimʼe dedi ki: “Senin düşmanlarını ayaklarının altına sereceğim. O zamana kadar sağımda otur.” ’
MAT 22:45 Davud Mesihʼe ‘Efendim’ dediğine göre, Mesih nasıl Davudʼun oğlu olabilir?”
MAT 22:46 Hiç kimse İsaʼya tek bir söz bile söyleyemedi. O günden sonra kimse Oʼna soru sormaya cesaret etmedi.
MAT 23:1 Ondan sonra İsa kalabalığa ve öğrencilerine şunları söyledi:
MAT 23:2 “Tevrat uzmanları ve Ferisiler Musaʼnın koltuğuna oturdular.
MAT 23:3 Bunun için, size söyledikleri her şeye itaat edip onu yerine getirin. Ama onlar gibi davranmayın. Çünkü onlar söyledikleri şeyleri yapmazlar.
MAT 23:4 Taşınması zor ağır yükleri bağlayıp insanların omuzlarına yüklerler. Kendileriyse bu yükleri kaldırmak için parmaklarını bile kıpırdatmak istemezler.
MAT 23:5 Yaptıkları bütün iyilikleri gösteriş için yaparlar. Örneğin, ayet kutularını büyük ve elbiselerinin püsküllerini uzun yaparlar.
MAT 23:6 Ziyafetlerde ve toplantı yerlerinde en saygın yerlerde oturmayı severler.
MAT 23:7 Çarşılarda insanların onları selamlayıp ‘Öğretmenim’ demesine bayılırlar.
MAT 23:8 Fakat insanlar size ‘Öğretmenim’ demesinler, çünkü tek bir Öğretmeniniz var, ve hepiniz kardeşsiniz.
MAT 23:9 Yeryüzünde kimseye ‘Baba’ unvanını vermeyin. Çünkü tek bir Babanız var, O da göktedir.
MAT 23:10 Size ‘Rehber’ demesinler. Çünkü tek bir Rehberiniz var, o da Mesihʼtir.
MAT 23:11 Ama sizin aranızda en önemli olan, diğerlerinin hizmetkârı olsun.
MAT 23:12 Kendini yücelten alçaltılacak, kendini alçaltan ise yüceltilecek.
MAT 23:13 Vay halinize Tevrat uzmanları ve Ferisiler, ikiyüzlüler sizi! Çünkü Göklerin Krallığıʼnın kapısını insanların yüzüne kapıyorsunuz. Hem kendiniz girmiyorsunuz, hem de girmeye hazır olanlara izin vermiyorsunuz.
MAT 23:15 Vay halinize ikiyüzlü Tevrat uzmanları ve Ferisiler! Çünkü tek bir kişiyi dininize çevirmek için deniz toprak aşarsınız. Adam dininize dönünce onu kendinizden iki kat daha fazla cehennemlik yaparsınız.
MAT 23:16 Vay halinize, halka yol gösteren körler! Diyorsunuz ki, ‘İnsan tapınak üzerine yemin ederse bu onu bağlamaz. Ama kim tapınaktaki altın üzerine yemin ederse, o artık yemini yerine getirmeye mecburdur.’
MAT 23:17 Akılsızlar! Körler! Hangisi daha önemli: altın mı, yoksa altını kutsal kılan tapınak mı?
MAT 23:18 Hem de diyorsunuz ki, ‘İnsan kurban yerinin üzerine yemin ederse, bu onu bağlamaz. Ama kim kurban yerindeki adağın üzerine yemin ederse o artık yemini yerine getirmeye mecburdur.’
MAT 23:19 Sizi körler! Hangisi daha önemli: adak mı, yoksa adağı kutsal kılan kurban yeri mi?
MAT 23:20 Bunun için, kim kurban yerinin üzerine yemin ederse, hem kurban yerinin üzerine, hem de onun üstünde olan her şeyin üzerine yemin etmiş olur.
MAT 23:21 Kim tapınak üzerine yemin ederse, hem tapınağın kendisi üzerine, hem de orada yaşayan Allahʼın üzerine yemin etmiş olur.
MAT 23:22 Kim gök üzerine yemin ederse, hem Allahʼın tahtı üzerine, hem de orada oturan Allahʼın üzerine yemin etmiş olur.
MAT 23:23 Vay halinize Tevrat uzmanları ve Ferisiler, ikiyüzlüler sizi! Çünkü nanenin, dereotunun ve kimyonun ondalığını veriyorsunuz. Ama Tevratʼın adalet, merhamet ve sadakat hakkındaki buyrukları gibi daha önemli şeyleri terk ettiniz. Asıl bunları yerine getirmeli, öbür işleri de bırakmamalıydınız.
MAT 23:24 Kör liderler sizi! Sineği süzüp deveyi yutuyorsunuz.
MAT 23:25 Vay halinize ikiyüzlü Tevrat uzmanları ve Ferisiler! Çünkü bardağın ve çanağın dış tarafını temizliyorsunuz, ama bunların içi hırsızlık ve açgözlülükle dolu.
MAT 23:26 Sizi kör Ferisiler! Önce bardağın ve çanağın içini temizleyin ki onun dış tarafı da temiz olsun.
MAT 23:27 Vay halinize ikiyüzlü Tevrat uzmanları ve Ferisiler! Kireçli türbelere benziyorsunuz. Bu türbeler dışardan güzel görünüyor, ama içleri ölü kemikler ve her türlü pislikle doludur.
MAT 23:28 Aynı bunun gibi, siz de insanlara dıştan doğru dürüst görünüyorsunuz, ama içiniz ikiyüzlülük ve kanunsuzlukla dolu.
MAT 23:29 Vay halinize ikiyüzlü Tevrat uzmanları ve Ferisiler! Çünkü peygamberlerin türbelerini yaparsınız ve iyi insanların anıtlarını süslersiniz.
MAT 23:30 Hem de dersiniz ki, ‘Biz atalarımızın zamanında yaşasaydık, peygamberlerin kanını dökenlere yardım etmezdik.’
MAT 23:31 Bunu söylerken peygamberleri öldürenlerin torunları olduğunuza kendiniz şahitsiniz.
MAT 23:32 O halde durmayın, atalarınızın başlattığı işi bitirin.
MAT 23:33 Hey, sizi yılanlar, sizi zehirli yılan soyu! Cehennemin cezasından nasıl kaçıp kurtulacaksınız?
MAT 23:34 Bu yüzden, bakın, ben size peygamberler, hikmetli adamlar ve Tevrat uzmanları göndereceğim. Onların bazılarını öldüreceksiniz, çarmıha gereceksiniz. Bazılarını da toplantı yerlerinizde kamçılayıp kasabadan kasabaya kovacaksınız.
MAT 23:35 Öyle ki, suçsuz Habilʼin kanından, Berekya oğlu Zekeriyaʼnın kanına kadar yeryüzünde ne kadar suçsuz kan dökülmüşse, siz hepsinden sorumlu tutulacaksınız. Zekeriyaʼyı siz tapınakla kurban yerinin arasında öldürdünüz.
MAT 23:36 Size doğrusunu söylüyorum: bütün bunların hesabını bu kuşak ödeyecek.
MAT 23:37 Ey Yeruşalim, Yeruşalim! Peygamberleri öldüren ve sana gönderilen elçileri taşlayan şehir! Tavuk civcivlerini kanatlarının altına nasıl toplarsa, ben de senin evlatlarını kaç defa öyle toplamak istedim. Ama siz istemediniz.
MAT 23:38 Bakın, tapınağınız size terk edilmiş durumda bırakılacak.
MAT 23:39 Size şunu diyorum, ‘Rabbin adıyla gelene övgüler olsun!’ diyene kadar beni bir daha görmeyeceksiniz.”
MAT 24:1 İsa, tapınak avlusundan çıkmış yoluna devam ediyordu. Öğrencileri Oʼna tapınak binalarını göstermek için yaklaştılar.
MAT 24:2 Ama İsa onlara şöyle karşılık verdi: “Bütün bunları görüyor musunuz? Size doğrusunu söylüyorum: burada taş üstünde taş bırakılmayacak, hepsi yıkılacak.”
MAT 24:3 İsa Zeytin Dağıʼnda tek başına otururken öğrencileri yanına gelip şöyle dediler: “Bize söyle, bu şeyler ne zaman olacak? Senin görkemli gelişini ve dünyanın sonunu gösteren işaret nedir?”
MAT 24:4 İsa onlara şöyle cevap verdi: “Bakın kimse sizi aldatmasın.
MAT 24:5 Birçok kişi benim adımı kullanarak gelecek. ‘Mesih benim’ diyecek ve birçok kişiyi aldatacak.
MAT 24:6 Savaş gürültüleri ve savaş haberleri duyacaksınız. Sakın korkmayın! Bunların olması lazım, ama dünyanın sonu hemen gelmeyecek.
MAT 24:7 Millet millete, devlet devlete saldıracak. Kimi yerlerde kıtlıklar ve depremler olacak.
MAT 24:8 Bütün bu olaylar doğum yapan kadının ilk sancıları gibi, sıkıntıların başlangıcıdır.
MAT 24:9 O zaman sizi tutuklayıp eziyet edecekler, sizi öldürecekler. Benim adım yüzünden bütün milletler sizden nefret edecek.
MAT 24:10 O zaman birçokları imandan dönecek, birbirlerine ihanet edecek ve birbirlerinden nefret edecekler.
MAT 24:11 Bir sürü sahte peygamber kalkıp birçok insanı yoldan saptıracak.
MAT 24:12 Kanunsuzluk çoğalacak ve bunun için birçoklarının sevgisi soğuyacak.
MAT 24:13 Ama kim sonuna kadar dayanırsa, o kurtulacak.
MAT 24:14 Bütün milletlere şahitlik olsun diye Göklerin Krallığı hakkındaki bu Müjde tüm dünyada duyurulacak. İşte, o zaman son gelecek.
MAT 24:15 Peygamber Daniel tapınakta dikilen, oranın ‘kutsallığını bozan rezalet’ hakkında konuşmuştu. (Okuyan anlasın!)
MAT 24:16 Bunu görünce Yahudiye bölgesinde olanlar dağlara kaçsınlar.
MAT 24:17 Evin damında olan kişi aşağı insin ama evinden bir şey almasın.
MAT 24:18 Tarlada olan kişi paltosunu almak için geri dönmesin.
MAT 24:19 Vay o günlerde hamile olanların ve bebek emzirenlerin haline!
MAT 24:20 Dua edin ki, kaçışınız kışa ya da Şabat gününe rast gelmesin.
MAT 24:21 Çünkü o günler büyük bir eziyet zamanı olacak. Dünyanın başlangıcından beri böyle bir eziyet olmadı, bir daha da olmayacak.
MAT 24:22 O günler kısaltılmasaydı, hiçbir insan kurtulmazdı. Fakat Allah seçtiği kişilerin hatırı için o günleri kısaltacak.
MAT 24:23 O zaman size birisi, ‘Bak, Mesih burada!’ ya da, ‘Bak, orada!’ derse, inanmayın.
MAT 24:24 Çünkü ‘Ben Mesihʼim’ ve ‘Ben peygamberim’ diyen yalancılar ortaya çıkacaklar. Ellerinden gelse Allahʼın seçtiği insanları bile saptırmak için büyük mucizeler ve harikalar yapacaklar.
MAT 24:25 İşte, size önceden söylüyorum.
MAT 24:26 Yani ‘Bakın, Mesih ıssız yerdedir’ derlerse, oraya çıkmayın. ‘Bakın, iç odadadır’ derlerse, inanmayın.
MAT 24:27 Çünkü nasıl şimşek doğudan çakıp batıya kadar her tarafı aydınlatırsa İnsan Oğluʼnun görkemli gelişi de aynı öyle olacak.
MAT 24:28 Leş neredeyse, akbabalar da oraya toplanır.
MAT 24:29 Ama o günlerin eziyetinden hemen sonra, ‘güneş kararacak, ay da ışığını vermeyecek. Yıldızlar gökten düşecek ve gökteki güçler sarsılacak.’
MAT 24:30 O zaman İnsan Oğluʼnun işareti gökte görünecek. O vakit dünyanın bütün halkları ağlayıp dövünecekler. İnsan Oğluʼnun gökteki bulutların üzerinde kudret ve büyük görkemle geldiğini görecekler.
MAT 24:31 İnsan Oğlu güçlü bir borazan sesiyle meleklerini gönderecek. Onlar da Oʼnun seçtiği kişileri dünyanın dört bucağından, göğün bir ucundan öbür ucuna kadar toplayacaklar.
MAT 24:32 Şimdi de, incir ağacından bir ders alın: dalları filizlenip yaprak çıkarınca, yaz mevsiminin yaklaştığını bilirsiniz.
MAT 24:33 Bunun gibi, bütün bu şeyleri gördüğünüz zaman bileceksiniz ki, Allahʼın Krallığı yakındır, kapıdadır.
MAT 24:34 Size doğrusunu söylüyorum: bütün bu şeyler yerine gelmeden bu kuşak yok olmayacak.
MAT 24:35 Gök ve yer ortadan kalkacak, ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacak.
MAT 24:36 Yalnız, o günü ve o saati hiç kimse bilmiyor: ne gökteki melekler, ne de Oğul, sadece Baba biliyor.
MAT 24:37 Çünkü Nuhʼun günlerinde nasıl olmuşsa, İnsan Oğluʼnun gelişinde de öyle olacak.
MAT 24:38 Tufandan önceki o günlerde yiyip içerlerdi, karı alıp kocaya giderlerdi. Bunlar Nuhʼun gemiye bindiği güne kadar devam etti.
MAT 24:39 Tufan gelip onların hepsini götürene kadar bir şey anlamadılar. İnsan Oğluʼnun görkemli gelişi de aynı öyle olacak.
MAT 24:40 O vakit tarlada bulunan iki adamdan birisi alınacak, öbürü bırakılacak.
MAT 24:41 Bir değirmende buğday öğüten iki kadından birisi alınacak, öbürü bırakılacak.
MAT 24:42 Bunun için tetikte durun. Çünkü Efendinizʼin hangi günde geleceğini bilmiyorsunuz.
MAT 24:43 Şunu da bilin: Eğer ev sahibi hırsızın gecenin hangi saatinde geleceğini bilseydi, tetikte durur, evinin soyulmasına izin vermezdi.
MAT 24:44 Bunun için, siz de hazır olun. Çünkü İnsan Oğlu beklemediğiniz saatte gelecek.
MAT 24:45 Sadık ve akıllı köle kimdir ki efendisi onu diğer kölelerin başına koyar ve onlara zamanında yiyecek vermesini buyurur?
MAT 24:46 Efendisinin eve döndüğünde işinin başında bulacağı o köleye ne mutlu!
MAT 24:47 Size doğrusunu söylüyorum: efendisi bu köleyi sahip olduğu bütün malın ve mülkün başına koyacak.
MAT 24:48 Ama o köle kötü niyetliyse ve kendi içinden ‘Efendimin gelmesine daha çok vakit var’ derse, arkadaşlarını dövmeye ve içkicilerle birlikte yiyip içmeye başlar.
MAT 24:50 O zaman efendisi kölenin hiç beklemediği bir gün, hiç bilmediği bir saatte gelecek.
MAT 24:51 Onu şiddetle cezalandıracak ve ikiyüzlülerin yanında ona yer verecek. Orada ağlayacak ve dişlerini gıcırdatacaklar.”
MAT 25:1 “O zaman Göklerin Krallığı lambalarını alıp damadı karşılamaya çıkan on genç kıza benzeyecek.
MAT 25:2 Bunların beşi akılsız, beşi ise akıllıymış.
MAT 25:3 Akılsız kızlar lambalarını almış, ama yanlarına yedek yağ almamışlar.
MAT 25:4 Akıllı kızlar ise yanlarına hem lambalarını hem de yağ kaplarını almışlar.
MAT 25:5 Ama damat gecikince hepsini uyku basmış ve uyumuşlar.
MAT 25:6 Gece yarısı biri şöyle bağırmış: ‘Bakın, damat geliyor! Onu karşılamaya çıkın!’
MAT 25:7 O vakit bütün kızlar kalkıp lambalarını hazırlamışlar.
MAT 25:8 Akılsız kızlar, akıllı olanlara şöyle demişler: ‘Bize yağınızdan azıcık verin, lambalarımız sönüyor.’
MAT 25:9 Ama akıllı kızlar şöyle karşılık vermiş: ‘Hayır olmaz! Yağ hem bize, hem size yetmeyecek. Bunun yerine satıcılara gidin, kendinize yağ alın.’
MAT 25:10 Onlar yağ almaya giderken, damat gelmiş ve hazırlıklı kızlar onunla birlikte içeri girip düğüne katılmışlar. Ardından kapı kilitlenmiş.
MAT 25:11 Sonra da öbür kızlar gelip, ‘Efendimiz, Efendimiz, kapıyı aç bize!’ demişler.
MAT 25:12 Ama damat şöyle cevap vermiş: ‘Size doğrusunu söylüyorum: sizi tanımıyorum.’
MAT 25:13 Bunun için, tetikte durun, çünkü geleceğim günü ve saati bilemezsiniz.
MAT 25:14 Göklerin Krallığı şuna benzer: adamın biri yolculuğa çıkmış, gitmeden önce kölelerini çağırmış ve mallarını onlara emanet etmiş.
MAT 25:15 Birine beş çuval, birine iki, birine de bir çuval altın vermiş. Herkese kendi yeteneğine göre vermiş. Sonra yolculuğa çıkmış.
MAT 25:16 Beş çuvalı alan hemen gitmiş, onlarla ticaret etmeye başlamış ve beş çuval altın daha kazanmış.
MAT 25:17 Aynı bunun gibi, iki çuvalı alan da, iki çuval altın daha kazanmış.
MAT 25:18 Ama bir çuval altın alan, gidip toprağı kazmış, efendisinin parasını oraya saklamış.
MAT 25:19 Uzun zaman sonra, o kölelerin efendisi gelmiş ve onların hesabını görmeye başlamış.
MAT 25:20 Beş çuval altın almış olan gelip beş çuval daha getirmiş ve şöyle demiş: ‘Efendimiz! Sen bana beş çuval altın emanet ettin, bak, beş çuval daha kazandım.’
MAT 25:21 Efendisi ona şöyle demiş: ‘Aferin! Sen iyi ve güvene layık bir kölesin. Küçük işlerde güvene layık çıktın, ben de seni büyük işlerin başına geçireceğim. Efendinin sevincine katıl.’
MAT 25:22 Sonra iki çuval altın almış olan gelip iki çuval daha getirmiş ve şöyle demiş: ‘Efendimiz! Sen bana iki çuval altın emanet ettin, bak, iki çuval daha kazandım.’
MAT 25:23 Efendisi ona şöyle demiş: ‘Aferin! Sen iyi ve güvene layık bir kölesin. Küçük işlerde güvene layık çıktın, ben de seni büyük işlerin başına geçireceğim. Efendinin sevincine katıl.’
MAT 25:24 Sonra bir çuval altın almış olan gelip şöyle demiş: ‘Efendimiz, senin sert bir adam olduğunu biliyordum. Ekmediğin yerden biçersin ve harman savurmadığın yerden toplarsın.
MAT 25:25 Bu sebeple korktum ve gidip senin çuvalını toprağa sakladım. İşte al malını!’
MAT 25:26 Efendisi ona şöyle cevap vermiş: ‘Seni kötü ve tembel köle seni! Benim ekmediğim yerden biçtiğimi ve harman savurmadığım yerden topladığımı bilirdin.
MAT 25:27 Öyleyse paramı bankaya koymalıydın. O zaman döndüğümde paramı faiziyle birlikte geri alırdım.’
MAT 25:28 Sonra diğer kölelere şöyle emretmiş: ‘Onun çuvalını alın ve kendisinde on çuval altın olan köleye verin.
MAT 25:29 Çünkü kim sahip olduğu şeyleri kullanırsa, ona daha çok verilecek, bolluğa kavuşacak. Ama kim kullanmazsa, elindeki de alınacak.
MAT 25:30 Şu yaramaz köleyi dışarıya atın, karanlıkta kalsın. Orada insanlar ağlayacak ve dişlerini gıcırdatacaklar.’
MAT 25:31 İnsan Oğlu bütün meleklerle birlikte kendi görkemiyle gelecek. O zaman görkemli tahtında oturacak.
MAT 25:32 Bütün milletler Oʼnun önünde toplanacaklar. O da çobanın koyunları keçilerden ayırdığı gibi, insanları birbirlerinden ayıracak.
MAT 25:33 Koyunları sağ tarafına, keçileri de sol tarafına alacak.
MAT 25:34 O zaman Kral sağ tarafındaki insanlara şöyle diyecek: ‘Ey Babamʼın övgüsünü alanlar, gelin! Dünyanın yaratılışından beri sizin için hazırlanan Krallığı miras alın.
MAT 25:35 Çünkü açtım, bana yiyecek verdiniz. Susamıştım, bana su verdiniz. Yabancıydım, bana kapı açtınız.
MAT 25:36 Çıplaktım, beni giydirdiniz. Hastaydım, bana baktınız. Hapisteydim, ziyaretime geldiniz.’
MAT 25:37 O zaman doğru kişiler Oʼna şöyle cevap verecekler: ‘Efendimiz, ne zaman seni aç gördük de, doyurduk? Ne zaman seni susuz gördük de, su verdik?
MAT 25:38 Ne zaman seni yabancı gördük de sana kapımızı açtık, çıplak gördük de seni giydirdik?
MAT 25:39 Ne zaman seni hasta ya da hapiste gördük de, ziyaret ettik?’
MAT 25:40 Kral onlara şöyle cevap verecek: ‘Size doğrusunu söylüyorum: Bu en önemsiz kardeşlerimden birine ne yaptınızsa onu bana yapmış olursunuz.’
MAT 25:41 Sonra Kral, sol tarafındakilere şöyle diyecek: ‘Yıkılın karşımdan, lanetli insanlar! İblis ve onun melekleri için hazırlanan, hiç sönmeyen ateşe gidin!
MAT 25:42 Çünkü açtım, bana yiyecek vermediniz. Susamıştım, bana su vermediniz.
MAT 25:43 Yabancıydım, bana kapı açmadınız. Çıplaktım, beni giydirmediniz. Hasta ve hapisteydim, beni ziyaret etmediniz.’
MAT 25:44 O zaman o kişiler şöyle cevap verecekler: ‘Efendimiz, seni ne vakit aç, susuz, yabancı, çıplak, hasta ya da hapiste gördük de sana yardım etmedik?’
MAT 25:45 Kral onlara şöyle karşılık verecek: ‘Size doğrusunu söylüyorum: Bu en önemsiz kişilerden birine yapmadığınız şeyi bana da yapmamış oldunuz.’
MAT 25:46 Bunlar sonsuz cezaya uğrayacaklar. Ama doğru olanlar sonsuz yaşama kavuşacaklar.”
MAT 26:1 İsa bütün bunları söyledikten sonra öğrencilerine şöyle dedi:
MAT 26:2 “Biliyorsunuz, iki gün sonra Özgürlük Bayramı olacak. O zaman İnsan Oğlu Oʼnu çarmıha gerecek olanlara teslim edilecek.”
MAT 26:3 O arada başrahipler ve halkın liderleri, Kayafa adındaki başrahibin evinde toplandılar.
MAT 26:4 İsaʼyı hileyle yakalayıp öldürmek için anlaştılar.
MAT 26:5 “Aman!” dediler. “Bayramda olmasın. Yoksa halkın arasında ayaklanma olabilir.”
MAT 26:6 İsa Beytanya köyünde, Simun adında bir adamın evindeydi. Simun daha önce cüzzam hastasıydı.
MAT 26:7 O zaman bir kadın kaymaktaşı bir kapla İsaʼya yaklaştı. Kabın içinde çok pahalı, güzel kokulu yağ vardı. İsa sofrada otururken, kadın yağı yavaşça Oʼnun başına döktü.
MAT 26:8 İsaʼnın öğrencileri bunu görünce kızdılar. “Nedir bu ziyan?” dediler.
MAT 26:9 “Bu yağ çok yüksek fiyata satılıp parası fakirlere dağıtılabilirdi.”
MAT 26:10 İsa bunu fark edince onlara şöyle dedi: “Niçin kadını üzüyorsunuz? O bana güzel bir şey yaptı.
MAT 26:11 Fakirler her zaman sizinle olacak. Ama ben her zaman sizinle olmayacağım.
MAT 26:12 Kadın bu yağı bedenime sürerek beni gömülmeye hazırladı.
MAT 26:13 Size doğrusunu söylüyorum: Müjde dünyanın neresinde duyurulursa, bu kadının yaptığı da anılacak.”
MAT 26:14 Ondan sonra, İsaʼnın on iki elçisinden biri olan Yahuda İskariyot başrahiplere gitti.
MAT 26:15 Onlara şöyle dedi: “İsaʼyı size teslim edersem bana ne verirsiniz?” Ona otuz gümüş para saydılar.
MAT 26:16 Yahuda o zamandan sonra İsaʼyı onların eline vermek için uygun bir fırsat aradı.
MAT 26:17 Mayasız Ekmek Bayramıʼnın birinci gününde, İsaʼnın öğrencileri Oʼna geldiler, “Özgürlük Bayram yemeğini sana nerede hazırlayalım?” diye sordular.
MAT 26:18 İsa dedi: “Şehre gidin, tanıdığım bir adamın yanına varıp şöyle deyin: ‘Öğretmenimiz diyor ki, Artık vaktim geldi, Özgürlük Bayramıʼnı öğrencilerimle birlikte senin evinde kutlayacağım.’ ”
MAT 26:19 Öğrenciler İsaʼnın dediğini yerine getirdiler. Böylece Özgürlük Bayram hazırlıklarını yaptılar.
MAT 26:20 Akşam olunca, İsa on iki elçisiyle birlikte sofraya oturdu.
MAT 26:21 Yemek yerlerken İsa şöyle dedi: “Size doğrusunu söylüyorum: sizden biri bana ihanet edecek.”
MAT 26:22 Buna çok üzüldüler. Teker teker İsaʼya sormaya başladılar: “Efendimiz, beni demek istemedin ya?”
MAT 26:23 İsa şöyle cevap verdi: “Benimle birlikte eliyle ekmeğini çanağa bandıran adam bana ihanet edecek.
MAT 26:24 Gerçi, İnsan Oğlu tıpkı kendisi hakkında yazıldığı gibi ölüme gidiyor. Ama İnsan Oğluʼna ihanet eden adamın vay haline! O adam hiç doğmasaydı, onun için daha iyi olurdu.”
MAT 26:25 İsaʼya ihanet edecek olan Yahuda, “Öğretmenim, herhalde bu ben değilim?” diye sordu. İsa ona, “Sen kendin söyledin” dedi.
MAT 26:26 Onlar yemek yerken, İsa eline ekmek aldı, şükredip onu böldü. Ekmeği öğrencilerine verirken şöyle dedi: “Alın, yiyin! Bu benim bedenimdir.”
MAT 26:27 Sonra eline bir bardak şarap aldı, şükretti ve onlara verip şöyle dedi: “Hepiniz bundan için.
MAT 26:28 Çünkü bu benim kanımdır, antlaşma kanıdır. Birçok insanın günahlarının bağışlanması için akıtılıyor.
MAT 26:29 Size söylüyorum, göksel Babamʼın Krallığıʼnda sizinle birlikte yenisini içeceğim güne kadar asmanın bu ürününden bir daha içmeyeceğim.”
MAT 26:30 İlahi söyledikten sonra, İsa ve öğrencileri çıkıp Zeytin Dağıʼna doğru gittiler.
MAT 26:31 Sonra İsa onlara şöyle dedi: “Bu gece başıma gelenler yüzünden hepinizin inancı sarsılacak. Çünkü şöyle yazılmıştır: Allah diyor ki, ‘Çobanı vuracağım, sürüdeki koyunlar da darmadağın olacak.’
MAT 26:32 Ama ben ölüp dirildikten sonra önünüzden Celileʼye gideceğim.”
MAT 26:33 Petrus İsaʼya şöyle cevap verdi: “Senin başına gelenler yüzünden herkesin inancı sarsılsa da, benimki asla sarsılmaz.”
MAT 26:34 İsa ona şöyle dedi: “Sana doğrusunu söylüyorum: bu gece, horoz ötmeden, sen beni üç defa inkâr edeceksin.”
MAT 26:35 Petrus şöyle karşılık verdi: “Seninle birlikte ölmem lazımsa bile, seni asla inkâr etmem.” Bütün öğrenciler de aynısını söylediler.
MAT 26:36 Bunun üzerine İsa onlarla birlikte Getsemani denilen bahçeye gitti. İsa öğrencilerine şöyle dedi: “Ben şuraya kadar gidip dua edeceğim. Siz burada oturun.”
MAT 26:37 Yanına Petrusʼu ve Zebediʼnin iki oğlunu aldı. Üzüntü ve derin bir sıkıntı hissetmeye başladı.
MAT 26:38 Bunun üzerine onlara şunu söyledi: “Ben ölüm derecesinde üzüntülüyüm. Burada kalın ve benimle birlikte uyanık durun.”
MAT 26:39 İsa biraz ileri gitti, yüzüstü yere kapandı ve şöyle dua etmeye başladı: “Baba, mümkünse, bu bardak benden geçsin. Yine de, benim istediğim değil, senin istediğin olsun.”
MAT 26:40 İsa öğrencilerine döndü, onları uykuda buldu. Petrusʼa şöyle dedi: “Demek ki, bir saat bile, benimle birlikte uyanık duramadınız.
MAT 26:41 Uyanık durun. Denendiğinizde günaha düşmemek için dua edin. Ruh istekli, ama beden zayıftır.”
MAT 26:42 İsa ikinci defa gidip şöyle dua etti: “Baba, eğer ben içmeden bu bardağın benden alınması mümkün değilse, o vakit senin istediğin olsun.”
MAT 26:43 Bir daha geldiğinde onları uykuda buldu, çünkü gözlerini açık tutamıyorlardı.
MAT 26:44 Bu sefer onları bırakıp döndü ve üçüncü defa aynı sözlerle dua etti.
MAT 26:45 Bunun üzerine öğrencilere gelip şöyle dedi: “Hâlâ uyuyor ve dinleniyorsunuz! Bakın, İnsan Oğluʼnun günahkârların eline teslim edileceği saat geldi.
MAT 26:46 Kalkın, gidelim. Bakın, bana ihanet eden adam yaklaşıyor!”
MAT 26:47 İsa daha konuşurken, işte, on iki elçisinden biri olan Yahuda geldi. Yanında büyük bir kalabalık vardı. Kılıçlar ve sopalar taşıyorlardı. Başrahipler ve halkın liderleri onları yollamıştı.
MAT 26:48 İsaʼya ihanet eden Yahuda onlara şöyle bir işaret vermişti: “Ben kimi öpersem, İsa Oʼdur. Oʼnu yakalayın.”
MAT 26:49 Dosdoğru İsaʼya yaklaşıp, “Selam, Öğretmenim!” dedi ve Oʼnu öptü.
MAT 26:50 İsa ona, “Arkadaş!” dedi. “Yapmaya geldiğin işi yap!” Sonra adamlar gelip İsaʼyı yakalayıp tutukladılar.
MAT 26:51 İsaʼyla birlikte olanlardan biri ani bir hareketle kılıcını çekip başrahibin kölesinin kulağını kesti.
MAT 26:52 O vakit İsa o kişiye, “Kılıcını yerine koy!” dedi. “Çünkü her kim kılıç çekerse, kendisi kılıçla ölür.
MAT 26:53 Yoksa göksel Babamʼdan yardım rica edemez miyim sanıyorsun? O zaman O hemen emrime on iki ordudan fazla melek koyar.
MAT 26:54 Ama o vakit her şeyin böyle olması gerektiğini söyleyen Kutsal Yazılar nasıl yerine gelecek?”
MAT 26:55 Sonra İsa kalabalığa dönerek, “Haydut muyum ki beni kılıçlarla, sopalarla yakalamaya çıktınız?” dedi. “Her gün tapınak avlusunda oturup vaaz ederdim ve beni tutuklamadınız.
MAT 26:56 Ama bütün bunlar peygamberlerin yazdıkları yerine gelsin diye oldu.” Bunun üzerine bütün öğrencileri İsaʼyı bırakıp kaçtılar.
MAT 26:57 İsaʼyı yakalayanlar Oʼnu Başrahip Kayafaʼnın önüne götürdüler. Tevrat uzmanları ve liderler orada toplanmıştı.
MAT 26:58 Petrus ise İsaʼyı uzaktan izledi. Sonunda başrahibin avlusuna yetişti. İçeri girip görevlilerle birlikte oturdu. Bu işin sonu ne olacak diye merak ediyordu.
MAT 26:59 Başrahipler ve Meclisʼin öbür üyeleri İsaʼyı ölüm cezasına çarptırabilmek için Oʼna karşı şahitlik yapacak birilerini bulmaya çalışıyorlardı.
MAT 26:60 Bir sürü yalancı şahit öne çıktıysa da, aradıklarını bulamadılar. En sonunda iki kişi öne çıkıp şöyle dedi:
MAT 26:61 “Bu adam, ‘Allahʼın tapınağını yıkabilirim ve üç gün sonra onu yeniden kurabilirim’ dedi.”
MAT 26:62 Başrahip ayağa kalkıp İsaʼya şunu sordu: “Bu adamların sana karşı yaptıkları şahitliklere cevabın yok mu?”
MAT 26:63 Ama İsa hep sustu. Başrahip Oʼna şöyle dedi: “Diri olan Allahʼın adına sana yemin ettiriyorum, söyle bize, Allahʼın Oğlu Mesih sen misin?”
MAT 26:64 İsaʼnın cevabı şuydu: “Sen kendin söyledin. Yine de size söylüyorum: Bundan sonra İnsan Oğluʼnun kudret Sahibiʼnin sağında oturduğunu, ve gökteki bulutların üzerinde geldiğini göreceksiniz.”
MAT 26:65 Bunun üzerine başrahip elbiselerini yırttı ve şöyle dedi: “Allahʼa hakaret etti. Artık şahitlere ne ihtiyacımız var? Kendini Allahʼla bir saydığını siz kendiniz işittiniz.
MAT 26:66 Kararınız ne?” Meclisʼtekiler şöyle cevap verdiler: “Ölümü hak etti!”
MAT 26:67 Ondan sonra İsaʼnın yüzüne tükürdüler. Oʼnu yumruklayarak dövdüler. Bazıları Oʼnu tokatladılar.
MAT 26:68 “Ey Mesih! Haydi peygamberliğini göster! Sana vuran kim?” dediler.
MAT 26:69 Bu arada Petrus dışarda avluda oturuyordu. Bir hizmetçi kız gelip ona şöyle dedi: “Sen de Celileli İsaʼyla birlikteydin.”
MAT 26:70 Ama Petrus bunu herkesin önünde inkâr edip, “Ne söylediğini anlamıyorum!” dedi.
MAT 26:71 Sonra avlunun kapısının önüne çıktı. O vakit başka bir hizmetçi kız Petrusʼu gördü ve orada duranlara, “Bu adam Nasıralı İsaʼyla birlikteydi” dedi.
MAT 26:72 Petrus ise yemin ederek “Ben o adamı tanımıyorum!” diye yine inkâr etti.
MAT 26:73 Az sonra orada duranlar yaklaşıp Petrusʼa şöyle dediler: “Elbette sen de onlardansın. Konuşman seni ele veriyor.”
MAT 26:74 Bunun üzerine Petrus lanet okuyarak yemin etti: “O adamı tanımıyorum!” O anda horoz öttü.
MAT 26:75 O vakit Petrus, İsaʼnın ona söylediği sözleri hatırladı: “Horoz ötmeden sen beni üç defa inkâr edeceksin.” Dışarı çıkıp acı acı ağladı.
MAT 27:1 Sabah olunca, başrahipler ve halkın liderleri, İsaʼyı ölüm cezasına çarptırmak için anlaştılar.
MAT 27:2 Oʼnu bağlayıp götürdüler ve Vali Pilatusʼa teslim ettiler.
MAT 27:3 İsaʼya ihanet eden Yahuda İsaʼnın ölüm cezasına çarptırıldığını görünce yaptığına pişman oldu. Otuz gümüş parayı alıp başrahiplere ve halkın liderlerine geri götürdü.
MAT 27:4 “Günah işledim” dedi. “Suçsuz bir adama ihanet ettim!” Onlarsa şöyle karşılık verdiler: “Bundan bize ne? Onu sen düşün.”
MAT 27:5 Yahuda parayı tapınağın içine fırlattı ve oradan ayrıldı. Sonra gidip kendini astı.
MAT 27:6 Başrahipler parayı alıp şöyle dediler: “Bu para kan parasıdır. Onu tapınak hazinesine koymak Tevratʼa uygun değildir.”
MAT 27:7 Sonra aralarında anlaşarak o parayla Çömlekçi Tarlasıʼnı satın aldılar. Orada yabancılar için bir mezarlık yapacaklardı.
MAT 27:8 Bunun için o tarlanın adı bugüne kadar Kan Tarlası diye kaldı.
MAT 27:9 O vakit Allahʼın peygamber Yeremya aracılığıyla söylediği şu söz yerine geldi: “İsrailoğulları otuz gümüşü aldılar, bir insana biçtikleri değer buydu.
MAT 27:10 Rabbin bana buyurduğu gibi, bu parayla çömlekçinin tarlasını satın aldılar.”
MAT 27:11 İsa, valinin önüne götürüldü. O da İsaʼyı sorguya çekti: “Sen Yahudilerin Kralı mısın?” İsa da, “Bunu sen söylüyorsun” dedi.
MAT 27:12 Başrahipler ve halkın liderleri Oʼnu suçladılar. Ama İsa hiç karşılık vermedi.
MAT 27:13 Sonra Pilatus Oʼna şöyle dedi: “Sana karşı yapılan bunca şahitliği duymuyor musun?”
MAT 27:14 Ama İsa tek bir suçlamaya bile cevap vermedi. Vali buna çok şaştı.
MAT 27:15 Valinin bir adeti vardı: her yıl Özgürlük Bayramıʼnda halkın istediği bir tutukluyu serbest bırakırdı.
MAT 27:16 O günlerde Barabba adında çok tanınmış bir tutuklu vardı.
MAT 27:17 Halk bir araya geldikten sonra, Pilatus onlara sordu: “Kimi serbest bırakmamı istersiniz: Barabbaʼyı mı, yoksa Mesih denilen İsaʼyı mı?”
MAT 27:18 Pilatus, başrahipler ve halkın liderlerinin İsaʼyı kıskandıkları için Oʼnu kendisine teslim ettiklerini biliyordu.
MAT 27:19 Pilatus yargı yerinde otururken, karısı ona şu haberi yolladı: “O adam suçsuzdur. Sakın bu işe karışma. Dün gece Oʼnun hakkında bir rüya gördüm. Bu rüya yüzünden çok acı çektim.”
MAT 27:20 Başrahipler ve halkın liderleri, Barabbaʼnın serbest bırakılması ve İsaʼnın öldürülmesini istesinler diye kalabalığı kandırdılar.
MAT 27:21 Ama Pilatus kalabalığa şunu sordu: “Ne istersiniz? Bu iki adamdan hangisini serbest bırakayım?” Onlar da “Barabbaʼyı” dediler.
MAT 27:22 Pilatus, “Öyleyse, Mesih denilen İsaʼyla ne yapayım?” diye sordu. Hepsi, “Çarmıha gerilsin!” dediler.
MAT 27:23 Pilatus sordu: “Adam ne kötülük yaptı ki?” Ama seslerini daha da fazla yükselterek, “Çarmıha gerilsin!” diye bağırdılar.
MAT 27:24 Pilatus durumu değiştiremeyeceğini anladı. Tam tersine halk ayaklanmaya başlıyordu. Pilatus su alıp halkın önünde ellerini yıkadı ve şöyle dedi: “Bu adamın kanından ben sorumlu değilim. Gerisi size kalmış.”
MAT 27:25 Halk da şöyle cevap verdi: “Oʼnun kanı bizim ve evlatlarımızın üzerinde olsun!”
MAT 27:26 Sonra Pilatus Barabbaʼyı serbest bıraktı. İsaʼyı ise, kamçılattı ve çarmıha gerilsin diye askerlere teslim etti.
MAT 27:27 Valinin askerleri İsaʼyı alıp Pretoriyum denen vali sarayına götürdüler. Bütün asker bölüğünü İsaʼnın etrafına topladılar.
MAT 27:28 Oʼnun elbiselerini çıkarıp üstüne kırmızı bir kaftan attılar.
MAT 27:29 Dikenlerden bir taç örüp başına koydular. Sağ eline bir sopa verdiler. Oʼnunla alay etmek için, önünde diz çöküp, “Yaşasın Yahudilerin kralı!” dediler.
MAT 27:30 Üzerine tükürdüler, sopayı alıp başına vurdular.
MAT 27:31 İsaʼyla alay ettikten sonra üzerinden kaftanı çıkarıp kendi elbiselerini giydirdiler. Sonra Oʼnu çarmıha germeye götürdüler.
MAT 27:32 Onlar şehirden çıkarken, Simun adında Kireneli bir adam buldular. Onu İsaʼnın çarmıhını taşımaya zorladılar.
MAT 27:33 Golgota denilen yere geldiler. Bu ad kafatası yeri anlamına gelir.
MAT 27:34 İsaʼya öd denilen acı ilaçla karıştırılmış şarap verdiler. Ama İsa şarabı tadınca içmek istemedi.
MAT 27:35 İsaʼyı çarmıha gerdiler. Kura çekerek elbiselerini aralarında paylaştılar.
MAT 27:36 Sonra oraya oturup İsaʼnın yanında nöbet tuttular.
MAT 27:37 Başının üzerine Oʼnu suçlayan bir yazı astılar: “Bu, Yahudilerin Kralı İsaʼdır.”
MAT 27:38 İki haydut İsaʼyla aynı zamanda çarmıha gerildi. Biri sağındaki, öbürü solundaki çarmıhtaydı.
MAT 27:39 Oradan geçenler başlarını sallayıp İsaʼya hakaret ettiler.
MAT 27:40 Şöyle dediler: “Hani tapınağı yıkıp üç günde yeniden kuracaktın! Kendini kurtar bakalım. Eğer Allahʼın Oğluʼysan çarmıhtan in!”
MAT 27:41 Bunun gibi, başrahipler, Tevrat uzmanları ve halkın liderleri İsaʼyla alay ettiler:
MAT 27:42 “Başkalarını kurtardı ama kendini kurtaramıyor! O İsrailʼin Kralı imiş! Şimdi çarmıhtan insin de, Oʼna iman edelim.
MAT 27:43 Allahʼa güveniyormuş. ‘Allahʼın Oğlu benim’ derdi. Eğer Allah Oʼnu seviyorsa, şimdi kurtarsın bakalım!”
MAT 27:44 İsaʼyla birlikte çarmıha gerilmiş haydutlar da Oʼnu aşağıladılar.
MAT 27:45 Öğleyin saat on ikiden saat üçe kadar bütün ülkenin üzerine karanlık çöktü.
MAT 27:46 Saat üçe doğru İsa yüksek sesle şöyle bağırdı: “Eli, Eli, lema şevaktani?” Bu söz, “Allahım, Allahım, beni niçin terk ettin?” demektir.
MAT 27:47 Orada duranların bazıları bunu işitince “Bu adam İlyasʼı çağırıyor” dediler.
MAT 27:48 Onlardan biri hemen koşup bir sünger aldı, onu ekşi şaraba batırdı, süngeri bir kamışın ucuna taktı ve içmesi için İsaʼya uzattı.
MAT 27:49 Ama öbürleri, “Dur bakalım, İlyas gelip Oʼnu kurtaracak mı?” dediler.
MAT 27:50 İsa ise tekrar yüksek sesle bağırıp ruhunu teslim etti.
MAT 27:51 O anda tapınaktaki perde yukarıdan aşağıya kadar yırtılıp ikiye ayrıldı. Yer sarsıldı ve kayalar yarıldı.
MAT 27:52 Mezarlar açıldı ve Allahʼın kutsal halkından ölmüş olan birçok kişinin cesetleri dirildi.
MAT 27:53 Onlar İsaʼnın dirilişinden sonra mezarlarından çıkıp kutsal şehre girdiler ve birçok kişiye göründüler.
MAT 27:54 İsaʼya bekçilik yapan yüzbaşı ve onun yanındaki adamlar deprem ve diğer olup bitenleri gördüler. Bu yüzden çok korktular ve şöyle dediler: “Bu adam gerçekten de Allahʼın Oğluʼydu!”
MAT 27:55 Olaylara uzaktan bakan birçok kadın da oradaydı. Bunlar, Celileʼden İsaʼnın peşinden gelip Oʼna hizmet etmişlerdi.
MAT 27:56 Kadınların arasında Mecdelli Meryem, Yakubʼun ve Yusufʼun annesi Meryem ve Zebedi oğullarının annesi vardı.
MAT 27:57 Akşam olunca, Aramatyalı Yusuf adında zengin bir adam geldi. Kendisi de İsaʼnın öğrencisiydi.
MAT 27:58 Bu adam Pilatusʼa gidip İsaʼnın ölüsünü istedi. Pilatus cesedin ona verilmesi için buyruk verdi.
MAT 27:59 Yusuf İsaʼnın cesedini alıp temiz bir keten beze sardı.
MAT 27:60 Yusuf kendisi için kayanın içine yeni bir mezar oydurmuştu. İsaʼnın cesedini oraya koydu. Mezarın kapısının önüne kocaman bir taş yuvarladı ve oradan ayrıldı.
MAT 27:61 Bu arada Mecdelli Meryem ve öteki Meryem oradaydı, mezarın karşısında oturuyorlardı.
MAT 27:62 Ertesi gün, yani Hazırlık Günüʼnden sonraki gün,başrahipler ve Ferisiler toplanıp hep birlikte Pilatusʼa gittiler.
MAT 27:63 Şöyle dediler: “Efendimiz, şu yalancının daha hayattayken, ‘Üç gün sonra dirileceğim’ dediğini hatırlıyoruz.
MAT 27:64 Bu sebeple, buyruk ver ki, mezar üçüncü güne kadar koruma altına alınsın. Öğrencileri gelip ölüyü çalmasınlar, sonra da halka, ‘O, ölümden dirildi’ demesinler. Yoksa, son yalan ilkinden beter olacak.”
MAT 27:65 Pilatus onlara şöyle dedi: “Buyurun, bir grup kollayıcı asker sizin olsun. Gidin, elinizden geldiği kadar mezarı koruma altına alın.”
MAT 27:66 Gidip taşı mühürlediler, başına askerler diktiler. Böylece mezarı koruma altına aldılar.
MAT 28:1 Şabat gününden sonra, yani pazar günü güneşin doğmasından az önce, Mecdelli Meryem ve öteki Meryem mezarı görmeye gittiler.
MAT 28:2 Aniden büyük bir deprem oldu. Rabbin bir meleği gökten indi. Mezara yaklaşarak taşı kenara yuvarladı ve o taşın üstüne oturdu.
MAT 28:3 Onun görünüşü şimşek gibi parlak, elbiseleri de kar gibi beyazdı.
MAT 28:4 Kollayıcı askerler korkudan titreyip ölü gibi yere yıkıldılar.
MAT 28:5 Melek kadınlara şöyle dedi: “Korkmayın! Biliyorum, siz çarmıha gerilmiş İsaʼyı arıyorsunuz.
MAT 28:6 O burada yok, söylediği gibi dirildi. Gelin, Oʼnun yattığı yeri görün.
MAT 28:7 Hemen gidin ve Oʼnun öğrencilerine şöyle deyin: ‘İsa ölümden dirildi. O sizden önce Celileʼye gidiyor. Oʼnu orada göreceksiniz.’ İşte, size haber verdim.”
MAT 28:8 Kadınlar çabucak mezardan ayrıldılar. Hem korku, hem de büyük sevinç içindeydiler. İsaʼnın öğrencilerine haber vermeye koştular.
MAT 28:9 Tam o sırada İsa onlarla karşılaştı ve selam verdi. Onlar da yaklaşıp İsaʼnın ayaklarına sarıldılar ve Oʼna tapındılar.
MAT 28:10 O zaman İsa onlara şöyle dedi: “Korkmayın! Gidin, imanlı kardeşlerime haber verin, Celileʼye doğru yola çıksınlar. Orada beni görecekler.”
MAT 28:11 Kadınlar daha yoldayken, kollayıcı askerlerden bazıları şehre gittiler ve olup biten her şeyi başrahiplere bildirdiler.
MAT 28:12 Onlar da halk liderleriyle toplanıp birbirlerine danıştılar. Sonra askerlere çok para verdiler.
MAT 28:13 Onlara şöyle dediler: “Şunu söyleyin: ‘İsaʼnın öğrencileri gece gelip biz uyurken cesedini çaldılar.’
MAT 28:14 Bu haber valinin kulağına giderse, biz onu kandırıp sizi beladan uzak tutacağız.”
MAT 28:15 Askerler de parayı alıp, kendilerine söyleneni yaptılar. Bu söz Yahudilerin arasında çok yayıldı, ve hâlâ yaygındır.
MAT 28:16 On bir öğrenci de Celile bölgesine, İsaʼnın onlara buyurduğu dağa gitti.
MAT 28:17 İsaʼyı görünce, Oʼna tapınmaya başladılar. Bazıları ise, şüphe içindeydi.
MAT 28:18 İsa onlara yaklaşıp şöyle dedi: “Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi.
MAT 28:19 Bunun için gidin, bütün milletleri öğrencilerim olarak yetiştirin. Onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruhadıylavaftiz edin.
MAT 28:20 Size emrettiğim her şeyi yerine getirmeyi onlara öğretin. Bakın, ben dünyanın sonuna kadar her zaman sizinle birlikteyim.”
MAR 1:1 Allahʼın Oğlu olan İsa Mesih hakkındaki Müjde şöyle başladı:
MAR 1:2 Tıpkı Yeşaya peygamberin kitabında yazıldığı gibi: “Allah diyor ki, ‘Bak, habercimi senin önünden gönderiyorum. O, senin yolunu hazırlayacak.
MAR 1:3 Issız yerlerde sesini yükselten biri, “Rabbin yolunu hazırlayın, geçeceği yerleri düz yapın!” diyor.’ ”
MAR 1:4 Böylece Vaftizci Yahya ıssız yerlerde ortaya çıktı. Halkı günahlarının bağışlanması için tövbe edip vaftiz olmaya çağırıyordu.
MAR 1:5 Halk, Yeruşalim dahil, Yahudiyeʼnin her yerinden ona akın etti. Onlar günahlarını açıkça söyleyip Yahyaʼnın eliyle Şeria ırmağında vaftiz oldular.
MAR 1:6 Yahya deve tüyünden elbise giyerdi ve belinde deriden bir kayış vardı. Çekirge ve yaban balı yerdi.
MAR 1:7 Şöyle vaaz ediyordu: “Ardımdan benden daha güçlü olan geliyor. Ben eğilip Oʼnun ayaklarındaki sandalet bağlarını çözmeye layık değilim.
MAR 1:8 Ben sizi suyla vaftiz ediyorum. O sizi Kutsal Ruhʼla vaftiz edecek.”
MAR 1:9 O günlerde İsa Celile bölgesindeki Nasıra kasabasından geldi ve Yahyaʼnın eliyle Şeria ırmağında vaftiz oldu.
MAR 1:10 Tam sudan çıkarken göklerin yarıldığını ve Ruhʼun bir güvercin gibi üzerine indiğini gördü.
MAR 1:11 Gökten gelen bir ses şöyle dedi: “Sen benim sevgili Oğlumʼsun. Senden memnunum.”
MAR 1:12 Bundan hemen sonra Kutsal Ruh İsaʼyı ıssız yerlere gönderdi.
MAR 1:13 İsa ıssız yerlerde kırk gün kaldı ve Şeytan Oʼnu günaha düşürmeye çalıştı. İsa yabani hayvanların arasındaydı ve melekler Oʼna hizmet etti.
MAR 1:14 Yahya tutuklandıktan sonra, İsa Celile bölgesine gitti ve Allahʼın Müjdeʼsini duyurmaya başladı.
MAR 1:15 “Artık vakit doldu. Allahʼın Krallığı yaklaştı. Tövbe edin ve Müjdeʼye iman edin!” diyordu.
MAR 1:16 İsa Celile Gölüʼnün kenarında yürürken, Simun ve kardeşi Andreasʼı gördü. Göle ağ atıyorlardı, çünkü balıkçıydılar.
MAR 1:17 İsa onlara şöyle dedi: “Peşimden gelin. Sizi bana insan kazanan balıkçılar yapacağım.”
MAR 1:18 Onlar da hemen ağlarını bırakıp İsaʼnın peşinden gittiler.
MAR 1:19 İsa az öteye gidince Zebediʼnin oğulları Yakub ve Yuhannaʼyı gördü. Onlar teknede ağlarını tamir ediyorlardı.
MAR 1:20 İsa hemen onları yanına çağırdı. Onlar da babaları Zebediʼyi teknede, işçilerin yanında bırakıp İsaʼnın peşinden gittiler.
MAR 1:21 Kefernahum kasabasına girdiler. Şabat günü İsa Yahudilerin toplantı yerine gidip vaaz etmeye başladı.
MAR 1:22 Oradakiler İsaʼnın vaaz etmesine şaşırıp kaldılar. Çünkü onlara Tevrat uzmanları gibi değil, yetkiye sahip biri olarak vaaz ediyordu.
MAR 1:23 O sırada toplantı yerinde içinde şeytani ruh olan bir adam vardı. Yüksek sesle bağırıp şöyle dedi:
MAR 1:24 “Nasıralı İsa, bizden ne istiyorsun? Bizi yok etmeye mi geldin? Senin kim olduğunu biliyorum: sen Allahʼın kutsal Mesihiʼsin!”
MAR 1:25 İsa şeytani ruhu azarladı. Ona, “Sus! Çık o adamdan!” dedi.
MAR 1:26 Şeytani ruh adamı sarstı, yüksek sesle bağırarak içinden çıktı.
MAR 1:27 Herkes şaşırıp kaldı. Birbirleriyle şöyle tartışmaya başladılar: “Nedir bu? Yeni bir çeşit vaaz! Bu adamın nasıl bir yetkisi var! Şeytani ruhlara bile emrediyor, ruhlar da Oʼnun sözünü dinliyorlar.”
MAR 1:28 Hemen İsa hakkındaki haber bütün Celile bölgesine yayıldı.
MAR 1:29 Bu olaydan hemen sonra İsa Yahudilerin toplantı yerinden çıktı ve Yakubʼla Yuhannaʼyla birlikte Simun ve Andreasʼın evine gitti.
MAR 1:30 Simunʼun kaynanası ateşler içinde hasta yatıyordu. Durumu hemen İsaʼya anlattılar.
MAR 1:31 İsa kadının yanına gitti, onu elinden tutup ayağa kaldırdı. O zaman kadının ateşi düştü ve onlara hizmet etmeye başladı.
MAR 1:32 Akşam güneş battıktan sonra bütün hastaları ve cinli olanları İsaʼya getirdiler.
MAR 1:33 Bütün kasaba halkı toplanıp evin kapısına dikilmişti.
MAR 1:34 İsa çeşitli hastalıklardan rahatsız olanları iyileştirdi. Birçok cini de kovdu. Cinler İsaʼnın kim olduğunu biliyorlardı. Bu sebeple İsa onların konuşmasına izin vermedi.
MAR 1:35 Sabah erken henüz karanlıkken İsa kalkıp dışarı çıktı, ıssız bir yere gitti ve orada dua etti.
MAR 1:36 Simun ve yanındakiler Oʼnu aramaya çıktılar.
MAR 1:37 Oʼnu bulunca, “Herkes seni arıyor” dediler.
MAR 1:38 İsa onlara şöyle dedi: “Başka yerlere, çevre kasabalara gidelim, orada da vaaz edeyim. Zaten ben bunun için geldim.”
MAR 1:39 İsa Celile bölgesinin her tarafını dolaştı. Halkın toplantı yerlerinde vaaz etti ve insanlardan cinleri kovdu.
MAR 1:40 Cüzzam hastası bir adam İsaʼya geldi. Oʼnun önünde diz çöküp şöyle yalvardı: “İstersen, beni hastalığımdan temizleyebilirsin!”
MAR 1:41 İsa adama acıdı, elini uzatıp ona dokundu. “İsterim” dedi. “Temiz ol!”
MAR 1:42 Adam o anda cüzzam hastalığından kurtuldu ve temiz oldu.
MAR 1:43 İsa adamı sıkıca uyarıp şöyle dedi: “Bunu kimseye anlatma. Ancak git. İnsanlara şahitlik olsun diye rahibe görün. Musaʼnın buyurduğu gibi kendin için bir temizlenme kurbanı sun.” Sonra hemen adamı oradan gönderdi.
MAR 1:45 Fakat adam gitti, İsaʼnın yaptığını serbestçe duyurmaya ve sağa sola yaymaya başladı. Bu yüzden İsa hiçbir kasabaya açıkça giremedi. Issız yerlerde kaldı. Yine de insanlar her taraftan akın akın Oʼna geliyorlardı.
MAR 2:1 Birkaç gün sonra İsa Kefernahumʼa döndü. İsaʼnın evde olduğu haberi halkın arasında yayıldı.
MAR 2:2 O kadar insan toplandı ki, artık kapının önünde bile duracak yer kalmamıştı. İsa oradaki insanlara Allahʼın sözünü duyuruyordu.
MAR 2:3 O arada Oʼna felçli bir adam getirdiler. Adamı dört kişi taşıyordu.
MAR 2:4 Ama kalabalık yüzünden onu İsaʼya getiremediler. O zaman çatıda bir delik açtılar ve felçli adamı yattığı döşekle birlikte aşağı indirdiler.
MAR 2:5 İsa onların imanını görünce, felçli adama, “Evladım” dedi. “Günahların bağışlandı.”
MAR 2:6 Orada oturan bazı Tevrat uzmanları şöyle düşündüler:
MAR 2:7 “Bu adam neden böyle konuşuyor? Allahʼa hakaret ediyor! Allahʼtan başka kim günahları bağışlayabilir?”
MAR 2:8 İsa böyle düşündüklerini hemen ruhunda fark etti. Onlara, “Aklınızda neden böyle düşüncelere yer veriyorsunuz?” diye sordu.
MAR 2:9 “Hangisi daha kolay? Felçli adama, ‘Günahların bağışlandı’ demek mi, yoksa ‘Kalk, döşeğini al ve yürü’ demek mi?
MAR 2:10 Ama İnsan Oğluʼnun yeryüzünde günahları bağışlama yetkisine sahip olduğunu bilesiniz diye…” Felçli adama şöyle dedi:
MAR 2:11 “Sana söylüyorum: ‘Kalk, döşeğini al ve evine git!’ ”
MAR 2:12 Adam kalktı, hemen döşeğini kaldırıp herkesin gözü önünde dışarı çıktı. Herkes şaşırıp kaldı ve “Böyle bir şey hiç görmedik!” deyip Allahʼı övdüler.
MAR 2:13 İsa yine göl kenarına gitti. Bütün halk Oʼnun yanına geldi, O da onlara vaaz etmeye başladı.
MAR 2:14 Daha sonra İsa gezinirken Alpay oğlu Leviʼyi gördü. O vergi toplanma yerinde oturuyordu. İsa ona, “Peşimden gel!” dedi. O da kalkıp İsaʼnın peşinden gitti.
MAR 2:15 Sonra İsa, Leviʼnin evinde oturmuş yemek yiyordu. O zaman vergi memurları dahil birçok günahkâr İsaʼyla ve Oʼnun öğrencileriyle birlikte yemeğe oturdu. İsaʼnın peşinden giden böyle birçok kişi vardı.
MAR 2:16 Ferisi partisinden bazı Tevrat uzmanları İsaʼnın günahkârlarla ve vergi memurlarıyla yemek yediğini gördüler. İsaʼnın öğrencilerine şöyle dediler: “Nasıl olur da, vergi memurları ve günahkârlarla birlikte yemek yiyor?”
MAR 2:17 İsa bunu işitince şöyle cevap verdi: “Sağlıklı insanların değil, hasta olanların doktora ihtiyacı var. Ben doğru kişileri değil, günahkârları çağırmaya geldim.”
MAR 2:18 Yahyaʼnın öğrencileri ve Ferisiler oruç tutuyordu. Bazı kişiler gelip İsaʼya şunu sordular: “Yahyaʼnın öğrencileri ve Ferisilerin öğrencileri oruç tutuyorlar. Neden senin öğrencilerin oruç tutmuyor?”
MAR 2:19 İsa da onlara şöyle dedi: “Damat onların arasındayken, damadın arkadaşları oruç tutabilirler mi? Hayır, damat onların arasındayken, oruç tutmazlar!
MAR 2:20 Ama gün gelecek, damat aralarından alınacak. İşte o günlerde oruç tutacaklar.
MAR 2:21 Hiç kimse yepyeni bir kumaş parçasını alıp onu eski bir elbiseye yama yapmaz. Yoksa yeni parça eski elbiseden sökülür ve yırtık daha büyür.
MAR 2:22 Hiç kimse de yeni şarabı eski tulumlara doldurmaz. Yoksa şarap tulumları patlatır; hem şarap, hem de tulumlar ziyan olur. Hayır, yeni şarap yeni tulumlara doldurulur!”
MAR 2:23 Şabat günü İsa ekin tarlalarından geçiyordu. Öğrencileri yolda giderken ekin başaklarını koparmaya başladılar.
MAR 2:24 Ferisiler İsaʼya şöyle dediler: “Neden öğrencilerinŞabat gününde Tevratʼta yasaklananı yapıyorlar?”
MAR 2:25 İsa da onlara şöyle cevap verdi: “Davud ve adamları muhtaç kalıp acıkınca Davudʼun ne yaptığını hiç okumadınız mı?
MAR 2:26 Aviyatarʼın başrahip olduğu günlerde Allahʼın evine girip adak ekmeklerinden yedi ve yanındakilere de verdi. Oysa o ekmekten yemeye sadece rahiplerin izni vardı.”
MAR 2:27 Sonra İsa şöyle devam etti: “Şabat günü insan için yaratıldı. İnsan Şabat günü için yaratılmadı.
MAR 2:28 Bu sebeple İnsan Oğlu olarak ben Şabat gününün de efendisiyim.”
MAR 3:1 İsa yine Yahudilerin toplantı yerine girdi. Orada eli sakat bir adam vardı.
MAR 3:2 Bazıları, Şabat günü şifa verecek mi diye İsaʼyı yakından izliyorlardı. İsaʼyı suçlayacak bir sebep arıyorlardı.
MAR 3:3 İsa eli sakat adama, “Kalk, ortaya geç!” dedi.
MAR 3:4 Sonra oradakilere sordu: “Şabat günü iyilik mi yoksa kötülük mü yapmak Tevratʼa uygundur? Bir hayatı kurtarmak mı, yoksa onu yok etmek mi uygundur?” Onlardan hiç ses çıkmadı.
MAR 3:5 İsa etrafındakilere öfkeyle baktı. Yüreklerinin bu kadar duyarsız olmasına üzüldü. Adama, “Elini uzat!” dedi. Adam elini uzattı ve eli sapasağlam oldu.
MAR 3:6 Ferisiler oradan uzaklaştılar. Hemen gidip Hirodesçilerle görüştüler. İsaʼyı nasıl yok edecekleri konusunda plan kurmaya başladılar.
MAR 3:7 İsa öğrencileriyle birlikte göl kenarına çekildi. Büyük bir kalabalık Oʼnunla beraber yürüyordu. Bu insanlar Celileʼden, Yahudiyeʼden, Yeruşalimʼden, İdumeya bölgesinden, Şeria ırmağının ötesinden, Sur ve Sayda şehirlerinin etrafından gelmişlerdi. İsaʼnın yaptıklarının haberini alıp Oʼna geldiler.
MAR 3:9 İsa kalabalık tarafından ezilmemek için öğrencilerine bir tekne hazırlamalarını buyurdu.
MAR 3:10 İsa birçok kişiyi iyileştirmişti. Bu yüzden hastalık çeken herkes itişe kakışa Oʼna dokunmaya çalışıyordu.
MAR 3:11 Şeytani ruhlar da İsaʼyı görünce Oʼnun önünde yere kapanıp bağıra bağıra, “Sen Allahʼın Oğluʼsun!” diyorlardı.
MAR 3:12 Fakat İsa kim olduğunu açıklamasınlar diye onları sıkı sıkıya uyardı.
MAR 3:13 İsa bir dağa çıkıp istediği kişileri kendisine çağırdı. Onlar da yanına geldiler.
MAR 3:14 Onlardan on iki kişiyi seçti ve onlara elçi adını verdi. Onları yanında bulundurmak, vaaz etmeye göndermek ve onlara cinleri kovma yetkisini vermek istiyordu.
MAR 3:16 İsa şu on iki kişiyi seçti: Petrus lakabıyla tanınan Simun,
MAR 3:17 Beni-Regeş, yani Gökgürültüsü Oğulları takma adıyla tanınan Zebediʼnin oğulları Yakub ve Yuhanna,
MAR 3:18 Andreas, Filipus, Bartalmay, Matta, Tomas, Alpay oğlu Yakub, Taday, Yurtsever Simun
MAR 3:19 ve İsaʼya ihanet eden Yahuda İskariyot.
MAR 3:20 Sonra İsa bir eve gitti. Kalabalık yine toplanınca evdekilerin yemek yemeye bile fırsatı kalmadı.
MAR 3:21 İsaʼnın hısımları bunu öğrenince “Aklını kaçırmış” diyerek Oʼnu oradan alıp götürmek için yola çıktılar.
MAR 3:22 Yeruşalimʼden Tevrat uzmanları geldiler. “Oʼnda Baalzevul var” dediler. “Cinleri cinlerin lideri Şeytanʼın gücüyle kovuyor.”
MAR 3:23 İsa onları yanına çağırdı ve benzetmeler kullanarak şöyle dedi: “Şeytan Şeytanʼı nasıl kovabilir?
MAR 3:24 Bir krallık kendi içinde bölünmüşse, o krallık ayakta duramaz.
MAR 3:25 Bir hane kendi içinde bölünmüşse, o hane ayakta duramaz.
MAR 3:26 Şeytan da kendine karşı gelip içinde bölünmüşse, ayakta kalamaz, sonu gelmiştir.
MAR 3:27 Kimse güçlü adamın evine girip mallarını çalamaz. Ancak adamın elini kolunu bağladıktan sonra evini soyabilir.
MAR 3:28 Size doğrusunu söylüyorum: İnsanların işlediği her günah ve ettiği her hakaret bağışlanabilir, ama kim Kutsal Ruhʼa hakaret ederse, o hiçbir zaman bağışlanmayacak. O kişinin günahı sonsuza kadar boynunda kalacak.”
MAR 3:30 İsa bu sözleri, “Oʼnda şeytani ruh var” dedikleri için söyledi.
MAR 3:31 İsaʼnın annesiyle kardeşleri gelip dışarda durdular. İsaʼyı çağırması için birisini yolladılar.
MAR 3:32 İsaʼnın etrafında bir sürü insan oturuyordu. Oʼna şöyle dediler: “Bak, annen, kardeşlerin ve kız kardeşlerin dışarda, seni arıyorlar.”
MAR 3:33 İsa onlara şöyle cevap verdi: “Kim benim annem, kim benim kardeşlerim?”
MAR 3:34 Etrafında oturanlara bakıp şöyle dedi: “İşte annem, işte kardeşlerim!
MAR 3:35 Çünkü Allahʼın isteğini yerine getiren herkes, kardeşim, kız kardeşim ve annemdir.”
MAR 4:1 İsa yine göl kenarında vaaz etmeye başladı. Etrafına büyük bir kalabalık toplandı. Bu yüzden İsa göldeki bir tekneye binip oturdu. Kalabalık da göl kenarında duruyordu.
MAR 4:2 Onlara benzetmelerle birçok şey öğretti. Vaaz verirken onlara şunları söyledi:
MAR 4:3 “Dikkat edin! İşte, bir çiftçi ekin ekmeye gitmiş.
MAR 4:4 Ektiği tohumlardan bazıları yol kenarına düşmüş. Kuşlar gelip onları yemiş.
MAR 4:5 Bazı tohumlar az topraklı, taşlı yerlere düşmüş. Toprak derin olmadığı için hemen filizlenmeye başlamış.
MAR 4:6 Güneş çıkınca da kavrulmuş. Yeteri kadar kök salamadıkları için kuruyup gitmiş.
MAR 4:7 Bazı tohumlar dikenlerin arasına düşmüş. Dikenler büyüyünce ekinleri boğmuş ve ekinler hiç ürün vermemiş.
MAR 4:8 Ama bazı tohumlar iyi toprağa düşmüş. Büyüyüp çoğalmış ve ürün vermiş: kimisi otuz kat, kimisi altmış kat, kimisi de yüz kat.”
MAR 4:9 Sonra İsa şunu ekledi: “Kulağı olan işitsin!”
MAR 4:10 İsa on iki elçisi ve peşinden gelen başka insanlarla yalnız kalınca, Oʼna benzetmeleri sordular.
MAR 4:11 İsa onlara şöyle dedi: “Allahʼın Krallığıʼnınsırrını anlama gücü size verildi. Ama bizden olmayanlara her şey benzetmelerle anlatılıyor.
MAR 4:12 Öyle ki, ‘Hep baksınlar ama görmesinler, Hep işitsinler ama anlamasınlar. Aksi halde tövbe edip bağışlanırlar.’ ”
MAR 4:13 İsa onlara şunu sordu: “Bu benzetmeyi anlamıyorsanız, diğer bütün benzetmeleri nasıl anlayacaksınız?
MAR 4:14 Çiftçinin ektiği tohum Allahʼın sözüdür.
MAR 4:15 Bazı insanlar tohumun ekildiği tarlanın kenarındaki toprak yola benzer. Onlar sözü işitir işitmez Şeytan gelir, yüreklerine ekilen sözü çalar.
MAR 4:16 Bazı insanlar tohumun ekildiği taşlı toprağa benzer. Onlar sözü işitir işitmez sevinçle kabul ederler.
MAR 4:17 Ama sözün kök salmasına izin vermedikleri için sadece kısa bir zaman dayanırlar. Sonra sözden ötürü eziyet veya baskı başlayınca hemen iman yolundan dönerler.
MAR 4:18 Bazı insanlar, tohumun ekildiği dikenli toprağa benzer. Bunlar sözü işitirler.
MAR 4:19 Ama dünyanın kaygıları, zenginliğin göz boyaması ve diğer hevesler yüreklerine girip sözü boğar. Bu yüzden söz ürün vermez.
MAR 4:20 Bazılarıysa tohumun ekildiği bereketli toprağa benzer. Bunlar sözü işitip yürekten kabul ederler ve bol ürün verirler. Bazısı otuz, bazısı altmış, bazısı da yüz kat ürün verir.”
MAR 4:21 İsa şunu da söyledi: “İnsanlar lambayı bir kabın altına ya da bir yatağın altına koymak için içeri getirmezler, değil mi? Daha doğrusu, onu lambalığa koymak için getirirler.
MAR 4:22 Çünkü gizli olan ancak ortaya çıkarılmak için gizlenir. Saklı olan da aydınlığa çıkmak için saklanır.
MAR 4:23 Kulağı olan işitsin!”
MAR 4:24 İsa şöyle devam etti: “Neye kulak verdiğinize dikkat edin. Size, verdiğiniz ölçekle verilecek, hatta fazlasıyla verilecek.
MAR 4:25 Çünkü kim sahip olduğu şeyleri kullanırsa, ona daha çok verilecek. Ama kim kullanmazsa, elindeki de alınacak.”
MAR 4:26 Sonra İsa şöyle dedi: “Allahʼın Krallığı toprağa tohum eken bir adama benzer.
MAR 4:27 Adam gece olunca yatar ve sabah olunca kalkar. Bu arada tohum filizlenir, büyür. Bu iş nasıl olur, adam bilmez.
MAR 4:28 Toprak kendiliğinden ürün verir: önce filiz, sonra başak, en sonunda başağın içinde olgun taneler.
MAR 4:29 Ekinler olgunlaşınca, adam hemen orak salar, çünkü artık harman vakti gelmiştir.”
MAR 4:30 İsa yine şöyle dedi: “Allahʼın Krallığıʼnı neye benzetelim? Hangi benzetmeyle onu anlatalım?
MAR 4:31 Allahʼın Krallığı hardal tohumuna benzer. Hardal tohumu toprağa ekildiği zaman, yeryüzündeki bütün tohumlardan daha küçüktür.
MAR 4:32 Ama ekildikten sonra büyür ve bahçedeki bütün bitkilerden daha büyük olur. Dalları o kadar büyür ki, gökteki kuşlar onun gölgesinin altında yuva kurabilir.”
MAR 4:33 İsa bunun gibi birçok benzetmeyle onlara dinleyebildikleri ölçüde Allahʼın sözünü bildirirdi.
MAR 4:34 Benzetmeler kullanmadan onlara hiçbir şey anlatmazdı. Ama öğrencileriyle baş başa kalınca, onlara her şeyi açıklardı.
MAR 4:35 O gün akşam olunca, İsa öğrencilerine, “Gölün öbür tarafına geçelim!” dedi.
MAR 4:36 Öğrenciler kalabalığı geride bırakıp İsaʼyı binmiş olduğu tekneyle götürdüler. Teknenin yanında başka tekneler da vardı.
MAR 4:37 O sırada güçlü bir fırtına koptu. Dalgalar tekneye öyle çarptı ki, tekne neredeyse suyla doluyordu.
MAR 4:38 İsa ise, teknenin arka tarafında bir yastığa yaslanmış uyuyordu. Öğrencileri Oʼnu uyandırdılar. “Öğretmenimiz, boğuluyoruz!” dediler. “Buna hiç aldırmıyor musun?”
MAR 4:39 İsa uyanınca rüzgarı azarladı ve göle, “Sus, sakin ol!” dedi. Rüzgar dindi, ortalık tamamen sakinleşti.
MAR 4:40 İsa öğrencilerine, “Niçin böyle korkaksınız?” dedi. “İmanınız hâlâ mı yok?”
MAR 4:41 Öğrenciler büyük korku içinde birbirlerine şöyle dediler: “Bu nasıl bir adam ki, rüzgar ve göl bile Oʼnun buyruğuna uyuyor?”
MAR 5:1 İsa ile öğrencileri gölün öbür tarafına, Gerasalıların bölgesine geldiler.
MAR 5:2 İsa tekneden iner inmez mezarlık olarak kullanılan mağaralardan çıkan bir adamla karşılaştı. Adamda şeytani ruh vardı.
MAR 5:3 Kendisi mağaralarda yaşıyordu. Kimse onu zincirle bile bağlı tutamıyordu.
MAR 5:4 Ayaklarını çok defa prangaya vurdular, ellerini zincirlediler. Fakat o her seferinde zincirleri kopardı, prangaları parçaladı. Kimse adamı kontrol altına alamadı.
MAR 5:5 Gece gündüz mezarlık mağaralarda ve dağlarda bağırıp çağırırdı, kendini taşlarla yaralardı.
MAR 5:6 Adam İsaʼyı uzaktan görünce koşarak geldi ve İsaʼnın önünde yere kapandı.
MAR 5:7 Yüksek sesle şöyle dedi: “Benden ne istiyorsun, ey İsa, yüce Allahʼın Oğlu? Allah aşkına yalvarırım, bana işkence etme!”
MAR 5:8 Çünkü İsa ona, “Adamdan çık, ey şeytani ruh!” diyordu.
MAR 5:9 Sonra İsa adama, “Adın ne?” diye sordu. “Adım ‘Ordu’, çünkü sayımız çoktur” dedi.
MAR 5:10 Kendilerini o bölgeden uzaklaştırmasın diye İsaʼya yalvarıp yakardı.
MAR 5:11 Orada, tepe yamacında otlayan büyük bir domuz sürüsü vardı.
MAR 5:12 Şeytani ruhlar İsaʼya şöyle yalvardılar: “Bizi domuzlara yolla, onların içine girelim.”
MAR 5:13 İsa onlara izin verdi. Şeytani ruhlar da adamdan çıkıp domuzların içine girdiler. Bütün sürü yaklaşık iki bin hayvandı. Domuzlar dik yamaçtan aşağı koştu ve göle atlayıp boğuldu.
MAR 5:14 Domuzları otlatanlar oradan kaçtılar. Vardıkları kasaba ve köylerde olayı anlattılar. Halk da çıkıp olup biteni görmeye geldi.
MAR 5:15 İsaʼnın yanına gelince önceleri bir ordu cine tutulmuş adamı gördüler. Adam giyinmiş, aklı başına gelmiş oturuyordu. O zaman korktular.
MAR 5:16 Olayı görenler halka cinli adama ve domuzlara ne olduğunu anlattılar.
MAR 5:17 Bunun üzerine halk o bölgeden ayrılması için İsaʼya yalvarmaya başladı.
MAR 5:18 İsa tekneye binerken cinlerden kurtulmuş adam İsaʼnın yanında kalmayı rica etti.
MAR 5:19 Ama İsa ona izin vermedi. Adama şöyle dedi: “Evine, ailene dön. Onlara Rabbin senin için neler yaptığını, sana nasıl merhamet ettiğini anlat.”
MAR 5:20 Adam oradan ayrıldı. Dekapolis bölgesinde İsaʼnın onun için neler yaptığını duyurmaya başladı. Herkes de şaşırıp kaldı.
MAR 5:21 İsa tekneyle tekrar öbür tarafa geçti. Göl kenarındayken İsaʼnın etrafına büyük bir kalabalık toplandı.
MAR 5:22 Oradaki toplantı yerinin Yair adında bir lideri oraya geldi. İsaʼyı görünce Oʼnun ayaklarına kapandı.
MAR 5:23 İsaʼya yalvarıp yakardı, “Küçük kızım ölmek üzere. Ne olur gel, ellerinle ona dokun, şifa bulsun ve yaşasın.”
MAR 5:24 İsa adamla birlikte yola çıktı. Büyük bir kalabalık İsaʼnın ardından gidiyordu ve Oʼnu sıkıştırıyordu.
MAR 5:25 Orada on iki yıldan beri kanaması olan bir kadın vardı.
MAR 5:26 Bir sürü doktordan çok çekmişti. Bütün parasını doktorlara harcamıştı, fakat iyileşeceğine durumu daha da kötüleşmişti.
MAR 5:27 İsa hakkındaki haberi duymuştu. Kadın kalabalığın içinden İsaʼnın arkasına yanaştı, elbisesine dokundu.
MAR 5:28 Kendi kendine şöyle diyordu: “Oʼnun elbiselerine bir dokunursam, iyileşirim.”
MAR 5:29 Dokunduğu an kanaması kesildi. Kadın bedeninde o hastalıktan şifa bulduğunu hissetti.
MAR 5:30 İsa hemen kendisinden güç çıktığını anladı. Kalabalığa dönüp dedi: “Elbiselerime kim dokundu?”
MAR 5:31 Öğrencileri Oʼna şöyle dediler: “Görüyorsun, kalabalık seni sıkıştırıyor. Bir de, ‘Bana kim dokundu?’ diye soruyorsun!”
MAR 5:32 İsa bunu yapmış olan kişiyi görmek için etrafına bakındı.
MAR 5:33 Kadın kendisine ne olduğunu fark etti. Korkudan titreyerek ortaya çıkıp İsaʼnın önünde yere kapandı. Oʼna bütün gerçeği anlattı.
MAR 5:34 İsa da ona, “Kızım, imanın seni kurtardı” dedi. “Esenlikle git, artık acı çekmeyeceksin.”
MAR 5:35 İsa henüz konuşurken, toplantı yeri liderinin evinden adamlar gelip “Kızın öldü” dediler. “Öğretmeni niçin hâlâ rahatsız ediyorsun?”
MAR 5:36 Fakat İsa bu sözlere aldırmadı ve toplantı yerinin liderine, “Korkma!” dedi. “Yalnız iman et.”
MAR 5:37 İsa sadece Petrus, Yakub ve Yakubʼun kardeşi Yuhannaʼyı yanına aldı. Başka kimsenin Oʼnunla birlikte gitmesine izin vermedi.
MAR 5:38 Toplantı yeri liderinin evine vardılar. İsa gürültü yapan kalabalığı, acı acı ağlayıp feryat edenleri gördü.
MAR 5:39 İçeri girdikten sonra onlara, “Neden gürültü yapıp ağlıyorsunuz?” dedi. “Kız ölmedi, sadece uyuyor!”
MAR 5:40 Ama onlar İsaʼyla alay ettiler. İsa hepsini dışarı çıkardı. Yanına yalnız çocuğun annesini, babasını ve Oʼnunla gelen öğrencileri alıp kızın yattığı odaya girdi.
MAR 5:41 Kızın elini tutup ona, “Talita kumi!” dedi. Yani, “Kız, sana diyorum kalk”.
MAR 5:42 Kız hemen ayağa kalkıp yürümeye başladı. On iki yaşındaydı. Oradaki insanlar şaşırıp kaldılar.
MAR 5:43 İsa bu olaydan kimsenin haberi olmaması için onları çok sıkı uyardı. Bir de kıza yemek verilmesini emretti.
MAR 6:1 İsa oradan ayrılıp memleketine gitti. Öğrencileri de Oʼnunla gittiler.
MAR 6:2 Şabat günü olunca İsa Yahudilerin toplantı yerinde vaaz etmeye başladı. Oʼnu dinleyen birçok kişi hayret edip şöyle dedi: “Bu adam bu şeyleri nereden biliyor? Oʼna verilen bu hikmet nedir? Oʼnun elinden nasıl böyle mucizeler geliyor?
MAR 6:3 Bu adam Meryemʼin oğlu, marangoz değil mi? Kardeşleri Yakub, Yusuf, Yahuda ve Simun değil mi? Kız kardeşleri burada, aramızda oturmuyorlar mı?” Böyle diyerek Oʼna gücendiler.
MAR 6:4 İsa onlara şöyle dedi: “Bir peygamberin saygı görmediği tek yer kendi memleketi, hısımları ve ailesidir.”
MAR 6:5 İsa orada birkaç hastaya dokunup şifa vermekten başka hiçbir mucize yapamadı.
MAR 6:6 Oradaki halkın imansızlığına şaşırıp kaldı. İsa çevre köyleri dolaşıp vaaz veriyordu.
MAR 6:7 Sonra yanına on iki elçisini çağırdı ve onları ikişer ikişer halk arasına göndermeye başladı. Onlara şeytani ruhların üzerine yetki verdi.
MAR 6:8 Yolculuğa değnekten başka bir şey almamalarını emretti. Ne ekmek, ne sırtlarında torba, ne de keselerinde para götüreceklerdi.
MAR 6:9 Ayaklarına sandalet giyeceklerdi ama yedek gömlek almayacaklardı.
MAR 6:10 Onlara şöyle dedi: “Bir yere gittiğinizde, oradan ayrılana kadar aynı evde kalın.
MAR 6:11 Bir yerde sizi kabul etmezlerse ya da sizi dinlemezlerse, oradan ayrılırken onlara karşı şahitlik olsun diye ayaklarınızın altındaki tozu silkin.”
MAR 6:12 İsaʼnın öğrencileri yola çıkıp halkı tövbeye çağırdılar.
MAR 6:13 Birçok cini kovdular. Bir sürü hastanın üzerine zeytinyağı sürüp onlara şifa verdiler.
MAR 6:14 Kral Hirodes olup bitenleri işitti, çünkü İsaʼnın ünü yayılmıştı. Bazıları İsa hakkında şöyle diyordu: “Bu Vaftizci Yahyaʼdır. Ölümden dirildi. İşte o yüzden bu mucizeleri yapma gücüne sahip.”
MAR 6:15 Diğerleri ise, “O İlyasʼtır” diyordu. Başkaları da, “O eski peygamberlerden biridir!” diyordu.
MAR 6:16 Ama Hirodes bunu işitince “Hayır!” dedi. “Kafasını kestirdiğim Yahya dirilmiştir.”
MAR 6:17 Çünkü Hirodes adamlarını yollayıp Yahyaʼyı yakalatmıştı. Onlar da onu bağlayıp hapishaneye atmışlardı. Bunun sebebi şuydu: Hirodes kendi kardeşi Filipusʼun karısı Hirodiya ile evlenmişti.
MAR 6:18 Yahya da Hirodesʼe, “Kardeşinin karısıyla birleşmen Tevratʼa aykırıdır” deyip durmuştu.
MAR 6:19 Hirodiya bu yüzden Yahyaʼya kin bağladı ve onu öldürtmek istedi, ama yapamadı.
MAR 6:20 Çünkü Hirodes Yahyaʼdan korkuyordu. Onun Allahʼa adanmış doğru bir adam olduğunu biliyor ve onu koruyordu. Yahyaʼyı dinlerken Hirodesʼin aklı iyice karışıyordu, yine de onu dinlemekten hoşlanıyordu.
MAR 6:21 Hirodes doğum gününde saray büyüklerine, komutanlara ve Celile bölgesinin önemli insanlarına bir ziyafet yaptı. Hirodiya orada beklediği fırsatı buldu.
MAR 6:22 Onun kızı içeri girip Hirodes ve misafirleri için göbek attı. Bu da onların hoşuna gitti. Kral kıza şöyle dedi: “Dile benden ne dilersen, onu sana vereceğim.”
MAR 6:23 Sonra “Ne dilersen dile, krallığımın yarısını iste, sana vereceğim!” diye kıza yemin etti.
MAR 6:24 Kız dışarı çıkıp annesine, “Ne isteyeyim?” diye sordu. Annesi de, “Vaftizci Yahyaʼnın kafasını” dedi.
MAR 6:25 Kız hemen içeri girip acele acele kralın önüne çıktı ve şöyle dedi: “Hemen bana bir tepsi üzerinde Vaftizci Yahyaʼnın kafasını vermeni istiyorum.”
MAR 6:26 Kral çok üzüldü, ama sofra başındaki misafirlerin önünde yemin ettiği için kızı kırmak istemedi.
MAR 6:27 Kral hemen bir cellat gönderdi ve Yahyaʼnın kafasını getirmesini emretti. Cellat da hapishaneye gidip Yahyaʼnın kafasını kesti.
MAR 6:28 Kafayı tepsi üzerinde getirip kıza verdi, kız da onu annesine verdi.
MAR 6:29 Yahyaʼnın öğrencileri bunu öğrenince, gelip Yahyaʼnın cesedini aldılar ve mezara koydular.
MAR 6:30 Bu arada elçiler İsaʼnın etrafında toplandılar. Yaptıkları ve vaaz ettikleri her şeyi Oʼna anlattılar.
MAR 6:31 İsa onlara şöyle dedi: “Haydi, birlikte yalnız olarak ıssız bir yere gidelim. Orada biraz dinlenin.” Çünkü o kadar çok kişi gelip gidiyordu ki, yemek yemeye bile fırsat bulamamışlardı.
MAR 6:32 Böylece tekneye binip tek başlarına ıssız bir yere doğru yol aldılar.
MAR 6:33 Ancak birçok insan onların gittiğini gördü ve onları tanıdı. Bu insanlar bütün kasabalardan yaya olarak yola çıktılar. Koşa koşa o yere İsaʼdan önce yetiştiler.
MAR 6:34 İsa tekneden inince büyük bir kalabalık gördü ve onlara acıdı, çünkü çobansız koyunlar gibiydiler. Onlara birçok şey öğretmeye başladı.
MAR 6:35 Saat ilerleyince İsaʼnın öğrencileri Oʼna gelip şöyle dediler: “Burası ıssız bir yer. Hem de vakit çok geç.
MAR 6:36 Halkı gönder de, etraftaki çiftliklere ve köylere gitsinler, kendilerine yiyecek alsınlar.”
MAR 6:37 İsa ise onlara şöyle cevap verdi: “Onlara siz yiyecek verin!” Oʼna şöyle dediler: “Gidip yeterli ekmek almak için iki yüz gümüş para lazım!”
MAR 6:38 İsa onlara, “Kaç ekmeğiniz var? Gidin bakın!” dedi. Bunu öğrendikten sonra Oʼna, “Beş ekmekle iki balık” diye cevap verdiler.
MAR 6:39 İsa halka gruplar halinde yeşil çayırlığa oturmalarını emretti.
MAR 6:40 Halk da ellişer yüzer kişilik gruplar halinde oturdu.
MAR 6:41 İsa beş ekmekle iki balığı aldı, gözlerini göğe kaldırarak şükretti. Sonra ekmekleri böldü ve dağıtmaları için öğrencilerine verdi. İki balığı da aralarında paylaştırdı.
MAR 6:42 Herkes yiyip doydu.
MAR 6:43 Artakalan ekmek kırıntılarını ve balıkları toplayıp on iki sepet doldurdular.
MAR 6:44 Yemek yiyen erkeklerin sayısı beş bindi.
MAR 6:45 Bundan hemen sonra İsa öğrencilerini tekneye bindirdi. Onları kendisinden önce gölün öbür tarafına, Beytsaydaʼya gönderdi. Kendisi ise halkı evlerine gönderecekti.
MAR 6:46 İsa halkı yolcu ettikten sonra, dua etmek için bir tepeye çıktı.
MAR 6:47 Akşam olunca tekne gölün ortasına vardı. Ama İsa tek başına karadaydı.
MAR 6:48 Öğrencilerini uzaktan gördü. Kürek çekmekte zorlanıyorlardı. Çünkü rüzgar onlara karşı esiyordu. Sabaha doğru İsa gölün üstünde yürüyüp onlara yaklaştı.Yanlarından geçecekmiş gibi davrandı.
MAR 6:49 Öğrencileri Oʼnun gölün üstünde yürüdüğünü gördüler. İsaʼyı bir hayalet sanıp çığlık attılar.
MAR 6:50 Çünkü hepsi Oʼnu gördü ve çok korktu. İsa hemen onlarla konuştu. “Rahat olun! Benim! Korkmayın!” dedi.
MAR 6:51 İsa tekneye binip onlara katıldı ve rüzgar dindi. Öğrenciler acayip şaşırdılar.
MAR 6:52 Çünkü İsaʼnın ekmeklerle yaptığı mucizeden bir şey anlamamışlardı. Olup bitenlere akıl erdiremiyorlardı.
MAR 6:53 İsaʼyla öğrencileri gölü geçtiler. Ginnesar taraflarında karaya vardıktan sonra tekneyi bağladılar.
MAR 6:54 Tekneden indiklerinde halk İsaʼyı hemen tanıdı.
MAR 6:55 Koşa koşa gidip o bölgedeki herkese haber verdiler. İnsanlar İsaʼnın gittiği her yere döşekler üzerinde hastalarını getiriyordu.
MAR 6:56 İsa o bölgedeki köylere, kasabalara ve çiftliklere gitti. Her yerden insanlar hastalarını çarşı meydanlarına getiriyordu. Hastalar İsaʼnın elbisesinin eteğine dokunabilmek için yalvardılar. Dokunanların hepsi hastalığından kurtuldu.
MAR 7:1 Yeruşalimʼden gelen Ferisiler ve bazı Tevrat uzmanları İsaʼnın etrafına toplandılar.
MAR 7:2 İsaʼnın bazı öğrencilerininmurdar, yani din adetine göre yıkanmamış ellerle yemek yediğini gördüler.
MAR 7:3 Çünkü Ferisiler, aslında bütün Yahudiler, ellerini iyice yıkamadan yemek yemezler. Böylece atalarının adetlerine uyarlar.
MAR 7:4 Çarşıdan dönünce de yıkanmadan yemezler. Bunun gibi daha bir sürü adete uyarlar. Meselâ, bardakları, su kaplarını ve bakır tencereleri suya batırıp çıkarırlar.
MAR 7:5 Ferisiler ve Tevrat uzmanları İsaʼyı sorguya çektiler: “Öğrencilerin neden atalarımızın adetlerine uymadan yaşıyorlar? Niçin murdar ellerle yemek yiyorlar?”
MAR 7:6 İsa onlara, “Sizi ikiyüzlüler!” dedi. “Yeşaya Peygamberʼin hakkınızda söylediği sözler ne kadar doğru! Yazıldığı gibi: Allah diyor ki, ‘Bu halk beni dudaklarıyla sayıyor, ama yürekleri benden uzaktır.
MAR 7:7 Boşuna bana tapıyorlar. Vaaz ettikleri insan buyruklarıdır.’
MAR 7:8 Allahʼın buyruklarını bir kenara bıraktınız ve insan adetlerine uyuyorsunuz.”
MAR 7:9 Bir de onlara şunu söyledi: “Kendi adetlerinizi sürdürmek için Allahʼın buyruğunu bir kenara atmayı çok iyi beceriyorsunuz!
MAR 7:10 Örneğin: Musa şöyle dedi: ‘Annenize babanıza, saygı gösterin’ ve ‘Kim annesini ve babasını aşağılarsa, ölüm cezasını hak eder.’
MAR 7:11 Ancak siz diyorsunuz ki, eğer bir kişi anne babasına, ‘Size verebileceğim şeyler kurbandır yani Allahʼa adaktır’ derse,
MAR 7:12 artık annesi babası için bir şey yapmasına izin vermiyorsunuz.
MAR 7:13 Böylece kuşaktan kuşağa aktardığınız adetlerle Allahʼın sözünü geçersiz kılıyorsunuz. Buna benzer daha birçok şey yapıyorsunuz.”
MAR 7:14 İsa kalabalığı tekrar yanına çağırıp şöyle dedi: “Hepiniz beni dinleyin ve anlayın:
MAR 7:15 İnsanın içine giren hiçbir şey onu kirletemez. İnsanı kirleten şey, ağızdan çıkandır.”
MAR 7:17 İsa kalabalığı bırakıp bir eve girdi. O zaman öğrencileri İsaʼya bu benzetmenin anlamını sordular.
MAR 7:18 O da onlara şöyle dedi: “Demek siz de anlamıyorsunuz. Bilmez misiniz, dışardan ağza giren hiçbir şey insanı kirletemez.
MAR 7:19 Çünkü onun yüreğine girmez, sadece onun midesine girer, oradan da dışarı atılır.” İsa bu sözlerle bütün yiyeceklerin temiz olduğunu söyledi.
MAR 7:20 İsa şöyle devam etti: “İnsanı kirleten şey, insanın içinden çıkandır.
MAR 7:21 Çünkü kötü düşünceler içten, insanın yüreğinden çıkar. Bunlar, evlilik dışı seksüel ilişkiler, hırsızlık, adam öldürme,
MAR 7:22 zina, açgözlülük, kin, hile, azgın seksüel hareketler, kıskançlık, iftira, gurur ve akılsızlığa yol açar.
MAR 7:23 İşte, bütün bu kötülükler içten çıkar ve insanı kirletir.”
MAR 7:24 İsa oradan kalkıp Sur şehrinin bölgesine gitti. Bir eve girdi ve kimsenin bunu bilmesini istemedi. Ama gizlenemedi.
MAR 7:25 Bir kadın İsaʼnın hakkındaki haberi duydu. Şeytani ruha tutulmuş bir kızı vardı. Kadın hemen gelip İsaʼnın ayaklarının dibine kapandı.
MAR 7:26 Bu kadın Yahudi değildi, Suriyeʼnin Fenike bölgesinde doğmuş bir Grekti. Kızından cini çıkarması için İsaʼya yalvarıp durdu.
MAR 7:27 İsa ona şöyle dedi: “Bırak, önce çocuklar karınlarını doyursunlar. Çünkü çocukların ekmeğini alıp köpeklerin önüne atmak doğru değil.”
MAR 7:28 Kadın da İsaʼya şöyle cevap verdi: “Efendimiz, masanın altındaki köpekler bile çocukların ekmek kırıntılarıyla besleniyor.”
MAR 7:29 İsa ona, “Böyle uygun cevap verdiğin için gidebilirsin” dedi. “Cin kızından çıktı.”
MAR 7:30 Kadın da evine dönüp kızını yatakta yatarken buldu. Cin ondan çıkmıştı.
MAR 7:31 İsa, Sur taraflarından ayrıldı. Sayda şehrinden ve Dekapolis bölgesinden geçerek Celile Gölüʼne döndü.
MAR 7:32 İsaʼya zorlukla konuşan sağır bir adamı getirdiler. Adama dokunup şifa vermesi için İsaʼya yalvardılar.
MAR 7:33 İsa onu kalabalıktan çıkardı, tek başına yanına aldı. Parmaklarını onun kulaklarına soktu. Sonra parmağına tükürüp adamın diline dokundu.
MAR 7:34 Göğe baktı. Derin bir ah çekerek, “Effata!” yani “Açıl!” dedi.
MAR 7:35 Adamın kulakları hemen açıldı, dili çözüldü ve düzgün konuşmaya başladı.
MAR 7:36 İsa kimseye söylemesinler diye oradakilere sıkı sıkıya emretti. Ama ne kadar onlara emrettiyse de, o kadar daha fazla anlattılar.
MAR 7:37 Halk son derece büyük bir hayret içindeydi. “Yaptığı her şey iyi” dediler. “Sağırların kulaklarını açıyor ve dilsizleri konuşturuyor.”
MAR 8:1 O günlerde yine büyük bir kalabalık toplandı. Yiyecek hiçbir şeyleri yoktu. O zaman İsa öğrencilerini yanına çağırıp onlara şöyle dedi:
MAR 8:2 “Halka acıyorum. Üç gündür yanımdalar ve yiyecek bir şeyleri yok.
MAR 8:3 Onları aç karnına evlerine gönderirsem, yolda bayılırlar. Hem de bazıları uzak yoldan geldiler.”
MAR 8:4 Öğrencileri şöyle cevap verdi: “Bunları doyurmak için insan nereden ekmek bulabilir? Burası ıssız yer.”
MAR 8:5 İsa onlara, “Kaç ekmeğiniz var?” diye sordu. “Yedi tane” dediler.
MAR 8:6 İsa kalabalığa yere oturmalarını emretti. Sonra yedi ekmeği alıp şükretti, böldü ve dağıtmaları için öğrencilerine verdi. Onlar da kalabalığa dağıttılar.
MAR 8:7 Birkaç tane küçük balıkları da vardı. İsa bunlar için de şükretti ve öğrencilerin onları da dağıtmalarını söyledi.
MAR 8:8 Halk yiyip doydu. Yemek artıklarından yedi sepet dolusu toplandı.
MAR 8:9 Orada aşağı yukarı dört bin kişi vardı. İsa onları evlerine gönderdi.
MAR 8:10 Bundan hemen sonra öğrencileriyle birlikte tekneye bindi ve Dalmanuta taraflarına geçti.
MAR 8:11 Ferisiler gelip İsaʼyla tartışmaya başladılar. Oʼnu denemek için gökten mucizevi bir işaret göstermesini istediler.
MAR 8:12 İsa içinden derin bir ah çekip şöyle dedi: “Bu kuşak neden mucizevi bir işaret istiyor? Size doğrusunu söylüyorum: bu kuşağa hiçbir işaret gösterilmeyecek.”
MAR 8:13 Onları bırakıp yine tekneye bindi ve gölün öbür kenarına geçti.
MAR 8:14 Öğrenciler ekmek almayı unutmuşlardı. Teknede onların yanında sadece bir ekmek vardı.
MAR 8:15 İsa onları şöyle uyardı: “Dikkat edin! Ferisilerin ve Hirodesʼin mayasından sakının!”
MAR 8:16 Öğrenciler de birbirleriyle tartışmaya başladılar. “Ekmeğimiz yok diye öyle konuşuyor” dediler.
MAR 8:17 İsa bunu fark edince onlara şöyle dedi: “Neden ekmeğimiz yok diye birbirinizle tartışıyorsunuz? Hâlâ anlamıyor, akıl erdiremiyor musunuz? Kafanız bu kadar mı kalın?
MAR 8:18 Gözleriniz var, görmüyor musunuz? Kulaklarınız var, işitmiyor musunuz? Hatırlamıyor musunuz?
MAR 8:19 Beş ekmeği beş bin kişi için böldüğüm zaman, kaç sepet dolusu ekmek ve balık parçası topladınız?” Oʼna, “On iki sepet” dediler.
MAR 8:20 “Yedi ekmeği dört bin kişi için böldüğüm zaman, kaç sepet dolusu ekmek ve balık parçası topladınız?” Oʼna, “Yedi sepet” dediler.
MAR 8:21 İsa onlara, “Hâlâ anlamıyor musunuz?” diye sordu.
MAR 8:22 İsa ile öğrencileri Beytsayda köyüne geldikleri zaman, bazı kişiler İsaʼya kör bir adam getirdiler. İsaʼnın ona dokunup şifa vermesi için yalvardılar.
MAR 8:23 İsa da kör adamı elinden tutup köyden dışarı çıkardı ve onun gözlerine tükürdü. Sonra elleriyle ona dokundu. “Bir şey görüyor musun?” diye sordu.
MAR 8:24 Adam yukarı baktı ve şöyle dedi: “İnsanlar görüyorum. Gördüğüm insanlar ağaçlara benziyorlar, ama yürüyorlar.”
MAR 8:25 İsa bir daha elleriyle adamın gözlerine dokundu. Adam gözlerini iyice açtı. Gözleri şifa bulmuştu. Her şeyi açıkça görebiliyordu.
MAR 8:26 İsa adama “Köye uğramadan evine dön!” dedi.
MAR 8:27 İsa öğrencileriyle birlikte oradan ayrıldı, Filipus Sezariyesi çevresindeki köylere gitti. Yolda öğrencilerine sordu: “İnsanlar benim kim olduğumu söylüyorlar?”
MAR 8:28 Onlar da İsaʼya şöyle cevap verdiler: “ ‘Vaftizci Yahya,’ diyorlar, bazıları da ‘İlyas’ ya da ‘eski peygamberlerden biri’ diyorlar.”
MAR 8:29 İsa “Ya siz? Sizce ben kimim?” diye sordu. Petrus Oʼna şöyle cevap verdi: “Sen Mesihʼsin.”
MAR 8:30 İsa da, “Benim hakkımda kimseye bir şey söylemeyin” diye öğrencilerini uyardı.
MAR 8:31 İsa öğrencilerine şunu öğretmeye başladı: “İnsan Oğluʼnun çok acı çekmesi lazım. Halkın liderleri, başrahipler ve Tevrat uzmanları tarafından reddedilip öldürülmesi, üç gün sonra ölümden dirilmesi lazım.”
MAR 8:32 İsa bunları açıkça söyledi. Petrus Oʼnu bir kenara çekip azarlamaya başladı.
MAR 8:33 Fakat İsa dönüp öğrencilerine baktı ve Petrusʼu şöyle azarladı: “Çekil önümden, Şeytan! Çünkü düşüncelerin Allahʼtan değil, insandandır.”
MAR 8:34 İsa hem kalabalığı, hem de öğrencilerini çağırıp onlara şöyle dedi: “Bir kişi peşimden gelmek isterse, kendini gözden çıkarsın, çarmıhını yüklensin ve yolumu tutsun.
MAR 8:35 Çünkü kim canını kurtarmak isterse, onu kaybedecek. Ama kim canını benim ve Müjdeʼnin uğruna kaybederse, onu kurtaracak.
MAR 8:36 Bir kişi bütün dünyayı kazanırsa, ama kendi canını kaybederse ona ne faydası olur?
MAR 8:37 İnsan, kendi canına karşılık olarak ne verebilir ki?
MAR 8:38 Bu sadık olmayan ve günahkâr kuşağın önünde her kim benden ve sözlerimden utanırsa, İnsan Oğlu da geldiğinde, ondan utanacak. İnsan Oğlu Babasıʼnın görkemiyle ve kutsal meleklerle birlikte gelecek.”
MAR 9:1 Sonra İsa onlara şöyle dedi: “Size doğrusunu söylüyorum: burada duran bazı kişiler Allahʼın Krallığıʼnın güçlü bir şekilde geldiğini görmeden ölümü tatmayacaklar.”
MAR 9:2 Altı gün sonra İsa, Petrusʼu, Yakubʼu ve Yuhannaʼyı yanına aldı. Onları yüksek bir dağın tepesine çıkardı. Orada yalnızdılar. Önlerinde İsaʼnın görünüşü tamamen değişti.
MAR 9:3 Oʼnun elbiseleri çok parlak bir beyazlığa dönüştü, öyle bir beyazlık ki, dünyadaki hiçbir çamaşırcı bunu beceremezdi.
MAR 9:4 Sonra onlara İlyas ve Musa göründü. İsaʼyla konuşuyorlardı.
MAR 9:5 Petrus da söze karışıp İsaʼya, “Öğretmenim iyi ki buradayız” dedi. “Üç çardak kuralım: biri senin için, biri Musa için, biri de İlyas için.”
MAR 9:6 Petrus ne söyleyeceğini bilmiyordu. Hepsi de çok korkmuşlardı.
MAR 9:7 O sırada bir bulut onların üstüne gölge yaptı. Bulutun içinden bir ses şöyle dedi: “Sevgili Oğlum budur. Oʼnu dinleyin!”
MAR 9:8 Öğrenciler hemen etraflarına baktılar, fakat yanlarında İsaʼdan başka kimseyi görmediler.
MAR 9:9 Dağdan inerlerken İsa onları uyardı: “İnsan Oğlu ölümden dirilene kadar, gördüklerinizi kimseye anlatmayın” dedi.
MAR 9:10 Onlar da bu buyruğa uydular. Ama aralarında, “Ölümden dirilmek de ne demek?” diye tartıştılar.
MAR 9:11 Sonra İsaʼya şunu sordular: “Tevrat uzmanları neden, ‘Önce İlyas gelmeli’ diyorlar?”
MAR 9:12 İsa onlara şöyle cevap verdi: “Evet, İlyas önce gelecek ve her şeyi yeniden düzene koyacak. Ama nasıl olur da, Kutsal Yazılarʼda İnsan Oğluʼnun çok acı çekip hiçe sayılacağı yazılmıştır?
MAR 9:13 Ben size şunu söylüyorum: İlyas zaten geldi. Ona istedikleri gibi yaptılar. Böylece onun hakkında yazılanlar yerine geldi.”
MAR 9:14 İsaʼyla beraberindekiler diğer öğrencilerin yanına dönünce, onların etrafında büyük bir kalabalık gördüler. Tevrat uzmanları öğrencilerle tartışıyorlardı.
MAR 9:15 İsaʼyı görür görmez bütün kalabalık büyük bir şaşkınlığa kapıldı. Koşarak Oʼnu selamladılar.
MAR 9:16 İsa, “Ne tartışıyorsunuz?” diye sordu.
MAR 9:17 Kalabalığın içinden biri şöyle cevap verdi: “Öğretmenim, oğlumu sana getirdim. Cine tutulmuş, konuşamıyor.
MAR 9:18 Cin oğlumu tuttuğu zaman, onu yere yıkıyor. Oğlum ağzından köpükler saçıyor, dişlerini gıcırdatıyor. Bedeni kaskatı kesiliyor. Senin öğrencilerine cini kovmalarını söyledim, ama beceremediler.”
MAR 9:19 İsa onlara şöyle dedi: “Ey imansız kuşak! Ne zamana kadar sizinle beraber olacağım? Ne zamana kadar size katlanacağım? Çocuğu bana getirin.”
MAR 9:20 Çocuğu Oʼna getirdiler. İsaʼyı görünce, çocuğu hemen cin çarptı. Çocuk yere düştü, yuvarlanmaya ve ağzından köpük saçmaya başladı.
MAR 9:21 İsa çocuğun babasına sordu: “Çocuk ne zamandan beri bu vaziyette?” Babası, “Küçüklüğünden beri” diye cevap verdi.
MAR 9:22 “Cin, çocuğu yok etmek için onu sık sık ateşe, ya da suya atıyor. Ama senin elinden bir şey gelirse, bize acı, yardım et!”
MAR 9:23 İsa adama şöyle dedi: “Niçin ‘senin elinden bir şey gelirse’ diyorsun? İman eden kişi için her şey mümkündür.”
MAR 9:24 Çocuğun babası hemen yüksek sesle, “İman ediyorum! Ama imanım zayıf. Ne olur, bana yardım et!” dedi.
MAR 9:25 İsa kalabalığın koşup toplanmaya başladığını görünce, şeytani ruhu azarladı ve ona şöyle dedi: “Ey sen, çocuğu dilsiz ve sağır yapan ruh! Sana emrediyorum, ondan çık ve bir daha ona girme!”
MAR 9:26 Ruh yüksek sesle bağırıp çocuğu kuvvetle sarsarak ondan çıktı. Çocuk ölü gibi oldu. Birçok kişi onun için, “Öldü!” dediler.
MAR 9:27 Ama İsa onu elinden tutup kaldırdı, çocuk da ayağa kalktı.
MAR 9:28 Sonra İsa bir eve girdi. İsaʼyla yalnızken öğrencileri Oʼna şunu sordular: “Biz cini neden kovamadık?”
MAR 9:29 İsa onlara şöyle dedi: “Bu tür cin ancak duayla çıkabilir.”
MAR 9:30 Oradan çıkıp Celile bölgesini dolaşmaya başladılar. Ama İsa, kimsenin bunu bilmesini istemedi.
MAR 9:31 Çünkü öğrencilerine ders veriyordu. Onlara şöyle dedi: “İnsan Oğlu insanların eline teslim edilecek. Oʼnu öldürecekler. Ancak öldükten üç gün sonra dirilecek.”
MAR 9:32 Ama İsaʼnın bu sözünü anlamadılar. Oʼna sormaya da korktular.
MAR 9:33 İsa öğrencileriyle Kefernahum kasabasına gitti. Eve girdikten sonra onlara şunu sordu: “Yolda neyi tartışıyordunuz?”
MAR 9:34 Cevap vermediler, çünkü yolda aralarında kimin en önemli olduğunu tartışmışlardı.
MAR 9:35 İsa oturup on iki elçisini yanına çağırdı ve onlara şöyle dedi: “Kim birinci olmak isterse, herkesin arasında en sonuncu ve herkesin hizmetkârı olmalı.”
MAR 9:36 Sonra İsa bir çocuğu elinden tutup aralarına aldı. Onu kucağına alarak öğrencilerine şöyle dedi:
MAR 9:37 “Her kim böyle bir çocuğu benim adıma kabul ederse, beni kabul etmiş olur. Beni kabul eden de beni değil, beni Gönderenʼi kabul etmiş olur.”
MAR 9:38 Yuhanna İsaʼya şöyle dedi: “Öğretmenim, senin adınla cin kovan bir kişiyi gördük. Biz de ona engel olmaya çalıştık, çünkü bizden biri değildi.”
MAR 9:39 Ama İsa şöyle dedi: “Ona engel olmayın! Çünkü benim adımla mucize yapan hiç kimse bundan hemen sonra beni kötüleyemez.
MAR 9:40 Kim bize karşı değilse, bizden yanadır.
MAR 9:41 Mesihʼe bağlı olduğunuz için size kim bir bardak su verirse, size doğrusunu söylüyorum: ödülsüz kalmayacak.
MAR 9:42 Ama bana iman eden bu küçüklerden birini yoldan saptıran kişinin vay haline! Boynuna büyük bir değirmen taşı asılıp denize atılması o kişi için daha iyi olur.
MAR 9:43 Elin seni iman yolundan saptırırsa, onu kes at! Senin için tek elle sonsuz yaşama kavuşmak, iki elle cehenneme, o sönmez ateşe gitmekten iyidir.
MAR 9:45 Ayağın seni iman yolundan saptırırsa, onu kes at! Senin için tek ayakla sonsuz yaşama kavuşmak, iki ayakla cehenneme atılmaktan iyidir.
MAR 9:47 Gözün seni iman yolundan saptırırsa, onu çıkar at! Senin için tek gözle Allahʼın Krallığıʼna girmek, iki gözle cehenneme atılmaktan iyidir.
MAR 9:48 Orada, ‘Onları yiyen kurtçuklar ölmez ve yakan ateş sönmez.’
MAR 9:49 Çünkü herkes ateşle tuzlanacak.
MAR 9:50 Tuz iyi bir şeydir. Ama tuz tuzluluğunu kaybederse, ona bir daha neyle tuz tadı verilebilir? İçinizde tuz olsun ve birbirinizle barış içinde yaşayın.”
MAR 10:1 İsa oradan kalkıp Yahudiye bölgesine ve Şeria Irmağıʼnın öte tarafına gitti. Yine Oʼnun etrafına kalabalıklar toplandı ve her zamanki gibi İsa onlara vaaz etti.
MAR 10:2 Bazı Ferisiler gelip İsaʼyı denemek için şunu sordular: “Erkeğin karısını boşaması Tevratʼa uygun mudur?”
MAR 10:3 İsa onlara şu soruyla cevap verdi: “Musa size neyi emretti?”
MAR 10:4 Onlar da “Musa, erkeğin bir boşanma kâğıdı yazıp karısını boşamasına izin verdi” dediler.
MAR 10:5 Ama İsa onlara şöyle dedi: “Musa size bu buyruğu inatçılığınız yüzünden verdi.
MAR 10:6 Daha dünyanın başında, ‘Allah onları erkek ve kadın olarak yarattı.’
MAR 10:7 ‘Bunun için adam annesini ve babasını bırakacak, karısına bağlanacak
MAR 10:8 ve ikisi bir beden olacak.’ Böylece, onlar artık iki değil, bir bedendirler.
MAR 10:9 Bu sebeple, Allahʼın birleştirdiğini insan ayırmasın.”
MAR 10:10 Evdeyken, İsaʼnın öğrencileri Oʼna bu konuyu tekrar sordular.
MAR 10:11 O da onlara şöyle dedi: “Kim karısını boşayıp başka kadınla evlenirse, karısına karşı zina işlemiş olur.
MAR 10:12 Kadın kocasını boşayıp başka erkeğe varırsa, o da zina işlemiş olur.”
MAR 10:13 Bazıları İsaʼya çocuklarını getirdiler. Onlara dokunup bereket dilemesini istediler. Ama öğrenciler çocukları getirenleri azarladılar.
MAR 10:14 İsa bunu görünce kızdı. Onlara şöyle dedi: “Bırakın, çocuklar bana gelsin. Onlara engel olmayın. Çünkü Allahʼın Krallığı çocuklar gibi olanlarındır.
MAR 10:15 Size doğrusunu söylüyorum: Kim Allahʼın Krallığıʼnı bir çocuk gibi kabul etmezse, oraya asla girmeyecek.”
MAR 10:16 Sonra çocukları kucakladı, elleriyle onlara dokunup bereket diledi.
MAR 10:17 İsa yolculuğa çıkarken, bir adam koşarak Oʼna geldi ve önünde diz çöküp şunu sordu: “İyi Öğretmen! Sonsuz yaşama kavuşmak için ne yapmalıyım?”
MAR 10:18 İsa adama şöyle dedi: “Neden bana ‘iyi’ diyorsun? Allahʼtan başka iyi olan yoktur.
MAR 10:19 Oʼnun buyruklarını biliyorsun: Adam öldürmeyin, zina etmeyin, çalmayın, yalan yere şahitlik etmeyin, kimsenin hakkını yemeyin, annenize ve babanıza saygı gösterin.”
MAR 10:20 Adam da İsaʼya şöyle cevap verdi: “Öğretmenim, bütün bunları zaten gençliğimden beri yerine getiriyorum.”
MAR 10:21 İsa adamın gözlerinin içine baktı ve onu sevdi. “Bir eksiğin var” dedi. “Git, bütün malını sat ve parasını fakirlere dağıt. İşte o zaman gökte hazinen olacak. Sonra gel, benim peşime düş.”
MAR 10:22 Adam bunu duyunca suratını astı ve üzüntü içinde ayrıldı, çünkü malı mülkü çoktu.
MAR 10:23 İsa etrafına bakıp öğrencilerine şöyle dedi: “Mal mülk sahipleri için Allahʼın Krallığıʼna girmek ne kadar zordur!”
MAR 10:24 Öğrencileri bu sözlere şaşırıp kaldılar. İsa sözüne devam edip onlara şöyle dedi: “Çocuklar, Allahʼın Krallığıʼna girmek ne kadar zordur.
MAR 10:25 Devenin iğne deliğinden geçmesi, zenginin Allahʼın Krallığıʼna girmesinden daha kolaydır.”
MAR 10:26 Öğrencileri daha da fazla hayret ettiler. Birbirlerine, “Öyleyse, kim kurtulabilir?” diye sordular.
MAR 10:27 İsa onlara dikkatle bakıp şöyle dedi: “İnsan için bu imkansız, ama Allah için değil. Allah için her şey mümkün.”
MAR 10:28 Petrus İsaʼya, “Bak” dedi. “Biz her şeyi bıraktık, senin peşine düştük.”
MAR 10:29 İsa da şunları söyledi: “Size doğrusunu söylüyorum: benim için ve Müjde için evini, kardeşlerini, kız kardeşlerini, annesini, babasını, çocuklarını ya da tarlalarını bırakmış olan herkes bunların yüz katını alacak. Şimdi bu dünyada, çekeceği eziyetlerle birlikte, evler, kardeşler, kız kardeşler, anneler, çocuklar ve tarlalara kavuşacak. Hem de gelecek dünyada sonsuz yaşama sahip olacak.
MAR 10:31 Ne var ki, şimdi birinci olan birçokları sonuncu olacak, sonuncular da birinci olacaklar.”
MAR 10:32 İsa ve yanındakiler yola çıkmış Yeruşalimʼe gidiyorlardı. İsa da onların önünden yürüyordu. Öğrencileri şaşkınlık içindeydi; arkadan gelenler de korkuyorlardı. İsa on iki elçisini tekrar bir kenara çekti ve yakın bir zamanda Oʼnun başına neler geleceğini onlara anlatmaya başladı:
MAR 10:33 “Bakın, Yeruşalimʼe gidiyoruz. İnsan Oğlu başrahiplere ve Tevrat uzmanlarına teslim edilecek. Oʼnu ölüm cezasına çarptıracaklar. Oʼnu yabancıların eline teslim edecekler.
MAR 10:34 Oʼnunla alay edecek, Oʼna tükürecekler. Oʼnu kamçılayacak ve öldürecekler. Ama üç gün sonra O ölümden dirilecek.”
MAR 10:35 Sonra Zebediʼnin oğulları Yakubʼla Yuhanna, İsaʼya yaklaşıp şöyle dediler: “Öğretmenimiz, senden bir dileğimiz var: istediğimizi bizim için yapar mısın?”
MAR 10:36 O da, “Sizin için ne yapmamı istiyorsunuz?” diye sordu.
MAR 10:37 Oʼna, “İzin ver de, sen görkemli krallığına kavuşunca birimiz sağında, öbürümüz solunda otursun” dediler.
MAR 10:38 Ama İsa onlara, “Siz ne istediğinizi anlamıyorsunuz” dedi. “Benim içtiğim acı dolu bardaktan içebilir misiniz? Benim vaftiz olduğum gibi vaftiz olabilir misiniz?”
MAR 10:39 Oʼna, “Evet, bunu yapabiliriz!” dediler. İsa onlara şöyle cevap verdi: “Gerçi benim içtiğim bardaktan içeceksiniz. Benim vaftiz olduğum gibi vaftiz olacaksınız.
MAR 10:40 Ama sağımda ya da solumda kimin oturacağına karar vermek bana düşmez. Bu yerler kimler için hazırlanmışsa, onlara verilecek.”
MAR 10:41 Öbür on öğrenci bunu duyunca Yakubʼla Yuhannaʼya kızmaya başladı.
MAR 10:42 Ama İsa hepsini yanına çağırıp şöyle dedi: “Bildiğiniz gibi, milletlerin liderleri sayılanlar, halklarına baskı yaparlar ve devlet adamları onları ezerler.
MAR 10:43 Sizin aranızda böyle olmasın. Aranızda büyük olmak isteyen, diğerlerine hizmetkâr olsun.
MAR 10:44 Aranızda birinci olmak isteyen, herkese kul köle olsun.
MAR 10:45 Çünkü, İnsan Oğlu Oʼna hizmet edilsin diye gelmedi. Hayır, O hizmet etmeye ve kendi canını feda ederek birçok kişiyi günaha esirlikten kurtarmaya geldi.”
MAR 10:46 Eriha kasabasına geldiler. İsa, öğrencileriyle ve büyük bir kalabalıkla birlikte oradan ayrıldı. O sırada Bartimay, yani Timay oğlu, adlı kör bir dilenci yol kenarında oturuyordu.
MAR 10:47 Yoldan geçenin Nasıralı İsa olduğunu işitince, şöyle bağırmaya başladı: “Davud Oğlu İsa, bana acı!”
MAR 10:48 Birçok kişi onu susturmak için azarladı. Bu kez o daha da fazla bağırmaya başladı: “Ey Davud Oğlu, bana acı!”
MAR 10:49 İsa durdu. “Onu buraya çağırın!” dedi. Kör adamı çağırıp ona şöyle dediler: “Gözün aydın! Haydi kalk. O seni çağırıyor.”
MAR 10:50 Adam da paltosunu bir yana atıp ayağa kalktı ve İsaʼya yaklaştı.
MAR 10:51 İsa ona dönüp, “Senin için ne yapmamı istiyorsun?” diye sordu. Kör adam Oʼna şöyle cevap verdi: “Öğretmenim, görmek istiyorum.”
MAR 10:52 İsa ona şöyle dedi: “Gidebilirsin, imanın seni kurtardı.” Adamın gözleri o anda açıldı. Yolda İsaʼnın peşinden gitmeye başladı.
MAR 11:1 Yeruşalimʼe yaklaşıyorlardı. Zeytin Dağıʼnın yamacındaki Beytfaci ve Beytanya köylerine vardılar. İsa öğrencilerinden ikisini önden gönderdi.
MAR 11:2 Onlara şöyle dedi: “Karşınızdaki köye gidin. Köye girer girmez bir yere bağlı bir sıpa bulacaksınız. Ona daha önce hiç kimse binmemiştir. Onu çözün ve bana getirin.
MAR 11:3 Bir kişi size, ‘Niçin bunu yapıyorsunuz?’ derse, ona deyin ki: ‘Efendimizʼin ona ihtiyacı var. Onu hemen geri gönderecek.’ ”
MAR 11:4 Gittiler, sıpayı bir evin dışında sokakta buldular. Kapının yanında bir yere bağlıydı. Onu çözdüler.
MAR 11:5 Etrafta duranlardan bazı kişiler onlara, “Ne yapıyorsunuz?” diye sordular. “Sıpayı niçin çözüyorsunuz?”
MAR 11:6 Öğrenciler İsaʼnın söylediği gibi cevap verdiler, oradakiler de onları rahat bıraktılar.
MAR 11:7 Öğrenciler sıpayı İsaʼya getirip paltolarını üzerine koydular. İsa da sıpaya bindi.
MAR 11:8 Birçok kişi paltolarını yola serdi. Başkaları da kırlıktan yapraklı dallar kesip yola serdiler.
MAR 11:9 Önden gidenler ve arkadan gelenler şöyle bağırıp durdular: “Hozana!” “Rabbin adıyla gelene övgüler olsun!”
MAR 11:10 “Atamız Davudʼun yaklaşan krallığı kutlu olsun!” “En yücelerde hozana!”
MAR 11:11 İsa Yeruşalimʼe girdi. Tapınağa gidip her tarafı gözden geçirdi. Fakat artık saat geç olmuştu. Bu sebepten on iki elçisiyle birlikte Beytanya köyüne döndü.
MAR 11:12 Onlar ertesi gün Beytanya köyünden ayrıldıklarında İsa acıktı.
MAR 11:13 Uzaktan bol yapraklı bir incir ağacı gördü. Aslında incir mevsimi değildi. Yine de üzerinde bir şey var mı diye bakmak için İsa ağaca yaklaştı. Fakat yapraktan başka bir şey bulmadı.
MAR 11:14 Ağaca, “Artık hiç kimse senden bir daha meyve yemesin!” dedi. Öğrencileri bunu işittiler.
MAR 11:15 Yeruşalimʼe vardıklarında İsa, tapınak avlusuna gidip oradan satıcıları ve alışveriş yapanları dışarı atmaya başladı. Yabancı para değiştirenlerin masalarını ve güvercin satanların iskemlelerini devirdi.
MAR 11:16 Hiç kimsenin tapınak avlularından yük taşımasına izin vermedi.
MAR 11:17 Halka vaaz edip şöyle dedi: “Kitapʼta şöyle yazılmıyor mu: ‘Benim evime, bütün milletlerin ibadet evi denilecek’? Ama siz onu haydut yatağına çevirdiniz!”
MAR 11:18 Başrahipler ve Tevrat uzmanları bunu işitince, İsaʼyı yok etmek için bir yol aramaya başladılar. İsaʼdan korkuyorlardı, çünkü bütün halk Oʼnun vaazlarına hayrandı.
MAR 11:19 Akşam olunca, İsaʼyla öğrencileri şehirden çıktılar.
MAR 11:20 Ertesi sabah onlar oradan geçerken incir ağacının kökünden kuruduğunu fark ettiler.
MAR 11:21 Petrus İsaʼnın söylediklerini hatırladı ve “Öğretmenim, bak!” dedi. “Senin lanetlediğin incir ağacı kurumuş!”
MAR 11:22 İsa ona şöyle cevap verdi: “Allahʼa imanınız olsun.
MAR 11:23 Size doğrusunu söylüyorum: Kim şu tepeye ‘Kalk ve denize atıl!’ derse ve yüreğinde hiç şüphe etmeden söylediği şeyin olacağına iman ederse, onun söylediği olacak.
MAR 11:24 Bunun için size diyorum: duada her ne dilerseniz, onu aldığınıza iman edin ve dileğiniz olacak.
MAR 11:25 Ayağa kalkıp dua ettiğiniz zaman, bir kişiye dargınsanız, onu bağışlayın. Öyle ki, gökteki Babanız da sizin suçlarınızı bağışlasın.”
MAR 11:27 İsaʼyla öğrencileri yine Yeruşalimʼe geldiler. İsa tapınak avlularında gezinirken, başrahipler, Tevrat uzmanları ve halkın liderleri Oʼna yaklaştılar.
MAR 11:28 Şöyle dediler: “Bu şeyleri ne yetkiyle yapıyorsun? Bu şeyleri yapmak için sana bu yetkiyi veren kim?”
MAR 11:29 İsa onlara şöyle cevap verdi: “Ben de size tek bir soru soracağım. Eğer bana cevap verirseniz, size bu şeyleri ne yetkiyle yaptığımı söyleyeceğim.
MAR 11:30 Yahyaʼnın vaftiz etme yetkisi Allahʼtan mı, yoksa insandan mıydı? Bana cevap verin!”
MAR 11:31 Bu soruyu aralarında şöyle tartışmaya başladılar: “ ‘Allahʼtan’ dersek, ‘O zaman, ona neden inanmadınız?’ diyecek.
MAR 11:32 Ama ‘İnsandan’ dersek…” Halkın tepkisinden korktukları için böyle konuştular. Çünkü herkes Yahyaʼnın gerçekten peygamber olduğuna inanıyordu.
MAR 11:33 Böylece İsaʼya, “Bilmiyoruz” diye cevap verdiler. Bunun üzerine İsa onlara şöyle dedi: “Öyleyse, ben de bu şeyleri ne yetkiyle yaptığımı size söylemeyeceğim.”
MAR 12:1 Sonra İsa o insanlara benzetmelerle konuşmaya başladı. “Bir adam üzüm bağı dikmiş” dedi. “Etrafına duvar çekmiş, üzüm çiğneme çukurunu kazmış, bir de gözetleme kulesi yapmış. Sonra bağını bağcılara kiralamış ve yolculuğa çıkmış.
MAR 12:2 Üzüm toplama zamanı gelince bağ sahibi bağın ürününden payına düşeni almak için bağcılara bir köle göndermiş.
MAR 12:3 Ama bağcılar köleyi yakalayıp dövmüş, boş elle geri göndermişler.
MAR 12:4 Adam bu sefer bağcılara başka bir köle göndermiş. Bağcılar onu başından yaralayıp aşağılamışlar.
MAR 12:5 Adam bir köle daha yollamış. Bağcılar onu öldürmüşler. Gönderdiği bir sürü kişiyi ya dövmüşler, ya da öldürmüşler.
MAR 12:6 Adamın bağcılara göndereceği tek bir kişi kalmış. O da çok sevdiği oğluymuş. ‘Oğluma saygı gösterirler’ diyerek en son onu bağcılara göndermiş.
MAR 12:7 Fakat bağcılar birbirleriyle şöyle konuşmuşlar: ‘Mirasçı budur! Haydi onu öldürelim, o vakit miras bizim olur.’
MAR 12:8 Onu tutup öldürmüşler ve bağdan dışarı atmışlar.
MAR 12:9 Peki, bağ sahibi ne yapacak? Gelip o bağcıları yok edecek, bağı başkalarına verecek.
MAR 12:10 Kutsal Yazılarʼda şu sözleri hiç okumadınız mı? ‘İnşaatçıların reddettiği taş, binanın köşe taşı oldu.
MAR 12:11 Bu iş Rabʼdendir, gözümüzde harika bir şeydir.’ ”
MAR 12:12 Yahudi liderleri İsaʼyı yakalamak istediler, çünkü İsaʼnın bu benzetmeyi onlara karşı anlattığını anladılar. Fakat halktan korktular. Bu sebeple onu bırakıp gittiler.
MAR 12:13 Sonra liderler Ferisilerden ve Hirodesçilerden bazılarını yolladılar. İsaʼyı söyleyeceği bir sözle tuzağa düşürmek istiyorlardı.
MAR 12:14 İsaʼnın yanına gelip şöyle dediler: “Öğretmenimiz! Biliyoruz ki sen dürüst bir adamsın. İnsanların düşüncelerine önem vermiyorsun. Çünkü insanlar arasında ayrım yapmıyorsun, ama Allahʼın yolunu doğru öğretiyorsun. Sezarʼa vergi ödemek Tevratʼa uygun mu, değil mi? Ödeyelim mi, ödemeyelim mi?”
MAR 12:15 İsa ise onların ikiyüzlülüğünü bildiği için şöyle dedi: “Neden beni tuzağa düşürmeye çalışıyorsunuz? Bana bir gümüş para getirin de ona bir göz atayım.”
MAR 12:16 Parayı getirdiler. İsa da onlara sordu: “Burada kimin resmi var, kimin adı yazılı?” Oʼna, “Sezarʼın” dediler.
MAR 12:17 İsa da onlara şöyle dedi: “Sezarʼın hakkını Sezarʼa verin, Allahʼın hakkını Allahʼa verin.” O zaman onlar İsaʼya büsbütün hayret ettiler.
MAR 12:18 Sonra Sadukilerden bazıları İsaʼya geldi. Sadukiler “Ölümden diriliş diye bir şey yoktur” derler. İsaʼya şunu sordular:
MAR 12:19 “Öğretmenimiz, Tevratʼta Musa bize şöyle buyurdu: ‘Bir adamın kardeşi ölürse ve karısını çocuksuz dul bırakırsa, o adam ölen kardeşinin soyunu devam ettirmek için onun karısını alsın.’
MAR 12:20 Diyelim ki yedi kardeş varmış. Birincisi bir kadınla evlenmiş fakat çocuğu olmadan ölmüş.
MAR 12:21 İkinci kardeş de aynı kadını almış ve çocuk yapmadan o da ölmüş. Üçüncüsüne de aynı şey olmuş.
MAR 12:22 Yani yedi kardeş de soyunu devam ettirememiş. En sonunda kadın da ölmüş.
MAR 12:23 Herkes ölümden dirildiği zaman kadın kimin karısı olacak? Çünkü yedi kardeş aynı kadınla evlenmişti.”
MAR 12:24 İsa onlara şöyle dedi: “Siz Kutsal Yazılarʼı ve Allahʼın gücünü bilmediğiniz için yanılıyorsunuz, öyle değil mi?
MAR 12:25 Çünkü insanlar ölümden dirilince, ne evlenirler, ne de kocaya giderler. Aksine, gökteki melekler gibi olurlar.
MAR 12:26 Ölülerin dirilmesine gelince, Musaʼnın kitabında alevlenen çalı hakkındaki bölümü hiç okumadınız mı? Allah orada şöyle der: ‘Ben İbrahimʼin Allahı, İshakʼın Allahı ve Yakubʼun Allahıʼyım.’
MAR 12:27 O ölülerin Allahı değil, yaşayanların Allahıʼdır. Bu konuda çok yanılıyorsunuz.”
MAR 12:28 Tevrat uzmanlarından biri gelip nasıl tartıştıklarını işitti. İsaʼnın onlara ne kadar güzel bir cevap verdiğini fark etti. Bunun üzerine İsaʼya sordu: “Buyrukların hangisi en önemli?”
MAR 12:29 İsa şöyle cevap verdi: “En önemli buyruk şudur: ‘Dinleyin, ey İsrailoğulları, Rab, yalnız Rab, Allahımızʼdır.
MAR 12:30 Allahınız Rabbi bütün yüreğinizle, bütün canınızla, bütün aklınızla ve bütün gücünüzle sevin.’
MAR 12:31 İkinci buyruk şudur: ‘Komşunuzu kendinizi sevdiğiniz gibi sevin.’ Bunlardan daha önemli buyruk yoktur.”
MAR 12:32 Tevrat uzmanı İsaʼya, “Öğretmenim, doğru söyledin!” dedi, “ ‘O birdir ve Oʼndan başkası yok.’
MAR 12:33 Oʼnu bütün yüreğinizle, bütün aklınızla ve bütün gücünüzle sevmek ve komşunuzu kendinizi sevdiğiniz gibi sevmek, yakılan adak ve kurbanların hepsinden daha önemlidir.”
MAR 12:34 İsa adamın nasıl akıllıca cevap verdiğini fark edince ona, “Sen Allahʼın Krallığıʼndan uzak değilsin!” dedi. Ondan sonra kimse artık İsaʼya soru sormaya cesaret etmedi.
MAR 12:35 İsa tapınak avlusunda vaaz ederken şöyle konuşmaya başladı: “Nasıl oluyor da Tevrat uzmanları Mesihʼin Davud Oğlu olduğunu söylüyorlar?
MAR 12:36 Çünkü Davudʼun kendisi Kutsal Ruhʼun aracılığıyla şunu söyledi: ‘Rab Efendimʼe şöyle dedi: Senin düşmanlarını ayaklarının altına sereceğim. O zamana kadar sağımda otur.’
MAR 12:37 Davud Mesihʼe ‘Efendim’ dediğine göre, Mesih nasıl Davudʼun oğlu olabilir?” Orada duran büyük kalabalık İsaʼyı zevkle dinliyordu.
MAR 12:38 İsa vaazına şöyle devam etti: “Tevrat uzmanlarından sakının. Onlar uzun kaftanlar içinde dolaşmayı severler. Çarşılarda selam almaya bayılırlar.
MAR 12:39 Toplantı yerlerinde ve ziyafetlerde en saygın yerlere oturmak isterler.
MAR 12:40 Dul kadınları kandırıp mallarını mülklerini ellerinden alırlar. Gösteriş için uzun uzun dua ederler. Böyle kişiler çok ağır bir ceza alacaklar.”
MAR 12:41 İsa, tapınak avlusunda bağış kutusunun karşısında oturdu ve halkın oraya nasıl para attığına dikkat etti. Birçok zengin kişi bol para atıyordu.
MAR 12:42 Fakir bir dul kadın da gelip birkaç kuruş değerinde iki küçük bakır para attı.
MAR 12:43 İsa öğrencilerini yanına çağırıp onlara şöyle dedi: “Size doğrusunu söylüyorum: bu fakir dul kadın, bağış kutusuna para atanların hepsinden daha çok verdi.
MAR 12:44 Çünkü bütün diğerleri servetlerinden artan parayı verdiler. Ama bu kadın fakir olduğu halde varını yoğunu, bütün geçimini bağışladı.”
MAR 13:1 İsa tapınak avlusundan çıkarken, öğrencilerinden biri Oʼna, “Öğretmenim!” dedi. “Bak ne biçim taşlar, ne biçim binalar!”
MAR 13:2 İsa ona şöyle cevap verdi: “Bu büyük binaları görüyor musunuz? Burada taş üstünde taş bırakılmayacak, hepsi yıkılacak.”
MAR 13:3 İsa, tapınağın karşısında Zeytin Dağıʼnda otururken Petrus, Yakub, Yuhanna ve Andreas özel olarak Oʼna şunu sordular:
MAR 13:4 “Bize söyle. Bu şeyler ne zaman olacak ve bütün bunların yerine geleceğini gösteren işaret nedir?”
MAR 13:5 İsa da onlara anlatmaya başladı: “Dikkat edin, kimse sizi aldatmasın.
MAR 13:6 Birçok kişi ortaya çıkıp benim adımı kullanacak. ‘Ben Mesihʼim’ deyip birçok kişiyi aldatacak.
MAR 13:7 Savaş gürültüleri, savaş haberleri duyduğunuzda korkmayın. Bunların olması lazım, ama bu daha son demek değildir.
MAR 13:8 Çünkü millet millete, devlet devlete saldıracak. Yer yer depremler, kıtlıklar olacak. Bunlar doğum yapan kadının ilk sancıları gibi, sıkıntıların başlangıcıdır.
MAR 13:9 Sizlerse kendinizi kollayın! Sizi dava yerlerine teslim edecekler ve toplantı yerlerinde kamçılayacaklar. Benim yüzümden sizi valilerin ve kralların önüne getirecekler. Bu size şahitlik etme fırsatı olacak.
MAR 13:10 Fakat önce Müjdeʼnin bütün milletlere duyurulması lazım.
MAR 13:11 Sizi tutuklayıp dava yerine teslim ettikleri zaman, ne söyleyeceğiz diye önceden kaygılanmayın. O anda söyleyeceğiniz sözler size verilecek. Zaten konuşan siz olmayacaksınız, Kutsal Ruh olacak.
MAR 13:12 Kardeş kardeşi, baba evladını ölüme teslim edecek. Çocuklar da anne babalarına karşı ayaklanıp onları öldürtecekler.
MAR 13:13 Benim adım yüzünden herkes sizden nefret edecek. Ama kim sonuna kadar dayanırsa, o kurtulacak.
MAR 13:14 Tapınağın ‘kutsallığını bozan rezalet’ olmaması gereken yerde duracak. (Okuyan anlasın!) Bunu görünce Yahudiye bölgesinde olanlar dağlara kaçsınlar.
MAR 13:15 Evin damında olan kişi ne aşağı insin, ne de bir şey almak için evine girsin.
MAR 13:16 Tarlada olan kişi de paltosunu almak için geri dönmesin.
MAR 13:17 Vay o günlerde hamile olanların ve bebek emzirenlerin haline!
MAR 13:18 Dua edin ki, bunlar kış vakti olmasın.
MAR 13:19 Çünkü o günler büyük bir eziyet zamanı olacak. Allahʼın dünyayı yarattığı zamandan bu yana böyle bir eziyet olmadı, bir daha da olmayacak.
MAR 13:20 Rab o günleri kısaltmasaydı, hiçbir insan kurtulmayacaktı. Ama Rab, seçilmiş olanlar, yani kendi seçtiği kişiler uğruna o günleri kısaltmıştır.
MAR 13:21 O zaman size birisi, ‘Bak, Mesih burada!’ ya da, ‘Bak, orada!’ derse, inanmayın.
MAR 13:22 Çünkü ‘Ben Mesihʼim’ ve ‘Ben peygamberim’ diyen yalancılar ortaya çıkacak. Ellerinden gelirse, Allahʼın seçtiği insanları saptırmak için mucizeler ve harikalar yapacaklar.
MAR 13:23 Bu sebeple siz dikkatli olun! Her şeyi size önceden söylüyorum.
MAR 13:24 Ama o günlerde, o eziyet zamanından sonra, ‘güneş kararacak, ay da ışığını vermeyecek.
MAR 13:25 Yıldızlar gökten düşecek ve gökteki güçler sarsılacak.’
MAR 13:26 O zaman İnsan Oğluʼnun bulutlar içinde büyük güç ve görkemle geldiğini görecekler.
MAR 13:27 O vakit İnsan Oğlu melekleri gönderecek ve seçtiği kişileri dünyanın dört bucağından, yeryüzünün en uzak ucundan göğün en uzak ucuna kadar toplayacak.
MAR 13:28 İncir ağacından ders alın: dalları filizlenip yaprak çıkarınca, yaz mevsiminin yaklaştığını bilirsiniz.
MAR 13:29 Bunun gibi, bu olayların gerçekleştiğini görünce bileceksiniz ki Allahʼın Krallığı yakındır, kapıdadır.
MAR 13:30 Size doğrusunu söylüyorum: bu kuşak yok olmadan bütün bu şeyler yerine gelecek.
MAR 13:31 Gök ve yer ortadan kalkacak ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacak.
MAR 13:32 Yalnız, o günü ve o saati hiç kimse bilmiyor: ne gökteki melekler, ne de Oğul, sadece Baba biliyor.
MAR 13:33 Dikkat edin, gözünüzü dört açın! Çünkü o anın ne zaman geleceğini bilmiyorsunuz.
MAR 13:34 Bu durum, evini bırakıp yolculuğa çıkmış bir adama benzer. Gitmeden önce evini kölelerine emanet eder, herkese işini verir. Kapıdaki nöbetçiye de bekçilik yapmasını emreder.
MAR 13:35 Bu sebeple, tetikte durun, çünkü ev sahibinin ne vakit geleceğini bilmiyorsunuz. Akşam mı, gece yarısı mı, horoz öttüğü zaman mı, yoksa sabahleyin mi, belli olmaz.
MAR 13:36 Ansızın gelip sizi uykuda bulmasın.
MAR 13:37 Size söylediğimi herkese söylüyorum: tetikte durun.”
MAR 14:1 Özgürlük Bayramı ve Mayasız Ekmek Bayramı iki gün sonra başlayacaktı. Başrahipler ve Tevrat uzmanları İsaʼyı hileyle yakalayıp öldürmek için bir yol arıyorlardı.
MAR 14:2 “Aman!” dediler. “Bayramda olmasın, yoksa halk ayaklanacak!”
MAR 14:3 İsa Beytanya köyünde, Simun adında bir adamın evindeydi. Simun daha önce cüzzam hastasıydı. İsa yemek yerken bir kadın yanına geldi. Elinde kaymaktaşından bir kap vardı. Kapta çok pahalı saf hintsümbülü çiçeğinden yapılmış hoş kokulu yağ bulunuyordu. Kadın kabın ucunu kırdı, yağı yavaşça İsaʼnın başına döktü.
MAR 14:4 Oradakilerden bazıları buna kızdılar. Birbirlerine şöyle dediler: “Bu hoş kokulu yağ niye ziyan edildi?
MAR 14:5 Üç yüz gümüş paradan fazlaya satılabilir, parası fakirlere dağıtılabilirdi.” Böylece kadına sertçe çıkıştılar.
MAR 14:6 Ama İsa, “Kadını rahat bırakın!” dedi. “Niçin onu üzüyorsunuz? O bana güzel bir şey yaptı.
MAR 14:7 Fakirler her zaman sizinle olacak. İstediğiniz zaman onlara yardım edebilirsiniz. Ama ben her zaman sizinle olmayacağım.
MAR 14:8 Kadın elinden geleni yaptı. Bedenimi gömülmeye hazırlamak için üzerime yağ sürdü.
MAR 14:9 Size doğrusunu söylüyorum: Müjde dünyanın neresinde duyurulursa, bu kadının yaptığı da anılacak.”
MAR 14:10 İsaʼnın on iki elçisinden biri olan Yahuda İskariyot, İsaʼyı ele vermek için başrahiplere gitti.
MAR 14:11 Onlar bunu duyunca sevindiler. Yahudaʼya para ödemeye söz verdiler. O da İsaʼyı onların eline vermek için uygun bir fırsat aradı.
MAR 14:12 Mayasız Ekmek Bayramıʼnın birinci gününde Özgürlük Bayram kuzuları kesilirdi. İsaʼnın öğrencileri Oʼna sordular: “Bayram yemeğini nerede yemek istersin? Oraya gidip hazırlık yapalım.”
MAR 14:13 İsa öğrencilerinden iki kişiyi gönderdi. Onlara, “Şehre gidin” dedi. “Orada karşınıza testiyle su taşıyan bir adam çıkacak. Onun arkasından gidin.
MAR 14:14 Adam bir eve girecek. O evin sahibine deyin ki, ‘Öğretmenimiz, “Misafir odam nerede?” diye soruyor. “Orada öğrencilerimle birlikte bayram yemeğini yemek istiyorum.” ’
MAR 14:15 O size üst katta döşenmiş ve hazırlanmış büyük bir oda gösterecek. Bizim için orasını hazırlayın.”
MAR 14:16 İki öğrenci çıkıp şehre gitti. Her şeyi İsaʼnın anlattığı gibi buldular. Özgürlük Bayram hazırlıklarını yaptılar.
MAR 14:17 Akşam olunca İsa on iki elçisiyle geldi.
MAR 14:18 Onlar sofraya oturmuş yemek yerken İsa şöyle dedi: “Size doğrusunu söylüyorum: aranızdan benimle yemek yiyen biri bana ihanet edecek!”
MAR 14:19 Öğrenciler üzülmeye başladılar ve teker teker Oʼna sordular: “Herhalde ben değilim?”
MAR 14:20 İsa onlara şöyle dedi: “On iki elçiden biridir. Benimle birlikte ekmeğini çanağa bandırandır.
MAR 14:21 Gerçi İnsan Oğlu tıpkı kendisi hakkında yazıldığı gibi ölüme gidiyor. Ama İnsan Oğluʼna ihanet eden adamın vay haline! O adam hiç doğmasaydı, onun için daha iyi olurdu.”
MAR 14:22 Onlar yemek yerken, İsa eline ekmek aldı, şükredip onu böldü ve öğrencilerine verdi. “Alın, bu benim bedenimdir” dedi.
MAR 14:23 Sonra eline bir bardak şarap aldı, şükredip onlara verdi. Hepsi ondan içti.
MAR 14:24 Onlara, “Bu benim kanımdır” dedi. “Birçok kişi için akıtılan antlaşma kanıdır.
MAR 14:25 Size doğrusunu söylüyorum: Allahʼın Krallığıʼnda yenisini içeceğim güne kadar asmanın ürününden bir daha içmeyeceğim.”
MAR 14:26 İlahi söyledikten sonra, İsa ve öğrencileri çıkıp Zeytin Dağıʼna doğru gittiler.
MAR 14:27 İsa onlara şöyle dedi: “Hepiniz beni terk edeceksiniz. Çünkü şöyle yazılmıştır: ‘Çobanı vuracağım, koyunlar da darmadağın olacak.’
MAR 14:28 Ama ben ölüp dirildikten sonra önünüzden Celileʼye gideceğim.”
MAR 14:29 Petrus İsaʼya, “Herkes seni terk etse de ben asla terk etmem!” dedi.
MAR 14:30 O zaman İsa ona şöyle dedi: “Sana doğrusunu söylüyorum: bu gece, horoz iki defa ötmeden, sen beni üç defa inkâr edeceksin.”
MAR 14:31 Petrus ise ısrarla şöyle dedi: “Seninle birlikte ölmem lazım olsa bile, seni asla inkâr etmem!” Hepsi de aynı şeyi söyledi.
MAR 14:32 Böylece Getsemani adındaki bahçeye geldiler. İsa öğrencilerine şöyle dedi: “Ben dua ederken burada oturun.”
MAR 14:33 Yanına Petrusʼu, Yakubʼu ve Yuhannaʼyı aldı. Endişe ve derin bir sıkıntı hissetmeye başladı.
MAR 14:34 Onlara şöyle dedi: “Ben ölüm derecesinde üzüntülüyüm. Burada kalın ve uyanık durun.”
MAR 14:35 İsa biraz ileri gitti, yere kapandı. Eğer mümkünse acı çekeceği saati yaşamamak için dua etmeye başladı.
MAR 14:36 “Abba!Baba!” dedi. “Sen her şeyi yapabilirsin. Bu bardağı benden uzaklaştır. Yine de, benim istediğim değil, senin istediğin olsun.”
MAR 14:37 İsa döndüğünde öğrencileri uykuda buldu. Petrusʼa, “Simun, uyuyor musun?” dedi. “Bir saat bile uyanık duramadın mı?
MAR 14:38 Uyanık durun. Denendiğinizde günaha düşmemek için dua edin. Ruh istekli, ama beden zayıftır.”
MAR 14:39 Tekrar onlardan uzaklaşıp aynı sözlerle dua etti.
MAR 14:40 Geri geldiğinde onları yine uykuda buldu. Çünkü gözleri ağırlaşmıştı. İsaʼya ne cevap vereceklerini bilemediler.
MAR 14:41 İsa üçüncü defa gelip onlara şöyle dedi: “Hâlâ uyuyor ve dinleniyorsunuz! Yeter artık! Saat geldi. Bakın, İnsan Oğlu günahkârların eline teslim ediliyor.
MAR 14:42 Kalkın, gidelim! Bakın, bana ihanet eden adam yaklaşıyor!”
MAR 14:43 İsa daha konuşurken, on iki elçiden biri olan Yahuda geldi. Yanında bir kalabalık vardı. Kılıçlar ve sopalar taşıyorlardı. Başrahipler, Tevrat uzmanları ve halkın liderleri onları yollamıştı.
MAR 14:44 İsaʼya ihanet eden Yahuda onlara şöyle bir işaret vermişti: “Kimi öpersem, İsa Oʼdur. Oʼnu yakalayın, sıkı tutup götürün.”
MAR 14:45 Yahuda gelir gelmez İsaʼya yaklaşıp, “Öğretmenim”, dedi ve Oʼnu öptü.
MAR 14:46 Bunun üzerine adamlar İsaʼyı yakalayıp tutukladılar.
MAR 14:47 Ama İsaʼnın yanında olanlardan biri kılıcını çekti. Başrahibin kölesine vurup, onun kulağını kesti.
MAR 14:48 İsa gelenlere şöyle dedi, “Haydut muyum ki, beni kılıçlarla, sopalarla yakalamaya çıktınız?
MAR 14:49 Her gün tapınak avlusunda aranızda vaaz ediyordum. O zaman beni tutuklamadınız. Ama bunlar, Kutsal Yazılarʼın sözleri yerine gelsin diye oldu.”
MAR 14:50 Bunun üzerine bütün öğrencileri İsaʼyı bırakıp kaçtılar.
MAR 14:51 İsaʼnın ardından gidenlerin arasında sadece keten çarşafa sarınmış bir delikanlı da vardı. Onu da tutmaya çalıştılar.
MAR 14:52 Ama o çarşafı bırakıp çırılçıplak kaçtı.
MAR 14:53 İsaʼyı başrahibin evine götürdüler. Orada bütün önemli rahipler, liderler ve Tevrat uzmanları toplanmıştı.
MAR 14:54 Petrus ise İsaʼyı uzaktan izledi. Sonunda başrahibin avlusuna girdi. Görevlilerle birlikte oturmuş, ateş başında ısınıyordu.
MAR 14:55 Başrahipler ve Meclisʼin öbür üyeleri İsaʼyı ölüm cezasına çarptırabilmek için Oʼna karşı şahitlik yapacak birilerini bulmaya çalışıyorlardı. Ama hiç bulamadılar.
MAR 14:56 Bir sürü kişi İsa hakkında yalancı şahitlik yaptı, ama şahitlikleri birbirine uymadı.
MAR 14:57 Kimi adamlar kalkıp İsa hakkında yalancı şahitlik yaptılar:
MAR 14:58 “Biz Oʼnun şöyle konuştuğunu işittik: ‘Elle yapılmış bu tapınağı yıkıp üç gün sonra elle yapılmamış başka bir tapınak kuracağım!’ ” dediler.
MAR 14:59 Ama bu konuda bile şahitlikleri birbirine uymadı.
MAR 14:60 Başrahip ayağa kalkıp orta yere çıktı ve İsaʼya şunu sordu: “Bu adamların sana karşı yaptıkları şahitliklere cevabın yok mu?”
MAR 14:61 Ama İsa sessiz kaldı, hiç cevap vermedi. Başrahip tekrar Oʼna sordu: “Övülmeye layık OlanʼınOğlu Mesih sen misin?”
MAR 14:62 İsa, “Evet” dedi. “Ben Oʼyum! Üstelik İnsan Oğluʼnun, kudret Sahibiʼnin sağında oturduğunu ve gökteki bulutlarla geldiğini göreceksiniz.”
MAR 14:63 Bunun üzerine başrahip elbiselerini yırttı ve “Artık şahitlere ne ihtiyacımız kaldı?” dedi.
MAR 14:64 “Kendini Allahʼla bir saydığını siz kendiniz işittiniz. Kararınız ne?” Oradakilerin hepsi İsaʼnın ölüm cezasını hak ettiğine karar verdi.
MAR 14:65 Bazıları Oʼnun üzerine tükürmeye başladılar. Gözlerini bağlayıp Oʼnu yumrukladılar. “Haydi, peygamberliğini göster!” dediler. Nöbetçiler de Oʼnu aralarına alıp tokatladılar.
MAR 14:66 Bu arada Petrus aşağıda, avluda bulunuyordu. Başrahibin bir hizmetçi kızı oradan geçti.
MAR 14:67 Petrusʼun ısınmakta olduğunu gördü. Ona dikkatle baktıktan sonra, “Sen de Nasıralı İsaʼyla birlikteydin” dedi.
MAR 14:68 Petrus ise bunu inkâr etti. “Ne söylüyorsun bilmiyorum, anlamıyorum da!” dedi. Sonra dışarıya avlunun kapısının önüne çıktı. Bu arada horoz öttü.
MAR 14:69 Hizmetçi kız Petrusʼu görünce etrafta duranlara yine “Bu adam da onlardandır!” demeye başladı.
MAR 14:70 Petrus bunu bir daha inkâr etti. Az sonra etrafta duranlar yine Petrusʼa, “Elbette onlardansın, çünkü sen de Celileʼdensin” dediler.
MAR 14:71 Bunun üzerine Petrus kendine lanet okuyup yemin etmeye başladı. “Bahsettiğiniz adamı tanımıyorum” dedi.
MAR 14:72 O anda horoz ikinci defa öttü. Petrus da İsaʼnın şu sözünü hatırladı: “Horoz iki kere ötmeden sen beni üç defa inkâr edeceksin.” Sonra yere çöküp hüngür hüngür ağlamaya başladı.
MAR 15:1 Sabah olunca başrahipler, liderler, Tevrat uzmanları ve Meclisʼin öbür üyeleri danışma toplantısı yaptılar. Sonuç olarak İsaʼyı bağlayıp götürdüler ve Vali Pilatusʼa teslim ettiler.
MAR 15:2 Pilatus İsaʼyı sorguya çekti: “Sen Yahudilerin kralı mısın?” İsa ona şöyle cevap verdi: “Bunu sen söylüyorsun.”
MAR 15:3 Başrahipler İsaʼyı birçok şeyle suçlamaya başladılar.
MAR 15:4 Pilatus Oʼnu yine sorguya çekti. “Hiç cevap vermeyecek misin?” dedi. “Bak, seni ne kadar çok şeyle suçluyorlar!”
MAR 15:5 Ama İsa artık hiç cevap vermedi. Pilatus buna şaştı.
MAR 15:6 Pilatus her yıl Özgürlük Bayramıʼnda halkın istediği bir tutukluyu serbest bırakırdı.
MAR 15:7 O sırada hapiste Barabba adında bir adam vardı. Başka isyancılarla birlikte ayaklanma sırasında adam öldürmüştü.
MAR 15:8 Kalabalık toplanıp Pilatusʼtan kendileri için her yıl yaptığı gibi yapmasını rica etmeye başladılar.
MAR 15:9 Pilatus onlara şöyle karşılık verdi: “Yahudilerin Kralıʼnı serbest bırakmamı ister misiniz?”
MAR 15:10 Çünkü başrahiplerin İsaʼyı kıskandıklarını ve bu sebeple Oʼnu kendisine teslim ettiklerini biliyordu.
MAR 15:11 Ne var ki, başrahipler İsaʼnın değil de Barabbaʼnın serbest bırakılmasını istiyorlardı. Kalabalığı da bunu istemeye kışkırttılar.
MAR 15:12 Pilatus onlara bir daha sordu: “Peki, Yahudilerin kralı dediğiniz adama ne yapmamı istiyorsunuz?”
MAR 15:13 “Oʼnu çarmıha ger!” diyerek yine bağırdılar.
MAR 15:14 Pilatus onlara sordu: “Adam ne kötülük yaptı ki?” Ama halk daha da fazla bağırmaya devam etti: “Oʼnu çarmıha ger!”
MAR 15:15 Pilatus halkın gönlünü almak istiyordu. Onun için onlara Barabbaʼyı serbest bıraktı. Sonra İsaʼyı kamçılattı ve çarmıha gerilsin diye askerlere teslim etti.
MAR 15:16 Askerler İsaʼyı Pretoriyumʼa yani vali sarayına götürdüler. Bütün asker bölüğünü topladılar.
MAR 15:17 İsaʼya mor renkli bir kaftan giydirdiler ve başına dikenlerden örülmüş bir taç koydular.
MAR 15:18 Sonra Oʼnu, “Yaşasın Yahudilerin kralı!” diye selamlamaya başladılar.
MAR 15:19 Başına sopayla vurdular, Oʼna tükürdüler ve diz çöküp önünde yere kapandılar.
MAR 15:20 İsaʼyla alay ettikten sonra üzerinden mor renkli kaftanı çıkarıp kendi elbiselerini giydirdiler. Sonra Oʼnu çarmıha germek için dışarıya çıkardılar.
MAR 15:21 Yolda Simun adında Kireneli bir adamla karşılaştılar. İskender ve Rufusʼun babası olan Simun şehir dışından geliyordu. Askerler onu İsaʼnın çarmıhını taşımaya zorladılar.
MAR 15:22 İsaʼyı Golgota denilen yere götürdüler. Bu ad kafatası yeri demektir.
MAR 15:23 İsaʼya ilaçlı şarap sundular, fakat O kabul etmedi.
MAR 15:24 İsaʼyı çarmıha gerdiler. Sonra Oʼnun elbiselerini paylaşmak için, kim neyi alacak diye kura çektiler.
MAR 15:25 İsaʼyı çarmıha gerdikleri zaman saat dokuzdu.
MAR 15:26 Çarmıhta Oʼnu “Yahudilerin Kralı” diye suçlayan bir yazı vardı.
MAR 15:27 İsaʼyla birlikte, iki haydudu da çarmıha gerdiler. Biri sağındaki, öbürü solundaki çarmıhtaydı.
MAR 15:29 Oradan geçenler başlarını sallayıp İsaʼya hakaret ettiler: “Hey, sen tapınağı yıkıp üç günde yeniden kuracaktın!
MAR 15:30 Haydi, şimdi çarmıhtan inip kendini kurtar!”
MAR 15:31 Aynı şekilde başrahipler ve Tevrat uzmanları da İsaʼyla alay edip birbirlerine şöyle dediler: “Başkalarını kurtardı, ama kendini kurtaramıyor!
MAR 15:32 İsrailʼin kralı Mesih kendisiymiş! O zaman çarmıhtan insin de, bunu görelim ve iman edelim!” İsa ile birlikte çarmıha gerilmiş olanlar da Oʼna hakaret ettiler.
MAR 15:33 Saat öğleyin on iki olunca, bütün ülkenin üzerine karanlık çöktü. Bu karanlık saat üçe kadar sürdü.
MAR 15:34 Saat üçte İsa sesini yükselterek, “Elohi, Elohi, lema şevaktani?” dedi. Bu söz, “Allahım, Allahım, beni niçin terk ettin?” demektir.
MAR 15:35 Orada duranların bazıları bunu işitince “Bakın, İlyasʼı çağırıyor!” dediler.
MAR 15:36 Adamın biri koşup bir sünger aldı, onu ekşi şaraba batırdı. Süngeri bir kamışın ucuna takarak İsaʼya içirmeye çalıştı. “Bakalım İlyas Oʼnu çarmıhtan indirmeye gelecek mi?” dedi.
MAR 15:37 Sonra İsa yüksek sesle bağırıp son nefesini verdi.
MAR 15:38 Tapınaktaki perde yukarıdan aşağıya kadar yırtılıp ikiye ayrıldı.
MAR 15:39 İsaʼnın karşısında duran yüzbaşı Oʼnun son nefesini nasıl verdiğini gördü. “Bu adam gerçekten Allahʼın Oğluʼydu!” dedi.
MAR 15:40 Bazı kadınlar da olup bitenleri uzaktan izliyorlardı. Onların arasında Mecdelli Meryem, küçük Yakubʼun ve Yusufʼun annesi Meryem ve Salome vardı.
MAR 15:41 İsa daha Celileʼdeyken bu kadınlar, Oʼnun peşinden gidip, Oʼna hizmet etmişlerdi. Oʼnunla birlikte Yeruşalimʼe gelen başka birçok kadın da oradaydı.
MAR 15:42 Akşam oluyordu. Hazırlık Günü, yani Şabatʼtan önceki gündü.
MAR 15:43 Bu sebeple Aramatyalı Yusuf cesaretini toplayıp Pilatusʼa gitti. Ondan İsaʼnın ölüsünü istedi. Yusuf Meclisʼin saygıdeğer bir üyesiydi ve Allahʼın Krallığıʼnın gelişini umutla bekliyordu.
MAR 15:44 Pilatus İsaʼnın bu kadar çabuk öldüğü haberine şaştı. Onun için yüzbaşıyı çağırtıp, “Öleli çok oldu mu?” diye sordu.
MAR 15:45 Olup bitenleri yüzbaşıdan öğrendikten sonra, cesedi Yusufʼa verdi.
MAR 15:46 Yusuf keten bez satın aldı. Cesedi çarmıhtan indirdikten sonra beze sardı ve kayanın içine oyulmuş bir mezara koydu. Sonra mezarın girişine bir taş yuvarlayıp mezarı kapattı.
MAR 15:47 Mecdelli Meryem ve Yusufʼun annesi Meryem İsaʼnın cesedinin nereye koyulduğunu gördüler.
MAR 16:1 Şabat günü geçtikten sonra Mecdelli Meryem, Yakubʼun annesi Meryem ve Salome hoş kokulu yağ satın aldılar. Gidip yağı İsaʼnın cesedine süreceklerdi.
MAR 16:2 Pazar günü çok erken, güneş doğarken mezara gittiler.
MAR 16:3 Yolda birbirlerine, “Mezarın girişini kapatan taşı bizim için kim yana yuvarlayacak?” diyorlardı.
MAR 16:4 Baktıklarında o kocaman taşın yana yuvarlanmış olduğunu fark ettiler.
MAR 16:5 Mezara girdikten sonra sağ tarafta oturan, beyaz kaftan giyinmiş genç bir adam gördüler. Çok şaşırıp korktular.
MAR 16:6 Adam kadınlara “Korkmayın!” dedi. “Siz çarmıha gerilmiş olan Nasıralı İsaʼyı arıyorsunuz. O dirildi. Burada yok. İşte bakın, Oʼnu buraya yatırmışlardı.
MAR 16:7 Şimdi gidin, Petrusʼa ve İsaʼnın diğer öğrencilerine şöyle deyin: ‘İsa sizden önce Celileʼye gidiyor. Aynen size söylediği gibi, Oʼnu orada göreceksiniz.’ ”
MAR 16:8 Kadınlar dışarı çıkıp mezardan kaçtılar. Onları bir titreme ve şaşkınlık aldı. Korktukları için kimseye bir şey söylemediler.
MAR 16:9 İsa, haftanın ilk günü, yani Pazar günü, erken saatlerde ölümden dirildi. İlk olarak Mecdelli Meryemʼe göründü. İsa bu kadından yedi cin kovmuştu.
MAR 16:10 Meryem gidip İsaʼnın izleyicilerine haber verdi. Onlar yas tutup ağlamaktaydılar.
MAR 16:11 İsaʼnın yaşadığını ve Meryemʼe göründüğünü işitince, inanmadılar.
MAR 16:12 Bundan sonra İsaʼnın iki izleyicisi kıra doğru giderken İsa onlara farklı bir şekilde göründü.
MAR 16:13 İki izleyici geri dönüp diğerlerine haber verdi. Fakat onlara da inanmadılar.
MAR 16:14 Daha sonra on bir öğrencisi yemek yerken İsa onlara göründü. İmansız ve inatçı oldukları için onları azarladı. Çünkü Oʼnu dirilmiş olarak görenlere inanmamışlardı.
MAR 16:15 İsa onlara şöyle buyurdu: “Bütün dünyaya gidin ve Müjdeʼyi bütün insanlara duyurun.
MAR 16:16 Kim iman edip vaftiz olursa, o kurtulacak. Ama kim iman etmezse, o hüküm giyecek.
MAR 16:17 İman edenlerin arasında şu mucizevi işaretler görülecek: benim adımla cinleri kovacaklar, yeni diller konuşacaklar.
MAR 16:18 Yılanları elleriyle tutacaklar, zehir içseler de zarar görmeyecekler. Elleriyle hastalara dokunacaklar ve hastalar şifa bulacak.”
MAR 16:19 Rab İsa on bir öğrencisiyle konuştuktan sonra göğe alındı ve Allahʼın sağında oturdu.
MAR 16:20 Onlar da gidip bu haberi her yerde duyurdular. Rab onlarla birlikte çalışıyordu ve söylediklerini mucizevi işaretlerle doğruluyordu.
LUK 1:1 Birçok kişi aramızda geçen olaylar hakkındaki bilgileri bir araya getirmeye çalışmıştı.
LUK 1:2 Bu olayları başlangıçtan beri gözleriyle görenler ve Allahʼın sözüne hizmet edenler bize anlattılar.
LUK 1:3 Ben de her şeyi en baştan dikkatle araştıran biriyim. Buna göre, ey saygıdeğer Teofilos, bunları sana düzenli bir şekilde yazmayı uygun gördüm.
LUK 1:4 Öyle ki, bilgi aldığın konuların doğruluğunu kesinlikle bilesin.
LUK 1:5 Yahudiye kralı Hirodesʼin günlerinde Zekeriya adında bir rahip vardı. Rahiplerin Aviya denilen hizmet grubuna bağlıydı. Onun bir de Harun soyundan karısı vardı. Adı Elizabetʼti.
LUK 1:6 İkisi de Allahʼın gözünde iyi insanlardı. Rabbin bütün buyruklarını ve kurallarını kusursuzca yerine getirirlerdi.
LUK 1:7 Ama çocukları yoktu. Çünkü ikisi de çok yaşlıydı ve Elizabet kısırdı.
LUK 1:8 Bir gün hizmet sırası Zekeriyaʼnın grubuna gelmişti. Zekeriya da Allahʼa rahip olarak hizmet ediyordu.
LUK 1:9 Rabbin tapınağına girip hoş kokulu tütsü yakmak için seçilmişti. Rahiplerin adetine göre bu ibadet görevini yapacak rahip kura çekilerek seçilirdi.
LUK 1:10 Tütsü yakma zamanı geldiğinde büyük bir kalabalık dışarda toplanmış dua ediyordu.
LUK 1:11 O sırada Rabbin bir meleği tütsü masasının sağında durup Zekeriyaʼya göründü.
LUK 1:12 Meleği görünce Zekeriya ürktü, korkuya kapıldı.
LUK 1:13 Ama melek ona şöyle dedi: “Korkma Zekeriya! Çünkü duan kabul edildi. Karın Elizabet sana bir oğul doğuracak. Adını Yahya koyacaksın.
LUK 1:14 Sevinip coşacaksın. Birçok kişi de onun doğuşuna sevinecek.
LUK 1:15 Çünkü o, Rabbin gözünde büyük adam olacak. Hiç şarap ya da başka alkollü içki içmeyecek. Daha annesinin karnındayken Kutsal Ruhʼla dolu olacak.
LUK 1:16 İsrailoğullarından birçoğunu Allahları olan Rabbe geri döndürecek.
LUK 1:17 İlyasʼın ruhu ve gücüyle Rabbin önünden gidecek. Babaların yüreklerini yeniden çocuklarına döndürecek. İtaatsizleri de doğru kişilerin anlayışına çevirecek. Böylece Rabbe hazırlanmış bir halk yetiştirecek.”
LUK 1:18 Zekeriya da meleğe şöyle dedi: “Peki, bundan nasıl emin olabilirim? Çünkü ben yaşlı bir adamım, karım da çok yaşlı.”
LUK 1:19 Melek ona şöyle cevap verdi: “Ben Cebrailʼim. Allahʼın huzurunda hizmet ederim. Seninle konuşmaya ve sana bu müjdeyi vermeye gönderildim.
LUK 1:20 Zamanında gerçekleşecek sözlerime inanmadığın için dilin tutulacak. Bu şeylerin yerine geleceği güne kadar konuşamayacaksın.”
LUK 1:21 Zekeriyaʼyı bekleyen halk, tapınakta neden geciktiğini merak etti.
LUK 1:22 Zekeriya dışarı çıktığı zaman, onlarla konuşamadı. Tapınakta olağanüstü bir görüntü gördüğünü anladılar. Eliyle işaretler yapan Zekeriya hâlâ konuşamıyordu.
LUK 1:23 Tapınaktaki hizmet günleri bitince, Zekeriya kendi evine döndü.
LUK 1:24 Bir süre sonra karısı Elizabet hamile kaldı ve beş ay evine kapandı.
LUK 1:25 “Rab bunu benim için yaptı!” dedi. “Bu günlerde benimle ilgilendi, halkın gözünde utancımı ortadan kaldırdı.”
LUK 1:26 Elizabetʼin hamileliğinin altıncı ayında melek Cebrail Allah tarafından Celileʼdeki Nasıra kasabasına gönderildi.
LUK 1:27 Orada Meryem adında bakire bir kız vardı. O da Davudʼun soyundan olan Yusuf adında bir adamla nişanlıydı.
LUK 1:28 Melek içeri girip Meryemʼe şöyle dedi: “Selam, ey Allahʼın lütfuna kavuşan kız! Rab seninle.”
LUK 1:29 Ama Meryem bu söze şaşırdı. Bu selamın ne anlama geldiğini düşünüp durdu.
LUK 1:30 Melek ona “Korkma Meryem” dedi. “Çünkü Allahʼın lütfuna kavuştun.
LUK 1:31 Hamile kalıp bir oğul dünyaya getireceksin. Adını İsa koyacaksın.
LUK 1:32 O büyük olacak. Oʼna ‘Yüce Allahʼın Oğlu’ denecek. Rab Allah Oʼna atası kral Davudʼun tahtını verecek.
LUK 1:33 O Yakub soyu üzerinde sonsuza kadar hüküm sürecek ve Krallığıʼnın sonu hiç gelmeyecek.”
LUK 1:34 Meryem meleğe şöyle dedi: “Bu nasıl olur? Hiçbir erkekle ilişkim olmadı.”
LUK 1:35 Melek ona şöyle cevap verdi: “Kutsal Ruh senin üzerine gelecek. Yüce Allahʼın gücü, senin üzerine gölge yapacak. Bunun için doğacak kutsal çocuğa ‘Allahʼın Oğlu’ denecek.
LUK 1:36 Bak, senin akrabalarından Elizabet bile çok yaşlı olduğu halde hamile kaldı ve bir oğlu olacak. Kısır dedikleri bu kadın şimdi altıncı ayındadır.
LUK 1:37 Çünkü Allah için imkansız bir şey yoktur.”
LUK 1:38 Meryem de şöyle dedi: “Ben Rabbin hizmetkârıyım. Bana söylediğin gibi olsun.” Melek de onun yanından ayrıldı.
LUK 1:39 O günlerde Meryem aceleyle hazırlanıp Yahuda dağlık bölgesinde bulunan bir kasabaya gitti.
LUK 1:40 Zekeriyaʼnın evine girip Elizabetʼe selam verdi.
LUK 1:41 Elizabet Meryemʼin selamını işitince, onun karnındaki bebek hopladı. Elizabet de Kutsal Ruhʼla doldu.
LUK 1:42 Yüksek sesle şöyle dedi: “Sen kadınlar arasında kutsanmış olansın, karnındaki bebek de kutsanmıştır.
LUK 1:43 Bu nasıl oldu da, Efendimʼin annesi bana kadar geldi?
LUK 1:44 Çünkü selamını işittiğim an bebek karnımda sevinçle hopladı.
LUK 1:45 Ne mutlu o kadına ki, Rabbin ona söylediği şeylerin gerçekleşeceğine inandı!”
LUK 1:46 Meryem de şöyle dedi: “Rabbi candan yüceltirim.
LUK 1:47 Allah beni kurtardığı için ruhum coştu.
LUK 1:48 Çünkü O, benim gibi sıradan bir hizmetkârına ilgi gösterdi. Bundan böyle bütün kuşaklar beni mutlu sayacak.
LUK 1:49 Çünkü kudretli Allah benim için büyük işler yaptı. Kutsaldır Oʼnun adı.
LUK 1:50 Kuşaktan kuşağa kendisinden korkanlara merhamet eder.
LUK 1:51 O, kendi koluyla gücünü gösterdi. Gururlu insanları yüreklerindeki fikirleriyle darmadağın etti.
LUK 1:52 Güçlü liderleri tahtlarından aşağı attı ve sıradan insanları yükseltti.
LUK 1:53 Aç olanları iyiliklerle doyurdu, zenginleri ise boş ellerle geri çevirdi.
LUK 1:54 Kendi merhametini anıp hizmetkârı olan İsrail halkına yardım etti.
LUK 1:55 Atalarımıza söz verdiği gibi, İbrahimʼe ve soyuna sonsuza kadar merhamet edecek.”
LUK 1:56 Meryem üç ay kadar Elizabetʼin yanında kaldı. Sonra evine döndü.
LUK 1:57 Elizabetʼin doğurma vakti gelince, bir oğul dünyaya getirdi.
LUK 1:58 Elizabetʼin komşuları ve akrabaları Rabbin ona ne kadar büyük merhamet gösterdiğini duydular. Onunla beraber sevindiler.
LUK 1:59 Bebek sekiz günlükken sünnetine geldiler. Ona babası Zekeriyaʼnın adını vereceklerdi.
LUK 1:60 Fakat Annesi söz alıp, “Hayır, olamaz!” dedi. “Adı Yahya olacak.”
LUK 1:61 Ona şöyle dediler: “Senin akrabalarının arasında bu adı taşıyan kimse yok.”
LUK 1:62 Çocuğun babasına el işaretleriyle, adını ne koymak istediğini sordular.
LUK 1:63 O da bir yazı tahtası istedi. Üzerinde şöyle yazdı: “Adı Yahya.” Herkes de şaşırıp kaldı.
LUK 1:64 O anda Zekeriyaʼnın ağzı açıldı ve dili çözüldü. Allahʼı överek konuşmaya başladı.
LUK 1:65 Komşuların hepsi korkuya kapıldı. Yahudiyeʼnin dağlık bölgesinin her tarafında bu olaylar konuşuluyordu.
LUK 1:66 Bunu işiten herkes olup bitenleri yüreklerinde sakladı. “Acaba bu çocuk nasıl biri olacak?” dediler. Çünkü Rabbin eli çocuğun üzerindeydi.
LUK 1:67 Yahyaʼnın babası Zekeriya Kutsal Ruhʼla dolup şöyle peygamberlik etti:
LUK 1:68 “İsrailoğullarının Allahʼı Rabbe övgüler olsun. Çünkü kendi halkının yardımına geldi, onları esirlikten kurtardı.
LUK 1:69 Hizmetkârı Davudʼun soyundan bizim için güçlü bir Kurtarıcı ortaya çıkardı.
LUK 1:70 Bunu yapacağını uzun zaman önce kutsal peygamberlerinin ağzından bildirdi.
LUK 1:71 Allah, bizi düşmanlarımızdan koruyacağına, bizden nefret edenlerin elinden kurtaracağına söz verdi.
LUK 1:72 Böylece Allah atalarımıza merhamet gösterdi, ve kutsal antlaşmasını anmış oldu.
LUK 1:73 Bu antlaşma atamız İbrahimʼe yemin ederek verdiği sözdür.
LUK 1:74 Bu söze göre Allah, bizi düşmanlarımızın elinden kurtaracak. Bu sayede hayatımız boyunca pak ve doğru kişiler olarak, korkusuzca Oʼna hizmet edebileceğiz.
LUK 1:76 Sen de, ey çocuk, Yüce Allahʼın peygamberi olarak tanınacaksın. Çünkü Rabbin yolunu hazırlamak için Oʼnun önünden gideceksin.
LUK 1:77 Oʼnun halkına günahlarının bağışlanmasıyla kurtulacaklarını bildireceksin.
LUK 1:78 Çünkü Allahımızʼın yüreği merhametle doludur. Bu sayede Mesih yücelerden doğan Güneş olarak yardımımıza gelecek.
LUK 1:79 Karanlıkta ve ölüm gölgesinde oturanların üzerine parlayacak, ayaklarımızı esenlik yoluna yöneltecek.”
LUK 1:80 Çocuk büyüyor, ruhça güçleniyordu. İsrail halkının önüne çıkacaktı; ama o gün gelinceye kadar ıssız yerlerde yaşadı.
LUK 2:1 O günlerde Roma imparatorluğunda yaşayan herkesin sayılması için Sezar Avgustusʼtan bir buyruk çıktı.
LUK 2:2 Bu, birinci sayımdı. O vakit Kirinius Suriyeʼnin yöneticisiydi.
LUK 2:3 Herkes sayılmak için kendi memleketine gitti.
LUK 2:4 Yusuf da Celile bölgesindeki Nasıra kasabasından Yahudiyeʼdeki Beytlehem kasabasına gitti. Beytlehem Davudʼun doğduğu kasabaydı. Yusuf Davudʼun soyundan ve ailesinden olduğu için oraya gitti.
LUK 2:5 Yazılmaya gittiğinde yanına hamile olan nişanlısı Meryemʼi aldı.
LUK 2:6 Onlar Beytlehemʼdeyken Meryemʼin doğum yapma zamanı geldi.
LUK 2:7 İlk oğlunu doğurdu. Oʼnu bezlere sarıp bir yemliğe yatırdı, çünkü misafir odasında onlara yer yoktu.
LUK 2:8 Aynı bölgede kırlıkta yaşayan çobanlar vardı. Geceleyin nöbet tutup sürülerini koruyorlardı.
LUK 2:9 Birdenbire Rabbin bir meleği onlara göründü ve Rabbin görkemi etraflarında parladı. Büyük korkuya kapıldılar.
LUK 2:10 Melek onlara “Korkmayın!” dedi. “Bakın, size bütün halkı çok sevindirecek bir müjde veriyorum.
LUK 2:11 Çünkü bugün size Davudʼun kasabasında bir kurtarıcı doğdu. O da Efendiniz Mesihʼtir.
LUK 2:12 Sizin için işaret şu olacak: bezlere sarılmış ve yemlikte yatan bir bebek bulacaksınız.”
LUK 2:13 Aniden meleğin yanında göksel ordudan büyük bir topluluk göründü. Allahʼı överek şöyle diyorlardı:
LUK 2:14 “En yücelerde olan Allahʼa övgüler olsun. Yeryüzünde de Allahʼın hoşnut olduğu insanlara esenlik olsun.”
LUK 2:15 Melekler yanlarından ayrılıp göğe çekildikten sonra, çobanlar aralarında konuşmaya başladılar. “Haydi, Beytlehemʼe gidelim” dediler. “Rabbin bize bildirdiği bu olayı görelim.”
LUK 2:16 Çobanlar aceleyle ayrıldılar. Meryemʼle Yusufʼu ve bebeği arayıp buldular. Bebek yemlikte yatıyordu.
LUK 2:17 Çobanlar onları görünce bebek hakkında bildirilen sözü anlattılar.
LUK 2:18 Haberi duyan herkes çobanların anlattıklarına şaşırıp kaldı.
LUK 2:19 Ama Meryem bütün bunları derin derin düşünerek yüreğinde sakladı.
LUK 2:20 Çobanlar da yerlerine dönerken, duydukları ve gördükleri her şey için Allahʼı övüp yücelttiler. Çünkü her şey tam onlara anlatıldığı gibiydi.
LUK 2:21 Sekiz gün geçtikten sonra çocuğu sünnet etme zamanı geldi. Oʼna İsa adı verildi. Bu ad annesi hamile kalmadan önce melek tarafından Oʼna verilmişti.
LUK 2:22 Musaʼya verilen Tevratʼa göre onların temizlenme zamanı sona erdi. Çocuğu Rabbe adamak için Yeruşalimʼe götürdüler.
LUK 2:23 Rabbin verdiği Tevratʼta şöyle yazılmıştır: “Ana karnından ilk doğan her erkek çocuk Rabbe adanacak.”
LUK 2:24 Hem de Tevratʼta denildiği gibi: “Bir çift kumru, ya da iki güvercin yavrusu” kurban olarak sunulmalıdır.
LUK 2:25 Bu arada, Yeruşalimʼde Şimon adında bir adam vardı. Allahʼa bağlı, iyi bir adamdı. İsrail halkının esirlikten kurtulmasını hasretle bekliyordu. Kutsal Ruh da onun üzerindeydi.
LUK 2:26 Kutsal Ruh, Rabbin söz verdiği Kurtarıcı Mesihʼi görmeden ölmeyeceğini vahiyle ona bildirmişti.
LUK 2:27 Şimon Ruhʼun yol göstermesiyle tapınağa geldi. O sırada bebek İsaʼnın annesi ve babası Tevratʼtaki adeti yerine getirmek için çocuğu getirdiler.
LUK 2:28 Şimon bebeği kucağına alıp Allahʼı şöyle övdu:
LUK 2:29 “Ey Efendim, söz verdiğin gibi, şimdi hizmetkârını serbest bırakıyorsun. Artık rahatlıkla bu hayattan ayrılabilirim.
LUK 2:30 Çünkü hazırladığın kurtuluşu kendi gözlerimle gördüm.
LUK 2:31 Bütün halklar da onu görecek.
LUK 2:32 O diğer milletlere aydınlık ve halkın İsrailʼe yücelik getiren ışık olacak.”
LUK 2:33 İsaʼnın annesi ve babası İsa hakkında söylenenlere şaşırıp kaldılar.
LUK 2:34 Şimon da onlara Allahʼtan iyilik diledi ve sonra çocuğun annesi Meryemʼe “Bak!” dedi. “Bu çocuk yüzünden İsrailʼde birçok kişi düşecek, birçok kişi de yükselecek. Çocuk Allahʼtan gönderilen olağanüstü bir işaret olacak. Ama birçokları Oʼna karşı çıkacak.
LUK 2:35 Senin başına gelecekler kalbini delip deşen kılıç gibi olacak. Bütün bunlar birçok kişinin yüreğindeki niyetlerini ortaya çıkaracak.”
LUK 2:36 Hanna adında yaşlı bir peygamber de oradaydı. Kendisi Aşer oymağından Fanuelʼin kızıydı. Evlendikten sonra yedi sene kocasıyla yaşamıştı.
LUK 2:37 Sonra dul kalmıştı. Seksen dört yaşına gelmişti. Tapınak avlusundan hiç ayrılmazdı. Gece gündüz oruç ve dualarla Allahʼa hizmet ederdi.
LUK 2:38 Tam o sırada yaklaşıp Allahʼa şükretti ve Yeruşalimʼin kurtuluşunu bekleyen herkese İsa hakkında konuşmaya başladı.
LUK 2:39 Rabbin kanununa göre her şeyi yerine getirdikten sonra, Celileʼye, kendi memleketleri olan Nasıraʼya döndüler.
LUK 2:40 Bu arada çocuk büyüyerek güçleniyordu. Hikmetle doluydu ve Allahʼın lütfu onun üzerindeydi.
LUK 2:41 İsaʼnın annesi ve babası her yıl Özgürlük Bayramı zamanında Yeruşalimʼe giderdi.
LUK 2:42 İsa on iki yaşını doldurunca, her zamanki gibi bayram adetine göre Yeruşalimʼe gittiler.
LUK 2:43 Bayramın sona erdiğinde eve dönmek için yol aldılar. Çocuk İsa ise Yeruşalimʼde kaldı. Ama annesi ve babası bunu fark etmediler.
LUK 2:44 İsaʼnın başka bir yolcu grubunda olduğunu sanarak bir günlük yol gittiler. Sonra onu akrabaları ve arkadaşlarının arasında aramaya başladılar.
LUK 2:45 İsaʼyı bulamayınca, Oʼnu araya araya Yeruşalimʼe döndüler.
LUK 2:46 Üç gün sonra Oʼnu tapınakta buldular. Tevrat öğretmenlerinin arasında oturuyordu. Hem onları dinliyor, hem de onlara sorular soruyordu.
LUK 2:47 İsaʼyı dinleyen herkes Oʼnun anlayışına ve verdiği cevaplara şaşırıp kaldı.
LUK 2:48 Annesiyle babası Oʼnu görünce hayret ettiler. Annesi İsaʼya, “Evladım!” dedi. “Bize bunu neden yaptın? Baban ve ben senin için çok endişelendik, seni her yerde aradık.”
LUK 2:49 İsa da onlara şöyle cevap verdi: “Beni niçin aradınız? Babamʼın evinde olmam lazım. Bunu bilmiyor muydunuz?”
LUK 2:50 Ama Meryemʼle Yusuf Oʼnun bu sözünü anlamadılar.
LUK 2:51 İsa onlarla birlikte Yeruşalimʼden Nasıraʼya döndü ve onların sözünü dinlemeye devam etti. Annesi bütün bu olayları yüreğinde sakladı.
LUK 2:52 İsa hikmette gelişerek büyüyordu. Allahʼın ve insanların gönlünü kazanıyordu.
LUK 3:1 Sezar Tiberiusʼun imparatorluğunun on beşinci yılıydı. Pontiyus Pilatus Yahudiye valisiydi. İmparatorun izniyle Celile bölgesinde Hirodes, İtureya ve Trahonitis bölgelerinde kardeşi Filipus ve Abilene bölgesinde Lisanias krallık ediyordu.
LUK 3:2 Hanan ile Kayafa başrahiptiler. Tam o sırada Allahʼın sözü ıssız yerlerde yaşayan Zekeriya oğlu Yahyaʼya geldi.
LUK 3:3 Yahya bütün Şeria ırmağının çevresini dolaştı. Halkı günahlarının bağışlanması için tövbe edip vaftiz olmaya çağırıyordu.
LUK 3:4 Onun hakkında Peygamber Yeşaya kitabında şunu yazmıştır: “Issız yerlerde sesini yükselten biri, ‘Rabbin yolunu hazırlayın, geçeceği yerleri düz yapın!’ diyor.
LUK 3:5 Her dere doldurulacak, her dağ ve her tepe alçaltılacak, eğri yollar doğrultulacak, inişli yokuşlu yerler düzleştirilecek.
LUK 3:6 O zaman bütün insanlık Allahʼın kurtarışını görecek.”
LUK 3:7 İnsanlar vaftiz olmak için kalabalık halinde Yahyaʼya geliyordu. Yahya onlara şöyle diyordu: “Ey yılan soyu! Allahʼın vereceği cezadan kaçabileceğinizi kim söyledi?
LUK 3:8 Bunun için tövbenize layık meyve verin. Kendi kendinize ‘Atamız İbrahimʼdir’ demeye kalkmayın. Ben size diyorum ki, Allah şu taşlardan bile İbrahimʼe çocuklar yaratabilecek güçtedir.
LUK 3:9 Balta artık ağaçların köküne dayandı. İyi meyve vermeyen her ağaç kesilip ateşe atılacak.”
LUK 3:10 Halk Yahyaʼya, “O zaman ne yapalım?” diye sordu.
LUK 3:11 O da onlara şu cevabı verirdi: “Kimin iki gömleği varsa bir tanesini hiç gömleği olmayana versin. Aynı bunun gibi kimin yiyeceği varsa onu hiç yiyeceği olmayanla paylaşsın.”
LUK 3:12 Bazı vergi memurları da vaftiz olmaya geldiler. Ona şunu sordular: “Öğretmenimiz, biz ne yapalım?”
LUK 3:13 Onlara şu cevabı verdi: “Size emredilen vergi parasından daha fazlasını toplamayın.”
LUK 3:14 Askerlerden bazıları sordular: “Ya biz ne yapalım?” Onlara da şu cevabı verdi: “Kaba kuvvetle hiç kimseden para koparmayın. Kimseyi de yalan yere suçlamayın. Aldığınız ücretle yetinin.”
LUK 3:15 O sırada halk umutlanıyordu. Yahya hakkında herkesin aklında “Acaba Mesih bu mu?” sorusu vardı.
LUK 3:16 Yahya da onların hepsine şöyle cevap verdi: “Ben sizi suyla vaftiz ediyorum. Ama benden daha güçlü biri geliyor. Oʼnun ayaklarındaki sandalet bağlarını çözmeye layık değilim. O, sizi Kutsal Ruhʼla ve ateşle vaftiz edecek.
LUK 3:17 Küreği elindedir. O kürekle harman yerini temizleyip buğdayı ambarına toplayacak. Ama samanı hiç sönmeyen ateşle yakacak.”
LUK 3:18 Yahya daha birçok sözle halka öğüt verip Müjdeʼyi bildiriyordu.
LUK 3:19 Bölge kralı Hirodes, kendi kardeşinin karısı Hirodiyaʼyla evlenmişti. Yahya Hirodesʼin bu davranışını ve yaptığı daha nice kötülükleri yüzüne vuruyordu.
LUK 3:20 Hirodes işlediği diğer günahlara bir yenisini ekledi: Yahyaʼyı hapishaneye kapattı.
LUK 3:21 Bütün halk vaftiz olurken, İsa da vaftiz oldu. O dua ederken gök açıldı
LUK 3:22 ve Kutsal Ruh bedenleşmiş şekilde, güvercin gibi İsaʼnın üzerine indi. Gökten bir ses duyuldu: “Sen benim sevgili Oğlumʼsun, senden memnunum.”
LUK 3:23 İsa görevine başladığı zaman, aşağı yukarı otuz yaşındaydı. İnsanlar Oʼnun Yusufʼun oğlu olduğunu sanıyorlardı. Yusuf da Eli oğlu,
LUK 3:24 Mattat oğlu, Levi oğlu, Malki oğlu, Yannay oğlu, Yusuf oğlu,
LUK 3:25 Mattitya oğlu, Amos oğlu, Nahum oğlu, Hesli oğlu, Nagay oğlu,
LUK 3:26 Mahat oğlu, Mattitya oğlu, Şimi oğlu, Yosek oğlu, Yoda oğlu,
LUK 3:27 Yohanan oğlu, Reşa oğlu, Zerubbabil oğlu, Şealtiyel oğlu, Neri oğlu,
LUK 3:28 Malki oğlu, Addi oğlu, Kosam oğlu, Elmadam oğlu, Er oğlu,
LUK 3:29 Yeşu oğlu, Eliezer oğlu, Yorim oğlu, Mattat oğlu, Levi oğlu,
LUK 3:30 Şimon oğlu, Yahuda oğlu, Yusuf oğlu, Yonam oğlu, Elyakim oğlu,
LUK 3:31 Mala oğlu, Menna oğlu, Mattat oğlu, Natan oğlu, Davud oğlu,
LUK 3:32 İşay oğlu, Oved oğlu, Boaz oğlu, Salmon oğlu, Nahşon oğlu,
LUK 3:33 Amminadav oğlu, Ram oğlu, Hesron oğlu, Peres oğlu, Yahuda oğlu,
LUK 3:34 Yakub oğlu, İshak oğlu, İbrahim oğlu, Terah oğlu, Nahor oğlu,
LUK 3:35 Serug oğlu, Reyu oğlu, Peleg oğlu, Eber oğlu, Şelah oğlu,
LUK 3:36 Kenan oğlu, Arpakşad oğlu, Sam oğlu, Nuh oğlu, Lemek oğlu,
LUK 3:37 Metuşelah oğlu, Hanok oğlu, Yered oğlu, Mahalalel oğlu, Kenan oğlu,
LUK 3:38 Enoş oğlu, Şit oğlu, Adem oğlu, Allah Oğluʼydu.
LUK 4:1 İsa Kutsal Ruhʼla dolu olarak Şeria Irmağıʼndan ayrıldı, Ruhʼa uyarak ıssız yerleri dolaştı.
LUK 4:2 İblis İsaʼyı kırk gün, kırk gece günaha düşürmeye çalıştı. O sırada İsa hiçbir şey yemedi. Bu sebeple o günlerin sonunda acıktı.
LUK 4:3 İblis Oʼna şöyle dedi: “Eğer Allahʼın Oğluʼysan, emret, şu taş ekmek olsun.”
LUK 4:4 İsa ona şöyle cevap verdi: “Tevratʼta ‘İnsan sadece ekmekle yaşamaz’ diye yazılmıştır.”
LUK 4:5 Sonra İblis İsaʼyı yüksek bir yere götürdü. Oradan Oʼna dünyanın bütün ülkelerini bir anda gösterdi.
LUK 4:6 İblis İsaʼya, “Bak” dedi. “Bütün bu ülkelerin yönetimini ve servetini sana vereceğim. Çünkü bunlar bana teslim edildi. Ben de istediğim kişiye veririm.
LUK 4:7 Önümde eğilip bana taparsan, hepsi senin olacak.”
LUK 4:8 İsa ona şu cevabı verdi: “Şöyle yazılmıştır: ‘Allahınız Rabbe tapının, yalnız Oʼna hizmet edin.’ ”
LUK 4:9 Sonra İblis İsaʼyı Yeruşalimʼe götürdü. Tapınağın en yüksek yerine çıkardı ve Oʼna şöyle dedi: “Eğer Allahʼın Oğluʼysan, kendini buradan aşağı at.
LUK 4:10 Çünkü şöyle yazılmıştır: ‘Allah seni korumaları için meleklerine buyruk verecek.
LUK 4:11 Ayağın taşa çarpmasın diye seni elleri üzerinde taşıyacaklar.’ ”
LUK 4:12 İsa ona şu cevabı verdi: “ ‘Allahınız Rabbi denemeyin’ diye yazılmıştır.”
LUK 4:13 İblis İsaʼyı günaha düşürmek için her yolu denedikten sonra Oʼndan ayrıldı. Başka fırsat çıkana kadar Oʼnu rahat bıraktı.
LUK 4:14 İsa, Kutsal Ruhʼun gücüyle dolu olarak Celile bölgesine döndü. Oʼnun hakkındaki haber bütün bölgeye yayıldı.
LUK 4:15 Celileʼdeki toplantı yerlerinde vaaz etti. Herkes de Oʼnu övdü.
LUK 4:16 Böylece İsa büyüdüğü memleket olan Nasıraʼya geldi. Her zaman yaptığı gibi, Şabat gününde Yahudilerin toplantı yerine gitti. Toplanan halka Kutsal Yazılarʼdan okumak için ayağa kalktı.
LUK 4:17 Oʼna Yeşaya peygamberin kitabı verildi. Kitabı açıp şu sözlerin yazılı olduğu yeri buldu:
LUK 4:18 “Rabbin Ruhu üzerimdedir: Bu sayede O beni meshetti. Öyle ki, Müjdeʼyi fakirlere duyurayım. Esirlere serbest bırakılacaklarını, körlere, göreceklerini bildirmem için beni göndermiştir. Öyle ki, ezilenleri özgürlüğe kavuşturayım
LUK 4:19 ve Rabbin halkına lütuf göstereceği yılın geldiğini bildireyim.”
LUK 4:20 Sonra İsa kitabı kapadı, onu görevliye geri verdi ve oturdu. Toplantı yerinde herkes Oʼna dikkatle bakıyordu.
LUK 4:21 O da onlara şöyle konuşmaya başladı: “Bugün dinlediğiniz bu Kutsal Yazı yerine gelmiştir.”
LUK 4:22 Herkes İsa hakkında iyi konuşuyordu. Oʼnun ağzından çıkan lütufkâr sözlere hayran kaldılar. Birbirlerine, “Bu Yusufʼun oğlu değil mi?” diye sordular.
LUK 4:23 İsa da onlara şöyle dedi: “Herhalde bana şu atasözünü söyleyeceksiniz: ‘Ey doktor, önce kendini iyileştir.’ Kefernahumʼda neler yaptığını duyduk. Şimdi aynı şeyleri burada, kendi memleketinde de yap!”
LUK 4:24 İsa şöyle devam etti: “Size doğrusunu söylüyorum: hiçbir peygamber kendi memleketinde iyi karşılanmaz!
LUK 4:25 Size gerçeği söylüyorum: İlyas zamanında gökyüzü üç yıl altı ay kapalı kalınca bütün ülkede korkunç bir kıtlık oldu. O günlerde İsrail halkında çok dul kadın vardı.
LUK 4:26 Yine de İlyas onların hiçbirine gönderilmedi. Yalnız Sayda bölgesindeki Sarfat kasabasında oturan dul bir kadına gönderildi.
LUK 4:27 Elişa Peygamber zamanında İsrail halkında birçok cüzzam hastası vardı. Ama Suriyeli Naamanʼdan başka onların hiçbiri hastalığından temiz kılınmadı.”
LUK 4:28 Bunu duyunca toplantı yerinde oturan herkes öfkeden kudurdu.
LUK 4:29 Kalkıp İsaʼyı kasabadan kovdular. Kasaba bir tepenin üzerinde kurulmuştu. İsaʼyı o tepenin ta yukarısına götürdüler. Oʼnu uçurumdan aşağı atmak istediler.
LUK 4:30 Ama İsa onların ortasından geçip yoluna devam etti.
LUK 4:31 Sonra İsa Celileʼnin Kefernahum kasabasına indi. Şabat gününde oradakilere vaaz verdi.
LUK 4:32 Onlar da İsaʼnın öğrettiklerine şaşırıp kaldılar. Çünkü İsa yetkiyle konuşuyordu.
LUK 4:33 Toplantı yerinde cinli bir adam vardı. İçinde şeytani ruh bulunuyordu. Yüksek sesle bağırıp şöyle dedi:
LUK 4:34 “Ah, Nasıralı İsa! Bizden ne istiyorsun? Bizi yok etmeye mi geldin? Senin kim olduğunu biliyorum: sen Allahʼın Kutsal Mesihiʼsin!”
LUK 4:35 İsa cini azarladı. Ona, “Sus! Çık o adamdan!” dedi. Cin adamı herkesin gözü önünde yere yıktı. Sonra adama hiç zarar vermeden içinden çıktı.
LUK 4:36 Herkes şaşırıp kaldı. Aralarında şöyle konuşmaya başladılar: “Bu nasıl sözdür? Güç ve yetkiyle şeytani ruhlara emrediyor, onlar da insanlardan çıkıyorlar!”
LUK 4:37 Böylece İsa hakkındaki haber o bölgenin her tarafına yayıldı.
LUK 4:38 İsa kalkıp Yahudilerin toplantı yerinden çıktı ve Simunʼun evine gitti. Simunʼun kaynanası hastaydı. Yüksek ateşi vardı. Kadın için İsaʼdan yardım istediler.
LUK 4:39 İsa kadının başucunda durup ateşi azarladı. Kadının ateşi düştü ve hemen kalkıp onlara hizmet etmeye başladı.
LUK 4:40 Güneş batarken insanlar çeşitli hastalıklara yakalanmış bütün yakınlarını İsaʼya getirdiler. İsa elleriyle her birine dokundu ve onları iyileştirdi.
LUK 4:41 Aynı zamanda birçoklarından cinler çıktı. Yüksek sesle bağırıp, “Sen Allahʼın Oğluʼsun!” dediler. Fakat İsa onları azarlayıp konuşmalarına izin vermedi. Çünkü cinler Oʼnun Mesih olduğunu biliyorlardı.
LUK 4:42 Gün doğunca İsa dışarı çıkıp ıssız bir yere gitti. Halk ise Oʼnu arıyordu. İsaʼnın bulunduğu yere varınca bir daha onlardan ayrılmamasını istediler.
LUK 4:43 Ama İsa onlara şunu söyledi: “Allahʼın Krallığı hakkındaki Müjdeʼyi diğer kasabalara da duyurmam lazım. Çünkü ben bunun için gönderildim.”
LUK 4:44 İsa, Yahudi topraklarında olan toplantı yerlerinde vaaz etmeye devam etti.
LUK 5:1 Bir gün İsa Ginnesar Gölüʼnün kıyısında duruyordu. Halk Oʼnun etrafını sarmış, Allahʼın sözünü dinliyordu.
LUK 5:2 İsa gölün kıyısında duran iki tekne gördü. Balıkçılar ise onlardan çıkmış ağlarını temizliyorlardı.
LUK 5:3 İsa bu teknelerden birine bindi. Teknenin sahibi Simunʼa kıyıdan biraz açılmasını söyledi. Sonra oturup tekneden halka vaaz etmeye başladı.
LUK 5:4 Konuşmasını bitirince Simunʼa dedi ki, “Derin sulara açıl. Balık tutmak için ağlarınızı atın.”
LUK 5:5 Simun şöyle cevap verdi: “Efendim, bütün gece çalışıp çabaladık, hiçbir şey yakalamadık. Ama madem sen söylüyorsun, ağları atacağım.”
LUK 5:6 Bunu yaptıktan sonra o kadar çok balık tuttular ki, ağları yırtılmaya başladı.
LUK 5:7 Bu yüzden diğer teknedeki ortaklarına işaret ederek onları yardıma çağırdılar. Onlar da gelip her iki tekneyi de o kadar çok balıkla doldurdular ki neredeyse tekneler batacaktı.
LUK 5:8 Simun Petrus bunları görünce İsaʼnın dizlerine kapanarak şöyle dedi: “Ey Efendim, çekil yanımdan. Ben günahlı bir adamım.”
LUK 5:9 Çünkü kendisi ve bütün arkadaşları ne kadar çok balık tuttuklarına şaşırıp kaldılar.
LUK 5:10 Simunʼun iş arkadaşları olan Zebedi oğulları Yakub ve Yuhanna da aynı şaşkınlık içindeydi. İsa Simunʼa şöyle dedi: “Korkma, artık balık tutacağına insanları imana getireceksin.”
LUK 5:11 Tekneleri karaya çekince, her şeyi bırakıp İsaʼnın peşinden gittiler.
LUK 5:12 İsa kasabalardan birindeyken, bedeni cüzzam hastalığıyla kaplanmış bir adam vardı. Adam İsaʼyı görünce yüzüstü yere kapandı ve İsaʼya şöyle yalvardı: “Ey Efendim! İstersen beni hastalığımdan temizleyebilirsin.”
LUK 5:13 İsa da elini uzatıp adama dokundu. “İstiyorum” dedi. “Temiz ol!” Anında adamın cüzzam hastalığı yok oldu.
LUK 5:14 İsa ona bu olayı kimseye anlatmamasını emretti. “Ancak git, rahibe görün” dedi. “Musaʼnın buyurduğu gibi, kendin için bir kurban sun. Böylece insanlara hastalıktan temizlendiğini gösterirsin.”
LUK 5:15 Fakat İsa hakkındaki haber daha da çok yayıldı. Halk kalabalık halinde İsaʼya akın akın geliyordu. Çünkü Oʼnu dinlemek ve hastalıklarına şifa bulmak istiyorlardı.
LUK 5:16 İsa ise, sık sık ıssız yerlere çekilir, dua ederdi.
LUK 5:17 Bir gün İsa vaaz ederken Ferisiler ve bazı Tevrat uzmanları Oʼnun çevresinde oturuyorlardı. Bunlar Celile ve Yahudiye bölgelerinin birçok köyünden ve Yeruşalimʼden gelmişlerdi. İsa, Rabbin gücüyle hastalara şifa veriyordu.
LUK 5:18 Bu sırada bazıları döşek üzerinde felçli bir adam taşıyordu. Onu içeri getirip İsaʼnın önüne bırakmaya çalışıyorlardı.
LUK 5:19 Ama kalabalık yüzünden onu içeri getirecek yol bulamadılar. Dama çıkıp, adamı kiremitlerin arasından döşek üzerinde, kalabalığın tam ortasına, İsaʼnın önüne indirdiler.
LUK 5:20 İsa onların imanını görünce felçli adama şöyle dedi: “Arkadaş, günahların bağışlandı.”
LUK 5:21 Tevrat uzmanları ve Ferisiler aralarında tartışmaya başladılar. “Kim bu adam?” dediler. “Allahʼa hakaret ediyor. Allahʼtan başka kim günahları bağışlayabilir?”
LUK 5:22 Ama İsa onların düşündüklerini biliyordu. Böylece onlara, “Aklınızda neden böyle düşüncelere yer veriyorsunuz?” diye sordu.
LUK 5:23 “Hangisi daha kolay? ‘Günahların bağışlandı’ demek mi, yoksa ‘Kalk, yürü’ demek mi?
LUK 5:24 Ama İnsan Oğluʼnun yeryüzünde günahları bağışlama yetkisine sahip olduğunu bilesiniz diye…” Felçli adama, “Sana söylüyorum: ‘Kalk, döşeğini al ve evine git!’ ” dedi.
LUK 5:25 Adam da hemen herkesin gözü önünde ayağa kalktı. Döşeğini kaldırdı ve Allahʼı öve öve evine gitti.
LUK 5:26 Herkesi bir şaşkınlık almıştı. Allahʼı övmeye başladılar. Büyük bir korkuya kapılıp, “Bugün olağanüstü şeyler gördük” dediler.
LUK 5:27 Ondan sonra İsa dışarı çıktı. Levi adında bir vergi memuru gördü. Vergi toplanma yerinde oturuyordu. İsa ona, “Peşimden gel!” dedi.
LUK 5:28 O da kalktı, her şeyi bırakıp İsaʼnın peşinden gitti.
LUK 5:29 Sonra Levi kendi evinde İsa için büyük bir ziyafet verdi. Vergi memurları ve başka kişiler büyük bir kalabalık halinde gelmiş, onlarla beraber yemeğe oturmuşlardı.
LUK 5:30 Ama Ferisiler ve Tevrat uzmanları söylenmeye başladılar. İsaʼnın öğrencilerine şöyle dediler: “Nasıl olur da vergi memurları ve günahkârlarla birlikte yiyip içiyorsunuz?”
LUK 5:31 İsa onlara şöyle cevap verdi: “Sağlıklı insanların değil, hasta olanların doktora ihtiyacı var.
LUK 5:32 Ben doğru kişileri değil, günahkârları tövbeye çağırmaya geldim.”
LUK 5:33 İsaʼya şöyle dediler: “Yahyaʼnın öğrencileri sık sık oruç tutup dua ediyorlar. Ferisilerin öğrencileri de aynısını yapıyorlar. Ama seninkiler yiyip içiyorlar.”
LUK 5:34 İsa onlara şunları söyledi: “Damat onların arasındayken, siz damadın arkadaşlarına oruç tutturabilir misiniz?
LUK 5:35 Ama öyle günler gelecek ki, damat aralarından alınacak. İşte o günlerde oruç tutacaklar.”
LUK 5:36 Ayrıca İsa onlara şu benzetmeyi anlattı: “Hiç kimse yeni elbiseden bir parça alıp eski elbisenin üzerine yama yapmaz. Yoksa hem yenisi yırtılır, hem de yeni elbiseden alınan parça eskisine uymaz.
LUK 5:37 Hiç kimse yeni şarabı eski tulumlara doldurmaz. Yoksa yeni şarap tulumları patlatır. Hem şarap dökülür, hem de tulumlar ziyan olur.
LUK 5:38 Ama yeni şarap yeni tulumlara doldurulmalı.
LUK 5:39 Üstelik eski şarabı içtikten sonra kimse yeni şarabı istemez, ‘Eskisi daha iyi!’ der.”
LUK 6:1 Bir Şabat günü İsa ekin tarlalarından geçiyordu. Oʼnun öğrencileri ekin başaklarını koparıyor, avuçlarında ezip yiyorlardı.
LUK 6:2 Ama Ferisilerden bazıları şunu sordular: “Neden Şabat gününde Tevratʼta yasaklananı yapıyorsunuz?”
LUK 6:3 İsa onlara şöyle cevap verdi: “Davud ve adamları acıkınca Davudʼun ne yaptığını okumadınız mı?
LUK 6:4 Allahʼın evine girdi, adak ekmeklerinden alıp yedi ve yanındakilere de verdi. Oysa o ekmekleri yemeye sadece rahiplerin izni vardı.”
LUK 6:5 İsa onlara şunu da söyledi: “İnsan Oğlu olarak ben Şabat gününün efendisiyim.”
LUK 6:6 Başka bir Şabat günü İsa, Yahudilerin bir toplantı yerine girip vaaz etmeye başladı. Orada sağ eli sakat bir adam vardı.
LUK 6:7 Tevrat uzmanları ve Ferisiler İsaʼyı yakından izliyorlardı. Oʼnun Şabat gününde şifa verip vermeyeceğini gözlüyorlardı. Böylece İsaʼyı suçlamak için fırsat arıyorlardı.
LUK 6:8 Ama İsa akıllarından geçenleri biliyordu. Eli sakat adama, “Kalk, ortaya geç!” dedi. Adam da kalktı, ortaya geçti.
LUK 6:9 O zaman İsa onlara şunu dedi: “Size bir sorum var! Şabat gününde iyilik mi, yoksa kötülük mü yapmak Tevratʼa uygundur? Bir hayatı kurtarmak mı, yoksa onu yok etmek mi uygundur?”
LUK 6:10 Etrafına dönüp herkese baktı. Sonra adama “Elini uzat!” dedi. Adam elini uzattı ve eli sapasağlam oldu.
LUK 6:11 Ama Tevrat uzmanları ve Ferisiler öfkeden deliye döndüler. İsaʼya ne yapacaklarını aralarında konuşmaya başladılar.
LUK 6:12 O günlerde İsa dua etmek için bir tepeye çıktı. Bütün geceyi Allahʼa dua etmekle geçirdi.
LUK 6:13 Gün doğunca İsa öğrencilerini yanına çağırdı. Onların arasından “elçi” adını verdiği şu on iki kişiyi seçti:
LUK 6:14 Petrus adını verdiği Simun ve onun kardeşi Andreas, Yakub ve Yuhanna, Filipus ve Bartalmay,
LUK 6:15 Matta ve Tomas, Alpay oğlu Yakub ve lakabı “Yurtsever” olan Simun,
LUK 6:16 Yakub oğlu Yahuda ve İsaʼya ihanet eden Yahuda İskariyot.
LUK 6:17 İsa onlarla birlikte aşağı inip düzlükte durdu. Öğrencileri büyük bir kalabalık halinde oradaydılar. Ayrıca bütün Yahudiyeʼden, Yeruşalimʼden, Sur ve Sayda şehirlerinin çevresindeki deniz kenarından çok sayıda insan vardı.
LUK 6:18 İsaʼyı dinlemeye ve hastalıklarından şifa bulmaya gelmişlerdi. Şeytani ruhlar yüzünden sıkıntı çekenler de iyileşiyordu.
LUK 6:19 Bütün kalabalık İsaʼya dokunmaya çalışıyordu. Çünkü Oʼndan güç akıyor ve herkese şifa veriyordu.
LUK 6:20 İsa başını kaldırıp öğrencilerine bakarak şöyle konuşmaya başladı: “Ne mutlu size, fakirler! Çünkü Allahʼın Krallığı sizindir.
LUK 6:21 Ne mutlu size, şimdi açlık çekenler! Çünkü doyacaksınız. Ne mutlu size, şimdi ağlayanlar! Çünkü yüzünüz gülecek.
LUK 6:22 İnsan Oğluʼna bağlı olduğunuz için insanlar sizden nefret ettikleri, sizi aralarından kovup aşağıladıkları ve adınızı kötüledikleri zaman, ne mutlu size!
LUK 6:23 O gün sevinin, sevinçten zıplayın, çünkü gökte ödülünüz büyük olacak. Bilin ki, size kötü davrananların ataları peygamberlere aynısını yaptılar.
LUK 6:24 Ama vay halinize, siz zenginler! Çünkü daha şimdiden rahata kavuştunuz.
LUK 6:25 Vay halinize, şimdi karnı tok olanlar! Çünkü açlık çekeceksiniz. Vay halinize, şimdi yüzü gülenler! Çünkü yas tutup ağlayacaksınız.
LUK 6:26 Herkes sizi övdüğü zaman vay halinize! Çünkü ataları, sahte peygamberlere de aynısını yaptılar.”
LUK 6:27 “Ama, beni dinleyen sizlere söylüyorum, düşmanlarınızı sevin! Sizden nefret edenlere iyilik yapın.
LUK 6:28 Size lanet edenler için bereket dileyin. Size hakaret edenler için dua edin.
LUK 6:29 Bir yanağınıza şamar atana öbür yanağınızı da çevirin. Paltonuzu zorla alan kişiye gömleğinizi de verin.
LUK 6:30 Sizden bir şey dileyen herkese verin. Biri malınızı almışsa, geri istemeyin.
LUK 6:31 İnsanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın.
LUK 6:32 Eğer sadece sizi sevenleri severseniz, bu size ne övgü kazandırır? Günahkârlar bile kendilerini sevenleri sever.
LUK 6:33 Eğer sadece size iyilik yapanlara iyilik yaparsanız, bu size ne övgü kazandırır? Günahkârlar bile aynısını yaparlar.
LUK 6:34 Eğer sadece geri almayı umut ettiğiniz kişilere ödünç verirseniz, bu size ne övgü kazandırır? Günahkârlar da verdiklerini geri almak şartıyla diğer günahkârlara ödünç verirler.
LUK 6:35 Ama siz düşmanlarınızı sevin, iyilik yapın, hiçbir şey beklemeden ödünç verin. O zaman ödülünüz büyük olacak. O zaman yüce Allahʼın oğulları olacaksınız. Çünkü O da nankör ve kötü kişilere iyilik eder.
LUK 6:36 Babanız nasıl merhametliyse, siz de merhametli olun.”
LUK 6:37 “Başkasını yargılamayın ki siz de yargılanmayasınız. Suçlu çıkarmayın ki siz de suçlu çıkarılmayasınız. Bağışlayın ki siz de bağışlanasınız.
LUK 6:38 Verin, size de verilecek. Sizin kucağınıza sıkı bastırılmış, güzelce silkelenmiş, dolup taşan bol bir ölçüyle dökecekler. Çünkü hangi ölçekle ölçerseniz, aynı ölçekle size de ölçülecek.”
LUK 6:39 Bir de onlara şu benzetmeyi anlattı: “Kör adam başka bir kör adama yol gösterebilir mi? İkisi de çukura düşmez mi?
LUK 6:40 Öğrenciöğretmeninden üstün değildir. Ama eğitimini tamamlayan herkes öğretmeni gibi olur.
LUK 6:41 Neden başkasının gözündeki çöpü görüyorsun da, kendi gözündeki kütüğü görmüyorsun?
LUK 6:42 Kendi gözündeki kütüğü görmüyorsan, kardeşine nasıl ‘Kardeş, izin ver, gözündeki çöpü çıkarayım’ diyebilirsin? Seni ikiyüzlü seni! Önce kendi gözündeki kütüğü çıkar. O zaman daha iyi görür ve kardeşinin gözündeki çöpü çıkarabilirsin.”
LUK 6:43 “Kötü meyve veren iyi ağaç da, iyi meyve veren kötü ağaç da yoktur.
LUK 6:44 Çünkü her ağaç kendi meyvesinden tanınır. İnsanlar dikenlerden incir, çalılardan da üzüm toplamazlar.
LUK 6:45 İyi insan iyilik dolu kalbinden iyi olanı çıkarır. Kötü insan da kötülük dolu kalbinden kötü olanı çıkarır. İnsanın kalbinde ne varsa, ağzından da o çıkar.”
LUK 6:46 “Neden beni ‘Efendimiz, Efendimiz!’ diye çağırıyorsunuz, ama size söylediğim şeyleri yapmıyorsunuz?
LUK 6:47 Bana gelen, sözlerimi işiten ve onları hayatında yerine getiren herkesin nasıl bir kişiye benzediğini size anlatayım.
LUK 6:48 Böyle kişi ev yapan biri gibidir. Derin kazıp kaya üstüne temel atar. Sel basınca ve kabaran sular o eve çarpınca, onu yerinden oynatamaz, çünkü ev sağlam yapılmıştır.
LUK 6:49 Öte yandan sözlerimi dinleyip de yerine getirmeyen kişi, temel atmadan toprak üzerinde ev yapana benzer. Kabaran sular o eve çarpınca ev hemen yıkılır. Evin yıkılışı da korkunç olur.”
LUK 7:1 İsa kendisini dinleyen halka bütün bunları söyledikten sonra Kefernahumʼa gitti.
LUK 7:2 Orada Romalı bir yüzbaşı vardı. Onun çok değer verdiği bir kölesi ölüm döşeğinde hasta yatıyordu.
LUK 7:3 Yüzbaşı, İsa hakkındaki haberleri duyunca, Yahudi liderlerden birkaçını Oʼnun yanına yolladı. Onlara İsaʼdan şunu rica etmelerini söyledi: “Lütfen gel ve kölemi iyileştir.”
LUK 7:4 İsaʼnın yanına geldikten sonra yüzbaşına yardım etmesi için Oʼna içtenlikle yalvardılar: “Bu adam senin yardımına layıktır.
LUK 7:5 Çünkü milletimizi seviyor. Toplantı yerimizi de yaptıran odur.”
LUK 7:6 Böylece İsa onlarla birlikte yola çıktı. Eve varmadan önce, yüzbaşı bazı arkadaşlarını yollayıp İsaʼya şu haberi gönderdi: “Efendimiz, zahmet etme. Evime kadar gelmene layık değilim.
LUK 7:7 Zaten bunun için yanına gelmeye yüzüm olmadı. Ama sen bir söz söyle ki hizmetkârım iyileşsin.
LUK 7:8 Çünkü ben de buyruk altında bir adamım. Benim de buyruğumda askerlerim var. Birisine ‘Git’ derim, gider. Başkasına ‘Gel’ derim, gelir. Köleme de ‘Şunu yap’ derim, yapar.”
LUK 7:9 İsa bu sözleri duyunca, yüzbaşıya hayret etti. Dönüp Oʼnu izleyen kalabalığa şöyle dedi: “Size doğrusunu söylüyorum: İsrail halkında bile bu kadar büyük imana rastlamadım.”
LUK 7:10 Gönderilen adamlar eve dönünce, köleyi sapasağlam buldular.
LUK 7:11 Bu olaydan kısa bir zaman sonra İsa Nain adında bir kasabaya gitti. Öğrencileri ve büyük bir kalabalık Oʼnunla beraber yürüyordu.
LUK 7:12 İsa kasaba kapısına tam yaklaştığı sırada bir adamın cenazesi kaldırılıyordu. Ölen adam dul bir kadının tek oğluydu. Kasabadan büyük bir kalabalık kadınla gelmişti.
LUK 7:13 Rab İsa kadını görünce ona acıdı. “Ağlama!” dedi.
LUK 7:14 Yaklaşıp açık tabuta dokundu. Tabutu taşıyanlar durdu. İsa şöyle dedi: “Delikanlı, sana diyorum, kalk.”
LUK 7:15 Ölü doğrulup oturdu ve konuşmaya başladı. İsa onu annesine geri verdi.
LUK 7:16 Herkesi bir korku sardı. “Aramızda büyük bir peygamber ortaya çıktı” ve “Allah halkına yardıma geldi” diyerek Allahʼı övmeye başladılar.
LUK 7:17 İsa hakkındaki bu haber bütün Yahudiye bölgesine ve çevreye yayıldı.
LUK 7:18 Yahyaʼnın öğrencileri ona bütün bu olayları anlattılar. Yahya da öğrencilerinden ikisini yanına çağırıp onları Rab İsaʼya yolladı. Şunu sormalarını istedi: “Gelecek olan Mesih sen misin, yoksa başkasını mı bekleyelim?”
LUK 7:20 Adamlar İsaʼya gelip şöyle dediler: “Vaftizci Yahya bizi sana yolladı. ‘Gelecek olan Mesih sen misin, yoksa başkasını mı bekleyelim?’ diye soruyor.”
LUK 7:21 İsa tam o sırada acı çeken, hasta ve cinlere tutulmuş birçok kişiyi iyileştirdi. Birçok körün gözlerini de açtı.
LUK 7:22 İsa Yahyaʼnın öğrencilerine şöyle cevap verdi: “Gidin, gördüğünüzü, işittiğinizi Yahyaʼya anlatın: Körlerin gözleri açılıyor, sakatlar yürüyor, cüzzam hastaları temiz kılınıyor, sağırlar işitiyor, ölüler diriliyor ve fakirlere Müjde duyuruluyor.
LUK 7:23 Benim hakkımda şüpheye düşmeyene ne mutlu!”
LUK 7:24 Yahyaʼnın gönderdiği haberciler ayrıldıktan sonra, İsa halka dönüp Yahya hakkında konuşmaya başladı: “Issız yerlere ne görmeye gittiniz? Rüzgarda sallanan bir kamış mı?
LUK 7:25 Söyleyin, ne görmeye gittiniz? Lüks elbiseler giyen bir adam mı? Bakın, gösterişli elbiseler giyen, bolluk içinde yaşayan adamlar saraylarda oturanlardır.
LUK 7:26 Öyleyse ne görmeye gittiniz? Bir peygamber mi? Evet! Ama ben size diyorum ki, Yahya peygamberden de üstündür.
LUK 7:27 Kutsal Yazılarʼda Allah Yahya hakkında şöyle der: ‘İşte, habercimi senin önünden gönderiyorum. O, önden gidip senin yolunu hazırlayacak.’
LUK 7:28 Size diyorum ki, kadından doğanların arasında Yahyaʼdan daha üstün kimse yoktur. Ama Allahʼın Krallığıʼnda en önemsiz kişi Yahyaʼdan üstündür.”
LUK 7:29 Bütün halk, hatta vergi memurları bile bunu duyunca Allahʼın yolunun doğru yol olduğunu kabul ettiler. Çünkü Yahya tarafından vaftiz edilmişlerdi.
LUK 7:30 Ama Ferisiler ve Tevrat uzmanları Allahʼın kendileri için olan amacını reddettiler. Çünkü Yahya tarafından vaftiz edilmemişlerdi.
LUK 7:31 İsa sözlerine şöyle devam etti: “Bu kuşağın insanlarını neye benzeteyim, onlar neye benziyorlar?
LUK 7:32 Çarşıda oturan çocuklara benziyorlar. Birbirlerine şöyle bağırıyorlar: ‘Size kaval çaldık, oynamadınız. Cenaze ezgileri söyledik, ağlamadınız.’
LUK 7:33 Çünkü Vaftizci Yahya geldiği zaman, ekmek yemedi, şarap da içmedi. O zaman dediniz ki, ‘Adamda cin var.’
LUK 7:34 İnsan Oğlu geldiğinde, yiyip içti. Bu sefer, ‘Bakın, ne biçim adam bu!’ diyorsunuz. ‘Boğazına düşkün ve içkici, vergi memurlarının ve günahkârların arkadaşı!’
LUK 7:35 Oysa hikmet bütün evlatları tarafından haklı çıkarılmıştır.”
LUK 7:36 Ferisilerden biri İsaʼyı yemeğe çağırdı. İsa da Ferisiʼnin evine girip sofraya oturdu.
LUK 7:37 Birden bir kadın göründü. O kasabada günahkâr olarak bilinen kadın İsaʼnın Ferisiʼnin evinde oturduğunu öğrenmişti. Kaymaktaşından yapılmış bir kapta hoş kokulu yağ getirdi.
LUK 7:38 Kadın arkada İsaʼnın ayaklarının dibinde durdu ve ağladı. Oʼnun ayaklarını gözyaşları ile ıslattı, saçları ile kuruttu. Sonra da ayaklarını öpüp üzerlerine hoş kokulu yağı sürdü.
LUK 7:39 İsaʼyı davet eden Ferisi bunu görünce, kendi kendine şöyle dedi: “Bu adam peygamber olsaydı, Oʼna dokunan kadının kim olduğunu ve ne tür bir kadın olduğunu bilirdi. Günahkâr biri olduğunu anlardı.”
LUK 7:40 İsa ona şöyle karşılık verdi: “Simun, sana bir söyleyeceğim var.” O da, “Söyle, Öğretmenim” dedi.
LUK 7:41 “Bir faizcinin iki borçlusu varmış. Birinin borcu beş yüz gümüş para, öbürünün borcu elli gümüş paraymış.
LUK 7:42 İkisi de aldıkları parayı geri ödeyememiş. Bu sebeple adam her ikisinin de borcunu bağışlamış. Acaba onlardan hangisi o adamı daha çok sever?”
LUK 7:43 Simun şöyle cevap verdi: “Sanırım, daha çok bağışlanan adam.” İsa, “Doğru karar verdin” dedi.
LUK 7:44 Sonra kadına dönerek Simunʼa şöyle dedi: “Bu kadını görüyor musun? Ben senin evine geldiğimde, ayaklarım için su vermedin. Ama bu kadın ayaklarımı gözyaşlarıyla ıslattı, saçlarıyla kuruttu.
LUK 7:45 Bana öpücük vermedin. Ama bu kadın evine girdiğimden beri durmadan ayaklarımı öpüyor.
LUK 7:46 Sen başıma zeytinyağı sürmedin. Ama bu kadın ayaklarıma hoş kokulu yağ sürdü.
LUK 7:47 Bu nedenle sana söylüyorum, onun çok olan günahları bağışlandı. Onun için çok sevdi. Oysa az bağışlanan kişi az sever.”
LUK 7:48 Sonra İsa kadına şöyle dedi: “Günahların bağışlandı.”
LUK 7:49 İsaʼyla birlikte sofrada oturanlar aralarında konuşmaya başladılar. “Bu adam kim ki, günahları bile bağışlıyor?” dediler.
LUK 7:50 Bunun üzerine İsa kadına dedi: “İmanın seni kurtardı. Git ve esenlik içinde yaşa!”
LUK 8:1 Bundan kısa bir süre sonra İsa köy kasaba dolaşmaya başladı. Halka vaaz edip Allahʼın Krallığı hakkındaki Müjdeʼyi duyuruyordu. On iki elçisi de Oʼnunla birlikteydi.
LUK 8:2 Ayrıca yanında cinlerden ve hastalıklardan kurtulmuş bazı kadınlar da vardı. Onlardan biri Mecdelli Meryemʼdi. Kendisinden yedi cin kovulmuştu.
LUK 8:3 Kral Hirodesʼin saray yöneticisi olan Kuzaʼnın karısı Yohanna, Suzanna, ve başka birçok kadın da İsaʼyla birlikteydi. Kendi paralarından İsaʼnın ve öğrencilerinin geçimine yardım ediyorlardı.
LUK 8:4 İsa değişik kasabalardan yanına gelen büyük bir kalabalığa şu benzetmeyi anlattı:
LUK 8:5 “Bir çiftçi ekin ekmeye gitmiş. Ekerken kimi tohumlar yol kenarına düşmüş. Ayak altında çiğnenmiş ve gökteki kuşlar onları yemiş.
LUK 8:6 Kimi tohumlar taşlı toprağa düşmüş. Tohumlar filiz vermişse de susuzluktan kuruyup gitmiş.
LUK 8:7 Kimi tohumlar dikenlerin arasına düşmüş. Dikenler de filizlerle beraber büyüyünce filizleri boğmuş.
LUK 8:8 Kimi tohumlar ise bereketli toprağa düşmüş. Büyüyüp yüz kat daha fazla ürün vermiş.” İsa bunları anlattıktan sonra yüksek sesle şöyle dedi: “Kulağı olan işitsin!”
LUK 8:9 Öğrencileri İsaʼya, “Acaba bu benzetme ne anlama geliyor?” diye sordular.
LUK 8:10 O da onlara şöyle dedi: “Sizlere Allahʼın Krallığıʼnınsırlarını anlama gücü verildi. Ama başkalarına benzetmelerle anlatıyorum. Öyle ki, ‘Bakıp da görmesinler, işitip de anlamasınlar.’
LUK 8:11 Benzetmenin anlamı şöyledir: Tohum, Allahʼın sözüdür.
LUK 8:12 Yol kenarındakiler sözü duyanlardır. Ama sonra İblis gelip Allahʼın sözünü onların yüreklerinden çalar. Öyle ki, iman edip kurtulmasınlar.
LUK 8:13 Taşlı topraktakiler sözü duyunca onu sevinçle kabul edenlerdir. Ama bunların derin kökleri yoktur. Sadece bir zaman için iman ederler, sonra zorluklarla denendikleri zaman imandan dönerler.
LUK 8:14 Dikenler arasına düşenler sözü duyarlar ama zamanla bu hayatın kaygıları, zenginliği ve zevkleri onları boğar. Bu yüzden olgun ürün vermezler.
LUK 8:15 Ama bereketli topraktakiler sözü dürüst ve iyi yürekle duyanlardır. Bu kişiler söze sarılarak sabırla dayanır ve bol ürün verirler.”
LUK 8:16 “Hiç kimse lambayı yakıp onu bir kapla örtmez, ya da yatağın altına koymaz. Hayır, onu lambalığa koyar, öyle ki, içeri girenler ışığı görsünler.
LUK 8:17 Çünkü gizli olup da ortaya çıkmayacak hiçbir şey yoktur. Bilinmeyecek ve aydınlığa çıkmayacak saklı bir şey de yoktur.
LUK 8:18 Bunun için nasıl dinlediğinize dikkat edin. Çünkü kim sahip olduğu şeyleri kullanırsa, ona daha çok verilecek. Ama kim kullanmazsa, kendisinde var sandığı şey bile elinden alınacak.”
LUK 8:19 Sonra İsaʼnın annesiyle kardeşleri Oʼnu ziyaret etmeye geldiler. Fakat kalabalık olduğu için Oʼnun yanına yaklaşamadılar.
LUK 8:20 İnsanlar İsaʼya şu haberi verdiler. “Annen ve kardeşlerin dışarda, seni görmek istiyorlar.”
LUK 8:21 Ama İsa onlara şöyle cevap verdi: “Annem ve kardeşlerim, Allahʼın sözünü duyup yerine getirenlerdir.”
LUK 8:22 O günlerde İsa ve öğrencileri tekneye bindiler. İsa onlara “Gölün öbür tarafına geçelim” dedi. Böylece göle açıldılar.
LUK 8:23 Onlar teknede giderken, İsa uykuya daldı. O sırada gölde bir fırtına koptu. Tekne suyla dolmaya başladı. Batma tehlikesindeydiler.
LUK 8:24 Öğrencileri gelip İsaʼyı uyandırdılar. “Efendimiz, Efendimiz, boğuluyoruz!” dediler. İsa kalkıp rüzgarı ve kabaran dalgaları azarladı. Fırtına durdu, ortalık sakinleşti.
LUK 8:25 İsa onlara, “İmanınız nerede?” diye sordu. Onlar da korktular. Şaşkınlık içinde birbirlerine şöyle dediler: “Bu nasıl bir adam ki, rüzgara ve suya emrediyor, onlar da Oʼnun buyruğuna uyuyor?”
LUK 8:26 Tekneyle Gerasalılarʼın memleketine vardılar. Orası Celileʼnin karşı tarafındadır.
LUK 8:27 Karaya çıktıktan sonra, İsaʼyı kasabadan bir adam karşıladı. Adam cinlere tutulmuş, uzun zamandan beri hiç elbise giymemişti. Evde değil, mezarlık mağaralarda yaşıyordu.
LUK 8:28 İsaʼyı görünce, adam bağırıp önünde yere kapandı ve yüksek sesle şöyle dedi: “Benden ne istiyorsun, ey İsa, yüce Allahʼın Oğlu? Yalvarırım, bana işkence etme!”
LUK 8:29 Çünkü İsa şeytani ruha adamdan çıkmasını emretmişti. Şeytani ruh adamı sık sık yakalardı. İnsanlar adamın ellerini ve ayaklarını zincirlerle bağlayıp başında nöbet tutarlardı. Ama adam bağlarını hep koparırdı. Cin tarafından ıssız yerlere sürüklenirdi.
LUK 8:30 İsa ona, “Adın ne?” diye sordu. O da “Ordu” dedi, çünkü adama birçok cin girmişti.
LUK 8:31 Cinler, dipsiz çukura gitmelerini emretmesin diye, İsaʼya yalvarıp durdular.
LUK 8:32 Orada, tepelerde otlayan büyük bir domuz sürüsü vardı. Cinler domuzlara girmelerine izin vermesi için İsaʼya yalvardılar. O da onlara izin verdi.
LUK 8:33 Cinler o adamdan çıkıp, domuzların içine girdiler. Sürü dik yamaçtan aşağı koştu ve göle atlayıp boğuldu.
LUK 8:34 Domuzları otlatanlar olup bitenleri görünce kaçtılar. Haberi kasabada ve köylerde duyurdular.
LUK 8:35 Böylece halk olup biteni görmeye çıktı. İsaʼnın yanına varınca, içinden cinler çıkmış adamı gördüler. Adam giyinmiş, aklı başına gelmiş olarak İsaʼnın ayaklarının dibinde oturuyordu. O zaman korktular.
LUK 8:36 Olayı görenler cinli adamın nasıl kurtulduğunu diğerlerine anlattılar.
LUK 8:37 Gerasa çevresinin bütün halkı İsaʼnın oradan ayrılmasını istedi. Çünkü büyük korkuya kapılmışlardı. Böylece İsa, geri dönmek için tekneye bindi.
LUK 8:38 İçinden cinler çıkmış adam, İsaʼnın yanında kalmak için Oʼna yalvardı. Ama İsa onu geri gönderdi.
LUK 8:39 “Evine dön” dedi. “Allahʼın senin için neler yaptığını anlat.” Adam da ayrılıp İsaʼnın onun için neler yaptığını kasabanın her tarafında duyurdu.
LUK 8:40 İsa gölün karşı tarafına dönünce, halk Oʼnu karşıladı. Çünkü herkes Oʼnu bekliyordu.
LUK 8:41 Derken Yair adında bir adam geldi. Kendisi Yahudilerin toplantı yerinde liderdi. İsaʼnın ayaklarına kapanıp evine gelmesi için yalvardı.
LUK 8:42 Çünkü on iki yaşlarındaki biricik kızı ölmek üzereydi. İsa Yairʼin evine giderken halk Oʼnu her taraftan sıkıştırıyordu.
LUK 8:43 Orada on iki yıldan beri kanaması olan bir kadın vardı. Bütün parasını doktorlara harcamıştı ama hiç kimse onu iyileştirememişti.
LUK 8:44 Arkadan yaklaşıp İsaʼnın elbisesinin kenarına dokundu. Kanaması hemen kesildi.
LUK 8:45 İsa, “Bana dokunan kim?” diye sordu. Herkes inkâr ederken Petrus, “Efendimiz” dedi. “Kalabalık her tarafını sarmış, seni sıkıştırıyor.”
LUK 8:46 Ama İsa şöyle dedi: “Birisi bana dokundu. Benden bir gücün çıktığını fark ettim.”
LUK 8:47 Kadın olup biteni saklayamayacağını anlayınca, titreye titreye ortaya çıkıp İsaʼnın önünde yere kapandı. Bütün halkın karşısında İsaʼya neden dokunduğunu ve nasıl o anda şifa bulduğunu anlattı.
LUK 8:48 İsa ona şöyle dedi: “Kızım, imanın seni kurtardı. Esenlikle git.”
LUK 8:49 İsa henüz konuşurken, toplantı yeri liderinin evinden biri gelip ona şöyle dedi: “Kızın öldü. Artık öğretmeni rahatsız etme.”
LUK 8:50 İsa bunu duyunca Yairʼe, “Korkma!” dedi. “Yalnız iman et ve kızın kurtulacak.”
LUK 8:51 İsa Yairʼin evine gelince Petrus, Yuhanna, Yakub ve kızın anne ve babasından başka hiç kimsenin içeri girmesine izin vermedi.
LUK 8:52 Herkes kızın arkasından ağlıyor, göğsünü dövüyordu. İsa da şöyle dedi: “Ağlamayı kesin! Kız ölmedi, sadece uyuyor.”
LUK 8:53 İsaʼyla alay ettiler, çünkü kızın öldüğünü biliyorlardı.
LUK 8:54 Ama İsa kızın elini tuttu ve sesini yükseltip, “Kalk kızım!” dedi.
LUK 8:55 Kızın ruhu döndü ve kız hemen ayağa kalktı. İsa ona yemek verilmesini buyurdu.
LUK 8:56 Kızın annesiyle babası şaşırıp kaldılar. Ama İsa olup biteni kimseye anlatmasınlar diye onları uyardı.
LUK 9:1 İsa on iki elçisini bir araya çağırdıktan sonra onlara bütün cinlerin üzerine ve hastalıkları iyileştirmek için güç ve yetki verdi.
LUK 9:2 Onları Allahʼın Krallığıʼnı duyurmaya ve hastalara şifa vermeye gönderdi.
LUK 9:3 Giderlerken şöyle dedi: “Yol için yanınıza hiçbir şey almayın. Ne değnek, ne torba, ne ekmek, ne para, ne de yedek gömlek!
LUK 9:4 Hangi eve girerseniz hep orada kalın. Sonra oradan ayrılıp yolunuza devam edin.
LUK 9:5 Gittiğiniz yerde sizi kabul etmeyenler olursa, o kasabadan ayrılırken onlara karşı şahitlik olsun diye ayaklarınızdan tozu silkin.”
LUK 9:6 Onlar da ayrılıp köy köy dolaşmaya başladılar. Müjdeʼyi her tarafta yayıp hastalara şifa verdiler.
LUK 9:7 Celile bölgesini yöneten Hirodes, bütün olup bitenleri duyunca aklı karıştı. Çünkü bazı insanlar diyordu ki, “Yahya ölümden dirildi.”
LUK 9:8 Bazıları da, “İlyas göründü”, başkaları ise, “Eski peygamberlerden biri yeniden yaşama döndü” diyordu.
LUK 9:9 Hirodes, “Yahyaʼnın kafasını ben kestirdim. O zaman hakkında böyle şeyler duyduğum bu adam kimdir?” dedi ve İsaʼyı görmenin bir yolunu aradı.
LUK 9:10 Elçiler dönünce, bütün yaptıklarını İsaʼya anlattılar. İsa elçileri yanına alıp Beytsayda denilen kasabanın yakınlarına çekildi. Orada onlarla baş başa kalmak istedi.
LUK 9:11 Bunun farkına varan halk İsaʼyı izledi. İsa halkı hoş karşıladı. Onlara Allahʼın Krallığı hakkında vaaz verdi ve şifaya muhtaç olanları iyileştirdi.
LUK 9:12 Akşama doğru on iki elçi gelip İsaʼya şunu söyledi: “Halkı gönder de etraftaki köylere ve çiftliklere gitsin. Kendilerine kalacak yer ve yiyecek bulsunlar. Çünkü burada ıssız bir yerdeyiz.”
LUK 9:13 İsa onlara şöyle dedi: “Onlara siz yiyecek verin!” Öğrenciler şu cevabı verdiler: “Beş ekmekle iki balıktan başka bir şeyimiz yok. Yoksa biz gidip bütün bu insanlar için yiyecek mi satın alalım?”
LUK 9:14 Çünkü orada yalnız erkeklerden aşağı yukarı beş bin kişi vardı. İsa öğrencilerine şunu söyledi: “Onları ellişer kişilik gruplar halinde oturtun.”
LUK 9:15 Öyle yaptılar, herkesi oturttular.
LUK 9:16 İsa, beş ekmekle iki balığı aldı, gözlerini göğe kaldırarak şükretti. Sonra ekmekleri bölüp halkın önüne koysunlar diye öğrencilerine verdi.
LUK 9:17 Herkes doyana kadar yedi. Sonra artakalan parçaları topladılar ve onlarla on iki sepet doldurdular.
LUK 9:18 Bir gün İsa halktan ayrı olarak dua ediyordu. Öğrencileri yanındaydı. İsa, “Halk benim kim olduğumu söylüyor?” diye sordu.
LUK 9:19 Öğrenciler şöyle cevap verdiler: “ ‘Vaftizci Yahya’ diyorlar. Başkaları ‘İlyas’ diyor, diğerleri de ‘Eski peygamberlerden biri dirildi’ diyorlar.”
LUK 9:20 İsa onlara sordu: “Ya siz ne dersiniz? Sizce ben kimim?” Petrusʼun cevabı şuydu: “Sen Allahʼın Mesihiʼsin.”
LUK 9:21 İsa onları sıkı sıkı uyardı, “Bunu kimseye söylemeyin!” diye emretti.
LUK 9:22 “İnsan Oğluʼnun çok acı çekmesi lazım” dedi. “Halkın liderleri, başrahipler ve Tevrat uzmanları tarafından reddedilip öldürülmelidir. Ama üçüncü gün ölümden dirilmesi gerekir.”
LUK 9:23 Sonra İsa herkese şunu söyledi: “Bir kişi peşimden gelmek isterse, kendini gözden çıkarsın, her gün çarmıhını yüklensin ve yolumu tutsun.
LUK 9:24 Çünkü her kim canını kurtarmak isterse, onu kaybedecek. Ama her kim canını benim uğruma kaybederse, onu kurtaracak.
LUK 9:25 Çünkü bir kişi bütün dünyayı kazanırsa, ama kendisini mahvedip canını kaybederse, ona ne fayda olur?
LUK 9:26 Çünkü her kim benden ve sözlerimden utanırsa, İnsan Oğlu da, geldiğinde, ondan utanacak. İnsan Oğlu kendi görkemi, Babaʼnın görkemi ve kutsal meleklerin görkemiyle gelecek.
LUK 9:27 Size doğrusunu söylüyorum: burada duran bazı kişiler Allahʼın Krallığıʼnı görmeden ölümü tatmayacaklar.”
LUK 9:28 Bunu söyledikten aşağı yukarı sekiz gün sonra, İsa, Petrusʼu, Yuhannaʼyı ve Yakubʼu yanına aldı ve dua etmek için bir dağa çıktı.
LUK 9:29 İsa dua ederken, yüzünün görünüşü değişti. Elbiseleri de şimşek gibi bir beyazlıkla parladı.
LUK 9:30 O anda iki adam İsaʼyla konuşmaya başladı. Bunlar Musa ve İlyasʼtı.
LUK 9:31 Görünüşleri görkemliydi. İsaʼnın yakında Yeruşalimʼde ölüp dirildikten sonra dünyadan nasıl ayrılacağını konuşuyorlardı.
LUK 9:32 Petrus ve onunla beraber olanları ağır bir uyku bastı. Ama uyandıklarında İsaʼnın görkemini ve Oʼnunla beraber duran iki adamı gördüler.
LUK 9:33 Musa ve İlyas İsaʼdan ayrılırken Petrus İsaʼya şöyle dedi: “Efendimiz, iyi ki buradayız. Üç çardak kuralım: biri senin için, biri Musa için, biri de İlyas için!” Aslında ne dediğinin farkında değildi.
LUK 9:34 Petrus daha konuşurken, bir bulut görünüp onların üstüne gölge yapmaya başladı. Buluta girince öğrenciler korktular.
LUK 9:35 Sonra buluttan gelen bir ses şöyle dedi: “Bu benim Oğlumʼdur, Seçilmiş Olanʼdır. Oʼnu dinleyin!”
LUK 9:36 O ses kesildiğinde İsa tek başınaydı. Üç öğrenci bu olayı kendilerine sakladı. O günlerde kimseye gördüklerini anlatmadılar.
LUK 9:37 Ertesi gün İsaʼyla üç öğrencisi dağdan indiler. Büyük bir kalabalık İsaʼyı karşılamaya geldi.
LUK 9:38 Derken kalabalıktan bir adam yüksek sesle şöyle dedi: “Öğretmenim, yalvarırım sana, oğluma bak, çünkü o benim tek evladım.
LUK 9:39 Durum şu: şeytani bir ruh oğlumu yakalıyor ve birden bağırmaya başlıyor. Şeytani ruh onu ağzından köpükler çıkana kadar sarsıyor. Oğlumu yara bere içinde bıraktıktan sonra ondan zorlukla ayrılıyor.
LUK 9:40 Şeytani ruhu kovsunlar diye, senin öğrencilerine yalvardım, ama beceremediler.”
LUK 9:41 İsa cevap olarak şöyle dedi: “Ey imansız ve yoldan sapmış kuşak! Ne zamana kadar sizinle beraber olacağım? Ne zamana kadar size katlanacağım? Oğlunu buraya getir!”
LUK 9:42 Çocuk gelirken, cin onu yere yıkıp sarstı. Ama İsa şeytani ruhu azarladı, çocuğu iyileştirdi ve babasına geri verdi.
LUK 9:43 Herkes Allahʼın yüce kudretine şaşırıp kaldı. Herkes İsaʼnın yaptığı bütün şeylere hayret ediyordu. Bu arada İsa öğrencilerine şöyle dedi:
LUK 9:44 “Şu sözleri siz aklınızdan çıkarmayın: İnsan Oğlu yakın bir zamanda insanların eline teslim edilecek.”
LUK 9:45 Ama öğrenciler İsaʼnın bu sözle ne demek istediğini anlamadılar. Hem de anlamasınlar diye bu onlardan gizlendi. Bu söz hakkında İsaʼya soru sormaktan bile korktular.
LUK 9:46 İsaʼnın öğrencileri aralarında kimin en önemli olduğunu tartışmaya başladılar.
LUK 9:47 İsa yüreklerindeki düşünceleri bildiği için, bir çocuğu kendi yanına çekti.
LUK 9:48 Onlara şöyle dedi: “Her kim bu çocuğu benim adıma kabul ederse, beni kabul etmiş olur. Beni kabul eden de, beni Gönderenʼi kabul etmiş olur. Çünkü aranızda en önemsiz kim ise, en önemli odur.”
LUK 9:49 Yuhanna şöyle cevap verdi: “Efendimiz, senin adınla cinler kovan bir kişi gördük. Ona engel olmaya çalıştık, çünkü bizden biri değildi.”
LUK 9:50 İsa ona şöyle dedi: “Ona engel olmayın. Kim size karşı değilse, sizden yanadır.”
LUK 9:51 İsaʼnın göğe alınacağı zaman yaklaşmıştı. O da Yeruşalimʼe gitmeye kesin karar verdi.
LUK 9:52 İsa kendi önünden haberciler gönderdi. Onlar da gidip, İsa için hazırlık yapmak üzere, bir Samiriye köyüne girdiler.
LUK 9:53 Ama oradaki halk İsaʼyı kabul etmedi, çünkü Yeruşalimʼe doğru gidiyordu.
LUK 9:54 Öğrencilerinden Yakub ve Yuhanna bunu görünce şöyle dediler: “Efendimiz, bir emirle gökten ateş yağdırıp bu insanları yok etmemizi ister misin?”
LUK 9:55 Ama İsa dönüp onları azarladı.
LUK 9:56 Sonra başka bir köye gittiler.
LUK 9:57 Onlar yolda giderlerken birisi İsaʼya şöyle dedi: “Sen nereye gidersen peşinden geleceğim.”
LUK 9:58 İsa ona şöyle karşılık verdi: “Tilkilerin yatacak yerleri var, gökteki kuşların da yuvaları var. Ama İnsan Oğluʼnun başını koyacak yeri yok.”
LUK 9:59 Bir başkasına da, “Peşimden gel!” dedi. O da “Efendim, izin ver de önce gidip babamı gömeyim” dedi.
LUK 9:60 İsa ona şöyle dedi: “Bırak, ölüler kendi ölülerini gömsünler. Ama sen git, Allahʼın Krallığıʼnı duyur.”
LUK 9:61 Bir başkası ise, “Efendimiz, senin peşinden geleceğim,” dedi. “Ama izin ver de önce gideyim, evdekilerle vedalaşayım.”
LUK 9:62 İsa ona şöyle cevap verdi: “Sabanı tutup tarlayı sürmeye başladıktan sonra geriye bakan kişi Allahʼın Krallığıʼna layık değildir.”
LUK 10:1 Bundan sonra Rab İsa yetmiş kişiyi daha görevlendirdi. Kendisinin gideceği her kasabaya, her yere onları ikişer ikişer önden gönderdi
LUK 10:2 Onlara şöyle dedi: “Toplanacak ekin bol, ama işçi az. Onun için ekin Sahibiʼne yalvarın ki, ekinleri biçmeye işçi göndersin.
LUK 10:3 Gidin! İşte, ben sizi kuzular gibi kurtların arasına yolluyorum.
LUK 10:4 Yanınıza kese, torba ya da ayaklarınıza yedek sandalet almayın. Yoldayken de kimseyle selamlaşmayın.
LUK 10:5 Hangi eve girerseniz ilk önce, ‘Bu eve esenlik olsun!’ deyin.
LUK 10:6 O evde bir esenlik adamı varsa, dilediğiniz esenlik onun üzerinde duracak. Ama yoksa, tekrar size dönecek.
LUK 10:7 O evde misafir olun. Size ne verirlerse onu yiyip için. Çünkü işçi ücretini hak eder. O evden ayrılıp başka evlerde misafir olmayın.
LUK 10:8 Bir kasabaya girdiğiniz zaman, insanlar sizi kabul ederlerse, önünüze ne koyarlarsa onu yiyin.
LUK 10:9 O kasabadaki hastaları iyileştirin, halka, ‘Allahʼın Krallığı size yaklaştı’ deyin.
LUK 10:10 Ama bir kasabaya girdiğiniz zaman oradakiler sizi kabul etmezlerse, kasabanın sokaklarına çıkın ve şöyle deyin:
LUK 10:11 ‘Kasabanızdan ayaklarımıza yapışan tozu bile size karşı silkip atıyoruz. Ama şundan emin olun: Allahʼın Krallığı yaklaştı.’
LUK 10:12 Ben size şunu söylüyorum: Dünyanın yargılanacağı günde Sodom o kasabadan daha hafif bir ceza alacak.
LUK 10:13 Vay senin haline, ey Horazin kasabası! Vay senin haline, ey Beytsayda kasabası! Çünkü sizde yapılan mucizeler Sur ve Sayda şehirlerinde yapılmış olsaydı, onlar çoktan tövbe edip pişman olduklarını göstermek için çuval bezini kuşanarak kül içinde oturacaklardı.
LUK 10:14 Ama dünyanın yargılanacağı günde Sur ve Sayda sizden daha hafif bir ceza alacak.
LUK 10:15 Ya sen, ey Kefernahum! Göğe kadar mı yükseleceksin? Hayır, ölüler dünyasına batacaksın.”
LUK 10:16 İsa öğrencilerine şöyle dedi: “Kim sizin sözünüzü dinlerse, benim sözümü dinlemiş olur. Kim sizi reddederse, beni reddetmiş olur. Beni reddeden de beni Gönderenʼi reddetmiş olur.”
LUK 10:17 Yetmişler sevinç içinde döndüler. İsaʼya şöyle dediler: “Ey Efendimiz, senin adını kullandığımızda cinler bile buyruğumuza uyuyorlar.”
LUK 10:18 O da onlara şöyle cevap verdi: “Şeytanʼın bir yıldırım gibi gökten düştüğünü gördüm.
LUK 10:19 İşte ben size, yılanları, akrepleri ve düşmanın bütün gücünü ezmeye yetki verdim. Hiçbir şey size zarar vermeyecek.
LUK 10:20 Yine de cinlerin buyruğunuza uyduğuna sevinmeyin, ama adlarınızın gökte yazılı olduğuna sevinin.”
LUK 10:21 O anda İsa, Kutsal Ruhʼla coşarak şöyle dedi: “Sana şükrediyorum, ey Baba, göğün ve yerin Efendisi, çünkü bu konuları bilgili ve akıllı kişilerden gizli tuttun, ve basit insanlara açıkladın. Evet, Baba, çünkü seni memnun eden budur.
LUK 10:22 Babam her şeyi bana emanet etti. Oğulʼun kim olduğunu Babaʼdan başka hiç kimse bilmez. Babaʼnın kim olduğunu da Oğulʼdan ve Oğulʼun Oʼnu tanıtmak istediği kişilerden başkası bilmez.”
LUK 10:23 İsa öğrencilerine dönüp onlara özel olarak şunları söyledi: “Ne mutlu o gözlere ki, sizin gördüklerinizi görüyorlar.
LUK 10:24 Size şunu söylüyorum: Birçok peygamber ve kral, sizin gördüklerinizi görmek istedi, ama görmedi. Duyduklarınızı duymak istedi, ama duymadı.”
LUK 10:25 Bir Tevrat uzmanı ayağa kalktı. İsaʼyı denemek amacıyla, “Öğretmen” dedi. “Sonsuz yaşama kavuşmak için ne yapmalıyım?”
LUK 10:26 İsa ona şöyle karşılık verdi: “Tevratʼta ne yazılmıştır? Orada ne okuyorsun?”
LUK 10:27 Adam şöyle cevap verdi: “ ‘Allahınız Rabbi bütün yüreğinizle, bütün canınızla, bütün gücünüzle ve bütün aklınızla sevin.’ ‘Komşunuzu da kendinizi sevdiğiniz gibi sevin.’ ”
LUK 10:28 İsa ona, “Doğru cevap verdin” dedi. “Bunu yap ve yaşayacaksın.”
LUK 10:29 Ama adam kendini haklı çıkarmak isteyerek İsaʼya şunu sordu: “Peki, komşum kim?”
LUK 10:30 İsa ona şöyle cevap verdi: “Adamın biri Yeruşalimʼden Erihaʼya inerken haydutların eline düşmüş. Onu soymuşlar, dövmüşler, ölü gibi ortada bırakıp gitmişler.
LUK 10:31 Tesadüfen bir rahip o yoldan gidiyormuş. Adamı görünce yolun öbür tarafından geçmiş.
LUK 10:32 Aynen bunun gibi bir Levili o yere gelmiş, adamı görmüş ve yolun öbür tarafından geçmiş.
LUK 10:33 Yolculuk yapan bir Samiriyeli ise adamın bulunduğu yere gelmiş. Adamı görünce ona acımış.
LUK 10:34 Yanına gidip yaralarına zeytinyağı ve şarap dökmüş, yaralarını sarmış. Sonra kendi hayvanına bindirip adamı bir hana götürmüş. Ona orada bakmış.
LUK 10:35 Ertesi gün ayrılırken iki gümüş para çıkarıp hancıya vermiş ve ona şöyle demiş: ‘Adama iyi bak. Verdiğim paradan daha fazla harcarsan, dönüşte onu sana öderim.’
LUK 10:36 Sence bu üç kişiden hangisi haydutların eline düşen adama komşu gibi davrandı?”
LUK 10:37 Tevrat uzmanı, “Adama merhamet gösteren” dedi. O zaman İsa ona, “Sen de git, aynısını yap” dedi.
LUK 10:38 İsa öğrencileriyle yolculuk yaparken bir köye girdi. Marta adında bir kadın Oʼnu kendi evinde misafir etti.
LUK 10:39 Martaʼnın Meryem adında bir kız kardeşi vardı. Rab İsaʼnın ayaklarının dibinde oturmuş, Oʼnun anlattıklarını dinliyordu.
LUK 10:40 Marta ise, bir sürü işle uğraşıp duruyordu. Onun için dikkati dağılmıştı. İsaʼnın yanına dikilip şöyle dedi: “Efendimiz, kız kardeşim bütün işleri bana bıraktı. Buna hiç aldırmıyor musun? Söyle de, bana yardım etsin.”
LUK 10:41 Rab İsa ona şöyle cevap verdi: “Marta, Marta, sen birçok şey için kaygı çekip, telaşa düşüyorsun.
LUK 10:42 Ama sadece bir şey gereklidir. Meryem iyi olanı seçti, ve bu ondan alınmayacak.”
LUK 11:1 Bir gün İsa bir yerde dua ediyordu. Duasını bitirdikten sonra, öğrencilerinden biri Oʼna şöyle dedi: “Efendimiz, Yahya kendi öğrencilerine nasıl dua edeceklerini öğretti. Sen de bize dua etmeyi öğret.”
LUK 11:2 İsa onlara dedi: “Dua ederken, şöyle deyin: ‘Baba, adın kutsal olsun. Krallığın gelsin.
LUK 11:3 Her gün bize gündelik ekmeğimizi ver.
LUK 11:4 Günahlarımızı bağışla, çünkü biz de bize karşı suç işleyen herkesi bağışlıyoruz. Bizi doğru yoldan saptıracak bir duruma düşürme.’ ”
LUK 11:5 Sonra onlara şöyle dedi: “Sizlerden birinin bir arkadaşı var diyelim. Gece yarısı ona gidiyorsunuz, ve, ‘Arkadaş, bana üç ekmek ödünç ver’ diyorsunuz.
LUK 11:6 ‘Çünkü bir arkadaşım yolculuktan geldi ve onun önüne koyacak bir şeyim yok.’
LUK 11:7 Diyelim ki arkadaşınız da içerden şöyle cevap veriyor: ‘Beni rahatsız etme. Kapı kilitli, çocuklarım yanımda yataktalar. Artık kalkıp sana bir şey veremem.’
LUK 11:8 Size söylüyorum, arkadaşınız olduğu için ilk başta kalkıp ekmek vermese bile, durmadan istediğiniz için kalkıp size ne lazımsa verir.
LUK 11:9 Bu sebeple size diyorum ki: dileyin, size verilecek. Arayın, bulacaksınız. Kapıyı çalın, size açılacak.
LUK 11:10 Çünkü her dileyen alır, arayan bulur ve kapıyı çalana kapı açılır.
LUK 11:11 Aranızda hangi baba, ekmek isteyen oğluna taş verir? Ya da balık isterse balık yerine yılan verir?
LUK 11:12 Ya da yumurta isterse ona akrep verir?
LUK 11:13 Kötü olan sizler bile çocuklarınıza iyi hediyeler vermeyi biliyorsunuz. Öyleyse gökteki Babaʼnın kendisinden dileyenlere Kutsal Ruhʼu vereceği çok daha kesin.”
LUK 11:14 Bir gün İsa bir adamdan cin kovuyordu. Cin yüzünden adam konuşamıyordu. Cin çıkınca, dilsiz adam konuşmaya başladı. Halk da şaşırıp kaldı.
LUK 11:15 Ama bazıları şöyle dedi: “Cinleri cinlerin lideri Baalzevulʼun gücüyle kovuyor.”
LUK 11:16 Başkaları ise İsaʼyı denemeye çalıştılar. Onlara gökten mucizevi bir işaret göstermesini istediler.
LUK 11:17 Ama İsa onların düşüncelerini bildiği için şöyle dedi: “İçinden bölünmüş olan her krallık yıkılır. İçinden bölünmüş hane dağılır.
LUK 11:18 Şeytan da kendisine karşı bölünmüşse, onun krallığı nasıl ayakta durur? Çünkü size göre, ben cinleri Baalzevulʼun gücüyle kovuyorum.
LUK 11:19 Peki, ben cinleri Baalzevulʼun gücüyle kovuyorsam, o zaman sizin adamlarınız onları kimin gücüyle kovuyorlar? Bu durumda kendi adamlarınız sizi yargılayacak.
LUK 11:20 Ama eğer ben cinleri Allahʼın parmağıyla kovuyorsam, o zaman Allahʼın Krallığı aranıza gelmiş demektir.
LUK 11:21 Güçlü ve silahlı bir adam kendi evini kolladığı sürece, malları güvenlik içindedir.
LUK 11:22 Ama daha güçlü biri saldırıp onu yenerse, o zaman adamın güvendiği silahları alıp götürür. Yağmaladığı malları da yanındakilerle bölüşür.
LUK 11:23 Benimle birlikte olmayan bana karşıdır. Benimle birlikte toplamayan, dağıtıyor demektir.
LUK 11:24 Şeytani ruh insandan çıkınca, susuz yerleri gezip rahat edeceği bir yer arar. Onu bulmayınca şöyle der: ‘Çıktığım eve geri döneceğim.’
LUK 11:25 Dönünce de evi süpürülmüş ve toplanmış bulur.
LUK 11:26 O vakit gidip kendisinden daha kötü olan yedi cin alır. Sonra eve geri dönüp onlarla oraya yerleşir. Böylece adamın son hali, önceki halinden beter olur.”
LUK 11:27 İsa bunu anlatırken, kalabalıktan bir kadın sesini yükseltip, “Ne mutlu seni taşıyan ana karnına, ne mutlu seni emziren memelere!” dedi.
LUK 11:28 Oysa İsa şöyle cevap verdi: “Aksine, Allahʼın sözünü işitip de yerine getirenlere ne mutlu!”
LUK 11:29 Kalabalık çoğalınca İsa konuşmaya başladı. “Bu kuşak kötü bir kuşaktır” dedi. “Mucizevi bir işaret istiyor, ama onlara Peygamber Yunusʼun işaretinden başka bir işaret gösterilmeyecek.
LUK 11:30 Çünkü Yunus nasıl Ninova halkına bir işaret olmuşsa, İnsan Oğlu da bu kuşağa bir işaret olacak.
LUK 11:31 Güneyden gelen kraliçe dünyanın yargılanacağı günde bu kuşağın insanlarıyla birlikte kalkacak ve onları suçlu çıkaracak. Çünkü kraliçe, Süleymanʼın hikmetli sözlerini işitmek için dünyanın öbür ucundan geldi. Ama bakın, burada Süleymanʼdan daha üstün olan bulunuyor.
LUK 11:32 Ninova halkı, dünyanın yargılanacağı günde bu kuşağın insanlarıyla birlikte ayağa kalkacak ve onları suçlu çıkaracak. Çünkü onlar Yunusʼun vaaz etmesi üzerine tövbe ettiler. Ama bakın burada Yunusʼtan daha üstün olan bulunuyor.”
LUK 11:33 “Hiç kimse lamba yakıp onu saklamaz, bir kabın altına da koymaz. Ama içeri girenler ışığı görebilsinler diye, onu lambalığa koyarlar.
LUK 11:34 Bedenin ışığı gözdür. Gözünüz sağlam olursa, bütün bedeniniz aydınlık olur. Ama gözünüz hasta olursa, bütün bedeniniz karanlık olur.
LUK 11:35 Bu yüzden, dikkat edin ki, içinizdeki aydınlık karanlık olmasın.
LUK 11:36 Diyelim ki bütün bedeniniz aydınlık içindedir ve orada hiç karanlık yoktur. O zaman bir lambanın sizi ışığıyla aydınlattığı gibi, bedeniniz de tamamen aydınlanmış olur.”
LUK 11:37 İsa sözünü bitirdikten sonra, bir Ferisi Oʼnu yemeğe davet etti. O da gidip sofraya oturdu.
LUK 11:38 İsa yemekten önce ellerini din adetine göre yıkamamıştı. Ferisi bunu görünce şaşırıp kaldı.
LUK 11:39 Rab İsa ona şöyle dedi: “Bakın şimdi, siz Ferisiler bardağın ve tabağın dış tarafını temizliyorsunuz. Ama içiniz açgözlülük ve kötülükle doludur.
LUK 11:40 Ey akılsızlar! Dışı yapan, içi de yapmadı mı?
LUK 11:41 Sahip olduklarınızla fakirlere yardım edin, o zaman sizin için her şey temiz olur.
LUK 11:42 Vay halinize, ey Ferisiler! Çünkü siz nanenin, sedefotunun ve bahçedeki her türlü bitkinin ondalığını veriyorsunuz, ama adalete ve Allah sevgisine önem vermiyorsunuz. Ondalık vermeyi unutmadan esas bunları yerine getirmeniz lazım.
LUK 11:43 Vay halinize, ey Ferisiler! Çünkü siz toplantı yerlerinde en saygın yerde oturmayı seviyorsunuz. Çarşılarda selam almaya bayılıyorsunuz.
LUK 11:44 Vay halinize! Siz insanların fark etmeden üzerinden geçtikleri isimsiz mezarlara benziyorsunuz.”
LUK 11:45 Tevrat uzmanlarından biri İsaʼya cevap verip şöyle dedi: “Öğretmenim, bunu derken, bize de hakaret etmiş oluyorsun.”
LUK 11:46 İsa da şunu dedi: “Vay sizin de halinize, ey Tevrat uzmanları! Çünkü taşınması zor olan yükleri insanlara yüklüyorsunuz. Ama kendiniz o yükleri taşımalarına yardım etmek için tek bir parmağınızı bile oynatmıyorsunuz.
LUK 11:47 Vay halinize! Peygamberlere anıt dikiyorsunuz, ama onları öldürenler atalarınızdır!
LUK 11:48 Böylece atalarınızın yaptıklarına şahitlik ediyorsunuz. Yaptıkları için onları kutlamış oluyorsunuz. Çünkü onlar peygamberleri öldürdüler, siz de anıt dikiyorsunuz.
LUK 11:49 Bunun için Allah hikmeti hakkınızda şöyle diyor: ‘Onlara peygamberler ve elçiler göndereceğim. Onların bazılarını öldürecekler, bazılarına da eziyet edecekler.’
LUK 11:50 Öyle ki, dünyanın yaradılışından bu yana ne kadar peygamberin kanı dökülmüşse, bu kuşaktan sorulsun,
LUK 11:51 Habilʼin kanından tut, kurban yeri ile tapınağın arasındaki yerde öldürülen Zekeriyaʼnın kanına kadar. Evet, size diyorum, onların kanından bu kuşak sorumlu tutulacak.
LUK 11:52 Vay halinize, ey Tevrat uzmanları! Çünkü bilgi kapısının anahtarını alıp götürdünüz. Bu kapıdan hem kendiniz girmediniz, hem de girmeye hazır olanlara engel oldunuz.”
LUK 11:53 İsa oradan ayrılınca, Tevrat uzmanları ve Ferisiler Oʼna düşman kesilmeye başladılar. Birçok konu hakkında onun ağzını aradılar.
LUK 11:54 İsaʼya karşı düzen kurdular. Oʼnu kendi sözleriyle tuzağa düşürmek için fırsat kolluyorlardı.
LUK 12:1 Bu arada binlerce insan toplandı. Kalabalıktan neredeyse birbirlerini ezeceklerdi. İsa önce öğrencileriyle konuşmaya başladı. “Ferisilerin mayasından, yani ikiyüzlülükten sakının” dedi.
LUK 12:2 “Açığa çıkarılmayacak üstü kapalı bir şey yoktur. Gizli olan her şey bilinecek.
LUK 12:3 Bunun için karanlıkta söylediğiniz her şey, aydınlıkta anlatılacak, ve kapalı kapılar ardında kulağa fısıldadıklarınız çatılardan duyurulacak.”
LUK 12:4 “Arkadaşlar, size diyorum ki bedeni öldüren ama ondan başka zarar veremeyenlerden korkmayın.
LUK 12:5 Esas kimden korkmanız gerektiğini size söylüyorum. Sizi öldürüp cehenneme atma yetkisi olan Allahʼtan korkun. Evet, size diyorum ki, Oʼndan korkun.
LUK 12:6 Beş serçe kuşu iki bakır paraya satılmıyor mu? Fakat Allah o serçelerin hiçbirini unutmaz.
LUK 12:7 Bakın, saçınızın her teli bile sayılmıştır. Korkmayın, siz birçok serçeden daha değerlisiniz.
LUK 12:8 Size diyorum ki, her kim beni insanların önünde açıkça kabul ederse, İnsan Oğlu da onu Allahʼın melekleri önünde açıkça kabul edecek.
LUK 12:9 Ama kim beni insanların önünde reddederse, o kişi Allahʼın meleklerinin önünde de reddedilecek.
LUK 12:10 İnsan Oğluʼna karşı bir söz söyleyen herkes bağışlanacak. Ama Kutsal Ruhʼa hakaret eden kişi bağışlanmayacak.
LUK 12:11 Sizi toplantı yerlerindeki toplulukların, halk liderlerinin ve yetkililerin önüne çıkardıkları zaman, hiç kaygılanmayın. ‘Kendimizi nasıl savunacağız?’ ya da ‘Ne diyeceğiz?’ diye hiç düşünmeyin.
LUK 12:12 Çünkü Kutsal Ruh size o saatte ne söylemeniz lazım olduğunu öğretecek.”
LUK 12:13 Kalabalıktan biri gelip İsaʼya, “Öğretmenim, kardeşime söyle de, aile mirasını benimle paylaşsın” dedi.
LUK 12:14 İsa ona şöyle cevap verdi: “Ey adam! Kim beni üzerinize yargıç ya da miras dağıtıcısı yaptı?”
LUK 12:15 Sonra herkese şunu söyledi: “Dikkat edin, kendinizi her türlü açgözlülükten kollayın. Çünkü insanın yaşamı mallarının bolluğuna bağlı değildir.”
LUK 12:16 Sonra İsa onlara bir benzetme anlattı. “Zengin bir adamın toprağı bol ürün vermiş.
LUK 12:17 Kendi kendine düşünmüş: ‘Ne yapacağım? Ürünümü saklayacak yerim yok!’
LUK 12:18 Sonra, ‘Evet’ demiş. ‘Ne yapacağımı biliyorum: ambarlarımı yıkıp daha büyüklerini yapacağım. Bütün buğdayımı ve mallarımı orada saklayacağım.
LUK 12:19 Sonra şöyle diyeceğim, ey canım, şimdi yıllarca yetecek kadar malların var, rahatına bak, ye, iç, hayatın tadını çıkar.’
LUK 12:20 Ama Allah ona şöyle demiş: ‘Ey akılsız adam! Bu gece canın senden istenecek. O zaman biriktirdiğin şeyler kimin olacak?’
LUK 12:21 Kendisine mal biriktiren ama Allahʼın istediği gibi zengin olmayan kişinin durumu budur.”
LUK 12:22 Sonra İsa öğrencilerine şunu söyledi: “Bu yüzden size derim ki, ne yiyeceğiz diye canınızı sıkmayın. Ne giyeceğiz diye de bedeniniz için kaygılanmayın.
LUK 12:23 Çünkü can yiyecekten, beden de giyecekten daha önemlidir.
LUK 12:24 Kargaları düşünün! Ne ekerler, ne de biçerler. Ne kilerleri vardır, ne de ambarları. Yine de Allah onları besler. Siz kuşlardan çok daha değerlisiniz.
LUK 12:25 Hangi biriniz kaygılanarak ömrünü tek bir saat uzatabilir?
LUK 12:26 Madem siz bu kadar küçük bir şey bile yapamıyorsanız, niçin öbür şeyler için kaygılanıyorsunuz?
LUK 12:27 Kırdaki çiçekleri düşünün, nasıl büyürler! Ne iş yaparlar, ne de dikiş dikerler. Fakat size şunu söylüyorum: Kral Süleyman gösterişli hayat yaşadı. Ama o bile, bu çiçeklerden biri kadar güzel giyinmemişti.
LUK 12:28 Otlar bir gün çayırda büyür, ertesi gün fırına atılır. Ey siz imanı az olanlar! Allah otları bile öyle giydiriyorsa, mutlaka sizi de giydirecek, öyle değil mi?
LUK 12:29 Yiyeceğimizi ve içeceğimizi nasıl sağlayacağız diye düşünüp endişelenmeyin.
LUK 12:30 Çünkü dünyanın bütün milletleri hep böyle şeylerin peşindeler. Fakat göksel Babanız bunlara muhtaç olduğunuzu biliyor.
LUK 12:31 Sizler ise Allahʼın Krallığıʼna önem verin. O zaman size bu şeyler de verilecek.
LUK 12:32 Korkmayın, ey küçük sürü. Çünkü göksel Babanız sizi krallığına kavuşturmayı uygun gördü.
LUK 12:33 Mallarınızı satın, parasını fakirlere verin. Eskimeyen keseler alın. Gökte hiç eksilmeyen bir servet toplayın. Oraya hırsız giremez, böcek de yiyip bitiremez.
LUK 12:34 Çünkü servetiniz neredeyse, yüreğiniz de orada olacak.
LUK 12:35 Kemerleriniz bellerinizde bağlı olsun, lambalarınız ise yanar olsun.
LUK 12:36 Düğünden eve dönecek olan efendilerini bekleyen adamlar gibi olun. Efendileri gelip kapıyı çaldığında, ona kapıyı hemen açarlar.
LUK 12:37 Efendileri geldiğinde uyanık bulduğu hizmetkârlara ne mutlu. Size doğrusunu söylüyorum: O efendi beline önlük takıp onları sofraya oturtacak ve gelip onlara hizmet edecek.
LUK 12:38 Efendi ister gece yarısı, ister daha geç vakitte gelsin, uyanık bulacağı kölelere ne mutlu!
LUK 12:39 Ama şunu bilin: Eğer ev sahibi hırsızın hangi saatte geleceğini bilseydi, evinin soyulmasına izin vermezdi.
LUK 12:40 Siz de hazır olun. Çünkü İnsan Oğlu beklemediğiniz saatte gelecek.”
LUK 12:41 Petrus şöyle sordu: “Efendimiz, bu benzetmeyi sadece bize mi, yoksa herkese mi anlatıyorsun?”
LUK 12:42 Rab İsa da şöyle dedi: “Sadık ve akıllı yönetici kimdir ki efendisi onu ev halkının başına getirir, yiyeceklerini zamanında vermesini buyurur?
LUK 12:43 Efendisinin eve döndüğünde işinin başında bulacağı o köleye ne mutlu!
LUK 12:44 Size doğrusunu söylüyorum: efendisi bu köleyi sahip olduğu bütün malın ve mülkün başına koyacak.
LUK 12:45 Ama diyelim ki, o köle içinden, ‘Efendimin gelmesine daha çok vakit var,’ der. Bunun üzerine öbür erkek ve kadın hizmetkârları dövüp, yemeye, içmeye ve sarhoş olmaya başlar.
LUK 12:46 O zaman efendisi, kölenin hiç beklemediği bir gün, hiç bilmediği bir saatte gelecek. Onu şiddetle cezalandıracak, sadık olmayan kişilerle bir tutacak.
LUK 12:47 Efendisinin isteğini bilip de hazırlık yapmayan ve onun istediğini yerine getirmeyen köle çok dayak yiyecek.
LUK 12:48 Fakat bir köle efendisinin isteğini bilmeden dayağı hak eden şeyler yapmışsa, o zaman az dayak yiyecek. Kime çok şey verilmişse, ondan çok istenecek. Kime çok şey emanet edilmişse, ondan daha fazlası istenecek.”
LUK 12:49 “Ben dünyaya ateş yağdırmaya geldim. Keşke o ateş daha şimdiden alevlenmiş olsaydı.
LUK 12:50 Suya vaftiz edilen bir insan gibi acılara batırılıp çıkarılmam lazım. Bu iş tamamlanıncaya kadar nasıl da sıkıntı içindeyim.
LUK 12:51 Ne sanıyorsunuz, dünyaya barış mı getirmeye geldim? Hayır, aslında ayrılık getirmeye geldim.
LUK 12:52 Çünkü bundan sonra beş kişilik bir hane, ikiye karşı üç ve üçe karşı iki olarak bölünecek.
LUK 12:53 Baba oğluna, oğul da babasına karşı gelecek. Kız annesine ve anne kızına karşı gelecek. Kaynana geline, gelin de kaynanasına karşı gelecek.”
LUK 12:54 İsa halka şunu da söyledi: “Batıdan bir bulutun yükseldiğini görünce, hemen ‘Yağmur geliyor’ dersiniz, ve yağmur yağmaya başlar.
LUK 12:55 Rüzgarın güneyden estiğini görünce, hemen ‘Sıcak bir gün olacak’ dersiniz, ve öyle olur.
LUK 12:56 Sizi ikiyüzlüler sizi! Yeryüzünün ve gökyüzünün görünüşünden ne güzel anlam çıkarabiliyorsunuz! Ama niçin şimdiki zamanda olup bitenlerden bir anlam çıkaramıyorsunuz?
LUK 12:57 Neden neyin doğru olduğuna kendi kendinize karar vermiyorsunuz?
LUK 12:58 Meselâ senden davacı olan kişiyle sorgu yargıcına giderken, yolda davacıyla anlaşmaya bak. Yoksa o seni yargıcın önüne sürükleyecek ve yargıç seni gardiyanın eline teslim edecek, o da seni hapishaneye atacak.
LUK 12:59 Sana şunu söylüyorum: borcunu son kuruşuna kadar ödemeden oradan çıkamazsın.”
LUK 13:1 O sırada bazı kişiler İsaʼya geldi. Oʼna vali Pilatusʼun kurban kesen bazı Celilelileri öldürdüğünü anlattılar. Adamların kanları kestikleri kurbanların kanıyla karışmıştı.
LUK 13:2 İsa onlara şöyle dedi: “Sizce bu Celileliler diğer Celilelilerden daha mı günahkârdı? Onun için mi bu kadar çok acı çektiler?
LUK 13:3 Size hayır diyorum, ama tövbe etmezseniz hepiniz de onlar gibi yok olacaksınız.
LUK 13:4 Ya Şiloahʼdaki kulenin üzerlerine düşüp öldürdüğü on sekiz kişi için ne diyelim? Sizce onlar Yeruşalimʼde oturan öbür insanlardan daha mı günahkârdı?
LUK 13:5 Size hayır diyorum, ama tövbe etmezseniz hepiniz de onlar gibi yok olacaksınız.”
LUK 13:6 Onlara şu benzetmeyi de anlattı: “Adamın birinin bağında dikili bir incir ağacı varmış. Adam ağaçta meyve aramaya gelmiş, ama bulmamış.
LUK 13:7 Bağcıya şöyle demiş: ‘Üç senedir gelip bu incir ağacında meyve aradım, hiçbir şey bulmadım. Artık kes onu. Niye toprağı boşuna tüketsin?’
LUK 13:8 Adam da ona şöyle cevap vermiş: ‘Efendim, onu bu yıl da bırak, ben onun etrafını kazıp gübre koyayım.
LUK 13:9 Gelecek yıl meyve verirse, iyi. Vermezse, onu kesersin.’ ”
LUK 13:10 İsa Şabat günü Yahudilerin bir toplantı yerinde vaaz ediyordu.
LUK 13:11 On sekiz yıldır içinde hastalık ruhu bulunan bir kadın da oradaydı. İki büklüm olmuştu, belini hiç doğrultamıyordu.
LUK 13:12 İsa kadını görünce onu çağırdı. “Ey kadın! Hastalığından kurtuldun!” dedi.
LUK 13:13 Elleriyle ona dokundu. Kadın da hemen doğruldu ve Allahʼı övmeye başladı.
LUK 13:14 Ama toplantı yerinin lideri, Şabat gününde şifa verdiği için İsaʼya kızdı. Adam toplantı yerindeki halka şöyle dedi: “Çalışmak için haftada altı gün vardır. O günlerde şifa bulmak için gelmelisiniz, Şabat gününde değil!”
LUK 13:15 Rab İsa da ona şöyle cevap verdi: “Sizi ikiyüzlüler sizi! Şabat günü hepiniz öküzünüzü ya da eşeğinizi bağlandığı yerden çözüp su içirmeye götürmez misiniz?
LUK 13:16 İşte, bu kadın da İbrahimʼin bir kızıdır. Ama Şeytan onu on sekiz yıl bağlı tuttu. Şabat günü bu bağdan serbest bırakılmalıydı, öyle değil mi?”
LUK 13:17 İsa bunu söyleyince, Oʼna karşı gelen herkes utançtan yerin dibine geçti. Ama bütün halk İsaʼnın yaptığı harika işlere sevindi.
LUK 13:18 Sonra İsa şunları söyledi: “Allahʼın Krallığı neye benziyor? Onu neyle karşılaştırayım?
LUK 13:19 Allahʼın Krallığı küçücük hardal tohumuna benziyor. Adam onu alıp bahçesine ekti. Sonra büyüdü, ağaç kadar oldu. Gökteki kuşlar gelip onun dallarının arasında yuva kurdu.”
LUK 13:20 İsa yine şöyle dedi: “Allahʼın Krallığıʼnı neye benzeteyim?
LUK 13:21 O bir parça mayaya benziyor. Kadın onu alıp üç büyük kap una karıştırır. En sonunda bütün hamur mayalanır.”
LUK 13:22 Bu arada İsa köy kasaba dolaşarak vaaz ediyor, Yeruşalimʼe doğru ilerliyordu.
LUK 13:23 Biri Oʼna şunu sordu: “Efendimiz, acaba kurtulanlar az mı olacak?” İsa oradakilere şöyle dedi:
LUK 13:24 “Dar kapıdan girmeye uğraşın. Size söylüyorum, çok kişi ondan girmek isteyecek, fakat giremeyecek.
LUK 13:25 Ev sahibi kalkıp kapıyı kilitleyince, dışarda kalacaksınız. Kapıyı çalarak: ‘Efendimiz, bize kapıyı aç!’ diyeceksiniz. O da size şöyle cevap verecek: ‘Kim olduğunuzu, nereden geldiğinizi bilmiyorum.’
LUK 13:26 O zaman, ‘Seninle birlikte yedik, içtik. Bizim sokaklarımızda vaaz verdin’ demeye başlayacaksınız.
LUK 13:27 Ama ev sahibi şöyle diyecek: ‘Kim olduğunuzu, nereden geldiğinizi bilmiyorum. Ey kötülük işleyenler! Hepiniz önümden çekilin.’
LUK 13:28 İbrahimʼi, İshakʼı, Yakubʼu ve bütün peygamberleri Allahʼın Krallığıʼnda göreceksiniz. Siz ise kendinizi dışarıya atılmış bulacaksınız. Orada ağlayıp dişlerinizi gıcırdatacaksınız.
LUK 13:29 İnsanlar doğudan ve batıdan, kuzeyden ve güneyden gelecek, Allahʼın Krallığıʼnda sofraya oturacaklar.
LUK 13:30 Bakın, sonuncu olan bazıları birinci olacak, birinci olan bazıları da sonuncu olacak.”
LUK 13:31 Tam o anda bazı Ferisiler gelip İsaʼya şöyle dediler: “Git buradan, yoluna devam et. Hirodes seni öldürmek istiyor.”
LUK 13:32 İsa onlara şöyle dedi: “Gidin o tilkiye deyin ki, ‘Bak, bugün ve yarın cinleri kovacağım, hastalara şifa vereceğim, ve üçüncü gün amacıma ulaşacağım.’
LUK 13:33 Yine de bugün, yarın ve öbür gün yoluma devam etmeliyim. Çünkü bir peygamberin Yeruşalim dışında öldürülmesi düşünülemez.”
LUK 13:34 “Ey Yeruşalim, Yeruşalim! Peygamberleri öldüren ve sana gönderilen elçileri taşlayan şehir! Tavuk civcivlerini kanatlarının altına nasıl toplarsa, ben de senin evlatlarını kaç defa öyle toplamak istedim. Ama siz istemediniz.
LUK 13:35 İşte, tapınağınız ıssız bırakılacak. Size şunu söylüyorum: ‘Rabbin adıyla gelene övgüler olsun!’ diyeceğiniz zamana kadar beni bir daha görmeyeceksiniz.”
LUK 14:1 İsa bir Şabat günü Ferisi liderlerinden birinin evine yemeğe davet edildi. Oradakiler İsaʼyı yakından izliyorlardı.
LUK 14:2 İsaʼnın önüne bedeni su toplamış bir adam çıktı.
LUK 14:3 İsa da Tevrat uzmanları ve Ferisilere dönerek şunu sordu: “Şabat gününde şifa vermek Tevrat kanunlarına uygun mu, değil mi?”
LUK 14:4 Onlar sessiz kaldılar. Bunun üzerine İsa adamı yanına alıp iyileştirdi, sonra evine gönderdi.
LUK 14:5 Sonra onlara şöyle dedi: “Şabat gününde oğlunuz ya da öküzünüz kuyuya düşerse hanginiz onu hemen çıkarmaz?”
LUK 14:6 Onlar bu söze hiç cevap veremedi.
LUK 14:7 İsa davet edilen kişilerin nasıl en önemli yerlerde oturmayı seçtiklerini gördü. Bu yüzden onlara şöyle örnek verdi:
LUK 14:8 “Birisi seni bir düğüne davet ederse, en baştaki yere oturma. Belki senden daha önemli birisi de davet edilmiştir.
LUK 14:9 İkinizi davet eden kişi gelip, ‘Yerini bu adama ver!’ diyebilir. O zaman utanç içinde kalkıp en arkadaki yere oturursun.
LUK 14:10 Ama sen davet edildiğin zaman, git, en arkadaki yerde otur. Öyle ki, seni davet eden adam gelip sana şöyle desin: ‘Arkadaşım, kalk, daha iyi bir yere geç.’ O vakit seninle beraber sofrada oturanların saygısını kazanırsın.
LUK 14:11 Çünkü kendini yücelten alçaltılacak. Kendini alçaltan ise yüceltilecek.”
LUK 14:12 İsa da kendisini davet eden adama şöyle dedi: “Öğle ya da akşam yemeği verdiğin zaman arkadaşlarını, kardeşlerini, akrabalarını ya da zengin komşularını çağırma. Çünkü onlar da seni yemeğe davet ederek karşılık verirler.
LUK 14:13 Fakat bir ziyafet verdiğin zaman fakirleri, topalları, sakatları ve körleri davet et.
LUK 14:14 Onlar sana karşılık verecek durumda olmadıklarından mutlu olacaksın. Çünkü doğru kişilerin dirilişinde karşılığını alacaksın.”
LUK 14:15 İsa ile beraber sofrada oturan bir adam bunu duyunca, Oʼna şöyle dedi: “Allahʼın Krallığıʼnda yemek yiyen adama ne mutlu!”
LUK 14:16 İsa ise ona şunu söyledi: “Bir gün adamın biri büyük bir ziyafet vermiş, birçok kişiyi davet etmiş.
LUK 14:17 Yemek saati gelince davetlilere, ‘Gelin, her şey hazır’ demesi için kölesini göndermiş.
LUK 14:18 Ama hepsi anlaşmışcasına birer bahane uydurmuş. Birincisi ona, ‘Bir tarla aldım’ demiş. ‘Gidip ona bakmam lazım. Lütfen beni hoş gör.’
LUK 14:19 Başkası, ‘Beş çift öküz aldım’ demiş. ‘Onları denemeye gidiyorum. Lütfen beni hoş gör.’
LUK 14:20 Sonra başkası, ‘Yeni evlendim’ demiş. ‘O yüzden gelemem.’
LUK 14:21 Köle geri dönünce durumu efendisine anlatmış. O zaman ev sahibi öfkelenmiş. Kölesine ‘Haydi’ demiş. ‘Çabuk ol, şehrin caddelerini ve ara sokaklarını dolaş. Fakirleri, topalları, körleri ve sakatları buraya getir.’
LUK 14:22 Köle dönünce, ‘Efendimiz, buyurduğun gibi oldu’ demiş. ‘Ama daha yer var.’
LUK 14:23 Efendi de kölesine şöyle demiş: ‘Şehirden çık, yolları ve patikaları dolaş. İnsanları içeri gelmeye razı et ki, evim dolsun.
LUK 14:24 Çünkü size diyorum: davet edilen o adamlardan hiçbiri yemeğimi tatmayacak.’ ”
LUK 14:25 Büyük kalabalıklar İsaʼyla beraber yürüyordu. O da arkasına dönüp onlara şöyle dedi:
LUK 14:26 “Bir kişi bana gelip de, beni kendi annesinden, babasından, karısından, çocuklarından, kardeşlerinden ve kız kardeşlerinden, hem de, evet, kendi hayatından bile daha fazla sevmezse, o kişi benim öğrencim olamaz.
LUK 14:27 Çarmıhını yüklenip peşimden gelmeyen kişi, öğrencim olamaz.
LUK 14:28 Aranızdan biri bir kule yapmak isterse, onu tamamlayacak parası var mı yok mu diye önce oturup hesabını yapmaz mı?
LUK 14:29 O bunu yapmazsa, temel attıktan sonra işi bitiremeyince, onu gören herkes onunla alay etmeye başlar.
LUK 14:30 ‘Bu adam inşaata başladı, ama bitiremedi’ derler.
LUK 14:31 Başka bir krala karşı savaşa giden bir kralı düşünün. On bin adamı olan bu kral, yirmi bin adamla karşısına gelen kralı yenebilir mi diye önce oturup düşünmez mi?
LUK 14:32 O kralı yenecek gücü yoksa, o daha uzaktayken, elçiler gönderip barış şartlarını ister.
LUK 14:33 Durum her biriniz için aynıdır. Sahip olduğunuz her şeyi gözden çıkarmazsanız, benim öğrencim olamazsınız.
LUK 14:34 Evet, tuz iyi bir şeydir. Ama tadını kaybederse ona bir daha neyle tuz tadı verilebilir?
LUK 14:35 Ne toprağa, ne de gübreye faydalıdır. Çöpe atılır. Kulağı olan işitsin.”
LUK 15:1 Bütün vergi memurları ve günahkârlar İsaʼyı dinlemek için yanına akın ediyorlardı.
LUK 15:2 Ferisiler ve Tevrat uzmanları ise şikâyet etmeye başladılar. “Bu adam günahkârları kabul ediyor, onlarla yemek yiyor” dediler.
LUK 15:3 Bunun üzerine İsa onlara şu benzetmeyi anlattı:
LUK 15:4 “Diyelim ki sizden birinin yüz koyunu var ve bir tanesi kaybolur. O adam ne yapar? Doksan dokuz koyunu kırda bırakıp kayıp olanı bulana kadar onun peşine düşmez mi?
LUK 15:5 Bulduktan sonra da onu büyük sevinç içinde omuzlarına alır.
LUK 15:6 Eve gelince arkadaşlarını ve komşularını çağırıp, onlara şöyle der: ‘Benimle beraber sevinin. Çünkü kaybolan koyunumu buldum.’
LUK 15:7 Size söylüyorum, aynı şekilde, tövbe eden tek bir günahkâr için gökte sevinç olacak. Bu sevinç, doksan dokuz doğru kişi için duyulan sevinçten daha büyüktür. Çünkü onların tövbeye ihtiyacı yoktur.
LUK 15:8 Ya da diyelim ki, bir kadının on gümüş parası var. Kadın onlardan birini kaybetse bir lamba yakıp evi süpürmez mi? Parayı bulana kadar her tarafı didik didik aramaz mı?
LUK 15:9 Parayı bulduğunda hanım arkadaşlarını ve komşularını çağırıp şöyle der: ‘Benimle beraber sevinin, çünkü kaybettiğim parayı buldum.’
LUK 15:10 Size diyorum, aynı bunun gibi tek bir günahkâr tövbe etse Allahʼın melekleri sevinir.”
LUK 15:11 Sonra İsa şöyle dedi: “Bir adamın iki oğlu varmış.
LUK 15:12 Bunlardan küçük olanı babasına demiş ki, ‘Babam, malından bana düşen payı ver.’ Adam da varını yoğunu oğullarının arasında bölüştürmüş.
LUK 15:13 Çok vakit geçmeden, küçük oğul her şeyini toplamış, uzak bir ülkeye yolculuğa çıkmış. Orada çılgınca bir hayat yaşamış, varını yoğunu boşa harcamış.
LUK 15:14 Hepsini harcadıktan sonra o ülkede korkunç bir kıtlık olmuş, kendisi de yokluk çekmeye başlamış.
LUK 15:15 Bunun üzerine gitmiş, o ülkenin vatandaşlarından birinin yanında iş bulmuş. Adam da onu domuz gütmek için otlaklarına yollamış.
LUK 15:16 Küçük oğul karnını domuzların yediği keçiboynuzlarıyla doyurmaya can atarmış. Ama kimse ona bir şey vermemiş.
LUK 15:17 Aklı başına gelince kendi kendine şöyle demiş: ‘Babamın bir sürü işçisi var. Hepsinin de yiyeceğinden fazla ekmeği var. Ben ise burada açlıktan ölüyorum!
LUK 15:18 Kalkıp babama gideceğim. Ona şöyle diyeceğim: “Baba, Allahʼa ve sana karşı günah işledim.
LUK 15:19 Artık senin oğlun olarak anılmaya layık değilim. Beni işçilerinden biri gibi kabul et.” ’
LUK 15:20 Böylece kalkıp babasının yanına dönmüş. Ama o henüz uzaktayken, babası onu görmüş. Yüreği sızlamış, koşarak boynuna sarılmış ve onu öpmüş.
LUK 15:21 Oğlu da ona, ‘Baba’ demiş. ‘Gökte olan Allahʼa ve sana karşı günah işledim. Artık senin oğlun olarak anılmaya layık değilim.’
LUK 15:22 Ama babası kölelerine şöyle demiş: ‘Çabuk olun, en iyi kaftanı getirip oğluma giydirin. Parmağına bir yüzük takın, ayaklarına da sandalet giydirin.
LUK 15:23 Besili danayı getirip kesin. Yiyelim ve şenlik yapalım.
LUK 15:24 Çünkü benim bu oğlum ölüydü, şimdi hayata döndü, kayıptı ama bulundu.’ Böylece eğlenmeye başlamışlar.
LUK 15:25 Adamın büyük oğlu ise tarladaymış. Dönüp eve yaklaştığı zaman, çalgı ve oyun sesi duymuş.
LUK 15:26 Hizmetkârlardan birini çağırıp ona ‘Ne oluyor?’ diye sormuş.
LUK 15:27 O da şöyle cevap vermiş: ‘Kardeşin geri döndü. Baban da evladına sağ salim kavuştuğu için besili danayı kestirdi.’
LUK 15:28 Ama büyük oğul öfkelenmiş ve içeri girmek istememiş. Babası dışarı çıkıp ona yalvarmaya başlamış.
LUK 15:29 O da babasına, ‘Bak’ demiş. ‘Bunca yıl senin için köle gibi çalıştım. Senin buyruğundan hiç dışarı çıkmadım. Ama arkadaşlarımla eğlenmem için bana bir defa olsun bir keçi yavrusu bile vermedin.
LUK 15:30 Fakat senin malını fahişelerle harcayıp yok eden şu oğlun gelince, ona besili danayı kestirdin!’
LUK 15:31 Babası ona, ‘Evladım’ demiş. ‘Sen her zaman benimle berabersin. Benim neyim varsa senindir.
LUK 15:32 Fakat sevinip şenlik yapmamız lazım. Çünkü kardeşin ölüydü, şimdi hayata döndü, kayıptı ama bulundu.’ ”
LUK 16:1 İsa, öğrencilerine şunları da anlattı: “Bir zamanlar zengin bir adam varmış. Malına bakmak için bir yönetici tutmuş. Ama yönetici onun malını oraya buraya savurmuş. Durum adama bildirilmiş.
LUK 16:2 O da yöneticiyi çağırmış ona şöyle demiş: ‘Senin hakkında duyduğum bu şeyler nedir? Yaptığın yönetimin hesabını ver. Artık sen yönetici olamazsın.’
LUK 16:3 Yönetici de kendi kendine demiş: ‘Ne yapsam, acaba? Efendim yöneticiliği elimden alıyor. Toprak kazmaya kuvvetim yok, dilencilik yapmaya da yüzüm yok.
LUK 16:4 Ha, buldum! Yöneticilikten atıldığım zaman insanların beni evlerine kabul etmeleri için ne yapacağımı biliyorum.’
LUK 16:5 Böylece efendisinin borçlularını teker teker çağırmış. Birincisine sormuş, ‘Efendime ne kadar borcun var?’
LUK 16:6 O da şöyle cevap vermiş: ‘Yüz kap zeytinyağı.’ Ona, ‘Al borç kâğıdını!’ demiş. ‘Hemen otur, elli kap diye yaz.’
LUK 16:7 Sonra bir başkasına sormuş: ‘Senin ne kadar borcun var?’ O da şöyle cevap vermiş: ‘Bin çuval buğday.’ Yönetici ona, ‘Al borç kâğıdını!’ demiş. ‘Hemen otur, sekiz yüz çuval diye yaz.’
LUK 16:8 Efendisi de haksız yöneticiyi akıllıca davrandığı için övmüş. Çünkü dünyevi insanlar birbirleriyle olan işlerini yürütürken Allahʼın aydınlattığı insanlardan daha akıllıdır.
LUK 16:9 Ben size diyorum ki: dünya malını kendinize arkadaşlar edinmek için kullanın, öyle ki, malınız yok olunca, sonsuza kadar kalıcı evlere kabul edilesiniz.
LUK 16:10 Küçük bir işte sadık olan kişi, büyük işlerde de sadıktır. Ama küçük bir işte dürüst olmayan kişi, büyük işlerde de dürüst değildir.
LUK 16:11 Eğer dünya malıyla sadık olmadıysanız, o zaman gerçek zenginliği size kim emanet edecek?
LUK 16:12 Eğer başkasının malına iyi bakmadıysanız, kendi malınız olsun diye size kim bir şey verir?
LUK 16:13 Hiçbir hizmetkâr iki efendiye kölelik edemez: ya birinden nefret edip, öbürünü sevecek, ya da birine bağlanıp, öbürünü hor görecek. Siz hem Allahʼa, hem de paraya kölelik edemezsiniz.”
LUK 16:14 Parayı seven Ferisiler, İsaʼnın bütün bu sözlerini işitiyor ve Oʼnunla alay ediyorlardı.
LUK 16:15 Ama İsa onlara şöyle dedi: “Siz insanların önünde kendinizi haklı çıkarıyorsunuz. Ama Allah yüreğinizi biliyor. Çünkü insanları gururlandıran her şey Allahʼa iğrenç gelir.”
LUK 16:16 “Tevrat ve peygamberler Yahyaʼnın zamanına kadar sürdü. O zamandan beri Allahʼın Krallığı müjdeleniyor. Herkes oraya zorla girmek için çabalıyor.
LUK 16:17 Göğün ve yerin ortadan kalkması, Tevratʼtan en ufak bir çizginin yok olmasından daha kolaydır.”
LUK 16:18 “Her kim karısını boşayıp başka bir kadınla evlenirse, zina işlemiş olur. Her kim kocasından boşanmış bir kadınla evlenirse zina işlemiş olur.”
LUK 16:19 “Bir zamanlar zengin bir adam varmış. Mor, ince keten elbiseler giyermiş, bolluk içinde her gün eğlenirmiş.
LUK 16:20 Bir de Lazar adında fakir bir adam varmış. Zengin adamın evinin kapısının önünde bırakılırmış. Bedeni yaralarla doluymuş.
LUK 16:21 Zengin adamın sofrasından düşen kırıntılarla karnını doyurmaya can atarmış. Üstelik köpekler gelip adamın yaralarını yalarmış.
LUK 16:22 Bir gün fakir adam ölmüş. Melekler onu götürüp İbrahimʼin yanına oturtmuşlar. Sonra zengin adam da ölmüş ve gömülmüş.
LUK 16:23 Ölüler dünyasında acı çeken zengin adam, gözlerini kaldırıp uzaktan İbrahimʼi ve yanında oturan Lazarʼı görmüş.
LUK 16:24 Şöyle bağırmış: ‘Ey İbrahim Baba! Bana merhamet et! Ne olur, Lazarʼı yolla da parmağının ucunu suya bandırıp dilimi serinletsin. Çünkü bu alevler içinde korkunç acılar çekiyorum.’
LUK 16:25 Ama İbrahim: ‘Evladım!’ demiş. ‘Hatırla, hayatın boyunca sen ne kadar iyi yaşadın. Lazar da hep perişan durumdaydı. Ama şimdi o burada rahat içinde, sen de korkunç acılar çekiyorsun.
LUK 16:26 Ayrıca, aramızda büyük bir uçurum var, öyle ki, ne buradan sizin yanınıza geçmek isteyenler geçebilir, ne de oradan biri buraya gelebilir.’
LUK 16:27 O zaman zengin adam şöyle demiş: ‘Ey Baba, sana yalvarırım, Lazarʼı babamın evine gönder.
LUK 16:28 Çünkü beş kardeşim var. Onları uyarsın ki, korkunç acılar çekilen bu yere gelmesinler.’
LUK 16:29 Ama İbrahim şöyle demiş: ‘Onlarda Musaʼnın ve peygamberlerin kitapları var, orada yazılan sözleri dinlesinler.’
LUK 16:30 Adam ise şöyle demiş: ‘Hayır, İbrahim Baba! Eğer ölüler arasından biri onlara giderse, o zaman tövbe ederler.’
LUK 16:31 Fakat İbrahim ona şöyle demiş: ‘Eğer Musa ve peygamberleri dinlemezlerse, ölülerden biri dirilse bile inanmayacaklar.’ ”
LUK 17:1 İsa öğrencilerine şunları da anlattı: “İnsanları yoldan saptıran tuzakların olması kaçınılmaz. Ama bu tuzaklara sebep olan kişinin vay haline!
LUK 17:2 O kişinin, bu küçüklerden birini yoldan saptırmaktansa, boynuna bir değirmen taşı asılıp denize atılması daha iyidir.”
LUK 17:3 “Kendinize dikkat edin! Eğer kardeşin günah işlerse, onu azarla. Tövbe ederse, onu bağışla.
LUK 17:4 Eğer günde sana karşı yedi defa günah işlerse, sonra yedi defa sana dönüp ‘tövbe ediyorum’ derse, onu bağışla.”
LUK 17:5 Elçiler ise Rab İsaʼya şöyle dediler, “Bize daha çok iman ver.”
LUK 17:6 Rab de şöyle dedi: “İmanınız hardal tohumu kadar olsa, şu dut ağacına, ‘Kökünle birlikte sökül ve denize dikil’ diyebilirsiniz, o da sözünüzü dinler.”
LUK 17:7 “Diyelim ki aranızdan bir kişinin tarla süren ya da koyun güden bir kölesi var. Köle tarladan geldiğinde ona, ‘Hemen gel, sofraya buyur’ der mi?
LUK 17:8 Tam tersine ona şöyle demez mi? ‘Bana yiyecek bir şey hazırla. Önlüğünü tak ve ben yiyip içinceye kadar bana hizmet et. Ben bitirdikten sonra, sen de yiyip içersin.’
LUK 17:9 Köle kendisine emredilen şeyleri yaptı diye efendisi ona teşekkür eder mi hiç?
LUK 17:10 Bunun gibi, size emredilen her şeyi yerine getirdikten sonra, siz de, ‘Biz faydasız köleleriz. Sadece yapmamız gerekeni yaptık’ dersiniz.”
LUK 17:11 İsa Yeruşalimʼe giderken, Samiriye ile Celile arasındaki sınır bölgesinden geçiyordu.
LUK 17:12 Bir köye yaklaşırken İsaʼnın karşısına cüzzam hastası on adam çıktı. Onlar uzakta durdular.
LUK 17:13 Yüksek sesle bağırdılar: “Ey İsa, Efendimiz, bize acı!”
LUK 17:14 İsa onları görünce, “Gidin, kendinizi rahiplere gösterin” dedi. Yolda giderlerken hastalıklarından temizlendiler.
LUK 17:15 Onlardan biri, şifa bulduğunu görünce geri döndü, yüksek sesle Allahʼı övmeye başladı.
LUK 17:16 İsaʼnın ayaklarına yüzüstü kapandı ve Oʼna teşekkür etti. Adam da Samiriyeliydi.
LUK 17:17 Bu durum karşısında İsa şunu sordu: “Hastalıktan temizlenen on kişi değil miydi? Diğer dokuz kişi nerede?
LUK 17:18 Allahʼı yüceltmek için bu yabancıdan başka geri dönen olmadı mı?”
LUK 17:19 Sonra İsa adama, “Ayağa kalk, gidebilirsin. İmanın seni kurtardı” dedi.
LUK 17:20 Ferisiler İsaʼya, “Allahʼın Krallığı ne vakit gelecek?” diye sorunca, İsa onlara şöyle cevap verdi: “Allahʼın Krallığı gözle görülür bir şekilde gelmez.
LUK 17:21 Üstelik ‘Bak, buradadır!’ ya da ‘Oradadır!’ demeyecekler. Çünkü, işte Allahʼın Krallığı aranızdadır.”
LUK 17:22 Sonra İsa öğrencilerine şöyle dedi: “Öyle günler gelecek ki, İnsan Oğluʼnun günlerinin tek birini görmeye hasret kalacaksınız, ama görmeyeceksiniz.
LUK 17:23 İnsanlar size, ‘Bak, orada!’ ya da ‘Bak, şurada!’ diyecekler. Yerinizden ayrılmayın ve onların peşinden gitmeyin.
LUK 17:24 Çünkü şimşek çakıp göğü bir ucundan öbür ucuna kadar nasıl aydınlatırsa, İnsan Oğlu da kendi gününde öyle olacak.
LUK 17:25 Ama İnsan Oğluʼnun önce çok acı çekip, bu kuşak tarafından reddedilmesi lazım.
LUK 17:26 Nuhʼun günlerinde nasıl olmuşsa, İnsan Oğluʼnun günlerinde de öyle olacak.
LUK 17:27 Nuhʼun gemiye bindiği güne kadar insanlar yiyip içerlerdi, karı alıp kocaya giderlerdi. Sonunda tufan gelip hepsini yok etti.
LUK 17:28 Lutʼun günlerinde de öyleydi: yiyip içiyorlar, mal alıp satıyor, tohum ekiyor, ev yapıyorlardı.
LUK 17:29 Ama Lutʼun Sodomʼdan ayrıldığı gün gökten ateş ve kükürt yağdı ve hepsini yok etti.
LUK 17:30 İşte, İnsan Oğluʼnun ortaya çıkacağı gün de öyle olacak.
LUK 17:31 O gün bir adamın malları evinde, kendisi de damdaysa, mallarını almaya aşağı inmesin. Tarlada olan adam da eve dönmesin.
LUK 17:32 Lutʼun karısını hatırlayın!
LUK 17:33 Her kim sadece kendi canının rahatına bakarsa, canını kaybedecek. Ama her kim canını kaybederse, onu koruyacak.
LUK 17:34 Size diyorum, o gece iki kişi bir yatakta olacak: birisi alınacak, öbürü bırakılacak.
LUK 17:35 Aynı değirmende çalışan iki kadın olacak. Biri alınacak, öbürü bırakılacak.”
LUK 17:37 Bunun üzerine öğrenciler İsaʼya sordular, “Nerede, Efendimiz?” O da onlara şöyle dedi: “Leş neredeyse, akbabalar da oraya toplanacak.”
LUK 18:1 İsa öğrencilerine, yılmadan devamlı dua etsinler diye bir benzetme anlattı.
LUK 18:2 “Şehrin birinde bir hâkim varmış” dedi. “Kendisi Allahʼtan korkmayan ve insanları saymayan biriymiş.
LUK 18:3 O şehirde dul bir kadın da varmış. Hâkime devamlı gelip, ‘Bir adamla davam var. Ondan hakkımı al’ dermiş.
LUK 18:4 Hâkim bir süre yardım etmek istememiş. Ama daha sonra kendi kendine, ‘Ben Allahʼtan korkmuyorum ve insanları saymıyorum’ demiş.
LUK 18:5 ‘Yine de şu kadının hakkını alacağım. Çünkü beni hep rahatsız ediyor. Yoksa durmadan gelip, beni çileden çıkaracak.’ ”
LUK 18:6 Sonra Rab İsa şöyle devam etti: “Dürüst olmayan hâkimin sözlerini işittiniz.
LUK 18:7 Allah da seçilmiş halkının hakkını almaz mı? Onlar Oʼna gece gündüz yalvarırken onları çok bekletir mi?
LUK 18:8 Size diyorum ki, onların hakkını tez alacak. Ancak İnsan Oğlu gelince acaba dünyada iman bulacak mı?”
LUK 18:9 Kendi doğruluklarına güvenip başkalarını hor gören bazı kişiler vardı. İsa onlara şu benzetmeyi anlattı:
LUK 18:10 “Biri Ferisi, öbürü vergi memuru iki adam tapınağa dua etmeye gitmişler.
LUK 18:11 Ferisi ayakta dikilip kendi kendine şöyle dua etmiş: ‘Ey Allahʼım, öbür insanlar gibi olmadığım için sana şükrederim. Soyguncu, dolandırıcı, zinacı değilim. Şu vergi memuruna da benzemiyorum.
LUK 18:12 Haftada iki defa oruç tutuyorum, bütün kazancımın ondalığını veriyorum.’
LUK 18:13 Ama vergi memuru uzakta durmuş. Gözlerini göğe kaldırmaya bile yüzü yokmuş. Göğsüne vura vura şöyle demiş: ‘Ey Allahım, ben günahkârım. Bana merhamet et.’
LUK 18:14 Size diyorum ki, Ferisi değil, vergi memuru Allahʼın gözünde doğru sayıldı ve öyle evine döndü. Çünkü kendini yücelten alçaltılacak. Kendini alçaltan ise yüceltilecek.”
LUK 18:15 Bazıları İsaʼya bebeklerini de getiriyordu. Onlara dokunmasını istediler. İsaʼnın öğrencileri bunu görünce onları azarladılar.
LUK 18:16 Ama İsa çocukları yanına çağırıp şöyle dedi: “Bırakın, çocuklar bana gelsin. Onlara engel olmayın. Çünkü Allahʼın Krallığı çocuk gibi olanlarındır.
LUK 18:17 Size doğrusunu söylüyorum: Kim Allahʼın Krallığıʼnı çocuk gibi kabul etmezse, oraya asla giremez.”
LUK 18:18 Liderlerden biri İsaʼya şu soruyu sordu: “İyi öğretmenim sonsuz yaşama kavuşmak için ne yapmalıyım?”
LUK 18:19 İsa adama şöyle dedi: “Neden bana ‘iyi’ diyorsun? Allahʼtan başka iyi olan yoktur.
LUK 18:20 Allahʼın buyruklarını biliyorsun: ‘Zina etmeyin, adam öldürmeyin, çalmayın, yalan yere şahitlik etmeyin, annenize ve babanıza saygı gösterin.’ ”
LUK 18:21 Adam, “Zaten bütün bunları gençliğimden beri yapıyorum” dedi.
LUK 18:22 İsa bunu duyunca ona şöyle dedi: “Daha bir eksiğin var: bütün malını sat ve fakirlere dağıt. İşte o zaman gökte hazinen olacak. Sonra gel, benim peşime düş.”
LUK 18:23 Adam bunu duyunca çok üzüldü, çünkü son derece zengindi.
LUK 18:24 Onun üzüldüğünü gören İsa şöyle dedi: “Zengin insanlar için Allahʼın Krallığıʼna girmek ne kadar zordur!
LUK 18:25 Devenin iğne deliğinden geçmesi, zengin insanın Allahʼın Krallığıʼna girmesinden daha kolaydır.”
LUK 18:26 Bunu duyanlar sordular, “Öyleyse, kim kurtulabilir?”
LUK 18:27 İsa da onlara şöyle cevap verdi: “İnsan için imkansız olan şeyler Allah için mümkündür.”
LUK 18:28 Petrus da şöyle dedi: “Bak, biz her şeyimizi bıraktık, senin peşine düştük.”
LUK 18:29 İsa da onlara şunu söyledi: “Size doğrusunu söylüyorum: Allahʼın Krallığı için evini, karısını, kardeşlerini, annesini, babasını, ya da çocuklarını bırakan herkes, bu dünyada bunların kat kat fazlasını alacak. Hem de gelecek dünyada sonsuz yaşama kavuşacak.”
LUK 18:31 Sonra İsa on iki elçisini bir kenara çekip, onlara şöyle dedi: “Bakın, Yeruşalimʼe gidiyoruz. Peygamberlerin İnsan Oğlu hakkında yazdıkları her şey yerine gelecek.
LUK 18:32 Çünkü O, yabancıların eline teslim edilecek. Oʼnunla alay edecekler, Oʼnu aşağılayacaklar, yüzüne tükürecekler,
LUK 18:33 Oʼnu kamçılayıp öldürecekler. Ama üçüncü gün O ölümden dirilecek.”
LUK 18:34 Öğrenciler bunlardan hiçbir şey anlayamadılar. Bu sözün anlamı onlardan gizlendi. Söylenen şeyler akıllarına yatmadı.
LUK 18:35 İsa Eriha kasabasına yaklaşırken kör bir adam yol kenarında oturmuş dilencilik yapıyordu.
LUK 18:36 Adam kalabalığın geçtiğini duyunca, “Ne oluyor?” diye sordu.
LUK 18:37 Ona, “Nasıralı İsa geçiyor” dediler.
LUK 18:38 Adam, “Ey Davud Oğlu İsa, bana acı” diye bağırdı.
LUK 18:39 Önden gidenler onu azarlayarak susmasını istediler. Ama adam daha da çok bağırıyordu: “Ey Davud Oğlu, bana acı!”
LUK 18:40 İsa durup adamı kendisine getirsinler diye buyurdu. Adam gelince, İsa ona şunu sordu:
LUK 18:41 “Senin için ne yapmamı istiyorsun?” Adam, “Efendimiz, gözlerim tekrar görsün istiyorum” dedi.
LUK 18:42 İsa ona, “Gözlerin görsün” dedi. “İmanın seni kurtardı.”
LUK 18:43 Adamın o anda gözleri açıldı ve Allahʼı överek İsaʼyı izlemeye başladı. Bütün halk bunu görünce, Allahʼı övdü.
LUK 19:1 İsa Eriha kasabasına girdi. Kasabanın içinden geçiyordu.
LUK 19:2 Orada Zakkay adında bir adam vardı. Vergi memurlarının başıydı ve zengindi.
LUK 19:3 İsaʼnın nasıl bir kişi olduğunu görmek istiyordu. Ama kalabalık yüzünden Oʼnu göremiyordu, çünkü boyu kısaydı.
LUK 19:4 Bu sebeple Oʼnu görebilmek için önden koşup bir yabani incir ağacına tırmandı. Çünkü İsa o yoldan geçecekti.
LUK 19:5 İsa oraya gelince yukarı bakıp adama şöyle dedi: “Zakkay, çabuk aşağı in! Bugün senin evinde misafir kalmam lazım.”
LUK 19:6 Adam aceleyle aşağı indi, İsaʼyı sevinçle evine buyur etti.
LUK 19:7 Oradakilerin hepsi bunu görünce söylenmeye başladılar. “İsa günahkâr bir adamın evine girip misafir oldu!” dediler.
LUK 19:8 Zakkay ayağa kalkıp Rab İsaʼya şöyle dedi: “İşte Efendimiz, mallarımın yarısını fakirlere veriyorum. Eğer birinden haksızlıkla bir şey aldımsa, onun dört katını geri veriyorum.”
LUK 19:9 İsa ona şöyle dedi: “Bugün bu ev kurtuluşa kavuştu. Çünkü bu adam da İbrahimʼin evladıdır.
LUK 19:10 Çünkü İnsan Oğlu kaybolanı aramaya ve kurtarmaya geldi.”
LUK 19:11 Kalabalık bu sözleri dinlerken, İsa bir benzetme daha anlattı. Çünkü Yeruşalimʼe yaklaşıyordu, onlar ise Allahʼın Krallığıʼnın hemen görüneceğini sanıyorlardı.
LUK 19:12 Bunun için İsa şöyle dedi: “Soylu bir adam uzak bir ülkeye gitmiş. Oradan kendi ülkesini yönetme yetkisini alıp geri dönecekmiş.
LUK 19:13 Gitmeden önce kölelerinden on kişiyi çağırıp onlara birer altın para vermiş. Onlara şöyle demiş: ‘Ben gelinceye kadar, siz bu parayla iş yapın.’
LUK 19:14 Ama adamın vatandaşları ondan nefret ederlermiş. Onun peşinden, ‘Bu adamın kralımız olmasını istemiyoruz’ diyen haberciler göndermişler.
LUK 19:15 Ama adam krallık yetkisini almış. Ülkesine dönünce, parayı verdiği köleleri yanına çağırtmış. Ticaretle edindikleri kazancı öğrenmek istemiş.
LUK 19:16 Birincisi gelip şöyle demiş: ‘Efendimiz, senin bir altın paran on altın daha kazandı.’
LUK 19:17 Efendisi ona ‘Aferin, iyi köle’ demiş. ‘Küçük işte güvene layık çıktığın için, on şehir üzerine yetkili olursun.’
LUK 19:18 İkincisi gelip şöyle demiş: ‘Efendimiz, senin bir altın paran beş altın para daha kazandı.’
LUK 19:19 Efendisi ona, ‘Sen de beş şehir üzerine yetkili olursun’ demiş.
LUK 19:20 Sonra başka bir köle gelip şöyle demiş: ‘Efendimiz, senin altın paran işte burada. Onu bir mendile sarıp bir yerde sakladım.
LUK 19:21 Çünkü senden korktum. Sen sert bir adamsın, yatırım yapmadığından kazanırsın, ekmediğini biçersin.’
LUK 19:22 Efendisi ona şöyle cevap vermiş: ‘Seni faydasız köle! Kendi ağzından çıkan sözle seni yargılayacağım. Madem biliyordun ki, ben sert bir adamım, yatırım yapmadığımdan kazanırım, ekmediğimi biçerim,
LUK 19:23 o zaman niye paramı bankaya yatırmadın? Döndüğüm zaman onu faiziyle birlikte geri alırdım.’
LUK 19:24 Etrafta duranlara şöyle demiş: ‘Adamın altın parasını alın, on parası olana verin.’
LUK 19:25 Ona, ‘Efendimiz’ demişler. ‘Onun zaten on altın parası var!’
LUK 19:26 ‘Ben size şunu söylüyorum: Kendisine verileni kullanan kişiye daha da çok verilecek, kullanmayan kişiden ise elinde olan da alınacak.
LUK 19:27 Şimdi kral olmamı istemeyen bu düşmanlarımı buraya getirin, benim önümde kılıçtan geçirin.’ ”
LUK 19:28 İsa bunları söyledikten sonra Yeruşalimʼe doğru yola çıkarak önden gitti.
LUK 19:29 Zeytin Dağı denilen tepede Beytfaci ve Beytanya adlı köyler vardı. İsa oraya yaklaşınca, öğrencilerinden ikisini önden gönderdi.
LUK 19:30 Onlara şöyle dedi: “Karşıdaki köye gidin. Köye girince bağlı duran bir sıpa bulacaksınız. Ona daha önce hiç kimse binmemiştir. Onu çözüp bana getirin.
LUK 19:31 Eğer biri size, ‘Onu neden çözüyorsunuz?’ diye sorarsa, ‘Efendimizʼin ona ihtiyacı var’ dersiniz.”
LUK 19:32 Gönderilen iki öğrenci, her şeyi aynen İsaʼnın onlara anlattığı gibi buldular.
LUK 19:33 Sıpayı çözerken hayvanın sahipleri onlara, “Sıpayı neden çözüyorsunuz?” diye sordular.
LUK 19:34 Öğrenciler şöyle cevap verdi: “Efendimizʼin ona ihtiyacı var.”
LUK 19:35 Sıpayı İsaʼya getirdiler, paltolarını üzerine attılar ve İsaʼyı üstüne bindirdiler.
LUK 19:36 İsa yoluna devam ederken, halk paltolarını yolun üzerine serdi.
LUK 19:37 İsa Zeytin Dağıʼndan aşağı inen yola yaklaşmıştı. Öğrencilerinden oluşan kalabalık sevinç içindeydi. Görmüş oldukları bütün mucizeler için yüksek sesle Allahʼı övmeye başladılar.
LUK 19:38 Şöyle dediler: “Rabbin adıyla gelen Kralʼa övgüler olsun! Gökte esenlik, en yücelerde Olanʼa yücelik olsun!”
LUK 19:39 Kalabalığın içinde bazı Ferisiler vardı. İsaʼya “Öğretmen, öğrencilerini sustur!” dediler.
LUK 19:40 O da şöyle cevap verdi: “Size diyorum ki, bunlar sussalar bile taşlar bağırır.”
LUK 19:41 İsa Yeruşalimʼe yaklaşınca, şehri görüp onun için ağladı.
LUK 19:42 Şöyle dedi: “Keşke sen bugün sana barış getiren yolu bilseydin. Ama o şimdi senin gözlerinden saklıdır.
LUK 19:43 Evet, senin üzerine öyle günler gelecek ki, düşmanların seni duvarlarla çevirecek, çepeçevre saracak ve her taraftan sıkıştıracak.
LUK 19:44 Seni de, içinde bulunan evlatlarını da yerle bir edecekler. Sende taş üstünde taş bırakmayacaklar. Çünkü Allahʼın seni ziyaret ettiği zamanı fark etmedin.”
LUK 19:45 Sonra İsa tapınağın avlusuna girip satıcıları kovmaya başladı.
LUK 19:46 Onlara şöyle dedi: “Kitapʼta şöyle yazılıdır: ‘Benim evim ibadet evi olacak.’ Ama siz onu ‘haydut yatağına’ çevirdiniz.”
LUK 19:47 İsa her gün tapınak avlusunda vaaz ediyordu. Başrahipler, Tevrat uzmanları ve halkın liderleri Oʼnu yok etmek için bir yol arıyorlardı.
LUK 19:48 Yine de bunu nasıl yapacaklarını bilemiyorlardı. Çünkü bütün halk İsaʼyı can kulağıyla dinliyordu.
LUK 20:1 İsa bir gün tapınak avlusunda halka vaaz edip Müjdeʼyi bildiriyordu. O zaman başrahipler, Tevrat uzmanları ve halkın liderleri Oʼna yaklaştılar.
LUK 20:2 “Söyle bize bakalım” dediler. “Bu şeyleri ne yetkiyle yapıyorsun? Sana bu yetkiyi veren kim?”
LUK 20:3 İsa onlara şöyle cevap verdi: “Ben de size bir soru soracağım. Bana söyleyin:
LUK 20:4 Yahyaʼnın vaftiz etme yetkisi nereden geldi? Allahʼtan mı yoksa insandan mıydı?”
LUK 20:5 Bu soruyu aralarında tartışıp şöyle dediler: “ ‘Allahʼtan’ dersek, ‘O zaman ona neden inanmadınız?’ diyecek.
LUK 20:6 Ama ‘İnsandan’ dersek, bütün halk bizi taşlayacak, çünkü hepsi Yahyaʼnın peygamber olduğuna inanıyor.”
LUK 20:7 Böylece, “Nereden olduğunu bilmiyoruz” diye cevap verdiler.
LUK 20:8 İsa da onlara şöyle dedi: “Ben de bu şeyleri ne yetkiyle yaptığımı size söylemem.”
LUK 20:9 Sonra İsa halka şu benzetmeyi anlattı: “Bir adam üzüm bağı dikmiş ve onu bağcılara kiraya vermiş. Sonra yolculuğa çıkarak uzun bir süre uzakta kalmış.
LUK 20:10 Üzüm toplama zamanı gelince, bağ sahibi bağcılara bir köle göndermiş. Bağın ürününden sahibine düşen payı vermelerini istemiş. Ama bağcılar köleyi dövüp boş elle geri göndermişler.
LUK 20:11 Sonra adam başka bir köle göndermiş. Onu da dövüp aşağılamışlar ve boş elle geri yollamışlar.
LUK 20:12 Adam üçüncü defa bir köle göndermiş. Bağcılar onu da yaralayıp bağdan atmışlar.
LUK 20:13 Sonra bağ sahibi demiş ki, ‘Acaba ne yapsam? Sevgili oğlumu göndereyim. Herhalde ona saygı gösterirler.’
LUK 20:14 Ama bağcılar sahibin oğlunu görünce birbirleriyle şöyle konuşmuşlar: ‘Mirasçı budur. Onu öldürelim de, miras bize kalsın.’
LUK 20:15 Böylece, sahibin oğlunu bağdan dışarı atıp öldürmüşler. Peki, bunun sonunda bağ sahibi onlara ne yapacak?
LUK 20:16 Gelip o bağcıları yok edecek, üzüm bağını da başkalarına verecek.” Halk bunu duyunca, “Allah korusun” dedi.
LUK 20:17 İsa onların gözlerinin içine bakarak şöyle dedi: “O zaman Kutsal Yazılarʼdaki şu söz ne demek? ‘İnşaatçıların reddettiği taş, binanın köşe taşı oldu.’
LUK 20:18 Kim o taşın üzerine düşerse, paramparça olacak. O taş da kimin üzerine düşerse, onu ezip toz duman edecek.”
LUK 20:19 Tevrat uzmanları ve başrahipler o anda İsaʼyı yakalamak istediler, çünkü bu benzetmeyi kendilerine karşı anlattığını anladılar. Ama halkın tepkisinden korktular.
LUK 20:20 Bu yüzden İsaʼyı gözlemeye başladılar. Kendilerine dürüst insan süsü veren ispiyoncular gönderdiler. İsaʼyı kendi sözüyle tuzağa düşürmek istiyorlardı. Bunu İsaʼyı valinin hükmüne ve yetkisine teslim edebilmek için yaptılar.
LUK 20:21 Böylece İsaʼya sordular: “Öğretmenimiz, biliyoruz ki, sen doğru olanı söylüyorsun ve öğretiyorsun. İnsanlar arasında ayrım yapmıyorsun, Allahʼın yolunu dürüstlükle öğretiyorsun.
LUK 20:22 Sezarʼa vergi ödememiz Tevratʼa uygun mu, değil mi?”
LUK 20:23 Ama İsa onların hilesini anlayıp şöyle dedi:
LUK 20:24 “Bana bir gümüş para gösterin! Üzerinde kimin resmi var, kimin adı yazılı?” “Sezarʼın” dediler.
LUK 20:25 İsa da onlara şöyle dedi: “Öyleyse, Sezarʼın hakkını Sezarʼa verin, Allahʼın hakkını da Allahʼa verin.”
LUK 20:26 İspiyoncular İsaʼyı halkın önünde söylediği sözlerle tuzağa düşüremediler. Oʼnun cevabına hayret ederek susup kaldılar.
LUK 20:27 Sonra İsaʼya bazı Sadukiler geldi. Sadukiler “Ölüler dirilmez” derler.
LUK 20:28 İsaʼya şunu sordular: “Öğretmenimiz, Tevratʼta Musa bize şöyle buyurur: ‘Eğer evli bir adam çocuksuz ölürse, adamın kardeşi ölen kardeşinin karısını alsın ve kardeşinin soyunu devam ettirsin.’
LUK 20:29 Peki, yedi kardeş var diyelim. Birincisi bir kadınla evlendi, fakat çocuğu olmadan öldü.
LUK 20:30 İkincisi de öyle.
LUK 20:31 Üçüncüsü de aynı kadınla evlendi. Bütün diğer kardeşler de sırayla onunla evlendi, ama hepsi çocuksuz öldü.
LUK 20:32 En sonunda kadın da öldü.
LUK 20:33 Bu durumda ölüler dirildiği zaman kadın kimin karısı olacak? Çünkü bu kadın yedi kardeşin de karısı olmuştu.”
LUK 20:34 İsa onlara şöyle cevap verdi: “Bu dünyanın insanları karı alırlar, kocaya giderler.
LUK 20:35 Ama gelecek dünyaya ve ölümden dirilişe kavuşmaya layık sayılanlar, ne karı alırlar, ne de kocaya giderler.
LUK 20:36 Böyleleri bir daha ölemez, melekler gibi olurlar. Ölümden dirilenler olarak Allahʼın oğulları olurlar.
LUK 20:37 Musa yanan çalı hakkındaki bölümde ölülerin dirildiğine işaret ediyor. Orada Rab için, ‘İbrahimʼin Allahı, İshakʼın Allahı ve Yakubʼun Allahı’ der.
LUK 20:38 Allah ölülerin değil, yaşayanların Allahıʼdır. Çünkü Oʼnun gözünde herkes hâlâ yaşıyor.”
LUK 20:39 Bazı Tevrat uzmanları söze karışıp şöyle dedi: “Öğretmenimiz, iyi cevap verdin.”
LUK 20:40 Çünkü kimse artık İsaʼya soru sormaya cesaret etmedi.
LUK 20:41 Sonra İsa onlara şöyle dedi: “İnsanlar Mesihʼe neden Davud Oğlu diyorlar?
LUK 20:42 Çünkü Davud Mezmurlar kitabında şöyle diyor: ‘Rab Efendimʼe dedi ki, “Senin düşmanlarını ayaklarına basamak yapacağım. O zamana kadar sağımda otur.” ’
LUK 20:44 Davud Mesihʼe ‘Efendim’ dediğine göre, Mesih nasıl Davudʼun oğlu olabilir?”
LUK 20:45 Bütün halk dinlerken İsa kendi öğrencilerine şunları söyledi:
LUK 20:46 “Tevrat uzmanlarından sakının. Onlar uzun elbiseler içinde dolaşmayı severler. Çarşılarda selam almaya bayılırlar. Toplantı yerlerinde en saygın yerleri ve ziyafetlerde en güzel yerleri ararlar.
LUK 20:47 Dul kadınları kandırıp mallarını mülklerini ellerinden alırlar. Gösteriş için uzun uzun dua ederler. Böyle kişilerin cezası çok ağır olacak.”
LUK 21:1 İsa başını kaldırıp baktı. Zenginlerin bağışlarını tapınaktaki bağış kutusuna attıklarını gördü.
LUK 21:2 Sonra yoksul bir dul kadının oraya iki bakır para attığını gördü.
LUK 21:3 Bunun üzerine şöyle dedi: “Size doğrusunu söylüyorum: bu fakir dul kadın hepsinden daha çok verdi.
LUK 21:4 Çünkü bütün diğerleri kutuya servetlerinden artanı attılar. Bu kadın ise son derece fakir olduğu halde bütün geçimini attı.”
LUK 21:5 Bazı kişiler tapınak hakkında konuşuyorlardı. “Ne güzel taşlarla ve adanan hediyelerle süslenmiş!” diyorlardı.
LUK 21:6 İsa şöyle dedi: “Bu gördüğünüz şeyler var ya! Öyle günler gelecek ki, taş üstünde taş bırakılmayacak, hepsi yıkılacak.”
LUK 21:7 Oʼna şunu sordular: “Peki öğretmenimiz, bunlar ne zaman olacak, ve bunların yerine geleceğini gösteren işaret nedir?”
LUK 21:8 İsa şöyle dedi: “Sakın aldanmayın. Çünkü birçok kişi benim adımla gelip ‘Ben Oʼyum!’ ve ‘Vakit yaklaştı!’ diyecek. Onların peşinden gitmeyin.
LUK 21:9 Savaş ve isyan haberleri işittiğinizde korkuya düşmeyin. Önce bunlar olmalıdır. Ama bu dünyanın sonu hemen gelmeyecek.”
LUK 21:10 Sonra İsa onlara şunu söyledi: “Millet millete, krallık krallığa saldıracak.
LUK 21:11 Büyük depremler olacak. Kimi yerlerde kıtlıklar ve salgın hastalıklar meydana gelecek. Korkunç olaylar ve gökte olağanüstü işaretler olacak.
LUK 21:12 Ama bütün bunlar olmadan önce, sizi yakalayacaklar, size eziyet edecekler. Sizi Yahudilerin toplantı yerlerine sürükleyip hapishaneye atacaklar. Bana bağlı olduğunuz için sizi kralların ve valilerin önüne çıkaracaklar. Bütün bunlar benim adım yüzünden sizin başınıza gelecek.
LUK 21:13 Bu da, hakkımda şahitlik etmeniz için fırsat olacak.
LUK 21:14 O durumlarda sakın ‘Kendimizi nasıl savunacağız?’ diye düşünmeyin.
LUK 21:15 Ben size konuşma yeteneği ve hikmet vereceğim. Öyle ki, hiçbir düşmanınız size karşı koyamayacak, söylediklerinize verecek cevap bulamayacak.
LUK 21:16 Anne babanız, kardeşler, hısımlar ve arkadaşlarınız bile size ihanet edecekler. Bazılarınızın ölümüne sebep olacaklar
LUK 21:17 Bana bağlı olduğunuz için herkes sizden nefret edecek.
LUK 21:18 Ama saçınızın tek bir teli bile yok olmayacak.
LUK 21:19 Acılara dayanarak asıl hayat bulursunuz.
LUK 21:20 Yeruşalimʼin askerler tarafından kuşatıldığını gördüğünüz zaman, bilin ki, onun yıkılışı yaklaşmıştır.
LUK 21:21 O zaman Yahudiyeʼdekiler dağlara kaçsınlar. Şehrin içindekiler oradan çıksınlar. Kırdakiler de şehre girmesinler.
LUK 21:22 Çünkü bunlar ceza günleridir. Böylece Kutsal Kitapʼta yazılan her şey yerine gelecek.
LUK 21:23 Vay o günlerde hamile olanların ve bebek emzirenlerin haline! Çünkü ülkede büyük sıkıntı olacak ve bu halk Allahʼın öfkesine uğrayacak.
LUK 21:24 Bazıları kılıçtan geçirilecek, bazıları da esir olarak bütün milletlerin arasına dağıtılacaklar. Yeruşalim diğer milletlerin ayakları altında çiğnenecek. Ama sonunda o milletlerin zamanları sona erecek.
LUK 21:25 Güneşte, ayda ve yıldızlarda olağanüstü işaretler olacak. Bütün yeryüzünde ise milletler denizin gürültüsü ve dalgaların çarpmasıyla altüst olup şaşkına dönecekler.
LUK 21:26 İnsanlar, dünyanın üzerine gelecek olan felâketleri beklerken korkudan bayılacaklar. Çünkü gök cisimleri sarsılacak.
LUK 21:27 O zaman İnsan Oğluʼnun bulut içinde büyük güç ve görkemle geldiğini görecekler.
LUK 21:28 Bu olaylar olmaya başlayınca, dik durup başlarınızı kaldırın, çünkü kurtuluşunuz yaklaşıyor.”
LUK 21:29 Sonra onlara bir benzetme anlattı: “İncir ağacına ve bütün ağaçlara bakın.
LUK 21:30 Ağaçların yaprak çıkardığını görünce yaz mevsiminin yaklaştığını bilirsiniz.
LUK 21:31 Bunun gibi, bu olayların gerçekleştiğini görünce bilin ki, Allahʼın Krallığı yakındır.
LUK 21:32 Size doğrusunu söylüyorum: bütün bu şeyler yerine gelmeden, bu kuşak yok olmayacak.
LUK 21:33 Gök ve yer ortadan kalkacak, ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacak.
LUK 21:34 Kendinize dikkat edin ki, çılgınca eğlenme, sarhoşluk ve bu hayatın kaygılarıyla yüreğiniz sıkılmasın. O gün sizi ansızın kapan gibi yakalamasın.
LUK 21:35 Çünkü o gün yeryüzünde yaşayan herkesin üzerine gelecek.
LUK 21:36 Her an tetikte durun. Dua edin ki, gelecek olan bütün bu şeylerden kaçmaya gücünüz olsun ve İnsan Oğluʼnun önünde durabilesiniz.”
LUK 21:37 İsa gündüz tapınak avlusunda vaaz ediyordu. Geceleyin de şehirden çıkıp Zeytin Dağı denilen tepede kalıyordu.
LUK 21:38 Bütün halk Oʼnu dinlemek için sabah erkenden tapınağa geliyordu.
LUK 22:1 Yahudilerin Mayasız Ekmek Bayramı yaklaşıyordu. Bu bayrama aynı zamanda “Özgürlük Bayramı” da deniliyor.
LUK 22:2 Başrahipler ve Tevrat uzmanları İsaʼyı öldürmenin uygun bir yolunu arıyorlardı. Çünkü halktan korkuyorlardı.
LUK 22:3 Bu arada Şeytan, İsaʼnın on iki elçisinden biri olan Yahuda İskariyotʼun içine girdi.
LUK 22:4 Yahuda, başrahipler ve tapınağın güvenlik görevlileriyle danışmaya gitti. İsaʼyı tutuklamaları için nasıl yardım edebileceğini konuştu.
LUK 22:5 Onlar buna sevindiler. Kendisine para vermek için anlaştılar.
LUK 22:6 O da razı geldi. Kalabalıktan uzakta, İsaʼya ihanet etmek için fırsat kollamaya başladı.
LUK 22:7 Mayasız Ekmek Bayramıʼnın birinci günü geldi. O gün kurban kuzusunun kesilmesi lazımdı.
LUK 22:8 İsa, Petrus ve Yuhannaʼya, “Gidin! Hazırlık yapın da bayram yemeğini yiyelim” dedi ve onları önden gönderdi.
LUK 22:9 Onlar da İsaʼya, “Onu nerede hazırlamamızı istiyorsun?” diye sordular.
LUK 22:10 Onlara, “Dikkat edin!” dedi. “Şehre girerken testiyle su taşıyan bir adam karşınıza çıkacak. Onun arkasından gidin. Adam bir eve girecek.
LUK 22:11 O ev sahibine deyin ki, ‘Öğretmenimiz, “Misafir odası nerede?” diye soruyor. “Orada öğrencilerimle birlikte Özgürlük Bayram yemeğini yemek istiyorum.” ’
LUK 22:12 O zaman size üst katta döşenmiş büyük bir oda gösterecek. Bizim için orasını hazırlayın.”
LUK 22:13 İki öğrenci gitti. Her şeyi İsaʼnın anlattığı gibi buldular ve Özgürlük Bayram hazırlıklarını yaptılar.
LUK 22:14 Yemek vakti gelince İsa elçileriyle birlikte sofraya oturdu.
LUK 22:15 Onlara şöyle dedi: “Ben acı çekmeden önce bu Özgürlük Bayram yemeğini sizinle beraber yemeyi çok istedim.
LUK 22:16 Çünkü size söylüyorum, bu yemek Allahʼın Krallığıʼnda tam anlamına kavuşacak. O zamana kadar onu bir daha yemeyeceğim.”
LUK 22:17 Sonra eline bir bardak aldı. Şükrettikten sonra, “Bunu alın, aranızda paylaşın” dedi.
LUK 22:18 “Çünkü size söylüyorum, Allahʼın Krallığı gelene kadar asmanın ürününden bir daha içmeyeceğim.”
LUK 22:19 Sonra eline ekmek aldı, şükredip onu böldü ve onlara verdi. “Bu sizler için verilen bedenimdir” dedi. “Beni anmak için bunu yapın.”
LUK 22:20 Tıpkı bunun gibi, yemekten sonra eline bir bardak şarap alıp şöyle dedi: “Bu bardak sizin için akıtılacak olan kanımla başlayan yeni antlaşmadır.
LUK 22:21 Fakat bakın, bana ihanet eden adamın eli, benim elimle birlikte sofradadır.
LUK 22:22 Gerçi İnsan Oğlu kendisi için çizilen yoldan ölüme gidiyor. Fakat Oʼna ihanet eden adamın vay haline!”
LUK 22:23 Bunun üzerine öğrenciler aralarında bunu kimin yapabileceğini tartışmaya başladılar.
LUK 22:24 Ayrıca onlardan kimin en önemli sayılacağı konusunda aralarında çekişme oldu.
LUK 22:25 İsa da onlara şunu söyledi: “Diğer milletlerin kralları onların başlarına buyrukçu kesilirler. Yetkili adamları da kendilerine ‘iyiliksever’ dedirtirler.
LUK 22:26 Ama siz böyle olmayın. Aranızda en büyük olan en küçük gibi olsun, liderlik yapan da hizmet eden gibi olsun.
LUK 22:27 Çünkü kim daha büyük? Sofraya oturan mı yoksa hizmet eden mi? Sofraya oturan, değil mi? Ama ben aranızda hizmet eden biri gibiyim.
LUK 22:28 Zorluklarla denendiğimde bana sadık kalan sizlersiniz.
LUK 22:29 Babam bana nasıl bir krallık verdiyse, ben de öylece size bir krallık veriyorum.
LUK 22:30 Öyle ki, krallığımda benim soframda yiyip içesiniz ve tahtlar üzerinde oturup İsrailʼin on iki oymağını yargılayasınız.
LUK 22:31 Simun, Simun, dikkat et! Şeytan sizleri ekin gibi elekten geçirmek için yetki istedi.
LUK 22:32 Ama ben imanın kaybolup gitmesin diye senin için dua ettim. Sen ise bana geri döndüğün zaman imanlı kardeşlerini güçlendir.”
LUK 22:33 Simun Petrus da İsaʼya, “Efendimiz!” dedi. “Ben seninle cezaevine de ölüme de gitmeye hazırım.”
LUK 22:34 İsa şöyle dedi: “Ey Petrus, sana diyorum ki, bu gece horoz ötmeden beni tanıdığını üç defa inkâr edeceksin.”
LUK 22:35 Sonra elçilere şunu sordu: “Sizi kesesiz, torbasız ve sandaletsiz gönderdiğim zaman bir eksiğiniz oldu mu?” “Hiç olmadı,” diye cevap verdiler.
LUK 22:36 Sonra onlara şöyle dedi: “Ama şimdi kesesi ve torbası olan yanına alsın. Kimin kılıcı yoksa, paltosunu satıp bir kılıç alsın.
LUK 22:37 Çünkü size söylüyorum: Benim hakkımda yazılan şu söz yerine gelmelidir: ‘O suçlu adamlarla bir sayıldı.’ Evet, benim hakkımda yazılmış olanlar yerine geliyor.”
LUK 22:38 “Efendimiz” dediler. “Bak, burada iki kılıç var.” O da onlara, “Yeter!” dedi.
LUK 22:39 İsa dışarı çıkıp adeti olduğu gibi Zeytin Dağıʼna gitti. Öğrencilerine de Oʼnun ardından gittiler.
LUK 22:40 O yere varınca, İsa onlara şöyle dedi: “Denendiğinizde günaha düşmemek için dua edin.”
LUK 22:41 Sonra onlardan bir taş atımı kadar uzaklaştı, diz çöküp şöyle dua etmeye başladı:
LUK 22:42 “Baba, eğer istersen bu bardağı benden uzaklaştır. Yine de, benim değil, senin isteğin olsun.”
LUK 22:43 Sonra gökten bir melek İsaʼya göründü, Oʼna güç verdi.
LUK 22:44 İsa derin acı çekerek daha heyecanlı bir şekilde dua etmeye başladı. Oʼnun teri, yere düşen iri kan damlaları gibiydi.
LUK 22:45 İsa duasından kalkınca öğrencilerinin yanına geldi. Onları üzüntüden uyumuş buldu.
LUK 22:46 Onlara dedi: “Niye uyuyorsunuz? Kalkın, denendiğinizde günaha düşmemek için dua edin.”
LUK 22:47 İsa daha konuşurken birdenbire bir kalabalık geldi. On iki elçiden biri olan Yahuda onlara yol gösteriyordu. İsaʼyı öpmek için yaklaştı.
LUK 22:48 Ama İsa ona, “Yahuda” dedi. “İnsan Oğluʼna bir öpücükle mi ihanet ediyorsun?”
LUK 22:49 İsaʼnın yanında duranlar, ne olacağını anlayınca, “Efendimiz, kılıçla vuralım mı?” diye sordular.
LUK 22:50 Onlardan biri başrahibin kölesine vurup onun sağ kulağını kesti.
LUK 22:51 Ama İsa, “Yetti artık!” dedi. Sonra adamın kulağına dokunup onu iyileştirdi.
LUK 22:52 İsa Oʼnun üzerine yürüyen başrahipler, tapınak güvenlik görevlileri ve halkın liderlerine şöyle dedi: “Bir hayduda karşı çıkıyormuş gibi kılıçlarla, sopalarla mı geldiniz?
LUK 22:53 Her gün yanınızda tapınak avlusundaydım; o zaman bana karşı el kaldırmadınız. Ama bu sizin zamanınızdır, karanlığın hüküm sürdüğü zamandır.”
LUK 22:54 Ondan sonra İsaʼyı yakaladılar, başrahibin evine götürüp, içeri aldılar. Petrus onları uzaktan izliyordu.
LUK 22:55 Görevliler avlunun ortasında bir ateş yaktıktan sonra beraber oturdular. Petrus da onların arasında oturdu.
LUK 22:56 Sonra bir hizmetçi kız ateşin ışığında oturan Petrusʼu gördü. Gözlerini ona dikerek şöyle dedi: “Bu adam da İsaʼyla birlikteydi.”
LUK 22:57 Ama Petrus, “Kadın, ben Oʼnu tanımıyorum” diye inkâr etti.
LUK 22:58 Az bir zaman sonra başkası onu görüp, “Sen de onlardan birisin” dedi. Ama Petrus, “Yok arkadaş, ben değilim” dedi.
LUK 22:59 Aşağı yukarı bir saat geçtikten sonra yine başkası ısrarla şöyle dedi: “Gerçekten bu adam İsaʼyla beraberdi. Çünkü Celileʼdendir.”
LUK 22:60 Ama Petrus, “Arkadaş, sen ne diyorsun, anlamıyorum” dedi. Tam o anda, Petrus daha konuşurken, horoz öttü.
LUK 22:61 Rab İsa da dönüp Petrusʼa baktı. O zaman Petrus Rabbin şu sözünü hatırladı: “Horoz ötmeden, bu gece sen beni üç defa inkâr edeceksin.”
LUK 22:62 Bunun üzerine Petrus dışarı çıkıp acı acı ağladı.
LUK 22:63 İsaʼyı tutuklayan adamlar Oʼnunla alay ediyor, Oʼnu dövüyorlardı.
LUK 22:64 Gözlerini bağlayıp Oʼna ikide bir sordular: “Haydi peygamberliğini göster! Sana vuran kim?”
LUK 22:65 Oʼna daha bir sürü aşağılayıcı söz söylediler.
LUK 22:66 Sabah olunca halkın liderleri toplandı. Toplantı başrahipler ve Tevrat uzmanlarından oluşuyordu. İsaʼyı Meclisleriʼnin önüne çıkarttılar.
LUK 22:67 Oʼna şöyle dediler: “Eğer sen Mesihʼsen, bize söyle.” İsa onlara şöyle cevap verdi: “Eğer size söylersem, kesinlikle inanmazsınız.
LUK 22:68 Ve eğer size bir şey sorarsam, kesinlikle cevap vermezsiniz.
LUK 22:69 Ama bundan sonra İnsan Oğlu kudret sahibi olan Allahʼın sağında oturacak.”
LUK 22:70 Hepsi bir ağızdan şunu sordular, “Yani, sen Allahʼın Oğlu musun?” İsa onlara, “Söylediğiniz gibi, ben Oʼyum” dedi.
LUK 22:71 “Artık şahitliğe ne ihtiyacımız var?” dediler. “Söylediklerini biz kendimiz Oʼnun ağzından işittik!”
LUK 23:1 Sonra toplantıdaki herkes kalkıp İsaʼyı Pilatusʼa götürdüler.
LUK 23:2 Oʼnu suçlamaya başladılar. “Bu adam var ya!” dediler. “Milletimizi yoldan saptırırken yakaladık. Bir de Sezarʼa vergi ödenmesine karşı çıkıyor. Aynı zamanda kendisinin Mesih, yani kral olduğunu söylüyor.”
LUK 23:3 Pilatus İsaʼya, “Sen Yahudilerin kralı mısın?” diye sordu. İsa ona şöyle cevap verdi: “Bunu sen söylüyorsun.”
LUK 23:4 Pilatus başrahiplere ve kalabalığa, “Ben bu adamda hiçbir suç bulmuyorum” dedi.
LUK 23:5 Onlar ise ısrarla şöyle dediler: “Bütün Yahudiyeʼde vaaz ederek halkı kışkırtıyor. Celileʼden başlayarak ta buraya kadar geldi.”
LUK 23:6 Pilatus bunu duyunca, “Bu adam Celileʼden mi?” diye sordu.
LUK 23:7 İsaʼnın Hirodesʼin yetkisi altındaki bölgeden olduğunu öğrenince, Oʼnu Hirodesʼin yanına gönderdi. Çünkü Hirodes de o arada Yeruşalimʼdeydi.
LUK 23:8 Hirodes İsaʼyı görünce çok sevindi. Uzun zamandan beri Oʼnu görmek istiyordu. Çünkü Oʼnun hakkındaki haberleri duymuştu ve Oʼnun bir mucizesini görmeyi umut ediyordu.
LUK 23:9 İsaʼya birçok soru sordu. Ama İsa hiç cevap vermedi.
LUK 23:10 Başrahipler ve Tevrat uzmanları da orada durup İsaʼyı ağır dille suçladılar.
LUK 23:11 Hirodes de askerleriyle birlikte İsaʼyı aşağılayıp alay etti. Sonra Oʼna gösterişli bir kaftan giydirip, Pilatusʼa geri yolladı.
LUK 23:12 Aynı gün Hirodes ile Pilatus arkadaş oldular. Daha önce birbirlerine düşmandılar.
LUK 23:13 Ondan sonra Pilatus başrahipleri, halkın liderlerini ve halkı bir araya çağırdı.
LUK 23:14 Onlara şöyle dedi: “Siz bana bu adamı halkı saptıran biri diye getirdiniz. Ben de Oʼnu önünüzde sorguya çektim. Ama Oʼnu yüklediğiniz suçlamaların hiçbirinden suçlu bulmadım.
LUK 23:15 Üstelik Hirodes de bir şey bulamadı, çünkü Oʼnu bize geri gönderdi. Bakın, adam ölümü hak edecek hiçbir şey yapmadı.
LUK 23:16 Bunun için Oʼnu kamçılatıp, serbest bırakacağım.”
LUK 23:18 Ama onlar hep bir ağızdan şöyle bağırdılar: “Bu adamı yok et! Bize Barabbaʼyı serbest bırak!”
LUK 23:19 Barabba şehirdeki ayaklanma ve adam öldürme suçları yüzünden cezaevine atılmıştı.
LUK 23:20 Pilatus İsaʼyı serbest bırakmak istediği için sesini yükseltip onlarla bir daha konuştu.
LUK 23:21 Ama onlar hep, “Oʼnu çarmıha ger, Oʼnu çarmıha ger!” diye bağrıştılar.
LUK 23:22 Pilatus üçüncü defa, “Adam ne kötülük yaptı ki? Oʼnda ölüm cezasını hak eden hiçbir suç bulmadım. Bu nedenle Oʼnu kamçılatıp serbest bırakacağım” dedi.
LUK 23:23 Fakat onlar yüksek sesle bağırarak ısrarla İsaʼnın çarmıha gerilmesini istediler. Onların sesleri üstün geldi.
LUK 23:24 Pilatus da onların isteğini yerine getirmeye karar verdi.
LUK 23:25 İstedikleri kişiyi, Barabbaʼyı serbest bıraktı. O, ayaklanma ve adam öldürme suçları yüzünden hapishaneye atılmıştı. İsaʼyı da onların isteğine teslim etti.
LUK 23:26 Askerler İsaʼyı götürürken, şehir dışından gelen Kireneli Simun adındaki adamı yakaladılar. İsaʼnın arkasından taşıması için çarmıhı sırtına yüklediler.
LUK 23:27 Halktan büyük bir kalabalık İsaʼyla birlikte gidiyordu. Aralarında Oʼnun için ağlayıp dövünen kadınlar da vardı.
LUK 23:28 İsa onlara dönüp, “Ey Yeruşalim kızları” dedi. “Benim için ağlamayın, kendiniz ve çocuklarınız için ağlayın.
LUK 23:29 Çünkü günler gelecek, insanlar şöyle diyecek: ‘Ne mutlu kısır kadınlara, hiç doğurmamış rahimlere ve hiç emzirmemiş memelere!’
LUK 23:30 O zaman dağlara, ‘Üzerimize düşün!’ ve tepelere, ‘Bizi örtün!’ demeye başlayacaklar.
LUK 23:31 Çünkü ağaç yaşken böyle yaparlarsa, kuru ağaca neler olacak?”
LUK 23:32 Ayrıca iki suçlu İsaʼyla birlikte ölüme götürülüyordu.
LUK 23:33 Kafatası denilen yere geldiler. Orada İsaʼyı ve suçluları birer çarmıha gerdiler. Suçlulardan biri İsaʼnın sağında, öbürü ise solundaydı.
LUK 23:34 O zaman İsa şöyle dedi: “Baba, onları bağışla. Çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar.” Askerler İsaʼnın elbiselerini aralarında paylaşmak için kura çektiler.
LUK 23:35 Halk etrafta durmuş bakıyordu. Halkın liderleri de İsaʼyla alay ettiler. “Başkalarını kurtardı. Eğer O Allahʼın Mesihi, Allahʼın seçtiği kişiyse kendini de kurtarsın bakalım!” diyorlardı.
LUK 23:36 Askerler de İsaʼyla alay ettiler. Yaklaşıp Oʼna ekşi şarap uzattılar.
LUK 23:37 “Eğer sen Yahudilerin kralıysan, kendini kurtar bakalım” dediler.
LUK 23:38 İsaʼnın başının üzerinde bir de şöyle bir yazı vardı: Yahudilerin Kralı budur.
LUK 23:39 Çarmıha gerilmiş suçlulardan biri İsaʼyı aşağılamaya başladı. “Sen Mesih değil misin? Haydi kendini de bizi de kurtar!” dedi.
LUK 23:40 Ama öbürü onu azarladı. “Sen Allahʼtan hiç mi korkmuyorsun?” diye karşılık verdi. “Sen de aynı ölüm cezasını çekiyorsun.
LUK 23:41 Aslında, biz haklı olarak ceza çekiyoruz. Yaptıklarımızın karşılığını alıyoruz. Ama bu adam hiçbir kötülük yapmadı.”
LUK 23:42 Sonra, “Ey İsa, kral olarak geldiğinde beni hatırla” dedi.
LUK 23:43 İsa ona, “Sana doğrusunu söylüyorum, bugün benimle birlikte cennette olacaksın” dedi.
LUK 23:44 Saat aşağı yukarı öğlen on iki olmuştu. Saat üçe kadar bütün ülkenin üzerine karanlık çöktü.
LUK 23:45 Güneş karardı. Tapınaktaki perde de ortadan yırtıldı.
LUK 23:46 O zaman İsa yüksek sesle şöyle bağırdı: “Baba, ruhumu senin ellerine teslim ediyorum!” Bunu söyledikten sonra son nefesini verdi.
LUK 23:47 Oradaki yüzbaşı bunu görünce Allahʼı yüceltti ve şöyle dedi: “Bu adam gerçekten iyi bir insandı!”
LUK 23:48 Büyük bir kalabalık olanları görmek için toplanmıştı. Olanları seyrettikten sonra göğüslerine vura vura evlerine döndüler.
LUK 23:49 İsaʼnın bütün tanıdıkları ve Oʼnunla beraber Celileʼden gelen kadınlar ise olanlara uzaktan bakıp duruyorlardı.
LUK 23:50 Meclis üyelerinden Yusuf adında iyi ve doğru bir adam vardı.
LUK 23:51 Yusuf Yahudilerin Aramatya kasabasındandı. Meclisʼin kararına ve yaptıklarına hiç razı gelmemişti. Allahʼın Krallığıʼnı umutla bekleyen biriydi.
LUK 23:52 Pilatusʼa gidip İsaʼnın ölüsünü istedi.
LUK 23:53 Ondan sonra Oʼnu çarmıhtan indirip bir keten beze sardı. Kayanın içine oyulmuş bir mezara yatırdı. Oraya daha önce hiç kimse yatırılmamıştı.
LUK 23:54 Hazırlık Günüʼydü ve Şabat günü başlamak üzereydi.
LUK 23:55 İsaʼyla beraber Celileʼden gelmiş olan kadınlar Yusufʼu arkadan izlediler. Mezarı ve İsaʼnın cesedinin oraya nasıl koyulduğunu gördüler.
LUK 23:56 Sonra dönüp cenaze için güzel kokular ve hoş kokulu yağlar hazırladılar. Şabat gününde Allahʼın buyruğuna göre hiçbir iş yapmadılar.
LUK 24:1 Pazar günü çok erkenden daha gün doğarken, kadınlar mezara gittiler. Hazırladıkları güzel kokuları yanlarına aldılar.
LUK 24:2 Taşı mezarın girişinden yuvarlanmış buldular.
LUK 24:3 İçeri girdiklerinde Rab İsaʼnın cesedini bulmadılar.
LUK 24:4 Bu olaya şaşıp dururken, yanlarında aniden çok parlak elbiseler içinde iki adam durdu.
LUK 24:5 Kadınlar korkuyla başlarını yere eğdiler. Adamlar onlara, “Diri Olanʼı neden ölülerin arasında arıyorsunuz?” dedi.
LUK 24:6 “O burada yok. Dirildi. Hatırlarsınız, O daha Celileʼdeyken size şunu söylemişti:
LUK 24:7 İnsan Oğluʼnun günahlı adamların ellerine verilmesi, çarmıha gerilmesi ve üçüncü gün dirilmesi lazım.”
LUK 24:8 O zaman İsaʼnın sözlerini hatırladılar.
LUK 24:9 Mezardan dönünce bütün bu şeyleri on bir öğrenciye ve diğer öğrencilere anlattılar.
LUK 24:10 Bunları elçilere anlatanlar Mecdelli Meryem, Yohanna, Yakubʼun annesi olan Meryem ve onlarla beraber olan diğer kadınlardı.
LUK 24:11 Ama bu sözler öğrencilere saçma geldi ve kadınlara inanmadılar.
LUK 24:12 Fakat Petrus kalkıp koşarak mezara gitti. Eğilip içeri baktı. Sadece keten sargı bezlerini gördü. Olanlara hayret ederek oradan ayrıldı.
LUK 24:13 Tam o günde öğrencilerin ikisi Emmaus adında bir köye gidiyordu. Yeruşalimʼden aşağı yukarı on bir kilometre uzaklıktaydı.
LUK 24:14 Bütün olup bitenleri aralarında konuşuyorlardı.
LUK 24:15 Onlar konuşup tartışırken, İsaʼnın kendisi yaklaştı, onlarla beraber yürümeye başladı.
LUK 24:16 Ama öğrencilerin gözleri Oʼnu tanımaktan alıkonuldu.
LUK 24:17 İsa onlara sordu, “Yürürken birbirinizle konuşup tartıştığınız şeyler neydi?” Onlar da durup üzgün üzgün bakıştılar.
LUK 24:18 O zaman onlardan Kleopas adlı adam İsaʼya şöyle dedi: “Yeruşalimʼde misafir olan ve bu günlerde orada olup biten olaylardan haberi olmayan tek kişi sen misin?”
LUK 24:19 O da onlara “Hangi olup bitenlerden?” diye sordu. Oʼna, “Nasıralı İsa hakkındaki olaylardan” dediler. “O, Allahʼın ve bütün halkın gözünde yaptıklarıyla ve söyledikleriyle gücünü gösteren bir peygamberdi.
LUK 24:20 Oysa başrahipler ve halkımızın liderleri Oʼnu ölüm cezasına çarptırılması için Romalılara teslim ettiler. Onlar da Oʼnu çarmıha gerdiler.
LUK 24:21 Ama biz Oʼnun İsrail halkını esirlikten kurtaracak kişi olduğunu umuyorduk. Hem de bu olaylar olalı üç gün oldu.
LUK 24:22 Bu yetmezmiş gibi, aramızdan bazı kadınlar da bizi şaşırttı. Bu sabah erkenden mezara varmışlar.
LUK 24:23 Ama Oʼnun ölüsünü bulamamışlar. Dönüp olağanüstü bir görüntüde melekler gördüklerini anlattılar. Onlara görünen melekler, ‘İsa yaşıyor’ demiş.
LUK 24:24 Bizimle beraber olan birkaç kişi mezara gitmiş ve durumu kadınların anlattığı gibi bulmuşlar. Ama İsaʼnın kendisini görmemişler.”
LUK 24:25 İsa onlara şöyle dedi: “Sizi akılsız insanlar! Peygamberlerin söylediklerine iman etmekte ne kadar ağır davranıyorsunuz!
LUK 24:26 Mesihʼin bu acıları çekmesi ve sonra yüceliğine kavuşması lazım değil miydi?”
LUK 24:27 Bunun üzerine Musa ve bütün peygamberlerden başlayarak, Kutsal Yazılarʼın hepsinde kendisi hakkında yazılan şeyleri onlara açıkladı.
LUK 24:28 Böylece gidecekleri köye yaklaştılar. Ama İsa kendisi sanki daha öteye gidecekmiş gibi yaptı.
LUK 24:29 Onlarsa, “Bizimle kal, çünkü akşam oluyor, gün bitmek üzere” diyerek İsaʼyı zorladılar. Öylelikle onlarla beraber kalmak üzere içeri girdi.
LUK 24:30 İsa onlarla birlikte sofradayken eline ekmek aldı ve şükretti. Sonra ekmeği bölüp onlara vermeye başladı.
LUK 24:31 O vakit onların gözleri açıldı. Oʼnu tanıdılar. Ama İsa onların gözleri önünde kaybolup gitti.
LUK 24:32 Birbirlerine şöyle dediler, “O bizimle yolda konuşup Kutsal Yazılarʼın anlamını açıklarken, yüreklerimiz yanıp tutuşuyordu, değil mi?”
LUK 24:33 Onlar da aynı saatte kalkıp Yeruşalimʼe döndüler. On bir elçiyi ve onlarla beraber olanları toplanmış buldular.
LUK 24:34 Elçiler ve diğerleri, “Rab gerçekten dirildi ve Simunʼa göründü” diyorlardı.
LUK 24:35 Gelen iki öğrenci öğrenci onlara yolda neler olduğunu ve ekmeği bölerken İsaʼyı nasıl tanıdıklarını anlatmaya başladı.
LUK 24:36 İki öğrenci bu şeyleri anlatırken, birdenbire İsaʼnın kendisi öğrencilerinin ortasında durdu. “Size esenlik olsun!” dedi.
LUK 24:37 Onlar ise ürküp korktular. Hayalet gördüklerini sandılar.
LUK 24:38 İsa onlara şöyle dedi: “Niçin telaşlanıyorsunuz? Yürekleriniz neden şüpheyle doluyor?
LUK 24:39 Ellerime, ayaklarıma bakın; işte benim! Bana dokunun da görün. Hayaletin eti kemiği yok, ama gördüğünüz gibi bende var.”
LUK 24:40 Bunları söyledikten sonra, İsa onlara ellerini ve ayaklarını gösterdi.
LUK 24:41 Onlar hâlâ sevinçten inanamadılar. Şaşıp kaldılar. O zaman onlara sordu: “Burada yiyecek bir şeyiniz var mı?”
LUK 24:42 Ona bir parça kızarmış balık verdiler.
LUK 24:43 İsa balığı alıp gözlerinin önünde yedi.
LUK 24:44 Sonra onlara şöyle dedi: “Daha sizinle beraberken aynı şu sözleri size söylemiştim: Musaʼya verilen Tevratʼta, peygamberlerin kitaplarında ve Mezmurlar kitabında benim hakkımda yazılanların hepsinin yerine gelmesi lazım.”
LUK 24:45 Ondan sonra Kutsal Yazılarʼı anlayabilmeleri için zihinlerini açtı.
LUK 24:46 Onlara şöyle dedi: “Kutsal Yazılarʼda, Mesih acı çekecek ve üçüncü gün ölümden dirilecek, diye yazılmıştır.
LUK 24:47 İnsanlar tövbeye davet edilecek; tövbe edenlerin günahları affedilecek. Bu Müjde, Yeruşalimʼden başlayarak bütün milletlere Mesihʼin adıyla duyurulacak.
LUK 24:48 Siz bu şeylerin şahitlerisiniz.
LUK 24:49 İşte, Babamʼın vaat ettiğini size göndereceğim. Ama yukarıdan gelen güç üzerinize ininceye kadar bu şehirde kalın.”
LUK 24:50 Sonra İsa onları şehrin dışına, Beytanyaʼya kadar götürdü. Ellerini kaldırıp onlara bereket diledi.
LUK 24:51 Kendisi onları bereketlerken yanlarından ayrıldı, göğe yükseldi.
LUK 24:52 Onlar da İsaʼya tapındılar. Sonra Yeruşalimʼe büyük bir sevinçle döndüler.
LUK 24:53 Devamlı tapınakta bulunup Allahʼı övüyorlardı.
JOH 1:1 Başlangıçta Söz vardı, Söz Allahʼla birlikteydi ve Allah neyse Söz de Oʼydu.
JOH 1:2 O başlangıçta Allahʼla birlikteydi.
JOH 1:3 Her şey Sözʼün aracılığıyla yaratıldı. Yaratılmış olan hiçbir şey Oʼnsuz var olmadı.
JOH 1:4 Yaşam kaynağı Oʼydu ve bu yaşam insanların ışığıydı.
JOH 1:5 Işık karanlığı aydınlatır, karanlık ise ışığı söndüremedi.
JOH 1:6 Allahʼın gönderdiği Yahya adlı bir adam vardı.
JOH 1:7 Yahya Işık için şahitlik etmeye geldi. Öyle ki, onun şahitliği sayesinde herkes iman etsin.
JOH 1:8 Yahya Işık değildi ama Işık için şahitlik etmeye geldi.
JOH 1:9 Bütün insanları aydınlatan gerçek Işık dünyaya geliyordu.
JOH 1:10 Söz dünyadaydı. Dünya Oʼnun aracılığıyla var oldu. Fakat dünya Oʼnu tanımadı.
JOH 1:11 O kendi memleketine geldi, kendi halkı bile Oʼnu kabul etmedi.
JOH 1:12 Ama Söz kendisini kabul edenlere Allahʼın evlatları olma hakkını verdi. Bunlar Oʼnun adına güvenen kişilerdi.
JOH 1:13 Onlar kandan, bedenin isteğinden, ya da erkeğin isteğinden değil, Allahʼtan doğdular.
JOH 1:14 Söz insan oldu, aramızda yaşadı. Biz de Oʼnun yüceliğini, Babaʼdan gelen biricik Oğulʼun yüceliğini gördük. O, lütuf ve gerçekle doludur.
JOH 1:15 Yahya Oʼnun için şahitlik ederken yüksek sesle şunu söyledi: “ ‘Benden sonra gelen, benden üstündür, çünkü O benden önce vardı,’ dediğim kişi budur.”
JOH 1:16 Evet hepimiz Oʼnun doluluğundan lütuf üzerine lütuf aldık.
JOH 1:17 Tevrat kanunları Musa aracılığıyla verildi, lütuf ve gerçek ise İsa Mesih aracılığıyla geldi.
JOH 1:18 Hiç kimse hiçbir zaman Allahʼı görmemiştir. Ama Babaʼnın bağrında olan ve kendisi Allah olan biricik Oğul Oʼnu tanıttı.
JOH 1:19 Yahudi liderler Yahyaʼya kim olduğunu sormak için Yeruşalimʼdenrahipler ve Levililer gönderdiler. Yahya şöyle şahitlik etti:
JOH 1:20 “Ben Mesih değilim” dedi. Bunu hiç inkâr etmeden açıkça söyledi.
JOH 1:21 Yahyaʼya sordular: “O zaman ne diyorsun? İlyas peygamber misin?” O da, “Hayır” dedi. “Beklediğimiz peygamber misin?” Cevap olarak, “Hayır, değilim” dedi.
JOH 1:22 Bunun üzerine ona şöyle dediler: “Sen kimsin? Bizi gönderenlere bir cevabımız olsun. Sen kendin için ne diyorsun?”
JOH 1:23 Yahya şöyle dedi: “Yeşaya Peygamberʼin söylediği gibi ben, ‘Rabbin yolunu düz yapın’, diye ıssız yerlerde sesini yükselten biriyim.”
JOH 1:24 Yahyaʼnın yanına gönderilen adamlar Ferisiydi.
JOH 1:25 Onlar Yahyaʼya sordular: “Mademki sen ne Mesih, ne İlyas, ne de beklediğimiz peygambersin, o zaman niye vaftiz ediyorsun?”
JOH 1:26 Yahya onlara şöyle cevap verdi: “Ben suyla vaftiz ediyorum. Ama aranızda tanımadığınız bir kişi duruyor.
JOH 1:27 Benden sonra gelen Oʼdur. Ben Oʼnun ayaklarındaki sandalet bağlarını çözmeye layık değilim.”
JOH 1:28 Bu olaylar Şeria ırmağının öte tarafındaki Beytanya köyünde oldu. Yahya orada vaftiz ediyordu.
JOH 1:29 Yahya ertesi gün İsaʼnın kendisine doğru geldiğini gördü ve şöyle dedi: “Bakın, bu Allah Kuzusu, dünyanın günahını ortadan kaldıran!
JOH 1:30 Oʼnun hakkında şöyle demiştim: ‘Benden sonra bir adam gelecek, O benden daha üstündür, çünkü benden önce vardı.’
JOH 1:31 Ben Oʼnun kim olduğunu fark etmedim. Ama O, İsrail halkına tanıtılsın diye suyla vaftiz etmeye geldim.”
JOH 1:32 Yahya şahitliğine şöyle devam etti: “Kutsal Ruhʼun gökten indiğini ve bir güvercin gibi Oʼnun üzerinde durduğunu gördüm.
JOH 1:33 Ben Oʼnun kim olduğunu fark etmedim. Ama suyla vaftiz etmek için beni gönderen Allah bana şöyle demişti: ‘Ruhʼun inip birinin üzerinde durduğunu göreceksin. İşte, Kutsal Ruhʼla vaftiz eden Oʼdur.’
JOH 1:34 Ben de bunu gördüm ve şahitlik ediyorum ki, Allahʼın Oğlu budur.”
JOH 1:35 Yahya ertesi gün iki öğrencisiyle duruyordu.
JOH 1:36 İsa geçerken, Yahya Oʼna dikkatle bakarak şöyle dedi: “İşte, Allah Kuzusu!”
JOH 1:37 Yahyaʼnın iki öğrencisi onun bu sözünü duydular ve İsaʼnın peşinden gittiler.
JOH 1:38 İsa arkasına dönüp onların kendisini izlediğini gördü. Onlara sordu: “Ne istiyorsunuz?” Onlar da şöyle dediler: “Ey Rabbi, nerede kalıyorsun?” Rabbi “öğretmenim” demektir.
JOH 1:39 Onlara, “Gelin ve görün!” dedi. Gidip Oʼnun nerede kaldığını gördüler. Saat yaklaşık öğleden sonra dörttü. O gün Oʼnunla kaldılar.
JOH 1:40 Yahyaʼnın söylediklerini işiten ve İsaʼnın peşinden giden iki kişiden biri Simun Petrusʼun kardeşi Andreasʼtı.
JOH 1:41 O da önce gitti, kardeşi Simunʼu buldu ve ona şöyle dedi: “Biz Mesihʼi bulduk!” Mesih “meshedilmiş Kişi” demektir.
JOH 1:42 Andreas Simunʼu İsaʼnın yanına götürdü. İsa Simunʼa bakıp şöyle dedi: “Sen Yuhanna oğlu Simunʼsun. Ama adın artık Kefas olacak.” Kefasʼın Grekçesi “Taş” anlamına gelen Petrusʼtur.
JOH 1:43 Ertesi gün İsa Celile bölgesine gitmeye karar verdi. Filipusʼu buldu ve ona şöyle dedi: “Benim peşimden gel!”
JOH 1:44 Filipus aynı Andreas ve Petrus gibi Beytsayda kasabasındandı.
JOH 1:45 Filipus Natanelʼi bulup ona şöyle dedi: “Musaʼnın Tevratʼta ve peygamberlerin kitaplarında yazdığı Kişiʼyi bulduk. O Yusuf oğlu Nasıralı İsaʼdır.”
JOH 1:46 Natanel ona: “Nasıra kasabasından iyi bir şey çıkabilir mi?” diye sordu. Filipus ona, “Gel de gör!” cevabını verdi.
JOH 1:47 İsa kendisine yaklaşan Natanelʼi gördü ve onun hakkında şöyle dedi: “Bakın, bu gerçek bir İsrailoğlu! İçinde hiç hile yok!”
JOH 1:48 Natanel İsaʼya, “Sen beni nereden tanıyorsun?” diye sordu. İsa ona şöyle cevap verdi: “Filipus seni çağırmadan önce, seni incir ağacının altında gördüm.”
JOH 1:49 Natanel İsaʼya şöyle dedi: “Öğretmenim, sen Allahʼın Oğluʼsun! İsrailʼin Kralıʼsın!”
JOH 1:50 İsa ona şöyle cevap verdi: “ ‘Seni o incir ağacının altında gördüm’ dediğim için mi iman ediyorsun? Sen bunlardan daha büyük şeyler göreceksin!”
JOH 1:51 Sonra sözlerine şöyle devam etti: “Size doğrusunu söylüyorum: göklerin açıldığını ve Allahʼın meleklerinin İnsan Oğluʼnun üzerine nasıl yükselip indiğini göreceksiniz.”
JOH 2:1 Üçüncü gün Celile bölgesindeki Kana köyünde bir düğün vardı. İsaʼnın annesi oradaydı.
JOH 2:2 İsaʼyla öğrencileri de o düğüne davetliydi.
JOH 2:3 Şarap bitince, annesi İsaʼya “Şarapları kalmadı” dedi.
JOH 2:4 İsa ona şöyle cevap verdi: “Bayan, benden ne istiyorsun? Benim saatim daha gelmedi.”
JOH 2:5 Annesi hizmetkârlara şöyle dedi: “Size ne derse, onu yapın.”
JOH 2:6 Orada altı tane taştan yapılmış su küpü duruyordu. Bunlar Yahudilerin temizlenmek adetleri için kullanılırdı. Her biri aşağı yukarı seksenle yüz yirmi litre arası su alırdı.
JOH 2:7 İsa hizmetkârlara, “Küpleri suyla doldurun!” dedi. Onlar da küpleri ağzına kadar doldurdular.
JOH 2:8 Sonra onlara şöyle dedi: “Şimdi sudan çekin ve başhizmetkâra götürün.” Onlar da götürdüler.
JOH 2:9 Başhizmetkâr şarap olmuş suyu tattı. Onun nereden geldiğini bilmiyordu. Fakat suyu çeken hizmetkârlar biliyordu. O zaman başhizmetkâr damadı çağırdı.
JOH 2:10 Ona şöyle dedi: “Herkes önce iyi şarabı verir. Sonra misafirlerin gönlü hoş olunca daha düşük kaliteli şarabı verir. Oysa sen iyi şarabı şimdiye kadar saklamışsın.”
JOH 2:11 Bu, İsaʼnın ilk mucizesiydi. Bunu Celile bölgesindeki Kana köyünde yaptı ve kendi yüceliğini gösterdi. Öğrencileri de Oʼna iman ettiler.
JOH 2:12 Bundan sonra İsa, annesi, kardeşleri ve öğrencileriyle birlikte Kefernahum kasabasına gitti. Orada birkaç gün kaldılar.
JOH 2:13 Yahudilerin Özgürlük Bayramı yaklaşmıştı. İsa da Yeruşalimʼe gitti.
JOH 2:14 Tapınak avlusunda sığır, koyun ve güvercin satanları, orada oturmuş para bozanları gördü.
JOH 2:15 İsa iplerden bir kamçı yapıp hepsini, hem koyunları hem de sığırları tapınaktan kovdu. Yabancı para değiştirenlerin masalarını devirdi ve paralarını yere döktü.
JOH 2:16 Güvercin satanlara da şöyle dedi: “Bunları buradan kaldırın! Babamʼın evini pazar yerine çevirmeyin!”
JOH 2:17 Bu olay İsaʼnın öğrencilerine Kutsal Yazılarʼda yazılan şu sözleri hatırlattı: “Senin evin için gösterdiğim gayret beni yiyip bitirecek.”
JOH 2:18 Yahudi liderler de Oʼna cevap olarak şöyle dediler: “Bunları yapmaya yetkili olduğunu gösteren nasıl bir mucize yapacaksın?”
JOH 2:19 İsa onlara şu cevabı verdi: “Bu tapınağı yıkın. Üç günde onu yeniden kuracağım.”
JOH 2:20 Yahudi liderler de şöyle dediler: “Bu tapınak kırk altı yılda yapıldı, sen onu üç günde mi yeniden kuracaksın?”
JOH 2:21 Aslında İsaʼnın sözünü ettiği tapınak, kendi bedeniydi.
JOH 2:22 İsa ölümden dirilince, öğrencileri bunu söylediğini hatırladılar. Kutsal Yazıʼya ve İsaʼnın söylemiş olduğu söze inandılar.
JOH 2:23 İsa Özgürlük Bayramı için Yeruşalimʼde kaldı. Birçok kişi Oʼnun yaptığı mucizeleri görerek Oʼnun adına inandı.
JOH 2:24 Fakat İsa onlara güvenmiyordu. Çünkü herkesin niyetini biliyordu.
JOH 2:25 İnsan tabiatı hakkında hiç kimsenin şahitliğine ihtiyacı yoktu. Çünkü insanın içinden geçenleri biliyordu.
JOH 3:1 Ferisiler arasında Yahudi liderlerinden Nikodim adlı bir adam vardı.
JOH 3:2 Nikodim gece İsaʼnın yanına geldi ve şöyle dedi: “Rabbi! Senin Allahʼtan gelmiş bir öğretmen olduğunu biliyoruz. Çünkü eğer Allah onunla olmazsa hiç kimse senin yaptığın bu mucizeleri yapamaz.”
JOH 3:3 İsa ona şöyle cevap verdi: “Sana doğrusunu söylüyorum, bir kimse yeniden doğmadıkça Allahʼın Krallığıʼnı göremez.”
JOH 3:4 Nikodim Oʼna şöyle dedi: “Yaşlı adam nasıl doğabilir? Annesinin rahmine ikinci kez girip doğamaz ya!”
JOH 3:5 İsa şöyle cevap verdi: “Sana doğrusunu söylüyorum, bir kimse sudan ve Ruhʼtan doğmadıkça Allahʼın Krallığıʼna giremez.
JOH 3:6 Bedenden doğan bedendir. Ruhʼtan doğan ruhtur.
JOH 3:7 Sana ‘Yeniden doğmalısınız’ dediğime şaşma.
JOH 3:8 Rüzgâr istediği yerde eser. Sesini işitirsin, ama nereden geliyor, nereye gidiyor bilmezsin. İşte, Ruhʼtan doğan herkes de böyledir.”
JOH 3:9 Nikodim İsaʼya şunu sordu: “Bu söylediklerin nasıl olabilir?”
JOH 3:10 İsa şöyle cevap verdi: “Sen İsrailʼin öğretmenisin. Nasıl olur da bunları bilmiyorsun?
JOH 3:11 Sana doğrusunu söylüyorum, bildiğimizi söylüyoruz ve gördüğümüze şahitlik ediyoruz. Fakat siz şahitliğimizi kabul etmiyorsunuz.
JOH 3:12 Size yer hakkında dediklerime inanmazsanız, gök hakkında dediklerime nasıl inanacaksınız?
JOH 3:13 Gökten inmiş olan İnsan Oğluʼndan başka hiç kimse göğe çıkmadı.
JOH 3:14 Tıpkı Musaʼnın ıssız yerlerde tunç yılanı yukarı kaldırdığı gibi, İnsan Oğlu da yukarı kaldırılmalı.
JOH 3:15 Öyle ki, Oʼna iman eden herkes sonsuz yaşama kavuşsun.”
JOH 3:16 Allah dünyayı o kadar sevdi ki, biricik Oğluʼnu verdi. Öyle ki, her kim Oʼna iman ederse mahvolmasın ama sonsuz yaşama kavuşsun.
JOH 3:17 Çünkü Allah, Oğluʼnu dünyaya insanları yargılamak için göndermedi. Fakat dünya Oʼnun aracılığıyla kurtulsun diye gönderdi.
JOH 3:18 Kim Oʼna iman ederse yargılanmaz, ama kim iman etmezse zaten yargılandı. Çünkü Allahʼın biricik Oğluʼnun adına iman etmedi.
JOH 3:19 Yargı da şudur: Işık dünyaya geldi, ama insanlar karanlığı ışıktan daha çok sevdi, çünkü yaptıkları kötüydü.
JOH 3:20 Devamlı kötülük yapan herkes ışıktan nefret eder. Işığa gelmez, çünkü yaptıklarının açığa çıkmasını istemez.
JOH 3:21 Fakat kim gerçeğe uyarak yaşarsa, ışığa gelir. Öyle ki, onun yaptıklarının Allahʼtan olduğu belli olsun.
JOH 3:22 Bundan sonra İsa kendi öğrencileriyle birlikte Yahudiye topraklarına gitti. Orada onlarla bir süre kaldı ve insanları vaftiz etti.
JOH 3:23 Yahya Salim kasabasına yakın olan Aynon köyünde vaftiz ediyordu, çünkü orada bol su vardı. Halk ona gelip vaftiz oluyordu.
JOH 3:24 Yahya daha hapishaneye atılmamıştı.
JOH 3:25 O sırada Yahyaʼnın öğrencileriyle bir Yahudi arasında dini temizlik konusunda tartışma çıktı.
JOH 3:26 Sonra öğrencileri Yahyaʼnın yanına geldiler ve ona şöyle dediler: “Öğretmenim, Şeria ırmağının karşı tarafında seninle birlikte olan ve kendisi için şahitlik ettiğin kişi vaftiz ediyor ve herkes Oʼna gidiyor.”
JOH 3:27 Yahya şöyle cevap verdi: “Allah vermedikçe insan hiçbir şey alamaz.
JOH 3:28 ‘Ben Mesih değilim. Oʼnun önünden gönderildim’ dediğime siz şahitsiniz.
JOH 3:29 Gelin kime aitse damat odur. Damadın arkadaşı, yanında durup onu dinler. Damadın sesini işitince sevinçle coşar. Böylece benim sevincim tam oldu.
JOH 3:30 O yücelmeli, bense küçülmeliyim.”
JOH 3:31 Gökten gelen, herkesten üstündür. Dünyaya ait olan dünyadandır ve dünyadan bahseder. Gökten gelen herkesten üstündür.
JOH 3:32 O ne görmüş ve işitmişse buna şahitlik eder, ama şahitliğini kimse kabul etmez.
JOH 3:33 Şahitliğini kabul eden ise, Allahʼın gerçeği söylediğine mühür basmış olur.
JOH 3:34 Allahʼın gönderdiği Kişi Allahʼın sözlerini duyurur. Çünkü Allah Oʼna Ruhuʼnu ölçüsüz verir.
JOH 3:35 BabaOğulʼu sever, ve her şeyi Oʼnun eline teslim etmiştir.
JOH 3:36 Oğulʼa iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Ama Oğulʼa itaat etmeyen, yaşamı görmeyecek. Allahʼın öfkesi böylesinin üzerinde kalır.
JOH 4:1 Ferisiler İsaʼnın Yahyaʼdan daha çok öğrenci toplayıp vaftiz ettiğini duymuşlardı.
JOH 4:2 Aslında İsaʼnın kendisi değil, Oʼnun öğrencileri vaftiz ediyordu.
JOH 4:3 İsa Ferisilerin duyduklarını öğrenince Yahudiye bölgesinden ayrılıp Celile bölgesine dönmek için yola çıktı.
JOH 4:4 Fakat önce Samiriye bölgesinden geçmesi lazımdı.
JOH 4:5 Böylece Samiriyeʼnin Sihar adlı bir kasabasına geldi. Burası Yakubʼun, oğlu Yusufʼa vermiş olduğu tarlaya yakındı.
JOH 4:6 Yakubʼun kuyusu da oradaydı. İsa yolculuktan yorulduğu için kuyunun başına oturdu. Öğle vaktiydi.
JOH 4:7 Samiriyeli bir kadın su çekmeye geldi. İsa ona şöyle dedi: “Bana su ver, içeyim.”
JOH 4:8 O sırada İsaʼnın öğrencileri yiyecek almak için kasabaya gitmişlerdi.
JOH 4:9 Bunun üzerine Samiriyeli kadın Oʼna dedi ki, “Sen Yahudisin, bense Samiriyeli bir kadınım. Nasıl olur da benden su istersin? Çünkü Yahudiler Samiriyelilerle aynı kabı kullanmazlar.”
JOH 4:10 İsa ona şöyle cevap verdi: “Allahʼın sana neler verebileceğinden haberin yok. Sana ‘Bana su ver, içeyim’ diyenin kim olduğunu da bilmiyorsun. Bilseydin, Oʼndan isterdin, O da sana yaşam suyunu verirdi.”
JOH 4:11 Kadın Oʼna şöyle dedi: “Efendim, kuyu derin, su çekecek kovan da yok. Bu yaşam suyuna nereden sahip oluyorsun?
JOH 4:12 Bu kuyuyu bize atamız Yakub vermiş. Kendisi, çocukları ve hayvanları da bu kuyudan içmişler. Sen ondan daha büyük değilsin ya!”
JOH 4:13 İsa ona şöyle cevap verdi: “Bu sudan içen herkes tekrar susayacak.
JOH 4:14 Fakat benim vereceğim sudan içen bir daha susamayacak. Ona vereceğim su, içinde fışkıran, ona sonsuz yaşam veren bir pınar olacak.”
JOH 4:15 Kadın Oʼna, “Efendim, bu suyu bana ver” dedi. “Böylece ne susayayım ne de su çekmek için buraya kadar geleyim.”
JOH 4:16 İsa ona, “Git, kocanı çağır ve buraya dön” dedi.
JOH 4:17 Kadın Oʼna cevap olarak, “Kocam yok” dedi. İsa ona, “ ‘Kocam yok’ demekle doğruyu söyledin” dedi.
JOH 4:18 “Çünkü beş kocaya vardın. Şimdi beraber yaşadığın adam da kocan değil. Söylediğin doğru.”
JOH 4:19 Kadın Oʼna şöyle dedi: “Efendim, anlıyorum ki, sen bir peygambersin.
JOH 4:20 Atalarımız Allahʼa bu dağda tapındılar. Fakat siz Yahudiler diyorsunuz ki, Allahʼa tapınacak yer Yeruşalimʼde.”
JOH 4:21 İsa ona şöyle dedi: “Bayan, bana inan, öyle bir saat geliyor ki, Babaʼya ne bu dağda, ne de Yeruşalimʼde tapınacaksınız.
JOH 4:22 Siz bilmediğinize tapınıyorsunuz. Biz bildiğimize tapınıyoruz. Çünkü kurtuluş Yahudilerdendir.
JOH 4:23 Ama öyle bir saat geliyor ki, yürekten tapınanlar Babaʼya ruhla ve gerçekte tapınacaklar. Çünkü Baba kendisine böyle tapınanları arıyor. İşte o saat şimdidir.
JOH 4:24 Allah ruhtur, Oʼna tapınanların ruhla ve gerçekte tapınmaları gerekir.”
JOH 4:25 Kadın İsaʼya şöyle dedi: “Biliyorum ki, Mesih diye bilinen meshedilmiş Kişi geliyor. O gelince, bize her şeyi bildirecek.”
JOH 4:26 İsa ona şöyle dedi: “Seninle konuşan ben, Oʼyum.”
JOH 4:27 O anda İsaʼnın öğrencileri geri döndüler. Oʼnun bir kadınla konuştuğuna şaşırıp kaldılar. Ama hiçbiri “Ne istiyorsun?” ya da, “Bu kadınla neden konuşuyorsun?” demedi.
JOH 4:28 Bunun üzerine kadın su kabını bırakıp kasabaya döndü ve oradakilere şöyle dedi:
JOH 4:29 “Gelin, yaptığım her şeyi bana söyleyen adamı görün. Acaba bu Mesih olabilir mi?”
JOH 4:30 Halk kasabadan çıkıp İsaʼnın yanına geliyordu.
JOH 4:31 Bu arada öğrencileri Oʼna “Öğretmenimiz, bir şey yemez misin?” diye yalvardılar.
JOH 4:32 Ama İsa onlara şöyle dedi: “Sizin hiç bilmediğiniz bir yemeğim var.”
JOH 4:33 Öğrencileri birbirlerine, “Acaba biri Oʼna yiyecek mi getirdi?” diye sordular.
JOH 4:34 İsa onlara şöyle dedi: “Benim yiyeceğim, beni Gönderenʼin istediğini yerine getirmek ve bana verdiği işi tamamlamaktır.
JOH 4:35 Siz, ‘Ekinleri biçmeye daha dört ay var’ demiyor musunuz? İşte, size söylüyorum ki, başınızı kaldırın ve tarlalara bakın. Ekinler zaten sararmış, biçmeye hazır.
JOH 4:36 Kim onları biçerse, ücretini alır ve sonsuz yaşam için ürün toplar. Öyle ki, eken ve biçen birlikte sevinsin.
JOH 4:37 Çünkü şu söz doğrudur: ‘Biri eker, başkası biçer.’
JOH 4:38 Ben sizi, çalışmadığınız yerde biçmeye gönderiyorum. Başkaları çalıştı, sizse onların işine kondunuz.”
JOH 4:39 İsa hakkında, “Yaptığım her şeyi bana söyledi” diye şahitlik eden kadının sözü sayesinde o kasabadan birçok Samiriyeli İsaʼya iman etti.
JOH 4:40 Samiriyeliler de İsaʼya gelip yanlarında kalması için rica ettiler. O da orada iki gün kaldı.
JOH 4:41 Oʼnun konuşmasını işiten daha birçok kişi iman etti.
JOH 4:42 Kadına da şöyle dediler: “İmanımız artık senin söylediklerine dayanmıyor. Çünkü Oʼnu kendimiz işittik ve biliyoruz ki, gerçekten dünyanın kurtarıcısı Oʼdur.”
JOH 4:43 İki gün geçtikten sonra İsa oradan ayrıldı ve Celile bölgesine döndü.
JOH 4:44 Daha önce İsaʼnın kendisi şöyle şahitlik etti: “Peygamber kendi memleketinde saygı görmez.”
JOH 4:45 Celile bölgesine vardığı zaman, Celileliler Oʼnu iyi karşıladılar. Yeruşalimʼde bayram zamanında yapmış olduğu her şeyi gördüler, çünkü onlar da oraya gitmişlerdi.
JOH 4:46 İsa tekrar Celileʼnin Kana köyüne geldi. Bu köyde suyu şaraba çevirmişti. Orada kralın hizmetinde görevli bir adam vardı. Oğlu Kefernahum şehrinde hastaydı.
JOH 4:47 Adam, İsaʼnın Yahudiye bölgesinden Celile bölgesine geldiğini işitti. Hemen ayrılıp İsaʼnın yanına gitti. İsaʼnın yetişip oğlunu iyileştirmesi için yalvardı, çünkü oğlu ölüm döşeğindeydi.
JOH 4:48 İsa ona şöyle dedi: “Siz mucizeler ve harikalar görmedikçe hiç iman etmeyeceksiniz.”
JOH 4:49 Kralın hizmetindeki adam Oʼna şöyle dedi: “Efendim, evladım ölmeden yetiş!”
JOH 4:50 İsa ona, “Evine dön, oğlun yaşıyor” dedi. Adam İsaʼnın kendisine söylediği söze inanıp ayrıldı.
JOH 4:51 O henüz yolda iken, köleleri onu karşıladı ve “Oğlun yaşıyor” dediler.
JOH 4:52 Adam çocuğun iyileşmeye başladığı saati sordu. Onlar da şöyle cevap verdiler: “Dün, öğleyin saat birde ateşi düştü.”
JOH 4:53 Baba, bunun İsaʼnın “Oğlun yaşıyor” dediği saat olduğunu anladı. Bunun üzerine hem kendisi hem de bütün ev halkı iman etti.
JOH 4:54 Bu, İsaʼnın Yahudiyeʼden Celileʼye tekrar geldikten sonra yaptığı ikinci mucizeydi.
JOH 5:1 Bu olaylardan sonra, Yahudilerin bir bayramı vardı. İsa da Yeruşalimʼe gitti.
JOH 5:2 Yeruşalimʼde Koyun Kapısıʼnın yanında beş kemeraltı olan bir havuz vardı. Aramiceʼde adı Beytesdaʼdır.
JOH 5:3 Bu kemeraltlarında yatan birçok hasta, kör, topal ve eli ayağı tutmayan insan vardı.
JOH 5:5 Otuz sekiz yıldan beri hasta olan bir adam da oradaydı.
JOH 5:6 İsa onu orada yatarken gördü. Adamın uzun zamandan beri bu vaziyette olduğunu biliyordu. Ona, “İyi olmak ister misin?” diye sordu.
JOH 5:7 Hasta adam Oʼna şöyle cevap verdi: “Efendim, sular çalkalanınca, beni havuza indirecek kimsem yok. Ben daha yoldayken başkası benden önce iniyor.”
JOH 5:8 İsa ona şöyle dedi: “Kalk, döşeğini al ve yürü!”
JOH 5:9 Adam hemen iyileşti, döşeğini kaldırdı ve yürümeye başladı. Ne var ki, o gün Şabat günüydü.
JOH 5:10 Bu nedenle Yahudi liderler iyileşmiş olan adama şöyle dediler: “Bugün Şabat günü. Döşeğini kaldırman yasak!”
JOH 5:11 Adam onlara şu cevabı verdi: “Beni iyileştiren kişi, bana, ‘Döşeğini kaldır ve yürü’ dedi.”
JOH 5:12 Bunun üzerine, “ ‘Döşeğini kaldır ve yürü’ diyen adam kim?” diye sordular.
JOH 5:13 Fakat şifa bulan adam bunu söyleyenin kim olduğunu bilmiyordu. Çünkü orası kalabalıktı. İsa da çekilip gitmişti.
JOH 5:14 Bu olaylardan sonra İsa adamı tapınakta buldu ve ona şöyle dedi: “Bak, iyi oldun. Artık günah işleme ki, senin başına daha kötü bir şey gelmesin.”
JOH 5:15 Adam gidip kendisine şifa verenin İsa olduğunu Yahudi liderlere bildirdi.
JOH 5:16 Bu yüzden Yahudi liderler İsaʼyı sıkıştırmaya başladılar. Çünkü bu şeyleri Şabat gününde yapıyordu.
JOH 5:17 Ama İsa onlara şöyle cevap verdi: “Babam hâlâ çalışıyor; ben de çalışıyorum.”
JOH 5:18 Bu nedenle Yahudi liderler İsaʼyı öldürmek için daha da çok çaba gösterdiler. Çünkü yalnız Şabat gününü bozmakla kalmıyor, “Allah Babamʼdır” diyerek kendini Allahʼa eşit kılıyordu.
JOH 5:19 Böylece İsa onlara cevap olarak şöyle dedi: “Size doğrusunu söylüyorum, Oğul kendiliğinden hiçbir iş yapamaz. Ancak Babaʼdan gördüğünü yapar. Baba ne yaparsa Oğul da aynısını yapar.
JOH 5:20 Çünkü Baba Oğulʼu sever ve yaptığı her şeyi Oʼna gösterir. Şaşıp kalasınız diye Oʼna bunlardan daha büyük işler de gösterecek.
JOH 5:21 Baba nasıl ölüleri diriltip yaşam verirse, Oğul da istediği kişilere yaşam verir.
JOH 5:22 Baba hiç kimseyi yargılamaz, bütün yargılama işini Oğulʼa verdi.
JOH 5:23 Öyle ki, herkes Babaʼya gösterdiği aynı saygıyı Oğulʼa da göstersin. Oğulʼa saygı göstermeyen, Oʼnu gönderen Babaʼya da saygı göstermez.
JOH 5:24 Size doğrusunu söylüyorum, Sözümü işiten ve beni göndermiş Olanʼa iman eden kişi sonsuz yaşama sahip olur. Böyle biri yargılanmaz, ama ölümden yaşama geçmiştir.
JOH 5:25 Size doğrusunu söylüyorum, öyle bir saat geliyor ki, ölüler Allahʼın Oğluʼnun sesini işitecekler ve bu sesi işitenler yaşam bulacaklar. O saat geldi bile!
JOH 5:26 Çünkü Baba yaşam kaynağı olduğu gibi, Oğulʼu da yaşam kaynağı yaptı.
JOH 5:27 Oʼna yargılama yetkisini de verdi. Çünkü O İnsan Oğluʼdur.
JOH 5:28 Buna şaşmayın. Mezardaki herkesin Oʼnun sesini işiteceği saat geliyor.
JOH 5:29 O zaman mezarlarından çıkacaklar. İyilik yapmış olanlar yaşamak için dirilecek, fakat kötülük yapmış olanlar yargılanmak için dirilecekler.
JOH 5:30 Ben kendiliğimden bir şey yapamam. İşittiğim gibi yargılarım ve yargım doğrudur. Çünkü kendi isteğimi değil, beni Gönderenʼin isteğini yerine getiririm.
JOH 5:31 Ben kendim için şahitlik edersem, şahitliğim geçerli olmaz.
JOH 5:32 Benim için şahitlik eden başka biri var. Benim için ettiği şahitliğin geçerli olduğunu biliyorum.
JOH 5:33 Siz Yahyaʼya adamlar gönderdiniz. O da gerçeğe şahitlik etti.
JOH 5:34 Ben bunları, insan şahitliğini kabul ettiğim için değil, siz kurtulasınız diye söylüyorum.
JOH 5:35 Yahya yanan ve aydınlık veren bir lambaydı. Sizler de bir süre onun ışığında sevinmek istediniz.
JOH 5:36 Ama benim Yahyaʼnınkinden daha önemli bir şahitliğim var. Babaʼnın tamamlamam için bana verdiği işler, şu yaptığım işler beni Babaʼnın gönderdiğine şahitlik ediyor.
JOH 5:37 Beni gönderen Baba da benim için şahitlik etmiştir. Siz hiçbir zaman Oʼnun sesini işitmediniz, Oʼnu yüz yüze görmediniz.
JOH 5:38 Oʼnun sözü içinizde kalmıyor. Çünkü Oʼnun gönderdiği Kişiʼye inanmıyorsunuz.
JOH 5:39 Kutsal Yazılarʼı araştırıyorsunuz, çünkü bunlar sayesinde sonsuz yaşama sahip olduğunuzu sanıyorsunuz. Oysa bana şahitlik eden de bunlardır.
JOH 5:40 Yine de yaşama sahip olmak için bana gelmek istemiyorsunuz.
JOH 5:41 Ben insanlardan övgü beklemiyorum.
JOH 5:42 Fakat sizi bilirim, içinizde Allah sevgisi yoktur.
JOH 5:43 Ben Babamʼınadıyla geldim ve beni kabul etmiyorsunuz. Ama başka biri kendi adıyla gelirse onu kabul edeceksiniz.
JOH 5:44 Siz birbirinizden övgü bekliyorsunuz. Ama tek olan Allahʼtan gelen övgüyü kazanmaya çalışmıyorsunuz. Öyleyse, nasıl iman edebilirsiniz?
JOH 5:45 Sizi Babaʼnın önünde suçlayacağımı sanmayın. Sizi suçlayan başka biri var, o da umut bağladığınız Musaʼdır.
JOH 5:46 Musaʼnın yazdıklarına inansaydınız bana da inanırdınız. Çünkü o benim hakkımda yazmıştır.
JOH 5:47 Ama mademki onun yazdıklarına inanmıyorsunuz, benim sözlerime nasıl inanacaksınız?”
JOH 6:1 Bir süre sonra İsa Celile Gölüʼnün, yani Taberiye Gölüʼnün karşı tarafına geçti.
JOH 6:2 Büyük bir kalabalık İsaʼnın peşinden gidiyordu. Çünkü Oʼnun hastalara yaptığı mucizeleri görmüşlerdi.
JOH 6:3 İsa bir tepeye çıkıp orada öğrencileriyle birlikte oturdu.
JOH 6:4 Yahudilerin Özgürlük Bayramı yakındı.
JOH 6:5 İsa başını kaldırdı ve büyük bir kalabalığın kendisine doğru geldiğini gördü. Bunun için Filipusʼa, “Bu insanların yiyeceği ekmeği nereden alalım?” dedi.
JOH 6:6 İsa bunu Filipusʼu denemek için söyledi. Aslında kendisi ne yapacağını biliyordu.
JOH 6:7 Filipus Oʼna şöyle cevap verdi: “Herkesin birer lokma yiyebileceği kadar ekmek almaya iki yüz gümüş para bile yetmez.”
JOH 6:8 İsaʼnın öğrencilerinden, Simun Petrusʼun kardeşi olan Andreas, Oʼna şöyle dedi:
JOH 6:9 “Burada beş arpa ekmeğiyle iki balığı olan bir çocuk var. Ama bu kadar kişi için bunlar nedir ki?”
JOH 6:10 İsa, “İnsanları yere oturtun” dedi. Yer çayırlıktı. Onlar da oraya oturdular. Aralarındaki erkeklerin sayısı aşağı yukarı beş bindi.
JOH 6:11 Sonra İsa ekmekleri aldı, şükredip oturanlara dağıttı. Aynı şekilde balıklardan da istedikleri kadar verdi.
JOH 6:12 Onlar doyacak kadar yedikten sonra İsa öğrencilerine şöyle dedi: “Artakalan yemek parçalarını toplayın. Hiçbir şey ziyan olmasın!”
JOH 6:13 Böylece artakalan parçaları topladılar. Yemek yiyen insanlardan artan beş arpa ekmeğinin parçalarıyla on iki sepet doldurdular.
JOH 6:14 İnsanlar İsaʼnın yaptığı mucizeyi görünce şöyle dediler: “Gerçekten dünyaya gelecek olan peygamber budur.”
JOH 6:15 İsa onların gelip Oʼnu kral yapmak için zorla götüreceklerini biliyordu. Bu yüzden tekrar yalnız başına tepeye çekildi.
JOH 6:16 Akşam olunca, İsaʼnın öğrencileri göl kıyısına indiler.
JOH 6:17 Tekneye binip gölün karşı tarafındaki Kefernahumʼa doğru yol aldılar. Artık karanlık çökmüştü, İsa da henüz yanlarına gelmemişti.
JOH 6:18 Üstelik güçlü bir rüzgarın esmesiyle gölde dalgalar yükseliyordu.
JOH 6:19 Öğrenciler aşağı yukarı beş kilometre kürek çektikten sonra, İsaʼnın gölün üzerinde yürüdüğünü ve tekneye yaklaştığını gördüler. Çok korktular.
JOH 6:20 Fakat İsa onlara, “Benim! Korkmayın!” dedi.
JOH 6:21 Bunun üzerine Oʼnu tekneye almak istediler. Tekne de hemen gidecekleri yere vardı.
JOH 6:22 Ertesi gün, gölün karşı tarafında duran halk orada sadece bir tekne bulunduğunu fark etti. İsaʼnın öğrencileriyle birlikte tekneye binmediğini ve öğrencilerinin Oʼnsuz yola çıktığını da anladılar.
JOH 6:23 Öte yandan Taberiye şehrinden başka tekneler, Rab İsaʼnın şükretmesinden sonra ekmek yedikleri yere yaklaştı.
JOH 6:24 Halk İsaʼnın ve öğrencilerinin orada olmadığını görünce, o teknelere binip İsaʼyı aramak için Kefernahumʼa gitti.
JOH 6:25 İsaʼyı gölün karşı tarafında bulunca Oʼna şunu sordular: “Öğretmenimiz, buraya ne zaman geldin?”
JOH 6:26 İsa onlara şöyle cevap verdi: “Size doğrusunu söylüyorum, beni mucizeleri gördüğünüz için aramıyorsunuz, ekmeklerden yiyip doyduğunuz için arıyorsunuz.
JOH 6:27 Geçip giden yiyecek için çalışmayın. Sonsuz yaşama kadar kalacak olan yiyecek için çalışın. Bunu size İnsan Oğlu verecek. Çünkü Baba Allah Oʼna bu yetkiyi vermiştir.”
JOH 6:28 Oʼna şunu sordular, “Peki ne yapmalıyız? Allahʼın bizden beklediği şeyleri nasıl yerine getiririz?”
JOH 6:29 İsa onlara şöyle cevap verdi: “Allahʼın sizden beklediği şey Oʼnun gönderdiği Kişiʼye iman etmenizdir.”
JOH 6:30 Bunun üzerine Oʼna dediler: “O zaman sen nasıl bir mucize yapacaksın ki, biz onu görüp sana inanalım? Evet, ne yapacaksın?
JOH 6:31 Atalarımız ıssız yerlerde man yediler. Aynı yazıldığı gibi: ‘Yemeleri için onlara gökten ekmek verdi.’ ”
JOH 6:32 Bunun üzerine İsa onlara şöyle dedi: “Size doğrusunu söylüyorum, size gökten ekmek veren Musa değildi. Fakat gökten gelen asıl ekmeği size Babam verir.
JOH 6:33 Çünkü Allahʼın ekmeği gökten inen ve dünyaya yaşam verendir.”
JOH 6:34 O zaman İsaʼya, “Efendimiz, bize her zaman bu ekmeği ver!” dediler.
JOH 6:35 İsa onlara şöyle dedi: “Yaşam ekmeği benim. Bana gelen asla acıkmaz, bana iman eden asla susamaz.
JOH 6:36 Fakat size söylediğim gibi, beni gördünüz, yine de iman etmiyorsunuz.
JOH 6:37 Babaʼnın bana verdiklerinin hepsi bana gelecek. Bana geleni de asla geri çevirmem.
JOH 6:38 Çünkü ben kendi isteğimi değil, beni Gönderenʼin isteğini yerine getirmek için gökten indim.
JOH 6:39 Beni Gönderenʼin isteği şudur: Bana verdiklerinden hiçbirini kaybetmeyeyim, ama onları son günde dirilteyim.
JOH 6:40 Çünkü Babamʼın istediği, Oğulʼu gören ve Oʼna iman eden herkesin sonsuz yaşama kavuşmasıdır. Ben de böylelerini son günde dirilteceğim.”
JOH 6:41 “Gökten inmiş olan ekmek benim” dediği için oradaki Yahudiler İsaʼya karşı homurdanmaya başladılar.
JOH 6:42 Birbirlerine şöyle dediler: “Bu Yusuf oğlu İsa değil mi? Annesini babasını tanıyoruz, değil mi? Nasıl olur da şimdi, ‘Ben gökten indim’ diyor?”
JOH 6:43 İsa onlara şöyle cevap verdi: “Aranızda homurdanmayın.
JOH 6:44 Eğer beni gönderen Baba bir kimseyi bana çekmezse, o kimse bana gelemez. Ben de o kişiyi son günde dirilteceğim.
JOH 6:45 Peygamberlerin kitaplarında şöyle yazılıdır: ‘Onların hepsi Allah tarafından eğitilecek.’ Babaʼdan işitip öğrenen herkes bana gelir.
JOH 6:46 Bu, bir kimsenin Babaʼyı gördüğü anlamına gelmez. Sadece Allahʼtan gelmiş Olan Babaʼyı görmüştür.
JOH 6:47 Size doğrusunu söylüyorum, bana iman eden sonsuz yaşama sahiptir.
JOH 6:48 Yaşam ekmeği benim.
JOH 6:49 Atalarınız ıssız yerlerde man yediler ve öldüler.
JOH 6:50 Gökten inen öyle bir ekmek var ki, ondan yiyen ölmeyecek.
JOH 6:51 Gökten inmiş diri ekmek benim. Bu ekmekten yiyen kişi sonsuza dek yaşayacak. Benim vereceğim ekmek de kendi bedenimdir. Ben onu dünyanın hayat bulması için vereceğim.”
JOH 6:52 Bunun üzerine Yahudiler birbirleriyle çekişmeye başladılar. “Bu adam bize yemek için kendi bedenini nasıl verebilir?” dediler.
JOH 6:53 Bu yüzden İsa onlara şöyle dedi: “Size doğrusunu söylüyorum, İnsan Oğluʼnun bedenini yemez ve Oʼnun kanını içmezseniz sizde yaşam yoktur.
JOH 6:54 Kim bedenimi yerse ve kanımı içerse, onun sonsuz yaşamı olur. Ben onu son günde dirilteceğim.
JOH 6:55 Çünkü bedenim asıl yiyecek ve kanım asıl içecektir.
JOH 6:56 Kim bedenimi yer ve kanımı içerse, o bende kalır, ben de onda.
JOH 6:57 Beni gönderen, yaşam kaynağı olan Babaʼdır. Ben Baba sayesinde yaşıyorum. Tıpkı bunun gibi, beni yiyen de benim sayemde yaşayacak.
JOH 6:58 Gökten inmiş olan ekmek budur. Atalarınızın man yemesi gibi değildir. Onlar yediler ve öldüler. Oysa bu ekmeği yiyen sonsuza kadar yaşayacak.”
JOH 6:59 İsa bunları, Kefernahumʼda Yahudilerin toplantı yerinde vaaz ederken söyledi.
JOH 6:60 İsaʼnın öğrencilerinden birçok kişi bunu işitip şöyle dediler: “Bu çok çetin bir söz. Onu kim kabul edebilir?”
JOH 6:61 İsa yüreğinde öğrencilerinin bunun hakkında homurdandıklarını fark etti. Onlara şöyle dedi: “Bu söylediklerim sizi gücendiriyor mu?
JOH 6:62 Ya İnsan Oğluʼnun önceden bulunduğu yere tekrar çıktığını görseniz ne olur?
JOH 6:63 Yaşam veren Allahʼın Ruhuʼdur, insan çabası bunu hiç başaramaz. Size söylediğim sözler Ruh ve yaşamdır.
JOH 6:64 Ne var ki, aranızda iman etmeyen kişiler var.” İsa kimlerin iman etmediklerini ve kimin Oʼna ihanet edeceğini baştan biliyordu.
JOH 6:65 Şöyle devam etti: “İşte, bunun için size demiştim ki, Babam fırsat vermedikçe, hiç kimse bana gelemez.”
JOH 6:66 Bunun üzerine öğrencilerinin birçoğu geri döndü. Artık İsaʼyla dolaşmıyorlardı.
JOH 6:67 Bu sebeple İsa on iki elçisine şunu sordu: “Siz de mi ayrılmak istiyorsunuz?”
JOH 6:68 Simun Petrus Oʼna şöyle cevap verdi: “Efendimiz, biz ayrılıp kime gidelim? Sonsuz yaşam veren sözler sendedir.
JOH 6:69 İnandık ve artık biliyoruz ki, Allahʼın Kutsal Mesihi sensin.”
JOH 6:70 İsa ona şöyle cevap verdi: “Siz on iki elçimi ben seçmedim mi? Yine de içinizden biri iblistir.”
JOH 6:71 İsa, Simun İskariyotʼun oğlu Yahudaʼdan söz ediyordu. O, on iki elçiden biri olduğu halde İsaʼya ihanet edecekti.
JOH 7:1 Bir süre sonra İsa Celile bölgesinde dolaşmaya başladı. Yahudiyeʼde dolaşmak istemiyordu, çünkü Yahudi liderler Oʼnu öldürmek için fırsat arıyorlardı.
JOH 7:2 Yahudilerin Çardak Bayramı yakındı.
JOH 7:3 Bu yüzden İsaʼnın kardeşleri Oʼna şöyle dediler: “Buradan ayrıl, Yahudiyeʼye git. Öyle ki, öğrencilerin yaptığın mucizeleri görsünler.
JOH 7:4 Çünkü halk tarafından tanınmak isteyen kimse yaptıklarını gizlemez. Mademki bu işleri yapıyorsun, kendini dünyaya göster.”
JOH 7:5 Aslında kardeşleri bile Oʼna iman etmiyorlardı.
JOH 7:6 Bu yüzden İsa onlara şöyle dedi: “Benim için uygun vakit daha gelmedi. Ama sizin için her vakit uygun.
JOH 7:7 Dünya sizden nefret edemez. Ama benden nefret ediyor. Çünkü dünyanın yaptıklarının kötü olduğuna şahitlik ediyorum.
JOH 7:8 Siz bu bayramı kutlamaya gidin. Ben gitmiyorum, çünkü benim vaktim daha gelmedi.”
JOH 7:9 İsa bunları söyledikten sonra, Celileʼde kaldı.
JOH 7:10 Kardeşleri bayramı kutlamaya gittikten sonra İsa da gitti. Ancak bunu açıkça değil, gizli olarak yaptı.
JOH 7:11 Yahudi liderler İsaʼyı bayram kutlaması sırasında aradılar. “O adam nerede?” diye sordular.
JOH 7:12 Kalabalıklar arasında birçok kişi İsa hakkında mırıldanıyordu. Bazıları, “O iyi bir adam” diyordu. Başkaları ise, “Hayır, O halkı aldatıyor” diyordu.
JOH 7:13 Fakat hiç kimse Oʼnun hakkında açıkça konuşmuyordu, çünkü Yahudi liderlerden korkuyorlardı.
JOH 7:14 Bayramın yarısı geçmişti. İsa tapınak avlusuna gidip vaaz etmeye başladı.
JOH 7:15 Yahudi liderler de şaşırıp kaldılar. “Bu adam eğitim görmediği halde nasıl bu kadar çok şey biliyor?” diye sordular.
JOH 7:16 İsa onlara şöyle cevap verdi: “Benim öğrettiklerim aslında benim değil, beni göndermiş Olanʼındır.
JOH 7:17 Eğer bir kimse Allahʼın isteğini yerine getirmek istiyorsa, öğrettiklerimin Allahʼtan mı olduğunu, yoksa kendi adıma mı konuştuğumu bilecek.
JOH 7:18 Kendi adına konuşan kendini yüceltmek ister. Ancak kendisini göndereni yüceltmek isteyen doğruyu söyler, hiç yalan söylemez.
JOH 7:19 Musa size Tevratʼı vermedi mi? Fakat hiçbiriniz Tevrat kanunlarını yerine getirmiyor. Neden beni öldürmek için fırsat arıyorsunuz?”
JOH 7:20 Kalabalık Oʼna şöyle cevap verdi: “Seni cin çarpmış! Kim seni öldürmek istiyor?”
JOH 7:21 İsa onlara şöyle cevap verdi: “Bir mucize yaptım ve hepiniz şaşırıp kaldınız.
JOH 7:22 Musa erkek çocuklarınızı sünnet etmenizi buyurdu ve siz Şabat gününde bile sünnet edersiniz. Aslında sünnet Musaʼdan değil, atalarınızdan kalmadır.
JOH 7:23 Demek ki, Musaʼya verilen Tevratʼın buyruğu bozulmasın diye, Şabat gününde bir erkek çocuk sünnet oluyor. Öyleyse Şabat gününde bir adamı tamamen iyileştirdim diye, bana neden kızıyorsunuz?
JOH 7:24 Dış görünüşe bakarak yargılamayın, yargınız doğru olsun.”
JOH 7:25 Yeruşalim halkından bazıları şöyle dediler: “Öldürmeye çalıştıkları adam bu değil mi?
JOH 7:26 Bakın, açıkça konuşuyor, Oʼna bir şey demiyorlar. Yoksa gerçekten liderler Oʼnu Mesih olarak kabul ettiler mi?
JOH 7:27 Fakat biz bu adamın nereden geldiğini biliyoruz. Oysa Mesih geldiği zaman Oʼnun nereden geldiğini kimse bilmeyecek.”
JOH 7:28 İsa tapınakta vaaz ederken yüksek sesle şöyle dedi: “Hem beni tanıyorsunuz, hem de nereden geldiğimi biliyorsunuz. Ben kendiliğimden gelmedim. Fakat beni Gönderen gerçektir. Sizlerse Oʼnu tanımıyorsunuz.
JOH 7:29 Ben Oʼnu tanıyorum, çünkü Oʼndanım ve beni O gönderdi.”
JOH 7:30 Onlar bu yüzden İsaʼyı yakalamak için fırsat arıyorlardı. Ama kimse Oʼna el sürmedi, çünkü Oʼnun saati daha gelmemişti.
JOH 7:31 Ama kalabalıktan birçok kişi İsaʼya iman etti ve şöyle dediler: “Mesih gelince bu adamın yaptığından daha mı çok mucize yapacak?”
JOH 7:32 Ferisiler halkın İsa hakkında bu şeyleri fısıldadığını işittiler. Böylece başrahipler ve Ferisiler İsaʼyı yakalamak için tapınak polislerini yolladılar.
JOH 7:33 İsa konuşmasına şöyle devam etti: “Sizinle kısa bir süre daha kalacağım. Ondan sonra beni Gönderenʼe döneceğim.
JOH 7:34 Beni arayacaksınız ama bulmayacaksınız. Çünkü benim bulunacağım yere siz gelemezsiniz.”
JOH 7:35 Yahudi liderler aralarında şöyle konuştular: “Bu adam nereye gidecek de biz Oʼnu bulamayacağız? Acaba diğer milletler arasında yaşayan Yahudilere mi gidecek? Greklere mi vaaz edecek?
JOH 7:36 ‘Beni arayacaksınız ama bulmayacaksınız’ ve ‘Benim bulunacağım yere siz gelemezsiniz?’ dedi. Bu söz ne demektir?”
JOH 7:37 Bayramın sonuncu ve en önemli günü İsa ayağa kalkıp yüksek sesle şöyle dedi: “Bir kimse susamışsa bana gelsin ve içsin.
JOH 7:38 Kutsal Yazıʼda yazıldığı gibi, kim bana iman ederse, onun içinden yaşam veren su ırmakları akacak.”
JOH 7:39 İsa bu sözü kendisine iman edenlerin kavuşacakları Kutsal Ruh hakkında söyledi. Kutsal Ruh henüz verilmemişti, çünkü İsa henüz yüceltilmemişti.
JOH 7:40 Halktan bazı insanlar bu sözleri işitince şöyle konuştular, “Gerçekten bu adam beklediğimiz peygamberdir.”
JOH 7:41 Bazıları da, “Bu Mesihʼtir” dediler. Başkaları ise şöyle konuştu: “Mesih Celile bölgesinden gelir mi hiç?
JOH 7:42 Kutsal Yazı Mesihʼin Davudʼun soyundan olup Davudʼun kasabası olan Beytlehemʼden geleceğini bildirmemiş miydi?”
JOH 7:43 Bunun üzerine halkın arasında İsa hakkında ayrılık çıktı.
JOH 7:44 Onlardan bazıları Oʼnu yakalamak istediler. Ama kimse Oʼna el sürmedi.
JOH 7:45 Sonra polisler geri döndüler. Başrahipler ve Ferisiler onlara, “Onu neden getirmediniz?” dediler.
JOH 7:46 Polisler şöyle cevap verdiler: “Hiçbir insan hiçbir zaman bu adam gibi konuşmamıştır.”
JOH 7:47 Ferisiler onlara şöyle çıkıştılar: “Yoksa siz de mi aldandınız?
JOH 7:48 Liderlerden ya da Ferisilerden Oʼna iman eden oldu mu hiç?
JOH 7:49 Ama Tevrat kanunlarını bilmeyen bu halk lanetlidir!”
JOH 7:50 İsaʼya daha önce gelen ve onlardan biri olan Nikodim onlara şöyle dedi:
JOH 7:51 “Kanunlarımıza göre bir adamı dinlemeden, ne yaptığını öğrenmeden onu yargılamak doğru mu?”
JOH 7:52 Ona cevap olarak şöyle dediler: “Yoksa sen de mi Celileʼdensin? Araştır ve gör: Celileʼden peygamber çıkmaz.”
JOH 7:53 Sonra herkes evine döndü.
JOH 8:1 İsa ise Zeytin Dağıʼna gitti,
JOH 8:2 ama sabah erkenden tekrar tapınak avlusuna döndü. Bütün halk Oʼnun yanına geliyordu. İsa oturup onlara vaaz etmeye başladı.
JOH 8:3 Tevrat uzmanları ile Ferisiler, İsaʼya zinada yakalanmış bir kadın getirdiler. Kadını orta yere çıkararak İsaʼya şöyle dediler:
JOH 8:4 “Ey öğretmen! Bu kadın tam zina ederken yakalandı.
JOH 8:5 Musa bize Tevratʼta böyle kadınların taşlanmasını buyurmuştur. Peki, sen ne dersin?”
JOH 8:6 Bunu İsaʼyı zor duruma düşürmek için söylediler. Oʼnu suçlayacak bir bahane arıyorlardı. Ama İsa eğildi ve parmağıyla yere bir şeyler yazmaya başladı.
JOH 8:7 Oʼna aynı soruyu sormaya devam ettiler. O zaman İsa doğrulup onlara şöyle dedi: “Aranızda kim günahsızsa, kadına ilk taşı o atsın.”
JOH 8:8 Ardından yere eğilip toprağa yazmaya devam etti.
JOH 8:9 Onlar bunu işitince önce yaşlılar olmak üzere teker teker oradan ayrıldılar. Böylece İsa yalnız bırakıldı. Kadın da orta yerde duruyordu.
JOH 8:10 İsa doğrulup kadına şöyle dedi: “Bayan, onlar nerede? Seni suçlu bulan olmadı mı?”
JOH 8:11 Kadın şöyle cevap verdi: “Hiç kimse, efendim!” İsa, “Ben de seni suçlamıyorum” dedi. “Git, artık günah işleme.”
JOH 8:12 İsa halkla tekrar konuştu. Şöyle dedi: “Dünyanın ışığı benim. Benim peşimden gelen asla karanlıkta yürümez, ama yaşam veren ışığa sahip olur.”
JOH 8:13 Bu yüzden Ferisiler Oʼna şöyle dediler: “Sen kendin için şahitlik ediyorsun. Şahitliğin geçerli değil.”
JOH 8:14 İsa onlara cevap olarak şöyle dedi: “Ben kendim için şahitlik ediyorsam bile, şahitliğim geçerlidir. Çünkü nereden geldiğimi ve nereye gideceğimi biliyorum. Fakat siz nereden geldiğimi ve nereye gideceğimi bilmiyorsunuz.
JOH 8:15 Siz insan gözüyle yargılıyorsunuz, ama ben kimseyi yargılamam.
JOH 8:16 Yargılasam bile, benim yargılamam geçerlidir. Çünkü ben yalnız değilim. Beni gönderen Babaʼyla birlikteyim.
JOH 8:17 Ayrıca size verilen Tevratʼta iki kişinin şahitliği geçerlidir diye yazılıdır.
JOH 8:18 Kendim için şahitlik ediyorum, hem de beni gönderen Baba benim için şahitlik ediyor.”
JOH 8:19 O zaman İsaʼya, “Baban nerede?” diye sordular. İsa şöyle cevap verdi: “Ne beni tanıyorsunuz, ne de Babamʼı. Beni tanımış olsaydınız, Babamʼı da tanırdınız.”
JOH 8:20 İsa bu sözleri tapınak avlusunda, bağış toplanan yerde vaaz ederken söyledi. Ama kimse Oʼnu yakalamadı, çünkü Oʼnun saati daha gelmemişti.
JOH 8:21 İsa onlara şöyle dedi: “Ben gidiyorum. Beni arayacaksınız ve günahınızın içinde öleceksiniz. Benim gideceğim yere siz gelemezsiniz.”
JOH 8:22 Bunun üzerine Yahudi liderler şöyle dediler: “Acaba kendini mi öldürecek? Onun için mi, ‘Benim gideceğim yere siz gelemezsiniz’ diyor?”
JOH 8:23 İsa da onlara şöyle dedi: “Siz aşağıdansınız, ben yukarıdanım. Siz bu dünyadansınız, ben bu dünyadan değilim.
JOH 8:24 İşte bunun için, ‘Günahlarınızın içinde öleceksiniz’ dedim. Ben benim. Buna iman etmezseniz, günahlarınızın içinde öleceksiniz.”
JOH 8:25 Bunun üzerine Oʼna, “Sen kimsin?” dediler. İsa onlara şöyle cevap verdi: “Size baştan beri ne dedimse Oʼyum.
JOH 8:26 Sizin için söyleyecek ve hakkınızda yargılayacak çok şeyim var. Ama beni Gönderen doğruyu söyler. Oʼndan işittiklerimi dünyaya bildiriyorum.”
JOH 8:27 Kendilerine Baba Allah hakkında konuştuğunu anlamadılar.
JOH 8:28 Bu yüzden İsa şöyle dedi: “İnsan Oğluʼnu yukarı kaldırdığınız zaman anlayacaksınız ki, Ben benim. Kendiliğimden hiçbir şey yapmıyorum, ama Babaʼnın bana öğrettiği gibi konuşuyorum.
JOH 8:29 Beni Gönderen benimle birliktedir. O beni yalnız bırakmadı. Çünkü her zaman Oʼnu memnun eden şeyleri yapıyorum.”
JOH 8:30 İsa bunları söyleyince birçok kişi Oʼna iman etti.
JOH 8:31 İsa, kendisine inanmış Yahudilere şunu söyledi: “Siz benim sözümü devamlı yerine getirirseniz, gerçekten öğrencilerim olursunuz.
JOH 8:32 Gerçeği bileceksiniz, gerçek de sizi özgür kılacak.”
JOH 8:33 Oʼna şöyle karşılık verdiler: “Biz İbrahimʼin soyundanız. Hiçbir zaman kimseye köle olmadık. Nasıl olur da sen, ‘Özgür olacaksınız’ diyorsun?”
JOH 8:34 İsa onlara cevap verdi: “Size doğrusunu söylüyorum, günah işleyen herkes günahın kölesidir.
JOH 8:35 Köle ailede devamlı kalmaz, oğulsa devamlı kalır.
JOH 8:36 Bu sebeple Oğul sizi özgür kılarsa, mutlaka özgür olursunuz.
JOH 8:37 İbrahimʼin soyundan olduğunuzu biliyorum. Oysa beni öldürmek istiyorsunuz. Çünkü kalbinizde sözüme yer vermiyorsunuz.
JOH 8:38 Babamʼın yanında gördüklerimi anlatıyorum. Siz de babanızdan işittiklerinizi yapıyorsunuz.”
JOH 8:39 İsaʼya karşılık verdiler: “Bizim babamız İbrahimʼdir.” İsa onlara şunları söyledi: “Siz İbrahimʼin evlatları olsaydınız, İbrahim gibi davranırdınız.
JOH 8:40 Oysa şimdi beni, Allahʼtan işittiği gerçeği size bildireni öldürmeye fırsat arıyorsunuz. İbrahim böyle yapmadı.
JOH 8:41 Siz babanız gibi davranıyorsunuz.” Bunun üzerine Oʼna şöyle dediler: “Biz zinadan doğmadık. Tek bir babamız var. O da Allahʼtır.”
JOH 8:42 İsa onlara cevap verdi: “Allah sizin babanız olsaydı, beni severdiniz. Çünkü ben Allahʼtan çıkıp geldim. Kendiliğimden gelmedim. Beni O gönderdi.
JOH 8:43 Benim söylediklerimi neden anlamıyorsunuz? Sözümü dinlemeye dayanamıyorsunuz da ondan.
JOH 8:44 Siz babanız İblisʼtensiniz. Babanızın isteklerini yapmayı seviyorsunuz. O baştan beri katildir. Gerçeğe bağlı kalmadı, çünkü onda gerçek yoktur. O yalan söylediği zaman kendi özünden konuşur. Çünkü o hem yalancı hem de yalanın babasıdır.
JOH 8:45 Fakat gerçeği söylediğim için bana inanmıyorsunuz.
JOH 8:46 Sizlerden kim günah işlediğimi kanıtlayabilir? Madem gerçeği söylüyorum, neden bana inanmıyorsunuz?
JOH 8:47 Allahʼtan olan kişi Allahʼın sözlerini dinler. Siz bu yüzden dinlemiyorsunuz, çünkü Allahʼtan değilsiniz.”
JOH 8:48 Yahudiler Oʼna cevap olarak şöyle dediler: “Senin cinli bir Samiriyeli olduğunu söylemekte haklı değil miyiz?”
JOH 8:49 İsa şöyle cevap verdi: “Ben cinli değilim. Ama Babamʼa saygı gösteriyorum. Siz ise bana saygısızlık ediyorsunuz.
JOH 8:50 Ben kendimi yüceltmeye çalışmıyorum. Beni yücelten ve haklı çıkaran biri var.
JOH 8:51 Size doğrusunu söylüyorum, eğer bir kimse sözüme uyarsa, ölümü asla görmeyecek.”
JOH 8:52 Bunun üzerine Yahudiler İsaʼya şöyle dediler: “Evet, şimdi biliyoruz ki, seni cin çarpmış. İbrahim öldü, peygamberler de öldü. Sen yine de diyorsun ki, ‘Eğer bir kimse sözüme uyarsa, ölümü asla tatmayacak.’
JOH 8:53 Sen bizim atamız İbrahimʼden daha mı büyüksün? İbrahim öldü. Peygamberler de öldü. Sen kendini kim sanıyorsun?”
JOH 8:54 İsa şöyle cevap verdi: “Ben kendimi yüceltirsem, benim yüceliğim bir hiçtir. Ama beni yücelten, kendisine ‘Allahımız’ dediğiniz Babamʼdır.
JOH 8:55 Siz Oʼnu tanımıyorsunuz, ama ben Oʼnu tanıyorum. ‘Eğer ben Oʼnu tanımıyorum’ desem, ben de sizin gibi yalancı olurum. Ama ben Oʼnu tanıyorum, ve Oʼnun sözüne uyuyorum.
JOH 8:56 Atanız İbrahim geleceğim günü göreceği için sevinçle coştu. Gördü ve sevindi.”
JOH 8:57 Bunu duyan Yahudiler Oʼna şöyle dediler: “Sen daha elli yaşına bile gelmedin. İbrahimʼi de mi gördün?”
JOH 8:58 İsa onlara, “Size doğrusunu söylüyorum: İbrahim doğmadan önce ben varım” dedi.
JOH 8:59 Bunun üzerine İsaʼya atmak için ellerine taşlar aldılar. Ama İsa saklandı ve tapınaktan ayrıldı.
JOH 9:1 İsa yoldan geçerken doğuştan kör bir adam gördü.
JOH 9:2 Öğrencileri de Oʼna sordular: “Öğretmenimiz, kim günah işledi de, bu adam kör olarak doğdu? Kendisi mi, yoksa annesi babası mı?”
JOH 9:3 İsa onlara cevap verdi: “Ne bu adam, ne de annesi babası günah işledi. Ama yalnız Allahʼın yapabildiği şeyler onda görülsün diye,
JOH 9:4 beni Gönderenʼin yapmak istediği şeyleri vakit daha gündüzken yapmalıyız. Gece yaklaşıyor, o zaman hiç kimse çalışamaz.
JOH 9:5 Dünyada bulundukça dünyanın ışığı benim.”
JOH 9:6 Bu şeyleri söyledikten sonra İsa yere tükürdü, tükürükten çamur yaptı ve çamuru kör adamın gözlerine sürdü.
JOH 9:7 Sonra adama şöyle dedi: “Git, Şiloah Havuzuʼnda yıkan.” Şiloah, “gönderilmiş” demektir. Böylece adam gidip yıkandı, geri döndüğünde gözleri görüyordu.
JOH 9:8 Adamın komşuları ve daha önce dilendiğini görenler şöyle dediler: “Oturup dilencilik yapan adam bu değil mi?”
JOH 9:9 Bazı kişiler “Evet, odur” dediler. Başkalarıysa “Hayır, ama ona benziyor” dediler. Kendisi ise “Ben oyum” dedi.
JOH 9:10 Ona sordular: “Öyleyse, gözlerin nasıl açıldı?”
JOH 9:11 O da şöyle cevap verdi: “İsa adındaki adam çamur yaptı, gözlerime sürdü. Bana ‘Şiloah Havuzuʼna git ve yıkan’ dedi. Ben de gidip yıkandım ve gözlerim açıldı.”
JOH 9:12 Adama, “Nerede O?” diye sordular. O da, “Bilmiyorum” dedi.
JOH 9:13 Önceden kör olan adamı Ferisilere götürdüler.
JOH 9:14 İsaʼnın çamur yaptığı ve adamın gözlerini açtığı gün Şabat günüydü.
JOH 9:15 Bu nedenle Ferisiler adama gözlerinin nasıl açıldığını tekrar sordular. Adam onlara şöyle dedi: “Gözlerime çamur sürdü, yıkandım ve görüyorum.”
JOH 9:16 Bunun üzerine bazı Ferisiler şöyle dediler: “Madem bu adam Şabat günü hakkındaki buyruklara uymuyor, Allahʼtan olamaz.” Başkaları ise şöyle dedi: “Günahlı bir adam nasıl böyle mucizeler yapabilir?” Böylece Ferisiler ikiye bölündü.
JOH 9:17 Eskiden kör olan adama tekrar sordular: “Senin gözlerini açan bu adam hakkında sen ne dersin?” Adam, “O bir peygamberdir” dedi.
JOH 9:18 Yahudi liderler, adamın annesiyle babasını çağırıncaya kadar, onun eskiden kör olup gözlerinin açıldığına inanmadılar.
JOH 9:19 “Kör doğdu dediğiniz oğlunuz bu mu? Peki, nasıl oluyor da şimdi görüyor?” diye sordular.
JOH 9:20 Annesi babası şöyle cevap verdiler: “Bu bizim oğlumuzdur. Kör doğduğunu da biliyoruz.
JOH 9:21 Fakat şimdi nasıl gördüğünü bilmiyoruz. Gözlerini kimin açtığını da bilmiyoruz. Ona sorun. Kendisi için konuşacak yaştadır.”
JOH 9:22 Adamın annesiyle babası Yahudi liderlerden korktukları için böyle konuştular. Çünkü Yahudi liderler İsaʼnın Mesih olduğunu açıkça söyleyen herkesi toplantı yerlerinden kovmak için anlaşmışlardı.
JOH 9:23 Bu yüzden adamın annesiyle babası, “Kendisi için konuşacak yaştadır” dediler.
JOH 9:24 Bunun üzerine eskiden kör olan adamı ikinci defa çağırıp, “Allahʼın hakkı için doğru olanı söyle!” dediler, “Biz biliyoruz ki, bu adam günahkârdır.”
JOH 9:25 Adam şöyle cevap verdi: “O günahkâr mı, değil mi, bilmiyorum. Tek bir şey biliyorum: kördüm, ama şimdi görüyorum.”
JOH 9:26 Ona tekrar sordular: “O sana ne yaptı? Senin gözlerini nasıl açtı?”
JOH 9:27 Adam onlara cevap verdi: “Size zaten söyledim, ama dinlemediniz. Niye bunu bir daha duymak istiyorsunuz? Yoksa siz de mi Oʼnun öğrencileri olmak istiyorsunuz?”
JOH 9:28 Ona söverek şöyle dediler: “Oʼnun öğrencisi sensin. Bizse Musaʼnın öğrencileriyiz.
JOH 9:29 Biz Allahʼın Musaʼyla konuştuğunu biliyoruz. Ama bu adamın nereden geldiğini bilmiyoruz.”
JOH 9:30 Adam onlara şöyle cevap verdi: “Bu şaşılacak şey! Oʼnun nereden geldiğini siz bilmiyorsunuz, ama O gözlerimi açtı.
JOH 9:31 Biliyoruz ki, Allah günahkârlara kulak vermez. Tam tersine, bir kişi Allahʼtan korkarsa ve Oʼnun istediğini yaparsa, Allah ona kulak verir.
JOH 9:32 Dünya var olalı kimsenin anadan doğma kör birinin gözlerini açtığı duyulmadı.
JOH 9:33 Bu adam Allahʼtan olmasaydı, hiçbir şey yapamazdı.”
JOH 9:34 Onu terslediler: “Sen büsbütün günah içinde doğmuşsun. Sen mi kalkıp bize ders vereceksin?” Böylece onu toplantı yerinden kovdular.
JOH 9:35 İsa Yahudi liderlerin adamı toplantı yerinden kovduklarını duydu. Onu bulunca, “Sen İnsan Oğluʼna iman ediyor musun?” diye sordu.
JOH 9:36 Adam cevap verdi: “Efendim, O kimdir? Söyle de, Oʼna iman edeyim.”
JOH 9:37 İsa ona şöyle dedi: “Oʼnu zaten gördün ve şimdi seninle konuşan Oʼdur.”
JOH 9:38 Adam da, “Ey Efendim, iman ediyorum” dedi ve İsaʼya tapındı.
JOH 9:39 İsa da şöyle dedi: “Ben hüküm için bu dünyaya geldim. Öyle ki, görmeyenler görsün, görenler de kör olsun.”
JOH 9:40 İsaʼnın yanında bulunan bazı Ferisiler bunu işitince, “Yoksa biz de mi körüz?” diye sordular.
JOH 9:41 İsa onlara şöyle dedi: “Kör olsaydınız, günahınız olmazdı. Fakat madem, ‘Görüyoruz’ diyorsunuz, günahınız duruyor.”
JOH 10:1 “Size doğrusunu söylüyorum, koyun ağılına kapıdan girmeyen, ama başka bir yerden tırmanıp giren kişi hırsız ve hayduttur.
JOH 10:2 Kapıdan girense, koyunların çobanıdır.
JOH 10:3 Bekçi ona kapıyı açar. Koyunlar çobanın sesini işitir. O da koyunlarını adlarıyla çağırır ve onları dışarıya çıkarır.
JOH 10:4 Koyunlarının hepsini dışarıya çıkardıktan sonra, onların önünden gider. Koyunlar da onu izler, çünkü onun sesini tanırlar.
JOH 10:5 Fakat yabancı bir kişiyi asla izlemezler. Ondan kaçarlar, çünkü yabancıların sesini tanımazlar.”
JOH 10:6 İsa Ferisilere bu benzetmeyi anlattı, ama onlar ne demek istediğini anlamadılar.
JOH 10:7 Bu nedenle İsa onlarla tekrar konuştu: “Size doğrusunu söylüyorum: koyunların kapısı benim.
JOH 10:8 Benden önce gelenlerin hepsi hırsız ve hayduttu. Ama koyunlar onların sesine kulak asmadılar.
JOH 10:9 Kapı benim: bir kişi benden içeri girerse, kurtulur. Girer, çıkar ve otlak bulur.
JOH 10:10 Hırsız yalnız çalmak, öldürmek ve yok etmek için gelir. Ama ben insanlar yaşama, bereketli yaşama kavuşsunlar diye geldim.
JOH 10:11 İyi çoban benim. İyi çoban koyunları için canını verir.
JOH 10:12 Koyunların sahibi olmayan, parayla tutulan işçi ise çoban gibi değildir. İşçi kurdun yaklaştığını görünce koyunları bırakıp kaçar. Kurt da koyunları kapıp dağıtır.
JOH 10:13 İşçi kaçar, çünkü parayla tutulmuştur ve koyunlar için kaygı çekmez.
JOH 10:14 İyi çoban benim. Bana ait olanları tanırım. Bana ait olanlar da beni tanırlar.
JOH 10:15 Babaʼnın beni tanıdığı gibi, ben de Babaʼyı tanırım ve koyunlarım için canımı veririm.
JOH 10:16 Bu ağıldan olmayan başka koyunlarım da var. Onları da getirmeliyim. Onlar sesimi işitecekler ve tek sürü, tek çoban olacak.
JOH 10:17 Baba beni sever, çünkü ben canımı veririm, öyle ki onu geri alayım.
JOH 10:18 Kimse canımı benden almaz. Ben onu kendiliğimden veririm. Onu vermeye ve geri almaya yetkim var. Bu buyruğu Babamʼdan aldım.”
JOH 10:19 Bu sözler yüzünden Yahudiler tekrar ikiye bölündü.
JOH 10:20 Onların birçoğu şöyle dedi: “Adam deli, hem de cinlidir. Niye onu dinliyorsunuz?”
JOH 10:21 Başkalarıysa şöyle dediler: “Bu sözler, cinli bir adamın söyleceği sözlere benzemez. Cin kör adamın gözlerini açabilir mi?”
JOH 10:22 O sırada Yeruşalimʼde Işık Bayramı kutlanıyordu. Kış mevsimiydi.
JOH 10:23 İsa da tapınağın içinde, Süleymanʼın Kemeraltıʼnda dolaşıyordu.
JOH 10:24 O zaman Yahudi liderler Oʼnun etrafını sarıp şunu sordular: “Bizi ne zamana kadar merakta bırakacaksın? Eğer Mesihʼsen, bize açıkça söyle.”
JOH 10:25 İsa onlara şöyle cevap verdi: “Size zaten söyledim. Fakat inanmıyorsunuz. Babamʼınadıyla yaptığım mucizeler benim için şahitlik ediyor.
JOH 10:26 Fakat siz inanmıyorsunuz, çünkü benim koyunlarımdan değilsiniz.
JOH 10:27 Koyunlarım sesimi işitir. Ben onları tanırım, onlar da peşimden gelir.
JOH 10:28 Ben koyunlarıma sonsuz yaşam veririm. Onlar asla yok olmayacaklar. Hiç kimse onları elimden kapmayacak.
JOH 10:29 Onları bana veren Babam her şeyden üstündür. Hiç kimse onları Babamʼın elinden kapamaz.
JOH 10:30 Ben ve Baba biriz.”
JOH 10:31 Yahudi liderler İsaʼyı taşlamak için yerden yine taş topladılar.
JOH 10:32 İsa onlara şöyle dedi: “Ben size Babaʼdan kaynaklanan birçok iyi işler gösterdim. Bunlardan hangisi için beni taşlıyorsunuz?”
JOH 10:33 Yahudi liderler Oʼna cevap verdiler: “Seni iyi iş yaptığın için taşlamıyoruz, ama Allahʼa hakaret ettiğin için taşlıyoruz. Çünkü sen insan olduğun halde kendini Allah yapıyorsun.”
JOH 10:34 İsa onlara şöyle karşılık verdi: “Size verilen Tevratʼta ‘Ben, “Tanrılarsınız” dedim’ diye yazılı değil mi?
JOH 10:35 Allah, sözünü gönderdiği insanları ‘tanrılar’ diye çağırır. Kutsal Yazı da geçersiz kılınamaz.
JOH 10:36 Baba Allah beni göreve ayırıp dünyaya gönderdi. O halde ‘Allahʼın Oğluʼyum’ dediğim için bana nasıl olur da ‘Allahʼa hakaret ediyorsun’ dersiniz?
JOH 10:37 Eğer Babamʼın istediği şeyleri yapmıyorsam, bana inanmayın.
JOH 10:38 Ama eğer o şeyleri yapıyorsam, bana inanmazsanız bile, yaptığım mucizelere inanın. Öyle ki, Babaʼnın bende, benim de Babaʼda olduğumu bilesiniz ve anlayasınız.”
JOH 10:39 İsaʼyı tekrar yakalamaya çalıştılar. Ama İsa onların elinden kurtulup gitti.
JOH 10:40 İsa oradan ayrılıp yine Şeria Irmağıʼnın karşı tarafına, Yahyaʼnın daha önce insanları vaftiz ettiği yere gitti ve orada kaldı.
JOH 10:41 Birçok kişi İsaʼnın yanına geldi. Şöyle diyorlardı: “Gerçi Yahya hiçbir mucize yapmadı. Ama Yahya bu adam hakkında ne söylediyse, hepsi doğru çıktı.”
JOH 10:42 Böylece orada birçok kişi İsaʼya iman etti.
JOH 11:1 O sırada Lazar adında bir adam hastalanmıştı. Kendisi kız kardeşleri Meryemʼle Martaʼnın yaşadığı Beytanya köyündendi.
JOH 11:2 Meryem Rab İsaʼya hoş kokulu yağ sürüp Oʼnun ayaklarını kendi saçları ile kurutan kadındı. Hasta olan Lazar onun kardeşiydi.
JOH 11:3 Bu nedenle kız kardeşler İsaʼya şöyle haber yolladılar: “Ey Efendimiz! Sevdiğin kişi hastadır.”
JOH 11:4 Bunu duyunca İsa şöyle dedi: “Bu hastalık ölümle sonuçlanmayacak. Ama Allahʼın yüceliğine ve Allahʼın Oğluʼnun yüceltilmesine hizmet edecek.”
JOH 11:5 İsa, Martaʼyı, kız kardeşini ve Lazarʼı severdi.
JOH 11:6 İsa Lazarʼın hasta olduğunu işitince bulunduğu yerde iki gün daha kaldı.
JOH 11:7 Ondan sonra öğrencilerine, “Yahudiyeʼye dönelim” dedi.
JOH 11:8 Öğrencileri Oʼna şöyle dediler: “Öğretmenimiz, Yahudi liderler az önce seni taşlamak istiyorlardı. Sen yine oraya mı döneceksin?”
JOH 11:9 İsa onlara cevap verdi: “Günde on iki saat aydınlık yok mu? İnsan gündüz yürürken tökezlemez, çünkü bu dünyanın ışığını görür.
JOH 11:10 Fakat insan gece yürürken tökezler, çünkü kendisinde ışık yoktur.”
JOH 11:11 Bunları anlattıktan sonra, onlara şöyle dedi: “Arkadaşımız Lazar uyudu. Fakat onu uyandırmaya gidiyorum.”
JOH 11:12 Bunun üzerine öğrencileri Oʼna, “Efendimiz, uyuduysa iyileşecek” dediler.
JOH 11:13 Aslında İsa Lazarʼın ölümünden bahsediyordu. Fakat öğrencileri İsaʼnın normal uykudan söz ettiğini sandılar.
JOH 11:14 Bunun üzerine İsa onlara durumu açıkladı: “Lazar öldü.
JOH 11:15 İman edesiniz diye orada olmadığıma sizin için seviniyorum. Haydi, onun yanına gidelim.”
JOH 11:16 İkiz diye bilinen Tomas öbür öğrencilere, “Haydi, biz de gidelim” dedi. “Böylece Oʼnunla birlikte ölelim.”
JOH 11:17 İsa Beytanya köyüne yaklaştığında Lazarʼın dört günden beri mezarda bulunduğunu öğrendi.
JOH 11:18 Beytanya köyü Yeruşalimʼden üç kilometre kadar uzaklıktaydı.
JOH 11:19 Birçok Yahudi, kardeşlerini kaybeden Meryem ve Martaʼya baş sağlığı dilemeye gelmişti.
JOH 11:20 Marta İsaʼnın geldiğini işitince, Oʼnu karşılamaya gitti. Meryem ise evde kaldı.
JOH 11:21 Marta İsaʼya, “Efendimiz!” dedi. “Sen burada olsaydın, kardeşim ölmezdi.
JOH 11:22 Ama şimdi bile biliyorum ki, Allahʼtan ne dilersen, Allah onu sana verecek.”
JOH 11:23 İsa ona, “Kardeşin dirilecek” dedi.
JOH 11:24 Marta, “Son gün, diriliş günü kardeşimin dirileceğini biliyorum” dedi.
JOH 11:25 İsa Martaʼya şöyle dedi: “Diriliş ve yaşam benim. Bana iman eden ölse de yaşayacak.
JOH 11:26 Yaşayan ve bana iman eden kimse asla ölmeyecek. Buna inanıyor musun?”
JOH 11:27 Marta, “Evet, Efendimiz!” dedi. “Ben inandım ki, sen dünyaya gelen Allahʼın Oğlu, Mesihʼsin.”
JOH 11:28 Marta bunları söyledikten sonra ayrılıp kız kardeşi Meryemʼi gizlice çağırdı. “Öğretmenimiz geldi ve seni çağırıyor” dedi.
JOH 11:29 Meryem bunu duyunca acele kalkıp İsaʼyı karşılamaya gitti.
JOH 11:30 İsa henüz köye gelmemişti, hâlâ Martaʼnın Oʼnu karşıladığı yerde duruyordu.
JOH 11:31 Meryemʼle birlikte evde bulunan ve ona baş sağlığı dileyen Yahudiler Meryemʼin aceleyle kalkıp dışarı çıktığını gördüler. Ağlamak için mezara gittiğini sanarak onun peşinden gittiler.
JOH 11:32 Meryem, İsaʼnın yanına geldi. Oʼnu görünce ayaklarının dibine kapandı. İsaʼya şöyle dedi: “Efendimiz! Burada olsaydın, kardeşim ölmezdi.”
JOH 11:33 Meryem de, arkasından gelen Yahudiler de ağlıyorlardı. Bunu gören İsaʼnın ruhu derinden etkilendi ve yüreği sızladı.
JOH 11:34 “Siz onu nereye yattırdınız?” diye sordu. “Efendimiz, gel de gör” dediler.
JOH 11:35 İsa ağladı.
JOH 11:36 Bunu gören Yahudiler, “Bakın, Lazarʼı ne kadar severdi!” dediler.
JOH 11:37 Ama onlardan bazıları şöyle dedi: “Bu adam körlerin gözlerini açtı. Lazarʼın ölmesini de önleyemez miydi?”
JOH 11:38 İsa tekrar derinden etkilenerek mezarın yanına gitti. Mezar bir mağaraydı ve girişi büyük bir taşla kapatılmıştı.
JOH 11:39 İsa, “Taşı çekin!” diye buyruk verdi. Ölen adamın kız kardeşi Marta İsaʼya şöyle dedi: “Efendimiz, o kötü kokuyor artık, çünkü öleli dört gün oldu.”
JOH 11:40 İsa ona şöyle dedi: “Ben sana ‘İman edersen, Allahʼın yüceliğini göreceksin’ demedim mi?”
JOH 11:41 Bunun üzerine, mezardaki taşı çektiler. İsa da başını kaldırıp şöyle dedi: “Ey Baba, beni işittiğin için sana şükrederim.
JOH 11:42 Beni her zaman işittiğini biliyorum. Fakat bunu etrafta duran kalabalık için söyledim. Öyle ki, beni senin gönderdiğine inansınlar.”
JOH 11:43 Bunları söyledikten sonra yüksek sesle, “Lazar, dışarı çık!” diye bağırdı.
JOH 11:44 Ölü adam dışarı çıktı. Elleri ve ayakları sargı bezleriyle sarılmıştı. Yüzü de bir bezle bağlanmıştı. İsa onlara şöyle dedi: “Onu çözün, bırakın gitsin.”
JOH 11:45 O zaman Meryemʼe gelen ve İsaʼnın yaptıklarını gören birçok Yahudi Oʼna iman etti.
JOH 11:46 Fakat orada bulunan bazıları Ferisilere gidip İsaʼnın yaptıklarını anlattılar.
JOH 11:47 Bunun için başrahipler ve Ferisiler Meclisʼi topladılar. “Ne yapacağız? Bu adam birçok mucize yapıyor.
JOH 11:48 Oʼnu kendi haline bırakırsak herkes Oʼna iman edecek. Romalılar da gelip hem kutsal yerimizi, hem de milletimizi ortadan kaldıracaklar” dediler.
JOH 11:49 Fakat aralarından biri, o yıl başrahip olan Kayafa, onlara şöyle dedi: “Siz hiçbir şey bilmiyorsunuz!
JOH 11:50 Bütün millet yok olacağına, halk uğruna tek bir kişinin ölmesi daha faydalıdır. Bunu anlamıyor musunuz?”
JOH 11:51 Kayafa bunu kendiliğinden söylemedi. Ama o yıl başrahip olduğu için İsaʼnın halk uğruna öleceğini peygamber gibi önceden bildirdi.
JOH 11:52 İsaʼnın yalnız Yahudi milleti uğruna değil, ama aynı zamanda Allahʼın dağılmış evlatlarını bir araya toplamak için öleceğini söyledi.
JOH 11:53 O günden sonra İsaʼyı öldürmek için plan kurmaya başladılar.
JOH 11:54 Bu yüzden İsa artık Yahudilerin arasında açıkça dolaşamaz oldu. Oradan ayrılıp ıssız bölgeye yakın Efrayim adında bir kasabaya gitti. Öğrencileriyle birlikte orada kaldı.
JOH 11:55 Yahudilerin Özgürlük Bayramı yaklaşmıştı. Kırlardan birçok kişi bayramdan önce arınma adetlerini yerine getirmek için Yeruşalimʼe gitti.
JOH 11:56 İsaʼyı arıyor ve tapınak avlusundayken birbirlerine, “Ne dersiniz, O bayram için gelmeyecek mi?” diye soruyorlardı.
JOH 11:57 Başrahipler ve Ferisiler İsaʼyı yakalayabilmek için, Oʼnun yerini bilenlerin haber vermelerini emretmişlerdi.
JOH 12:1 Böylece İsa Özgürlük Bayramıʼndan altı gün önce ölümden dirilttiği Lazarʼın bulunduğu Beytanya köyüne geldi.
JOH 12:2 Orada İsa için bir yemek verdiler. Marta hizmet ediyordu ve Lazar İsaʼyla birlikte sofra başında olanların arasındaydı.
JOH 12:3 O zaman Meryem yarım litre hoş kokulu yağ aldı. Bu saf hintsümbülü yağı çok pahalıydı. Bunu İsaʼnın ayaklarına sürdükten sonra ayaklarını kendi saçlarıyla sildi. Bütün ev bu yağın hoş kokusuyla doldu.
JOH 12:4 Ne var ki, İsaʼnın öğrencilerinden biri, az sonra Oʼna ihanet edecek olan Yahuda İskariyot şöyle dedi:
JOH 12:5 “Neden bu hoş kokulu yağ üç yüz gümüş paraya satılmadı? Bu para fakirlere dağıtılabilirdi!”
JOH 12:6 Bunu fakirleri düşündüğü için değil, hırsız olduğu için söyledi. Çünkü ortak para kutusu ondaydı ve Yahuda oraya koyulan paradan çalıyordu.
JOH 12:7 İsa, “Kadını rahat bırak” dedi. “Bu hoş kokulu yağı gömüleceğim gün için saklasın.
JOH 12:8 Fakirler her zaman sizinle olacak. Ama ben her zaman sizinle olmayacağım.”
JOH 12:9 Yahudilerden büyük bir kalabalık, İsaʼnın orada olduğunu öğrenince geldiler. Sadece İsaʼyı değil, İsaʼnın ölümden dirilttiği Lazarʼı da görmek istiyorlardı.
JOH 12:10 Bu sebeple başrahipler Lazarʼı da öldürmeye karar vermişlerdi.
JOH 12:11 Çünkü Lazar yüzünden birçok Yahudi onları terk edip İsaʼya iman ediyordu.
JOH 12:12 Ertesi gün bayramı kutlamak için büyük bir kalabalık toplandı, çünkü İsaʼnın da Yeruşalimʼe geleceğini duymuşlardı.
JOH 12:13 Hurma ağaçlarından dallar alıp Oʼnu karşılamaya çıktılar. Şöyle bağırıyorlardı: “Hozana!” “Rabbin adıyla gelene övgüler olsun!” “İsrailʼin Kralı Oʼdur!”
JOH 12:14 İsa genç bir eşek bulup ona bindi. Böylece şu yazı yerine geldi:
JOH 12:15 “Ey Siyon kızı, korkma! Bak, Kralın geliyor! Genç bir eşeğe binmiş geliyor!”
JOH 12:16 İsaʼnın öğrencileri bu şeyleri önce anlamadılar. Ama İsa yüceltildikten sonra bu sözlerin Oʼnun hakkında yazıldığını ve insanların bunları Oʼna yaptığını hatırladılar.
JOH 12:17 İsa Lazarʼı ölümden diriltip mezardan dışarı çıkmasını emrettiğinde yanında bir kalabalık vardı. Bu insanlar İsaʼnın yaptığını herkese anlatmaya devam ettiler.
JOH 12:18 Bundan dolayı halk İsaʼyı karşılamaya çıktı, çünkü Oʼnun bu mucizeyi yaptığını duymuşlardı.
JOH 12:19 O zaman Ferisiler birbirlerine şöyle dediler: “Görüyorsunuz, elimizden hiçbir şey gelmiyor. Bakın, bütün dünya bu adamın peşine takıldı.”
JOH 12:20 Yeruşalimʼde Allahʼa tapınmak için bayrama katılanların arasında bazı Grekler vardı.
JOH 12:21 Celile bölgesindeki Beytsayda kasabasından olan Filipus da oradaydı. Bu Grekler Filipusʼun yanına gelip, “Efendimiz, İsaʼyı görmek istiyoruz” dediler.
JOH 12:22 Filipus gidip bunu Andreasʼa anlattı. Filipus ve Andreas da gidip İsaʼya haber verdiler.
JOH 12:23 İsa onlara karşılık verip şöyle dedi: “Artık İnsan Oğluʼnun yüceltileceği saat geldi.
JOH 12:24 Size doğrusunu söylüyorum, bir buğday tohumu toprağa düşüp ölmezse, yalnız başına kalır. Ama ölürse, çok ürün meydana getirir.
JOH 12:25 Kim kendi canını severse, onu kaybedecek. Ama kim bu dünyada canını gözden çıkarırsa, onu koruyup sonsuz yaşama kavuşacak.
JOH 12:26 Kim bana hizmet ederse, peşimden gelsin. Ben neredeysem, bana hizmet eden de orada olacak. Kim bana hizmet ederse, Babam onu ödüllendirecek.
JOH 12:27 Şu an çok sıkıntı çekiyorum. Buna ne diyeyim? ‘Baba, beni bu saatten kurtar’ mı diyeyim? Hayır, çünkü bu amaç için bu saate geldim.
JOH 12:28 Baba, kendi adını yücelt!” Bunun üzerine gökten şöyle bir ses geldi: “Adımı hem yücelttim, hem de tekrar yücelteceğim.”
JOH 12:29 Etrafta duran ve bu sesi işiten kalabalık da, “Gök gürledi” dedi. Başkalarıysa, “Bir melek Oʼnunla konuştu” dediler.
JOH 12:30 İsa sesini yükselterek şöyle dedi: “Bu ses benim için değil, sizin içindi.
JOH 12:31 Şimdi bu dünyanın yargılanacağı zaman gelmiştir. Bu dünyayı yöneten artık yerinden kovulacak.
JOH 12:32 Bense yerden yukarı kaldırıldığım zaman herkesi kendime çekeceğim.”
JOH 12:33 İsa bunu nasıl öleceğine işaret etmek için söyledi.
JOH 12:34 Kalabalık Oʼna şöyle karşılık verdi: “Tevratʼtan anladığımız kadarıyla Mesih dünyada sonsuza kadar kalacak. Sen nasıl diyebilirsin ki, ‘İnsan Oğluʼnun yukarı kaldırılması lazım’? Bu İnsan Oğlu kimdir?”
JOH 12:35 İsa şöyle cevap verdi: “Işık az bir vakit daha aranızda kalacak. Aydınlık varken yürüyün. Karanlık sizi yakalamasın. Kim karanlıkta yürürse, nereye gittiğini bilmez.
JOH 12:36 Sizde ışık varken, ışığa iman edin, öyle ki, ışık evlatları olasınız.” İsa bunları söyledikten sonra onlardan ayrılıp gizlendi.
JOH 12:37 İsa birçok mucize yaptı. Halk bunları kendi gözleriyle gördü; fakat yine de Oʼna iman etmedi.
JOH 12:38 Öyle ki, Yeşaya peygamberin sözü yerine gelsin. O şöyle demişti: “Ya Rab, verdiğimiz habere kim inandı? Rabbin gücü kime gösterildi?”
JOH 12:39 İşte, bu yüzden iman edemiyorlardı, çünkü Yeşaya yine şöyle dedi:
JOH 12:40 “Allah onların gözlerini kör etti ve yüreklerini duygusuz hale getirdi. Öyle ki, gözleriyle bir şey görmesinler, yürekleriyle anlayıp bana dönmesinler. Dönselerdi, onlara şifa verirdim.”
JOH 12:41 Yeşaya bunları söyledi, çünkü İsaʼnın yüceliğini gördü ve Oʼnun hakkında konuştu.
JOH 12:42 Bununla birlikte, Yahudi liderlerden bile birçok kişi İsaʼya iman etti. Ama Ferisiler yüzünden bunu açıkça söylemediler. Yahudilerin toplantı yerinden kovulmak istemediler.
JOH 12:43 Çünkü insanlar tarafından övülmeyi Allah tarafından övülmekten daha çok sevdiler.
JOH 12:44 İsa yüksek sesle şöyle dedi: “Kim bana iman ederse, bana değil, beni Gönderenʼe iman etmiş olur.
JOH 12:45 Kim beni görürse, beni Gönderenʼi görmüş olur.
JOH 12:46 Ben ışık olarak dünyaya geldim. Öyle ki, bana iman eden kimse karanlıkta kalmasın.
JOH 12:47 Fakat bir kişi benim sözlerimi işitip de onlara uymazsa, ben onu yargılamam. Çünkü dünyayı yargılamak için gelmedim. Dünyayı kurtarmaya geldim.
JOH 12:48 Kim beni reddederse ve sözlerimi kabul etmezse, onu yargılayacak biri var. Son günde o kişiyi söylediğim söz yargılayacak.
JOH 12:49 Ne de olsa, ben kendi adıma konuşmadım. Fakat beni gönderen Baba, ne söyleyeceğimi ve ne duyuracağımı bana buyurdu.
JOH 12:50 Biliyorum ki, Oʼnun buyruğu sonsuz yaşam getirir. Onun için ben ne duyuruyorsam, Babaʼnın bana söylediği gibi duyuruyorum.”
JOH 13:1 Özgürlük Bayramıʼndan önceydi. İsa bu dünyadan ayrılıp Babaʼya dönme saatinin geldiğini biliyordu. Bu dünyada kendisine ait olanları hep sevmişti. Şimdi sevgisini tam olarak gösteriyordu.
JOH 13:2 Akşam yemeği sırasıydı. Simun İskariyotʼun oğlu Yahuda İsaʼya ihanet etmek niyetindeydi. İblis bunu onun yüreğine çoktan koymuştu.
JOH 13:3 İsa Babaʼnın her şeyi Oʼnun eline teslim ettiğini biliyordu. Kendisinin Allahʼtan geldiğini ve yine Allahʼa döneceğini de biliyordu.
JOH 13:4 Böylece yemekten kalktı, üst elbisesini çıkarıp bir yana koydu. Ardından bir havlu alıp beline sardı.
JOH 13:5 Sonra bir leğene su doldurup öğrencilerinin ayaklarını yıkamaya başladı. Ardından sarınmış olduğu havluyla ayaklarını kuruladı.
JOH 13:6 Böylece İsa Simun Petrusʼa geldi. Petrus Oʼna, “Efendimiz, sen mi benim ayaklarımı yıkayacaksın?” dedi.
JOH 13:7 İsa ona şöyle cevap verdi: “Ne yaptığımı şu anda anlayamazsın. Ama daha sonra farkına varacaksın.”
JOH 13:8 Petrus Oʼna, “Benim ayaklarımı asla yıkamayacaksın!” dedi. İsa şöyle cevap verdi: “Seni yıkamazsam, yanımda yerin olmaz.”
JOH 13:9 Simun Petrus Oʼna, “Efendimiz, sadece ayaklarımı değil, ellerimi ve başımı da yıka!” dedi.
JOH 13:10 İsa Simun Petrusʼa şöyle dedi: “Boydan boya yıkanmış kişi tamamen temizdir. Onun sadece ayaklarının yıkanmasına ihtiyacı vardır. Siz temizsiniz, ama hepiniz değil!”
JOH 13:11 Çünkü İsa kendisine kimin ihanet edeceğini biliyordu. İşte bunun için “Hepiniz temiz değilsiniz” demişti.
JOH 13:12 İsa öğrencilerin ayaklarını yıkadıktan sonra üst elbisesini giydi. Tekrar yerine oturdu ve onlara şöyle dedi: “Size ne yaptığımı anladınız mı?
JOH 13:13 Siz bana ‘Öğretmenimiz’ veya ‘Efendimiz’ diyorsunuz. Doğru söylüyorsunuz, çünkü öyleyim.
JOH 13:14 Eğer ben, Efendiniz ve Öğretmeniniz olarak ayaklarınızı yıkadıysam, siz de birbirinizin ayaklarını yıkamalısınız.
JOH 13:15 Çünkü size bir örnek gösterdim: Benim size yaptığım gibi, siz de aynısını yapasınız.
JOH 13:16 Size doğrusunu söylüyorum: köle efendisinden büyük değildir. Elçi de kendisini gönderenden büyük değildir.
JOH 13:17 Eğer bu şeyleri bilip yerine getirirseniz, ne mutlu size!
JOH 13:18 Hepiniz hakkında konuşmuyorum. Seçtiğim kişileri tanıyorum. Ama bu, Kutsal Yazılarʼdaki şu söz yerine gelsin diye oldu: ‘Ekmeğimi yiyen bana düşman oldu.’
JOH 13:19 Size şimdiden, bunlar olmadan önce söylüyorum ki, bunlar olunca, benim O olduğuma inanasınız.
JOH 13:20 Size doğrusunu söylüyorum, kim benim gönderdiğim kişiyi kabul ederse, beni kabul etmiş olur. Beni kabul eden de, beni Gönderenʼi kabul etmiş olur.”
JOH 13:21 İsa bu sözleri söyledikten sonra ruhu derinden etkilendi. Şunu açıkça söyledi: “Size doğrusunu söylüyorum, sizden biri bana ihanet edecek.”
JOH 13:22 Öğrenciler birbirlerine bakıp, acaba kimin hakkında konuşuyor diye merak etmeye başladılar.
JOH 13:23 Öğrencilerden biri sofrada İsaʼnın yanı başındaydı. İsa onu severdi.
JOH 13:24 Simun Petrus İsaʼnın kimden söz ettiğini sorması için o öğrenciye işaret etti.
JOH 13:25 O da İsaʼnın göğsüne iyice yaslanarak Oʼna sordu: “Efendimiz, kimdir o?”
JOH 13:26 İsa şöyle cevap verdi: “Lokmayı yemeğe bandırıp kime verirsem odur”. Hemen lokmayı bandırıp Simun İskariyotʼun oğlu Yahudaʼya verdi.
JOH 13:27 O lokmayı aldıktan sonra Şeytan onun içine girdi. Bunun üzerine İsa Yahudaʼya, “Yapacağını çabuk yap!” dedi.
JOH 13:28 Ama sofradakilerden hiçbiri İsaʼnın ona neden böyle dediğini anlamadı.
JOH 13:29 Para kutusu Yahudaʼdaydı. Bunun için bazıları sandı ki: İsa ona “Bayram için bize lazım olan şeyleri satın al” ya da “Fakirlere bir şey ver” diye emretmişti.
JOH 13:30 Yahuda lokmayı yedi. Sonra hemen dışarı çıktı. Karanlık çökmüştü.
JOH 13:31 Yahuda çıktıktan sonra İsa şöyle dedi: “Şimdi İnsan Oğlu yüceltildi. Allah da Oʼnda yüceltildi.
JOH 13:32 Eğer Allah Oʼnda yüceltildiyse, Allah da Oʼnu kendinde yüceltecek. Hem de Oʼnu hemen yüceltecek.
JOH 13:33 Ey evlatlar, kısa bir süre daha sizinle beraberim. Beni arayacaksınız. Yahudi liderlere söylediğim gibi, şimdi size de söylüyorum: Benim gideceğim yere siz gelemezsiniz.
JOH 13:34 Size yeni bir buyruk veriyorum: birbirinizi sevin. Ben sizi nasıl sevdiysem, siz de birbirinizi sevin.
JOH 13:35 Birbirinize sevginiz olursa, herkes bununla benim öğrencilerim olduğunuzu bilecek.”
JOH 13:36 Simun Petrus Oʼna, “Efendimiz, nereye gidiyorsun?” diye sordu. İsa şöyle cevap verdi: “Gideceğim yere şimdi peşimden gelemezsin, ama daha sonra geleceksin.”
JOH 13:37 Petrus Oʼna sordu: “Efendimiz, neden şimdi peşinden gelemezmişim? Senin için canımı veririm!”
JOH 13:38 İsa ona şöyle cevap verdi: “Benim için canını mı vereceksin? Sana doğrusunu söylüyorum, horoz ötmeden beni tanıdığını üç defa inkâr edeceksin.”
JOH 14:1 “Yüreğiniz üzülmesin. Allahʼa iman edin, bana da iman edin.
JOH 14:2 Babamʼın evinde kalacak çok yer var. Öyle olmasaydı, ‘size yer hazırlamaya gidiyorum,’ der miydim?
JOH 14:3 Gidip size yer hazırlarsam, tekrar gelip sizi yanıma alacağım. Öyle ki, ben neredeysem, siz de orada olasınız.
JOH 14:4 Gideceğim yerin yolunu biliyorsunuz.”
JOH 14:5 Tomas Oʼna şöyle dedi: “Efendimiz, senin nereye gideceğini bilmiyoruz. Yolu nasıl bilebiliriz?”
JOH 14:6 İsa ona şöyle cevap verdi: “Yol benim, gerçek ve yaşam da benim. Ben olmadan hiç kimse Babaʼya kavuşmaz.
JOH 14:7 Beni tanırsanız, Babamʼı da tanırsınız. Bundan böyle Oʼnu tanıyorsunuz, Oʼnu gördünüz.”
JOH 14:8 Filipus İsaʼya şöyle dedi: “Ey Efendimiz, bize Babaʼyı göster. Bu bize yeter.”
JOH 14:9 İsa ona şöyle dedi: “Ey Filipus, bunca vakit sizinle birlikteyim ve beni hâlâ tanımadın mı? Beni görmüş olan, Babaʼyı görmüş olur. Nasıl olur da ‘Bize Babaʼyı göster’ diyorsun?
JOH 14:10 Ben Babaʼdayım, Baba da bendedir. Sen buna inanmıyor musun? Size söylediğim sözleri kendiliğimden söylemiyorum. Hayır, bende sürekli yaşayan Baba kendi işlerini yapıyor.
JOH 14:11 Bana inanın ki, ben Babaʼdayım ve Baba bendedir. Hiç değilse, o işler sayesinde inanın.
JOH 14:12 Size doğrusunu söylüyorum, kim bana iman ederse, benim yaptığım işleri o da yapacak. Hem de bundan daha büyük işler yapacak, çünkü ben Babaʼya gidiyorum.
JOH 14:13 Benim adımla her ne dilerseniz, onu yapacağım. Öyle ki, Baba Oğulʼda yüceltilsin.
JOH 14:14 Benim adımla bir şey dilerseniz, onu yapacağım.
JOH 14:15 Eğer beni severseniz, benim buyruklarımı yerine getirirsiniz.
JOH 14:16 Ben de Babaʼdan isteyeceğim, O da size başka bir Yardımcı verecek, öyle ki, O sonsuza kadar sizinle kalsın.
JOH 14:17 Yardımcı, Hakikat Ruhuʼdur. Dünya Oʼnu kabul edemez. Çünkü Oʼnu ne görür ne de tanır. Siz Oʼnu tanıyorsunuz, çünkü O yanınızda kalıyor ve içinizde olacak.
JOH 14:18 Ben sizi öksüz bırakmayacağım. Size geri döneceğim.
JOH 14:19 Az sonra dünya beni artık görmeyecek. Ama siz beni göreceksiniz. Madem ben yaşıyorum, siz de yaşayacaksınız.
JOH 14:20 O günde anlayacaksınız ki, ben Babaʼdayım, siz bendesiniz ve ben sizdeyim.
JOH 14:21 Kim buyruklarımı kabul eder ve yerine getirirse, işte, beni seven odur. Beni kim severse, Babam da onu sevecek. Ben de onu seveceğim ve kendimi ona göstereceğim.”
JOH 14:22 Yahuda, İskariyot değil öbür Yahuda Oʼna şöyle dedi: “Efendimiz, nasıl olur da kendini dünyaya göstermeden bize göstereceksin?”
JOH 14:23 İsa ona cevap olarak şöyle dedi: “Bir kişi beni severse, sözümü yerine getirecek, Babam da onu sevecek. Biz de o kişiye gelip onunla birlikte yaşayacağız.
JOH 14:24 Kim beni sevmezse, benim sözlerimi yerine getirmez. İşittiğiniz söz de benim değil, beni göndermiş olan Babaʼnın sözü.
JOH 14:25 Daha sizinle birlikteyken bu sözleri size söyledim.
JOH 14:26 Yardımcı size her şeyi öğretecek ve benim söylediğim her şeyi aklınıza getirecek. Yardımcı Kutsal Ruhʼtur. Baba Oʼnu benim adımla gönderecek.
JOH 14:27 Size esenlik bırakıyorum, size benim esenliğimi veriyorum. Dünyanın verdiği gibi vermiyorum. Yüreğiniz üzülmesin ve korkmasın.
JOH 14:28 Size söylediğim şu sözü duydunuz: ‘Ben gidiyorum ama size döneceğim.’ Eğer beni sevmiş olsaydınız, ‘Babaʼya gidiyorum’ dediğime sevinirdiniz. Çünkü Baba benden üstündür.
JOH 14:29 Bunları size her şey olup bitmeden önce söyledim. Öyle ki, bunlar olunca iman edesiniz.
JOH 14:30 Sizinle artık fazla konuşmayacağım. Çünkü bu dünyayı yöneten geliyor ve onun benim üzerimde hiçbir gücü yok.
JOH 14:31 Ama dünya, Babaʼyı sevdiğimi ve Babaʼnın bana buyurduğu her şeyi yaptığımı bilmeli. Haydi kalkın, buradan gidelim!”
JOH 15:1 “Gerçek asma benim. Babam da bağcı.
JOH 15:2 Babam bende olup da meyve vermeyen her dalı kesip atar. Meyve veren her dalı ise temizler, öyle ki, daha fazla meyve versin.
JOH 15:3 Size söylemiş olduğum söz aracılığıyla siz zaten temizsiniz.
JOH 15:4 Siz bende kalın, ben de sizde kalayım. Dal asmada kalmazsa, kendiliğinden meyve veremez. Aynı bunun gibi, siz de bende kalmazsanız meyve veremezsiniz.
JOH 15:5 Ben asmayım, siz dallarsınız. Bende kalan ve benim kendisinde kaldığım kişi çok meyve verir. Çünkü bensiz, bir şey yapamazsınız.
JOH 15:6 Bir kişi bende kalmazsa, bir dal gibi atılır kurur. Böyle dallar toplanır, ateşe atılır ve yakılır.
JOH 15:7 Eğer siz bende kalırsanız ve sözlerim sizde kalırsa, her ne isterseniz dileyin, dileğiniz yerine gelecek.
JOH 15:8 Bol meyve verirseniz, benim öğrencilerim olduğunuzu gösterirsiniz. Böylece Babam yüceltilir.
JOH 15:9 Babam beni nasıl sevdiyse, ben de sizi öyle sevdim. Benim sevgimde kalın.
JOH 15:10 Eğer buyruklarımı yerine getirirseniz, sevgimde kalırsınız. Tıpkı benim de Babamʼın buyruklarını yerine getirerek Oʼnun sevgisinde kaldığım gibi olursunuz.
JOH 15:11 Bunları size, benim sevincim sizde olsun, sizin de sevinciniz tamamlansın diye söyledim.
JOH 15:12 Benim buyruğum şu: Ben sizi nasıl sevdiysem, siz de birbirinizi sevin!
JOH 15:13 Bir kişinin kendi arkadaşları için canını vermesinden daha büyük bir sevgi yoktur.
JOH 15:14 Benim size buyurduklarımı yaparsanız, siz arkadaşlarımsınız.
JOH 15:15 Size artık ‘hizmetkâr’ demiyorum. Çünkü hizmetkâr efendisinin neler yaptığını bilmiyor. Hayır, size ‘arkadaş’ dedim. Çünkü Babamʼdan işittiğim her şeyi size bildirdim.
JOH 15:16 Siz beni seçmediniz, ben sizi seçtim. Gidip meyve veresiniz, meyveniz de kalıcı olsun diye size görev verdim. Öyle ki, Babaʼdan benim adımla ne dilerseniz, O size versin.
JOH 15:17 Size şu buyruğu veriyorum: ‘Birbirinizi sevin!’
JOH 15:18 Eğer dünya sizden nefret ederse, bilin ki, sizden önce benden nefret etmişti.
JOH 15:19 Eğer dünyadan olsaydınız, dünya sizi kendisine ait görür ve severdi. Ama siz dünyadan değilsiniz. Çünkü ben sizi dünyadan seçtim. İşte, bunun için dünya sizden nefret ediyor.
JOH 15:20 Size söylemiş olduğum şu sözü hatırlayın: ‘Köle efendisinden büyük değildir.’ Bana eziyet ettilerse, size de eziyet edecekler. Benim sözümü yerine getirdilerse, sizin sözünüzü de yerine getirecekler.
JOH 15:21 Ama bütün bu şeyleri size bana ait olduğunuz için yapacaklar. Çünkü beni Gönderenʼi tanımıyorlar.
JOH 15:22 Eğer gelmeseydim ve onlarla konuşmamış olsaydım, günahları olmazdı. Fakat şimdi günahları için bahaneleri yok.
JOH 15:23 Benden nefret eden herkes Babamʼdan da nefret eder.
JOH 15:24 Onların arasında başka hiç kimsenin yapmadığı mucizeler yaptım. Eğer bunları yapmamış olsaydım günahları olmazdı. Ama şimdi hem yaptıklarımı gördüler hem de benden ve Babamʼdan nefret ettiler.
JOH 15:25 Fakat bunlar, onlara verilen Tevratʼta yazılmış olan şu söz yerine gelsin diye oldu: ‘Hiç sebep yokken benden nefret ettiler.’
JOH 15:26 Ben Babaʼdan size Yardımcıʼyı göndereceğim. O, Babaʼdan çıkıp gelen, gerçeği bildiren Ruhʼtur. O gelince benim için şahitlik edecek.
JOH 15:27 Siz de şahitlik edeceksiniz, çünkü başlangıçtan beri benimle birliktesiniz.
JOH 16:1 Bunları size tökezleyip düşmeyesiniz diye söyledim.
JOH 16:2 Sizi toplantı yerlerinden kovacaklar. Hatta öyle bir zaman geliyor ki, sizi öldüren herkes Allahʼa hizmet ettiğini sanacak.
JOH 16:3 Bunları, Babaʼyı ve beni tanımadıkları için yapacaklar
JOH 16:4 Zamanı geldiğinde bu sözleri söylediğimi hatırlayasınız diye bunları size şimdiden bildiriyorum. Başlangıçta bunları size söylemedim, çünkü sizinle birlikteydim.
JOH 16:5 Şimdiyse beni Gönderenʼe gidiyorum. Fakat hiçbiriniz bana ‘Nereye gidiyorsun?’ diye sormuyor.
JOH 16:6 Ama size bunları bildirdiğim için yüreğiniz üzüntüyle doldu.
JOH 16:7 Size doğrusunu söylüyorum, benim gitmem sizin iyiliğiniz için. Çünkü gitmezsem, Yardımcı size gelmeyecek. Ama gidersem, Oʼnu size göndereceğim.
JOH 16:8 Yardımcı gelince, dünyayı günah, doğruluk ve yargı hakkında ikna edecek:
JOH 16:9 Günah hakkında, çünkü bana iman etmiyorlar;
JOH 16:10 doğruluk hakkında, çünkü ben Babamʼa gidiyorum ve artık beni görmeyeceksiniz;
JOH 16:11 yargı hakkında, çünkü bu dünyanın lideri artık yargılanmış bulunuyor.
JOH 16:12 Size söyleyecek daha çok şeyim var, ama şimdi bunları dinlemeye dayanamazsınız.
JOH 16:13 Ne var ki, Gerçeğin Ruhu gelince, O sizi tüm gerçeğe yöneltecek. Çünkü kendiliğinden konuşmayacak: ne işitirse, onu söyleyecek. Hem de gelecekte olacakları size bildirecek.
JOH 16:14 O beni yüceltecek. Çünkü benden aldıklarını size bildirecek.
JOH 16:15 Babamʼın olan her şey benimdir. Bunun için dedim ki, ‘Benden aldıklarını size bildirecek.’
JOH 16:16 Kısa bir zaman sonra artık beni görmeyeceksiniz. Yine kısa bir zaman sonra beni göreceksiniz.”
JOH 16:17 Bunun üzerine öğrencilerinden bazıları, “Ne demek istiyor?” diye birbirlerine sordular. “ ‘Kısa bir zaman sonra beni görmeyeceksiniz; yine kısa bir zaman sonra beni göreceksiniz’ diyor. Ayrıca, ‘Çünkü Babaʼya gidiyorum’ diyor.”
JOH 16:18 Böylece, “Bu ‘kısa zaman’ dediği nedir? Söylediğini anlamıyoruz!” deyip durdular.
JOH 16:19 İsa, öğrencilerinin kendisine soru sormak istediğini anladı. Onlara dedi ki, “ ‘Kısa bir zaman sonra beni görmeyeceksiniz. Yine kısa bir zaman sonra beni göreceksiniz’ dediğimi mi tartışıyorsunuz?
JOH 16:20 Size doğrusunu söylüyorum, siz ağlayacaksınız ve yas tutacaksınız, ama dünya sevinecek. Siz üzüleceksiniz, ama üzüntünüz sevince dönecek.
JOH 16:21 Kadın çocuk doğuracağı zaman sancılanır, çünkü doğum yapma zamanı gelmiştir. Ama çocuğu doğurduktan sonra, artık sancıyı hatırlamaz, çünkü dünyaya bir çocuk geldi diye sevinir.
JOH 16:22 Evet, siz de şimdi üzülüyorsunuz. Ama sizinle yine görüşeceğim. O zaman yüreğiniz sevinecek, kimse de o sevinci sizden alamayacak.
JOH 16:23 O gün bana bir şey sormayacaksınız. Size doğrusunu söylüyorum, Babaʼdan benim adımla ne dilerseniz, O size verecek.
JOH 16:24 Şimdiye kadar benim adımla bir şey dilemediniz. Dileyin, alacaksınız. Öyle ki, sevinciniz tam olsun.
JOH 16:25 Bunları size bir benzetme gibi anlattım. Ama zaman gelecek ki, sizinle konuşurken artık benzetmeler kullanmayacağım. O zaman Babaʼyı size açıkça anlatacağım.
JOH 16:26 O gün ne dilerseniz benim adımla dileyeceksiniz. Sizin için Babaʼdan istekte bulunacağımı söylemiyorum.
JOH 16:27 Doğrusu Babaʼnın kendisi sizi seviyor. Çünkü siz beni sevdiniz ve Allahʼtan çıkıp geldiğime inandınız.
JOH 16:28 Ben Babaʼdan çıkıp dünyaya geldim. Şimdiyse dünyayı bırakıp tekrar Babaʼya dönüyorum.”
JOH 16:29 Öğrencileri Oʼna şöyle dedi: “Bak, şimdi açıkça konuşuyorsun, kapalı söz kullanmıyorsun.
JOH 16:30 Şimdi anladık ki, her şeyi biliyorsun ve kimsenin sana soru sormasına ihtiyacın yok. Artık senin Allahʼtan geldiğine inanıyoruz.”
JOH 16:31 İsa onlara cevap olarak şöyle dedi: “Şimdi mi iman ediyorsunuz?
JOH 16:32 Bakın, öyle bir saat geliyor, ve geldi bile, hepiniz dağılıp evlerinize döneceksiniz ve beni yalnız bırakacaksınız. Fakat ben yalnız değilim, çünkü Baba benimledir.
JOH 16:33 Bunları size, benim sayemde esenlik bulasınız diye söyledim. Bu dünyada sıkıntı çekersiniz, ama cesur olun! Ben dünyayı yendim.”
JOH 17:1 İsa bu sözleri söyledikten sonra, gözlerini göğe kaldırdı ve şöyle dedi: “Baba, saat geldi, Oğlunʼu yücelt ki, Oğul da seni yüceltsin.
JOH 17:2 Çünkü sen Oʼna bütün insanların üzerinde yetki verdin. Öyle ki, Oʼna verdiğin herkese sonsuz yaşam versin.
JOH 17:3 Sonsuz yaşam da şudur: seni, tek gerçek Allahʼı, ve göndermiş olduğun İsa Mesihʼi tanısınlar.
JOH 17:4 Ben yeryüzündeyken seni yücelttim, çünkü yapmam için bana verdiğin işi tamamladım.
JOH 17:5 Şimdi, Baba, dünya kurulmadan önce senin yanında sahip olduğum yücelikle beni senin yanında yücelt.
JOH 17:6 Bana bu dünyadan verdiğin insanlara senin adını açıkladım. Onlar senindi, sen onları bana verdin, onlar da senin sözünü yerine getirdiler.
JOH 17:7 Artık bana verdiğin her şeyin senden geldiğini anladılar.
JOH 17:8 Çünkü bana bildirdiğin sözleri onlara bildirdim. Onlar da o sözleri kabul ettiler ve gerçekten senden çıkıp geldiğimi anladılar. Hem de beni senin gönderdiğine inandılar.
JOH 17:9 Onlar için dua ediyorum. Dünya için değil, bana verdiklerin için dua ediyorum. Çünkü onlar senindir.
JOH 17:10 Benim olan her şey senindir, seninkiler de benimdir. Ben de onların aracılığıyla yüceltildim.
JOH 17:11 Ben sana geliyorum ve artık dünyada olmayacağım, ama onlar dünyadalar. Ey kutsal Baba, onları kendi adınla, bana verdiğin adla koru. Öyle ki, bizim bir olduğumuz gibi onlar da bir olsunlar.
JOH 17:12 Onlarla birlikte olduğum zaman, onları bana verdiğin adınla koruyordum. Evet, onları kolladım, onlardan hiçbiri kaybolmadı. Kutsal Yazı yerine gelsin diye, yalnız mahvolacak adam kayboldu.
JOH 17:13 Şimdi de sana geliyorum. Bunları ben daha dünyadayken söylüyorum. Öyle ki, onlar benim sevincimle dolsun.
JOH 17:14 Onlara senin sözünü bildirdim. Dünya da onlardan nefret etti. Çünkü ben dünyaya ait olmadığım gibi, onlar da dünyaya ait değiller.
JOH 17:15 Onları dünyadan alman için değil, ama kötü olandan koruman için dua ediyorum.
JOH 17:16 Ben dünyaya ait olmadığım gibi, onlar da dünyaya ait değiller.
JOH 17:17 Senin sözün gerçektir. Bu gerçekle sana adanmalarını sağla.
JOH 17:18 Sen beni nasıl dünyaya gönderdiysen, ben de onları dünyaya gönderdim.
JOH 17:19 Kendimi onlar için adıyorum, öyle ki, onlar da sana gerçekten adansınlar.
JOH 17:20 Yalnız onlar için değil, onların söylediklerini duyup bana iman edecek olanlar için de dua ediyorum ki,
JOH 17:21 hepsi bir olsunlar. Nasıl ki sen, Baba, bendesin ve ben sendeyim, onlar da bizde olsunlar. Öyle ki, dünya beni senin gönderdiğine inansın.
JOH 17:22 Beni yücelttiğin gibi ben de onları yücelttim. Öyle ki, bizim bir olduğumuz gibi onlar da bir olsunlar.
JOH 17:23 Senin bende olduğun gibi ben de onlarda olacağım. Böylece onlar tam birliğe kavuşacaklar. O zaman dünya beni senin gönderdiğini bilecek ve beni sevdiğin gibi onları da sevdiğini anlayacak.
JOH 17:24 Baba, bana verdiğin herkesin bulunduğum yerde benimle birlikte olmasını diliyorum. Öyle ki, benim yüceliğimi görsünler. Yücelmemi sen sağladın, çünkü dünya kurulmadan önce beni sevdin.
JOH 17:25 Ey adaletli Baba, dünya seni tanımadı. Oysa ben seni tanıyorum. Bu öğrencilerim de beni senin gönderdiğini biliyorlar.
JOH 17:26 Senin adını onlara bildirdim, hem de bildirmeye devam edeceğim. Öyle ki, bana gösterdiğin sevgi onlarda da olsun, ben de onlarda olayım.”
JOH 18:1 Bunları söyledikten sonra, İsa öğrencileriyle birlikte dışarı çıkıp Kidron Deresiʼni geçti. Orada bir bahçe vardı. Kendisi ve öğrencileri bahçeye girdi.
JOH 18:2 Oʼna ihanet eden Yahuda da bu yeri biliyordu, çünkü İsa öğrencileriyle sık sık orada buluşurdu.
JOH 18:3 Bu sebeple Yahuda hem yanına bir grup asker hem de başrahipler ve Ferisilerden tapınak polisleri alıp oraya geldi. Fenerler, meşaleler ve silahlar taşıyorlardı.
JOH 18:4 İsa başına gelecek şeylerin hepsini biliyordu. Bu yüzden öne çıkıp onlara, “Kimi arıyorsunuz?” diye sordu.
JOH 18:5 “Nasıralı İsaʼyı” diye cevap verdiler. İsa, “Benim” dedi. Oʼna ihanet eden Yahuda da onlarla birlikte duruyordu.
JOH 18:6 İsa “Benim” deyince, onlar geri çekilip yere düştüler.
JOH 18:7 Onun için onlara bir defa daha sordu: “Kimi arıyorsunuz?” Onlar da, “Nasıralı İsaʼyı” dediler.
JOH 18:8 İsa şöyle cevap verdi: “Size ‘Benim’ dedim. Beni aradığınıza göre, bu adamları bırakın gitsinler.”
JOH 18:9 Bu, daha önce söylediği şu sözün yerine gelmesi için oldu: “Bana verdiğin kişilerden hiçbirini kaybetmedim.”
JOH 18:10 O zaman Simun Petrus yanında taşıdığı kılıcı çekip başrahibin kölesine saldırdı ve onun sağ kulağını kesti. Kölenin adı Malkusʼtu.
JOH 18:11 İsa Petrusʼa, “Kılıcını yerine koy!” dedi. “Babamʼın bana verdiği bardaktan içmeyeyim mi?”
JOH 18:12 O zaman askerler, komutanları ve Yahudi tapınak polisleri İsaʼyı yakalayıp bağladılar.
JOH 18:13 Oʼnu önce Hananʼa götürdüler. Hanan, o yıl başrahip olan Kayafaʼnın kayın pederiydi.
JOH 18:14 “Halk yerine tek bir kişinin ölmesi daha faydalıdır” diye Yahudi liderlere akıl veren Kayafaʼydı.
JOH 18:15 Simun Petrus ve başka bir öğrenci İsaʼyı götürenlerin ardından gidiyordu. O öğrenci başrahibin tanıdığıydı. Bu yüzden İsaʼyla birlikte başrahibin avlusuna girdi.
JOH 18:16 Petrus ise dışarıda, avlu kapısında kaldı. Başrahibin tanıdığı öbür öğrenci dışarıya çıkıp kapı bekçisi kızla konuştu ve Petrusʼu içeri aldı.
JOH 18:17 Kapı bekçisi kız Petrusʼa şunu sordu: “Sen de bu adamın öğrencilerinden değil misin?” Petrus, “Hayır, değilim” diye cevap verdi.
JOH 18:18 Köleler ve tapınak polisleri orada duruyordu. Hava soğuk olduğundan kömürden ateş yakmış ısınıyorlardı. Petrus da aralarında durmuş ısınıyordu.
JOH 18:19 Bu arada başrahip İsaʼyı öğrencileri ve öğrettikleri hakkında sorguladı.
JOH 18:20 İsa ona şöyle cevap verdi: “Ben dünyaya ne söyledimse açıkça söyledim. Her zaman toplantı yerlerinde ve bütün Yahudilerin bir araya geldiği tapınak avlusunda vaaz ettim. Hiçbir şeyi gizlice söylemedim.
JOH 18:21 Niye beni sorguya çekiyorsun? Söylediğim sözleri kim dinlediyse, onlara sor. Onlar ne söylediğimi biliyorlar.”
JOH 18:22 İsaʼnın böyle konuşması üzerine yanında duran bir tapınak polisi Oʼna bir tokat atarak şöyle dedi: “Sen başrahibe böyle mi karşılık verirsin?”
JOH 18:23 İsa ona şöyle cevap verdi: “Ben yanlış bir şey söyledimse, yanlışımı göster. Ama söylediklerim doğruysa, neden bana vuruyorsun?”
JOH 18:24 Bunun üzerine Hanan Oʼnu eli kolu bağlı olarak başrahip Kayafaʼnın yanına yolladı.
JOH 18:25 Simun Petrus hâlâ durup ısınıyordu. Etrafındakiler ona, “Sen de Oʼnun öğrencilerinden değil misin?” diye sordular. Petrus bunu inkâr ederek “Hayır, değilim” dedi.
JOH 18:26 Başrahibin kölelerinden biri de oradaydı. Bu adam, Petrusʼun kulağını kestiği kişinin akrabasıydı. “Ben seni bahçede Oʼnun yanında görmedim mi?” dedi.
JOH 18:27 Petrus tekrar inkâr etti ve o anda horoz öttü.
JOH 18:28 Sabah erken Yahudi liderler İsaʼyı Kayafaʼnın yanından vali sarayına götürdüler. Fakat saraya girmediler. Özgürlük Bayram yemeğini yiyebilmek için temizlikle ilgili din kurallarını çiğnemek istemiyorlardı.
JOH 18:29 Bu sebeple Pilatus onları karşılamak için dışarı çıktı. “Bu adamı neyle suçluyorsunuz?” diye sordu.
JOH 18:30 Ona şöyle cevap verdiler: “O kötülük yapan biri olmasaydı, Oʼnu sana getirmezdik.”
JOH 18:31 Pilatus onlara, “Siz onu alın, kendi kanunlarınıza göre yargılayın” dedi. Ama Yahudi liderler ona şöyle dediler: “Bizim hiç kimseyi ölümle cezalandırmaya yetkimiz yok.”
JOH 18:32 Böylece İsaʼnın sözü yerine geldi. Çünkü O daha önce nasıl bir ölümle öleceğini bildirmişti.
JOH 18:33 Ondan sonra Pilatus tekrar saraya girdi ve İsaʼyı çağırttı. Oʼna, “Sen Yahudilerin Kralı mısın?” diye sordu.
JOH 18:34 İsa ona şöyle cevap verdi: “Bunu kendin mi söylüyorsun, yoksa başkaları mı benim hakkımda böyle söyledi?”
JOH 18:35 Pilatus, “Ben Yahudi miyim?” diye karşılık verdi. “Halkın ve başrahiplerin seni bana teslim ettiler. Ne yaptın?”
JOH 18:36 İsa şöyle dedi: “Benim krallığım bu dünyadan değildir. Eğer krallığım bu dünyadan olsaydı, Yahudi liderlere teslim edilmemem için adamlarım benim için savaşırdı. Oysa benim krallığım buradan değil.”
JOH 18:37 Bunun üzerine Pilatus, “Demek sen bir kralsın, öyle mi?” diye sordu. İsa ona şöyle cevap verdi: “Sen kral olduğumu söylüyorsun. Ben gerçeğe şahitlik etmek için doğup dünyaya geldim. Gerçeğe bağlı herkes benim sesimi işitir.”
JOH 18:38 Pilatus Oʼna “Gerçek nedir?” diye sordu. Bunu söyledikten sonra tekrar dışarı çıkıp Yahudi liderlere yaklaştı. Onlara şöyle dedi: “Ben Oʼnda hiçbir suç bulmuyorum.
JOH 18:39 Ama adete göre Özgürlük Bayramıʼnda sizin için bir suçluyu serbest bırakırım. Peki, Yahudilerin Kralıʼnı serbest bırakmamı ister misiniz?”
JOH 18:40 Onlarsa tekrar bağırmaya başladılar: “Hayır, bu adamı değil, Barabbaʼyı serbest bırak!” Oysa Barabba bir hayduttu.
JOH 19:1 O zaman Pilatus İsaʼyı kamçılattı.
JOH 19:2 Askerler dikenlerden bir taç örüp İsaʼnın başına koydular. Sonra Oʼna mor renkli bir kaftan giydirdiler.
JOH 19:3 İsaʼnın önüne gelip defalarca, “Yaşasın Yahudilerin kralı!” dediler ve Oʼna tokat attılar.
JOH 19:4 Pilatus tekrar dışarı çıktı. Yahudi liderlere şöyle dedi: “Bakın, Oʼnu size dışarı getiriyorum ki, Oʼnda hiçbir suç bulmadığımı bilesiniz.”
JOH 19:5 Bunun üzerine İsa dışarı çıktı. Başında dikenli taç ve sırtında mor renkli kaftan vardı. Pilatus onlara, “İşte o adam!” dedi.
JOH 19:6 Başrahipler ve tapınak polisleri İsaʼyı görünce, “Çarmıha ger! Çarmıha ger!” diye bağırdılar. Pilatus onlara şöyle dedi: “Oʼnu siz alın ve çarmıha gerin. Çünkü ben Oʼnda hiçbir suç bulmuyorum.”
JOH 19:7 Yahudi liderler Pilatusʼa şöyle karşılık verdiler: “Bizim bir kanunumuz var. Bu kanuna göre Oʼnun ölmesi lazım, çünkü Allahʼın Oğlu olduğunu söylüyor.”
JOH 19:8 Pilatus bu sözü duyunca daha da çok korktu.
JOH 19:9 Tekrar saraya girip İsaʼya, “Sen neredensin?” diye sordu. Ama İsa ona cevap vermedi.
JOH 19:10 Bunun üzerine Pilatus Oʼna şöyle dedi: “Bana söyleyecek bir şeyin yok mu? Seni serbest bırakmaya da, çarmıha germeye de yetkim olduğunu bilmiyor musun?”
JOH 19:11 İsa şöyle cevap verdi: “Sana yukarıdan verilmemiş olsaydı, benim üzerimde hiçbir yetkin olmazdı. Bunun için, kim beni senin eline teslim ettiyse, onun günahı daha büyüktür.”
JOH 19:12 Bu nedenle Pilatus Oʼnu serbest bırakmaya çalıştı. Ama Yahudi liderler şöyle bağırdılar: “Sen bu adamı serbest bırakırsan, Sezarʼın arkadaşı değilsin. Kendine kral diyen herkes Sezarʼa başkaldırmış olur.”
JOH 19:13 Pilatus bu sözleri işitince, İsaʼyı dışarıya, Taş Döşeme denilen yere çıkardı. Orada yargı yerine oturdu. Yerin adı Aramiceʼde Gabbataʼdır.
JOH 19:14 Saat öğleyin on ikiye doğruydu. Özgürlük Bayramıʼnın Hazırlık Günüʼydü. Pilatus da Yahudi liderlere, “İşte kralınız!” dedi.
JOH 19:15 Onlar da şöyle bağırdılar: “Yok et Oʼnu, yok et! Oʼnu çarmıha ger!” Pilatus, “Kralınızı mı çarmıha gereyim?” diye sordu. Başrahipler şöyle cevap verdiler: “Sezarʼdan başka kralımız yok!”
JOH 19:16 O zaman Pilatus İsaʼyı, çarmıha gerilsin diye askerlere teslim etti. Onlar da İsaʼyı alıp götürdüler.
JOH 19:17 İsa kendi çarmıhını yüklenip şehirden çıktı, Kafatası denilen yere doğru gitti. Bu yerin Aramice adı Golgotaʼdır.
JOH 19:18 İsaʼyı orada çarmıha gerdiler. Oʼnunla birlikte iki adamı daha çarmıha gerdiler. Biri bir yanda, diğeri öbür yanda, İsa ise ortadaydı.
JOH 19:19 Pilatus bir de tabela yazdırdı ve onu çarmıhın üzerine astırdı. Şöyle yazılıydı: “Nasıralı İsa, Yahudilerin Kralı.”
JOH 19:20 Yahudilerin birçoğu bu tabelayı okudu. Çünkü İsaʼnın çarmıha gerildiği yer şehre yakındı ve tabela Aramice, Latince ve Grekçe olarak yazılmıştı.
JOH 19:21 Bu yüzden Yahudi başrahipler Pilatusʼa şöyle dediler: “ ‘Yahudilerin Kralı’ diye yazma. Ama ‘O Yahudilerin Kralıʼyım dedi’ diye yaz.”
JOH 19:22 Pilatus cevap olarak, “Ne yazdıysam yazdım” dedi.
JOH 19:23 Askerler İsaʼyı çarmıha gerdikten sonra Oʼnun elbiselerini alıp dört parçaya böldüler. Her askere birer pay düşecekti. Gömleğini de aldılar. Gömlek boydan boya dikişsiz, tek bir kumaş parçasıydı.
JOH 19:24 Bu sebeple birbirlerine şöyle dediler: “Bunu yırtmayalım, kime düşecek diye kura çekelim.” Bu, Kutsal Yazıʼnın şu sözü yerine gelsin diye oldu: “Giysilerimi aralarında paylaştılar ve kaftanım için kura çektiler.” İşte, bunları askerler yaptılar.
JOH 19:25 İsaʼnın çarmıhının yanındaysa kadınlar duruyordu. Onlar İsaʼnın annesi, teyzesi, Klopasʼın karısı Meryem, ve Mecdelli Meryemʼdi.
JOH 19:26 İsa, annesinin ve sevdiği öğrencinin orada durduğunu gördü. Annesine, “Bayan, işte bu senin oğlun!” dedi.
JOH 19:27 Ondan sonra öğrencisine “Bak, bu senin annen!” dedi. O öğrenci o günden sonra İsaʼnın annesini kendi evine aldı.
JOH 19:28 Bundan sonra İsa her şeyin zaten tamamlandığını biliyordu. Kutsal Yazılarʼın sözü yerine gelsin diye, “Susadım” dedi.
JOH 19:29 Orada ekşi şarapla dolu bir kap vardı. Askerler bir sünger alıp onu şaraba batırdılar. Sonra süngeri bir dalın ucuna takıp İsaʼnın ağzına uzattılar.
JOH 19:30 İsa ekşi şarabı içtikten sonra, “Tamamlandı!” dedi. Ardından başını eğip ruhunu teslim etti.
JOH 19:31 O gün Hazırlık Günüʼydü. Akşam olunca hem Şabat Günü hem de önemli bayram başlayacaktı. Yahudi liderler cesetlerin çarmıhta kalmasını istemiyorlardı. Bu sebeple Pilatusʼtan çarmıha gerilenlerin bacaklarının kırılmasını ve cesetlerin kaldırılmasını istediler.
JOH 19:32 Bunun üzerine askerler İsaʼnın yanında çarmıha gerilmiş adamlara geldiler. Birinci adamın bir de öbür adamın bacaklarını kırdılar.
JOH 19:33 Ama İsaʼya gelince Oʼnun zaten öldüğünü gördüler. Bunun için Oʼnun bacaklarını kırmadılar.
JOH 19:34 Ne var ki askerlerden biri mızrakla Oʼnun böğrünü deldi. Bunu yapar yapmaz oradan kan ve su aktı.
JOH 19:35 Bunu görmüş olan kişi, siz de iman edesiniz diye şahitlik etmiştir ve şahitliği doğrudur. Doğruyu söylediğini de kendisi biliyor.
JOH 19:36 Bunlar şu Kutsal Yazı yerine gelsin diye oldu: “Onun tek bir kemiği bile kırılmayacak.”
JOH 19:37 Yine başka bir Kutsal Yazı şöyle diyor: “Bedenini delip deştikleri kişiye bakacaklar.”
JOH 19:38 Bundan sonra Aramatyalı Yusuf İsaʼnın ölüsünü almak için Pilatusʼa rica etti. Yusuf, İsaʼnın bir öğrencisiydi. Ama Yahudi liderlerden korktuğundan bunu gizli tutuyordu. Pilatus Yusufʼa izin verdi. Yusuf gidip İsaʼnın cesedini kaldırdı.
JOH 19:39 Gece vakti İsaʼyı ziyaret etmiş olan Nikodim de oraya gitti. Nikodim otuz litre kadar karışık mür ve sarısabır kokularını getirdi.
JOH 19:40 İsaʼnın cesedinini alıp güzel kokularla birlikte bezlere sardılar. Yahudilerin cenaze adetleri böyleydi.
JOH 19:41 İsaʼnın çarmıha gerildiği yerde bir bahçenin içinde yeni bir mezar vardı. Oraya henüz hiç kimse koyulmamıştı.
JOH 19:42 Yahudilerin Bayrama Hazırlık Günüʼydü. Bunun için İsaʼyı oraya koydular, çünkü mezar yakındı.
JOH 20:1 Pazar günü erkenden, hâlâ karanlıkken, Mecdelli Meryem mezara gitti. Mezarın girişindeki taşın yana yuvarlanmış olduğunu gördü.
JOH 20:2 Bu yüzden koşup Simun Petrusʼun ve İsaʼnın sevdiği öbür öğrencinin yanına geldi ve onlara şöyle dedi: “Efendimizʼi mezardan almışlar. Oʼnu nereye koyduklarını bilmiyoruz.”
JOH 20:3 Bunun üzerine Petrus ve öbür öğrenci dışarı çıkıp mezara yöneldiler.
JOH 20:4 İkisi birlikte koşuyordu, ama öbür öğrenci Petrusʼtan daha hızlı koşarak mezara önce vardı.
JOH 20:5 Eğilip içeri baktı ve keten sargı bezlerini orada serilmiş gördü. Fakat içeri girmedi.
JOH 20:6 Onun ardından Simun Petrus geldi ve mezara girdi. Orada serilmiş sargı bezlerini gördü.
JOH 20:7 İsaʼnın başına bağlanmış bir bez de vardı. Ama bu, sargı bezlerinin yanında değildi. Ayrı bir yerde dürülmüş duruyordu.
JOH 20:8 Ondan sonra mezara önce varan öbür öğrenci içeri girdi. Olanları gördü ve inandı.
JOH 20:9 Kutsal Yazıʼya göre İsaʼnın ölümden dirilmesi lazımdı. Ama bu yazıyı henüz anlamamışlardı.
JOH 20:10 Sonra iki öğrenci diğerlerinin yanına döndü.
JOH 20:11 Fakat Meryem mezarın dışında durmuş ağlıyordu. Ağlarken eğilip mezarın içine baktı.
JOH 20:12 Orada beyaz elbiseler giymiş iki melek gördü. Birisi, İsaʼnın cesedinin daha önce yattığı yerin başucunda, öbürü ise ayakucunda oturuyordu.
JOH 20:13 Ona, “Bayan, niye ağlıyorsun?” diye sordular. Meryem onlara şöyle dedi: “Efendimʼi alıp götürmüşler ve Oʼnu nereye koyduklarını bilmiyorum.”
JOH 20:14 Bunu söyledikten sonra, arkasına dönüp baktı. İsa orada duruyordu. Ama onun İsa olduğunu bilmiyordu.
JOH 20:15 İsa, “Bayan, niye ağlıyorsun? Kimi arıyorsun?” diye sordu. Meryem Oʼnu bahçıvan sanarak şöyle dedi: “Efendim, eğer sen Oʼnu götürdünse, Oʼnu nereye koyduğunu söyle. Ben gidip Oʼnu alayım.”
JOH 20:16 İsa ona, “Meryem!” dedi. Meryem dönüp Oʼna Aramiceʼde “Rabbuni” dedi. Rabbuni “Öğretmenim” demektir.
JOH 20:17 İsa ona şöyle dedi: “Bana tutunma! Çünkü Babaʼnın yanına daha çıkmadım. Kardeşlerime git ve onlara şunu söyle: ‘Benim Babamʼa ve sizin Babanızʼa, benim Allahımʼa ve sizin Allahınızʼa çıkıyorum.’ ”
JOH 20:18 Mecdelli Meryem gidip İsaʼnın öğrencilerine haber verdi. “Ben Efendimizʼi gördüm!” dedi. Sonra İsaʼnın kendisine söylediği şeyleri anlattı.
JOH 20:19 Haftanın ilk günüydü ve akşam olmuştu. İsaʼnın öğrencilerinin bulunduğu evin kapıları kapalıydı, çünkü Yahudi liderlerden korkuyorlardı. İsa gelip ortalarında durdu ve “Size esenlik olsun!” dedi.
JOH 20:20 Bunu söyledikten sonra onlara kendi ellerini ve böğrünü gösterdi. Öğrenciler Efendileriʼni görünce sevindiler.
JOH 20:21 İsa onlara tekrar “Size esenlik olsun!” dedi. “Baba beni gönderdiği gibi, ben de sizi gönderiyorum.”
JOH 20:22 Bunu söyledikten sonra üzerlerine üfledi ve onlara “Kutsal Ruhʼu alın!” dedi.
JOH 20:23 “Kimin günahlarını bağışlarsanız, onlar bağışlanmış olur. Kimin günahlarını bağışlamazsanız, onlar bağışlanmamış olur.”
JOH 20:24 Fakat İsa geldiği zaman, on iki elçisinden biri olan ve İkiz adıyla bilinen Tomas onlarla birlikte değildi.
JOH 20:25 Öbür öğrenciler ona, “Biz Efendimizʼi gördük!” dediler. O da onlara şöyle dedi: “Ben ellerindeki çivi izlerini görmeden, parmağımı çivilerin battığı yerlere ve elimi böğrüne koymadan asla inanmayacağım.”
JOH 20:26 Sekiz gün sonra İsaʼnın öğrencileri yine evdeydiler. Tomas da onlarla birlikteydi. Kapılar kapalıyken İsa geldi, ortalarında durdu ve “Size esenlik olsun!” dedi.
JOH 20:27 Sonra Tomasʼa şöyle dedi: “Parmağını buraya uzat, ellerime bak. Elini de uzat, böğrüme koy. Artık imansız olma, imanlı ol.”
JOH 20:28 Tomas Oʼna, “Rabbim ve Allahım!” diye karşılık verdi.
JOH 20:29 İsa ona şöyle dedi: “Beni gördüğün için mi iman ettin? Görmeden iman edenlere ne mutlu!”
JOH 20:30 İsa öğrencilerinin gözü önünde bu kitapta yazılı olmayan daha birçok mucize yaptı.
JOH 20:31 Fakat bunlar, İsaʼnın Allahʼın Oğlu Mesih olduğuna inanmanız için yazılmıştır. Oʼna iman ederseniz Oʼnun adıyla hayat bulursunuz.
JOH 21:1 Bundan sonra, İsa Taberiye Gölüʼnün yanında öğrencilerine tekrar göründü. Bu da şöyle oldu:
JOH 21:2 Simun Petrus, İkiz diye bilinen Tomas, Celile bölgesindeki Kana köyünden olan Natanel, Zebediʼnin oğulları ve İsaʼnın öğrencilerinden iki kişi daha bir aradaydı.
JOH 21:3 Simun Petrus onlara şöyle dedi: “Ben balık tutmaya gidiyorum.” Onlar da, ona “Biz de seninle geliyoruz” dediler. Dışarı çıkıp tekneye bindiler. Ama o gece hiçbir şey tutmadılar.
JOH 21:4 Güneş doğmak üzereyken İsa kıyıda durdu. Fakat öğrenciler Oʼnun İsa olduğunu anlamadılar.
JOH 21:5 İsa onlara, “Çocuklar, balığınız yok mu?” diye sordu. Onlar, “Yok” diye cevap verdiler.
JOH 21:6 İsa onlara şöyle dedi: “Ağı teknenin sağ tarafına atın, o zaman balık tutarsınız.” Onlar da ağı attılar ve o kadar çok balık tuttular ki, ağı teknenin içine çekmeye güçleri yetmedi.
JOH 21:7 Bunun üzerine İsaʼnın sevdiği öğrenci Petrusʼa, “Bu Rabʼdir!” dedi. Simun Petrus Oʼnun Rab olduğunu duyunca, iş elbisesine çekidüzen verdi, çünkü başka bir şey giymemişti. Sonra göle atladı.
JOH 21:8 Öbür öğrenciler balık dolu ağı çekerek tekneyle geldiler. Karadan ancak yüz metre kadar uzaktaydılar.
JOH 21:9 Karaya çıkınca kömürden bir ateş gördüler. Ateşin üstünde balık pişiyordu. Bir de ekmek vardı.
JOH 21:10 İsa onlara şöyle dedi: “Az önce tuttuğunuz balıklardan getirin.”
JOH 21:11 Simun Petrus da tekneye binip ağı karaya çekti. Ağ yüz elli üç büyük balıkla doluydu. O kadar çok balık olduğu halde ağ yırtılmadı.
JOH 21:12 İsa onlara, “Gelin, yemek yiyin!” dedi. Öğrencilerinden hiçbiri Oʼna, “Sen kimsin?” diye sormaya cesaret edemedi. Çünkü Oʼnun Rab olduğunu anladılar.
JOH 21:13 İsa da gidip ekmeği aldı ve onlara verdi. Aynı şekilde balıkları da verdi.
JOH 21:14 Bu, İsaʼnın ölümden dirildikten sonra öğrencilerine üçüncü görünüşüydü.
JOH 21:15 Yemekten sonra İsa Simun Petrusʼa şunu sordu: “Yuhanna oğlu Simun, beni bunlardan daha çok seviyor musun?” Petrus Oʼna şöyle dedi: “Evet, Rab, seni sevdiğimi biliyorsun.” İsa ona, “Kuzularımı otlat!” dedi.
JOH 21:16 İsa ona ikinci defa sordu: “Yuhanna oğlu Simun, beni seviyor musun?” Petrus ona şöyle dedi: “Evet, Rab, seni sevdiğimi biliyorsun.” İsa ona, “Koyunlarımı güt!” dedi.
JOH 21:17 İsa ona üçüncü defa sordu: “Yuhanna oğlu Simun, beni seviyor musun?” Petrus İsaʼnın ona üçüncü defa, “Sen beni seviyor musun?” diye sorduğuna üzüldü ve şöyle dedi: “Rab, her şeyi biliyorsun. Seni sevdiğimi de biliyorsun.” İsa ona, “Koyunlarımı otlat!” dedi.
JOH 21:18 “Sana doğrusunu söylüyorum, sen gençken, kendi kuşağını kendin bağlardın ve istediğin yere giderdin. Ama yaşlanınca ellerini uzatacaksın, başkası seni bağlayacak ve istemediğin yere götürecek.”
JOH 21:19 Bunu söylemekle Petrusʼun ne çeşit ölümle Allahʼı yücelteceğine işaret ediyordu. Sonra, “Benim peşimden gel!” dedi.
JOH 21:20 Petrus arkasına dönüp İsaʼnın sevdiği öğrencinin peşlerinden geldiğini gördü. Bu öğrenci, akşam yemeğinde İsaʼnın göğsüne yaslanan ve “Efendimiz, sana ihanet edecek olan kimdir?” diye soran öğrenciydi.
JOH 21:21 Petrus onu görünce İsaʼya, “Rab, ya ona ne olacak?” diye sordu.
JOH 21:22 İsa ona şöyle dedi: “Ben gelinceye dek onun hayatta kalmasını isteyecek olsam, bundan sana ne? Sen peşimden gel!”
JOH 21:23 İşte, bu yüzden imanlı kardeşlerin arasında, “O öğrenci hiç ölmeyecek” diye bir söylenti çıktı. Ama İsa onun ölmeyeceğini söylemedi. Sadece, “Ben gelinceye dek onun hayatta kalmasını isteyecek olsam, bundan sana ne?” dedi.
JOH 21:24 Bu olaylara şahitlik eden ve bunları yazan öğrenci budur. Onun şahitliğinin doğru olduğunu biliyoruz.
JOH 21:25 İsaʼnın yaptığı daha birçok şey var. Bunlar tek tek yazılsaydı, sanırım yazılan kitaplar dünyaya sığmazdı.
ACT 1:1 Ey Teofilos, İlk kitabımda İsaʼnın göklere alındığı güne kadar yapmaya ve öğretmeye başladığı her şeyi yazdım.
ACT 1:2 İsa göklere alınmadan önce, seçtiği elçilere Kutsal Ruh aracılığıyla buyruklar verdi.
ACT 1:3 Acı çekip öldükten sonra, birçok kanıtla elçilere dirilmiş olduğunu gösterdi. Kırk gün süresince onlara göründü ve Allahʼın Krallığı hakkında konuştu.
ACT 1:4 Bir gün onlarla yemek yerken şunları emretti: “Yeruşalimʼden ayrılmayın. Babaʼnın verdiği sözün yerine gelmesini bekleyin. Bunun hakkında konuştuğumu işittiniz.
ACT 1:5 Şöyle ki, Yahya suyla vaftiz etti, ama siz birkaç güne kadar Kutsal Ruhʼla vaftiz olacaksınız.”
ACT 1:6 Elçiler bir araya gelmişken, İsaʼya sordular: “Ya Rab, İsrailʼin krallığını şimdi mi yeniden kuracaksın?”
ACT 1:7 Onlara şöyle dedi: “Babaʼnın kendi yetkisiyle kararlaştırdığı zamanları ve tarihleri bilmek size düşmez.
ACT 1:8 Ama Kutsal Ruh üzerinize gelince kuvvet alacaksınız. Yeruşalimʼde, bütün Yahudiye ve Samiriyeʼde, dünyanın en uzak köşesine kadar benim şahitlerim olacaksınız.”
ACT 1:9 İsa bu sözleri söyledikten sonra, elçileri seyrederken yukarı alındı. Bir bulut İsaʼyı alıp götürdü. Oʼnu artık göremediler.
ACT 1:10 İsa giderken ve onların gözleri hâlâ göğe dikiliyken, birden yanlarında beyaz elbiseler içinde iki adam göründü.
ACT 1:11 Şöyle dediler: “Celileli adamlar, neden göğe bakıp duruyorsunuz? Aranızdan göğe alınan İsa, aynen göğe çıktığını gördünüz gibi geri gelecek.”
ACT 1:12 Ondan sonra Zeytin Dağı denilen tepeden Yeruşalimʼe döndüler. O tepe Yeruşalimʼe yakındır. Bir kilometre kadar uzaklıktadır.
ACT 1:13 Şehre varınca Petrus ve Yuhanna, Yakub ve Andreas, Filipus ve Tomas, Bartalmay ve Matta, Alpay oğlu Yakub ve “Yurtsever” Simun, ve Yakub oğlu Yahuda kaldıkları evin üst katına çıktılar.
ACT 1:14 Onlar kendilerini tek bir fikirle hep duaya verdiler. Bazı kadınlar, İsaʼnın annesi Meryem ve İsaʼnın erkek kardeşleri onlara katıldılar.
ACT 1:15 O günlerde Petrus imanlı kardeşlerin arasında ayağa kalktı. Aşağı yukarı yüz yirmi kişiden meydana gelen bir topluluk bir araya gelmişti. Petrus onlara şöyle dedi:
ACT 1:16 “Kardeşler, Kutsal Yazıʼnın yerine gelmesi lazımdı. Bunu Kutsal Ruh, Davudʼun ağzıyla Yahuda hakkında önceden haber vermişti. Yahuda, İsaʼyı yakalayanlara yol gösterdi.
ACT 1:17 Oysa bizden biriydi ve bu hizmette pay alırdı.”
ACT 1:18 Yahuda ihanetinin karşılığıyla bir tarla aldı. Sonra baş aşağı düştü, karnı yarıldı ve bütün bağırsakları dışarı fışkırdı.
ACT 1:19 Yeruşalimʼde yaşayan herkesin bu olaydan haberi oldu. Bu yüzden o tarlaya onların dilinde “Hakeldema” denilir. Bu ad “Kan Tarlası” anlamına gelir.
ACT 1:20 Petrus konuşmasına şöyle devam etti: “Mezmurlar kitabında şöyle yazılmıştır: ‘Onun evi ıssız kalsın, artık kimse orada oturmasın.’ Yine de: ‘Onun görevini başkası alsın.’
ACT 1:21 Bunun için, Rab İsa aramızdayken hep bizimle beraber olan adamlardan birini seçmeliyiz.
ACT 1:22 Bu kişi, İsaʼnın Yahya tarafından vaftiz edilmesinden göklere alınmasına kadar aramızda bulunmuş biri olmalı. Bize katılıp İsaʼnın dirilişine şahitlik etmeli.”
ACT 1:23 İki adamı öne çıkardılar: Biri Barsabba ve Yustus diye bilinen Yusuf, öbürüyse Mattiya idi.
ACT 1:24 Şöyle dua ettiler: “Ya Rab, sen her insanın yüreğini biliyorsun. Bize bu ikisinden hangisini seçtiğini göster.
ACT 1:25 Yahudaʼnın hak ettiği yere gitmek için boş bıraktığı bu hizmeti ve elçilik görevini kim alsın?”
ACT 1:26 Ondan sonra bu iki kişi arasında kura çektirdiler. Kura Mattiyaʼya düştü. Böylece Mattiya seçilip on bir elçiye katıldı.
ACT 2:1 Pentikost Bayramı gelmişti. O gün imanlıların hepsi birlikte aynı yerdeydiler.
ACT 2:2 Birdenbire gökten bir ses geldi. Bu ses, kuvvetle esen bir rüzgarın sesi gibiydi ve bulundukları evi doldurdu.
ACT 2:3 Onlara dil şeklinde alevlere benzer bir şeyler göründü. Bunlar dağılarak her birinin üzerine indi.
ACT 2:4 İmanlıların hepsi Kutsal Ruhʼla doldu. Ruhʼun onları konuşturduğu başka diller konuşmaya başladılar.
ACT 2:5 O arada Yeruşalimʼde dünyanın bütün ülkelerinden gelen Yahudiler, Allahʼtan korkan adamlar vardı.
ACT 2:6 Bu ses duyulunca, büyük bir kalabalık bir araya geldi. Onlar şaşırıp kaldı, çünkü herkes kendi ana dilinde konuşulduğunu duydu.
ACT 2:7 Hayret ve şaşkınlık içinde şöyle dediler: “Şuna bak! Bu konuşanların hepsi Celileli değil mi?
ACT 2:8 Nasıl oluyor da her birimiz kendi ana dilini işitiyor?
ACT 2:9 Aramızda Partlar ve Medler, Elamlılar ve Mezopotamyaʼda yaşayanlar, Yahudiye ve Kapadokyaʼda, Pontus ve Ege bölgesinde,
ACT 2:10 Frigya ve Pamfilyaʼda, Mısırʼda ve Libyaʼnın Kirene şehrinin etrafında oturanlar var. Romaʼdan gelen
ACT 2:11 hem asıl Yahudi hem de Yahudi inancını kabul eden ziyaretçiler, Giritliler ve Araplar var. Hepimiz Allahʼın yaptığı harikaların kendi dillerimizde konuşulduğunu duyuyoruz.”
ACT 2:12 Herkes hayret ve şaşkınlık içinde birbirine “Bu ne demek oluyor?” dedi.
ACT 2:13 Bazıları ise, onlarla alay ederek şöyle dediler: “Bunlar yeni şarabı fazla kaçırmış!”
ACT 2:14 Bunun üzerine Petrus öbür on bir elçiyle ayağa kalkıp sesini yükseltti ve kalabalığa şunları söyledi: “Ey Yahudi kardeşler ve Yeruşalimʼde oturan herkes, bu olayı size açıklayayım. Sözlerime kulak verin.
ACT 2:15 Bu insanlar sandığınız gibi sarhoş değiller. Saat daha sabahın dokuzu!
ACT 2:16 Hayır, bu Peygamber Yoelʼin aracılığıyla bildirilen olaydır:
ACT 2:17 ‘Allah şöyle diyor: Son günlerde bütün insanların üzerine Ruhumʼdan dökeceğim. Oğullarınız ve kızlarınız peygamberlik edecekler. Gençleriniz olağanüstü görüntüler, yaşlı adamlarınız rüyalar görecekler.
ACT 2:18 Evet, o günlerde kadın erkek bütün kullarımın üzerine, Ruhumʼdan dökeceğim, onlar da peygamberlik edecekler.
ACT 2:19 Yukarıda, gökte harikalar, aşağıda, yeryüzünde mucizevi işaretler göstereceğim: kan, ateş ve duman bulutları.
ACT 2:20 Rabbin büyük ve görkemli günü gelmeden önce, güneş kapkaranlık olacak. Ay kan rengine dönecek.
ACT 2:21 O zaman Rabbi adıyla yardıma çağıran herkes kurtulacak.’
ACT 2:22 Ey İsrail halkı! Şu sözleri dinleyin: Nasıralı İsa Allah tarafından kimliği size kanıtlanmış bir adamdır. Bildiğiniz gibi, Allah bunu Oʼnun aracılığıyla aranızda yapılan güçlü işler, harikalar ve mucizelerle yaptı.
ACT 2:23 Fakat Allahʼın önceden karar verdiği bir planı vardı. O, ne olacağını önceden biliyordu. Buna göre İsa elinize teslim edildi. Oʼnu Tevratʼı tanımayanların eliyle çarmıha çivileyip öldürdünüz.
ACT 2:24 Fakat Allah Oʼnu diriltti. Oʼnun ölüm acılarına son verdi. Çünkü ölümün İsaʼyı esir tutması mümkün değildi.
ACT 2:25 Evet, Davud Oʼnun hakkında şöyle der: ‘Gözümü Rabʼden asla ayırmam. O sağımda kaldığı için sarsılmam.
ACT 2:26 Bu sebeple yüreğim mutlu ve dilim sevinçten coşuyor. Üstelik bedenim de umutla yaşayacak.
ACT 2:27 Çünkü sen ya Rab, canımı ölüler dünyasına terk etmeyeceksin. Sana sadık olanın çürümesine de izin vermeyeceksin.
ACT 2:28 Sen nasıl hayat bulacağımı bana bildirdin. Huzurunda beni sevinçle dolduracaksın.’
ACT 2:29 Kardeşler, yüce atamız Davud hakkında şunu kesinlikle söyleyebilirim. O öldü ve gömüldü. Onun mezarı bugüne kadar aramızdadır.
ACT 2:30 Fakat Davud bir peygamberdi. Allahʼın ona yeminle söz verdiğini biliyordu. Bu söze göre Allah onun soyundan bir kişiyi tahtına oturtacaktı.
ACT 2:31 Bunun için o ne olacağını gördü ve Mesihʼin dirilişi hakkında konuştu. Dedi ki, Mesih ‘ölüler dünyasına terk edilmedi’, ‘bedeninin çürümesine izin verilmedi’.
ACT 2:32 Allah bu İsaʼyı ölümden diriltti. Biz hepimiz buna şahidiz.
ACT 2:33 İsa, Allahʼın sağına yükseltildi. Babaʼnın vaat ettiği Kutsal Ruhʼu alıp Oʼnu gördüğünüz ve işittiğiniz gibi üzerimize döktü.
ACT 2:34 Elbette göğe çıkan Davud değildi; ama kendisi şöyle der: ‘Rab Efendimʼe dedi ki, “Senin düşmanlarını ayaklarına basamak yapacağım. O zamana kadar sağımda otur.” ’
ACT 2:36 Onun için bütün İsrail halkı şunu kesin olarak bilsin: sizin çarmıha gerdiğiniz bu İsaʼyı Allah hem Efendi, hem de Mesih yaptı!”
ACT 2:37 Halk bunu işitince yüreklerine bıçak saplanmış gibi oldu. Petrusʼa ve öbür elçilere sordular: “Kardeşler, ne yapmalıyız?”
ACT 2:38 Petrus onlara şöyle dedi: “Tövbe edin ve her biriniz İsa Mesihʼin adıylavaftiz olsun. Böylece günahlarınız bağışlanacak ve Kutsal Ruhʼu karşılıksız alacaksınız.
ACT 2:39 Bu vaat sizin için, çocuklarınız ve uzakta olan herkes için, yani Rab Allahımızʼın kendisine çağıracağı herkes içindir.”
ACT 2:40 Petrus daha birçok sözle onları sıkı sıkı uyardı. “Kendinizi bu sapık kuşağın uğrayacağı cezadan kurtarın!” diye yalvardı.
ACT 2:41 Sonuçta Petrusʼun sözünü kabul edenler vaftiz oldu. O gün yaklaşık üç bin kişi topluluğa katıldı.
ACT 2:42 Onlar kendilerini elçilerin öğrettiklerini dinlemeye, beraberliğe, ekmek bölüp paylaşmaya ve dua etmeye adadılar.
ACT 2:43 Herkes hayranlıkla karışık korku içindeydi. Elçilerin aracılığıyla birçok harika ve mucize yapılıyordu.
ACT 2:44 Bütün iman edenler bir aradaydı, her şeyi paylaşıyorlardı.
ACT 2:45 Mallarını mülklerini satıp parasını herkese ihtiyacına göre dağıtıyorlardı.
ACT 2:46 Günden güne tek bir fikirle kendilerini tapınak avlusunda toplanmaya adadılar. Evlerde ekmek bölüp paylaşıyorlardı. Hep birlikte coşkun bir sevinç ve temiz yürekle yemek yiyorlardı.
ACT 2:47 Allahʼı devamlı övüyorlardı. Bütün halk onları beğeniyordu. Rab da her gün kurtulan kişileri onların topluluğuna katıyordu.
ACT 3:1 Bir gün Petrus ve Yuhanna dua saatinde tapınağa çıkıyorlardı. Saat öğleden sonra üçtü.
ACT 3:2 Doğuştan sakat bir adam oraya getiriliyordu. Bu adamı tapınak avlusuna giren kişilerden para dilenmesi için her gün “Güzel Kapı” denilen avlu kapısının önüne bırakırlardı.
ACT 3:3 Petrusʼla Yuhanna tapınak avlusuna girmek üzereydi. Adam onları görünce, onlardan para istedi.
ACT 3:4 O zaman Petrusʼla Yuhanna ona dikkatle baktılar. Sonra Petrus, “Bize bak!” dedi.
ACT 3:5 Adam da bir şey alacağını umarak onlara dikkatle baktı.
ACT 3:6 Fakat Petrus ona şöyle dedi: “Bende gümüş ve altın yok. Ama bende ne varsa, onu sana veriyorum: Nasıralı İsa Mesihʼin adıyla kalk, yürü!”
ACT 3:7 Sonra Petrus adamı sağ elinden tutup ayağa kaldırdı. Aynı anda adamın ayakları ve ayak bilekleri sapasağlam oldu.
ACT 3:8 Adam ayağa fırlayarak dimdik durdu ve yürümeye başladı. Yürüye, zıplaya, Allahʼı överek onlarla birlikte tapınak avlusuna girdi.
ACT 3:9 Bütün halk onun yürüdüğünü ve Allahʼı övdüğünü gördü.
ACT 3:10 Tapınağın Güzel Kapısında oturup dilenen adam olduğunu fark ettiler. Ona olanlara şaşırıp hayret ettiler.
ACT 3:11 Adam Petrusʼla Yuhannaʼnın yanından ayrılmadı. Bütün halk da şaşkınlık içinde onların yanına koştu. Tapınağın “Süleymanʼın Kemeraltı” denilen üstü kapalı kısmında toplandılar.
ACT 3:12 Petrus bunu görünce, halka şöyle vaaz etmeye başladı: “Ey İsrail halkı! Buna neden şaştınız? Niçin gözlerinizi bize dikmiş bakıyorsunuz? Sanmayın ki bu adamı kendi kuvvetimizle, ya da dindarlığımızla yürüttük!
ACT 3:13 İbrahimʼin, İshakʼın ve Yakubʼun ve diğer Atalarımızın tapındığı Allah, hizmetkârı İsaʼyı yüceltti. Siz ise Oʼnu ele verdiniz. Vali Pilatus Oʼnu serbest bırakmaya karar verdi, fakat siz Oʼnu Pilatusʼun önünde reddettiniz.
ACT 3:14 Kutsal ve Doğru Olanʼı reddettiniz ve bir katilin serbest bırakılmasını istediniz.
ACT 3:15 Hayat Kaynağıʼnı öldürdünüz. Fakat Allah Oʼnu ölümden diriltti. Biz buna şahidiz.
ACT 3:16 İsaʼnın adı, gördüğünüz ve tanıdığınız bu adama şifa verdi. Çünkü o, İsaʼnın adına iman etti. Evet, İsaʼya olan iman onu hepinizin önünde sapasağlam yaptı.
ACT 3:17 Şimdi, kardeşlerim, sizin de aynı liderleriniz gibi bilgisizlikle davrandığınızı biliyorum.
ACT 3:18 Fakat Allah, bütün peygamberlerin ağzından, Mesihiʼnin acı çekeceğini önceden bildirmişti. Bu haberi de söylediği şekilde yerine getirdi.
ACT 3:19 Bunun için tövbe edin, Allahʼa dönün, öyle ki, günahlarınız silinsin.
ACT 3:20 Öyle ki, Rab size yenilenme fırsatları versin ve sizin için önceden seçilen Mesihʼi, yani İsaʼyı göndersin.
ACT 3:21 Her şey bir gün yeniden yaratılacak. Allah bunu ta eski zamanlardan beri kutsal peygamberlerinin ağzından bildirmişti. O zamana kadar İsaʼnın gökte kalması lazım.
ACT 3:22 Musa şöyle dedi: ‘Rab Allahınız kendi halkınızdan sizin için benim gibi bir peygamber ortaya çıkaracak. Oʼnun size söyleyeceği her şeye kulak vermelisiniz.
ACT 3:23 O peygamberin sözünü dinlemeyen herkes Allahʼın halkından atılıp yok olacak.’
ACT 3:24 Samuelʼden başlayarak, onun ardından konuşan bütün peygamberler bu günleri bildirdi.
ACT 3:25 Peygamberlerin evlatları sizsiniz. Allahʼın atalarınızla yaptığı antlaşmaya ortaksınız. Allah İbrahimʼe şöyle söz verdi: ‘Senin soyun sayesinde yeryüzündeki bütün halklar bereketlenecek.’
ACT 3:26 Allah, hizmetkârı İsaʼyı önce sizin için ortaya çıkardı. Oʼnu her birinizi yaptığınız kötülüklerden döndürüp bereketlemek için gönderdi.”
ACT 4:1 Petrusʼla Yuhanna daha halkla konuşuyordu. Birden rahipler, tapınak polislerinin komutanı ve Sadukiler denen din partisinden bazı adamlar onların karşısına dikildiler.
ACT 4:2 Bu adamlar çok kızgındı, çünkü Petrusʼla Yuhanna halka vaaz ediyorlardı. İsaʼnın ölümden dirildiğini, böylece tüm ölülerin de dirileceğini bildiriyorlardı.
ACT 4:3 Petrusʼla Yuhannaʼyı yakaladılar. Akşam olduğu için ertesi güne kadar onları hapiste tuttular.
ACT 4:4 Fakat o konuşmayı dinleyenlerden birçok kişi iman etti. Böylece iman eden erkeklerin sayısı aşağı yukarı beş bine çıktı.
ACT 4:5 Ertesi gün halkın liderleri, Meclis üyeleri ve Tevrat uzmanları Yeruşalimʼde toplantıya çağırıldılar.
ACT 4:6 Başrahip Hanan, Kayafa, Yohanan, İskender ve başrahibin soyundan gelen herkes oradaydı.
ACT 4:7 Petrusʼla Yuhannaʼyı orta yere dikip onları şöyle sorgulamaya başladılar: “Siz bunu hangi güçle ya da kimin adıyla yaptınız?”
ACT 4:8 O an Kutsal Ruhʼla dolmuş olan Petrus onlara şöyle dedi: “Ey halkın liderleri ve Meclis üyeleri!
ACT 4:9 Biz sakat bir adama iyilik yaptık, ona nasıl şifa verdik diye mi bugün sorgulanıyoruz?
ACT 4:10 Siz ve bütün İsrail halkı bilin ki, bu adam Nasıralı İsa Mesih adıyla önünüzde sağlam duruyor. Siz İsaʼyı çarmıha gerdiniz, ama Allah Oʼnu ölümden diriltti.
ACT 4:11 Siz inşaatçıların reddettiği taş olan bu İsa, binanın köşe taşı oldu.
ACT 4:12 İsaʼdan başka hiç kimsede kurtuluş yoktur. Kurtuluşumuz için göğün altında insanlara bağışlanmış başka hiçbir ad yoktur.”
ACT 4:13 Meclis üyeleri Petrus ve Yuhannaʼnın cesaretle konuştuklarını gördüler ve onların okumamış ve sıradan kişiler olduklarını anlayınca şaşkına döndüler. Ayrıca onların daha önce İsaʼyla birlikte olduğunu fark ettiler.
ACT 4:14 İyileşmiş olan adamı da Petrus ve Yuhannaʼnın yanında görünce söyleyecek bir şey bulamadılar.
ACT 4:15 Onların Meclis odasından çıkmalarını emrettikten sonra tartışmaya başladılar.
ACT 4:16 “Bu adamları ne yapacağız?” dediler. “Çünkü Yeruşalimʼde oturan herkes onların olağanüstü bir mucize yaptığını biliyor. Bunu inkâr edemeyiz.
ACT 4:17 Ama bunun halk arasında daha fazla yayılmasını önlemek için onları tehdit edelim. Böylece bir daha bu adamın adını anarak hiç kimseyle konuşmasınlar.”
ACT 4:18 Petrusʼla Yuhannaʼyı çağırdılar. “Kesinlikle İsa adını ağzınıza almayın, Oʼnun hakkında vaaz etmeyin” diye onlara buyruk verdiler.
ACT 4:19 Ama Petrus ve Yuhanna onlara şöyle cevap verdiler: “Allahʼın gözünde doğru olan ne? Allahʼın mı yoksa sizin sözünüzü mü dinleyelim? Buna siz karar verin.
ACT 4:20 Çünkü biz gördüğümüz ve duyduğumuz şeyleri konuşmadan duramayız.”
ACT 4:21 Meclis üyeleri Petrusʼla Yuhannaʼyı bir daha tehdit ettikten sonra serbest bıraktılar. Onlara ceza vermenin bir yolunu bulamadılar. Çünkü bütün halk olup bitenler için Allahʼı övüyordu.
ACT 4:22 Hem de bu mucizeyle şifa bulan adamın yaşı kırkı geçmişti.
ACT 4:23 Petrus ve Yuhanna serbest bırakıldıktan sonra, arkadaşlarına döndüler. Başrahiplerin ve liderlerin onlara söylediklerini anlattılar.
ACT 4:24 İmanlılar bunu duyunca seslerini yükseltip hep birlikte Allahʼa şöyle dua ettiler: “Ey Efendimiz! Gökyüzünü, yeryüzünü, denizi ve onların içinde olan her şeyi yaratan sensin.
ACT 4:25 Kutsal Ruh aracılığıyla, hizmetkârın olan atamız Davudʼun ağzından şöyle dedin: ‘Milletler niçin kafa tutup kızdılar? Halklar neden boş planlar kurdular?
ACT 4:26 Dünyanın kralları savaşa hazırlandılar. Rabbe ve Oʼnun Mesihiʼne karşı liderler bir araya geldiler.’
ACT 4:27 Gerçekten bu şehirde Hirodes ve Pontiyus Pilatus, İsrail halkı ve diğer milletlerden kişilerle toplandılar. Mesih olarak seçtiğin kutsal hizmetkârın İsaʼya karşı geldiler.
ACT 4:28 Onlar ancak senin gücün ve isteğinle önceden karar verdiğini yerine getirebildiler.
ACT 4:29 Şimdi, ya Rab, onların tehditlerine bak. Biz hizmetkârlarına güç ver ki, senin sözünü tam bir cesaretle bildirelim.
ACT 4:30 Sen de aynı zamanda elini uzat ki, senin kutsal hizmetkârın İsaʼnın adıyla hastalara şifa verilsin, mucizeler ve harikalar yapılsın.”
ACT 4:31 Onların duası bittikten sonra toplandıkları yer sarsıldı. Hepsi Kutsal Ruhʼla dolup Allahʼın sözünü cesaretle bildirmeye devam ettiler.
ACT 4:32 İman edenlerin topluluğu yürekte ve düşüncede birdi. Onlardan hiçbiri malı mülkü için “bu benimdir” demiyordu. Her şeyi paylaşıyorlardı.
ACT 4:33 Elçiler de büyük kuvvetle Rab İsaʼnın ölümden dirilişine şahitlik ediyorlardı. Allah da bütün imanlılara lütfunu bol bol gösteriyordu.
ACT 4:34 Aralarında muhtaç olan yoktu. Çünkü tarlaları ya da evleri olanlar bunları satıyor, satıştan aldıkları parayı elçilerin emrine veriyorlardı. Elçiler de bu paradan herkese ihtiyacına göre dağıtıyordu.
ACT 4:36 Bir de Yusuf adlı bir adam vardı. Kendisi Kıbrıs doğumlu bir Leviliydi. Elçiler ona Barnaba lâkabını taktılar. Bu lâkap “Cesaret Veren” anlamına gelir.
ACT 4:37 Onun bir tarlası vardı. Tarlayı satıp parasını elçilerin emrine verdi.
ACT 5:1 Hananya adında bir adam karısı Safiraʼyla anlaşarak bir mülk sattı.
ACT 5:2 Paranın bir kısmını kendisine ayırdı. Gerisini getirip elçilerin emrine verdi. Karısının her şeyden haberi vardı.
ACT 5:3 Petrus ona şöyle dedi: “Hananya, neden Şeytanʼa uydun? Kutsal Ruhʼa yalan söyledin. Neden tarladan aldığın paranın bir kısmını kendine ayırdın?
ACT 5:4 Tarla satılmadan önce senin değil miydi? Satıldıktan sonra da parayı istediğin gibi kullanamaz mıydın? Nasıl oldu da yüreğinde bu işe yer verdin? İnsanlara değil, Allahʼa yalan söyledin.”
ACT 5:5 Hananya bu sözleri işitince yere yıkılıp can verdi. Bu olaydan haber alan herkesin üzerine büyük bir korku düştü.
ACT 5:6 Genç adamlar kalkıp Hananyaʼnın ölüsünü kefene sardılar, sonra dışarıya taşıyıp gömdüler.
ACT 5:7 Aradan aşağı yukarı üç saat geçtikten sonra Hananyaʼnın karısı içeri girdi. Fakat olanlardan haberi yoktu.
ACT 5:8 Petrus söz alıp şöyle dedi: “Söyle bana, tarlayı filanca paraya mı sattınız?” Safira da, “Evet, o paraya” dedi.
ACT 5:9 Bunun üzerine Petrus ona şöyle dedi: “Neden Rabbin Ruhuʼnu denemek için söz birliği yaptınız? İşte kocanı gömen kişilerin ayak sesleri kapıda duyuluyor. Onlar seni de dışarıya taşıyacaklar.”
ACT 5:10 Safira hemen Petrusʼun ayaklarının dibine yıkılıp can verdi. O anda genç adamlar içeri girdiler. Safiraʼyı ölü buldular ve onu dışarıya taşıyıp kocasının yanına gömdüler.
ACT 5:11 Bütün imanlılar topluluğu ve bu olaydan haber alan herkes büyük korkuya kapıldı.
ACT 5:12 Halk arasında elçilerin elleriyle birçok mucize ve harika yapılıyordu. Hep birlikte tek bir fikirle “Süleymanʼın Kemeraltı” denen üstü kapalı kısmında toplanıyorlardı.
ACT 5:13 Diğer Yahudiler onlara katılmaya cesaret edemediler. Yine de halk onlara büyük saygı gösterdi.
ACT 5:14 Gittikçe daha fazla kişi, hem erkek hem de kadın, Rabbe iman edip onlara katıldı.
ACT 5:15 Sonuçta hastaları sokağa çıkarıp yataklar ve döşeklerin üzerine yatırdılar. Bunu Petrus oradan geçerken, hiç değilse gölgesi bazılarının üzerine düşsün de şifa versin diye yaptılar.
ACT 5:16 Yeruşalimʼin etrafındaki kasabalardan birçok insan geliyordu. Hastalarını ve şeytani ruhlardan eziyet çekenleri getiriyorlardı. Onların hepsi iyileşti.
ACT 5:17 O arada başrahip harekete geçti. Kendisi ve yanında bulunanların hepsi, yani Saduki partisinden olanlar kıskançlıkla doldular.
ACT 5:18 Elçileri yakalatıp herkesin gözü önünde hapishaneye attılar.
ACT 5:19 Fakat Rabbin bir meleği geceleyin hapishanenin kapılarını açtı ve elçileri dışarıya çıkarıp şöyle dedi:
ACT 5:20 “Gidin, tapınak avlusunda durun ve bu yaşam yolu hakkındaki her şeyi halka anlatın!”
ACT 5:21 Elçiler bunu duyunca sabaha doğru tapınak avlusuna gidip vaaz etmeye başladılar. Bu arada başrahip ve yanında bulunan adamlar geldiler ve Meclisʼi, yani İsrail halkının bütün liderlerini toplantıya çağırdılar. Ondan sonra elçilerin getirilmesi için hapishaneye haber yolladılar.
ACT 5:22 Fakat oraya giden tapınak polisleri onları hapishanede bulmadılar. Bunun üzerine dönüp durumu anlattılar.
ACT 5:23 “Hapishaneyi kapalı kilitli bulduk” dediler. “Bekçiler de kapıların önünde duruyorlardı. Fakat kapıları açınca içerde kimseyi bulmadık.”
ACT 5:24 Tapınak polislerinin komutanı ve başrahipler bu sözleri işitince şaşırıp kaldılar ve bu işin sonu ne olacak diye merak ettiler.
ACT 5:25 O sırada birisi gelip onlara şu haberi getirdi: “Sizin hapishaneye attığınız adamlar var ya! İşte, onlar tapınak avlusunda durmuş halka vaaz ediyorlar.”
ACT 5:26 O zaman komutan, öbür polislerle birlikte, elçileri getirmeye gitti. Fakat hiç zor kullanmadılar, çünkü halkın kendilerini taşlamasından korkuyorlardı.
ACT 5:27 Elçileri getirip Meclisʼin önüne çıkardılar. Başrahip onları sorguya çekmeye başladı.
ACT 5:28 “Size kesin bir emir vermiştik” dedi. “Bu adamın adıyla vaaz etmeyin demiştik. Fakat siz inancınızı Yeruşalimʼin her tarafına yaydınız. Üstelik bu adamın kanını dökmekten bizi sorumlu tutmak istiyorsunuz.”
ACT 5:29 Fakat Petrus ve öbür elçiler şöyle cevap verdiler: “İnsanlardan çok Allahʼa itaat etmeliyiz.
ACT 5:30 Siz İsaʼyı ağaçtan bir çarmıha asıp öldürdünüz. Fakat atalarımızın Allahı Oʼnu diriltti.
ACT 5:31 Allah Oʼnu Lider ve Kurtarıcı olarak kendi sağına yükseltti. Böylece İsrail halkına günahlarından tövbe edip bağışlanma fırsatını verdi.
ACT 5:32 Biz bu olayların şahitleriyiz, Kutsal Ruh da şahittir. Allah Kutsal Ruhʼu kendisine itaat edenlere verir.”
ACT 5:33 Bunu işitince, Meclis üyeleri öfkeden kudurdular ve elçileri öldürmek istediler.
ACT 5:34 Orada Gamaliyel adında bir Ferisi vardı. O bir Tevrat öğretmeniydi ve bütün halk ona saygı gösterirdi. Meclisʼte ayağa kalkıp elçilerin kısa bir zaman için dışarı çıkarılmasına buyruk verdi.
ACT 5:35 Ondan sonra Gamaliyel Meclis üyelerine şunu söyledi: “Değerli soydaşlarım! Siz bu adamlara bir şey yapmayı düşünürken dikkatli davranın!
ACT 5:36 Bir süre önce Tevdas kendini önemli biri göstererek ayaklandı. Dört yüz kadar kişi ona katıldı. Adam öldürüldü. Onu izleyenler de dağıtıldı. Başlattığı hareket de yok olup gitti.
ACT 5:37 Bu adamdan sonra, halk sayımı yapıldığı günlerde, Celileli Yahuda ayaklandı ve arkasından bir sürü insan sürükledi. O adam da yok oldu ve onu izleyenler dağıtıldı.
ACT 5:38 Şimdiki duruma gelince, size şunu söylüyorum: bu adamlardan uzak durun, bırakın gitsinler. Çünkü eğer bu plan, bu hareket insan işiyse, o zaman kendiliğinden yok olacak.
ACT 5:39 Ama eğer bu iş Allahʼın işiyse bu adamları yok edemezsiniz. Tersine, kendinizi Allahʼa karşı savaşır durumda bulabilirsiniz.” Meclisʼtekiler Gamaliyelʼin fikrini kabul ettiler.
ACT 5:40 Ondan sonra elçileri içeri çağırtıp kamçılattılar. Onlara bir daha İsaʼnın adını anarak konuşmamaları için buyruk verdiler. Sonra onları serbest bıraktılar.
ACT 5:41 Elçiler Meclisʼten ayrılırken, İsaʼnın adı uğruna aşağılanmaya layık sayıldıkları için sevindiler.
ACT 5:42 Her gün hem tapınak avlusunda, hem de evden eve giderek, vaaz etmeye devam ettiler. İsaʼnın Mesih olduğunu müjdelemekten vazgeçmediler.
ACT 6:1 O günlerde İsaʼnın öğrencileri gittikçe çoğalıyordu. Toplulukta her gün dul kadınlara yardım dağıtılıyordu. Bir ara, Grekçe konuşan Yahudiler, İbranice konuşan Yahudilerden şikâyet etmeye başladılar. “Günlük yardım dağıtılmasında bizim dul kadınlarımıza ilgi gösterilmiyor” dediler.
ACT 6:2 O zaman on iki elçi, öğrencilerin hepsini toplantıya çağırıp şöyle dedi: “Dullara yardım dağıtmak için Allahʼın sözünü vaaz etmeyi bırakmamız uygun değildir.
ACT 6:3 Kardeşler, aranızdan yedi adam seçin. Onlar Kutsal Ruh ve hikmetle dolu, saygıya değer insanlar olarak tanınmış olsunlar. Onları bu işin başına koyacağız.
ACT 6:4 Biz ise, kendimizi duaya ve Allahʼın sözünü duyurma hizmetine verelim.”
ACT 6:5 Bütün topluluk bu teklifi beğendi. Böylece iman ve Kutsal Ruhʼla dolu bir adam olan İstefanosʼu seçtiler. Bir de Filipus, Prohoros, Nikanor, Timon, Parmenas ve daha önce Yahudi inancını kabul eden Antakyalı Nikolasʼı seçtiler.
ACT 6:6 Onları elçilerin önüne getirdiler. Elçiler de bu yedi kişiyi görevlendirmek için onlara elleriyle dokunup dua ettiler.
ACT 6:7 Böylece Allahʼın sözü yayılmaya devam etti. Yeruşalimʼde İsaʼnın öğrencilerinin sayısı arttıkça arttı. Hatta rahiplerden birçoğu iman çağrısına uyuyordu.
ACT 6:8 İstefanos Allahʼın lütfu ve gücüyle doluydu. Halk arasında olağanüstü mucizeler ve harikalar yapıyordu.
ACT 6:9 Fakat “Serbest Bırakılanlar” denilen toplantı yerinden bazı Yahudiler İstefanosʼa karşı çıktılar. Onlar Kirene ile İskenderiye şehirlerinden ve Kilikya ile Ege bölgelerindendiler. İstefanosʼla tartışmaya başladılar.
ACT 6:10 Fakat İstefanosʼun konuşmasındaki hikmete ve Ruhʼa karşı koyamadılar.
ACT 6:11 Bunun üzerine “Bu adamın Musaʼya ve Allahʼa hakaret ettiğini işittik” demeleri için bazı adamlara rüşvet verdiler.
ACT 6:12 Böylece halkı, liderleri ve Tevrat uzmanlarını ayağa kaldırdılar. İstefanosʼun üzerine yürüdüler. Onu yakalayıp Meclisʼin önüne götürdüler.
ACT 6:13 Oraya yalancı şahitler getirdiler. Bu şahitler de şöyle dediler: “Bu adam durmadan bu Kutsal Yerʼi ve Tevratʼı kötülüyor.
ACT 6:14 ‘Şu Nasıralı İsa bu tapınağı yok edecek ve Musaʼnın bize verdiği adetleri değiştirecek’ dediğini işittik.”
ACT 6:15 Meclisʼte oturanların hepsi gözlerini İstefanosʼun üzerine dikti. Yüzünün bir melek yüzüne benzediğini gördüler.
ACT 7:1 Başrahip, “Bu suçlamalar doğru mu?” diye sordu.
ACT 7:2 İstefanos şöyle cevap verdi: “Kardeşler ve babalar, bana kulak verin! Yüce Allah, atamız İbrahimʼe göründü. O sırada İbrahim Mezopotamyaʼdaydı. Hâlâ Harranʼa yerleşmemişti.
ACT 7:3 Allah ona şöyle dedi: ‘Memleketinden ve akrabalarından ayrıl ve sana göstereceğim ülkeye git!’
ACT 7:4 Ondan sonra İbrahim, Kildan topraklarından ayrıldı ve Harran şehrine yerleşti. Babası öldükten sonra Allahʼın emriyle oradan çıkıp sizin şimdi oturduğunuz bu ülkeye göç etti.
ACT 7:5 Burada Allah ona hiçbir miras, bir karış toprak bile vermedi. O sırada İbrahimʼin çocuğu yoktu. Ne var ki, Allah İbrahimʼe bu ülkeyi ona ve soyuna mülk olarak vereceğine söz verdi.
ACT 7:6 Allah ona şöyle dedi: ‘Senin soyun yabancı bir ülkede gurbetçi olacak. Orada dört yüz sene köle olarak çalışacaklar, eziyet görecekler.
ACT 7:7 Ama köle olarak hizmet ettikleri milleti ben yargılayacağım. Ondan sonra oradan çıkıp bana bu yerde tapınacaklar.’
ACT 7:8 Allah İbrahimʼle bir antlaşma yaptı. Bu antlaşmanın işareti sünnet idi. Böylece İbrahim İshakʼın babası olunca onu sekiz günlükken sünnet etti. İshak, Yakubʼun babası oldu. Yakub da on iki büyük atamızın babası oldu.
ACT 7:9 Bu atalarımız Yusufʼu kıskanıp onu Mısırʼa giden tüccarlara köle olarak sattılar. Fakat Allah ona hep yardım etti.
ACT 7:10 Onu bütün sıkıntılarından kurtardı. Ona hikmet verdi. Firavunʼun, yani Mısır kralının gözüne girmesini sağladı. Firavun onu Mısırʼa ve bütün saray halkına yönetici yaptı.
ACT 7:11 Sonra bütün Mısır ve Kenan topraklarında kıtlık oldu. Korkunç sıkıntılar başladı. Atalarımız yiyecek bulamaz oldular.
ACT 7:12 Ama Yakub Mısırʼda buğday olduğunu işitince, atalarımızı oraya yolladı. Bu onların ilk gidişiydi.
ACT 7:13 İkinci gidişlerinde Yusuf kendini kardeşlerine tanıttı. Böylece Firavun Yusufʼun ailesiyle tanıştı.
ACT 7:14 Yusuf da haber yollayıp babası Yakubʼu ve bütün ailesini çağırttı. Hepsi toplam yetmiş beş kişiydiler.
ACT 7:15 Yakub Mısırʼa gitti. Orada kendisi ve atalarımız öldüler.
ACT 7:16 Ama kemikleri oradan alınıp Şekem kasabasına götürüldü. İbrahim orada bir miktar gümüş ödeyerek Hamorʼun oğullarından bir mezar satın almıştı. İşte, atalarımızın kemikleri oraya koyuldu.
ACT 7:17 Fakat Allah İbrahimʼe vaat etmişti. O vaadin yerine gelme vakti yaklaştığında, halkımız Mısırʼda fazlasıyla çoğalmıştı.
ACT 7:18 Sonunda başka bir kral Mısırʼda tahta çıktı. Bu kralın Yusufʼtan haberi yoktu.
ACT 7:19 O, bizim halkımıza kurnazca davrandı. Atalarımıza öyle eziyet etti ki, yeni doğan çocuklarını dışarda ölüme terk etmeye zorladı.
ACT 7:20 O arada Musa doğdu. Musa Allahʼın gözünde özel bir çocuktu. Babasının evinde üç ay bakıldı.
ACT 7:21 Sonra dışarıya terk edildi. Ama Firavunʼun kızı onu evlat edindi ve onu kendi oğluymuş gibi büyüttü.
ACT 7:22 Musa, Mısırlıların okuduğu bütün konularda eğitim gördü. Hem sözde, hem işte güçlü bir adam oldu.
ACT 7:23 Musa kırk yaşına gelince, kendi halkı olan İsrailoğullarına gidip hallerini sormaya karar verdi.
ACT 7:24 Onlardan birine haksızlık yapıldığını görünce adamı savundu. İntikamını almak için ona eziyet eden Mısırlıyı öldürdü.
ACT 7:25 Allah Musaʼyı halkını kurtarmakla görevlendirmişti. Musa, soydaşlarının bunu anlayacağını düşündü, ama anlamadılar.
ACT 7:26 Ertesi gün, kavga eden iki soydaşına rast geldi. Onları barıştırmaya çalıştı. ‘Siz kardeşsiniz’ dedi. ‘Niçin birbirinize haksızlık ediyorsunuz?’
ACT 7:27 Ama soydaşına haksızlık eden adam Musaʼyı iterek ‘Seni üzerimize kim lider ve yargıç yaptı?’ dedi.
ACT 7:28 ‘Yoksa dün o Mısırlıyı öldürdüğün gibi beni de mi öldürmek istiyorsun?’
ACT 7:29 Bu sözü duyunca Musa kaçtı. Gidip Midyan ülkesinde gurbette yaşadı. Orada iki oğul babası oldu.
ACT 7:30 Aradan kırk yıl geçti. Musaʼya Sina Dağı yakınlarında ıssız bir yerdeyken yanan bir çalının alevleri içinde bir melek göründü.
ACT 7:31 Musa gördüklerine hayret etti. Daha yakından bakmak için yaklaştı. O zaman Rabbin sesini duydu:
ACT 7:32 ‘Ben atalarının Allahıʼyım. İbrahimʼin, İshakʼın ve Yakubʼun Allahı benim.’ Musa korkudan titredi ve çalıya bakmaya cesaret edemedi.
ACT 7:33 Rab ona şöyle dedi: ‘Ayaklarından sandaletlerini çıkar, çünkü durduğun yer kutsal topraktır.
ACT 7:34 Elbette, halkımın Mısırʼda ne kadar eziyet çektiğini gördüm. Ah çekmelerini işittim ve onları kurtarmak için indim. Şimdi gel, seni Mısırʼa göndereceğim.’
ACT 7:35 Kendisinden yüz çevirdikleri adam Musaʼydı. Ona ‘Seni üzerimize kim lider ve yargıç yaptı?’ demişlerdi. Musa Allahʼın gönderdiği kişiydi. Çalının içinden görünen meleğin aracılığıyla Allah onu hem lider, hem kurtarıcı yaptı.
ACT 7:36 Evet bu adam halkı Mısırʼdan çıkardı. Mısırʼda, Kızıldenizʼde ve ıssız yerlerde kırk yıl boyunca mucizeler ve harikalar yaptı.
ACT 7:37 Bu aynı Musa İsrailoğullarına dedi ki, ‘Allah size kardeşlerinizin arasından benim gibi bir peygamber ortaya çıkaracak.’
ACT 7:38 Aynı Musa ıssız yerlerde Allahʼın topluluğu arasında yaşıyordu. Atalarımızla beraber olan Musa Sina Dağıʼnda kendisiyle konuşan melekle görüştü. Bize ulaştırmak için, ondan hayat veren sözler aldı.
ACT 7:39 Atalarımız onun sözünü dinlemek istemediler. Onu reddettiler. Yüreklerinde Mısırʼa dönme hevesi vardı.
ACT 7:40 Harunʼa şöyle dediler: ‘Bizim için önümüzden gidecek olan tanrılar yap. Çünkü bizi Mısırʼdan çıkaran şu Musaʼya ne oldu bilmiyoruz.’
ACT 7:41 O zaman dana şeklinde bir put yaptılar. Puta tapmak için kurban kestiler. Kendi elleriyle yaptıkları put için bayram yaptılar.
ACT 7:42 Allah ise onlardan yüz çevirdi. Onları gökteki yıldızlara tapsınlar diye kendi hallerine bıraktı. Peygamberlerin kitabında yazıldığı gibi: ‘Ey İsrail halkı, kırk yıl boyunca ıssız yerlerde bana mı adaklar, kurbanlar sundunuz?
ACT 7:43 Hayır, siz Molekʼin ibadet çadırını ve tanrınız Refanʼın yıldızını taşıdınız. Bunlar tapmak için yaptığınız putlardı. Ben de sizi Babilʼin ötesine süreceğim.’
ACT 7:44 Issız yerlerde atalarımızın ‘Şahitlik Çadırı’ denen ibadet çadırı vardı. Musaʼyla konuşan Allah ona bu çadırı yapmasını buyurmuştu. Musa da onu kendisine gösterilen örneğe göre yaptı.
ACT 7:45 Atalarımız Şahitlik Çadırıʼnı önceki kuşaktan teslim aldılar. Onu Yeşuʼnun önderliğinde diğer milletlerin topraklarını ele geçirdikleri zaman buraya getirdiler. Allah o milletleri önlerinden kovdu, topraklarını atalarımıza verdi. Çadır Davudʼun zamanına kadar kaldı.
ACT 7:46 Davud Allahʼın lütfuna kavuştu. Allahʼtan İsrail halkına bir tapınak yapmak için izin istedi.
ACT 7:47 Ama Allahʼa tapınak yapan Süleyman oldu.
ACT 7:48 Ne var ki, yüce Allah ellerle yapılmış binalarda oturmaz. Peygamberin söylediği gibi:
ACT 7:49 ‘Rab diyor ki, Gökyüzü benim tahtımdır, yeryüzü de ayaklarıma basamaktır. Bana nasıl bir ev yapacaksınız? Ya da dinlenme yerim neresi?
ACT 7:50 Bütün bunları yapan, benim elim değil miydi?’
ACT 7:51 Sizi dik kafalılar! Yürekleriniz ve kulaklarınız hâlâ sünnetsiz. Siz her zaman Kutsal Ruhʼa karşı koyuyorsunuz. Atalarınızın yaptığı gibi yapıyorsunuz.
ACT 7:52 Atalarınız peygamberlerin hangisine eziyet etmediler ki? Doğru Olanʼın geleceğini önceden bildiren peygamberleri bile öldürdüler. Siz de şimdi Doğru Olanʼa ihanet edip Oʼnun katilleri oldunuz!
ACT 7:53 Siz Tevratʼı meleklerin aracılığıyla aldınız, ama yerine getirmediniz.”
ACT 7:54 Bunu işitince, öfkeden kudurdular ve İstefanosʼa karşı diş bilemeye başladılar.
ACT 7:55 Fakat o, Kutsal Ruhʼla doldu, gözlerini göğe dikti. Allahʼın görkemini ve İsaʼnın Allahʼın sağ tarafında durduğunu gördü
ACT 7:56 ve şöyle dedi: “İşte, göklerin açıldığını ve İnsan Oğluʼnun Allahʼın sağ tarafında durduğunu görüyorum.”
ACT 7:57 Bunun üzerine var güçleriyle bağırdılar, kulaklarını tıkayıp hep birlikte İstefanosʼa saldırdılar.
ACT 7:58 Onu şehirden çıkarıp taşlamaya başladılar. İstefanosʼa karşı şahitlik etmiş olanlar da kaftanlarını çıkarıp Saul adında genç bir adamın ayaklarının dibine bıraktılar.
ACT 7:59 Onlar İstefanosʼu taşlarken, o “Ya Rab İsa, ruhumu al!” diye yalvardı.
ACT 7:60 Dizlerinin üstüne düşüp yüksek sesle, “Ya Rab, bu günahı onlara sayma!” Bunu söyledikten sonra gözlerini yaşama kapadı.
ACT 8:1 Saul İstefanosʼun öldürülmesine razı gelmişti. O gün Yeruşalimʼdeki imanlılar topluluğuna karşı korkunç bir eziyet zamanı başladı. Elçilerden başka, imanlıların hepsi Yahudiye ve Samiriye bölgelerinde her tarafa dağıldılar.
ACT 8:2 Allahʼtan korkan bazı adamlar da İstefanosʼun cenazesini kaldırdılar. Ondan sonra İstefanos için derin üzüntüyle yas tuttular.
ACT 8:3 Saul ise imanlılar topluluğunu yok etmeye çalıştı. Ev ev dolaşıp kadın erkek demeden, imanlıları dışarı sürüklüyor, hapishaneye atıyordu.
ACT 8:4 Bunun üzerine dağılmış olan imanlılar her yeri dolaşarak Allahʼın sözünü müjdelediler.
ACT 8:5 Filipus da Samiriye şehrine gitti ve oradakilere Mesih hakkında vaaz etmeye başladı.
ACT 8:6 Halk Filipusʼun söylediklerini işitip yaptığı mucizeleri gördü. Söylediklerini can kulağıyla dinlediler.
ACT 8:7 Çünkü şeytani ruhlar birçoklarının içinden var gücüyle bağırarak çıkıyordu. Birçok felçli ve sakat insan şifa buluyordu.
ACT 8:8 Böylece o şehirde büyük sevinç oldu.
ACT 8:9 Aynı şehirde Simun adında bir adam vardı. Bir süreden beri orada büyücülük yaparak Samiriye halkını şaşkına çeviriyordu. Kendisinin önemli bir adam olduğunu söylüyordu.
ACT 8:10 Küçük büyük, herkes onu dikkatle dinliyordu. Şöyle diyorlardı: “Bu adam, ‘Allahʼın Büyük Gücü’ denen kişidir!”
ACT 8:11 Halkı uzun zamandan beri yaptığı büyücülükle şaşkınlık içinde bırakmıştı. Bu yüzden onu dikkatle dinliyorlardı.
ACT 8:12 Filipus ise, halka Allahʼın Krallığını ve İsa Mesihʼin adını müjdeliyordu. Onlar da Filipusʼun söylediklerine inandılar. Kadın erkek, hepsi vaftiz oldu.
ACT 8:13 Simunʼun kendisi bile inandı. Vaftiz olduktan sonra Filipusʼun yanından ayrılmadı. Yapılan olağanüstü harikaları ve mucizeleri görünce şaşırıp kaldı.
ACT 8:14 Yeruşalimʼdeki elçiler Samiriye halkının Allahʼın sözünü kabul ettiğini öğrenince Petrusʼla Yuhannaʼyı onlara gönderdiler.
ACT 8:15 Petrusʼla Yuhanna oraya varınca iman edenlerin Kutsal Ruhʼu almaları için dua ettiler.
ACT 8:16 Çünkü Kutsal Ruh henüz hiçbirinin üzerine inmemişti. Sadece Rab İsaʼnın adıylavaftiz olmuşlardı.
ACT 8:17 Sonra Petrusʼla Yuhanna iman edenlere elleriyle dokunup onları kutsadılar. Onlar da Kutsal Ruhʼu aldılar.
ACT 8:18 Simun Kutsal Ruhʼun elçilerin dokunmasıyla verildiğini görünce onlara para teklif etti.
ACT 8:19 “Bana da aynı yetkiyi verin. Öyle ki, ellerimle kime dokunursam o Kutsal Ruhʼu alsın” dedi.
ACT 8:20 Ama Petrus ona şöyle dedi: “Paran seninle birlikte yok olsun! Çünkü Allahʼın karşılıksız verdiğini sen parayla satın alabileceğini sandın.
ACT 8:21 Bu işte senin ne payın, ne de hakkın var. Çünkü Allahʼın gözünde yüreğin dürüst değil.
ACT 8:22 Onun için bu kötü niyetinden tövbe et. Rabbe yalvar, eğer mümkünse, senin yüreğindeki bu niyet bağışlansın.
ACT 8:23 Çünkü senin kıskançlıkla dolu ve günaha esir olduğunu görüyorum.”
ACT 8:24 Simun cevap verip şöyle dedi: “Siz benim için Rabbe yalvarın ki söylediğiniz şeylerden hiçbiri başıma gelmesin.”
ACT 8:25 Böylece Petrusʼla Yuhanna İsa hakkında şahitlik edip Rabbin sözünü duyurdular. Sonra Yeruşalimʼe dönerken Samiriyelilerin birçok köyünde Müjdeʼyi duyurdular.
ACT 8:26 O arada Rabbin bir meleği Filipusʼa şunu söyledi: “Kalk, güneye doğru, Yeruşalimʼden Gazzeʼye inen ıssız yola git!”
ACT 8:27 Filipus da kalkıp oraya gitti. Yolda Etiyopyalı bir hadıma rastladı. Adam Etiyopya kraliçesi Kandakeʼnin vezirlerinden biriydi. Kraliçenin bütün hazinesinden sorumluydu. Allahʼa ibadet etmek için Yeruşalimʼe gelmişti.
ACT 8:28 Ülkesine dönerken at arabasında oturmuş, peygamber Yeşayaʼnın kitabını okuyordu.
ACT 8:29 Kutsal Ruh Filipusʼa, “Git, şu arabaya yetiş” dedi.
ACT 8:30 Filipus koşup at arabasının yanına vardı. Vezirin Yeşaya Peygamberʼin kitabından okuduğunu işitince ona sordu: “Acaba okuduklarını anlıyor musun?”
ACT 8:31 Vezir de şöyle cevap verdi: “Birisi bana yol göstermedikçe nasıl anlayabilirim?” Ondan sonra Filipusʼun arabaya binip yanına oturmasını rica etti.
ACT 8:32 Vezirin Kutsal Yazılarʼdan okuduğu parça şuydu: “Koyun gibi kesilmeye götürüldü. Kuzu kırkıcının önünde nasıl ses çıkarmazsa, o da ağzını açmadı.
ACT 8:33 Aşağılandı ve adaletten yoksun kaldı. Soyundan kim söz edecek? Çünkü Oʼnun yeryüzündeki hayatına son verildi.”
ACT 8:34 Vezir de Filipusʼa dönüp şöyle dedi: “Rica ederim, söyle bana, peygamber kimden söz ediyor? Kendisinden mi yoksa başka birisinden mi?”
ACT 8:35 Filipus Kutsal Yazılarʼın o bölümünden başlayarak vezire İsaʼyı müjdeledi.
ACT 8:36 Yollarına devam ederlerken, su bulunan bir yere geldiler. O zaman vezir şöyle dedi: “İşte su! Vaftiz olmama ne engel var?”
ACT 8:38 Sonra at arabasının durdurulmasını buyurdu. Filipusʼla vezir birlikte suya indiler. Filipus da onu vaftiz etti.
ACT 8:39 Sudan çıktıklarında Rabbin Ruhu Filipusʼu hemen alıp götürdü. Yoluna sevinçle devam eden vezir, Filipusʼu bir daha görmedi.
ACT 8:40 Filipus ise kendini Aşdod şehrinde buldu. Sezariyeʼye varıncaya kadar, bütün kasabaları dolaşarak Müjdeʼyi duyurdu.
ACT 9:1 Bu arada Saul hâlâ Rabbin öğrencilerini tehdit ediyor, onlara karşı ölüm kusuyordu. Başrahibe gitti.
ACT 9:2 Ondan Şam şehrindeki toplantı yerlerine mektuplar yazmasını istedi. Erkek kadın demeden İsaʼnın yolunda kimi bulsa tutuklayıp Yeruşalimʼe getirecekti.
ACT 9:3 Saul yolculuk yaparken Şamʼa yaklaştı. Birdenbire gökten bir ışık onun etrafını aydınlattı.
ACT 9:4 Saul yere yıkılıp bir ses duydu. Ses, “Saul, Saul! Niçin bana eziyet ediyorsun?” dedi.
ACT 9:5 Saul, “Kimsin, Efendim?” diye sordu. Gelen cevap şuydu: “Ben senin eziyet ettiğin İsaʼyım.
ACT 9:6 Haydi, kalk ayağa, şehre gir ve ne yapacağın sana söylenecek.”
ACT 9:7 Saulʼla birlikte yolculuk yapan adamların dilleri tutuldu ve oldukları yerde kalakaldılar. Sesi işittiler ama kimseyi göremediler.
ACT 9:8 Saul yerden kalktı. Fakat gözlerini açtığında hiçbir şey göremedi. Yol arkadaşları onu elinden tutarak Şam şehrine götürdüler.
ACT 9:9 Saulʼun gözleri üç gün görmedi. O sürede hiçbir şey yiyip içmedi.
ACT 9:10 Şamʼda İsaʼnın Hananya adında bir öğrencisi vardı. Rab ona olağanüstü bir görüntüde göründü. Ona, “Hananya!” dedi. O da, “Buyur, ya Rab!” dedi. “Dinliyorum.”
ACT 9:11 Rab ona şunları söyledi: “Kalk, Doğru Sokak denilen sokakta Yahudaʼnın evine git. Orada Saul adında Tarsuslu bir adamı sor. O şu anda dua ediyor.
ACT 9:12 Olağanüstü bir görüntü gördü. Görüntüde Hananya adında bir adam içeri girdi ve gözlerinin açılması için ona dokundu.”
ACT 9:13 Hananya ise şöyle cevap verdi: “Ya Rab, bu adam hakkında birçok kişiden haber aldım. Yeruşalimʼde senin kutsal halkına ne kadar zarar verdiğini duydum.
ACT 9:14 Burada da senin adını anan herkesi tutuklamak için başrahiplerden yetki almış.”
ACT 9:15 Fakat Rab ona şöyle dedi: “Git, çünkü bu adamı ben seçtim. Adımı diğer milletlere, krallara ve İsrailoğullarına bildirecek aracım olacak.
ACT 9:16 Benim adım uğruna ne kadar acı çekmesi gerektiğini ona göstereceğim.”
ACT 9:17 O zaman Hananya yola çıkıp o eve girdi. Saulʼa elleriyle dokunup şöyle dedi: “Saul kardeş, sen buraya gelirken yolda sana görünen Rab, yani İsa, gözlerin açılsın ve Kutsal Ruhʼla dolasın diye beni gönderdi.”
ACT 9:18 Aynı anda Saulʼun gözlerinden balık pulları gibi bir şeyler düştü ve o yeniden görmeye başladı. Kalkıp vaftiz oldu.
ACT 9:19 Sonra yemek yiyip kuvvet buldu. Saul birkaç gün İsaʼnın Şamʼdakiöğrencilerinin yanında kaldı.
ACT 9:20 Hemen Yahudilerin toplantı yerlerinde İsa hakkında vaaz etmeye başladı. “O Allahʼın Oğluʼdur” diyordu.
ACT 9:21 Saulʼu duyan herkes hayret içinde kalıp şöyle dedi: “Yeruşalimʼde bu adı ananları yok etmeye çalışan adam bu değil mi? Buraya da onları tutuklayıp başrahiplerin önüne çıkarmak için gelmedi mi?”
ACT 9:22 Fakat Saulʼun vaazları gittikçe daha etkili oldu. İsaʼnın Mesih olduğunu kanıtlayarak Şamʼda oturan Yahudileri cevapsız bıraktı.
ACT 9:23 Uzun süre sonra, Yahudi liderler Saulʼu öldürmek için gizli bir plan kurdular.
ACT 9:24 Ama Saul onların planının haberini aldı. Şehrin kapılarını gece gündüz gözlüyorlardı. Saul şehirden çıkacak olursa onu öldüreceklerdi.
ACT 9:25 Saulʼun öğrencileri ise onu gece alıp büyük bir sepet içinde şehir duvarının bir deliğinden aşağıya indirdiler.
ACT 9:26 Bunun üzerine Saul Yeruşalimʼe gitti. İsaʼnın öğrencilerine katılmaya çalıştı, ama hepsi ondan korktular. Onun bir öğrenci olduğuna inanmadılar.
ACT 9:27 Fakat Barnaba yardımına gelip onu elçilerin yanına götürdü. Onlara Saulʼun nasıl yolda Rabbi gördüğünü, Rabbin de onunla konuştuğunu ve Saulʼun Şamʼda İsa adını nasıl korkusuzca duyurduğunu anlattı.
ACT 9:28 Saul elçilerle kaldı. Onlarla birlikte Yeruşalimʼde serbestçe dolaşırken, Rabbin adını korkusuzca duyuruyordu.
ACT 9:29 Saul Grekçe konuşan Yahudilerle sohbet edip tartışıyordu. Onlar ise onu öldürmeyi planlıyorlardı.
ACT 9:30 İmanlı kardeşler bu durumdan haber alınca, Saulʼu Sezariye şehrine götürdüler, oradan da Tarsusʼa gönderdiler.
ACT 9:31 Böylece bütün Yahudiye, Celile ve Samiriye bölgelerindeki imanlılar topluluğu esenliğe kavuştu ve güçlendi. Topluluk Rab korkusu içinde yaşayıp Kutsal Ruhʼun verdiği cesaretle büyümeye devam etti.
ACT 9:32 Öyle oldu ki, Petrus oradan oraya dolaşırken, Lidda kasabasındaki imanlılara da uğradı.
ACT 9:33 Orada Eneyas adında bir adama rast geldi. Eneyas felçliydi. Sekiz yıldan beri yatalaktı.
ACT 9:34 Petrus ona dedi: “Eneyas, İsa Mesih seni iyileştiriyor. Kalk, yatağını topla.” O da anında kalktı.
ACT 9:35 Lidda ve Şaronʼda oturanların hepsi adamı görünce Rabbe döndüler.
ACT 9:36 Yafa şehrinde İsaʼnın öğrencilerinden Tabita adında bir kadın vardı. Kadının adı “Ceylan” anlamına gelir. Bu kadın devamlı iyilik yapıp fakirlere yardım ederdi.
ACT 9:37 O günlerde hastalanıp öldü. Ölüsünü yıkadıktan sonra evinin üst katındaki odaya koydular.
ACT 9:38 Lidda ise Yafa şehrine yakındı. Yafaʼdaki imanlılar Petrusʼun Liddaʼda olduğundan haber aldılar. Bunun için ona iki adam yolladılar. Adamlar Petrusʼa şöyle yalvardılar: “Haydi hiç oyalanmadan bize gel!”
ACT 9:39 Petrus da kalkıp onlarla gitti. Eve varınca, onu üst kattaki odaya götürdüler. Bütün dul kadınlar Petrusʼun etrafında toplandılar. Ağlayarak ona Tabitaʼnın hâlâ aralarındayken diktiği bütün paltoları ve diğer elbiseleri gösterdiler.
ACT 9:40 Fakat Petrus onların hepsini odadan çıkardı. Diz çöküp dua etti. Sonra ölüye döndü ve “Tabita, kalk!” dedi. Tabita gözlerini açtı ve Petrusʼu görünce doğruldu.
ACT 9:41 Petrus da ona elini uzattı ve onu ayağa kaldırdı. Sonra dul kadınları ve diğer imanlıları çağırıp onlara Tabitaʼyı diri olarak gösterdi.
ACT 9:42 Bu olayın haberi bütün Yafaʼya yayıldı ve birçok kişi Rabbe iman etti.
ACT 9:43 Ondan sonra Petrus uzun bir süre Yafaʼda derici Simun adında bir adamın evinde kaldı.
ACT 10:1 Sezariye şehrinde Kornelyus adında bir adam vardı. Roma ordusunun “İtalyan” bölüğünde yüzbaşıydı.
ACT 10:2 Bütün ev halkıyla birlikte Allahʼa saygı ve korkuyla kulluk eden bir adamdı. Fakir halka cömertlikle yardım edip Allahʼa sürekli dua ederdi.
ACT 10:3 Bir gün öğleden sonra saat üçe doğru olağanüstü bir görüntüde Allahʼın bir meleğini açıkça gördü. Melek içeri girdi ve ona, “Kornelyus!” dedi.
ACT 10:4 Kornelyus gözlerini ona dikti. Korku içinde, “Ne var, efendim?” dedi. Melek ona şöyle dedi: “Allah senin dualarını ve fakirlere yaptığın yardımları huzuruna yükselen bir hoş koku gibi kabul etti.
ACT 10:5 Şimdi Yafa şehrine adam yolla, Petrus lakabıyla bilinen Simun adlı adamı çağırt!
ACT 10:6 O, derici Simun adında birinin evinde kalıyor. Onun evi de deniz kenarındadır”.
ACT 10:7 Kendisiyle konuşan melek ayrıldıktan sonra Kornelyus ev kölelerinden ikisini, bir de özel yardımcılarından dindar bir askeri yanına çağırdı.
ACT 10:8 Her şeyi anlattıktan sonra onları Yafaʼya yolladı.
ACT 10:9 Ertesi gün öğleye doğru yolda ilerleyip şehre yaklaşırlarken Petrus dua etmek için evin damına çıktı.
ACT 10:10 Acıkınca yemek istedi. Yemek hazırlanırken, Petrus olağanüstü hale dalıp bir görüntü gördü.
ACT 10:11 Göğün açıldığını ve büyük bir çarşafa benzeyen bir şeyin indiğini gördü. Çarşaf dört köşesinden tutulup yere kadar sarkıtıldı.
ACT 10:12 Onun içinde her çeşit dört ayaklı hayvan, sürüngen ve kuş bulunuyordu.
ACT 10:13 Bir ses ona, “Petrus, kalk, kes ve ye!” dedi.
ACT 10:14 Fakat Petrus şöyle cevap verdi: “Ya Rab! Bu, kesinlikle olmaz! Ben şimdiye kadar murdar ya da din bakımından kirli olan hiçbir şey yemedim!”
ACT 10:15 Ses ona ikinci defa geldi: “Allahʼın temiz kıldığı şeyleri, artık murdar sayma!”
ACT 10:16 Bu üç defa oldu. Sonra çarşafa benzeyen şey hemen göğe çekildi.
ACT 10:17 Petrusʼun kafası iyice karışmıştı. Görmüş olduğu olağanüstü görüntünün anlamını kestiremiyordu. Tam o sırada, Kornelyusʼun gönderdiği adamlar sora sora Simunʼun evini buldular ve kapının önünde durdular.
ACT 10:18 Yüksek sesle, “Petrus lakabıyla bilinen Simun adında biri burada mı kalıyor?” diye sordular.
ACT 10:19 Petrus daha o görüntünün ne anlama geldiğini düşünürken, Kutsal Ruh ona, “Bak, üç adam seni arıyor” dedi.
ACT 10:20 “Kalk, aşağı in, hiç çekinmeden onlarla git. Çünkü onları ben gönderdim.”
ACT 10:21 Petrus inip adamların yanına gitti ve şöyle dedi: “İşte, aradığınız kişi benim. Ne için geldiniz?”
ACT 10:22 Şöyle dediler: “Kornelyus adında bir yüzbaşı var. O, Allahʼtan korkan doğru bir adamdır. Bütün Yahudi halkı ona saygı duyar. Allah ona kutsal bir melek aracılığıyla buyruk vermiş, seni evine çağırtmasını, söyleyeceğin sözleri dinlemesini emretmiş.”
ACT 10:23 Bunun üzerine Petrus onları içeri buyurup misafir etti. Ertesi gün Petrus kalkıp onlarla birlikte yola çıktı. Yafaʼdaki imanlılardan bazıları ona eşlik ettiler.
ACT 10:24 Bir gün sonra Sezariyeʼye vardılar. Kornelyus onları bekliyordu. Bütün akrabalarını ve yakın arkadaşlarını da çağırmıştı.
ACT 10:25 Petrus evine girecekken Kornelyus onu karşıladı ve eğilip ayaklarına kapandı.
ACT 10:26 Ama Petrus onu ayağa kaldırıp şöyle dedi: “Kalk, ben de sadece bir insanım.”
ACT 10:27 Kornelyusʼla konuşa konuşa eve girdi ve orada bir sürü kişiyi toplanmış buldu.
ACT 10:28 Onlara şunları söyledi: “Siz kendiniz biliyorsunuz ki, bir Yahudinin bir yabancıyla yakın ilişki kurması, onu ziyaret etmesi dinimize aykırıdır. Fakat Allah bana hiç kimseyi murdar ya da din bakımından kirli saymamam gerektiğini gösterdi.
ACT 10:29 Bunun için çağrıldığım zaman, problem çıkarmadan geldim. Şimdi sorabilir miyim, beni ne maksatla buraya çağırttınız?”
ACT 10:30 Kornelyus şöyle cevap verdi: “Üç gün önce aynı saatte, öğleden sonra saat üçte evimde dua ediyordum. Aniden parlak elbise giyinmiş bir adam önüme çıktı.
ACT 10:31 O bana şöyle dedi: ‘Kornelyus, Allah senin dualarını işitti ve fakirlere yaptığın yardımları kabul etti.
ACT 10:32 Bu nedenle Yafa şehrine haber gönder ve Petrus lakabıyla bilinen Simunʼu çağırt. O, deniz kenarında derici Simunʼun evinde kalıyor.’
ACT 10:33 Böylece sana hemen haber yolladım. Sen de iyilik ettin ve geldin. Evet, biz burada hepimiz Allahʼın huzurunda toplandık. Rabbin sana buyurduğu her şeyi dinlemeye hazırız”.
ACT 10:34 Petrus şöyle konuşmaya başladı: “Gerçekten anladım ki, Allah insanlar arasında ayrım yapmaz.
ACT 10:35 Hangi milletten olursa olsun kendisinden korkan ve doğru olanı yapan kişiyi kabul eder.
ACT 10:36 Allahʼın İsrailoğullarına bildirdiklerinden haberiniz var. O, İsa Mesihʼin aracılığıyla esenlik müjdeledi. İsa Mesih herkese hâkim olan Rabʼdir.
ACT 10:37 Yahudiyeʼnin her tarafında neler olduğunu biliyorsunuz. Olaylar, Yahyaʼnın vaftiz çağrısından sonra Celile bölgesinde başladı.
ACT 10:38 Allah Nasıralı İsaʼyı meshetti ve Kutsal Ruhʼla güçlendirdi. İsa her tarafı gezip iyilik yaptı. İblisʼin eziyet ettiği insanların hepsini iyileştirdi. Çünkü Allah Oʼnunla birlikteydi.
ACT 10:39 Biz de İsaʼnın Yahudi topraklarında ve Yeruşalimʼde yaptığı her şeye şahidiz. Oʼnu çarmıha asıp öldürdüler.
ACT 10:40 Fakat Allah Oʼnu üçüncü gün ölümden diriltti ve Oʼnu diri olarak insanlara gösterdi.
ACT 10:41 İsa bütün halka görünmedi. Allahʼın önceden seçtiği şahitlere göründü. O şahitler biziz. İsa ölümden dirildikten sonra Oʼnunla birlikte yedik içtik.
ACT 10:42 O, halka vaaz etmemizi emretti. Allah İsaʼyı ölülerle dirilerin yargıcı olarak seçti. Buna şahitlik etmemizi buyurdu.
ACT 10:43 Bütün peygamberler İsa hakkında şahitlik ediyor, ‘Oʼna iman eden herkesin günahları Oʼnun adıyla bağışlanacak’ diyorlar.”
ACT 10:44 Petrus daha bu sözleri söylerken, Kutsal Ruh konuşmayı dinleyen herkesin üzerine indi.
ACT 10:45 Petrusʼla birlikte gelen Yahudi imanlılar şaşırıp kaldılar. Çünkü Allah, Kutsal Ruh armağanını Yahudi olmayanların üzerine dökmüştü.
ACT 10:46 Yahudi imanlılar Yahudi olmayanların da başka diller konuşup Allahʼı övdüklerini duydular. Bunun üzerine Petrus şöyle dedi:
ACT 10:47 “Madem onlar bizim gibi Kutsal Ruhʼu almışlar, kimse suyla vaftiz olmalarına engel olamaz, değil mi?”
ACT 10:48 Böylece İsa Mesihʼin adıylavaftiz olmalarını buyurdu. Sonra onlar Petrusʼun birkaç gün daha yanlarında kalmasını rica ettiler.
ACT 11:1 Bu arada elçiler ve Yahudiyeʼdeki imanlılar, diğer milletlerin de Allahʼın sözünü kabul ettiğini duydular.
ACT 11:2 Petrus Yeruşalimʼe varınca, sünnete önem veren Yahudi imanlılar onu eleştirdiler.
ACT 11:3 “Sen sünnetsiz kişilerle aynı çatı altına girip onlarla birlikte yemek yemişsin!” dediler.
ACT 11:4 Petrus olup bitenleri onlara tek tek anlatmaya başladı.
ACT 11:5 “Ben Yafa şehrindeyken dua ediyordum” dedi. “O sırada olağanüstü hale dalıp bir görüntü gördüm. Büyük çarşafa benzeyen bir şey dört köşesinden tutulup gökten aşağıya indirildi. Bulunduğum yere kadar geldi.
ACT 11:6 Gözlerimi çarşafa dikip onu inceledim. Yeryüzünde yaşayan dört ayaklı hayvanlar, yabani hayvanlar, sürüngenler ve kuşlar gördüm.
ACT 11:7 Sonra bana, ‘Petrus, kalk, kes ve ye!’ diyen bir ses işittim.
ACT 11:8 Fakat ben şöyle dedim: ‘Ya Rab! Kesinlikle olmaz! Murdar ya da din bakımından kirli olan bir şey asla ağzıma girmedi.’
ACT 11:9 Ses ikinci defa gökten, ‘Allahʼın temiz kıldığı şeyi, murdar sayma’ dedi.
ACT 11:10 Bu olay üç defa oldu. Ondan sonra her şey tekrar göğe çekildi.
ACT 11:11 Tam o anda kaldığım evin önünde üç adam durdu. Onlar Sezariye şehrinden bana gönderilmişlerdi.
ACT 11:12 Kutsal Ruh bana, problem çıkarmadan onlarla gitmemi söyledi. Bu altı kardeş de benimle geldi ve biz adamın evine girdik.
ACT 11:13 O da bize kendi evinde görünen meleği nasıl gördüğünü anlattı. Melek ona şöyle demiş: ‘Yafaʼya haber yolla ve Petrus lakabıyla bilinen Simunʼu buraya çağırt.
ACT 11:14 Onun sana söyleyeceği sözlerle sen ve bütün ev halkın kurtuluş bulacaksınız.’
ACT 11:15 Konuşmaya başladım. Tam o sırada Kutsal Ruh üzerimize ilk indiği gibi onların üzerine de indi.
ACT 11:16 O zaman Rabbin şu sözü aklıma geldi: ‘Yahya suyla vaftiz etti, ama siz Kutsal Ruhʼla vaftiz olacaksınız.’
ACT 11:17 Allah onlara, Rab İsa Mesihʼe iman eden bizlere verdiğinin aynısını verdi. Bu durumda ben kimim ki, Allahʼa karşı geleyim?”
ACT 11:18 Bunu işitince yatıştılar ve Allahʼı yüceltip şöyle dediler: “Demek, Allah diğer milletlere de tövbe edip sonsuz yaşama kavuşma fırsatını vermiş.”
ACT 11:19 İstefanosʼun öldürülmesinden sonra eziyet sonucu dağılan imanlılar ta Fenike, Kıbrıs ve Antakyaʼya kadar gittiler. İsa hakkındaki haberi Yahudilerden başka kimseye duyurmadılar.
ACT 11:20 Fakat aralarında bazı Kıbrıslı ve Kireneli adamlar vardı. Onlar Antakyaʼya gelip Greklerle de konuşmaya başladılar. Greklere Rab İsaʼyı müjdelediler.
ACT 11:21 Rabbin eli onların üzerindeydi ve birçok kişi iman edip Rabbe döndü.
ACT 11:22 Olup bitenlerin haberi Yeruşalimʼdeki imanlılar topluluğuna ulaştı. Bunun üzerine Barnabaʼyı Antakyaʼya yolladılar.
ACT 11:23 Barnaba oraya vardığında Allahʼın oradakilere gösterdiği lütfu görünce sevindi. Rabbe canı gönülden sadık kalmaları için herkese cesaret verdi.
ACT 11:24 O, Kutsal Ruh ve imanla dolu, iyi bir adamdı. Böylece daha birçok kişi Rabbin topluluğuna katıldı.
ACT 11:25 Bundan sonra Barnaba, Saulʼu aramak için Tarsusʼa gitti.
ACT 11:26 Onu bulunca da Antakyaʼya geri getirdi. Bir yıl boyunca imanlılar topluluğuna katılıp birçok kişiyi eğittiler. İsaʼnın öğrencilerine Hristiyan adı ilk kez Antakyaʼda verildi.
ACT 11:27 O günlerde Yeruşalimʼden birkaç peygamber Antakyaʼya geldi.
ACT 11:28 Onların arasında Hagabos adında biri vardı. O ayağa kalkıp bütün dünyada korkunç bir kıtlık olacağını Kutsal Ruh aracılığıyla bildirdi. Bu kıtlık da İmparator Klavdiyusʼun zamanında oldu.
ACT 11:29 Bunun üzerine Antakyaʼdaki imanlılar Yahudiyeʼde yaşayan imanlılara yardım etmeye karar verdiler. Her biri elinden geldiği kadar yardım gönderecekti.
ACT 11:30 Bağışlarını Barnaba ve Saulʼun eliyle Yeruşalimʼdeki topluluk liderlerine gönderdiler.
ACT 12:1 O sırada kral Hirodes imanlılar topluluğundan bazı kişilere eziyet etmeye başladı.
ACT 12:2 Yuhannaʼnın kardeşi Yakubʼu kılıçla öldürttü.
ACT 12:3 Yahudilerin bundan memnun kaldığını fark edince Petrusʼu da tutuklattı. O günlerde Mayasız Ekmek Bayramı kutlanıyordu.
ACT 12:4 Petrusʼu yakalatıp hapishaneye attırdı. Onu kollamak için başına dörder kişilik dört takım asker koydu. Özgürlük Bayramıʼndan sonra Petrusʼu halkın önünde yargılamak istiyordu.
ACT 12:5 Böylece Petrus hapishanede gözaltına alındı. Fakat imanlılar topluluğu onun için Allahʼa canı gönülden dua ediyordu.
ACT 12:6 Tam Hirodesʼin onu halkın önünde yargılamak istediği günden önceki gece, Petrus iki zincirle bağlı olarak iki askerin arasında uyuyordu. Kapının önünde gardiyanlar durup, hapishanenin güvenliğini sağlıyorlardı.
ACT 12:7 Birdenbire Rabbin bir meleği göründü. Hücrede ışık parladı. Melek Petrusʼun yan tarafını dürtüp onu uyandırdı. “Çabuk kalk!” dedi. Bunun üzerine zincirler Petrusʼun bileklerinden düştü.
ACT 12:8 Melek ona şöyle dedi: “Kemerini bağla ve ayaklarına sandaletlerini giy!” Petrus da öyle yaptı. Melek, “Paltonu üstüne al ve peşimden gel” dedi.
ACT 12:9 Petrus dışarı çıktı ve meleğin arkasından gitti. Meleğin yaptığının gerçek olduğunu anlamıyor, olağanüstü bir görüntü gördüğünü sanıyordu.
ACT 12:10 Birinci ve ikinci nöbetçiyi geçtiler, sonra şehre açılan demir kapıya kadar geldiler. Kapı kendiliğinden açıldı. Dışarı çıkıp sokağın sonuna kadar yürüdükten sonra melek birdenbire Petrusʼun yanından ayrıldı.
ACT 12:11 O zaman Petrus kendine geldi ve şöyle dedi: “Rab bana meleğini göndermiş! Bunu şimdi gerçekten anlıyorum. Rab beni Hirodesʼin elinden ve Yahudi halkının bana yapmayı umduğu her şeyden kurtardı.”
ACT 12:12 Petrus olanların farkına varınca Meryemʼin evine gitti. Meryem Markos lakabıyla bilinen Yuhannaʼnın annesiydi. Orada birçok kişi toplanmış dua ediyordu.
ACT 12:13 Petrus evin dış kapısını çaldı. Roda adında hizmetçi kız kapıyı açmaya gitti.
ACT 12:14 Petrusʼun sesini tanıdı, ama o kadar sevinçliydi ki, kapıyı açmadan içeri koştu. “Petrus kapıda duruyor!” diye haber verdi.
ACT 12:15 Ona, “Sen çıldırmışsın!” dediler. Fakat kız ısrar edince, “Galiba onun meleğidir” dediler.
ACT 12:16 Petrus ise kapıyı çalmaya devam etti. Kapıyı açıp onu gördüler ve şaşırıp kaldılar.
ACT 12:17 Petrus susmaları için eliyle işaret etti. Onlara Rabbin kendisini nasıl hapisten çıkardığını anlattı. “Bu haberi Yakubʼa ve diğer imanlılara götürün” dedi. Ondan sonra oradan ayrıldı, başka yere gitti.
ACT 12:18 Sabah olunca askerler büyük telaşa düştü. “Petrusʼa ne oldu?” diye sordular.
ACT 12:19 Hirodes de Petrusʼu arattı ama bulamadı. Bekçileri sorguya çekti ve öldürülmelerini emretti. Ondan sonra Hirodes Yahudiyeʼden Sezariye şehrine gitti. Bir süre orada kaldı.
ACT 12:20 Hirodes, Sur ve Sayda şehir halklarına karşı çok öfkeliydi. Onlar da kralın saray yöneticisi olan Vlastusʼu kendi taraflarına çektiler ve hep birlikte Hirodesʼten barış istemeye gittiler. Çünkü memleketlerinin yiyeceği Hirodesʼin ülkesinden geliyordu.
ACT 12:21 Karar verilen günde Hirodes krallık elbiselerini içinde tahtına oturdu. Onlara bir konuşma yapmaya başladı.
ACT 12:22 Halk ise, “Bu bir insanın sesi değil, bir tanrının sesi!” diye bağırıp durdu.
ACT 12:23 Tam o anda Rabbin bir meleği Hirodesʼi çarptı. Çünkü o Allahʼı yücelteceğine kendini yüceltti. Bağırsak kurtları içini yedi ve böylece can verdi.
ACT 12:24 Allahʼın sözü ise yayılıyordu ve iman edenlerin sayısı günden güne artıyordu.
ACT 12:25 Barnaba ve Saul hizmetlerini bitirip Yeruşalimʼden Antakyaʼya döndüler. Yanlarına Markos lakabıyla bilinen Yuhannaʼyı da aldılar.
ACT 13:1 Antakyaʼdaki imanlılar topluluğunda peygamberler ve öğretmenler vardı. Adları Barnaba, Niger lakabıyla bilinen Şimon, Kirene şehrinden Lukiyus, bölge kralı Hirodesʼle birlikte büyümüş olan Menahem ve Saulʼdu.
ACT 13:2 Onlar oruç tutup Rabbe ibadet ederken Kutsal Ruh şöyle dedi: “Barnabaʼyla Saulʼu özel bir hizmete çağırdım. Onları bana ayırın.”
ACT 13:3 Oruç tutup dua ettikten sonra Barnabaʼyla Saulʼa elleriyle dokunarak kutsadılar. Sonra onları yolcu ettiler.
ACT 13:4 Böylece Kutsal Ruhʼun emriyle yola çıkan Barnabaʼyla Saul Selefkiye limanına gittiler, oradan da gemiyle Kıbrısʼa geçtiler.
ACT 13:5 Salamis şehrine varınca Yahudilerin toplantı yerlerinde Allahʼın sözünü duyurmaya başladılar. Yuhanna Markos onların yardımcısıydı.
ACT 13:6 Bütün adayı boydan boya geçip Baf şehrine geldiler. Orada Baryeşu adında Yahudi bir büyücüyle karşılaştılar. O aynı zamanda sahte bir peygamberdi.
ACT 13:7 Baryeşu, adanın valisi Sergiyus Pavlusʼa devamlı eşlik ediyordu. Vali akıllı biriydi. Barnabaʼyla Saulʼu çağırtıp Allahʼın sözünü işitmek istedi.
ACT 13:8 Baryeşu büyücü anlamına gelen Elimas adıyla tanınıyordu. O Barnabaʼyla Saulʼa karşı koydu ve valinin imana gelmesine engel olmaya çalıştı.
ACT 13:9 Fakat Pavlus olarak da bilinen Saul Kutsal Ruhʼla dolup gözlerini Elimasʼa dikti
ACT 13:10 ve şöyle dedi: “Seni İblis oğlu, doğru olan her şeyin düşmanı! Yüreğin her türlü yalan ve dolandırıcılıkla dolu. Rabbin doğru yolunu çarpıtmaktan vazgeçmeyecek misin?
ACT 13:11 İşte şimdi, Rab elini kaldırıp cezanı verecek. Kör olacaksın, bir süre güneşi göremeyeceksin!” O anda Elimasʼın üzerine sis ve karanlık çöktü. Sağa sola dönerek elinden tutup yol gösterecek birini aradı.
ACT 13:12 Vali bu olanları görünce, Rab hakkında öğretilenlere hayran kaldı ve iman etti.
ACT 13:13 Pavlus ve arkadaşları Bafʼtan denize açılıp Pamfilya bölgesindeki Perge şehrine gittiler. Orada Yuhanna Markos onlardan ayrılıp Yeruşalimʼe döndü.
ACT 13:14 Diğerleri Pergeʼden devam edip Pisidya sınırındaki Antakya şehrine vardılar. Şabat gününde Yahudilerin toplantı yerine girip oturdular.
ACT 13:15 Tevratʼtan ve peygamberlerin kitaplarından okunduktan sonra toplantı yerinin liderleri onları çağırtıp şöyle dediler: “Kardeşler, halkımıza bir teşvik sözünüz varsa söyleyin.”
ACT 13:16 Pavlus ayağa kalktı. Eliyle işaret ederek şöyle konuştu: “Ey İsrail soyu ve Allahʼtan korkan diğer milletler! Beni dinleyin!
ACT 13:17 Bu İsrail halkının ibadet ettiği Allah atalarımızı seçmişti. Mısırʼda gurbette yaşarlarken Allah onları büyük bir halk yaptı. Sonra onları kolunun gücüyle Mısırʼdan çıkardı.
ACT 13:18 Yaklaşık kırk yıl boyunca ıssız yerlerde onlara katlandı.
ACT 13:19 Kenan topraklarında yedi milleti yok etti ve topraklarını miras olarak halkımıza dağıttı.
ACT 13:20 Bütün bunlar yaklaşık dört yüz elli yıl sürdü. Bundan sonra onlara hâkimler verdi. Bu da peygamber Samuelʼin zamanına kadar sürdü.
ACT 13:21 Samuelʼden bir kral seçmesini istediler. Allah da onlara Benyamin oymağından Kişʼin oğlu Saulʼu kral yaptı. Kırk yıl böyle geçti.
ACT 13:22 Allah Saulʼun krallığına son verdi ve kral olarak Davudʼu başa geçirdi. Davud için şahitlik ederek şöyle dedi: ‘Ben İşayʼın oğlu Davudʼu buldum. O, gönlüme uygun bir adamdır ve bütün istediğimi yerine getirecek.’
ACT 13:23 Allah, verdiği vaadi yerine getirerek bu adamın soyundan İsrail halkına bir Kurtarıcı gönderdi. Bu Kurtarıcı İsaʼdır.
ACT 13:24 İsaʼnın ortaya çıkmasından önce Yahya bütün İsrail halkını tövbe edip vaftiz olmaya çağırdı.
ACT 13:25 Yahya, görevini tamamlarken hep şöyle diyordu: ‘Sizce ben kimim? Ben Mesih değilim! Ama bakın, O benden sonra geliyor. Oʼnun ayaklarındaki sandaletlerini çözmeye layık değilim.’
ACT 13:26 Kardeşler, bu kurtuluş haberi, İbrahimʼin soyundan gelenlere ve aranızda Allahʼtan korkan diğerlerine, yani hepimize gönderildi.
ACT 13:27 Yeruşalimʼde oturanlar ve onların liderleri İsaʼnın kim olduğunu fark etmediler ve Oʼnu yargıladılar. Böylece her Şabat günü okunan peygamberlerin sözlerini yerine getirdiler.
ACT 13:28 Aslında Oʼnu ölüm cezasına çarptırmak için hiçbir sebep bulamadılar, ama yine de Oʼnun öldürülmesini Pilatusʼtan istediler.
ACT 13:29 Kutsal Yazılarʼda Oʼnun hakkında yazılanların hepsini yerine getirdikten sonra Oʼnu çarmıhtan indirip mezara koydular.
ACT 13:30 Ama Allah Oʼnu ölümden diriltti.
ACT 13:31 İsa kendisiyle birlikte Celile bölgesinden Yeruşalimʼe gelmiş olanlara günlerce göründü. Onlar da şimdi İsa için halka şahitlik ediyorlar.
ACT 13:32 Biz de size şu müjdeyi getiriyoruz: Allah atalarımıza verdiği vaadi onların torunları olan bizler için yerine getirdi. Bunu İsaʼyı ortaya çıkarmakla yaptı. İkinci Mezmurʼda da yazıldığı gibi: ‘Sen benim oğlumsun, bugün ben sana baba oldum.’
ACT 13:34 Allah İsaʼyı ölümden diriltti, bedeninin çürümesine hiçbir zaman izin vermeyecek. Allah bu konuda şunları söyledi: ‘Davudʼa söz verdiğim kutsal ve kalıcı bereketleri size vereceğim.’
ACT 13:35 Bu sebeple başka bir Mezmurʼda şöyle diyor: ‘Sen sadık hizmetkârının mezarda çürümesine izin vermeyeceksin.’
ACT 13:36 Davud kendi zamanında Allahʼın amacına hizmet ettikten sonra hayata gözlerini kapadı. Atalarının yanına gömüldü ve bedeni mezarda çürüdü.
ACT 13:37 Fakat İsa mezarda çürümedi. Allah Oʼnu ölümden diriltti.
ACT 13:38 Böylece kardeşler, şunu bilin ki, İsa sayesinde günahların bağışlandığı size bildiriliyor. Musaʼya verilen Tevrat, sizi günahlarınızdan kurtaramaz.
ACT 13:39 Fakat İsaʼya iman eden herkes, Oʼnun aracılığıyla kurtulur.
ACT 13:40 Bu sebeple dikkat edin, peygamberlerin söyledikleri başınıza gelmesin:
ACT 13:41 ‘Bakın, siz alay edenler, şaşkına dönün ve ortadan kaybolun! Çünkü sizin günlerinizde ben bir iş yapıyorum. Öyle bir iş ki, onu birisi size anlatsa bile, hiçbir zaman inanmayacaksınız.’ ”
ACT 13:42 Pavlusʼla Barnaba dışarı çıkarken, oradakiler bir sonraki Şabat gününde aynı konularda vaaz etmelerini onlardan rica ettiler.
ACT 13:43 Toplantı yerindeki toplantı dağıldıktan sonra Yahudilerin ve Yahudi inancını kabul eden dindar yabancıların birçoğu Pavlusʼla Barnabaʼya katıldı. Pavlusʼla Barnaba bu insanlarla konuşup onları hep Allahʼın lütfuna güvenmeye teşvik ettiler.
ACT 13:44 Ertesi Şabat günü hemen hemen bütün şehir Rabbin sözünü duymak için toplandı.
ACT 13:45 Fakat Yahudi liderler kalabalığı görünce kıskançlıkla doldular. Pavlusʼun söylediklerine karşı çıkıp ona hakaret etmeye başladılar.
ACT 13:46 Pavlus ve Barnaba ise cesaretle karşılık verdiler: “Allahʼın sözünün önce size bildirilmesi lazımdı. Madem siz onu reddediyorsunuz ve kendinizi sonsuz yaşama layık görmüyorsunuz, biz diğer milletlere dönüyoruz.
ACT 13:47 Çünkü Rab bize şöyle buyurdu: ‘Seni milletlere ışık yaptım. Dünyanın en uzak yerine kadar kurtuluş götüreceksin.’ ”
ACT 13:48 Yahudi olmayanlar bunu işitince sevinip Rabbin sözünü yüceltmeye başladılar. Sonsuz yaşama kavuşmak için seçilenlerin hepsi iman etti.
ACT 13:49 Rabbin sözü bütün o bölgede yayıldı.
ACT 13:50 Fakat Yahudi liderler, dindar olan saygın kadınları ve şehrin ileri gelen erkeklerini ayağa kaldırdılar. Pavlusʼla Barnabaʼya eziyet etmeye kışkırttılar ve onları memleketlerinden kovdular.
ACT 13:51 Pavlusʼla Barnaba ise onlara uyarı olsun diye, ayaklarının tozunu silktiler. Sonra Konyaʼya gittiler.
ACT 13:52 İsaʼnın Pisidya Antakyasıʼndaki öğrencileri sevinç ve Kutsal Ruhʼla dolup taşıyorlardı.
ACT 14:1 Konyaʼda ise Pavlus ve Barnaba her zamanki gibi Yahudilerin toplantı yerine girdiler. Öyle konuştular ki, hem Yahudilerden hem de Greklerden birçok kişi iman etti.
ACT 14:2 Ama iman etmek istemeyen Yahudiler, Yahudi olmayan kişilerin düşüncelerini zehirlediler ve onları imanlılara karşı gelmeye kışkırttılar.
ACT 14:3 Pavlusʼla Barnaba uzun bir zaman orada kaldılar. Rab hakkında cesaretle konuştular. Rab, onlara mucizeler ve harikalar yapma gücünü verdi. Böylece lütfu hakkında verdikleri vaazları doğruladı.
ACT 14:4 Ancak şehir halkı ikiye bölündü: kimisi Yahudilerin, kimisi de elçilerin tarafını tuttu.
ACT 14:5 Yahudilerle Yahudi olmayanlardan bazıları, liderlerinin desteğiyle elçileri dövmek ve taşlamak için plan yaptılar.
ACT 14:6 Fakat Pavlusʼla Barnaba bundan haber alınca kaçtılar. Likaonya bölgesinin Listra ve Derbe şehirlerine ve etraf köylere gittiler.
ACT 14:7 Oralarda da Müjdeʼyi yaymaya devam ettiler.
ACT 14:8 Listra şehrinde ayakları tutmayan bir adam vardı. Doğuştan sakattı, hiç yürüyemiyordu.
ACT 14:9 Pavlusʼun konuşmasını dinledi. Pavlus ona dikkatle baktı ve adamın şifa bulmak için imanı olduğunu gördü.
ACT 14:10 O zaman yüksek sesle şöyle dedi: “Ayağa kalk, dik dur!” Adam ayağa fırladı ve yürümeye başladı.
ACT 14:11 Kalabalıklar Pavlusʼun yaptığını görünce, seslerini yükseltip Likaonya dilinde şöyle dediler: “Tanrılar insan kılığına girip yanımıza inmişler!”
ACT 14:12 Barnabaʼya Zeus adını, Pavlusʼa ise baş sözcü olduğu için Hermes adını taktılar.
ACT 14:13 Zeus tapınağı şehrin dışındaydı. Tapınağın rahibi şehir kapısına çiçeklerle süslenmiş boğalar getirdi. Halkla birlikte kurban kesmek istiyordu.
ACT 14:14 Elçiler, yani Barnaba ve Pavlus, bunu duyunca elbiselerini yırtarak kalabalığa daldılar. Yüksek sesle şöyle dediler:
ACT 14:15 “Beyler, neden böyle yapıyorsunuz? Biz de sizin gibi insanız, aynı tabiata sahibiz. Size müjde getiriyoruz. Sizi bu boş şeylerden vazgeçip diri olan Allahʼa dönmeye çağırıyoruz. O, gökyüzünü, yeryüzünü, denizi ve onların içinde olan her şeyi yaratmıştır.
ACT 14:16 Allah, geçmiş kuşaklarda bütün milletlerin kendi bildikleri yoldan gitmelerine izin verdi.
ACT 14:17 Yine de varlığına şahitlik olarak size iyilik yapıyor. Size gökten yağmur yağdırıyor, meyve dolu mevsimler veriyor. Karnınızı doyuruyor, yüreklerinizi de sevindiriyor.”
ACT 14:18 Pavlusʼla Barnaba bunları söyleyerek kalabalığın onlara kurban kesmesine zor engel oldular.
ACT 14:19 Ama Pisidya Antakyası ve Konya şehirlerinden bazı Yahudiler geldiler. Onlar halkı kendi taraflarına çekip Pavlusʼu taşladılar. Onu ölü sanıp şehirden dışarı sürüklediler.
ACT 14:20 Fakat İsaʼnın öğrencileri Pavlusʼun etrafında toplandılar. O da ayağa kalktı ve şehre döndü. Ertesi gün Barnabaʼyla birlikte Derbe şehrine gitti.
ACT 14:21 Orada İsaʼyı müjdelediler ve birçok kişiyi Oʼnun öğrencisi olarak yetiştirdiler. Ondan sonra Listra, Konya ve Pisidya Antakyasıʼna döndüler.
ACT 14:22 Oralarda İsaʼnın öğrencilerini yüreklendirip güçlendirdiler. Onları imana bağlı kalmaya teşvik ettiler. “Allahʼın Krallığıʼna girmek için, birçok sıkıntıdan geçmemiz lazım” dediler.
ACT 14:23 Pavlusʼla Barnaba imanlıların her topluluğunda liderler görevlendirdiler. Oruç tutup dua ettiler. Sonra liderleri iman ettikleri Rabbe emanet ettiler.
ACT 14:24 Pisidyaʼnın içinden geçip Pamfilya bölgesine vardılar.
ACT 14:25 Perge şehrinde Allahʼın sözünü vaaz ettikten sonra Antalyaʼya gittiler.
ACT 14:26 Oradan da gemiye binip Antakyaʼya doğru gittiler. Tamamlamış oldukları görevi yapmak için Allahʼın lütfuna Antakyaʼda teslim edilmişlerdi.
ACT 14:27 Oraya varınca imanlılar topluluğunu bir araya çağırdılar. Allahʼın onların eliyle neler yaptığını, nasıl diğer milletler için bir iman kapısı açtığını teker teker anlattılar.
ACT 14:28 İsaʼnın Antakyaʼdaki öğrencileriyle uzun uzun vakit geçirdiler.
ACT 15:1 Yahudiye bölgesinden bazı kişiler Antakyaʼya gelip oradaki imanlılara şunu öğretmeye başladılar: “Musaʼya verilen Tevratʼa göre sünnet olmazsanız, kurtulamazsınız.”
ACT 15:2 Pavlus ve Barnaba bu adamlarla çekişti. Aralarında uzun bir tartışma oldu. Sonunda Pavlusʼla Barnabaʼyı ve oradan bazı imanlıları Yeruşalimʼe gönderme kararı verildi. Onlar bu konuyu elçilere ve diğer liderlere danışacaklardı.
ACT 15:3 Böylece imanlılar topluluğu onları yolcu ettikten sonra Fenike ve Samiriye bölgelerinden geçtiler. Oradaki imanlılara Yahudi olmayan insanların nasıl Allahʼa döndüğünü anlattılar. Bu haber bütün imanlıları fazlasıyla sevindirdi.
ACT 15:4 Pavlus, Barnaba ve yanlarındaki imanlılar Yeruşalimʼe vardılar. Oradaki imanlılar topluluğu, elçiler ve liderler tarafından hoş karşılandılar. Allahʼın onların eliyle yapmış olduğu her şeyi anlattılar.
ACT 15:5 Fakat Ferisi partisinden imana gelmiş bazı kişiler kalkıp şöyle dediler: “Yahudi olmayan imanlıları sünnet etmeliyiz. Musaʼya verilen Tevratʼa uymalarını emretmeliyiz.”
ACT 15:6 Bunun üzerine elçiler ve liderler bu sorunu görüşmek için bir araya geldiler.
ACT 15:7 Uzun bir tartışmadan sonra Petrus ayağa kalkıp onlara şöyle dedi: “Kardeşler, biliyorsunuz, Allah uzun zaman önce aranızdan beni seçti. Diğer milletlerin Müjdeʼyi benim ağzımdan duyarak ve imana gelmelerini istiyordu.
ACT 15:8 İnsanın yüreğini bilen Allah, Kutsal Ruhʼu bize verdiği gibi, onlara da verdi. Böylece onları kabul ettiğini gösterdi.
ACT 15:9 Onların yüreklerini imanla temizledi. Bizimle onların arasında hiç ayrım yapmadı.
ACT 15:10 Tevratʼın buyrukları ağır bir yüktür. Öyleyse neden şimdi imanlıların üstüne bu yükü koymakla Allahʼın sabrını deniyorsunuz? Bu yükü ne biz taşıyabildik ne de atalarımız taşıyabildiler.
ACT 15:11 Hayır! Biz Rab İsaʼnın lütfuyla kurtulduğumuza inanıyoruz. Yahudi olmayanlar da aynen böyle kurtulur.”
ACT 15:12 Bunun üzerine bütün topluluk sustu ve Barnabaʼyla Pavlusʼu dinlemeye başladı. Barnabaʼyla Pavlus, Allahʼın onların elleriyle milletlerin arasında ne gibi mucizeler ve harikalar yaptığını anlattılar.
ACT 15:13 Onlar konuşmalarını bitirince, Yakub söz alıp şöyle dedi: “Kardeşler, beni dinleyin!
ACT 15:14 Simun bize Allahʼın ilk defa diğer milletlerle nasıl ilgilenip, onlardan kendisine ait bir halk çıkardığını açıkladı.
ACT 15:15 Peygamberlerin sözleri de bunu doğruluyor. Aynı yazıldığı gibi:
ACT 15:16 ‘Rab diyor ki, bundan sonra geri döneceğim, Davudʼun yıkık evini yeniden kuracağım. Evet, onun yıkıntılarını yeniden inşa edeceğim. Onu tekrar ayağa kaldıracağım.
ACT 15:17 O zaman geriye kalan insanlar, halkım olmaya çağırdığım bütün milletler, bana sığınacaklar.’ Rab bu şeyleri ezelden beri bildirmiştir.
ACT 15:19 Bu sebeple, bence Allahʼa dönen yabancılara güçlük çıkarmayalım.
ACT 15:20 Ancak onlara bir mektup yazalım ve şu buyruğu verelim: putların önünde kesilmiş ve bu sebeple temiz olmayan kurban etlerinden, evlilik dışındaki seksüel ilişkilerden, boğularak öldürülen hayvanların etinden ve kanı süzülmemiş etten uzak durun.
ACT 15:21 Bildiğiniz gibi Musaʼya verilen Tevrat eski zamanlardan beri her şehirde vaaz ediliyor, her Şabat günü toplantı yerlerinde okunuyor.”
ACT 15:22 Bunun üzerine elçiler ve diğer liderler bütün imanlılar topluluğuyla birlikte aralarından bazı adamlar seçtiler. Onları Pavlus ve Barnabaʼyla birlikte Antakya şehrine göndermeyi uygun gördüler. Barsabba adıyla bilinen Yahudaʼyı ve Silasʼı seçtiler. Bunlar imanlıların arasında liderlerdi.
ACT 15:23 Onların eliyle şu mektubu gönderdiler: “Kardeşleriniz olan biz elçiler ve diğer liderlerden selam! Antakya şehrinde ve Suriyeʼyle Kilikya bölgelerinde bulunan sizlere, yani Yahudi olmayan imanlı kardeşlerimize selam ederiz.
ACT 15:24 Duyduğumuza göre aramızdan çıkan bazı kişiler sizi sözleriyle rahatsız etmiş, kafalarınızı karıştırmışlar. Onları biz göndermedik.
ACT 15:25 Bu nedenle aramızdan bazı adamları seçtik. Onları sevgili kardeşlerimiz Barnaba ve Pavlusʼla birlikte size göndermeye karar verdik.
ACT 15:26 Bu adamlar Rabbimiz İsa Mesihʼin adı için hayatlarını tehlikeye attılar.
ACT 15:27 Böylece Yahuda ve Silasʼı gönderiyoruz. Onlar da aynı şeyleri sözlü olarak anlatacaklar.
ACT 15:28 Evet, Kutsal Ruh ve biz, şu zorunlu kuralların dışında, üzerinize daha fazla yük koymamayı uygun gördük:
ACT 15:29 Putların önünde kesilen kurban etlerinden, kanı süzülmemiş etten, boğularak öldürülen hayvanların etinden ve evlilik dışındaki seksüel ilişkilerden uzak durmalısınız. Bunlardan sakınırsanız, iyi edersiniz. Hoşça kalın!”
ACT 15:30 Böylece Barnaba, Pavlus, Yahuda ve Silas yolcu edildi. Antakyaʼya varınca, topluluğu bir araya getirip mektubu teslim ettiler.
ACT 15:31 İmanlılar mektubu okuyunca, içindeki cesaret verici sözlere sevindiler.
ACT 15:32 Kendileri peygamber olan Yahuda ve Silas birçok vaaz verdiler. İmanlıları yüreklendirip güçlendirdiler.
ACT 15:33 Bir süre orada kaldılar. Sonra imanlılar, onları gönderen kişilere geri dönmek üzere esenlik dileğiyle yolcu ettiler.
ACT 15:35 Pavlusʼla Barnaba ise Antakyaʼda kaldılar ve birçok kişiyle birlikte vaaz edip Rabbin sözünü müjdelediler.
ACT 15:36 Bir süre sonra Pavlus Barnabaʼya şöyle dedi: “Haydi Rabbin sözünü vaaz ettiğimiz bütün o kasabalara dönüp imanlı kardeşlerimizi ziyaret edelim. Hallerini görelim.”
ACT 15:37 Barnaba, Markos diye bilinen Yuhannaʼyı yanlarına almak istiyordu.
ACT 15:38 Fakat Pavlus bunu uygun görmedi. Onu yanlarına almak istemedi. Çünkü Markos onları daha önce Pamfilyaʼda terk etmiş ve göreve onlarla birlikte devam etmemişti.
ACT 15:39 Aralarında öyle keskin bir anlaşmazlık çıktı ki, birbirlerinden ayrıldılar. Barnaba Markosʼu yanına alıp gemiyle Kıbrısʼa gitti.
ACT 15:40 Pavlus ise Silasʼı seçti ve imanlılar tarafından Rabbin lütfuna emanet edildikten sonra yola çıktı.
ACT 15:41 Suriye ve Kilikya bölgelerinden geçerek oradaki imanlılar topluluklarını güçlendirdi.
ACT 16:1 Sonra Pavlus Derbe ve Listra şehirlerine geldi. Listraʼda İsaʼnın Timoteos adında bir öğrencisi vardı. Annesi İsaʼya iman etmiş bir Yahudi, babası ise Grekti.
ACT 16:2 Listra ve Konyaʼdaki imanlılar Timoteos hakkında iyi şeyler söylüyorlardı.
ACT 16:3 Pavlus Timoteosʼu yolculukta yanına almak istedi. O bölgedeki Yahudiler yüzünden Timoteosʼu sünnet ettirdi. Çünkü babasının Grek olduğunu hepsi biliyordu.
ACT 16:4 Pavlus, Silas ve Timoteos şehir kasaba dolaştılar. Yeruşalimʼdeki elçilerle diğer liderlerin aldığı kararları imanlılara bildirdiler. Bunlara uymalarını istediler.
ACT 16:5 Böylece toplulukların imanı kuvvetlendi, imanlılar her gün sayıca çoğaldılar.
ACT 16:6 Pavlus, Silas ve Timoteos Frigya ve Galatya sınırlarındaki bölgeden geçtiler, çünkü Kutsal Ruh Ege bölgesinde vaaz etmelerini engellemişti.
ACT 16:7 Misya bölgesine varınca Bitinya bölgesine geçmek istediler, ama İsaʼnın Ruhʼu onlara izin vermedi.
ACT 16:8 Misyaʼdan geçip Troas şehrine gittiler.
ACT 16:9 O gece Pavlus olağanüstü bir görüntü gördü. Karşısında Makedonyalı bir adam durmuş ona şöyle yalvarıyordu: “Makedonyaʼya gel ve bize yardım et!”
ACT 16:10 Pavlusʼun gördüğü bu görüntüden sonra hemen oradan ayrılıp Makedonyaʼya gitmenin bir yolunu aradık. Çünkü Allahʼın bizi oradakilere Müjdeʼyi duyurmaya çağırdığını anladık.
ACT 16:11 Troasʼtan denize açılıp doğrudan Semadirek adasına gittik. Ertesi gün Neapolis şehrine devam ettik.
ACT 16:12 Oradan da Filipiʼye geçtik. Filipi, Romalıların kurduğu bir yerleşme yeri ve Makedonya bölgesinin birinci kısmında bulunan bir şehirdir. Orada birkaç gün kaldık.
ACT 16:13 Şabat günü şehir kapısından çıkıp ırmak kenarına gittik. Orada bir dua yeri olacağını düşündük. Oturduk ve toplanmış olan kadınlarla konuşmaya başladık.
ACT 16:14 Bizi dinleyenler arasında Tiyatira şehrinden Lidya adında bir kadın vardı. Mor renkli kumaş ticareti yapardı. Allahʼa tapınan biriydi. Pavlusʼun söylediklerine önem vermesi için Rab Lidyaʼnın yüreğini açtı.
ACT 16:15 Kendisi ve bütün ev halkı vaftiz oldu. Sonra bizi evine davet etti: “Eğer siz beni Rabbe iman etmiş biri sayarsanız, evime gelip bende kalın” dedi. Böylece bizi razı etti.
ACT 16:16 Bir gün, biz dua yerine giderken, bir köle kızla karşılaştık. Kızın içinde falcılık ruhu vardı. Gelecekten haber vererek sahiplerine çok para kazandırıyordu.
ACT 16:17 Pavlusʼla bizim arkamıza takıldı ve şöyle bağırıp durdu: “Bu adamlar yüce Allahʼın kullarıdır. Size kurtuluş yolunu bildiriyorlar.”
ACT 16:18 Günlerce böyle devam etti. Pavlus bundan öyle rahatsız oldu ki, dönüp kızdaki ruha şöyle dedi: “İsa Mesihʼin adıyla sana emrediyorum, bu kızın içinden çık!” Ruh da anında kızdan çıktı.
ACT 16:19 Kızın sahipleri para kazanma umutlarının yok olduğunu gördüler. Pavlusʼla Silasʼı yakalayıp meydana, şehir yöneticilerinin önüne sürüklediler.
ACT 16:20 Onları hâkimlerin yanına götürüp şöyle dediler: “Bu adamlar şehrimizi karıştırıyorlar. Onlar Yahudi.
ACT 16:21 Biz Romalıların kabul etmesi ve uygulaması yasak olan adetler yayıyorlar.”
ACT 16:22 Kalabalık da Pavlusʼla Silasʼa yapılan saldırıya katıldı. Hâkimler onların elbiselerinin yırtılıp çıkartılması ve sopalarla dövülmeleri için buyruk verdiler.
ACT 16:23 Onları iyice dövdükten sonra, hapishaneye attılar. Hapishane müdürüne de, onları sıkı güvenlik altına alması için buyruk verdiler.
ACT 16:24 Böyle bir buyruğu alan müdür, onları hapishanenin en içerdeki kısmına attı ve ayaklarını tomruğa vurdu.
ACT 16:25 Gece yarısına yakın bir vakitte Pavlus ve Silas dua ediyor, ilahilerle Allahʼı övüyorlardı. Öbür tutuklular da onları dinliyordu.
ACT 16:26 Aniden öyle büyük bir deprem oldu ki, hapishanenin temelleri sarsıldı. Birdenbire bütün kapılar açıldı ve herkesin zincirleri çözüldü.
ACT 16:27 Hapishane müdürü uykusundan kalktı, hapishanenin kapılarını açık gördü ve bütün tutukluların kaçmış olduğunu sandı. Bu sebeple kılıcını çekip kendini öldürecekti.
ACT 16:28 Fakat Pavlus yüksek sesle şöyle dedi: “Sakın kendine zarar verme, çünkü hepimiz buradayız!”
ACT 16:29 Müdür lamba getirtti, içeri koştu ve korkudan titreyerek Pavlusʼla Silasʼın önünde yere kapandı.
ACT 16:30 Onları dışarı çıkarttı. “Efendiler, kurtulmak için ne yapmam lazım?” diye sordu.
ACT 16:31 Onlar, “Rab İsaʼya iman et, hem sen, hem de ev halkın kurtulacaksınız” dediler.
ACT 16:32 Ondan sonra müdüre ve onun evindekilere Rabbin sözünü anlattılar.
ACT 16:33 Müdür de onları gecenin o saatinde su bulunan bir yere götürüp yaralarını yıkadı. Hemen sonra kendisi ve evindeki herkes vaftiz oldu.
ACT 16:34 Müdür Pavlusʼla Silasʼı yukarı çıkarıp kendi evine götürdü ve önlerinde sofra kurdu. Evindeki herkesle birlikte sevinçle doldu. Çünkü Allahʼa iman etmişti.
ACT 16:35 Sabah olunca, hâkimler silahlı görevlileri gönderip, “O adamları serbest bırakın” diye emrettiler.
ACT 16:36 Hapishane müdürü bu sözleri Pavlusʼa bildirdi. “Hâkimler sizi serbest bırakmak için haber yolladılar. Bunun için şimdi dışarı çıkıp esenlikle gidin” dedi.
ACT 16:37 Fakat Pavlus görevlilere şöyle dedi: “Biz Roma vatandaşlarıyız! Hiç dava açmadan bizi herkesin önünde dövüp hapishaneye attılar. Şimdi bizi gizlice mi kovacaklar? Olmaz öyle şey! Hayır, kendileri gelip bizi çıkarsınlar!”
ACT 16:38 Görevliler bu sözleri hâkimlere bildirdiler. Hâkimler de Pavlusʼla Silasʼın Roma vatandaşı olduğunu duyunca korktular.
ACT 16:39 Gelip özür dilediler. Onları serbest bıraktıktan sonra şehirden ayrılmalarını rica ettiler.
ACT 16:40 Hapisten çıkan Pavlusʼla Silas Lidyaʼnın evine gittiler. İmanlılarla görüşüp onları yüreklendirdikten sonra oradan ayrıldılar.
ACT 17:1 Pavlusʼla yanındakiler Amfipolis ve Apollonya şehirlerinden geçip Selanik şehrine gittiler. Orada Yahudilerin bir toplantı yeri vardı.
ACT 17:2 Pavlus, kendi adetine göre, onların toplantılarına katıldı. Arka arkaya üç Şabat günü onlarla Kutsal Yazılar üzerinde tartıştı.
ACT 17:3 Pavlus yazıları açıkladı, Mesihʼin acı çekmesi ve ölümden dirilmesi gerektiğini kanıtlarla anlattı. Onlara şöyle dedi: “Size sözünü ettiğim bu İsa, Mesihʼin kendisidir.”
ACT 17:4 Yahudilerden bazıları ve Allahʼa tapınan bir sürü Grek ikna olup iman ettiler ve Pavlusʼla Silasʼa katıldılar. Aralarında birçok önemli kadın da vardı.
ACT 17:5 Yahudi liderler ise kıskançlığa kapıldılar. Çarşıda boş gezen serserileri topladılar ve kalabalık halinde şehirde kargaşa başlattılar. Yasonʼun evini bastılar. Pavlusʼla Silasʼı arıyorlardı. Onları halkın önüne çıkarıp yargılamak istiyorlardı.
ACT 17:6 Fakat onları bulamayınca, Yasonʼu ve bazı imanlıları şehir yöneticilerinin önüne sürükleyip şöyle bağırdılar: “Dünyayı altüst eden bu adamlar buraya da geldiler.
ACT 17:7 Yason onları misafir etti. Onların hepsi imparatorun buyruklarına karşı koyuyor. İsa adında başka bir kral var, diyorlar.”
ACT 17:8 Bu sözleri işiten kalabalık ve şehir yöneticileri telaşa kapıldılar.
ACT 17:9 Şehir yöneticileri Yason ve diğerlerinden yeterli para aldıktan sonra, onları serbest bıraktılar.
ACT 17:10 İmanlılar da hiç beklemeden Pavlusʼla Silasʼı geceleyin Veriya şehrine gönderdiler. Pavlusʼla Silas oraya varınca, Yahudilerin toplantı yerine gittiler.
ACT 17:11 Veriyaʼdaki Yahudiler Selanikʼtekilerden daha açık fikirliydi. Allahʼın sözünü büyük hevesle kabul ettiler. Anlatılanların doğru olup olmadığını anlamak için her gün Kutsal Yazılarʼı araştırıyorlardı.
ACT 17:12 Sonuç olarak birçok Yahudi ile bir sürü saygın Grek kadın ve erkek imana geldi.
ACT 17:13 Fakat Selanikli Yahudi liderler Pavlusʼun Veriyaʼda da Allahʼın sözünü yaydığını öğrenince oraya gittiler. Halkı ayağa kaldırıp kargaşa çıkardılar.
ACT 17:14 Bu yüzden imanlılar hemen Pavlusʼu deniz kenarına gönderdiler. Silasʼla Timoteos ise Veriyaʼda kaldılar.
ACT 17:15 Pavlusʼa eşlik edenler onu Atinaʼya kadar götürdüler. Pavlusʼtan, “Silasʼla Timoteos bir an önce yanıma gelsinler” diye buyruk aldıktan sonra yanından ayrıldılar.
ACT 17:16 Pavlus Silasʼla Timoteosʼu Atinaʼda bekliyordu. Şehrin her tarafında putlar olduğunu görünce ruhu acıyla doldu.
ACT 17:17 Bu sebeple toplantı yerinde Yahudiler ve Allahʼa tapınan Greklerle konuştu. Her gün çarşı meydanında karşılaştığı insanlarla da konuştu.
ACT 17:18 Ayrıca Epikürcü ve Stoacı olarak bilinen bazı filozoflar onunla tartışmaya başladılar. Onlardan kimileri, “Bu boşboğaz ne demek istiyor?” diye soruyordu. Diğerleriyse, “Galiba yabancı tanrıların propagandasını yapıyor” diyorlardı. Çünkü Pavlus, İsaʼyı ve Dirilişʼi müjdeliyordu.
ACT 17:19 Pavlusʼu alıp Arestepeʼde toplanan Atina meclisine götürdüler. Ona şöyle dediler: “Vaaz ettiğin bu yeni inancın ne olduğunu öğrenebilir miyiz?
ACT 17:20 Kulağımıza garip gelen şeyler söylüyorsun. Bu şeylerin anlamını öğrenmek istiyoruz.”
ACT 17:21 Bütün Atinalılar ve orada bulunan yabancılar vakitlerini hep yeni fikirler anlatıp dinlemekle geçiriyorlardı.
ACT 17:22 Pavlus da Arestepe Meclisiʼnin ortasında durup şöyle dedi: “Ey Atinalılar! Her konuda çok dindar olduğunuzu gördüm.
ACT 17:23 Çünkü gezinirken ve tapınma yerlerinizi incelerken üzerinde ‘Bilinmeyen tanrıya ait’ diye yazılmış bir kurban yerine bile rastladım. Siz bilmediğiniz bir tanrıya tapıyorsunuz. Bilmeden taptığınız bu Tanrıʼyı size anlatayım.
ACT 17:24 Dünyayı ve onun içindeki her şeyi yaratan Allahʼtır. O, yerin ve göğün Efendisi olduğu için elle yapılmış tapınaklarda oturmaz.
ACT 17:25 Oʼnun bir şeye ihtiyacı varmış gibi insan eliyle Oʼna yardım edilmez. Çünkü herkese hayat, soluk ve her şeyi veren Oʼdur.
ACT 17:26 Allah Tek insandan bütün milletleri yarattı. Onları yeryüzünün dört bucağına yerleştirdi. Onların tarihlerine ve yaşayacakları yerlerin sınırlarına önceden karar verdi.
ACT 17:27 Allah bunu, insanlar Oʼnu elleriyle yoklarmış gibi arayıp bulsunlar diye yaptı. O aslında hiçbirimizden uzak değildir.
ACT 17:28 ‘Çünkü biz Oʼnda yaşıyoruz ve hareket ediyoruz. Var olmamız Oʼndandır.’ Aranızdan bazı şairlerin de dediği gibi, ‘Biz de Oʼnun soyundanız.’
ACT 17:29 Madem Allahʼın soyundanız, şunu anlamalıyız: Allahʼın özü altın, gümüş ya da taştan bir şeye benzemez, insan ustalığı ve hayal gücüyle şekil verilen bir şey değildir.
ACT 17:30 Allah, cahillik zamanlarını görmemezlikten geldi. Ama şimdi her yerde herkesin tövbe etmesini emrediyor.
ACT 17:31 Çünkü Allah bir gün seçti ve o gün görevlendirdiği adam aracılığıyla dünyadaki bütün insanları adaletle yargılayacak. Oʼnu ölümden dirilterek bunu herkese kanıtladı.”
ACT 17:32 Ölülerin dirilme konusunu duyunca, bazıları alay etmeye başladılar. Başkalarıysa, “Bu konuda seni tekrar dinleyeceğiz” dediler.
ACT 17:33 Böylece Pavlus onların arasından ayrıldı.
ACT 17:34 Ama bazı adamlar ona katılarak iman ettiler. Onların arasında meclis üyesi Dionisiyos, Damaris adında bir kadın ve birkaç kişi daha vardı.
ACT 18:1 Ondan sonra Pavlus Atinaʼdan ayrılıp Korint şehrine gitti.
ACT 18:2 Orada Akvila adında Pontus doğumlu bir Yahudiye rastladı. Akvila kısa bir zaman önce karısı Priskilaʼyla İtalyaʼdan Korintʼe gelmişti. Çünkü İmparator Klavdiyus bütün Yahudilerin Romaʼyı terk etmelerini emretmişti. Pavlus onları görmeye gitti.
ACT 18:3 Çadırcılık yapıyorlardı. Pavlus onlarla meslektaş olduğu için, onların yanında kaldı ve birlikte çalıştılar.
ACT 18:4 Üstelik Pavlus her Şabat günü Yahudilerin toplantı yerindetartışarak hem Yahudileri hem de Grekleri imana getirmeye çalışıyordu.
ACT 18:5 Sonra Silas ve Timoteos Makedonyaʼdan geldiler. O zaman Pavlus kendini tamamen Allahʼın sözünü yaymaya verdi. Yahudilere şahitlik ederek İsaʼnın Mesih olduğunu bildirdi.
ACT 18:6 Fakat Yahudiler Pavlusʼa karşı gelip hakaret ettiler. Bu yüzden Pavlus elbiselerini silkip onlara şöyle dedi: “Başınıza gelecek belalardan siz sorumlusunuz! Sorumluluk benden gitti! Artık öbür milletlere gideceğim.”
ACT 18:7 Pavlus oradan ayrılıp Titiyus Yustus adında bir adamın evine gitti. O, Allahʼa tapınan bir Grekti. Evi Yahudilerin toplantı yeriyle yan yanaydı.
ACT 18:8 Toplantı yerinin lideri olan Krispus bütün ev halkıyla birlikte Rabbe inandı. Pavlusʼu dinleyen birçok Korintli de iman edip vaftiz oldu.
ACT 18:9 Rab Pavlusʼa geceleyin olağanüstü bir görüntüde görünüp şöyle dedi: “Korkma, konuşmaya devam et, susma!
ACT 18:10 Çünkü ben seninleyim, hiç kimse sana elini kaldırıp zarar vermeyecek, çünkü bu şehirde çok halkım var.”
ACT 18:11 Pavlus orada bir yıl altı ay kaldı ve onların arasında Allahʼın sözünü vaaz etmeye devam etti.
ACT 18:12 Galliyo Ahaya valisi olduğu sıralarda Yahudiler birleşip Pavlusʼa saldırdılar. Onu dava yerine çıkardılar.
ACT 18:13 Şöyle dediler: “Bu adam insanları kanuna ters düşen biçimde Allahʼa ibadet etmeye kandırıyor.”
ACT 18:14 Pavlus tam konuşmaya başlayacağı zaman Galliyo Yahudilere şöyle dedi: “Ey Yahudiler, eğer davanız haksızlık ya da ağır suç olsaydı, sizi dinlemem akla uygun olurdu.
ACT 18:15 Fakat bu tartışmalar sadece sözler, adlar ve kendi kanunlarınız hakkındadır. O yüzden bu işe kendiniz bakın. Böyle davaları yargılamaya benim hiç niyetim yok.”
ACT 18:16 Ondan sonra onları dava yerinden kovdu.
ACT 18:17 Bütün halk, Yahudilerin toplantı yerinin lideri olan Sostenesʼi yakalayıp dava yerinin önünde dövmeye başladı. Fakat Galliyo bu olaylara hiç aldırmadı.
ACT 18:18 Pavlus Korintʼte bir süre daha kaldı. Sonra oradaki imanlı kardeşlerle vedalaşıp Suriyeʼye gitmek için gemiye bindi. Priskila ve Akvila da onun yanındaydı. Denize açılmadan önce Pavlus Kenhere limanında saçını kestirdi. Çünkü Allahʼa verdiği sözü tutuyordu.
ACT 18:19 Sonra Efesʼe vardılar. Pavlus, Priskila ve Akvilaʼyı orada bıraktı. Kendisi ise, Yahudilerin toplantı yerine gidip Yahudilerle konuştu.
ACT 18:20 Onlar Pavlusʼun daha uzun bir süre kalmasını rica ettiler, ama o razı gelmedi.
ACT 18:21 Onlarla vedalaşıp şöyle dedi: “Allah isterse size tekrar döneceğim.” Sonra Efesʼten denize açıldı.
ACT 18:22 Sezariye limanına vardı, oradan da Yeruşalimʼe gitti. Oradaki imanlılar topluluğunu ziyaret etti. Ondan sonra Antakyaʼya geçti.
ACT 18:23 Orada biraz vakit geçirdikten sonra ayrıldı. Galatya ve Frigya topraklarını dolaştı ve oralardaki bütün imanlıları güçlendirdi.
ACT 18:24 O sıralarda İskenderiye şehrinden Apollos adında bir Yahudi Efesʼe geldi. Kendisi eğitim görmüş bir konuşmacıydı ve Kutsal Yazılarʼı çok iyi biliyordu.
ACT 18:25 Bu adam Rabbin yolu hakkında bilgi almıştı. Coşkun bir ruhla konuşuyor ve İsaʼyla ilgili doğru bilgiler veriyordu. Fakat yalnız Yahyaʼnın vaftizini biliyordu.
ACT 18:26 Apollos Yahudilerin toplantı yerinde cesaretle konuşmaya başladı. Ama Priskila ve Akvila konuşmasını dinleyince, onu bir kenara çekip Allahʼın yolunu ona daha doğru biçimde açıkladılar.
ACT 18:27 Ondan sonra Apollos, Ahaya bölgesine geçmek istedi. Efesʼteki imanlılar onu oraya gitmeye teşvik ettiler. Onu kabul etsinler diye Ahaya bölgesindeki imanlılara bir de mektup yazdılar. Apollos oraya varınca, Allahʼın lütfuyla imana gelmiş olanlara çok yardımcı oldu.
ACT 18:28 Yahudilerin İsaʼya karşı söylediklerini herkesin önünde güçlü bir şekilde yalanladı. Çünkü Kutsal Yazıları İsaʼnın Mesih olduğunu kanıtlamak için kullandı.
ACT 19:1 Apollos Korintʼteyken, Pavlus İç Anadoluʼdan geçip Efesʼe geldi. Orada bazı imanlıları buldu.
ACT 19:2 Onlara şunu sordu: “İman ettiğiniz zaman Kutsal Ruhʼu aldınız mı?” Onlar da Pavlusʼa şöyle cevap verdiler: “Hayır, almadık. Kutsal Ruhʼun varlığından bile haberimiz yok.”
ACT 19:3 O zaman Pavlus onlara, “Madem öyle, siz hangi vaftizi aldınız?” diye sordu. Onlarsa “Yahyaʼnın vaftizini” dediler.
ACT 19:4 Pavlus da, “Yahyaʼnın yaptığı vaftiz tövbe edenler içindi” dedi. “Yahya, halka kendisinden sonra gelecek Olanʼa, yani İsaʼya, iman etmelerini söyledi.”
ACT 19:5 Onlar bunu işitince, Rab İsaʼnın adıylavaftiz oldular.
ACT 19:6 Pavlus da onların üzerine ellerini koydu. O zaman Kutsal Ruh onların üzerine geldi, ve başka diller konuşmaya ve peygamberlik etmeye başladılar.
ACT 19:7 Onlar aşağı yukarı on iki kişiydiler.
ACT 19:8 Pavlus Yahudilerin toplantı yerine gitti ve üç ay boyunca cesaretle vaaz etti. Oradakilerle tartışarak onları Allahʼın Krallığı konusunda inandırmaya çalıştı.
ACT 19:9 Ama bazıları inat etti. İman etmek istemediler. Dua evindekilerin önünde İsaʼnın yolunu kötülemeye başladılar. O zaman Pavlus onlardan ayrıldı. Öğrencilerini beraberinde götürdü ve her gün Tiranusʼun dershanesinde tartışmalarını sürdürdü.
ACT 19:10 Bu böyle iki yıl devam etti. Neticede Yahudi olsun Grek olsun, Ege bölgesinde oturanların hepsi Rabbin sözünü duydular.
ACT 19:11 Allah Pavlusʼun eliyle olağanüstü mucizeler yapıyordu.
ACT 19:12 Öyle ki, onun bedenine değmiş mendilleri ve önlükleri hastalara götürdüler. Hastalar şifa buldu, şeytani ruhlar da insanlardan kovuldu.
ACT 19:13 Fakat yer yer gezip cin kovan bazı Yahudiler vardı. Onlar şeytani ruhlara esir olanları kurtarmak için Rab İsaʼnın adını kullanmaya kalktılar. Şeytani ruhlara şöyle diyorlardı: “Pavlusʼun vaaz ettiği İsaʼnın adıyla size emrediyorum!”
ACT 19:14 Skeva adında bir Yahudi başrahibin yedi oğlu da bunu yapıyorlardı.
ACT 19:15 Bir seferinde şeytani ruh onlara şöyle cevap verdi: “İsaʼyı biliyorum, Pavlusʼtan da haberim var. Ama siz kimsiniz?”
ACT 19:16 Sonra içinde şeytani ruh bulunan adam onların üstüne atladı. Hepsini dövüp perişan etti. Öyle ki, adamın evinden çıplak ve yaralı kaçtılar.
ACT 19:17 Efes şehrinde yaşayan Yahudi, Grek herkesin bu olaydan haberi oldu. Hepsini bir korku sardı ve Rab İsaʼnın adı büyük bir saygınlık kazandı.
ACT 19:18 İman etmiş olanların birçoğu öne çıktı. Yapmış oldukları kötülükleri anlattılar, açığa çıkardılar.
ACT 19:19 Büyücülükle uğraşmış birçok kişi de büyü kitaplarını toplayıp herkesin gözü önünde yaktı. Yakılan kitapların elli bin gümüş değerinde olduğunu hesapladılar.
ACT 19:20 Böylece Rabbin sözü kuvvetle yayıldı, daha da etkili oldu.
ACT 19:21 Bütün bu şeylerden sonra, Pavlus Makedonya ve Ahaya bölgelerinden geçip Yeruşalimʼe gitmeye karar verdi. “Oraya gittikten sonra Romaʼyı da görmem lazım” dedi.
ACT 19:22 Pavlus kendisine yardım edenlerden ikisini, Timoteos ve Erastusʼu Makedonyaʼya yolladı. Kendisi ise Ege bölgesinde bir süre daha kaldı.
ACT 19:23 O arada İsaʼnın yolu hakkında büyük bir karışıklık çıktı.
ACT 19:24 Demetriyos adında gümüş ustası bir adam vardı. Artemis tapınağının gümüşten maketlerini yaparak bu işle uğraşanlara çok kârlı bir iş sağlıyordu.
ACT 19:25 Demetriyos onları ve benzer işlerle uğraşanları toplayıp şöyle dedi: “Beyler! Biliyorsunuz, kazancımız bu işe bağlıdır.
ACT 19:26 Fakat şu Pavlusʼun ne yaptığını görüyorsunuz ve duyuyorsunuz. Yalnız Efesʼte değil, ama neredeyse bütün Ege bölgesinde birçok kişiyi kandırıp yoldan saptırdı. Onlara, elle yapılan tanrılar gerçek tanrı değildir, diyor.
ACT 19:27 Tehlikeli durumdayız. Hem sanatımızın saygınlığı elden gidecek, hem de büyük tanrıçamız Artemisʼin tapınağı hiçe sayılacak. Üstelik tüm Ege bölgesinin ve dünyanın tapındığı Artemis yüceliğini kaybedecek.”
ACT 19:28 Bunu duyunca öfkeyle doldular. “Efeslilerin Artemisi büyüktür!” diye bağırmaya başladılar.
ACT 19:29 Şehir tamamen karıştı. Halk Pavlusʼun Makedonyalı yol arkadaşları olan Gayus ve Aristarhusʼu yakaladı. Onları sürükleyerek çabucak tiyatroya götürdüler.
ACT 19:30 Pavlus halkın önüne çıkmak istedi. Fakat imanlılar ona engel oldular.
ACT 19:31 Ege yöneticilerinden bazıları Pavlusʼun arkadaşlarıydı. Onlar da Pavlusʼa haber yollayıp tiyatroya ayak basmaması için yalvardılar.
ACT 19:32 Tiyatroda her kafadan başka bir ses çıkıyordu. Toplantı karmakarışıktı. Çoğunluk neden bir araya geldiklerini bile bilmiyordu.
ACT 19:33 Yahudiler İskenderʼi öne çıkardılar. Kalabalıktan bazıları olayı ona bağladı. İskender eliyle işaret yaptı ve halkın önünde savunmasını yapmak istedi.
ACT 19:34 Ama onun Yahudi olduğunu anlayınca, hemen hemen iki saat boyunca hepsi bir ağızdan “Efeslilerin Artemisi büyüktür!” diye bağırdı.
ACT 19:35 Şehir başkanı gelip kalabalığı susturdu ve sonra şöyle konuştu: “Efesliler! Efes şehri büyük Artemisʼin tapınağının ve gökten düşen taşın kollayıcısıdır. Bunu bilmeyen var mı?
ACT 19:36 Kimse bu şeyleri inkâr edemez. Onun için sakin olmanız lazım. Akılsız bir şey yapmayın.
ACT 19:37 Buraya getirdiğiniz bu adamlar ne tapınakları soydular, ne de tanrıçamıza hakaret ettiler.
ACT 19:38 Onun için eğer Demetriyos ve meslektaşlarının herhangi bir kişiden şikâyeti varsa, dava yerleri açık, yargıçlar da var. Orada birbirlerine dava açsınlar.
ACT 19:39 Bundan başka bir isteğiniz varsa, yasal toplantıda halledilsin.
ACT 19:40 Çünkü bugünkü olaylardan dolayı ayaklanma suçundan yargılanma tehlikesindeyiz. Bu kargaşanın haklı bir sebebi yok, onun hesabını veremeyiz.”
ACT 19:41 Bunu söyledikten sonra toplantıyı dağıttı.
ACT 20:1 Karışıklık bitince, Pavlus imanlıları çağırttı. Onlara cesaret verdikten sonra vedalaştı ve Makedonyaʼya gitmek için ayrıldı.
ACT 20:2 O tarafları gezip birçok konuşmalarla oradaki imanlıları cesaretlendirdi. Sonra Ahaya bölgesine gitti.
ACT 20:3 Orada üç ay kaldı. Suriyeʼye deniz yoluyla gidecekti, ama Yahudiler onu gemide öldürmek için plan yaptılar. Bu sebeple Pavlus Makedonya üzerinden dönmeye karar verdi.
ACT 20:4 Piros oğlu Veriyalı Sopater, Selanikli Aristarhus ve Sekundus, Derbe şehrinden olan Gayus, Timoteos ve Ege bölgesinden Tihikos ile Trofimos Pavlusʼa eşlik ettiler.
ACT 20:5 Onlar önden gidip bizi Troas şehrinde beklediler.
ACT 20:6 Biz ise Mayasız Ekmek Bayramıʼndan sonra Filipiʼden denize açıldık ve beş gün sonra Troasʼa şehrine varıp onlara katıldık. Orada yedi gün kaldık.
ACT 20:7 Haftanın birinci günüekmek bölmek için bir araya geldik. Pavlus imanlılara bir konuşma yaptı. Ertesi gün oradan ayrılacağı için konuşmasını gece yarısına kadar sürdürdü.
ACT 20:8 Üst katta bir odada toplanmıştık ve orada birçok lamba yanıyordu.
ACT 20:9 Eftihos adında bir genç pencerede oturmuş uyukluyordu. Pavlus konuşmasını uzatınca, Eftihos derin bir uykuya dalıp üçüncü kattan aşağı düştü. Ölüsünü yerden kaldırdılar.
ACT 20:10 Pavlus da aşağı indi. Eftihosʼun üzerine kapanıp onu kucakladı. “Olay yaratmayın, o yaşıyor” dedi.
ACT 20:11 Pavlus tekrar yukarı çıktı, imanlılarla ekmek böldü ve yedi. Güneş doğuncaya kadar onlarla uzun uzun konuştu. Sonra oradan ayrıldı.
ACT 20:12 Bu arada imanlılar çocuğu canlı olarak eve götürdüler ve olup bitenlerden büyük cesaret aldılar.
ACT 20:13 Biz ise, Pavlusʼun önünden gidip gemiye bindik ve Assos şehrine doğru denize açıldık. Niyetimiz Pavlusʼu oradan gemiye almaktı. Pavlus Assos şehrine yürüyerek gideceği için bunu önceden ayarlamıştı.
ACT 20:14 Assosʼta o bizimle buluştu, biz de onu gemiye aldık ve Midilli şehrine geçtik.
ACT 20:15 Ertesi gün oradan deniz yolculuğumuza devam edip Sakız adasının karşısına vardık. Üçüncü gün Sisam adasına uğradık ve bir sonraki gün Milet şehrine vardık.
ACT 20:16 Pavlus Efesʼe uğramadan yola devam etmeye karar vermişti. Çünkü Ege bölgesinde vakit geçirmek istemiyordu. Mümkünse, Pentikost Bayramıʼnda Yeruşalimʼde olabilmek için acele ediyordu.
ACT 20:17 Pavlus Miletʼten Efesʼe haber yolladı, imanlılar topluluğunun liderlerini yanına çağırttı.
ACT 20:18 Geldiklerinde onlara şöyle dedi: “Ege bölgesine ayak bastığım ilk günden beri, yanınızda olduğum süre boyunca nasıl davrandığımı siz kendiniz biliyorsunuz.
ACT 20:19 Tam bir alçakgönüllülük ve gözyaşlarıyla Rabbe hizmet ettim. Yahudilerin kurdukları düzenler yüzünden sıkıntılar çektim.
ACT 20:20 Biliyorsunuz ki, faydalı olan ne varsa size hiç çekinmeden bildirdim ve halka açık toplantılarda ve evden eve gezerek size vaaz ettim.
ACT 20:21 Hem Yahudilere hem de Greklere şahitlik ettim. Tövbe edip Allahʼa dönmelerini ve Rabbimiz İsaʼya iman etmelerini söyledim.
ACT 20:22 Şimdi de Kutsal Ruhʼa bağlı olduğum için Yeruşalimʼe gidiyorum. Orada başıma neler geleceğini bilmiyorum.
ACT 20:23 Bir tek şunu biliyorum: Kutsal Ruh beni her şehirde uyarıyor, beni hapis ve sıkıntıların beklediğini söylüyor.
ACT 20:24 Ama canıma hiç değer ve önem vermiyorum. Yeter ki, amacıma ulaşayım ve Rab İsaʼdan aldığım görevi tamamlayayım. Bu görev, Allahʼın lütfunu bildiren Müjdeʼye şahitlik etmektir.
ACT 20:25 Ben aranızda dolaşıp Allahʼın Krallığıʼnı sizlere duyurmuştum. Şimdi biliyorum ki, hiçbiriniz yüzümü bir daha görmeyecek.
ACT 20:26 Bu sebeple kimsenin uğrayacağı cezadan sorumlu olmadığıma bugün şahitlik ederim.
ACT 20:27 Çünkü Allahʼın planını size tam olarak bildirmekten hiç çekinmedim.
ACT 20:28 Sürüsünü bekleyen bir çoban gibi kendinize ve Rabbin topluluğuna göz kulak olun. Rab bu topluluğa kendi kanı pahasına sahip oldu. Kutsal Ruh sizi bu topluluğun gözetmenleri olarak görevlendirdi.
ACT 20:29 Biliyorum ki, ben gittikten sonra bazıları sürüye zarar veren yırtıcı kurtlar gibi aranıza girecekler.
ACT 20:30 Aranızdan bile sapık şeyler söyleyen adamlar ortaya çıkacak. İmanlıları kendi peşlerinden sürüklemeye çalışacaklar.
ACT 20:31 Bunun için tetikte olun! Hatırlayın ki, ben üç yıl boyunca gece gündüz durmadan her birinizi gözyaşlarıyla uyarmıştım.
ACT 20:32 Şimdi de sizi Allahʼa ve Oʼnun lütfunu bildiren söze emanet ediyorum. Bu söz kudretlidir. İmanınızı güçlendirecek ve size Allahʼa adanmış olan herkesin arasında bir miras verecek.
ACT 20:33 Hiç kimsenin gümüşünde, altınında ya da elbisesinde gözüm kalmadı.
ACT 20:34 Kendiniz biliyorsunuz ki, bu ellerimle çalışarak hem kendi ihtiyaçlarımı, hem de benimle birlikte olanların ihtiyaçlarını karşıladım.
ACT 20:35 Yaptığım her şeyle size örnek oldum. Çalışıp güçsüzlere yardım etmemiz gerektiğini gösterdim. Rab İsaʼnın sözlerini hatırlayın. O kendisi dedi ki, ‘Vermek, almaktan daha büyük mutluluktur.’ ”
ACT 20:36 Pavlus bunları söyledikten sonra diz çöküp hepsi ile birlikte dua etti.
ACT 20:37 Sonra hepsi hüngür hüngür ağlayarak Pavlusʼun boynuna sarıldı ve onu öptü.
ACT 20:38 En çok üzüldükleri şey, “Yüzümü bir daha görmeyeceksiniz” demesi oldu. Sonra onu gemiye kadar geçirdiler.
ACT 21:1 Onlardan istemeyerek ayrıldık. Sonra gemiyle denize açıldık ve doğru İstanköy adasına gittik. Ertesi gün Rodos adasına, oradan da Patara şehrine devam ettik.
ACT 21:2 Fenikeʼye gidecek bir gemi bulduk. Ona binip denize açıldık.
ACT 21:3 Kıbrıs adasını görünce onu sol tarafımızda bırakıp Suriyeʼye giden yöne devam ettik. Sur limanında karaya çıktık, çünkü gemide çalışanlar yükü orada indireceklerdi.
ACT 21:4 İmanlıları arayıp bulunca onlarla yedi gün kaldık. Onlar Kutsal Ruhʼtan aldıkları bilgiye dayanarak Pavlusʼa “Yeruşalimʼe gitme!” dediler.
ACT 21:5 Fakat oradaki günlerimiz sona erince, ayrılıp yola çıktık. İmanlıların hepsi, eşleri ve çocuklarıyla birlikte bizi şehrin dışına kadar geçirdiler. Deniz kenarında diz çöküp dua ettik.
ACT 21:6 Birbirimizle vedalaştıktan sonra biz gemiye bindik, onlarsa evlerine döndüler.
ACT 21:7 Sur şehrinden yolculuğumuza devam ederek Batlamya şehrine vardık. Oradaki imanlıları ziyaret edip yanlarında bir gün kaldık.
ACT 21:8 Ertesi gün ayrılıp Sezariye şehrine vardık. Müjdeci Filipusʼun evine gidip onun yanında kaldık. Filipus yardım dağıtan yedi görevliden biriydi.
ACT 21:9 Bu adamın peygamberlik eden dört bakire kızı vardı.
ACT 21:10 Birkaç gün orada kaldık. O vakit Yahudiyeʼden Hagabos adında bir peygamber geldi.
ACT 21:11 Yanımıza gelip, Pavlusʼun kuşağını aldı, ve onunla kendi ellerini ve ayaklarını bağlayıp şunları söyledi: “Kutsal Ruh şöyle diyor: ‘Yeruşalimʼdeki Yahudiler bu kuşağın sahibini böyle bağlayacak ve yabancıların eline teslim edecekler.’ ”
ACT 21:12 Bunu işitince hem biz, hem de oradaki imanlılar Yeruşalimʼe gitmemesi için Pavlusʼa yalvarmaya başladık.
ACT 21:13 Bunun üzerine Pavlus şöyle karşılık verdi: “Neden böyle ağlayıp yüreğimi parçalıyorsunuz? Rab İsaʼnın adı uğruna Yeruşalimʼde sadece bağlanmaya değil, ölmeye de hazırım.”
ACT 21:14 Biz Pavlusʼun fikrini değiştiremeyince, “Rabbin istediği olsun” deyip sustuk.
ACT 21:15 Birkaç gün sonra hazırlık yapıp Yeruşalimʼe doğru yola çıktık.
ACT 21:16 Sezariye şehrinden bazı imanlılar da bizimle geldiler. Bizi misafir olacağımız Kıbrıslı Minasonʼun evine götürdüler. Minason, İsaʼya ilk iman edenlerden biriydi.
ACT 21:17 Yeruşalimʼe vardığımızda imanlılar bizi sevinçle karşıladılar.
ACT 21:18 Ertesi gün Pavlus bizimle birlikte Yakubʼun yanına gitti. Bütün liderler oradaydılar.
ACT 21:19 Pavlus, onlarla selamlaştıktan sonra kendi hizmetinin aracılığıyla Allahʼın diğer milletler arasında yaptıklarını birer birer anlattı.
ACT 21:20 Bunu işitince, Allahʼı yücelttiler. Sonra Pavlusʼa şöyle dediler: “Kardeş, görüyorsun, Yahudilerin arasında imana gelmiş binlerce kişi var. Hepsi de Tevratʼın uygulanması için can atıyorlar.
ACT 21:21 Ama duyduklarına göre sen diğer milletlerin arasında yaşayan bütün Yahudilere Musaʼya sırt çevirmeyi öğretiyorsun. Onlara ‘Çocuklarınızı sünnet etmeyin, adetlerimize uymayın!’ diyorsun.
ACT 21:22 Peki, ne yapmalı? Senin buraya geldiğini mutlaka işitecekler.
ACT 21:23 Bu yüzden sana diyeceğimizi yap. Aramızda kendilerini yeminle Allahʼa adamış dört adam var.
ACT 21:24 Onları yanına al ve onlarla birlikte paklanma adetini yerine getir. Onların kurban masraflarını öde ki saçlarını tıraş ettirebilsinler. O zaman herkes, senin hakkındaki söylentilerin asılsız olduğunu anlar. Bilirler ki, Tevratʼa uygun yaşıyorsun.
ACT 21:25 Yahudi olmayan imanlılara gelince, onlara kararımızı anlatan bir mektup yolladık: putların önünde kesilen kurbanların etinden, kanı süzülmemiş etten, boğularak öldürülen hayvanların etinden ve evlilik dışı seksüel ilişkilerden uzak durun dedik.”
ACT 21:26 Bunun üzerine Pavlus o dört adamı yanına aldı. Ertesi gün onlarla birlikte paklanma adetini yerine getirdi. Tapınağa gidip paklanma günlerinin ne zaman biteceğini ve her biri için ne zaman kurban kesileceğini bildirdi.
ACT 21:27 Yedi günlük paklanma süresi bitmek üzereydi. Ege bölgesinden gelen Yahudiler Pavlusʼu tapınak avlusunda gördüler. Bütün kalabalığı ayağa kaldırdılar ve Pavlusʼu yakaladılar.
ACT 21:28 Şöyle bağırdılar: “Ey İsrailoğulları, yardım edin! Her yerde herkese halkımızı, Tevratʼı ve bu yeri kötülemeyi öğreten adam budur. Üstelik tapınak avlusuna Grekleri sokarak bu kutsal yeri kirletti.”
ACT 21:29 Ege bölgesinden gelen Yahudiler böyle konuştular, çünkü daha önce Efesli Trofimosʼu şehirde Pavlusʼun yanında görmüşlerdi ve Pavlusʼun Trofimosʼu tapınağa götürdüğünü sandılar.
ACT 21:30 Bütün şehir ayaklandı, insanlar her taraftan koşuşup geldiler. Pavlusʼu yakalayıp tapınak avlusundan dışarıya sürüklediler. Hemen arkalarından avlu kapıları kapatıldı.
ACT 21:31 Kalabalık Pavlusʼu öldürmek istiyordu. O sırada Romalı ordu komutanına bütün Yeruşalim karıştı diye haber geldi.
ACT 21:32 Komutan hemen yanına birkaç asker ve yüzbaşı alıp koşa koşa kalabalığın olduğu yere indi. Onlar da komutanı ve askerleri görünce, Pavlusʼu dövmekten vazgeçtiler.
ACT 21:33 Ondan sonra komutan yaklaşıp Pavlusʼu yakaladı ve iki zincirle bağlanması için emir verdi. Onun kim olduğunu ve ne yaptığını öğrenmeye çalıştı.
ACT 21:34 Ama kalabalıkta her kafadan bir ses çıkıyordu. Komutan kargaşa yüzünden gerçeği öğrenemeyince, Pavlusʼun kaleye götürülmesini emretti.
ACT 21:35 Merdivenlere kadar geldiler. Halk o kadar kudurmuştu ki, askerler Pavlusʼu omuzlarında taşımak zorunda kaldılar.
ACT 21:36 “Onu yok edin!” diye bağıran kalabalık peşlerini bırakmadı.
ACT 21:37 Pavlus kalenin içine götürülürken komutana, “Sana bir şey söyleyebilir miyim?” dedi. Komutan, “Grekçe biliyor musun?” diye sordu.
ACT 21:38 “Demek ki sen bir süre önce ayaklanma başlatan ve dört bin teröristi alıp ıssız yerlere götüren şu Mısırlısın, öyle değil mi?”
ACT 21:39 Pavlus ona şöyle dedi: “Ben Kilikya bölgesinden Tarsuslu bir Yahudiʼyim. Önemli bir şehrin vatandaşıyım. Sana yalvarıyorum, bana izin ver de, halkla konuşayım.”
ACT 21:40 Komutan izin verince, Pavlus merdivenin üzerinde durup eliyle halka işaret etti. Etrafa derin bir sessizlik çöktükten sonra Aramice konuşmaya başladı.
ACT 22:1 “Kardeşler ve babalar, şimdi kendimi savunmak için söyleyeceklerimi dinleyin.”
ACT 22:2 Pavlusʼun onlarla Aramice konuştuğunu işitince daha da sakinleştiler. Pavlus şöyle devam etti:
ACT 22:3 “Ben bir Yahudiyim. Kilikya bölgesinin Tarsus şehrinde doğdum. Ama Yeruşalimʼde büyüdüm. Gamaliyelʼin öğrencisiydim. Atalarımıza verilen Tevrat üzerine sıkı bir eğitim gördüm. Hepinizin bugün yaptığı gibi ben de Allahʼa canla başla hizmet eden biriydim.
ACT 22:4 İsaʼnın yolundan gidenlere eziyet ettim. Bazılarının öldürülmesine sebep oldum. Kadın erkek demeden onları bağlayıp hapishaneye attım.
ACT 22:5 Başrahip ve bütün Meclis üyeleri söylediklerime şahitlik edebilir. Onlardan Şamʼdaki Yahudi din kardeşlerimize yazılmış mektuplar alıp yola çıktım. Orada İsaʼyı izleyenleri yakalayıp cezalandırmak için Yeruşalimʼe getirecektim.
ACT 22:6 Fakat Şam yolunda bana bir şey oldu. Öğleye doğru oraya yaklaşırken birdenbire gökten şimşek gibi parlak bir ışık etrafımı aydınlattı.
ACT 22:7 Yere düştüm ve bir sesin bana, ‘Saul, Saul, niçin bana eziyet ediyorsun?’ dediğini işittim.
ACT 22:8 Ben de ‘Kimsin, Efendim?’ diye sordum. O da bana, ‘Ben senin eziyet ettiğin Nasıralı İsaʼyım’ dedi.
ACT 22:9 Yanımdakiler o ışığı gördüler, ama benimle konuşan kişinin dediklerini anlamadılar.
ACT 22:10 ‘Ne yapayım, ya Rab?’ dedim. Rab bana şöyle dedi: ‘Ayağa kalk, Şamʼa git. Orada yapman için planlanan her şey sana anlatılacak.’
ACT 22:11 Işık o kadar görkemliydi ki, gözlerim görmez olmuştu. Bu yüzden yanımda olanlar elimden tutup beni Şamʼa götürdüler.
ACT 22:12 Orada Hananya adında Tevratʼa bağlı, Allahʼa adanmış bir adam vardı. Şamʼda yaşayan bütün Yahudiler ondan övgüyle söz ediyorlardı.
ACT 22:13 O bana geldi. Yanımda durup, ‘Saul kardeş, gözlerin görsün’ dedi. Tam o anda gözlerim açıldı ve onu gördüm.
ACT 22:14 Hananya sözlerine şöyle devam etti: ‘Atalarımızın Allahı seni seçti. Oʼnun isteğini bilmen, Doğru Olanʼı görmen ve ağzından çıkan sözleri işitmen için seni görevlendirdi.
ACT 22:15 Çünkü Oʼnun şahidi olacaksın, görüp işittiklerini bütün insanlara duyuracaksın.
ACT 22:16 Haydi, ne bekliyorsun? Kalk, İsa adını anarak vaftiz ol ve günahlarından temizlen.’
ACT 22:17 Ben Yeruşalimʼe döndükten sonra tapınak avlusunda dua ediyordum. O sırada olağanüstü bir hale daldım.
ACT 22:18 İsaʼyı gördüm. O bana şöyle dedi: ‘Çabuk ol! Hemen Yeruşalimʼden kaç! Çünkü benim hakkımda yaptığın şahitliği kabul etmeyecekler.’
ACT 22:19 Ben de şöyle cevap verdim: ‘Ya Rab, onların kendileri de biliyor ki, ben toplantı yerlerini dolaşıp sana iman edenleri hapishaneye atıyordum ve dövüyordum.
ACT 22:20 Üstelik senin şahidin olan İstefanosʼun kanı dökülürken ben de orada durup bunu yapanları alkışlıyordum. Onu öldürenlerin kaftanlarına bekçilik ediyordum.’
ACT 22:21 Rab ise bana ‘Buradan git!’ dedi. ‘Seni uzakta olan milletlere göndereceğim.’ ”
ACT 22:22 Halk Pavlusʼu bu noktaya kadar dinledi. Sonra seslerini yükseltip, “Bu adamı yeryüzünden temizleyin! Böyle birinin yaşamaya hakkı yok!” dediler.
ACT 22:23 Bağırmaya devam ettiler. Kaftanlarını çıkarıp havaya toz attılar.
ACT 22:24 Bunun üzerine komutan, Pavlusʼun kalenin içine götürülmesini emretti. Halkın niçin ona karşı o kadar bağırdığını öğrenmek istedi. Bu sebeple Pavlusʼun kamçılanarak sorguya çekilmesi için buyruk verdi.
ACT 22:25 Onu kayışlarla germeye başladılar. O zaman Pavlus yanında duran yüzbaşıya şunu sordu: “Kendisine dava açmadan bir Roma vatandaşını kamçılamak yasal mıdır?”
ACT 22:26 Yüzbaşı bunu işitince, komutana gidip şöyle dedi: “Ne yapıyorsun? Bu adam Roma vatandaşıymış!”
ACT 22:27 Komutan da gelip Pavlusʼa, “Söyle bakayım, sen Roma vatandaşı mısın?” diye sordu. Pavlus, “Evet” dedi.
ACT 22:28 Komutan karşılık olarak, “Ben bu vatandaşlığı elde etmek için çok para ödedim” dedi. Ama Pavlus ona, “Ben ise vatandaş olarak doğdum” dedi.
ACT 22:29 Bunun üzerine onu sorguya çekmeye hazırlanan adamlar hemen onun yanından ayrıldılar. Komutan da Pavlusʼun Roma vatandaşı olduğunu öğrenince korktu, çünkü kendisi onu bağlatmıştı.
ACT 22:30 Komutan Yahudilerin Pavlusʼu neyle suçladıklarını tam olarak öğrenmek istiyordu. Bu sebeple Pavlusʼu ertesi gün hapisten çıkarttı ve başrahiplerle bütün Meclisʼin toplanmasını emretti. Sonra Pavlusʼu kaleden aşağıya indirip onların önüne götürdü.
ACT 23:1 Pavlus Meclisʼin adamlarına gözlerini dikip şöyle dedi: “Kardeşler! Ben bugüne kadar Allahʼın gözünde tertemiz bir vicdanla yaşadım.”
ACT 23:2 Başrahip Hananya da kendisinin yanında duranlara Pavlusʼun ağzına şamar atmalarını emretti.
ACT 23:3 O vakit Pavlus ona, “Allah da sana vuracak” dedi. “Seni ikiyüzlü! Kireçlenmiş duvara benziyorsun. Sen hem beni Tevrat kanunlarına göre yargılamak için oturuyorsun, hem de kanunlara karşı gelip bana şamar attırıyorsun.”
ACT 23:4 O vakit etrafta duranlar “Sen Allahʼın seçtiği başrahibe hakaret ediyorsun!” dediler.
ACT 23:5 Pavlus şöyle cevap verdi: “Kardeşler, onun başrahip olduğunu bilmiyordum. Çünkü Tevratʼta şöyle yazılmıştır: ‘Halkınızın liderleri hakkında kötü konuşmayın.’ ”
ACT 23:6 Pavlus Meclisʼin bir kısmının Saduki, geri kalanlarınsa, Ferisi din partisinden olduğunu fark etti. O vakit Meclisʼin ortasında yüksek sesle şöyle dedi: “Kardeşler, ben özbeöz Ferisiʼyim. Ölülerin dirileceğine umut ettiğim için yargılanıyorum!”
ACT 23:7 Pavlus bunu söyleyince Ferisilerle Sadukiler arasında tartışma çıktı. Böylece toplanan kişiler ikiye bölündü.
ACT 23:8 Çünkü Sadukiler diriliş, melek ve ruh yok derler. Fakat Ferisiler bunların hepsini kabul ederler.
ACT 23:9 Böylece büyük bir kargaşa çıktı. Ferisi partisinden bazı Tevrat uzmanları ayağa fırlayıp tartışmaya başladılar. “Bu adamda hiçbir suç görmüyoruz” dediler. “Bir ruh ya da bir melek onunla konuşmuşsa, ne olmuş yani?”
ACT 23:10 Çekişme o kadar kızıştı ki, komutan Pavlusʼu parçalayacaklar diye korktu. Askerlerine aşağı inip Pavlusʼu onların arasından zorla alıp kaleye götürmelerini emretti.
ACT 23:11 O gece Rab Pavlusʼa görünüp, “Cesur ol!” dedi. “Bana Yeruşalimʼde şahitlik ettiğin gibi Romaʼda da şahitlik etmen lazım.”
ACT 23:12 Sabah olunca bazı Yahudiler bir plan kurdular. “Pavlusʼu öldürünceye kadar bir şey yiyip içersek bize lanet olsun!” diye yemin ettiler.
ACT 23:13 Bu anlaşmaya kırktan fazla kişi katıldı.
ACT 23:14 Onlar başrahipler ve liderlerin yanına gidip şöyle dediler: “Pavlusʼu öldürünceye kadar ağzımıza bir şey koyarsak bize lanet olsun diye yemin ettik.
ACT 23:15 Şimdi siz Meclisʼle birlikte komutana haber verin. Pavlusʼu getirmesini rica edin. Sanki Pavlusʼun davasını daha yakından araştıracakmış gibi yapın. Biz ise Pavlus daha buraya varmadan onu öldürmeye hazırız.”
ACT 23:16 Ne var ki, Pavlusʼun kız kardeşinin oğlu onların pusu kurduğunu öğrendi. Gidip kaleye girdi ve Pavlusʼa haber verdi.
ACT 23:17 Pavlus da yüzbaşılardan birini yanına çağırıp şöyle dedi: “Bu delikanlıyı komutanın yanına götür. Ona söyleyeceği bir şey var.”
ACT 23:18 Yüzbaşı delikanlıyı alıp komutana götürdü ve şöyle dedi: “Tutuklu Pavlus beni yanına çağırdı ve bu delikanlıyı sana getirmemi rica etti. Sana bir diyeceği varmış.”
ACT 23:19 Komutan delikanlıyı elinden tutup bir kenara çekti. “Bana söyleyeceğin nedir?” diye sordu.
ACT 23:20 Delikanlı şöyle dedi: “Yahudi liderleri anlaştı. Yarın Pavlusʼu Meclisʼin önüne getirmeni rica edecekler. Onun davasını daha yakından araştırmak istediklerini söyleyecekler.
ACT 23:21 Ama sen onlara kanma! Çünkü aralarından kırktan fazla kişi ona karşı pusuya yatmış bekliyor. Onu öldürünceye kadar bir şey yiyip içersek bize lanet olsun diye yemin ettiler. Şimdi hepsi hazır duruyorlar, senin kararını bekliyorlar.”
ACT 23:22 Bunun üzerine komutan delikanlıyı salıverdi. Onu şöyle uyardı: “Bana bu haberi verdiğini hiç kimseye söyleme.”
ACT 23:23 Sonra komutan iki yüzbaşıyı yanına çağırıp şöyle dedi: “Bu gece saat dokuza kadar iki yüz yaya asker, yetmiş atlı ve iki yüz mızraklı asker hazırlayın. Sezariyeʼye kadar gitsinler.
ACT 23:24 Ayrıca atlar hazırlayın. Pavlusʼu birine bindirip Vali Feliksʼin yanına sağ salim götürün.”
ACT 23:25 Komutan şöyle bir mektup yazdı:
ACT 23:26 “Klavdiyus Lisiyasʼtan, Sayın Vali Feliksʼe, selam!
ACT 23:27 Bu adam Yahudiler tarafından yakalanmıştı ve tam öldürülmek üzereydi. Fakat ben onun Roma vatandaşı olduğunu öğrendim, askerlerimle gidip onu kurtardım.
ACT 23:28 Onu neyle suçladıklarını öğrenmek istedim. Bu sebeple onu Yahudilerin Meclisiʼne götürdüm.
ACT 23:29 Onun Yahudi kanunlarıyla ilgili meselelerle suçlandığını öğrendim. Bu suçlama ölüm ya da hapis cezasını gerektirmiyordu.
ACT 23:30 Bu adamı öldürmek için bir düzen kurulduğu bana bildirildi. Bu sebeple onu hemen sana yolladım. Onu suçlayanlara da şikâyetlerini senin önünde yapmalarını emrettim.”
ACT 23:31 Böylece askerler komutanın emrini yerine getirdiler. Pavlusʼu alıp geceleyin Antipatris şehrine götürdüler.
ACT 23:32 Ertesi gün atlıların Pavlusʼla yola devam etmesine izin verildi. Diğer askerler ise kaleye döndüler.
ACT 23:33 Atlılar Sezariyeʼye varınca mektubu valiye verip Pavlusʼu ona teslim ettiler.
ACT 23:34 Vali mektubu okuyunca, Pavlusʼa hangi bölgeden olduğunu sordu. Kilikya bölgesinden olduğunu öğrenince şöyle dedi: “Seni suçlayanlar geldikleri zaman davanı dinleyeceğim.” Pavlusʼun Hirodesʼin sarayında gözaltında tutulması için buyruk verdi.
ACT 24:1 Beş gün sonra başrahip Hananya bazı liderlerle birlikte Sezariye şehrine geldi. Onların yanında Tertullus adında bir avukat da vardı. Valinin huzuruna çıkıp Pavlusʼa karşı şikâyetlerini anlattılar.
ACT 24:2 Pavlus çağrıldıktan sonra Tertullus onu şöyle suçlamaya başladı: “Saygıdeğer Feliks! Sen bunca zaman esenlik içinde yaşamamızı sağladın. Düşünceli liderliğinle halkımıza yenilikler getirdin. Biz bunları her zaman, her yerde şükranla anarız.
ACT 24:4 Fazla vaktini almak istemem. Onun için bize kısa bir söz hakkı lütfeder misiniz?
ACT 24:5 Anladığımıza göre, bu adam baş belasıdır. Dünyanın her tarafındaki bütün Yahudilerin arasında kargaşa çıkarıyor ve Nasrani tarikatının elebaşıdır.
ACT 24:6 Üstelik tapınağımızın kutsallığını bozmaya kalktı. Fakat onu yakaladık. Bu adamı kendin sorguya çekersen onu suçladığımız her şeyin doğru olduğunu göreceksin.”
ACT 24:9 Yahudi liderler de söylenenleri destekleyip saldırıya katıldılar.
ACT 24:10 Vali, konuşması için Pavlusʼa bir işaret verdi. O da suçlamaları şöyle cevapladı: “Yıllardan beri yargıç olarak bu halkın davalarına baktığını biliyorum. Onun için kendimi sevinçle savunuyorum.
ACT 24:11 Ben Allahʼa ibadet etmek için Yeruşalimʼe gideli en fazla on iki gün oldu. Sen kendin bunu öğrenebilirsin.
ACT 24:12 Beni suçlayanlar beni tapınakta, toplantı yerlerinde, ya da şehrin başka bir yerinde tartışırken ya da halkı ayaklandırırken görmedi.
ACT 24:13 Şu anda bana yaptıkları suçlamaları da sana kanıtlayamazlar.
ACT 24:14 Yalnız, sana şunu açıkça söylüyorum: ben onların ‘tarikat’ dedikleri Yolʼa uygun olarak atalarımızın Allahıʼna ibadet ediyorum. Tevratʼta ve peygamberlerin kitaplarında ne yazılmışsa, hepsine inanıyorum.
ACT 24:15 Ben aynı bu adamlar gibi, iyilerin de kötülerin de ölümden dirileceği konusunda Allahʼa umut bağladım.
ACT 24:16 Buna göre her vakit hem Allahʼın, hem de insanların karşısında temiz vicdanla yaşamaya çalışıyorum.
ACT 24:17 Yıllar geçtikten sonra, milletime yardım getirmek ve Allahʼa kurbanlar sunmak için Yeruşalimʼe geldim.
ACT 24:18 Beni tapınağın avlusunda paklanmış durumda, kurban sunarken buldular. Etrafımda kalabalık ya da gürültü patırtı yoktu.
ACT 24:19 Ama orada Ege bölgesinden bazı Yahudiler vardı. Eğer bana karşı şikâyetleri varsa, onların burada senin önüne çıkıp beni suçlamaları lazım.
ACT 24:20 Ya da buradakilere sorun. Meclisʼin önünde yargılandığım zaman bende ne suç bulduklarını açıklasınlar.
ACT 24:21 Beni suçlayabilecekleri tek şey var: Aralarında durduğumda yüksek sesle şöyle dedim: ‘Ben bugün ölülerin dirileceğine umut ettiğim için huzurunuzda yargılanıyorum!’ ”
ACT 24:22 Feliks İsaʼnın yolu hakkında oldukça bilgiliydi. Davayı başka güne erteleyip şunu dedi: “Komutan Lisiyas buraya gelince davanız hakkında kararımı vereceğim.”
ACT 24:23 Pavlusʼu kollayan yüzbaşıya da onu gözaltında tutmasını emretti. “Fakat ona biraz serbestlik tanı ve ihtiyaçlarını karşılayacak arkadaşlarından hiçbirine engel olma” dedi.
ACT 24:24 Birkaç gün sonra Feliks, Yahudi olan karısı Drusilla ile birlikte geldi. Pavlusʼu çağırttı. Mesih İsaʼya iman etmek hakkındaki konuşmasını dinledi.
ACT 24:25 Pavlus doğruluk, insanın kendine hâkim olması ve dünyanın yargılanacağı gün hakkında konuştu. Feliks bunları duyunca korkmaya başladı. “Şimdilik gidebilirsin” dedi. “Vakit bulunca seni tekrar çağırtırım.”
ACT 24:26 Aynı zamanda Pavlusʼun ona rüşvet vereceğini umut ediyordu. Bu sebeple onunla sohbet etmek için onu sık sık çağırttı.
ACT 24:27 Aradan iki yıl geçtikten sonra Feliksʼin yerine Porkiyus Festus görev aldı. Feliks de Yahudi liderlere bir iyilik yapmak isteyerek Pavlusʼu hapishanede bıraktı.
ACT 25:1 Festus vali olacağı bölgeye vardıktan üç gün sonra Sezariyeʼden Yeruşalimʼe gitti.
ACT 25:2 Başrahipler ve diğer önemli Yahudiler ona gidip Pavlusʼa karşı şikâyette bulundular. Festusʼtan bir ricaları vardı.
ACT 25:3 Kendilerine bir iyilik yapıp Pavlusʼu Yeruşalimʼe getirtmesini istediler. Pusu kurup Pavlusʼu yolda öldüreceklerdi.
ACT 25:4 Festus ise Pavlusʼun Sezariyeʼde tutulduğunu, kendisinin de yakında oraya gideceğini söyledi.
ACT 25:5 “Önemli adamlarınız benimle gelsin. Bu adam bir suç işlediyse onu orada suçlasınlar” dedi.
ACT 25:6 Festus sekiz on gün kadar onların arasında kaldı. Ondan sonra Sezariyeʼye döndü. Ertesi gün de dava yerinde oturup Pavlusʼun getirilmesini emretti.
ACT 25:7 Pavlus oraya varınca, Yeruşalimʼden gelmiş olan Yahudiler onun etrafını sarıp birçok ağır suçlamalarda bulundular. Ama bu suçlamalarını kanıtlayamadılar.
ACT 25:8 Pavlus da kendini savunmak için şöyle dedi: “Ben ne Yahudilerin kanunlarına, ne tapınağa, ne de Sezarʼa karşı hiçbir suç işlemedim.”
ACT 25:9 Ama Festus Yahudilere bir iyilik yapmak istedi. Bu sebeple Pavlusʼa “Sen Yeruşalimʼe gitmeye razı mısın?” diye sordu. “Orada benim önümde bu suçlamalar konusunda yargılanabilirsin.”
ACT 25:10 Pavlus şöyle cevap verdi: “Ben Sezarʼın dava yerinin önünde bulunuyorum. Burada yargılanmam lazım. Yahudilere karşı hiçbir suç işlemedim. Sen de bunu çok iyi biliyorsun.
ACT 25:11 Eğer suç işlemişsem, eğer ölümü hak eden herhangi bir şey yapmışsam, ölümden kaçmam. Ama eğer bu adamların suçlamaları doğru değilse, kimse beni onlara teslim edemez. Davamla Sezarʼa başvuruyorum.”
ACT 25:12 Bunun üzerine Festus kendi danışma meclisiyle görüştükten sonra şöyle cevap verdi: “Sezarʼa başvurdun, Sezarʼa gideceksin.”
ACT 25:13 Birkaç gün sonra, kral Agrippa ve Bernike, Festusʼa saygı göstermek için Sezariye şehrine geldiler.
ACT 25:14 Bir süre orada kaldılar. Ziyaret sırasında Festus Pavlusʼun davasını krala anlattı. “Burada bir adam var” dedi. “Feliks onu hapishanede bıraktı.
ACT 25:15 Ben Yeruşalimʼdeyken başrahipler ve diğer Yahudi liderler ona karşı şikâyette bulundular. Onu cezalandırmamı istediler.
ACT 25:16 Onlara bu Romalıların adeti değildir diye cevap verdim. Kişi kendini suçlayanlarla yüzleşip suçlamalara karşı kendini savunma şansına sahip olmadan teslim edilmez.
ACT 25:17 Bu nedenle onlar benimle buraya gelince hiç vakit kaybetmedim. Ertesi gün dava yerinde oturdum ve adamın getirilmesini emrettim.
ACT 25:18 Ama suçlayanlar ayağa kalkınca, ona karşı beklediğim suçlamaları yapmadılar.
ACT 25:19 Sadece kendi dinleri konusunda ve İsa adında ölmüş bir adam hakkında anlaşmazlıkları vardı. Pavlus o adamın yaşamakta olduğunu söylüyordu.
ACT 25:20 Bu konuları nasıl soruşturacağımı bilemedim. Bu nedenle Pavlusʼa ‘Yeruşalimʼe gidip bu konularda orada yargılanmaya razı mısın?’ diye sordum.
ACT 25:21 Fakat Pavlus davasıyla imparatora başvurdu. İmparator karar verinceye kadar hapishanede tutulmak istedi. Ben de onun imparatora gönderene kadar tutuklu kalmasını emrettim.”
ACT 25:22 O zaman Agrippa Festusʼa şöyle dedi: “Ben de bu adamı dinlemek isterdim.” Festus, “Yarın onu dinlersin” dedi.
ACT 25:23 Ertesi gün Agrippa ve Bernike büyük tantanayla toplantı salonuna girdiler. Onların yanında yüksek rütbeli askerler ve şehrin önemli adamları vardı. Festusʼun emriyle Pavlus oraya getirildi.
ACT 25:24 O zaman Festus şöyle dedi: “Kral Agrippa ve yanımızda bulunan herkes! Bu adamı görüyorsunuz! Onun hakkında hem Yeruşalimʼde hem burada bütün Yahudi halkı bana şikâyette bulundu. ‘Bu adamın artık yaşaması doğru değildir’ diye bağırdılar.
ACT 25:25 Bense ölümü hak edecek hiçbir şey yapmadığını anladım. Ne var ki o, davasıyla imparatora başvurdu. Bu nedenle onu imparatora göndermeye karar verdim.
ACT 25:26 Ama elimde onun hakkında Efendimʼe yazabileceğim kesin bir şey yok. Bunun için adamı sizin önünüze ve özellikle senin önüne getirdim, ey Kral Agrippa. Öyle ki, bu soruşturmanın sonunda yazacak bir şeyim olsun.
ACT 25:27 Çünkü neyle suçlandığını açıklamadan bir tutukluyu imparatora göndermek bence anlamsız.”
ACT 26:1 O zaman Agrippa Pavlusʼa şöyle dedi: “Şimdi kendini savunabilirsin.” Bunun üzerine Pavlus elini uzatarak kendini savunmaya başladı.
ACT 26:2 “Kral Agrippa! Bugün Yahudi liderlerin bana yaptıkları suçlamalar hakkında senin huzurunda savunmamı yapabildiğim için kendimi mutlu sayıyorum.
ACT 26:3 Özellikle Yahudilerin bütün adetlerini ve aralarında tartıştıkları konuları iyi bildiğin için mutluyum. Bu nedenle beni sabırla dinlemeni rica ediyorum.
ACT 26:4 Durum şu, hayatım boyunca halkımın arasında ve Yeruşalimʼde, çocukluğumdan beri nasıl yaşadığımı bütün Yahudiler bilirler.
ACT 26:5 Beni uzun zamandan beri tanırlar. İsteseler, geçmişte dinimizin en titiz partisine, Ferisi partisine bağlı olarak yaşadığıma şahitlik edebilirler.
ACT 26:6 Şimdi Allahʼın atalarımıza verdiği vaade umut bağladığım için burada durup yargılanıyorum.
ACT 26:7 Halkımızın on iki oymağı bu umuda kavuşmak istiyor. Bu sebeple gece gündüz Allahʼa canı gönülden ibadet ediyorlar. Ey Kralım, bu umuttan dolayı Yahudiler beni suçluyorlar.
ACT 26:8 Allahʼın ölüleri diriltmesi sizlere niye inanılmaz geliyor?
ACT 26:9 Aslında ben de Nasıralı İsaʼnın adının yayılmasına engel olmak için elimden geleni yapmam gerektiğine karar vermiştim.
ACT 26:10 Yeruşalimʼde aynen bunu yaptım. Başrahiplerden yetki alıp Allahʼın kutsal halkından birçoğunu hapishaneye attırdım. Yargılandıkları zaman da onlara ölüm cezası verilsin diye oy verdim.
ACT 26:11 Yahudilerin bütün toplantı yerlerini dolaşarak onları sık sık cezalandırdım. İnandıklarına küfretmeye zorladım. O kadar kudurmuştum ki, yabancı şehirlere bile gidip onlara eziyet ettim.
ACT 26:12 Bu amaçla başrahiplerden yetki ve görev alıp Şam şehrine gidiyordum.
ACT 26:13 Ey Kral, yolda giderken öğle vakti gökten gelen bir ışık gördüm. Güneşten daha parlaktı. Benim ve benimle birlikte yolculuk edenlerin etrafını aydınlattı.
ACT 26:14 Hepimiz yere yıkıldık. Ondan sonra benimle Aramice konuşan bir ses duydum. Bana şöyle dedi: ‘Saul, Saul, niçin bana eziyet ediyorsun? Benimle uğraşmakla kendine zarar veriyorsun!’
ACT 26:15 O zaman, ‘Kimsin, Efendim?’ diye sordum. Rab şöyle cevap verdi: ‘Ben senin eziyet ettiğin İsaʼyım.
ACT 26:16 Haydi, kalk ayağa! Bana hizmet etmen için seni seçtim. İşte bu sebeple sana göründüm. Bugün gördüklerin ve ileride sana göstereceğim şeyler hakkında şahitlik edeceksin.
ACT 26:17 Seni kendi halkının ve diğer milletlerin elinden kurtaracağım. Çünkü seni onlara gönderiyorum.
ACT 26:18 Onların gözlerini açmanı istiyorum. Öyle ki, karanlıktan aydınlığa, Şeytanʼın kuvvetinden Allahʼa dönsünler. Böylece günahları bağışlansın ve bana iman etmekle Allahʼın kutsal halkının arasında yer alsınlar.’
ACT 26:19 Bunun için, ey Kral Agrippa, gökten bana gösterilen bu olağanüstü görüntüye karşı koymadım.
ACT 26:20 Önce Şam ve Yeruşalim halkına, bütün Yahudiye bölgesinde olanlara ve diğer milletlere gittim. Onları tövbe edip Allahʼa dönmeye ve tövbeye uygun şeyler yapmaya çağırdım.
ACT 26:21 Bu sebeple bazı Yahudiler beni tapınak avlusunda yakaladılar ve öldürmeye kalkıştılar.
ACT 26:22 Bugüne kadar Allah bana yardımcı oldu. Bu sayede burada durup küçük büyük herkese şahitlik ediyorum. Benim söylediklerim, peygamberlerin ve Musaʼnın önceden haber verdiği olaylardan başka bir şey değildir.
ACT 26:23 Bu peygamberler şöyle demişlerdi: Mesih acı çekecek, ölümden dirilenlerin ilki olacak ve hem kendi halkına, hem de diğer milletlere ışığın doğduğunu duyuracak.”
ACT 26:24 Pavlus bu sözlerle kendini savunurken, Festus yüksek sesle “Pavlus, çıldırmışsın!” dedi. “Çok okumak seni delirtmiş!”
ACT 26:25 Pavlus şöyle cevap verdi: “Hayır, sayın Festus, çıldırmadım. Söylediğim sözler gerçek ve akla uygun.
ACT 26:26 Kral bu konuları anlıyor. Onun için kendisiyle çekinmeden konuşuyorum. Çünkü eminim ki, bu olaylardan hiçbiri onun dikkatinden kaçmadı. Zaten bu iş gizli saklı bir köşede olmadı.
ACT 26:27 Kral Agrippa, peygamberlerin yazılarına inanıyor musun? İnandığını biliyorum.”
ACT 26:28 Agrippa ise Pavlusʼa, “Az kalsın beni Mesihçi olmaya inandıracaktın!” dedi.
ACT 26:29 Pavlus da şöyle cevap verdi: “Az ya da çok, yalnız sen değil, ama bugün beni duyan herkes, bu zincirlerin dışında benim gibi olsun diye Allahʼtan diliyorum.”
ACT 26:30 Ondan sonra kral, vali, Bernike ve onlarla birlikte oturanlar ayağa kalktılar.
ACT 26:31 Bir kenara çekilip birbirleriyle şöyle konuştular. “Bu adam ölüm ya da hapis cezasını hak edecek bir şey yapmamış” dediler.
ACT 26:32 Agrippa da Festusʼa şöyle dedi: “Eğer davasıyla Sezarʼa başvurmasaydı, bu adam serbest bırakılabilirdi.”
ACT 27:1 Gemiyle İtalyaʼya gitmemize karar verilmişti. Pavlusʼu ve diğer birkaç tutukluyu Yulyus adında bir yüzbaşıya teslim ettiler. Yulyus ordunun imparatorluk bölüğündendi.
ACT 27:2 Edremit şehrinden olan bir gemiye bindik. Gemi Ege bölgesinin kıyısındaki şehirlere uğrayacaktı. Böylece denize açıldık. Yanımızda Selanik şehrinden Makedonyalı Aristarhus vardı.
ACT 27:3 Ertesi gün Sayda limanına uğradık. Yulyus Pavlusʼa insanca davrandı ve ihtiyaçlarının karşılanması için arkadaşlarıyla görüşmesine izin verdi.
ACT 27:4 Oradan yine denize açıldık. Rüzgar ters yönden esiyordu. Bu yüzden Kıbrıs adasının rüzgarsız tarafından geçtik.
ACT 27:5 Kilikya ve Pamfilyaʼnın önündeki açık denizden geçip Likya bölgesindeki Mira limanında karaya bağlandık.
ACT 27:6 Orada yüzbaşı başka bir gemi buldu. Bu gemi İskenderiyeʼden gelip İtalyaʼya gidecekti. Bizi ona bindirdi.
ACT 27:7 Günlerce ağır ağır ilerledik. Knidos şehrinin karşısına zorlukla vardık. Rüzgar daha öteye gitmemize engel oluyordu. Bunun için Salmone burnundan dolanıp Girit adasının rüzgarsız tarafından geçtik.
ACT 27:8 Girit kıyısı boyunca güçlükle ilerledik. Laseya kasabasına yakın olan Kali Limenes adında bir yere geldik.
ACT 27:9 Çok vakit kaybetmiştik. Yahudilerin sonbahardaki oruç günü de geçmişti. Bu mevsimde deniz yolculuğu tehlikeliydi. Onun için Pavlus onlara akıl verip şöyle dedi:
ACT 27:10 “Beyler! Görüyorum ki bu yolculuğa devam etmek tehlikeli ve çok zararlı olacak. Yalnız yükü ve gemiyi değil, canlarımızı da kaybedebiliriz” dedi.
ACT 27:11 Ama yüzbaşı, Pavlusʼun söylediklerini dinlemedi. Kaptanla gemi sahibinin fikrine uydu.
ACT 27:12 Kali Limenes kışı geçirmeye uygun değildi. Bu yüzden gemidekilerin çoğu, oradan denize açılmaya ve mümkünse Fineka şehrine ulaşmaya karar verdiler. Fineka, Giritʼin hem güneybatıya hem de kuzeybatıya bakan bir limanıdır. Kışı orada geçirmeyi uygun gördüler.
ACT 27:13 Güneyden hafif bir rüzgar esmeye başlayınca gemidekiler istediklerini elde ettiklerini sandılar. Demir aldılar ve Girit kıyısının yakınından ilerlemeye başladılar.
ACT 27:14 Fazla vakit geçmeden, adadan “Evrakilon” denilen çok kuvvetli bir rüzgar esmeye başladı.
ACT 27:15 Gemi rüzgara tutuldu ve rüzgara karşı ilerleyemedi. O zaman gemiyi sürüklenmeye bıraktık.
ACT 27:16 Gavdos adında küçük bir adanın rüzgarsız tarafından geçtik. Orada geminin arkasından çekilen can kurtaran botu zorla tutabildik.
ACT 27:17 Botu yukarı çektiler. Sonra gemiyi güçlendirmek için kalın ipler kullanarak altından bağladılar. Geminin Sirte Körfeziʼndeki sığ yerlerde karaya saplanmasından korktular. Bunun için bez çapayı denize indirip gemiyi sürüklenmeye bıraktılar.
ACT 27:18 Fırtına bizi çok hırpalıyordu. Bu yüzden ertesi gün gemiden yük atmaya başladılar.
ACT 27:19 Üçüncü gün de kendi elleriyle bazı gemi aletlerini denize attılar.
ACT 27:20 Günlerce ne güneş, ne de yıldızlar göründü. Fırtına bütün gücüyle devam etti. Artık kurtulma umudumuz hiç kalmamıştı.
ACT 27:21 Uzun zaman hiç kimse bir şey yemedi. Pavlus onların önüne çıkıp şöyle dedi: “Beyler! Beni dinlemeliydiniz. Giritʼten denize açılmayın dedim. O zaman bu zarar ve ziyana uğramazdınız.
ACT 27:22 Ama şimdi size akıl vereyim: Gönlünüz rahat olsun! Aranızdan bir kişi bile canını kaybetmeyecek, sadece gemi yok olacak.
ACT 27:23 Çünkü dün gece ait olduğum ve ibadet ettiğim Allahʼın bir meleği yanıma geldi.
ACT 27:24 Şöyle dedi: ‘Korkma, Pavlus! Sezarʼın önüne çıkman lazım. Bak, Allah sana lütuf olarak seninle birlikte gemide olan herkesi sağ bırakacak.’
ACT 27:25 Bunun için, beyler, gönlünüz rahat olsun! Allahʼa güveniyorum. Her şey aynen bana bildirildiği gibi olacak.
ACT 27:26 Ancak gemiyi bir adada karaya oturtmamız lazım.”
ACT 27:27 On dördüncü gece geldiğinde İyon Deniziʼnde sağa sola sürükleniyorduk. Gece yarısına doğru gemiciler karaya yaklaştıklarını sezdiler.
ACT 27:28 Denizin derinliğini ölçmeye başladılar. Derinliği yaklaşık kırk metre buldular. İleride tekrar ölçtüler ve yaklaşık otuz metre buldular.
ACT 27:29 Kayalık yerlere çarpmaktan korktular. Bunun için geminin arka tarafından dört tane demir attılar ve günün doğması için dua ettiler.
ACT 27:30 O arada gemiciler gemiyi terk etmeye kalkıştılar. Geminin ön tarafından demir atacaklarmış gibi yaptılar. Aslında can kurtaran botu denize indirdiler.
ACT 27:31 Pavlus yüzbaşıya ve askerlere şöyle dedi: “Bu gemiciler gemide kalmadıkça siz de kurtulamazsınız.”
ACT 27:32 Bunun üzerine askerler can kurtaran botun iplerini kesip onu denize saldılar.
ACT 27:33 Sabaha doğru Pavlus herkesin yemek yemesini rica etti. Onlara şöyle dedi: “On dört gündür kaygı içinde bekleyip aç kaldınız, bir lokma bile yemediniz.
ACT 27:34 Bunun için size rica ederim, yemek yiyin. Kurtulmak için, bunu yapmanız lazım. Hiçbirinizin kafasından bir saç teli bile düşmeyecek.”
ACT 27:35 Bunu söyledikten sonra, eline ekmek aldı, herkesin önünde Allahʼa şükretti ve ekmeği bölüp yemeye başladı.
ACT 27:36 Hepsi bundan cesaret aldılar ve yemek yemeye başladılar.
ACT 27:37 Gemide toplam iki yüz yetmiş altı kişiydik.
ACT 27:38 Herkes doyduktan sonra gemiyi hafifletmek için buğdayı denize döktüler.
ACT 27:39 Sabah olunca gördükleri yeri tanıyamadılar. Ama kumsal bir koy fark ettiler. Mümkünse gemiyi orada karaya oturtmaya karar verdiler.
ACT 27:40 Demirleri çözüp denizde bıraktılar. Aynı zamanda dümenlerin iplerini çözdüler ve ön yelkeni rüzgara karşı açtılar. Böylece kıyıya doğru ilerlediler.
ACT 27:41 Ama deniz altında bir kumluk tepe vardı. Gemi oraya saplandı. Geminin ön tarafı takılıp kaldı, arka tarafı ise dalgaların kuvvetiyle parçalanmaya başladı.
ACT 27:42 Askerler tutukluları öldürmek niyetindeydi. Çünkü yüzerek kaçmalarını istemiyorlardı.
ACT 27:43 Yüzbaşı ise, Pavlusʼu kurtarmak istedi. Bu sebeple askerlerin niyetine engel oldu. Yüzmeyi bilen kişilerin önce denize atlayıp karaya çıkmaları için buyruk verdi.
ACT 27:44 Kalanların ya tahtalara, ya da geminin başka parçalarına tutunarak arkadan gelmelerini emretti. Aynı bu şekilde herkes sağ salim karaya vardı.
ACT 28:1 Herkes kurtulduktan sonra o adanın isminin Malta olduğunu öğrendik.
ACT 28:2 Yerli halk bize olağanüstü bir yakınlık gösterip hepimizi hoş karşıladı. Hava soğuk ve yağmurlu olduğu için ateş yaktılar.
ACT 28:3 Pavlus büyük bir demet çalı çırpı toplayıp ateşe koydu. O an sıcaktan bir yılan fırlayıp onun eline yapıştı.
ACT 28:4 Yerliler Pavlusʼun eline asılan yılanı görünce birbirlerine şöyle dediler: “Bu adam katil olsa gerek. Denizden kurtuldu, ama Adalet onu yaşatmadı.”
ACT 28:5 Fakat Pavlus, elini sallayıp hayvanı ateşe fırlattı ve hiç zarar görmedi.
ACT 28:6 Halk Pavlusʼun bedeninin şişmesini ya da aniden yere düşüp ölmesini bekliyordu. Uzun zaman beklediler. Ama ona bir zarar gelmediğini görünce fikirlerini değiştirdiler. “O bir tanrıdır!” demeye başladılar.
ACT 28:7 Malta Adasıʼnın valisi Publiyus adında bir adamdı. Bulunduğumuz yere yakın toprakları vardı. Bizi iyi karşıladı ve üç gün boyunca misafir etti.
ACT 28:8 O arada Publiyusʼun babası dizanteri hastalığına yakalanmış ateşler içinde yatıyordu. Pavlus onun yanına gitti, dua etti ve ellerini onun üstüne koyup onu iyileştirdi.
ACT 28:9 Bu olay olduktan sonra, adadaki diğer hastalar da geldiler ve şifa buldular.
ACT 28:10 Bize saygı göstermek için birçok hediye getirdiler. Oradan ayrılırken de, yolculuğumuz için gereken malzemeleri gemiye yüklediler.
ACT 28:11 İskenderiyeʼden bir gemi kışı adada geçirmişti. Geminin başında “İkiz tanrılar” heykeli vardı. Üç ay geçtikten sonra bu gemiye binip denize açıldık.
ACT 28:12 Sirakuza limanına uğrayınca orada üç gün kaldık.
ACT 28:13 Oradan dolanarak Regiyum limanına vardık. Bir gün sonra güneyden bir rüzgar esmeye başladı ve ikinci gün Puteyoli şehrine geldik.
ACT 28:14 Orada bazı imanlılarla karşılaştık. Bizi davet ettiler ve yedi gün onlarla kaldıktan sonra Romaʼya doğru hareket ettik.
ACT 28:15 Romaʼdaki imanlılar bizden haber alınca, bizi karşılamak için ta Appiyus Çarşısıʼna ve Üç Hanlarʼa kadar gelmişlerdi. Pavlus onları görünce Allahʼa şükretti ve cesaretlendi.
ACT 28:16 Romaʼya geldiğimiz zaman, Pavlusʼun tek başına ev hapsinde kalmasına izin verildi. Sadece bir askerin gözetimi altındaydı.
ACT 28:17 Vardıktan üç gün sonra Pavlus Yahudi liderleri yanına çağırdı. Toplandıklarında onlara şöyle dedi: “Kardeşler! Ben ne halkımıza, ne de atalarımızın adetlerine aykırı bir şey yapmadım. Yine de Yeruşalimʼde tutuklandım ve Romalıların eline teslim edildim.
ACT 28:18 Romalılar beni sorguya çektikten sonra serbest bırakmak istiyorlardı. Çünkü ölüm cezasına çarptırılacak hiçbir suç işlememiştim.
ACT 28:19 Ama Yahudi liderler bana karşı çıktılar. Bunun için davamla Sezarʼa başvurmaya mecbur kaldım. Bunu kendi halkımdan şikâyet etmek için yapmadım.
ACT 28:20 Ben İsrail halkının umudu olan Mesih için bu zincirlere vuruldum. İşte bu sebeple sizi davet ettim. Sizinle görüşmek ve konuşmak istedim.”
ACT 28:21 Romaʼdaki Yahudi liderler Pavlusʼa şöyle dediler: “Yahudiyeʼden senin hakkında mektup almadık, oradan gelen kardeşlerden hiçbiri de senin hakkında haber getirmedi, kötü bir şey söylemedi.
ACT 28:22 Ama senin fikirlerini senden öğrenmek isteriz. Çünkü her yerde bu din partisine karşı konuşulduğunu biliyoruz.”
ACT 28:23 Buluşmak için Pavlusʼa bir gün verdiler. O gün daha büyük bir kalabalık halinde Pavlusʼun kaldığı eve geldiler. Pavlus onlarla sabahtan akşama kadar konuştu, Allahʼın Krallığıʼnı açıkladı. Musaʼya verilen Tevratʼı ve diğer peygamberlerin kitaplarını kullanarak onları İsaʼya inandırmaya çalıştı.
ACT 28:24 Kimisi onun söylediklerini kabul ediyor, kimisi ise reddediyordu.
ACT 28:25 Aralarında anlaşmazlık çıkınca oradan ayrılmaya başladılar. Onlar gitmeden Pavlus şu son sözü söyledi: “Kutsal Ruh atalarınıza peygamber Yeşayaʼnın ağzından doğru konuşmuştu.
ACT 28:26 Şöyle dedi: ‘Bu halka git ve söyle: Hep işiteceksiniz, ama hiç anlamayacaksınız. Hep bakacaksınız, ama hiç görmeyeceksiniz.
ACT 28:27 Çünkü bu halkın yüreği duygusuz oldu. Kulakları zor işitiyor. Gözlerini kapadılar. Öyle olmasaydı, onların gözleri görür, kulakları işitir, yürekleri anlardı. Bana dönerlerdi, ben de onlara şifa verirdim.’
ACT 28:28 Bunun için, şunu iyi bilin: Allahʼın sağladığı bu kurtuluşun haberi diğer milletlere gönderilmiştir. Onlar da buna kulak verecekler!”
ACT 28:30 Pavlus tam iki yıl kendi kiraladığı evde kaldı. Kendisine gelen herkesi kabul etti.
ACT 28:31 Allahʼın Krallığıʼnı büyük cesaretle duyurdu ve Rab İsa Mesih hakkında vaaz etti. Kimse de ona engel olmadı.
ROM 1:1 Ben Pavlus, Mesih İsaʼnın kuluyum. Allah beni elçisi olmaya çağırdı ve Müjdesiʼni yaymak için seçti.
ROM 1:2 Bu Müjdeʼyi peygamberleri aracılığıyla Kutsal Yazılarʼda önceden vaat etti.
ROM 1:3 Müjde Oʼnun Oğlu Rabbimiz İsa Mesih hakkındadır. O, beden açısından Davudʼun soyundandır. Ama ruhunun kutsallığı açısından Allahʼın Oğluʼdur. Ölümden dirilerek bunu kudretle gösterdi.
ROM 1:5 Mesihʼin aracılığıyla ve Oʼnun adı uğruna elçisi olma lütfuna kavuştuk. Öyle ki, bütün halklardan insanlar imana gelip Allahʼa itaat etsinler.
ROM 1:6 Siz de bu insanlar arasındasınız. İsa Mesihʼe ait olmaya çağrılmıştınız.
ROM 1:7 Allah tarafından sevilen ve Oʼnun kutsal halkı olmaya çağrılan Romaʼdaki bütün imanlılara yazıyorum.
ROM 1:8 En başta İsa Mesih adıyla Allahımʼa hepiniz için şükrediyorum. Çünkü imanınız bütün dünyada konuşuluyor.
ROM 1:9 Sizleri dualarımda sürekli andığıma Allah şahidimdir. Bütün varlığımla Oʼna hizmet ediyorum, Oğlu hakkındaki Müjdeʼyi yayıyorum.
ROM 1:10 Allahʼın izniyle yakında yanınıza gelmek için yolum açılsın diye daima yalvarıyorum.
ROM 1:11 Çünkü sizleri görmeye hasret kaldım. Güçlenmeniz için sizlerle Allah lütfundan ruhsal bir bereket paylaşmak istiyorum.
ROM 1:12 Yani, ben aranızdayken birbirimizin imanından karşılıklı cesaret alalım.
ROM 1:13 Kardeşler, bilmenizi istiyorum ki, size gelmeye çok defa niyet ettim. Ama önüme hep engel çıktı. Diğer milletlerde olduğu gibi sizin aranızda da hizmetimin verimli olmasını istiyorum.
ROM 1:14 Ben hem Greklere, hem de başka halklara, hem okumuşlara, hem de cahillere hizmet etmeye mecburum.
ROM 1:15 Bu sebeple Romaʼda bulunan sizlere de Müjdeʼyi bildirmek için sabırsızlanıyorum.
ROM 1:16 Ben Müjdeʼden utanmam. Çünkü iman eden herkese, önce Yahudilere, sonra Greklere, kurtuluş getiren Allahʼın gücüdür.
ROM 1:17 Müjdeʼde Allahʼın insanları nasıl doğru saydığı açıkça gösterilir. Doğruluk baştan sona kadar imana dayanır. Yazılmış olduğu gibi, “Allahʼın doğru saydığı kişi imanı sayesinde hayat bulacak.”
ROM 1:18 İnsanların Allahʼa saygısızlıkları ve yaptıkları kötülükler yüzünden Allahʼın öfkesi gökten açıkça gösteriliyor. İnsanlar yaptıkları kötülüklerle gerçeğin bilinmesine engel oluyorlar.
ROM 1:19 Çünkü Allah hakkında bilinmesi mümkün olan her şey onların gözleri önünde. Allah bunu onlara açıkladı.
ROM 1:20 Oʼnun sonsuza dek var olan kudreti ve öz tabiatı gözle görülmez. Fakat bunlar, dünyanın yaratılışından beri Allahʼın yarattığı şeylerden anlaşılarak fark edilir. Bu yüzden insanların özürleri yok.
ROM 1:21 Allahʼı tanıdılar, fakat Oʼna layık olduğu saygıyı göstermediler, Oʼna şükretmediler. Boş düşüncelere daldılar ve akılsız yüreklerine karanlık çöktü.
ROM 1:22 “Akıllıyız” derken akılsız çıktılar.
ROM 1:23 Ölümsüz Allahʼın yüceliğini, ölümlü insana, kuşlara, dört ayaklı hayvanlara ve yerde sürünen yaratıklara benzeyen putlarla değiştirdiler.
ROM 1:24 Bu yüzden Allah onları yüreklerindeki kötü isteklerden gelen rezil davranışlara terk etti. Bedenlerini utanç verici şeyler yapmak için kullanıyorlar.
ROM 1:25 Allah hakkındaki gerçeği reddedip bir yalana inandılar. Yaratana değil de, yaratılana tapıp hizmet ettiler. Oysa sonsuza kadar övgüye layık olan Allahʼtır. Amin.
ROM 1:26 Bu sebeple, Allah onları rezil isteklere terk etti. Onların kadınları, erkeklerle birleşmeyi bırakıp sapık ilişkilere giriştiler.
ROM 1:27 Erkekler de kadınla olan birleşmeyi bırakıp birbirlerine seksüel istekle yanıp tutuştular. Erkek erkekle utanç verici şeyler yaptı. Bu sapıklık için hak ettikleri cezayı aldılar. O cezayı da kendi bedenlerinde çektiler.
ROM 1:28 Allahʼı tanımak işlerine gelmediği için, Allah onları aşağılık düşüncelere, edepsiz davranışlara terk etti.
ROM 1:29 Her türlü kötülük, haksızlık, açgözlülük ve kinle doldular. Yürekleri kıskançlık, katillik, kavgacılık, aldatıcılık ve kötü niyetle dolup taştı.
ROM 1:30 Onlar dedikoducu, birbirlerini kötüleyen, Allahʼtan nefret eden, saygısız, gururlu, kibirli, kötülük yapmak için fırsat kollayan, anne babalarını dinlemeyen kişilerdir.
ROM 1:31 Bu insanlar anlayışsız, sözünü tutmayan, sevgisiz ve merhametsiz kişilerdir.
ROM 1:32 Allahʼın adaletli hükmüne göre böyle davrananlar ölümü hak eder. Onlar da bunu bilirler, ama yine de bu işleri yaparlar. Bu kötülükleri yapmaları yetmiyormuş gibi, bu tür işleri yapanları da alkışlarlar.
ROM 2:1 Bunun için, sen kim olursan ol, başkalarını yargılamak için hiçbir bahanen yok. Başkasını suçladığın zaman kendini suçlu çıkarıyorsun. Çünkü aynı şeyleri yapıyorsun.
ROM 2:2 Allahʼın böyle şeyleri yapan kişileri haklı olarak yargıladığını biliyoruz.
ROM 2:3 Böyle şeyleri yapanları yargılayan ama aynı şeyleri yapan sen, Allahʼın yargısından kaçıp kurtulacağını mı sanıyorsun?
ROM 2:4 Yoksa Allahʼın sınırsız iyiliğini, hoşgörüsünü ve sabrını hor mu görüyorsun? Allahʼın iyiliği seni tövbe etmeye yöneltiyor. Bunu bilmiyor musun?
ROM 2:5 Fakat inatçılığın ve tövbesiz yüreğin yüzünden Allahʼın seni öfkeyle yargılayacağı günde çekeceğin cezayı biriktiriyorsun. O gün Allah, öfkesini ve adaletli yargısını açıkça gösterecek.
ROM 2:6 “Herkese yaptığının karşılığını verecek.”
ROM 2:7 Bazıları sabırla iyilik yapmaya devam ederek yücelik, saygınlık ve ölümsüzlük ararlar. Allah onlara sonsuz yaşam verecek.
ROM 2:8 Diğerleri ise bencil isteklerine uyarak gerçeği reddedip kötülük yapmaya devam ederler. Allah onları öfke ve kızgınlıkla cezalandıracak.
ROM 2:9 Kötülük işleyen herkese, önce Yahudilere, sonra Yahudi olmayanlara acı ve sıkıntı çektirecek.
ROM 2:10 Fakat iyilik yapan herkesi, önce Yahudileri, sonra Yahudi olmayanları yücelik, saygınlık ve esenlikle ödüllendirecek.
ROM 2:11 Çünkü Allah insanlar arasında ayrım yapmaz.
ROM 2:12 Tevrat kanunlarından habersiz olup günah işleyenler bu kanunlar olmadan da mahvolacaklar. Tevrat kanunlarını bilerek günah işleyenler ise bu kanunlara göre yargılanacaklar.
ROM 2:13 Çünkü Allahʼın gözünde doğru sayılacak olanlar Tevrat kanunlarını işitenler değil, onları yerine getirenlerdir.
ROM 2:14 Yahudi olmayanlar Tevratʼa sahip değildir. Ama bazıları doğal olarak Tevrat kanunlarını yerine getirirler. Tevratʼa sahip değilseler de, doğru ve yanlışı gösteren bir kanunları var.
ROM 2:15 Böyle kişiler Tevrat kanunlarının istediği şeylerin yüreklerinde yazılı olduğunu kanıtlar. Vicdanları da buna şahitlik eder. Çelişen düşünceleri, onları bazen suçlu bazen de haklı bile çıkarır.
ROM 2:16 Yargı gününde durum böyle olacak. Yaydığım Müjdeʼye göre bir gün Allah insanların gizlediği günahları İsa Mesih aracılığıyla yargılayacak.
ROM 2:17 Ya sen? Kendine Yahudi diyorsun, Tevratʼa dayanıyorsun ve Allahʼa yakın olmakla övünüyorsun.
ROM 2:18 Allahʼın senden ne istediğini biliyorsun ve doğruyu yanlıştan ayırt edebiliyorsun. Çünkü bunları Tevrat kanunlarından öğrenmişsin.
ROM 2:19 Körlerin kılavuzu, karanlıktakilerin ışığı, cahillerin eğitmeni, acemilerin öğretmeni olduğuna inanıyorsun. Çünkü Tevrat sayesinde bilginin ve gerçeğin esasına sahipsin.
ROM 2:21 Başkalarına akıl verirsin. Öyleyse kendine akıl vermez misin? “Çalma” diye vaaz ederken, çalıyor musun?
ROM 2:22 “Zina etme” derken, zina ediyor musun? Putlardan iğrendiğini söylerken, tapınakları soyuyor musun?
ROM 2:23 Tevratʼa sahip olmakla övünürken, Tevrat kanunlarını çiğneyip Allahʼın şerefine leke sürüyorsun.
ROM 2:24 Tıpkı yazıldığı gibi: “Sizin yüzünüzden diğer milletler arasında Allahʼın adı kötüleniyor.”
ROM 2:25 Eğer Tevrat kanunlarını yerine getirirsen, sünnetli olmanın elbette faydası olur. Ama eğer Tevrat kanunlarını çiğnersen, sünnetliysen de sünnetsiz gibi olursun.
ROM 2:26 Çünkü eğer sünnetsiz bir kişi Tevratʼtaki buyrukları yerine getirirse, o kişi Allah tarafından sünnetli sayılır, öyle değil mi?
ROM 2:27 Bedence sünnetsiz olan ama Tevrat kanunlarını yerine getiren bir kişi seni suçlu çıkaracak. Çünkü sen Tevrat kitabına ve sünnete sahipsin, ama Tevrat kanunlarını çiğniyorsun.
ROM 2:28 Ne de olsa asıl Yahudi dış görünüşte Yahudi değildir. Asıl sünnet de dış görünüşte, bedende yapılan sünnet değildir.
ROM 2:29 Ancak içten olan Yahudi asıl Yahudidir. Asıl sünnet de insan yüreğindedir. Bu da yazılı buyrukla değil, Kutsal Ruhʼla olur. Böyle bir kişi, insanlardan değil, Allahʼtan övgü alır.
ROM 3:1 O halde Yahudiʼnin ne üstünlüğü var? Ya da sünnetin faydası ne?
ROM 3:2 Elbette her bakımdan çoktur. Öncelikle Allah, vahiylerini Yahudilere emanet etti.
ROM 3:3 Peki, bazı Yahudiler o emanete sadık kalmadıysa onların sadakatsizliği Allahʼın sadakatini ortadan kaldırır mı?
ROM 3:4 Olmaz öyle şey! Bütün insanlar yalancı çıksa bile, bilin ki Allah doğruyu söyler. Allah hakkında yazılmış olduğu gibi, “Sen sözlerinle haklı çıkarsın. Seni suçladıkları zaman davayı kazanırsın.”
ROM 3:5 Peki, eğer yaptığımız doğru olmayan şeyler Allahʼın doğruluğunu gösterirse, ne diyelim? Ben insanların bakış açısından konuşuyorum. Bizi öfkeyle cezalandıran Allah haksız mı?
ROM 3:6 Olmaz öyle şey! Öyle olsa Allah dünyayı nasıl yargılayabilir?
ROM 3:7 Eğer benim yalanımla Allahʼın doğruluğu daha belli oluyorsa ve bu Allahʼı yüceltiyorsa, nasıl oluyor da, ben hâlâ bir günahkâr olarak yargılanıyorum?
ROM 3:8 Niçin “Kötülük yapalım ki bundan iyilik çıksın” demeyelim? Zaten bazıları bizi tam bunu söylemekle suçluyorlar. Bu iftiradır! Böyle konuşanlar hak ettikleri cezayı alacaklar.
ROM 3:9 Öyleyse, ne diyelim? Biz Yahudiler diğer milletlerden daha üstün bir durumda mıyız? Elbette hayır! Çünkü ister Yahudi, ister diğer milletlerden olsun, herkesi günaha esir olmakla suçladık.
ROM 3:10 Yazılmış olduğu gibi, “Doğru kimse yok, tek kişi bile yok.
ROM 3:11 Aklı başında kimse yok, Allahʼı izleyen yok.
ROM 3:12 Hepsi yoldan saptı, tümü değersiz oldu. İyilik yapan kimse yok, bir kişi bile yok.”
ROM 3:13 “Boğazları açık birer mezardır. Dilleriyle aldatırlar.” “Dudaklarından yılan zehri dökülür.”
ROM 3:14 “Ağızları lanet ve acıyla doludur.”
ROM 3:15 “Ayakları kan dökmeye koşar.
ROM 3:16 Gittikleri her yerde yıkım ve perişanlık bırakırlar.
ROM 3:17 Esenlik yolunu bilmezler.”
ROM 3:18 “Allahʼtan korkmak onların aklına bile gelmez.”
ROM 3:19 Tevrat kanunlarında emredilen her şeyin bu kanunlara uymaya mecbur olan kişilere söylendiğini biliyoruz. Öyle ki her ağız susturulsun ve bütün dünya Allahʼa hesap versin.
ROM 3:20 Çünkü Tevrat kanunlarını yerine getirmekle hiç kimse Allahʼın gözünde doğru sayılmayacak. Tevrat kanunları sayesinde günahın ne olduğunu öğreniyoruz.
ROM 3:21 Ama şimdi kanuna dayanmadan Allahʼın insanı nasıl doğru sayabileceği açıklandı. Tevrat ve peygamberler buna şahitlik eder.
ROM 3:22 Allah İsa Mesihʼe iman edenleri doğru sayar. Bu, iman eden herkes için geçerlidir. Çünkü Allah insanların arasında ayrım yapmaz.
ROM 3:23 Herkes günah işledi bu yüzden Allahʼın yüceliğinden yoksun kalır.
ROM 3:24 Allah hiçbir karşılık beklemeden insanları kendi lütfuyla doğru sayar. Çünkü Mesih İsa onları günaha esir olmaktan kurtarır.
ROM 3:25 Allah Oʼnu bizim için kurban olarak sundu. Mesih kendi kanını akıtarak iman edenlerin günahlarını bağışlattı. Allah böylece doğruluğunu açıkça gösterdi. Çünkü geçmişte hep sabretmiş ve işlenen günahları cezasız bırakmıştı.
ROM 3:26 Allah böyle sabrederek şimdiki zamanda doğruluğunu gösterdi. Neticede hem kendi doğruluğunu korudu, hem de İsaʼya iman edenleri doğru sayabildi.
ROM 3:27 Öyleyse, insanın övünmesi için sebep var mı? Hiç yok. Bu hangi prensibe dayanır? Tevratʼın kanunlarını yerine getirmek prensibine mi? Hayır, iman prensibine dayanarak insanın övünmesine sebep yoktur.
ROM 3:28 Çünkü şu sonuca vardık: Allah insanları, Tevratʼtaki kanunları yerine getirdikleri için değil, iman ettikleri için doğru sayar.
ROM 3:29 Yoksa Allah sadece Yahudilerin Allahı mı? Diğer milletlerin de Allahı değil mi? Elbette, diğer milletlerin de Allahıʼdır.
ROM 3:30 Mademki Allah birdir, O, sünnetli olan Yahudileri iman sayesinde doğru sayacak, sünnetsiz olan diğer milletleri de imanlarıyla doğru sayacak.
ROM 3:31 Öyleyse, imanla kurtuluruz demekle Tevrat kanunlarını geçersiz mi kılıyoruz? Olmaz öyle şey! Tam tersine, Tevratʼı daha da geçerli kılıyoruz.
ROM 4:1 Öyleyse biz Yahudilerin atası İbrahimʼin neye kavuştuğu konusunda ne diyelim?
ROM 4:2 İbrahim kendi yaptıkları sayesinde doğru sayılmadı. Öyle olsaydı övünmeye hakkı olurdu, ama Allahʼın önünde övünemez.
ROM 4:3 Kutsal Yazı ne diyor? “İbrahim Allahʼa iman etti ve bu ona doğruluk sayıldı.”
ROM 4:4 Çalışan adamın aldığı karşılık lütuf sayılmaz, hak sayılır.
ROM 4:5 Ama bir kişi Tevratʼın buyurduğu işleri yapmazsa, sadece günahkârları doğru sayan Allahʼa iman ederse, o kişi imanı sayesinde doğru sayılır.
ROM 4:6 Bunun gibi Davud da Allah tarafından doğru sayılmayı hak edecek bir şey yapmayan, yine de doğru sayılan insanların mutluluğunu şöyle anlatır:
ROM 4:7 “Ne mutlu o kişilere ki, suçları bağışlandı, günahları affedildi.
ROM 4:8 Ne mutlu o insana ki, Rab onun günahlarını hesaba katmaz.”
ROM 4:9 Peki, bu mutluluk sadece sünnetliler, yani Yahudiler için mi, yoksa aynı zamanda sünnetsiz olan diğer milletler için de mi geçerli? Hani diyoruz ki, İbrahimʼin imanı ona doğruluk sayıldı.
ROM 4:10 İbrahim hangi durumdayken doğru sayıldı? Sünnetliyken mi, sünnetsizken mi? Sünnetliyken değil, sünnetsizken doğru sayıldı.
ROM 4:11 Evet, İbrahim daha sünnetsizken iman ederek doğru sayılmıştı. Daha sonra sünnet oldu. Sünnet bu doğruluğun işareti ve mührüydü. Öyle ki İbrahim, sünnet olmadan iman eden herkesin babası olsun. Böylece Allah onları da doğru saysın.
ROM 4:12 İbrahim aynı zamanda sünnetlilerin de babasıdır. O sünnetliler ki, sünnetli olmakla kalmayıp, babamız İbrahimʼin sünnetsizken sahip olduğu iman yolundan giderler.
ROM 4:13 Allah İbrahimʼe ve soyundan gelenlere dünyayı miras alacaklarına vaat etti. Ama Allah bu vaadi, Tevrat kanunlarına değil, imandan gelen doğruluğa dayanarak verdi.
ROM 4:14 Çünkü insan Tevrat kanunlarını yerine getirmekle mirasçı olsaydı, imanın değeri kalmaz ve Allahʼın vaadi de geçersiz olurdu.
ROM 4:15 Tevrat kanunları Allahʼın ceza vermesine yol açar. Ama kanunun olmadığı yerde kanun çiğnenemez.
ROM 4:16 Bunun için Allahʼın vaadi imana dayanır. Öyle ki, bu vaat Allahʼın lütfuyla İbrahimʼin bütün soyu için geçerli olsun. Yalnız İbrahimʼin Tevratʼa sahip olan soyu için değil, İbrahimʼin imanına sahip olan soyu için de geçerli olsun. Çünkü İbrahim, iman ettiği Allahʼın gözünde hepimizin babasıdır.
ROM 4:17 Aynı yazıldığı gibi: “Allah dedi ki, ‘Ben seni birçok milletin babası yaptım.’ ” İbrahimʼin iman ettiği Allah, ölülere yaşam veren ve henüz var olmayan şeyleri var edendir.
ROM 4:18 İbrahim, umutsuz durumdayken umutla iman etti. Böylece birçok milletin babası oldu. Bu da Allahʼın şu sözüne dayanır: “Senin soyun böyle çok olacak.”
ROM 4:19 İbrahim, neredeyse yüz yaşındaydı. Ölüme yaklaşmış bedenini ve karısı Saraʼnın kısır rahmini aklına getirdiğinde imanı hiç zayıflamadı.
ROM 4:20 Allahʼın vaadinden şüphelenmedi. İmansızlık etmedi. Tam tersine, imanıyla kuvvetlendi. Allahʼı yüceltti.
ROM 4:21 Allahʼın, verdiği sözü yerine getirecek güçte olduğuna tamamen güvendi.
ROM 4:22 Bu sebeple Allah İbrahimʼi iman ettiği için doğru saydı.
ROM 4:23 “Doğru saydı” sözü sadece İbrahim için yazılmadı.
ROM 4:24 Bu söz bizim için de geçerlidir. Rabbimiz İsaʼyı ölümden dirilten Allahʼa iman ettiğimiz için, Allah bizi de doğru sayacak.
ROM 4:25 İsa suçlarımız için ölüme teslim edildi ve doğru sayılmamız için ölümden diriltildi.
ROM 5:1 Böylece, madem imanla doğru sayıldık, Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla Allahʼla barışmış oluyoruz.
ROM 5:2 İman ederek İsa Mesih sayesinde Allahʼın lütfuna kavuşma hakkına sahip olduk. Bu lütfa dayanarak ayaktayız ve Allahʼın yüceliğine erişmek umuduyla seviniyoruz.
ROM 5:3 Üstelik sadece bu umutla değil, çektiğimiz sıkıntılarla bile seviniyoruz. Çünkü biliriz ki, sıkıntı bize dayanma gücü verir.
ROM 5:4 Dayanma gücü de bize değeri kanıtlanmış karakter kazandırır. Kanıtlanmış karaktere sahip olmak bizi umutla doldurur.
ROM 5:5 Bu umut da bizi utandırmaz, çünkü Allah bize verdiği Kutsal Ruh aracılığıyla sevgisini yüreklerimize dökmüştür.
ROM 5:6 Yani, biz daha çaresizken, Mesih bizim gibi Allahʼı saymayan kişiler için tam zamanında öldü.
ROM 5:7 Dürüst bir insan için ölecek birisi zor bulunur. Yine de belki iyi bir insan için ölmeyi göze alan birisi bulunabilir.
ROM 5:8 Ama Allah bize kendi sevgisini şununla kanıtlıyor: biz daha günahkârken, Mesih bizim için öldü.
ROM 5:9 İsaʼnın kanı sayesinde Allah şimdi bizi doğru insanlar olarak kabul ediyor. Bu sebeple İsa aracılığıyla Allahʼın öfkesinden kurtulacağımız çok daha kesindir.
ROM 5:10 Çünkü biz daha Allahʼa düşmanken, Oʼnun Oğluʼnun ölümü sayesinde kendisiyle barıştık. Barıştıktan sonra, Oğluʼnun yaşamı sayesinde kurtulacağımız çok daha kesindir.
ROM 5:11 Üstelik Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla Allahʼa kavuştuğumuz için de seviniyoruz. Mesih sayesinde şimdi Allahʼla barıştık.
ROM 5:12 İşte böyle, günah tek bir adam yüzünden, ölüm de günah yüzünden dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı. Çünkü hepsi günah işledi.
ROM 5:13 Tevrat kanunları verilmeden önce bile dünyada günah vardı. Ama kanunun olmadığı yerde günahların hesabı tutulmaz.
ROM 5:14 Ne var ki, ölüm Ademʼden Musaʼnın zamanına kadar herkesin üzerinde hüküm sürdü. Ademʼin suçuna benzer bir günah işlememiş olanlar bile ölümün hükmü altındaydı. Adem, bir bakıma, kendisinden sonra gelecek olan Mesihʼin örneğidir.
ROM 5:15 Ancak Allahʼın bağışladığı lütuf Ademʼin yoldan sapmasına benzemez. Eğer bir adamın yoldan sapması yüzünden birçok insan öldüyse, Allahʼın lütfu ve bir adamın, yani İsa Mesihʼin lütfuyla verilen bağış, birçok insana daha büyük bollukla ulaştı.
ROM 5:16 Allahʼın bağışı o tek adamın işlediği günahın sonucuna benzemez. Çünkü o tek adamın günahı onun yargılanmasına ve suçlu çıkarılmasına sebep oldu. İnsanlar birçok suç işlediler. Fakat Allah, bağışladığı lütufla onları doğru saydı.
ROM 5:17 Tek bir adamın yoldan sapması yüzünden o tek adamın aracılığıyla ölüm hüküm sürdü. Ama bundan çok daha kesin bir şey var: Allahʼın bol lütfunu ve bağışını alan insanlar Oʼnun tarafından doğru sayıldılar. Bu insanlar, tek adam, yani İsa Mesih sayesinde kavuştukları yaşamda hüküm sürecekler.
ROM 5:18 Demek ki tek bir günah sonucunda tüm insanlık suçlu çıkarıldı. Aynı bunun gibi tek bir doğru davranış sayesinde tüm insanlığın doğru sayılarak yaşam bulması mümkün oldu.
ROM 5:19 Bir tek adamın itaatsizliği yüzünden birçok kişi günahkâr kılındı. Aynı bunun gibi bir tek adamın itaati sayesinde birçok kişi doğru kılınacak.
ROM 5:20 Tevrat kanunları suç çoğalsın diye getirildi. Fakat günahın çoğaldığı yerde Allahʼın lütfu daha da çoğaldı.
ROM 5:21 Böylece günah nasıl herkesin üzerinde hüküm sürdü ve onlara ölüm getirdiyse, şimdi Allahʼın lütfu da doğruluk aracılığıyla hüküm sürüyor. Bunun sonucu Rabbimiz İsa Mesih sayesinde sonsuz yaşamdır.
ROM 6:1 O halde ne diyelim? Allah bizlere daha fazla lütuf göstersin diye günah işlemeye devam mı edelim?
ROM 6:2 Olmaz öyle şey! Günaha öldük. Artık nasıl günah içinde yaşayabiliriz?
ROM 6:3 Hepimiz vaftiz olunca Mesih İsaʼyla bir olduk; vaftiz olmakla Oʼnun ölümüne ortak olduk. Yoksa bunu bilmiyor musunuz?
ROM 6:4 Biz vaftiz edilirken Mesih İsaʼyla birlikte ölüp gömüldük. Mesihʼin Baba Allahʼın görkemli gücüyle ölümden dirildiği gibi biz de yepyeni bir yaşam sürelim.
ROM 6:5 İsa Mesihʼin ölümüne benzer bir ölümde Oʼnunla birleştik. Buna göre Oʼnun dirilişinde de Oʼnunla birleşeceğiz.
ROM 6:6 Bildiğimiz gibi eski kişiliğimiz Mesihʼle birlikte çarmıha gerildi. Öyle ki, günahlı tabiatımız gücünü kaybetsin ve artık günaha esir olmayalım.
ROM 6:7 Çünkü ölmüş kişi günahın hükmünden kurtulmuştur.
ROM 6:8 Mesihʼle birlikte öldüğümüze göre Oʼnunla birlikte de yaşayacağımıza inanıyoruz.
ROM 6:9 Biliyoruz ki, Mesih ölümden dirildi ve bir daha ölmeyecek. Ölümün artık Oʼnun üzerinde hükmü yok.
ROM 6:10 Çünkü Mesih ölümüyle günah karşısında ilk ve son defa öldü. Şimdiyse hayatını Allah için yaşıyor.
ROM 6:11 Siz de bunun gibi, kendinizi günah karşısında ölü ve Mesih İsaʼya bağlı olarak Allah karşısında diri sayın.
ROM 6:12 Buna göre günahın ölümlü bedeninizde hüküm sürmesine izin vermeyin, bedenin heveslerine uymayın.
ROM 6:13 Bedeninizin hiçbir yerini kötülük yapan alet olarak günaha teslim etmeyin. Tam tersine, ölümden yaşama geçmiş olanlar olarak, kendinizi Allahʼa teslim edin. Bedeninizin her yerini doğru olanı yapan alet olarak Allahʼa adayın.
ROM 6:14 Günah efendiniz olmasın. Çünkü herhangi bir kanuna değil, Allahʼın lütfuna bağlısınız.
ROM 6:15 Bunun için ne diyelim? Herhangi bir kanuna değil, Allahʼın lütfuna bağlı olduğumuza göre günah mı işleyelim? Olmaz öyle şey!
ROM 6:16 Bilmiyor musunuz ki, kime kendinizi köle olarak teslim edip itaat ederseniz, onun kölesi olursunuz? Ya günahın ya da itaatin kölesi olursunuz. Günah sizi ölüme, itaat ise doğruluğa götürür.
ROM 6:17 Eskiden günahın kölesiydiniz. Ama Allahʼa şükürler olsun, size emanet edilen öğretilerin tamamına yürekten bağlandınız.
ROM 6:18 Günahtan özgür kılınıp doğruluğun kölesi oldunuz.
ROM 6:19 İnsan tabiatınız zayıf olduğu için günlük yaşamdan örnek veriyorum. Eskiden bedeninizi köle olarak rezil davranışlara ve kötülük yapmak için kötülüğe teslim ederdiniz. Tıpkı bunun gibi, şimdi bedeninizi doğruluğa köle olarak teslim edin ki, Allahʼa adanmış insanlar olasınız.
ROM 6:20 Eskiden günahın kölesiyken doğru olanı yapmaya mecbur değildiniz.
ROM 6:21 Şimdi utanç duyduğunuz o şeyleri yapmakla ne elde ettiniz? Onların sonucu ölümdür.
ROM 6:22 Ama şimdi günaha köle olmaktan kurtuldunuz ve Allahʼa köle oldunuz. Bundan kazancınız Allahʼa adanmışlık ve sonucu sonsuz yaşamdır.
ROM 6:23 Çünkü günahın bedeli ölümdür, ama Allahʼın bağışı Rabbimiz Mesih İsa sayesinde sonsuz yaşamdır.
ROM 7:1 Kardeşler, kanunu bilen kişilere söylüyorum. Bilmiyor musunuz ki, insan ancak yaşadığı sürece kanunun hükmü altındadır?
ROM 7:2 Meselâ, evli bir kadın, kocasının yaşadığı sürece kanunla ona bağlıdır. Ama kocası ölünce onu kocasına bağlayan kanundan kurtulur.
ROM 7:3 Buna göre kadın, kocası yaşarken başka erkekle giderse zina işlemiş sayılır. Ama kocası ölürse, kadın o kanundan özgür olur. Başka bir erkeğe varırsa, zina işlemiş sayılmaz.
ROM 7:4 Aynı bunun gibi, kardeşlerim, siz de çarmıhta ölen Mesihʼin bedeni aracılığıyla Tevrat kanunları karşısında öldünüz. Artık başka birine, yani Allahʼın hizmetinde verimli olmamız için ölümden dirilen Mesihʼe aitsiniz.
ROM 7:5 Eskiden biz insan tabiatımıza göre yaşarken Tevrat kanunlarının uyandırdığı günah istekleri bedenimizde işliyordu. Bu istekler ölümle sonuçlanır.
ROM 7:6 Eskiden Tevrat kanunlarının esiriydik. Fakat ölmüş sayıldığımız için artık Tevrat kanunlarına esir olmaktan kurtulduk. Bu sayede yazıya dayanan eski yolda değil, Kutsal Ruhʼa dayanan yeni yolda Allahʼa hizmet ederiz.
ROM 7:7 Öyleyse ne diyelim? Tevrat kanunları günah mı oldu? Olmaz öyle şey! Fakat Tevrat kanunları olmasaydı, günahın ne olduğunu bilmezdim. Çünkü Tevrat “Açgözlü olmayın!” dememiş olsaydı, açgözlülüğün günah olduğunu bilmezdim.
ROM 7:8 Ama günah bu buyruktan fırsat bulup, benim içimde her türlü açgözlülüğü uyandırdı. Kanun olmasa, günah cansızdır.
ROM 7:9 Bir zamanlar, Tevrat kanunlarından habersizken diriydim. Fakat Tevratʼın buyruklarını öğrendiğim zaman içimdeki günah canlandı ve ben öldüm. Böylece buyruğun yaşam vereceğine ölüm getirdiğini anladım.
ROM 7:11 Çünkü günah buyruktan fırsat bulup beni aldattı ve buyruk aracılığıyla beni öldürdü.
ROM 7:12 Demek ki, Tevrat gerçekten kutsaldır. Buyrukları da kutsal, doğru ve iyidir.
ROM 7:13 Öyleyse iyi olan şey bana ölüm mü getirdi? Olmaz öyle şey! Ama günah, günah olduğu açıkça görünsün diye, iyi olan şeyi kullanıp bana ölüm getirdi. Öyle ki, buyruğun aracılığıyla günahın ne kadar günahlı olduğu anlaşılsın.
ROM 7:14 Tevrat kanunlarının ruhsal olduğunu biliyoruz. Ama ben beden sahibi bir insanım. Günaha satılmış bir esirim.
ROM 7:15 Ne yaptığımı bilmiyorum. Çünkü yapmak istediğim şeyleri yapmıyorum, tersine, nefret ettiğim şeyleri yapıyorum.
ROM 7:16 Yapmak istemediğim şeyleri yapsam, Tevrat kanunlarının iyi olduğunu kabul etmiş olurum.
ROM 7:17 Artık bu şeyleri yapan ben değilim, benim içimde yaşayan günahtır.
ROM 7:18 Çünkü biliyorum ki, bende, yani insan tabiatımda, iyi bir şey bulunmaz. Bende iyi olanı yapma isteği var, ama onu yerine getirme gücü yok.
ROM 7:19 İstediğim iyi şeyi yapmıyorum, tersine, istemediğim kötü şeyi yapıyorum.
ROM 7:20 Ama eğer istemediğim şeyi yapıyorsam, artık bunu yerine getiren ben değilim, içimde yaşayan günahtır.
ROM 7:21 Bundan şu kanunu çıkarıyorum: Ben iyi olanı yapmak isterken, yanımda kötülük hep hazır duruyor.
ROM 7:22 Çünkü yüreğimin derinliğinde Allahʼın verdiği Tevrat kanunlarından zevk alıyorum.
ROM 7:23 Ama bedenimde başka bir kanun görüyorum. O da aklımın doğru bulduğu kanunla savaşıyor ve beni bedenimde var olan günah kanununa esir ediyor.
ROM 7:24 Ben ne kadar zavallı bir insanım! Ölüme götüren bu bedenden beni kim kurtaracak?
ROM 7:25 Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla beni kurtaran Allahʼa şükrolsun! Demek ki, ben aklımla Allahʼın kanununa, ama insan tabiatımla günah kanununa hizmet ediyorum.
ROM 8:1 Buna göre Mesih İsaʼya ait olanlar artık suçlu çıkarılmaz.
ROM 8:2 Çünkü Mesih İsa sayesinde yaşam veren Ruhʼun kanunu beni günah ve ölüm kanunundan özgür etti.
ROM 8:3 Çünkü insan tabiatımız yüzünden Tevrat kanunları güçsüzdü. Fakat Tevratʼın yapamadığını Allah yaptı. Kendi Oğluʼnu günahlı insan tabiatımıza benzeyen bir tabiatla yeryüzüne gönderdi. Oʼnu günahımız için kurban ederek insan tabiatımızdaki günahı yargılayıp cezalandırdı.
ROM 8:4 Öyle ki, Tevratʼın gerektirdiği doğruluk insan tabiatımıza göre değil, Kutsal Ruhʼa göre yaşayan bizlerde yerine gelsin.
ROM 8:5 Çünkü insan tabiatına uyanlar ancak insan tabiatına ait şeyler düşünürler. Ama Kutsal Ruhʼa uyanlar, Ruhʼa ait şeyler düşünürler.
ROM 8:6 İnsan tabiatına uyan düşünce ölüm getirir, fakat Ruhʼa uyan düşünce yaşam ve esenlik verir.
ROM 8:7 Çünkü insan tabiatına uyan düşünce Allahʼa düşmandır. Allahʼın kanunlarına boyun eğmez, eğemez de.
ROM 8:8 İnsan tabiatına uyanlar Allahʼı hoşnut edemez.
ROM 8:9 Sizler ise insan tabiatınıza bağlı değilsiniz. Eğer Allahʼın Ruhu gerçekten içinizde yaşıyorsa, Ruhʼa bağlısınız. İçinde Mesihʼin Ruhu olmayan kişiyse Mesihʼe ait değildir.
ROM 8:10 Eğer Mesih içinizdeyse, bedeniniz günah yüzünden ölü, ama ruhunuz, doğru sayıldığınız için diridir.
ROM 8:11 Allah İsaʼyı ölümden diriltti. Oʼnun Ruhu içinizde yaşıyor. Buna göre Mesihʼi ölümden dirilten Allah, sizin ölümlü bedenlerinize de yaşam verecek. Bunu içinizde yaşayan kendi Ruhu aracılığıyla yapacak.
ROM 8:12 Öyleyse kardeşler, borçluyuz. Fakat insan tabiatımıza uyarak yaşamak için insan tabiatımıza borçlu değiliz.
ROM 8:13 Çünkü insan tabiatınıza göre yaşarsanız, öleceksiniz. Ama eğer Ruh aracılığıyla bedeninizin yaptığı kötülükleri öldürürseniz, yaşayacaksınız.
ROM 8:14 Allahʼın Ruhu tarafından güdülenler Allahʼın oğullarıdır.
ROM 8:15 Çünkü sizi tekrar köle yapan, korkuya sürükleyen bir ruh almadınız. Ama sizi oğlu yapan Allahʼın Ruhuʼnu aldınız. Biz de o Ruhʼla Allahʼa, “Abba”, yani Baba diye yalvarıyoruz.
ROM 8:16 Ruhʼun kendisi, bizim ruhumuzla birlikte Allahʼın evlatları olduğumuza şahitlik ediyor.
ROM 8:17 Evlatlar olduğumuza göre, aynı zamanda mirasçıyız. Allahʼın vereceği bereketlerin mirasçısıyız. Mesihʼe vermiş olduğu bereketlerin ortak mirasçısıyız. Yeter ki Mesihʼin acılarını paylaşalım, o zaman Oʼnun görkeminden de pay alacağız.
ROM 8:18 Eminim ki, bu hayatta çektiğimiz acılar bize gösterilecek görkemle kıyaslanamaz.
ROM 8:19 Zaten yaratılan her şey Allahʼın oğullarının ortaya çıkarılmasını hasretle bekliyor.
ROM 8:20 Yaratılan her şey amaçsızlığa teslim edildi. Bu da kendi isteğiyle değil, ama onu amaçsızlığa teslim eden Allahʼın isteğiyle oldu. Ama yine de umut var.
ROM 8:21 Çünkü yaratılan her şey bozulmaya esir olmaktan kurtarılıp Allahʼın evlatlarının görkemli özgürlüğüne kavuşacak.
ROM 8:22 Biliyoruz ki, yaratılan her şey doğum yapan kadın gibi hâlâ inleyip sancı çekiyor.
ROM 8:23 Üstelik Kutsal Ruhʼun ilk ürününe kavuşmuş olan bizler de için için inliyoruz, çünkü Allah tarafından evlatlığa alınmayı, yani bedenlerimizin kurtuluşa kavuşmasını hasretle bekliyoruz.
ROM 8:24 Çünkü bu umutla kurtulduk. Ama gözle görülen umut aslında umut değildir. İnsan gördüğü şeyi nasıl umut edebilir ki?
ROM 8:25 Ama görmediğimiz şeye umut bağlarsak, onu sabırla bekleyebiliriz.
ROM 8:26 Tıpkı bunun gibi, Kutsal Ruh, biz çaresiz durumdayken bize yardım ediyor. Çünkü ne için dua etmemiz gerektiğini bilmiyoruz. Ama Ruhʼun kendisi sözle anlatılamaz bir şekilde inleyerek bizim için aracılık eder.
ROM 8:27 Yüreklerimizi inceleyen Allah, Ruhʼun ne düşündüğünü bilir. Çünkü Ruh Allahʼın isteğine göre kutsal halkı için aracılık eder.
ROM 8:28 Biliyoruz ki, Ruh her durumda iyi olan için Allahʼı sevenlerle iş birliği yapar. Onlar Allahʼın amacına uymaya çağrılmışlardır.
ROM 8:29 Çünkü Allah önceden bildiği kişileri Oğluʼna benzer kılmak için seçti. Öyle ki, Oğlu birçok kardeş arasında ilk doğan olsun.
ROM 8:30 Allah seçtiği kişileri kendisine gelmeye çağırdı; çağırdığı kişileri doğru saydı; doğru saydığı kişileri de yüceltti.
ROM 8:31 Peki, bu şeyler için ne diyelim? Allah bizden yanaysa, kim bize karşı olabilir?
ROM 8:32 Allah kendi Oğluʼnu bile esirgemedi, Oʼnu hepimiz için feda etti. Öyleyse Oğluʼyla birlikte bize her şeyi karşılıksız vermeyecek mi?
ROM 8:33 Allahʼın seçtiği kişileri kim suçlayabilir? Onları doğru sayan Allahʼtır.
ROM 8:34 Kim onları suçlu çıkarır? Mesih İsa öldü, üstelik ölümden diriltildi. O şimdi Allahʼın sağında duruyor ve bizim için aracılık ediyor.
ROM 8:35 Bizi Mesihʼin sevgisinden ne ayırabilir: sıkıntı mı, yoksulluk mu, eziyet mi, açlık mı, elbise yetersizliği mi, tehlike mi, kılıç mı?
ROM 8:36 Aynı yazıldığı gibi: “Senin için bütün gün öldürülüyoruz, kasaplık koyun sayılıyoruz.”
ROM 8:37 Ne var ki, bütün bu durumlarda bizi seven Mesih sayesinde tam bir zafer kazanıyoruz!
ROM 8:38 Eminim ki, ne ölüm ne de yaşam, ne melekler, ne de başka güçler ve kuvvetler, ne şimdi var olan şeyler ne de gelecekteki şeyler,
ROM 8:39 ne yıldızların en yüksek ve en aşağı noktası ne de yaratılmış başka bir şey bizi Rabbimiz Mesih İsaʼda olan Allah sevgisinden ayırabilir.
ROM 9:1 Mesihʼe ait biri olarak size gerçeği söylüyorum, yalan söylemiyorum. Vicdanım da Kutsal Ruh sayesinde bunu doğruluyor.
ROM 9:2 Yüreğimde büyük bir sıkıntı, hiç bitmeyen bir acı var.
ROM 9:3 Kardeşlerimin, yani benimle aynı kandan olan soydaşlarımın yerine, ben kendim Allahʼın lanetine uğrayıp Mesihʼten ayrı kalmaya razı olurdum.
ROM 9:4 Onlar İsrail halkıdır. Allah onları evlat edindi, onlara görkemini gösterdi ve onlarla antlaşmalar yaptı. Tevrat kanunlarını, tapınma düzenini ve vaatlerini onlara verdi.
ROM 9:5 Büyük atalar onlarındır. Mesih de insan olarak onlardandır. O her şeyin üzerinde hüküm süren, sonsuzlara kadar övgüye layık olan Allahʼtır. Amin.
ROM 9:6 Bu, Allahʼın İsrailʼe verdiği sözün boşa çıktığı anlamına gelmez. Çünkü İsrail soyundan gelen herkes Allahʼın halkından değildir.
ROM 9:7 İbrahimʼin soyundan gelen herkes İbrahimʼin evladı değildir. Allah ona, “Senin soyun İshakʼla devam edecek” dedi.
ROM 9:8 Yani, sadece bedence İbrahimʼin soyundan olmak insanı Allahʼın evladı yapmaz. Allahʼın evladı sayılanlar, ancak Allahʼın vaadine göre doğan evlatlardır.
ROM 9:9 Çünkü Allahʼın verdiği vaat şuydu: “Gelecek yıl bu zamanda geleceğim ve Saraʼnın bir oğlu olacak.”
ROM 9:10 Sadece bu değil, Rebeka, atamız İshakʼtan ikizlere gebe kalmıştı.
ROM 9:11 İkizler de henüz doğmamış, iyi kötü hiçbir şey yapmamışlardı. O zaman Allah Rebekaʼya şöyle dedi: “Büyük oğlun küçüğüne hizmet edecek.” Allah bunu seçim yapmaktaki amacı devam etsin diye söyledi. Buna göre Allahʼın çağrısı, insanın yaptığı hiçbir şeye dayanmaz, ancak Allahʼın seçme hakkına dayanır.
ROM 9:13 Tıpkı yazıldığı gibi: “Yakubʼu sevdim, ama Esavʼı reddettim.”
ROM 9:14 O vakit ne diyelim? Allah haksız mı? Olmaz öyle şey!
ROM 9:15 Allah Musaʼya şöyle dedi: “Kime merhamet edersem, ona merhamet edeceğim; ve kime acırsam, ona acıyacağım.”
ROM 9:16 Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Allahʼın merhametine dayanır.
ROM 9:17 Allah Kutsal Yazıʼda Firavunʼa şöyle der: “Gücümü yaşamında göstermek için seni ortaya çıkardım. Böylece şanım bütün dünyaya yayılsın.”
ROM 9:18 Demek ki, Allah istediği kişiye merhamet eder, istediği kişiyi de inatçı yapar.
ROM 9:19 O zaman bana diyeceksin ki, “Madem öyle, nasıl oluyor da Allah insanda hâlâ suç buluyor. Çünkü kim Oʼnun istediğine karşı durmuştur?”
ROM 9:20 Ne var ki, ey insan, sen kim oluyorsun da Allahʼa karşılık veriyorsun? Kendisine biçim verilen, biçim verene, “Beni niçin böyle yaptın?” der mi?
ROM 9:21 Ya da çömlekçinin kullandığı kil üzerinde yetkisi yok mu? Aynı kilden şerefli iş için bir kap, ve sıradan iş için başka bir kap yapamaz mı?
ROM 9:22 Allah da öfkesini göstermek ve gücünü bildirmek istediği zaman öfkesini hak eden ve mahvedilmeye hazırlanmış olan insanlara büyük sabırla katlandıysa, ne diyelim?
ROM 9:23 Bunu da merhamet edeceği insanlara sınırsız yüceliğini bildirmek için yaptıysa, ne diyelim? Bu insanları yüceliğine kavuşturmak için hazırlamıştı.
ROM 9:24 Biz de bu insanların arasındayız. Allah bizleri sadece Yahudilerden değil, diğer milletlerden de çağırdı.
ROM 9:25 Allah Peygamber Hoşeyaʼnın kitabında şöyle der: “Halkım olmayana ‘Halkım’ diyeceğim, sevmediğime ‘sevgili’ diyeceğim.”
ROM 9:26 “ ‘Halkım değilsiniz’ denilen yerde, onlara ‘Diri olan Allahʼın oğulları’ denecek.”
ROM 9:27 Peygamber Yeşaya da İsrail halkı hakkında sesini yükseltip şöyle der: “İsrailoğullarının sayısı deniz kenarındaki kum kadar çok olsa bile, onların ancak bir kalıntısı kurtulacak.
ROM 9:28 Çünkü Rab yeryüzünü yargılayıp işini çabucak bitirecek.”
ROM 9:29 Yeşayaʼnın önceden bildirdiği gibi: “Eğer Kudretli Rab soyumuzu sürdürecek bir avuç insanı sağ bırakmasaydı, Sodom gibi olurduk, Gomoraʼya benzerdik.”
ROM 9:30 Şimdi buna ne diyelim? Yahudi olmayanlar Allahʼın doğruluğuna kavuşmaya çabalamıyorlardı, ama doğruluğa, yani imandan gelen doğruluğa kavuştular.
ROM 9:31 İsrail halkı ise Tevrat kanunlarının getirdiği doğruluğa kavuşmaya çabaladı, ama bunu başaramadı.
ROM 9:32 Neden? Çünkü bunu imanla değil, kendi yaptıklarına güvenerek başarmaya çabaladılar. Köstekleme taşına takılıp kösteklendiler.
ROM 9:33 Aynı yazıldığı gibi: “İşte, Siyonʼa bir köstekleme taşı, bir tökezleme kayası koyuyorum. Oʼna iman edenler hayal kırıklığına uğramayacaklar.”
ROM 10:1 Kardeşler, İsrail halkının kurtuluşunu yürekten arzuluyorum ve bunun için Allahʼa dua ediyorum.
ROM 10:2 Onların Allahʼa gayretle hizmet ettiklerine şahidim. Fakat bu, bilgisiz bir gayrettir.
ROM 10:3 Onlar Allahʼın insanı nasıl doğru saydığını anlamıyorlar. Kendi çabalarıyla doğru sayılmaya çalışıyorlar. Bu yüzden kendilerini Allahʼın doğruluğuna teslim etmediler.
ROM 10:4 Oysa Mesih Tevratʼın sonudur. Böylece Oʼna iman eden herkes Allahʼın gözünde doğru sayılır.
ROM 10:5 Aslında Musa Tevrat kanunlarından gelen doğruluk hakkında şunları yazar: “Bunları yerine getirenler hayat bulacak.”
ROM 10:6 İmana dayanan doğruluk ise şöyle diyor: “Kendi kendine, ‘Allahʼın sözünü, yani Mesihʼi, yeryüzüne indirmek için göğe kim çıkacak?’ diye sorma. ‘Dipsiz derinliklere, yani Mesihʼi ölüler arasından çıkarmaya kim inecek?’ diye de sorma.”
ROM 10:8 Ama ne diyor? “Allahʼın sözü sana yakın, dudaklarında ve yüreğinde.” O söz iman hakkında vaaz ettiğimiz haberdir.
ROM 10:9 Eğer ağzınla açıkça “İsa Rabʼdir” dersen ve Allahʼın Oʼnu ölümden dirilttiğine yürekten iman edersen kurtulacaksın.
ROM 10:10 Çünkü insan yürekle iman edince doğruluğa kavuşur ve iman ettiğini ağzıyla açıkça söyleyince kurtuluş bulur.
ROM 10:11 Kutsal Yazı da şöyle der: “Oʼna iman eden hiç kimse hayal kırıklığına uğramayacak.”
ROM 10:12 Yahudilerle Yahudi olmayanlar arasında hiçbir ayrım yok. Aynı Rab bütün insanların Efendisiʼdir. Oʼnu yardıma çağıran herkese cömertçe lütuf gösterir.
ROM 10:13 Çünkü, “Rabbi adıyla yardıma çağıran herkes kurtulacak.”
ROM 10:14 Peki, eğer Rabbe iman etmemişlerse Oʼnu nasıl yardıma çağıracaklar? Eğer Oʼndan haber almamışlarsa Oʼna nasıl iman edecekler? Eğer vaaz eden yoksa Oʼndan nasıl haber alacaklar?
ROM 10:15 Eğer Allah vaaz edenleri göndermezse nasıl vaaz edecekler? Aynı yazıldığı gibi: “İyi haber müjdeleyenlerin ayakları ne güzeldir!”
ROM 10:16 Ama onların hepsi Müjdeʼye itaat etmedi. Peygamber Yeşayaʼnın dediği gibi: “Ya Rab, verdiğimiz habere kim inandı?”
ROM 10:17 Demek ki, iman etmek haberi duymakla, haberi duymak da Mesihʼin sözünün yayılmasıyla olur.
ROM 10:18 Ama şunu soruyorum: “İsrailoğulları haberi duymadılar mı?” Elbette duydular. “Habercilerin sesi bütün yeryüzüne yayıldı, sözleri dünyanın en uzak köşelerine ulaştı.”
ROM 10:19 Yine soruyorum: “Acaba İsrailoğulları haberi anlamadılar mı?” En başta Allah Musa aracılığıyla onlara şöyle der: “Ben sizi halkım olmayan bir halkla kıskandıracağım, cahil bir halkla kızdıracağım.”
ROM 10:20 Sonra da Yeşaya Allahʼın sözlerini cesaretle bildirir: “Beni aramayanlar tarafından bulundum. Sormayanlara kendimi gösterdim.”
ROM 10:21 Fakat Allahʼın İsrail halkı hakkında dediği şudur: “İtaatsiz ve dik kafalı bir halka bütün gün ellerimi uzattım.”
ROM 11:1 Öyleyse soruyorum: “Allah kendi halkını mı reddetti?” Olmaz öyle şey! Çünkü ben de İsrailoğullarındanım. İbrahimʼin soyundan, Benyamin oymağındanım.
ROM 11:2 Allah ezelden beri halkı olarak bildiği insanları reddetmedi. Yoksa, Kutsal Yazılarʼın İlyas hakkındaki bölümde ne dediğini bilmiyor musunuz? İlyas İsrail halkı hakkında Allahʼa şöyle şikâyet eder:
ROM 11:3 “Ya Rab! Senin peygamberlerini öldürdüler. Senin kurban yerlerini yıktılar. Yalnız ben kaldım. Beni de öldürmeye çalışıyorlar.”
ROM 11:4 Oysa Allahʼın İlyasʼa verdiği cevap nedir? “Baal putunun önünde diz çökmemiş yedi bin kişiyi kendime ayırdım.”
ROM 11:5 Tıpkı bunun gibi şimdi de İsrail halkından Allahʼa sadık kalmış küçük bir topluluk var. Allah bu insanlara lütuf gösterip onları kendi halkı olarak seçmiştir.
ROM 11:6 Eğer bu insanlar Oʼnun lütfuyla seçilmişlerse, demek ki kendi yaptıkları sayesinde seçilmediler. Yaptıkları sayesinde seçilseydiler lütuf artık lütuf olmazdı.
ROM 11:7 Öyleyse ne diyelim? İsrail halkı aradığını bulamadı ama Allahʼın seçtiği insanlar buldular. Geri kalanlarsa duyarsız oldular.
ROM 11:8 Kutsal Yazılarʼda yazıldığı gibi: “Allah onların zihinlerini uyuşturdu. Gözlerini kör, kulaklarını sağır etti. Bugün hâlâ öyledirler.”
ROM 11:9 Davud da şöyle diyor, “Sofraları onlara tuzak ve kapan, tökez ve ceza olsun.
ROM 11:10 Gözleri kararsın ki, görmesinler. Belleri hep bükük olsun.”
ROM 11:11 Öyleyse şunu soruyorum: “İsrailoğulları bir daha kalkmamak üzere mi tökezlenip düştüler?” Olmaz öyle şey! Onların doğru yoldan sapması sayesinde diğer milletlere kurtulma fırsatı verildi. Öyle ki, İsrailoğulları diğer milletlere imrenip gayrete gelsinler.
ROM 11:12 İsrailoğullarının yoldan sapması dünyaya bereket, onların yetersizliği de milletlere bereket oldu. O zaman onların tamamlanması daha ne kadar büyük bereket olacak!
ROM 11:13 Şimdi siz Yahudi olmayanlara söylüyorum: Yahudi olmayanlara gönderilen bir elçi olarak bu yüce hizmetimden gurur duyuyorum.
ROM 11:14 Belki böylece soydaşlarımı imrendiririm ve bazılarını kurtarırım.
ROM 11:15 Allahʼın onları reddetmesi dünyanın Oʼnunla barışmasını sağladı. Öyleyse onları tekrar kabul etmesi ölümden yaşama geçmekten başka ne olabilir?
ROM 11:16 Eğer Allahʼa adanan hamurun ilk parçası kutsalsa, bütün hamur kutsaldır. Ağacın kökü kutsalsa dalları da kutsaldır.
ROM 11:17 Ama zeytin ağacının bazı dalları kesildi, ve sen yabani bir zeytin dalı olarak onların yerine koyuldun. Sen o ağacının kökünden yükselen bereketli özüne ortak oldun.
ROM 11:18 Öyleyse kendini iyi ağaçtan kesilen dallardan üstün görme. Kendini üstün görürsen, unutma ki, sen ağacın kökünü beslemiyorsun, kök seni besliyor.
ROM 11:19 O zaman şöyle diyeceksin: “Benim oraya eklenmem için o dallar kesildi.”
ROM 11:20 Doğru da, onlar imansızlıkları yüzünden kesildiler. Sense imanla yerinde duruyorsun. Gururlanma, Allahʼtan kork!
ROM 11:21 Çünkü eğer Allah asıl dallara acımadıysa, sana da acımaz.
ROM 11:22 Öyleyse Allahʼın iyiliğine ve sertliğine dikkat et! Allah günaha düşenlere sert, sana ise iyi davranır. Yeter ki, Oʼnun iyiliğine güvenmeye devam edesin. Yoksa Allah seni de ağaçtan kesip atacak.
ROM 11:23 İsrailoğulları ise imansızlıkta devam etmezlerse, ağaca geri eklenecekler. Çünkü Allahʼın onları geri eklemeye gücü var.
ROM 11:24 Sen yabani zeytin ağacından kesilen dallar gibisin. Tabiata aykırı olarak iyi zeytin ağacına eklendin. İsrailoğulları ise iyi zeytin ağacından kesilen dallar gibidir. O halde tabiata göre kendi zeytin ağacına tekrar eklenmeleri çok daha kolaydır!
ROM 11:25 Ey imanlı kardeşlerim, şu konudaki sırdan habersiz kalıp kendinizi çok akıllı görmenizi istemiyorum. Sır şudur: İsrailoğullarının bir kısmı inatçılığa kapıldı. Bu durum Yahudi olmayan imanlıların sayısı tamamlanıncaya kadar devam edecek.
ROM 11:26 Sonunda bütün İsrail halkı kurtulacak. Tıpkı Kutsal Yazılarʼda yazıldığı gibi: “Kurtarıcı Siyonʼdan gelecek, Yakubʼun soyundan allahsızlığı uzaklaştıracak.
ROM 11:27 Allah diyor ki, ‘Onların günahlarını sildiğim zaman, onlarla yapacağım antlaşma bu olacak.’ ”
ROM 11:28 Gerçi onlar Mesihʼin Müjdesini reddetmekle Allahʼa düşman oldular. Bu da siz Yahudi olmayanların hatırı için oldu. Fakat İsrailoğulları Allah tarafından seçilmiş olan atalarının hatırı için seviliyorlar.
ROM 11:29 Çünkü Allahʼın lütufları ve çağrısı geri alınamaz.
ROM 11:30 Yahudi olmayan sizler bir zamanlar Allahʼa itaat etmiyordunuz. Ama şimdi İsrailoğullarının itaatsizliği yüzünden Allahʼın merhametine kavuştunuz.
ROM 11:31 Bunun gibi, Yahudi halkı da şimdi Allahʼa itaatsiz oldu. Öyle ki, siz merhamete kavuştuğunuz için onlar da merhamete kavuşsunlar.
ROM 11:32 Çünkü Allah herkese merhamet göstermek için herkesi itaatsizliğe esir etti.
ROM 11:33 Ah, Allahʼın hikmeti ve bilgisi ne kadar derin, ne kadar da zengin! Oʼnun kararlarına hiçbir akıl ermez, Oʼnun yöntemleri insan anlayışının ötesindedir.
ROM 11:34 “Rabbin düşüncelerini kim bildi? Ya da Oʼna kim akıl verdi?”
ROM 11:35 “Kim Allahʼa bir şey verdi de, geri ödenmesini istesin?”
ROM 11:36 Çünkü her şey Oʼndan, her şey Oʼnun aracılığıyla ve her şey Oʼnun içindir. Oʼna sonsuzlara kadar övgüler olsun! Amin.
ROM 12:1 Bu sebeple, kardeşler, Allahʼın merhameti adına size yalvarırım, bedenlerinizi Allahʼı hoşnut eden diri ve kutsal birer kurban olarak Oʼna teslim edin. Asıl ibadetiniz budur.
ROM 12:2 Bu dünyanın gidişine uymayın. Ama düşüncelerinizin yenilenmesiyle tamamen değiştirilmiş kişiler olun. Böylece Allahʼın ne istediğini, neyin iyi, hoş ve kusursuz olduğunu ayırt edebilirsiniz.
ROM 12:3 Allahʼın bana verdiği lütufla hepinize söylüyorum: Hiç kimse kendini gereğinden daha üstün görmesin. Ama Allahʼın verdiği iman ölçüsünde, akla yatkın görüşle düşünsün.
ROM 12:4 Bir bedenin çok parçaları vardır. Bütün bu parçalar da ayrı ayrı görevlere sahiptir.
ROM 12:5 Tıpkı bunun gibi, biz çok kişiyiz ama Mesihʼte tek bir bedeniz. Aynı bedenin parçaları olarak birbirimize bağlıyız.
ROM 12:6 Allah, lütfuyla bize değişik yetenekler verdi. Eğer peygamberlikse, imanımızın ölçüsünde peygamberlik edelim.
ROM 12:7 Hizmetse, hizmet edelim. Vaaz eden vaaz etsin.
ROM 12:8 Teşvik eden, teşvik etsin. Bağış veren cömertçe bağış versin. Liderlik eden canı gönülden liderlik etsin. Merhamet eden bunu güler yüzle yapsın.
ROM 12:9 Sevginiz ikiyüzlü olmasın. Kötülükten nefret edin, iyiliğe sarılın.
ROM 12:10 Birbirinize kardeş sevgisiyle bağlanın, şefkatli olun. Birbirinize saygı göstermekte yarışın.
ROM 12:11 İman yolundaki gayretiniz azalmasın. Coşkun bir ruhla Rabbe hizmet edin.
ROM 12:12 Umudunuz sizi sevindirsin. Eziyete dayanın. Devamlı kendinizi duaya verin.
ROM 12:13 Allahʼın kutsal halkından muhtaç durumda olanlara yardım edin. Misafir kabul etmeye önem verin.
ROM 12:14 Size eziyet edenler için iyilik dileyin. İyilik dileyin, lanet etmeyin.
ROM 12:15 Sevinenlerle sevinin, ağlayanlarla ağlayın.
ROM 12:16 Birbirinizle aynı fikirde olun. Gururlu olmayın, ama önemli sayılmayan insanlarla arkadaşlık edin. Her şeyi anladığınızı sanmayın.
ROM 12:17 Kimsenin kötülüğüne kötülükle karşılık vermeyin. Herkesin gözünde iyi olanı yapmaya dikkat edin!
ROM 12:18 Mümkünse, elinizden geldiği kadar bütün insanlarla barış içinde yaşayın.
ROM 12:19 Sevgili arkadaşlarım, kimseden öç almayın, ama ceza verme işini Allahʼa bırakın. Çünkü şöyle yazılmıştır: “Rab ‘Öç benimdir. Karşılık ben vereceğim’ diyor.”
ROM 12:20 Bunun yerine, “Düşmanınız acıkmışsa, ona yemek verin; susamışsa, ona su verin. Böylece onu utandırarak başına yanan korlar yığmış gibi olursunuz.”
ROM 12:21 Kötülük sizi yenmesin, kötülüğü iyilikle yenin!
ROM 13:1 Herkes devlet yetkililerinin emrine uysun. Çünkü Allahʼtan olmayan yetki yoktur. Var olan yetkililer Allah tarafından görevlendirilmiştir.
ROM 13:2 Demek ki, kim yetkilinin emrine uymazsa, Allahʼın düzenine karşı çıkmış olur. Karşı çıkan da cezasını çeker.
ROM 13:3 Liderlerden asıl korkacak olanlar iyilik yapanlar değil, kötülük işleyenlerdir. Yetkiliden korkmadan yaşamak ister misin? O halde iyi olanı yap. O zaman onun övgüsünü kazanırsın.
ROM 13:4 Yetkili kişi senin iyiliğin için Allahʼa hizmet eder. Ama eğer kötülük yaparsan, kork! Yetkili kişi boşuna kılıç taşımaz. Çünkü o, Allahʼa hizmet eder, kötülük yapanı cezalandırmakla Allahʼın öfkeli yargısını yerine getirir.
ROM 13:5 Bunun için yetkililerin emrine uymalısınız. Bunu sadece öfkelerinden korktuğunuz için değil, vicdanınızı temiz tutmak için de yapmalısınız.
ROM 13:6 Vergiyi de aynı sebeple ödüyorsunuz. Çünkü yetkililer Allahʼın hizmetkârlarıdır ve kendilerini bu işe adarlar.
ROM 13:7 Her yetkiliye hakkını verin: vergi isteyene vergi, gümrük isteyene gümrük ödeyin. Korkmanız gerekenden korkun. Saygıyı hak edene saygı gösterin.
ROM 13:8 Birbirinizi sevmekten başka hiç kimseye borcunuz olmasın. Başkasını seven kişi, Tevrat kanunlarını yerine getirmiş olur.
ROM 13:9 Çünkü, “zina etmeyin”, “adam öldürmeyin”, “çalmayın”, “açgözlü olmayın” ve daha ne kadar buyruk varsa, hepsi şu sözle özetlenir: “Komşunuzu kendinizi sevdiğiniz gibi sevin.”
ROM 13:10 Seven kişi başkalarına kötülük yapmaz. Bu sebeple sevgi, Tevratʼın yerine getirilmesidir.
ROM 13:11 Bunu yaşadığınız zamanın farkında olarak yapın. Artık uykudan uyanmanızın vakti geldi. Çünkü şimdi kurtuluşumuz, iman ettiğimiz o ilk günden daha yakındır.
ROM 13:12 Gece ilerledi, gün yaklaştı. Bu sebeple, karanlığın işlerini üzerimizden atalım, ışığın silahlarını kuşanalım.
ROM 13:13 Gün ışığına uygun olarak düzgün bir hayat sürelim. Vaktimizi çılgın eğlenceler ve sarhoşluk, zina ve azgın seksüel davranışlar, kavga ve kıskançlıkla geçirmeyelim.
ROM 13:14 Bunun yerine Rab İsa Mesihʼi kuşanın ve insan tabiatınızın heveslerine uymayı düşünmeyin.
ROM 14:1 İmanı zayıf olan kişiyi aranıza kabul edin. Ancak farklı fikirler üzerinde onlarla tartışmayın.
ROM 14:2 Biri her şeyi yiyebileceğine inanır. Ama imanı zayıf olan başka birisi sadece sebze yer.
ROM 14:3 Her şeyi yiyen yemeyeni hor görmesin. Sadece sebze yiyen de her şeyi yiyeni yargılamasın. Çünkü Allah onu kabul etmiştir.
ROM 14:4 Sen hangi hakla başkasının evindeki köleyi yargılıyorsun? Onu haklı ya da haksız çıkarmak efendisinin işidir. Elbette haklı çıkacak. Çünkü Rab onu haklı çıkarma gücüne sahiptir.
ROM 14:5 Bazıları bir günü öbür günlerden daha önemli sayar. Bazılarıysa bütün günlere aynı önem verir. Bu konularda herkes kendi fikrinden emin olsun.
ROM 14:6 Bir günü bayram olarak kutlayan kişi, o günü Rab için kutlar. Her şeyi yiyen kişi Rab için yer, çünkü Allahʼa şükreder. Bazı şeyleri yemeyen de bunu Rabbi memnun etmek için yapar ve Allahʼa şükreder.
ROM 14:7 Bizden hiç kimse ne kendisi için yaşar, ne de kendisi için ölür.
ROM 14:8 Eğer yaşarsak Rab için yaşarız. Eğer ölürsek Rab için ölürüz. Demek ki, yaşasak da ölsek de Rabbe aidiz.
ROM 14:9 Mesih hem ölülerin hem dirilerin Efendisi olsun diye öldü ve dirildi.
ROM 14:10 Öyleyse sen niçin imanlı kardeşini yargılıyorsun? Neden imanlı kardeşini hor görüyorsun? Hepimiz Allahʼın yargı yerinin önüne çıkacağız.
ROM 14:11 Kutsal Yazılarʼda yazıldığı gibi: “Rab diyor ki, ‘Varlığım üzerine yemin ederim ki, her diz önümde çökecek, her dil Allah olduğumu açıkça söyleyecek’.”
ROM 14:12 Demek ki, her birimiz kendisi için Allahʼa hesap verecek.
ROM 14:13 Onun için artık birbirimizi yargılamayalım. Bunun yerine kardeşinizin imanına köstek olacak ya da onu yoldan çıkaracak bir şey yapmamaya karar verin.
ROM 14:14 Biliyorum ve Rab İsaʼya ait biri olarak eminim ki, hiçbir şey kendiliğinden murdar değildir. Ama kim bir şeyi murdar sayarsa, o şey onun için murdardır.
ROM 14:15 Eğer yediğin bir şeyle kardeşini üzüyorsan, artık sevgi yolunda yürümüyorsun. Yediğin şey kardeşinin mahvolmasına yol açmasın. Çünkü Mesih onun uğruna da öldü.
ROM 14:16 Böylece iyi saydığınız şeyi kimse kötülemesin.
ROM 14:17 Çünkü Allahʼın Krallığı yemek içmek meselesi değildir. Tersine, doğruluk, esenlik ve Kutsal Ruhʼtan gelen sevinçtir.
ROM 14:18 Bunlara önem vererek Mesihʼe hizmet eden kişi, Allahʼı hoşnut eder ve insanların saygısını kazanır.
ROM 14:19 Öyleyse, kendimizi esenlik getiren ve birbirimizin imanını kuvvetlendiren işlere verelim.
ROM 14:20 Yiyecek yüzünden Allahʼın işini bozmayın. Her yiyecek temiz sayılır. Ama yediği bir şey yüzünden başkasının imanına köstek olan kişi kötülük etmiş olur.
ROM 14:21 Et yememek, şarap içmemek ve imanlı kardeşinin imanına köstek olan herhangi bir şey yapmamak iyidir.
ROM 14:22 Bu konulardaki inancın Allahʼla kendi aranda kalsın. Doğru saydığı şeyler yüzünden kendini suçlu çıkarmayana ne mutlu!
ROM 14:23 Ama yediği yemeği şüphe içinde yiyen kişi suçlu çıkar. Çünkü yaptığı iş imana dayanmaz. İmandan gelmeyen her şey günahtır.
ROM 15:1 Biz imanı güçlü olanlar, kendimizi memnun etmeyelim. Onun yerine güçsüzlerin zayıflıklarına katlanmaya mecburuz.
ROM 15:2 Her birimiz başkasının iyiliğini düşünerek onu memnun etmeye çalışsın. Böylece onu ruhça kuvvetlendirmiş olacağız.
ROM 15:3 Çünkü Mesih de kendini memnun etmeye çalışmadı. Ama Oʼnun hakkında yazıldığı gibi, “Ey Allah, seni aşağılayan kişilerin hakaretlerine ben uğradım.”
ROM 15:4 Çünkü önceden yazılan her şey bize ders vermek için yazıldı. Öyle ki, Kutsal Yazılarʼın verdiği sabır ve cesaretle umudumuz olsun.
ROM 15:5 Sabır ve cesaret kaynağı olan Allah, Mesih İsaʼnın istediği gibi hepinizi aynı düşüncede birleştirsin.
ROM 15:6 Öyle ki hep birlikte, bir ağızdan Rabbimiz İsa Mesihʼin Babası Allahı övesiniz.
ROM 15:7 Bu sebeple, Mesih bizi nasıl kabul ettiyse, siz de Allahʼın yüceltilmesi için birbirinizi öyle kabul edin.
ROM 15:8 Size şunu diyorum: Mesih, Allahʼın sözüne sadık olduğunu göstermek için sünnetlilerin, yani Yahudilerin, hizmetkârı oldu. Bunu Allahʼın onların atalarına verdiği vaatleri yerine getirmek için yaptı.
ROM 15:9 Ayrıca Yahudi olmayan milletlerin Allahʼı merhameti için yüceltmelerini istedi. Tıpkı Kutsal Yazıʼda yazıldığı gibi: “Bunun için diğer milletlerin arasında seni yücelteceğim. Adını ilahilerle öveceğim.”
ROM 15:10 Yine şöyle diyor: “Siz milletler Allahʼın halkıyla birlikte sevinin.”
ROM 15:11 Hem de diyor ki, “Ey bütün milletler, Rabbi övün! Ey bütün halklar, Oʼnu yüceltin!”
ROM 15:12 Üstelik Yeşaya şöyle diyor: “İşayʼın Kökü ortaya çıkacak, bütün milletlere kral olmak için yükselecek. Milletler Oʼna umut bağlayacak.”
ROM 15:13 Umut veren Allah, iman hayatınızda sizi tam bir sevinç ve esenlikle doldursun. O zaman Kutsal Ruhʼun gücü sayesinde umutla dolup taşarsınız.
ROM 15:14 Ey kardeşlerim, iyilikle dolu olduğunuzdan eminim. Her tür bilgiye sahipsiniz ve birbirinize akıl verebilecek durumdasınız.
ROM 15:15 Ama bu mektupla epey cesaret göstererek size bazı konuları hatırlatmak istedim. Şöyle ki, Allah bana, Mesih İsaʼnın kulu olarak Yahudi olmayanlara hizmet etme lütfunu bağışladı. Onlar Kutsal Ruh sayesinde Allahʼa adanan, Oʼnu hoşnut eden adaklar olsunlar diye Allahʼın Müjdesiʼnirahip gibi yayıyorum.
ROM 15:17 Bu sebeple, Mesih İsaʼya bağlı olduğum için Allah yolundaki hizmetimle gurur duyuyorum.
ROM 15:18 Çünkü sadece Mesihʼin benim aracılığımla başardıklarından söz etmek istiyorum. O diğer milletlerin Allahʼa itaat etmesi için mucizelerin ve harikaların gücüyle, Allahʼın Ruhuʼnun gücüyle söylediklerimi ve yaptıklarımı kullandı. Bunun sonucunda Mesihʼin Müjdesiʼni yayma işini Yeruşalimʼden başlayarak ta İllirikum bölgesine kadar tamamladım.
ROM 15:20 Amacım Mesihʼin Müjdesiʼni adının henüz bilinmediği yerlerde yaymaktır. Çünkü hizmetimi başka birinin koyduğu temelin üzerine kurmak istemiyorum.
ROM 15:21 Ama Kutsal Yazılarʼda yazıldığı gibi, “Oʼndan habersiz olanlar görecek. İşitmemiş olanlar anlayacak.”
ROM 15:22 Onun için ne zaman yanınıza gelmek istediysem önüme hep bir engel çıktı.
ROM 15:23 Ama artık buralarda hizmet etmek için bana yer kalmadı ve zaten yıllardır size gelmek istiyordum.
ROM 15:24 İspanyaʼya giderken size uğrayacağım. Çünkü geçerken sizinle görüşmeyi umuyorum. Sohbetinize bir süre doyduktan sonra sizin tarafınızdan oraya yolcu edilmek istiyorum.
ROM 15:25 Ama şimdi Allahʼın kutsal halkına hizmet etmek için Yeruşalimʼe gidiyorum.
ROM 15:26 Çünkü Makedonya ve Ahaya bölgelerindeki imanlılar yardım toplayıp bunu Allahʼın Yeruşalimʼdeki kutsal halkında fakir olanlara göndermeyi uygun gördüler.
ROM 15:27 Uygun gördüler diyorum, ama zaten onlara borçluydular. Çünkü Yahudi olmayan imanlılar Yahudilerin ruhsal bereketlerinden pay aldılar. Buna göre onlara maddi nimetlerle de hizmet etmeye borçludurlar.
ROM 15:28 Bu yardımı onlara güvenlikle ulaştırıp görevimi tamamlayacağım. Oradan ayrılıp size uğradıktan sonra İspanyaʼya doğru yol alacağım.
ROM 15:29 Biliyorum ki, size geldiğim zaman Mesihʼin dolgun bereketiyle geleceğim.
ROM 15:30 Ey kardeşler, Rabbimiz İsa Mesihʼin ve Kutsal Ruhʼun sevgisi hatırına size yalvarıyorum, benim için Allahʼa dua ederek benim mücadeleme katılın.
ROM 15:31 Öyle ki, Allah beni Yahudiyeʼdeki imansız kişilerden korusun. Yeruşalimʼe götürmekte olduğum yardım da Allahʼın oradaki kutsal halkını hoşnut etsin.
ROM 15:32 Ondan sonra Allah isterse sevinçle yanınıza geleyim, aranızda gönlüm ferahlasın.
ROM 15:33 Esenlik veren Allah hepinizle birlikte olsun. Amin.
ROM 16:1 İmanlı kız kardeşimiz Fibeʼyi size tavsiye etmek istiyorum. O, Kenhere şehrindeki imanlılar topluluğunun hizmetkârlarından biridir.
ROM 16:2 Onu Rabbe ait biri olarak Allahʼın kutsal halkına layık bir şekilde karşılayın. Sizden herhangi bir yardıma ihtiyacı olursa, ona destek olun. Çünkü o, hem bana hem de birçok kişiye destek oldu.
ROM 16:3 Priska ve Akvilaʼya benden selam söyleyin. Onlar Mesih İsa yolunda benim hizmet arkadaşlarımdır.
ROM 16:4 Benim için kendi hayatlarını tehlikeye attılar. Yalnız ben değil, Yahudi olmayan bütün imanlı toplulukları onlara teşekkür borçlu.
ROM 16:5 Onların evinde bir araya gelen topluluğa da selam söyleyin. Sevgili arkadaşım Epenetusʼa da selam söyleyin. O Ege bölgesinden Mesihʼe ilk iman eden kişidir.
ROM 16:6 Meryemʼe selam söyleyin. O sizin için çok çalıştı.
ROM 16:7 Soydaşlarım Andronikus ve Yunyaʼya selam söyleyin. Onlar benim hapis arkadaşlarım. Elçiler arasında tanınmış kişiler. Hem de benden önce Mesihʼe iman ettiler.
ROM 16:8 Rabbe ait biri olarak sevdiğim Ampliatusʼa da selam söyleyin.
ROM 16:9 Mesih yolunda hizmet arkadaşımız Urbanusʼa ve sevgili arkadaşım Stahisʼe selam söyleyin.
ROM 16:10 Mesihʼe bağlı biri olarak değeri kanıtlanmış Apellesʼe selam söyleyin. Aristobulusʼun ev halkına selam söyleyin.
ROM 16:11 Soydaşım Herodiyonʼa selam söyleyin. Narkisʼin ev halkından Rabbe bağlı olanlara selam söyleyin.
ROM 16:12 Rabbin hizmetinde çalışan imanlı kız kardeşlerimiz Trifena ve Trifosaʼya selam söyleyin. Rabbin hizmetinde çok çalışmış olan sevgili imanlı kız kardeşimiz Persisʼe de selam söyleyin.
ROM 16:13 Rabbe bağlı seçkin bir insan olan Rufusʼa, ve annesine selam söyleyin. Annesi bana da annelik etti.
ROM 16:14 Asinkritus, Flegon, Hermes, Patrovas, Hermas ve yanlarındaki imanlı kardeşlere selam söyleyin.
ROM 16:15 Filologus ve Yulyaʼya, Nereus ve kız kardeşine, Olimpas ve onların yanındaki bütün imanlılara selam söyleyin.
ROM 16:16 Birbirinizi Allahʼın kutsal halkına yakışan bir öpücükle selamlayın. Mesihʼin bütün toplulukları size selam söylüyorlar.
ROM 16:17 Size öğretilenlere ters düşen fikirler yayan, ayrılıklar yaratan ve imanlıları yoldan saptıran kişiler var. Kardeşler, size yalvarırım: dikkatli olun, böyle kişilerden uzak durun.
ROM 16:18 Çünkü bu tür kişiler Rabbimiz Mesihʼe değil, kendi midelerine hizmet ederler. Kulağı okşayan tatlı sözlerle saf kişileri aldatırlar.
ROM 16:19 Sizin Allahʼa itaat ettiğinizden herkesin haberi oldu. Bu yüzden sizin için seviniyorum. Ama istiyorum ki, iyilik konusunda hikmetli, kötülük konusunda suçsuz olasınız.
ROM 16:20 Esenlik veren Allah kısa zamanda Şeytanʼı ayaklarınızın altında ezecek. Rabbimiz İsa Mesihʼin lütfu üzerinizde olsun.
ROM 16:21 Hizmet arkadaşım Timoteos ve soydaşlarım Lukiyus, Yason ve Susipater size selam gönderiyorlar.
ROM 16:22 Bu mektubu yazıya geçiren ben Tertiyus Rabbe ait biri olarak size selam gönderiyorum.
ROM 16:23 Ben Pavlusʼu ve bütün topluluğu evinde misafir eden Gayus size selam gönderiyor. Şehir hazine yöneticisi Erastusʼun ve imanlı kardeşimiz Kuvartusʼun size selamları var.
ROM 16:25 Allah, İsa Mesih hakkında vaaz ettiğim Müjdeʼyle sizi kuvvetlendirme gücüne sahiptir. Bu Müjde, Allahʼın ezelden beri gizlediği sırrın açığa çıkarılmasıdır.
ROM 16:26 Bu plan zamanın başlangıcından önce var olan Allahʼın buyruğuna göre peygamberlerin yazılarıyla şimdi açıklandı ve bütün milletlerin imana gelip Allahʼa itaat etmeleri için duyuruldu.
ROM 16:27 Evet, tek hikmet sahibi olan Allahʼa, İsa Mesih aracılığıyla sonsuzlara kadar övgüler olsun! Amin.
1CO 1:1 Allahʼın isteğiyle Mesih İsaʼnın elçisi olmaya çağrılan ben Pavlusʼtan ve imanlı kardeşimiz Sostenesʼten,
1CO 1:2 Allahʼın Korint şehrindeki topluluğuna selam! Her yerde hepimizin Efendisi olan İsa Mesihʼe yalvaranlarla beraber Mesih İsa sayesinde Allahʼa adandınız. Allahʼın kutsal halkına katılmaya çağrıldınız.
1CO 1:3 Babamız Allahʼtan ve Rab İsa Mesihʼten size lütuf ve esenlik olsun.
1CO 1:4 Her zaman sizin için Allahımʼa şükrediyorum. Çünkü Allah, Mesih İsa aracılığıyla size lütfunu bağışladı.
1CO 1:5 İsa Mesih sayesinde her konuda berekete kavuştunuz. Her türlü bilginiz, her türlü konuşma yeteneğiniz var.
1CO 1:6 Bu şekilde Mesih hakkındaki şahitliğimiz aranızda doğrulanmış oluyor.
1CO 1:7 Böylece siz Rabbimiz İsa Mesihʼın görünmesini dört gözle beklerken, Allahʼın lütfettiği hiçbir yetenekten yoksun değilsiniz.
1CO 1:8 Rabbimiz İsa Mesih sona kadar dayanmanız için sizi güçlendirecek. Öyle ki, Oʼnun geldiği gün suçsuz olasınız.
1CO 1:9 Allah güvenilirdir. O sizi Oğlu, Rabbimiz İsa Mesihʼle ruhsal beraberliğe çağırdı.
1CO 1:10 Kardeşler, aynı fikirde olmanız için size Rabbimiz İsa Mesihʼin adıyla yalvarıyorum. Aranızda ayrılık olmasın. Aynı fikirde, aynı amaçta birleşin.
1CO 1:11 Kardeşlerim, Kloveʼnin ev halkından bana gelen habere göre, aranızda kavgalar oluyormuş.
1CO 1:12 Şunu demek istiyorum: her biriniz taraf tutuyor, “Ben Pavlusçuyum”, “Ben Apollosçuyum”, “Ben Petrusçuyum”, ya da “Ben Mesihçiyim” diyor.
1CO 1:13 Mesih bölündü mü? Sizin için Pavlus mu çarmıha gerildi? Pavlusʼun adıyla mı vaftiz oldunuz?
1CO 1:14 Allahʼa şükür, ben Krispus ve Gayusʼtan başka hiç kimseyi vaftiz etmedim.
1CO 1:15 Öyle ki, hiçbiriniz benim adımla vaftiz olduğunu söylemesin.
1CO 1:16 Evet, bir de İstefanasʼın ev halkını vaftiz ettim. Bunların dışında kimseyi vaftiz ettiğimi hatırlamıyorum.
1CO 1:17 Zaten Mesih beni vaftiz etmeye değil, Müjdeʼyi vaaz etmeye gönderdi. Ama bunu insan hikmetine dayanan sözlerle yapmıyorum. Öyle ki, Mesihʼin çarmıhtaki ölümü gücünü kaybetmesin.
1CO 1:18 Çünkü çarmıh hakkındaki haber mahvolmaya giden kişiler için saçmadır. Ama bizim gibi kurtulmakta olanlar için Allahʼın gücüdür.
1CO 1:19 Allah Kutsal Yazıʼda şöyle der: “Hikmetli insanların hikmetini yok edeceğim. Akıllı kişilerin aklını da boşa çıkaracağım.”
1CO 1:20 Hikmetli kişi nerede? Tevrat uzmanı nerede? Zamanımızın usta tartışmacısı nerede? Allah bu dünyanın hikmetinin saçma olduğunu göstermedi mi?
1CO 1:21 Allahʼın hikmeti sayesinde dünya Allahʼı kendi hikmetiyle tanımadı. Bu sebeple Allah, insanlarca saçma sayılan bir haberin vaaz edilmesiyle iman edenleri kurtarmaya karar verdi.
1CO 1:22 Yahudiler kanıt olarak mucize ister, Grekler ise hikmet arar.
1CO 1:23 Ama biz çarmıha gerilmiş Mesihʼi vaaz ederiz. Bunu Yahudiler rezalet, diğer milletler de saçma sayar.
1CO 1:24 Fakat Mesih, Allahʼın çağırdığı insanlar için, ister Yahudi ister Grek olsun, Allahʼın kudreti ve Allahʼın hikmetidir.
1CO 1:25 Çünkü Allahʼın saçmalık gibi görünen hikmeti insan hikmetinden üstündür. Allahʼın güçsüzlük gibi görünen kudreti insan gücünden kuvvetlidir.
1CO 1:26 Ey kardeşler, iman etmeye çağrıldığınız zamanki halinizi düşünün. İnsanların fikrince birçoğunuz hikmetli değildi, birçoğunuz güçlü değildi, birçoğunuz soylu değildi.
1CO 1:27 Ama Allah akıllı kişileri utandırmak için bu dünyanın saçma saydıklarını seçti. Güçlü kişileri utandırmak için bu dünyanın güçsüz gördüklerini seçti.
1CO 1:28 Allah dünyanın önemsiz, soysuz ve değersiz gördüklerini seçti. Çünkü önemli sayılanları hiçe indirmek istedi.
1CO 1:29 Öyle ki, hiçbir insan Allahʼın karşısında övünmesin.
1CO 1:30 Allah Mesih İsaʼya ait olmanızı sağladı. Mesih, bizim için Allahʼtan hikmet, doğruluk, kutsallık ve günaha esirlikten kurtuluş oldu.
1CO 1:31 Yazılmış olduğu gibi, “Övünen, Rabʼle övünsün!”
1CO 2:1 Ey kardeşler, ben Allahʼın sırrını bildirmek için size geldiğimde süslü sözler veya insan hikmetiyle gelmedim.
1CO 2:2 Aranızdayken sadece İsa Mesih ve Oʼnun çarmıhtaki ölümü hakkında bilgi vermeye kararlıydım.
1CO 2:3 Kendimi güçsüz hissediyordum, korkudan tir tir titriyordum.
1CO 2:4 Konuşurken ve vaaz ederken sizi insan hikmetiyle inandırmaya çalışmadım. Sözlerim Kutsal Ruhʼun gücünu açıkça gösterdi.
1CO 2:5 Öyle ki, imanınız insan hikmetine değil, Allahʼın gücüne dayansın.
1CO 2:6 Evet, olgun insanlarla konuşurken hikmet kullanıyoruz. Ama bu, şimdiki dünyanın hikmeti değildir. Bu dünyanın liderlerinin hikmeti de değildir. Bu liderler zaten kaybolup gidiyorlar.
1CO 2:7 Ama Allahʼın sır olarak gizli kalan hikmeti hakkında konuşuyoruz. Allah dünyayı yaratmadan önce o hikmeti bizi yüceltmek için kullanmaya karar verdi.
1CO 2:8 O hikmeti bu dünyanın liderlerinden hiçbiri anlayamadı. Anlamış olsalardı, yüce Rabbi çarmıha germezlerdi.
1CO 2:9 Ama Kutsal Yazıʼda yazıldığı gibi: “Allah, kendisini sevenler için öyle şeyler hazırladı ki, bunları hiçbir göz görmemiş, hiçbir kulak işitmemiş, bunlara hiçbir insan aklı ermemiş.”
1CO 2:10 Ama Allah bu şeyleri kendi Ruhu aracılığıyla bize açıklamıştır. Çünkü Ruh her şeyi, Allah hakkındaki en derin konuları bile araştırır.
1CO 2:11 Hangi insan başka bir insanın düşüncelerini bilebilir? Bunları yalnız o kişinin içindeki ruh bilir. Tıpkı bunun gibi, Allahʼın düşüncelerini de kimse bilmez, ancak Allahʼın Ruhu bilir.
1CO 2:12 Biz dünyanın ruhunu değil, Allahʼtan gelen Ruhʼu aldık. Allahʼın bize lütfuyla bağışladığı şeyleri bu Ruh sayesinde anlayabiliyoruz.
1CO 2:13 Bunları anlatırken insan hikmetiyle öğrendiğimiz sözler kullanmıyoruz. Kutsal Ruhʼun öğrettiği sözlerle ruhsal gerçekleri Ruhʼa uyanlara açıklıyoruz.
1CO 2:14 Kendi canının isteklerine uyan insan Allahʼın Ruhuʼndan gelen şeyleri kabul etmez. Bunlar ona saçma gelir, aklını aşar. Çünkü bunların değeri ancak ruhça anlaşılır.
1CO 2:15 Ruhʼa uyan insan ise her şeyin değerini tartar. Fakat hiç kimse o insanın değerini tartamaz.
1CO 2:16 “Rabbin düşüncelerini kim bildi? Kim Oʼna akıl verecek?” Ama biz Mesihʼin düşüncesine sahibiz.
1CO 3:1 Ey kardeşlerim, ben sizlerle Kutsal Ruhʼa uyan insanlarla konuşur gibi konuşamadım. Tersine, kendi insan tabiatına uyanlarla konuşur gibi konuştum. Çünkü Mesihʼe ait bebekler gibisiniz.
1CO 3:2 Size katı yiyecek değil, süt verdim. Çünkü katı yiyecek yiyemiyordunuz, şimdi bile yiyemiyorsunuz.
1CO 3:3 Çünkü hâlâ insan tabiatınıza uyuyorsunuz. Birbirinizi kıskanıyor, birbirinizle kavga ediyorsunuz. Bu durum, insan tabiatınıza uyduğunuzu, öbür insanlar gibi yaşadığınızı göstermiyor mu?
1CO 3:4 Biriniz, “Ben Pavlusçuyum!” ve diğeriniz “Ben Apollosçuyum!” diyor. Bu halinizle öbür insanlar gibi davranıyorsunuz, öyle değil mi?
1CO 3:5 Peki, Apollos nedir? Pavlus da nedir? Sadece hizmetkârız. Sayemizde imana geldiniz. Her birimiz Rabbin verdiği görevi yerine getirdi.
1CO 3:6 Allahʼın sözünü yüreğinize tohum gibi ben ektim, Apollos suladı, fakat Allah büyüttü.
1CO 3:7 Bu sebeple, eken de sulayan da önemli değildir. Önemli olan, tohumu büyüten Allahʼtır.
1CO 3:8 Ekenle sulayanın değeri birdir. Her biri, kendi zahmetinin karşılığını alacak.
1CO 3:9 Çünkü biz Allahʼın hizmetinde birlikte çalışanlarız. Sizler ise Allahʼın tarlası, Allahʼın binasısınız.
1CO 3:10 Allahʼın bana lütfettiği yetenekle usta bir inşaatçı gibi temel attım. Şimdi başkaları bu temel üstüne bina kuruyor. Ama herkes nasıl bina kurduğuna dikkat etsin.
1CO 3:11 Çünkü esas temel İsa Mesihʼtir. Hiç kimse Oʼndan başka bir temel koyamaz.
1CO 3:12 İnsanlar bu temelin üstüne bina kurmak için altın, gümüş, değerli taşlar, tahta, ot ve kamış kullanacaklar.
1CO 3:13 Herkesin ne yaptığı ortaya çıkacak, Mesihʼin geleceği günde belli olacak. Çünkü ateşle açığa vurulacak. Ateş herkesin yaptığının kalitesini gösterecek.
1CO 3:14 Eğer kişinin temel üstüne kurduğu şey ateşe dayanırsa, kendisi ödül alacak.
1CO 3:15 Eğer yaptıkları yanarsa, o zararını çekecek. Kendisi kurtulacak, ama ateşin içinden geçer gibi olacak.
1CO 3:16 Haberiniz yok mu? Allahʼın tapınağı sizsiniz ve Allahʼın Ruhu sizde yaşıyor.
1CO 3:17 Allahʼın tapınağını yıkan kişiyi Allah yıkacak. Çünkü Allahʼın tapınağı kutsaldır, o tapınak da sizlersiniz.
1CO 3:18 Hiç kimse kendi kendini aldatmasın. Aranızdan biri kendini bu dünyanın ölçülerine göre hikmetli görürse, aslında cahil olduğunu anlasın. O zaman gerçekten hikmetli olur.
1CO 3:19 Çünkü bu dünyanın hikmeti Allahʼa göre saçmalıktır. Tıpkı Kutsal Yazıʼda yazıldığı gibi: “Allah, hikmetli geçinenleri kurnazlıklarıyla tuzağa düşürür.”
1CO 3:20 Yine de şöyle yazılıdır: “Rab hikmetli geçinenlerin düşüncelerinin boş olduğunu bilir.”
1CO 3:21 Buna göre hiç kimse insanlarla övünmesin. Çünkü her şey sizindir.
1CO 3:22 Pavlus, Apollos, Petrus, dünya, yaşam, ölüm, şimdiki şeyler, gelecekteki şeyler, evet, her şey sizindir.
1CO 3:23 Siz Mesihʼinsiniz, Mesih de Allahʼındır.
1CO 4:1 Böylece insanlar bizi Mesihʼin hizmetkârları ve Allahʼın sırlarını açıklayan yöneticileri bilsin.
1CO 4:2 Bu durumda yöneticilerde aranan şart, güvenilir olmalarıdır.
1CO 4:3 Siz beni sorgulasanız, ya da dava yerinde insanlar beni sorgulasalar, buna aldırmam. Zaten kendi kendimi bile sorgulamıyorum.
1CO 4:4 Çünkü kendimi hiç suçlu bulmuyorum. Yine de bu beni haklı çıkarmaz. Beni sorgulayıp hüküm veren Rabʼdir.
1CO 4:5 Bunun için hiçbir şey hakkında vaktinden önce, yani Rab gelmeden önce hüküm vermeyin. Rab karanlıkta gizlenen her şeyi aydınlığa çıkaracak ve yüreklerdeki niyetleri belli edecek. O zaman herkes layık görüldüğü övgüyü Allahʼtan alacak.
1CO 4:6 Ey kardeşler, bu şeyleri açıklamak için sizin hatırınıza kendimi ve Apollosʼu örnek gösterdim. Çünkü bizden örnek alarak “Kutsal Yazılarʼda buyrulanın dışına çıkmayın” sözünü öğrenmenizi istiyorum. Öyle ki, hiç kimse gurura kapılarak bir kişiyi övüp başkasını hor görmesin.
1CO 4:7 Çünkü kim seni başkasından üstün sayar? Allahʼtan almadığın bir şey var mı? Allahʼtan aldığına göre nasıl oluyor da almamış gibi övünüyorsun?
1CO 4:8 Meğer siz daha şimdiden tok ve zengin olmuşsunuz! Biz olmadan kral olmuşsunuz! Keşke gerçekten kral olsaydınız, o zaman biz de sizinle birlikte krallık ederdik!
1CO 4:9 Sanıyorum, Allah biz elçileri, ölüm cezasına çarptırılan savaş esirleri gibi, zafer alayının son sırasına koydu. Hem insanların hem de meleklerin, yani bütün dünyanın seyretmesi için arenaya sürüklenen kişiler olduk.
1CO 4:10 Biz Mesih uğruna akılsız sayılıyoruz. Ama sizler Mesihʼe bağlıyız diyerek kendinizi akıllı sayıyorsunuz. Biz zayıfız, sizlerse güçlüsünüz. Siz şanlı şereflisiniz, bizlerse hiç saygı görmüyoruz.
1CO 4:11 Bu saate kadar açlık ve susuzluk çektik. Elbiselerimiz yetersiz. Dövülüyoruz. Evimiz barkımız yok.
1CO 4:12 Geçinmek için kendi ellerimizle çalışıp çabalıyoruz. Bize sövenlere iyilik diliyoruz. Bize eziyet edenlere sabrediyoruz.
1CO 4:13 İftira edenleri tatlı sözlerle yatıştırıyoruz. Bu dünya bizi hâlâ çöplük gibi görüyor, herkes bizi süprüntü sayıyor.
1CO 4:14 Bu şeyleri sizi utandırmak için yazmıyorum. Ama sevgili evlatlarım olarak size akıl vermek istiyorum.
1CO 4:15 Çünkü Mesih yolunda sizi eğiten binlerce kişi olsa da, fazla babanız yok. Ben Müjdeʼyi duyurmakla Mesih İsa yolunda babanız oldum.
1CO 4:16 Bunun için size yalvarırım: beni örnek alın.
1CO 4:17 Bu sebeple Rabbe sadık olan sevgili evladım Timoteosʼu size yolladım. O size Mesih yolunda nasıl yaşadığımı, her yerde her imanlı topluluğunda öğrettiklerimi hatırlatacak.
1CO 4:18 Bazılarınız hiç yanınıza gelmeyecekmişim gibi, kendini yüceltiyor.
1CO 4:19 Ama Rab isterse, yakında size geleceğim. O zaman kendini yüceltenlerin söylediği lafları değil, sahip oldukları gücü öğreneceğim.
1CO 4:20 Çünkü Allahʼın Krallığı lafa değil, güce dayanır.
1CO 4:21 Benden ne istiyorsunuz? Size elimde bir sopayla mı geleyim, yoksa sevgi ve yumuşak bir ruhla mı?
1CO 5:1 Aslında aranızda seksüel günah olduğu söyleniyor. Bu, imansızlar arasında bile rastlanmayan türden bir seksüel günah. Adamın biri üvey annesiyle yatıp kalkıyormuş.
1CO 5:2 Siz de kendinizi yüceltiyorsunuz! Oysa üzülüp böyle davranan adamı aranızdan atmanız lazım değil mi?
1CO 5:3 Ben bedence aranızda bulunmasam da, ruhça sizinle birlikteyim. Bu günahı işleyen adam hakkında zaten sizinle birlikteymiş gibi hükmümü verdim.
1CO 5:4 Siz Rabbimiz İsaʼnın adıyla bir toplantı yapın. Ben de ruhça aranızda olacağım. O zaman Rabbimiz İsaʼnın yetkisiyle bu adamı bedeninin yok olması için Şeytanʼa teslim edin. Öyle ki, onun ruhu Rab İsaʼnın geldiği gün kurtulsun.
1CO 5:6 Övünmeniz iyi değil. Bilmez misiniz, az bir maya bütün hamuru kabartır?
1CO 5:7 Kendinizi eski mayadan temizleyin ki, yeni bir hamur olasınız. Zaten mayasız ekmek gibi temizsiniz. Çünkü bizim Özgürlük Bayram kuzumuz olan Mesih, kurban oldu.
1CO 5:8 Madem öyle, eski mayadan, kin ve kötülük mayasından kurtulmuş olarak yaşayalım. Mayasız ekmekle bayram eder gibi içtenlikle ve dürüstçe yaşayalım.
1CO 5:9 Önceki mektubumda seksüel günah işleyenlerle arkadaşlık etmeyin diye yazmıştım.
1CO 5:10 Elbette bu dünyanın seksüel günah işleyen imansızlarını demek istemedim. Açgözlü, soyguncu ve puta tapan imansızları da demek istemedim. Öyle olsaydı, bu dünyayı terk etmek zorunda kalırdınız!
1CO 5:11 Hayır, demek istediğim şu: Kendisini imanlı kardeş diye tanıtıp da seksüel günah işleyen, açgözlü, puta tapan, küfürbaz, içkici ya da soyguncu bir insanla arkadaşlık etmeyin. Böyle birisiyle yemek bile yemeyin.
1CO 5:12 Topluluğun dışındakileri yargılamak bana mı düşer? Sizin işiniz topluluğun içindeki kişileri yargılamak değil mi?
1CO 5:13 Dışardakileri Allah yargılayacak. Ama siz “kötü adamı aranızdan kovun.”
1CO 6:1 Sizden biri başka bir imanlıdan davacı olduğunda, nasıl olur da Allahʼın kutsal halkı yerine, günahkâr yargıçların önüne çıkar?
1CO 6:2 Yoksa Allahʼın kutsal halkının dünyayı yargılayacağını bilmez misiniz? Madem dünyayı yargılayacaksınız, bu en önemsiz davaları çözmek elinizden gelmiyor mu?
1CO 6:3 Melekleri bile yargılayacağımızı bilmiyor musunuz? Öyleyse bu hayat hakkındaki kararları kolaylıkla verebiliriz.
1CO 6:4 Böyle davaları imanlılar topluluğunda hiç saygı görmeyen kişilere mi bırakırsınız?
1CO 6:5 Bunu sizi utandırmak için söylüyorum. Aranızda imanlı kardeşlerin davalarında hüküm verebilecek tek bir hikmetli kişi yok mu?
1CO 6:6 Bunun yerine kardeş kardeşe karşı dava açıyor, hem de imansızların önünde!
1CO 6:7 Birbirinize dava açmanız zaten sizin için tam bir rezalettir. Bunun yerine, haksızlığa katlanmanız, ya da dolandırılmanız daha iyi olmaz mı?
1CO 6:8 Fakat başkasının hakkını yiyen ve dolandıran sizsiniz. Üstelik bunu imanlı kardeşlere yapıyorsunuz.
1CO 6:9 Yoksa bilmez misiniz, haksızlık yapanlar Allahʼın Krallığıʼnı miras almayacak? Aldanmayın! Seksüel günah işleyenler, puta tapanlar, zina edenler, homoseksüel ilişkilerde bulunanlar,
1CO 6:10 hırsızlar, açgözlüler, içkiciler, küfürbazlar ve soyguncular Allahʼın Krallığıʼnı miras almayacak.
1CO 6:11 Bazılarınız eskiden böyleydiniz. Ama günahlarınızdan temizlendiniz, Allahʼa adandınız, Rab İsa Mesihʼin adıyla ve Allahımızʼın Ruhuʼyla doğru sayıldınız.
1CO 6:12 “Bana her şey serbest” diyorsunuz. Doğru, ama her şey faydalı değildir. “Bana her şey serbest,” ama ben hiçbir şeye esir olmayacağım.
1CO 6:13 “Yiyecek mide için, mide de yiyecek içindir” diyorsunuz. Doğru ama Allah her ikisini de yok edecek. Beden seksüel günah için değildir, Rab içindir. Rab de beden içindir.
1CO 6:14 Rabbimiz İsaʼyı ölümden dirilten Allah, aynı kudretle bizi de diriltecek.
1CO 6:15 Bedenleriniz Mesihʼin bedeninin parçalarıdır. Bunu bilmez misiniz? Durum böyleyken, kalkıp Mesihʼe ait olanı bir fahişenin bedeniyle mi birleştireyim? Olmaz öyle şey!
1CO 6:16 Yoksa bilmez misiniz, fahişeyle birleşen onunla bir beden olur? Çünkü Tevrat diyor ki, “İkisi bir beden olacak.”
1CO 6:17 Ama Rabʼle birleşen Oʼnunla bir ruh olur.
1CO 6:18 Seksüel günahtan kaçın! İnsanın işlediği her günah, bedenin dışındadır. Ama seksüel günah işleyen, kendi bedenine karşı günah işlemiş olur.
1CO 6:19 Yoksa bilmez misiniz, bedeniniz, içinizde olan Kutsal Ruhʼun tapınağıdır? Kutsal Ruhʼu Allahʼtan aldınız. Artık kendinize ait değilsiniz.
1CO 6:20 Allah büyük ücret ödeyerek sizi satın aldı. Öyleyse bedenlerinizi Allahʼı yüceltmek için kullanın.
1CO 7:1 Şimdi de bana yazdığınız konulara geleyim. “Erkek kadınla hiç birleşmese de olur” diyorsunuz.
1CO 7:2 Ama seksüel günah yüzünden her erkek kendi karısıyla ve her kadın kendi kocasıyla yaşasın.
1CO 7:3 Erkek karısına evlilik görevini yapsın. Kadın da kocasına evlilik görevini yapsın.
1CO 7:4 Çünkü kadının bedeni üzerinde kocası hak sahibidir. Aynı şekilde erkeğin bedeni üzerinde karısı hak sahibidir.
1CO 7:5 Bu konuda birbirinizin hakkını yemeyin. Ancak anlaşarak geçici bir süre için birbirinizden uzak durabilirsiniz. Bunu kendinizi duaya vermek için yapın. Sonra tekrar bir araya gelin. Yoksa kendinizi kontrol edemediğiniz için Şeytan sizi doğru yoldan saptırabilir.
1CO 7:6 Bunu bir buyruk olarak söylemiyorum. Size izin veriyorum.
1CO 7:7 Keşke herkes benim gibi olsa! Ama Allah herkese farklı yetenekler lütfeder. Biri evlenir, biri bekâr kalır.
1CO 7:8 Evli olmayanlara ve eşi ölmüş olanlara diyeceğim şu: benim gibi bekâr kalsalar iyi olur.
1CO 7:9 Ama kendilerini kontrol edemezlerse, evlensinler. Çünkü evlenmek, istekle için için yanmaktan daha iyidir.
1CO 7:10 Ama evli olanlara şunu buyuruyorum. Aslında ben değil, Rab buyuruyor. Kadın kocasından ayrılmasın.
1CO 7:11 Fakat ayrılırsa, ya bir daha evlenmesin, ya da kocası ile barışsın. Erkek de karısını boşamasın.
1CO 7:12 Diğerlerine ben akıl vereceğim. Çünkü bu konuda Rabbin bir buyruğu yok. Eğer bir imanlı kardeşin iman etmeyen karısı varsa, kadın da onunla yaşamaya razıysa, o kardeş karısını boşamasın.
1CO 7:13 Bunun gibi, bir kadının iman etmeyen kocası varsa ve adam onunla yaşamaya razıysa, o kadın kocasını boşamasın.
1CO 7:14 Çünkü iman etmeyen erkek imanlı karısı sayesinde Allahʼa adanmış olur. İman etmeyen kadın da imanlı kocası sayesinde Allahʼa adanmış olur. Öyle olmasaydı, çocuklarınız murdar sayılırdı. Fakat şimdi Allahʼa adanmış olurlar.
1CO 7:15 Ama iman etmeyen eş ayrılırsa, ayrılsın. Böyle durumlarda imanlı kardeş ya da kız kardeş bu evlilikte kalmak zorunda değildir. Allah sizi barış içinde yaşamaya çağırdı.
1CO 7:16 Çünkü sen, ey kadın, kim bilir, belki de kocanın kurtuluş bulmasına sebep olacaksın. Ya da sen, ey erkek, kim bilir, belki de karının kurtuluş bulmasına sebep olacaksın.
1CO 7:17 Ancak her biriniz, Allahʼın onu imana çağırdığı zaman Rabbin kendisine seçtiği yolda yürümeye devam etsin. İşte, bunu bütün topluluklardaki imanlılara buyuruyorum.
1CO 7:18 Sünnetliyken imana çağrılan kişi sünnetli olduğunu saklamaya çalışmasın. Sünnetsizken imana çağrılan kişi sünnet olmasın.
1CO 7:19 Sünnetli olup olmamak önemli değildir. Önemli olan, Allahʼın buyruklarını yerine getirmektir.
1CO 7:20 Herkes Allahʼın çağrısını hangi durumda kabul ettiyse, o durumda kalsın.
1CO 7:21 Allahʼın çağrısını köleyken mi kabul ettin? Buna üzülme! Fakat serbest olmaya fırsatın olursa, fırsatı kullan.
1CO 7:22 Aslında Rabbin çağrısını köleyken kabul eden Rabbe ait özgür bir kişidir. Tıpkı bunun gibi, Rabbin çağrısını özgürken kabul eden Mesihʼin kölesidir.
1CO 7:23 Allah büyük ücret ödeyerek sizi kölelikten kurtardı. Artık insanlara köle olmayın.
1CO 7:24 Kardeşler, herkes imana çağrıldığı zaman ne durumdaysa Allahʼın gözü önünde öyle kalsın.
1CO 7:25 Evli olmayan imanlılar için Rabʼden bir buyruk almadım. Ama Rabbin merhametiyle güvenilir biri olarak fikrimi söylüyorum.
1CO 7:26 Öyle düşünüyorum ki, şimdiki sıkıntı yüzünden herkesin olduğu gibi kalması iyidir.
1CO 7:27 Evliysen boşanmaya heves etme. Evli değilsen şimdilik kendine eş arama.
1CO 7:28 Fakat evlenirsen, günah işlemiş olmazsın. Bakire bir kız da evlenirse günah işlemez. Ama evlenenlerin günlük hayatta dertleri olacak. Ben sizi böyle dertlerden korumak istiyorum.
1CO 7:29 Ey kardeşlerim, diyeceğim şudur: Kalan zaman kısa. Bundan böyle karısı olanlar karıları yokmuş gibi yaşasınlar.
1CO 7:30 Yas tutanlar yas tutmuyormuş gibi, sevinenler sevinmiyormuş gibi, mal mülk satın alanlar mal mülk sahibi değilmiş gibi davransınlar.
1CO 7:31 Bu dünyanın işleriyle uğraşanlar, kendilerini bu işlere tamamen vermesinler. Çünkü bu dünyanın şimdiki hali geçip gidiyor.
1CO 7:32 Kaygısız yaşamanızı istiyorum. Evli olmayan erkek Rabbin işleri için kaygılanır, Rabbi nasıl memnun edeceğini düşünür.
1CO 7:33 Ama evli erkek bu dünyanın işleri için kaygılanır, karısını nasıl memnun edeceğini düşünür.
1CO 7:34 Böylece dikkati iki tarafa çekilir. Evli olmayan kadın ve bakire kız da Rabbin işleri için kaygılanır. Çünkü hem bedence hem de ruhça Allahʼa adanmış olmak ister. Ama evli kadın bu dünyanın işleri için kaygılanır, kocasını nasıl memnun edeceğini düşünür.
1CO 7:35 Bunu sizin iyiliğiniz için söylüyorum. Elinizi kolunuzu bağlamak istemiyorum. Dikkatinizi dağıtmadan uygun davranışla kendinizi Rabbe vermenizi istiyorum.
1CO 7:36 Diyelim bir adam nişanlısına doğru davranmadığını düşünüyor. İstekleri baskın çıkıyor ve böylece evlenmesi lazım oluyor. O halde istediğini yapsın, evlensin. Bunu yapmakla günah işlemiş olmaz.
1CO 7:37 Ama diyelim bir başka adam evlenmemeye kararlıdır, zorunluluk altında değildir ve isteklerini kontrol edebilir. O zaman nişanlısıyla evlenmeyi ertelemeye karar verirse, iyi yapar.
1CO 7:38 Demek, evlenen iyi yapar, evliliği erteleyense daha iyi yapar.
1CO 7:39 Bir kadın, kocası yaşadıkça ona bağlıdır. Ama kocası ölürse istediği adamla evlenmekte serbesttir. Yeter ki, evleneceği kişi Rabbe ait biri olsun.
1CO 7:40 Fakat dul kadın olduğu gibi kalırsa, benim fikrimce daha mutlu olur. Allahʼın Ruhuʼnun bende de yaşadığını düşünüyorum.
1CO 8:1 Şimdi de putlara adanan kurban eti konusuna gelelim. Bu konuda “Hepimizin bilgisi var” diyorsunuz. Bunu biliyoruz. Bilgi insanı gururlandırır, ama sevgi geliştirir.
1CO 8:2 Bir kişi bilgili olduğunu düşünürse, o henüz gerektiği kadar bilgili değildir.
1CO 8:3 Fakat bir kişi Allahʼı severse, o kişi Allah tarafından bilinir.
1CO 8:4 Şimdi, putlara adanan kurban etini yemek konusuna gelelim. “Dünyadaki putlar bir hiçtir. Tek bir Allahʼtan başka tanrı yoktur” diyorsunuz. Bunları biliyoruz.
1CO 8:5 İster gökte, ister yeryüzünde olsun, sözde tanrılar var. İnsanların taptığı “tanrılar” ve “efendiler” çok.
1CO 8:6 Fakat bizim için tek bir Allah var, O da her şeyin kaynağı olan Babaʼdır. Biz Oʼnun için yaşıyoruz. Tek bir Efendimiz var, O da İsa Mesihʼtir. Her şey Oʼnun aracılığıyla var oldu, biz de Oʼnun aracılığıyla yaşıyoruz.
1CO 8:7 Ama herkes bu bilgiye sahip değildir. Bazıları eskiden putlara tapmaya alışmıştı. Bunun için, putlara adanan kurban etini yediklerinde puta taptıklarını düşünürler. Böylece hassas olan vicdanları kirlenmiş olur.
1CO 8:8 “Yiyecek bizi Allahʼa yaklaştırmaz” diyorsunuz. Evet, yemezsek bir kaybımız yok. Yersek bir kazancımız yok.
1CO 8:9 Ama dikkat edin, bu konudaki özgürlüğünüz vicdanı hassas olanlara köstek olmasın.
1CO 8:10 Diyelim ki vicdanı hassas bir kişi senin gibi bilgili birini putperest tapınağında oturup yemek yerken gördü. O zaman putlara adanan kurban etini yemeye cesaret almaz mı?
1CO 8:11 Böylece senin bilgin o hassas vicdanlı kardeşin mahvolmasına sebep olur. Halbuki Mesih o kardeş için öldü.
1CO 8:12 Siz kardeşlere karşı böyle günah işleyip onların hassas vicdanlarını yaralarsanız, Mesihʼe karşı günah işlemiş olursunuz.
1CO 8:13 Onun için, benim et yemem imanlı kardeşimin doğru yoldan sapmasına sebep olacaksa bir daha hiç et yemeyeceğim. Öyle ki, kardeşimin yoldan sapmasına sebep olmayayım.
1CO 9:1 Ben özgür değil miyim? Elçi değil miyim? Rabbimiz İsaʼyı görmedim mi? Siz de Rab yolunda yaptığım çalışmaların ürünü değil misiniz?
1CO 9:2 Başkaları beni elçi saymasa da, en azından siz elçi olduğumu kabul ediyorsunuz! Rabbe bağlı olmanız, gerçekten elçi olduğumu gösteren mühürdür.
1CO 9:3 Beni sorgulamaya kalkan kişilere karşı kendimi şöyle haklı çıkarıyorum:
1CO 9:4 Yiyecek ve içecek almaya hakkımız yok mu?
1CO 9:5 İmanlı bir kadınla evlenip onu yanımızda bulundurmaya hakkımız yok mu? Öbür elçiler, Rab İsaʼnın kardeşleri ve Petrus öyle yapmıyorlar mı?
1CO 9:6 Yoksa yalnız ben ve Barnaba mı ihtiyaçlarımızı karşılamak için çalışmak zorundayız?
1CO 9:7 Kendi masraflarını ödeyip askerlik yapan kimse var mı? Üzüm bağı dikip onun yemişlerinden yemeyen var mı? Ya da, sürünün sütünden içmeyen çoban olur mu?
1CO 9:8 Bu söylediklerim sadece insan düşüncesi mi? Tevrat da aynı şeyi söylemiyor mu?
1CO 9:9 Çünkü Musaʼya verilen Tevratʼta şöyle yazılmıştır: “Harman döven öküzün ağzını bağlamayın.” Bunu derken Allah öküzlerle mi ilgileniyor?
1CO 9:10 Yoksa bunu hepimiz için mi söylüyor? Evet, bunlar bizim için yazılmıştır. Çünkü tarla süren kişi, umutla sürmeli. Ekinleri döven kişi de, ekinlerden pay alacağı umuduyla çalışmalı.
1CO 9:11 Biz aranıza ruhsal tohumlar ektik. Öyleyse sizden maddi şeyler biçmemiz çok mu?
1CO 9:12 Başkalarının sizde hakkı varsa, bizim daha çok hakkımız yok mu? Ama biz bu hakkı kullanmadık. Tam tersine, Mesih Müjdesiʼnin yayılmasına engel olmayalım diye, her şeye katlanıyoruz.
1CO 9:13 Bilmez misiniz ki, tapınakta çalışanlar tapınağa getirilen yiyeceklerle beslenir? Kurban yerinde hizmet edenler de kurbanlardan pay alır.
1CO 9:14 Tıpkı bunun gibi, Rab Müjdeʼyi yayanlar geçimlerini Müjdeʼyi yaymaktan karşılasınlar diye emretti.
1CO 9:15 Ama ben bu haklardan hiçbirini kullanmadım. Bu hakları elde etmek için yazmıyorum. Bunu yapmaktansa ölsem daha iyi. Kimse bununla övünme hakkımı elimden alamaz!
1CO 9:16 Çünkü Müjdeʼyi yayıyorum diye övünmeye hakkım yok. Ben bu işi yapmaya mecburum. Vay başıma, eğer Müjdeʼyi yaymazsam!
1CO 9:17 Bu işi gönüllü olarak yaparsam, ödül bekleyebilirim. Ama eğer bunu mecbur olduğum için yaparsam, demek ki bu bana bir görev olarak emanet edilmiştir.
1CO 9:18 Madem öyle, ödülüm ne? Ödülüm, Mesihʼin Müjdesiʼni karşılıksız vaaz etmek ve böylece Müjdeʼyi duyurmaktan gelen haklarımı kullanmamaktır.
1CO 9:19 Aslında özgürüm, ama daha fazla kişi kazanayım diye, kendimi herkesin kölesi yaptım.
1CO 9:20 Yahudileri kazanmak için Yahudilere Yahudi gibi davrandım. Tevratʼın hükmü altında değilim, fakat Tevratʼın hükmü altında olanları kazanmak için onlara Tevratʼa uygun şekilde davrandım.
1CO 9:21 Tevrat kanunlarına sahip olmayanları kazanmak için, Tevratsız biri gibi oldum. Aslında Allahʼın kanunlarını çiğneyen biri değilim, Mesihʼin kanununa uyarım.
1CO 9:22 İmanı zayıf olanları kazanmak için onlara zayıfmış gibi davrandım. Ne yapıp yapıp bazılarını kurtarayım diye herkese her şey oldum.
1CO 9:23 Bütün bunları Mesih Müjdesiʼni yayma işinde payım olsun diye, Müjde uğruna yapıyorum.
1CO 9:24 Bilmez misiniz ki, yarışa katılan herkes koşar, ama yalnız bir kişi birincilik ödülünü kazanır? Siz de öyle koşun ki, ödülü alasınız.
1CO 9:25 Bütün sporcular her konuda kendilerini sıkı disipline sokarlar. Onlar çürüyen yapraklardan bir taç kazanmak için çaba harcarlar. Oysa bizim çabamız çürümeyen bir taç içindir.
1CO 9:26 Bunun için amaçsız biri gibi koşmuyorum. Havaya yumruk atan bir boksör gibi dövüşmüyorum.
1CO 9:27 Hayır, ben bedenime acımasız davranıyorum, onu kendime köle yapıyorum, öyle ki başkalarına vaaz ettikten sonra ben yarıştan atılmayayım.
1CO 10:1 Ey kardeşler, size şunu hatırlatmak istiyorum: atalarımızın hepsi bulutun altında korundular. Hepsi de denizin içinden geçtiler.
1CO 10:2 Onların hepsi sanki bulutta ve denizde vaftiz edilerek Musaʼya bağlandılar.
1CO 10:3 Hepsi de aynı ruhsal yiyecekten yediler.
1CO 10:4 Hepsi aynı ruhsal içecekten içtiler. Onların peşinden gelen ruhsal kayadan içtiler. O kaya da Mesihʼti.
1CO 10:5 Allah yine de atalarımızın çoğundan memnun kalmadı. Öldüler ve cesetleri ıssız yerlere serildi.
1CO 10:6 Atalarımızın heves ettiği gibi kötü şeylere heves etmeyelim diye, bu olaylar bize ders oldu.
1CO 10:7 Onlardan bazıları gibi putperest de olmayın. Aynı yazıldığı gibi: “Halk, yiyip içmeye oturdu ve eğlenmek için ayağa kalktı.”
1CO 10:8 Atalarımızdan bazıları gibi seksüel günah işlemeyelim. Bu yüzden bir günde onlardan yirmi üç bin kişi öldü.
1CO 10:9 Onlardan bazılarının yaptığı gibi biz de Mesihʼin sabrını zorlamayalım. Böyle yapanları yılanlar sokup öldürdü.
1CO 10:10 Onlardan bazıları gibi, şikâyetçi olmayın. Şikâyet edenleri ölüm meleği yok etti.
1CO 10:11 Bütün bu şeyler ders olsun diye atalarımızın başına geldi. Dünyanın son zamanlarında yaşayan bizleri uyarmak için yazıldı.
1CO 10:12 Onun için ayakta sağlam durduğunu düşünen kişi düşmemeye dikkat etsin.
1CO 10:13 Siz sadece herkesin başına gelen zorluklarla sınandınız. Allah güvenilirdir. Gücünüzü aşan şekilde sınanmanıza izin vermez. Tersine, dayanabilmeniz için sınanmayla birlikte çıkış yolunu da sağlar.
1CO 10:14 Onun için, sevgili kardeşler, puta tapmaktan uzak durun.
1CO 10:15 Aklı başında olan insanlarla konuşur gibi konuşuyorum. Söylediklerim doğru mu, değil mi kendiniz karar verin.
1CO 10:16 Üzerinde şükür duası ettiğimiz bereket bardağını düşünün. Bundan içtiğimizde Mesihʼin kanına paydaş olmuyor muyuz? Ekmeği bölüp yediğimizde Mesihʼin bedenine paydaş olmuyor muyuz?
1CO 10:17 Böldüğümüz bu tek ekmek gibi, çok kişi olan bizler de bir bedeniz. Çünkü hepimiz tek bir ekmeği paylaşıyoruz.
1CO 10:18 İsrail halkını hatırlayın. Tapınaktaki kurban yerinde kesilen kurbanların etini yiyenler oradaki ibadete ortak olmuyorlar mı?
1CO 10:19 Peki, ne demek istiyorum? Putun ya da puta adanan kurban etinin önemi var mı?
1CO 10:20 Hayır! Dediğim şu: Puta tapanlar kurbanlarını Allahʼa değil, cinlere sunarlar. Cinlere ortak olmanızı istemiyorum.
1CO 10:21 Siz hem Rabbin bardağından, hem de cinlerin bardağından içemezsiniz. Hem Rabbin sofrasına, hem de cinlerin sofrasına katılamazsınız.
1CO 10:22 Bunu yaparak Rabbi öfkelendirmek mi istiyoruz? Oʼndan daha mı güçlüyüz?
1CO 10:23 “Her şey serbest” diyorsunuz, ama her şey faydalı değildir. “Her şey serbest,” ama her şey topluluğu güçlendirmez.
1CO 10:24 Hiç kimse kendi çıkarı için uğraşmasın, herkes başkasının iyiliğini düşünsün.
1CO 10:25 Et pazarında satılan her şeyi vicdanınızı yoklamadan yiyin.
1CO 10:26 Çünkü “dünya ve içinde olan her şey Rabbinʼdir.”
1CO 10:27 İmansız bir kişi sizi evine davet edebilir. Gitmek isterseniz, vicdanınızı yoklamadan önünüze ne konulursa yiyin.
1CO 10:28 Ama biri, “Bu et puta sunulan kurban etidir” derse, yemeyin. Hem bunu bildiren kişinin hatırı için, hem de vicdan huzuru için yemeyin.
1CO 10:29 Vicdan derken, senin vicdanın değil, onun vicdanını demek istiyorum. Benim özgürlüğüm neden başkasının vicdanıyla yargılansın?
1CO 10:30 Ben şükredip yemek yersem, şükrettiğim o şeyler için neden suçlanayım?
1CO 10:31 Bu sebepten her ne yerseniz ve içerseniz, her ne yaparsanız, her şeyi Allahʼı yüceltmek için yapın.
1CO 10:32 Yahudilerden olsun, Greklerden olsun, Allahʼın topluluğundan olsun hiç kimseye köstek olmayın.
1CO 10:33 Benim gibi olun. Ben her zaman herkesi memnun etmeye çalışıyorum. Kendi çıkarımı değil, çoğunluğun iyiliğini düşünüyorum ki böylece kurtulsunlar.
1CO 11:1 Ben nasıl Mesihʼi örnek aldıysam, siz de beni öyle örnek alın.
1CO 11:2 Beni her zaman hatırlıyorsunuz ve size öğrettiklerimi yerine getiriyorsunuz. Bunun için sizi övüyorum.
1CO 11:3 Ama şunu bilmenizi istiyorum: her erkeğin baş tacı Mesihʼtir, kadının baş tacı kocası, Mesihʼin baş tacı da Allahʼtır.
1CO 11:4 Dua ederken ya da peygamberlik ederken saçları başından aşağı sarkan her erkek, baş tacı olan Mesihʼi küçük düşürür.
1CO 11:5 Başını bağlamadan dua eden ya da peygamberlik eden her kadın da baş tacı olan kocasını küçük düşürür. Öyle bir kadının, saçı kökünden kesilmiş bir kadından hiç farkı yoktur.
1CO 11:6 Başını bağlamayan kadın saçını kestirsin. Fakat madem kadının saçını kısa veya kökten kestirmesi ayıptır, başını bağlasın.
1CO 11:7 Erkek başını bağlamasın, çünkü o Allahʼa benzer olarak yaratılmıştır ve Oʼnun yüceliğini yansıtır. Kadın da kocasının yüceliğini yansıtır.
1CO 11:8 Çünkü erkek kadından yaratılmadı, tersine kadın erkekten yaratıldı.
1CO 11:9 Erkek de kadın için yaratılmadı, kadın erkek için yaratıldı.
1CO 11:10 Bu sebeple ve meleklerin hatırı için kadın yetkisini kullanıp başını bağlamalı.
1CO 11:11 Yine de Rabbe bağlı olanlar için, ne kadın erkekten, ne de erkek kadından bağımsızdır.
1CO 11:12 Evet, kadın erkekten yaratıldığı gibi, erkek de kadından doğar. Her şeyi meydana getiren ise Allahʼtır.
1CO 11:13 Siz kendiniz karar verin: Başını bağlamadan Allahʼa dua etmek kadına yakışır mı?
1CO 11:14 Erkek için uzun saç ayıptır. Bunu toplumunuz bile size öğretmiyor mu?
1CO 11:15 Oysa kadının uzun saçlı olması onu yüceltir. Çünkü uzun saç kadına örtü olarak verilmiştir.
1CO 11:16 Bir kişi bu konu hakkında tartışmak isteyebilir. Ama öyle bir adet bizde, ya da Allahʼın diğer topluluklarında yoktur.
1CO 11:17 Toplantılarınız faydadan çok zarar getiriyor. Bu konuda akıl verirken sizi övmüyorum.
1CO 11:18 İlk olarak, duyduğuma göre toplulukça bir araya geldiğinizde aranızda ayrılıklar oluyormuş. Buna bir dereceye kadar inanıyorum.
1CO 11:19 Evet, aranızda ayrı ayrı gruplar olması lazım. Öyle ki, hangilerinizi Allahʼın kabul ettiği belli olsun.
1CO 11:20 Durum şu: bir araya geldiğinizde, amacınız Rabbin sofrasına katılmak değil.
1CO 11:21 Çünkü herkes diğerlerini beklemeden kendi yemeğini yiyor. Biri aç kalırken, başkası sarhoş oluyor.
1CO 11:22 Yiyip içmek için evleriniz yok mu? Yoksa Allahʼın topluluğunu hor görmek ve yiyeceği olmayanları utandırmak mı istiyorsunuz? Size ne diyeyim? Sizi öveyim mi? Bu konuda sizi övmem!
1CO 11:23 Çünkü size verdiğim şu bilgileri ben Rabʼden aldım: Rab İsa ihanete uğradığı gece eline ekmek aldı.
1CO 11:24 Şükrettikten sonra ekmeği böldü ve şöyle dedi: “Bu, sizin için feda edilen bedenimdir. Bunu beni anmak için yapın.”
1CO 11:25 Tıpkı bunun gibi, yemekten sonra eline şarap bardağını alıp şöyle dedi: “Bu bardak, benim kanımla yapılan yeni antlaşmadır. Bunu her içtiğinizde beni anmak için yapın.”
1CO 11:26 Demek ki, bu ekmeği her yediğiniz zaman ve bu bardaktan her içtiğiniz zaman, Rab gelinceye kadar, Oʼnun ölümünü bildirmiş olursunuz.
1CO 11:27 Onun için kim yakışmayan bir şekilde bu ekmekten yerse ya da Rabbin bardağından içerse, Rabbin bedenine ve kanına karşı suç işlemiş olur.
1CO 11:28 İnsan önce kendini yoklasın, sonra ekmekten yesin ve bardaktan içsin.
1CO 11:29 Çünkü her kim Rabbin bedenini fark etmeden yerse ve içerse, yiyip içmekle kendi kendini suçlu çıkarmış olur.
1CO 11:30 Zaten bu sebepten birçoğunuz zayıf düşmüş ve hasta olmuş, epey kişi de gözlerini yaşama kapamış.
1CO 11:31 Fakat kendimizi yoklasaydık, suçlu çıkarılmazdık.
1CO 11:32 Rab bizi yargılasa da, bu bizi yola getirmek içindir. Öyle ki dünya ile beraber hüküm giymeyelim.
1CO 11:33 İşte böyle, kardeşlerim! Yemek için bir araya toplandığınızda, birbirinizi bekleyin.
1CO 11:34 Bir kişi aç ise, evde yemek yesin. Öyle ki, toplantılarınız yüzünden Allah tarafından yargılanmayasınız. Diğer problemleri yanınıza geldiğimde halledeceğim.
1CO 12:1 Ey kardeşler, Kutsal Ruhʼun verdiği yeteneklere gelince bilgisiz kalmanızı istemiyorum.
1CO 12:2 Eskiden putperest olarak nasıl yaşadığınızı biliyorsunuz. O zaman türlü sebeplerle yoldan saptırılıp dilsiz putlara tapıyordunuz.
1CO 12:3 Bu yüzden şunu bilmenizi istiyorum: Allahʼın Ruhuʼnun gücüyle konuşan hiç kimse “İsaʼya lanet olsun!” diyemez. Kutsal Ruhʼun gücü olmadan da kimse “İsa Rabʼdir!” diyemez.
1CO 12:4 Allahʼın lütfettiği çeşitli yetenekler var, fakat Ruh aynıdır.
1CO 12:5 Çeşitli hizmetler var, ama Rab aynıdır.
1CO 12:6 Çeşitli çalışma metotları var, ama herkeste her çalışmaya güç veren Allah aynıdır.
1CO 12:7 Bütün topluluğun faydası için her imanlıya Kutsal Ruhʼu belli eden bir yetenek verilir.
1CO 12:8 Kutsal Ruh aracılığıyla birine hikmetle konuşma yeteneği, aynı Ruh sayesinde başka birine bilgiyle konuşma yeteneği verilir.
1CO 12:9 Yine aynı Ruh tarafından birine iman, bir diğerine aynı Ruh aracılığıyla lütfedilen şifa yetenekleri verilir.
1CO 12:10 Birine mucizeler yapma, başkasına peygamberlik etme, birine ruhları ayırt etme, başkasına çeşitli diller konuşma, yine başkasına da o dilleri tercüme etme yeteneği verilir.
1CO 12:11 Bütün bu yetenekleri harekete geçiren tek ve aynı Kutsal Ruhʼtur. O da bunları, nasıl uygun görürse öyle herkese dağıtır.
1CO 12:12 İnsan bedeni birdir, ama parçaları çoktur. Bunların hepsi tek bir bedenin parçalarıdır. Çok olsalar da tek bir bedendirler. Mesih de öyledir.
1CO 12:13 Bazılarımız Yahudi, bazılarımız Grek, bazılarımız köle ve bazılarımız özgür kişilerdir. Fakat hepimiz tek bir Ruh aracılığıyla tek bir bedene bağlı olmak için vaftiz olduk. Hepimiz de tek bir su kaynağından içercesine tek bir Ruhʼtan pay aldık.
1CO 12:14 Evet, beden tek bir parçadan değil, birçok parçadan oluşuyor.
1CO 12:15 Ayak, “El olmadığım için bedene ait değilim” dese bedenin parçası olmaktan çıkmaz.
1CO 12:16 Ya da kulak, “Göz olmadığım için bedene ait değilim” dese bedenin parçası olmaktan çıkmaz.
1CO 12:17 Eğer bütün beden göz olsaydı, nasıl işitecektik? Bütün beden kulak olsaydı, nasıl koku alacaktık?
1CO 12:18 Gerçek şu ki, Allah kendi isteğine göre her bir parçayı bedendeki yerine koydu.
1CO 12:19 Eğer hepsi aynı parça olsaydı, beden nerede olurdu?
1CO 12:20 Evet, parçalar çok, ama beden birdir.
1CO 12:21 Göz ele, “Sana ihtiyacım yok” diyemez. Baş da ayaklara, “Size ihtiyacım yok” diyemez.
1CO 12:22 Tam tersine, bedenin daha zayıf görünen parçalarına daha fazla ihtiyaç duyarız.
1CO 12:23 Bedenin az değerli saydığımız parçalarına daha büyük saygı gösteririz. Utanç yerimizi de daha dikkatle örteriz.
1CO 12:24 Ama göze hoş görünen parçalarımızın buna ihtiyacı yoktur. Allah bedeni öyle bir araya getirdi ki, daha değersiz görünen parçalara daha büyük değer verdi.
1CO 12:25 Öyle ki, bedende ayrılık olmasın, ama parçalar birbirlerine aynı ilgiyi göstersinler.
1CO 12:26 Bedenin bir parçası acı çekerse, bütün parçalar onunla acı çekerler. Bir parça yüceltilirse, bütün parçalar onunla sevinirler.
1CO 12:27 Siz de Mesihʼin bedenisiniz, o bedenin ayrı ayrı parçalarısınız.
1CO 12:28 Allah imanlılar topluluğuna başta elçiler, ikinci olarak peygamberler, üçüncü olarak öğretmenler koydu. Sonra mucize yapanlar, hastalara şifa verme yeteneği olanlar, başkalarına yardım edenler, liderlik yeteneği olanlar ve çeşitli diller konuşanlar koydu.
1CO 12:29 Herkes elçi mi? Herkes peygamber mi? Herkes öğretmen mi? Herkes mucize yapar mı?
1CO 12:30 Herkesin şifa verme yeteneği var mı? Herkes diller konuşur mu? Herkes konuşulan dilleri tercüme eder mi?
1CO 12:31 Hayır! Ama Allahʼın verdiği en önemli yetenekler için hevesli olun. Yine de ben size bundan daha üstün bir yol göstereyim.
1CO 13:1 İnsanların ve meleklerin dillerini konuşsam, ama bende sevgi olmasa, bakır çalgı veya çınlayan zil gibi olurum.
1CO 13:2 Peygamberlik yeteneğim olsa, bütün sırları bilsem ve her konuda bilgi sahibi olsam, dağları yerinden oynatacak kadar güçlü imanım olsa, fakat bende sevgi olmasa, bir hiçim.
1CO 13:3 Bütün malımı mülkümü fakirlere dağıtsam, ya da bedenimi yakılmak üzere teslim etsem, ama bende sevgi olmasa, bunun bana hiç faydası olmaz.
1CO 13:4 Sevgi sabırlıdır, şefkatlidir. Sevgi kıskanmaz. Sevgi övünmez, kendini yüceltmez,
1CO 13:5 kaba davranmaz, kendi çıkarını düşünmez, tez öfkelenmez, kin tutmaz,
1CO 13:6 haksızlığa sevinmez, ama gerçeğin açığa çıkmasına sevinir.
1CO 13:7 Sevgi her şeye katlanır, her durumda iman eder, her zaman umut eder, her şeye dayanır.
1CO 13:8 Sevgi asla güçten düşmez. Peygamberlikler ve diller sona erecek, bilgi ortadan kalkacak.
1CO 13:9 Çünkü bilgimiz de peygamberliğimiz de yetersizdir.
1CO 13:10 Ama kusursuz olan geldiğinde, yetersiz olan ortadan kalkacak.
1CO 13:11 Ben daha çocukken çocuk gibi konuşurdum, çocuk gibi düşünürdüm. Ama yetişkin adam olunca, çocukça şeyleri bıraktım.
1CO 13:12 Şimdi Allahʼı aynadaki görüntü gibi görüyoruz. Fakat ileride yüz yüze göreceğiz. Şimdi bilgim eksik. Ama Allah beni nasıl biliyorsa, ben de ileride her şeyi öyle tam bileceğim.
1CO 13:13 Şimdi, kalıcı olan üç şey var: iman, umut, sevgi. Ama bunların en üstünü sevgidir.
1CO 14:1 Amacınız sevgi olsun ve Kutsal Ruhʼun verdiği yetenekler için hevesli olun. En çok peygamberlik etmek isteyin.
1CO 14:2 Çünkü ruhuyla bir dil konuşan, söylediklerini insanlara değil, Allahʼa söyler. Kimse onu anlamaz, ruhuyla sırlar konuşur.
1CO 14:3 Ama peygamberlik eden kişi insanlara güç, cesaret ve gönül rahatlığı veren sözler söyler.
1CO 14:4 Dil konuşan, kendisini güçlendirir. Oysa peygamberlik eden, imanlılar topluluğunu güçlendirir.
1CO 14:5 Hepinizin diller konuşmasını istiyorum. Ama peygamberlik etmenizi daha da çok istiyorum. Çünkü konuşulan dil tercüme edilerek topluluğu güçlendirmeli. Aksi halde peygamberlik eden dil konuşandan üstündür.
1CO 14:6 Şimdi ey kardeşler, diyelim ki size geldiğim zaman diller konuşuyorum. Aynı zamanda size bir vahiy, bilgi ya da peygamberlik getirmiyorsam, bir şey öğretmiyorsam, size ne faydam olur?
1CO 14:7 Kaval ya da saz gibi ses çıkaran cansız çalgılar da böyledir. Çıkardıkları sesler belli değilse, bu çalgılarla çalınan melodi nasıl anlaşılır?
1CO 14:8 Borazan belli bir ses vermezse, kim savaşa hazırlanır?
1CO 14:9 Bunun gibi, siz de anlaşılır bir dil konuşmazsanız, söyledikleriniz nasıl bilinir? Bu durumda havaya konuşmuş olursunuz.
1CO 14:10 Elbette, dünyada diller çoktur ve hiçbiri anlamsız değildir.
1CO 14:11 Fakat benimle konuşan kişinin dilini bilmiyorsam, sözleri bana yabancı gelir ve benim sözlerim ona yabancı gelir.
1CO 14:12 Sizler de madem Kutsal Ruhʼun verdiği yeteneklere sahip olmaya heveslisiniz, imanlılar topluluğunu güçlendiren yetenekleri en iyi şekilde kullanmaya heveslenin.
1CO 14:13 Bunun için, kim ruhuyla bir dil konuşursa, sözlerini tercüme edebilmek için dua etsin.
1CO 14:14 Çünkü böyle bir dille dua edersem, ruhum dua eder, ama aklım bundan fayda görmez.
1CO 14:15 Bu durumda ne yapmalı? Ruhumla dua edeceğim, ama aklımla da dua edeceğim. Ruhumla ilahi söyleyeceğim, ama aklımla da ilahi söyleyeceğim.
1CO 14:16 Sen Allahʼı sadece ruhunla översen, toplantıya katılan bir ziyaretçi şükür duana nasıl “Amin” diyebilir? Çünkü senin ne dediğini anlamaz.
1CO 14:17 Sen iyi şükretmiş olabilirsin, ama öbür kişi ruhça güçlendirilmez.
1CO 14:18 Allahʼa şükür, hepinizden daha çok diller konuşuyorum.
1CO 14:19 Fakat toplantıda dillerde on bin kelime söylemektense aklımı kullanarak beş kelime söylemek bence daha faydalı. Böylece başkalarına bilgi vermiş olurum.
1CO 14:20 Ey kardeşler, çocukça düşünmeyin. Kötülüğü bilmeyen bebekler gibi suçsuz, ama düşüncede olgun olun.
1CO 14:21 Kutsal Yazıʼda şöyle yazılmıştır: “Rab diyor ki, ‘Bu halka söyleyeceklerimi yabancı dillerle ve yabancıların ağzından söyleyeceğim. Yine de beni dinlemeyecekler.’ ”
1CO 14:22 Demek ki diller, imanlılar için değil, imansızlar için uyarıcı bir işarettir. Peygamberlik ise imansızlar için değil, imanlılar içindir.
1CO 14:23 Öyleyse diyelim ki, bütün topluluğunuz bir araya geldi ve herkes diller konuşmaya başladı. O anda ziyaretçiler ya da imansızlar içeri girerlerse, “Delisiniz!” demezler mi?
1CO 14:24 Ama diyelim ki, hepiniz peygamberlik ediyorsunuz. Bu durumda imansız biri ya da bir ziyaretçi içeri giriyor. O zaman söylenen her söz o kişiye günahkâr olduğunu gösterir. O da Allah karşısında suçlu olduğunu anlar.
1CO 14:25 Yüreğindeki gizli düşünceler ortaya çıkar ve yere kapanıp Allahʼa tapınır. Herkesin önünde, “Allah gerçekten aranızda!” der.
1CO 14:26 Öyleyse, ey kardeşler, ne yapmalı? Toplandığınız zaman herkesin bir katkısı olsun. Biri ilahi söylesin, biri vaaz etsin, biri vahiy getirsin, biri dil konuşsun, biri de söyleneni tercüme etsin. Her şey topluluğa güç katmak için yapılsın.
1CO 14:27 Diller konuşulacaksa iki, en fazla üç kişi konuşsun. Bunu arka arkaya yapsınlar. Bir kişi de o dilleri tercüme etsin.
1CO 14:28 Eğer tercüme edecek biri yoksa, dil konuşan kişi toplantıda sessiz kalsın. İçinden Allahʼla konuşsun.
1CO 14:29 En çok iki üç peygamber konuşsun. Diğer imanlılar da söylenen sözleri tartsın.
1CO 14:30 Ama toplulukta oturan birine Allahʼtan bir vahiy gelirse, öbürü sussun.
1CO 14:31 Hepiniz teker teker, sırayla peygamberlik edebilirsiniz. Öyle ki, herkes bilgi alsın, herkes de yüreklensin.
1CO 14:32 Peygamberlik yeteneği peygamberlerin kontrolü altında olmalı.
1CO 14:33 Çünkü Allah karışıklığı sevmez, esenliği sever. Kutsal halkının bütün topluluklarında böyledir.
1CO 14:34 Kadınlarınız toplantılarda sessiz kalsın. Onların sohbet etmelerine izin yoktur. Kanunun da dediği gibi düzene uysunlar.
1CO 14:35 Herhangi bir şey öğrenmek isterlerse, evde kocalarına sorsunlar. Çünkü toplantı sırasında konuşmak kadına yakışmaz.
1CO 14:36 Yoksa Allahʼın sözü siz Korintlilerden mi çıktı? Ya da sadece size mi erişti?
1CO 14:37 Bir kişi kendini peygamber ya da Kutsal Ruhʼa uyan biri sayarsa, size yazdığım şeylerin Rabbin buyruğu olduğunu anlasın.
1CO 14:38 Bu şeyleri kabul etmeyeni siz de kabul etmeyin.
1CO 14:39 Kısaca kardeşler, peygamberlik etmeye hevesli olun. Diller konuşanlara da engel olmayın.
1CO 14:40 Ancak her şey uygun ve düzenli biçimde yapılsın.
1CO 15:1 Şimdi ey kardeşler, size vaaz ettiğim Müjdeʼyi hatırlatmak istiyorum. Siz Müjdeʼyi kabul ettiniz ve ona bağlı kalıyorsunuz.
1CO 15:2 Eğer boşuna inanmadıysanız, bu Müjdeʼyle kurtulursunuz. Yeter ki, size müjdelediğim habere sımsıkı tutunun.
1CO 15:3 Çünkü aldığım önemli bilgileri size verdim: Kutsal Yazılarʼın önceden bildirdiği gibi, Mesih günahlarımız için öldü.
1CO 15:4 Mezara koyuldu ve Kutsal Yazılarʼın önceden bildirdiği gibi üçüncü gün dirildi.
1CO 15:5 Petrusʼa, sonra on iki elçiye göründü.
1CO 15:6 Daha sonra beş yüzden fazla imanlı kardeşe aynı anda göründü. Bunların çoğu hâlâ sağ. Bazıları ise gözlerini hayata yumdu.
1CO 15:7 Daha sonra Yakubʼa, sonra bütün elçilerine, en sonunda da bana göründü. Bir bakıma geç doğan garip bir yaratığa benziyorum.
1CO 15:9 Çünkü ben Mesihʼin elçilerinin en önemsiziyim. Aslında elçi denilmeye layık değilim. Çünkü Allahʼın topluluğuna eziyet ettim.
1CO 15:10 Ama şimdi neysem, Allahʼın lütfuyla oyum. Ve Oʼnun bana gösterdiği lütuf boşa gitmedi. Diğer elçilerden daha fazla çalıştım. Aslında çalışan ben değil, Allahʼın benimle birlikte olan lütfuydu.
1CO 15:11 Böylece ister ben, ister onlar, biz bu Müjdeʼyi vaaz ediyoruz. Siz de buna iman ettiniz.
1CO 15:12 Şimdi, madem Mesih ölümden dirildi diye vaaz ediliyor, nasıl oluyor da, bazılarınız ölüler dirilmez diyor?
1CO 15:13 Ölüler dirilmezse, Mesih de dirilmedi demektir.
1CO 15:14 Mesih dirilmediyse, o zaman vaazımız boştur, sizin inancınız da boştur.
1CO 15:15 Üstelik Allah hakkında yalancı şahit oluyoruz. Çünkü Allahʼın Mesihʼi dirilttiğine şahitlik ettik. Fakat ölüler gerçekten dirilmezse, Allah Mesihʼi diriltmedi demektir.
1CO 15:16 Çünkü ölüler dirilmezse, Mesih de dirilmemiştir.
1CO 15:17 Mesih dirilmediyse, inancınız boştur. Siz hâlâ günahlarınıza esirsiniz.
1CO 15:18 Mesihʼe ait olup gözlerini hayata yummuş olanlar da mahvoldu demektir.
1CO 15:19 Eğer sadece bu hayat için Mesihʼe umut bağladıysak, bütün insanlardan daha acınacak durumdayız!
1CO 15:20 Ama Mesih gerçekten ölümden dirildi ve O, gözlerini hayata yummuş olanların ilk örneğidir.
1CO 15:21 Ölüm nasıl bir insan aracılığıyla geldiyse, ölümden diriliş de bir insan aracılığıyla geldi.
1CO 15:22 Çünkü nasıl Ademʼe bağlı olan herkes ölüyorsa, aynı şekilde Mesihʼe bağlı olan herkes yaşama kavuşturulacak.
1CO 15:23 Ama herkes sırasına göre dirilecek. İlk dirilen Mesihʼtir. Sonra, Mesihʼin gelişinde Oʼna bağlı olanlar dirilecek.
1CO 15:24 Bundan sonra Mesih her yönetim, her yetki ve kuvveti yok edip krallığı Baba Allahʼa teslim edecek. İşte, son o zaman gelecek.
1CO 15:25 Çünkü Mesihʼin hüküm sürmesi lazım. Sonunda Allah Oʼnun bütün düşmanlarını ayaklarının altına serecek.
1CO 15:26 Yok edilecek son düşman ölümdür.
1CO 15:27 Çünkü Allah her şeyi Mesihʼin ayakları altına sererek Oʼnun yetkisi altına koydu. Fakat “Her şey yetkisi altına koyuldu” derken, bunu yapan Allahʼın Mesihʼin yetkisi altına konulmadığı besbelli.
1CO 15:28 Allah her şeyi Oğulʼun yetkisi altına koyacak. Ondan sonra Oğul da, her şeyi Oʼnun yetkisi altına koymuş Olanʼnın yetkisi altına girecek. Böylece Allah her şeyde her şey olacak.
1CO 15:29 Diriliş yoksa ölüler adına vaftiz olanlar ne olacak? Ölüler kesinlikle dirilmeyecekse insanlar ne diye onların adına vaftiz oluyor?
1CO 15:30 Biz de niçin her an canımızı tehlikeye atıyoruz?
1CO 15:31 Kardeşlerim, yemin ederim ki her gün ölümle yüz yüze geliyorum. Bu, Rabbimiz Mesih İsaʼnın sizde yaptıklarıyla duyduğum gurur kadar kesindir.
1CO 15:32 Efesʼte vahşi hayvanlara benzeyen insanlarla boğuştuğumda, bunun bana ne faydası oldu? Ölüler dirilmezse, “Yiyelim, içelim. Nasıl olsa yarın öleceğiz.”
1CO 15:33 Böyle konuşanlara hiç aldanmayın. “Kötü arkadaşlar iyi karakteri bozar.”
1CO 15:34 Aklınızı başınıza toplayın, doğru düşünün ve günah işlemekten vazgeçin. Çünkü bazılarınız Allahʼı hiç tanımıyorsunuz. Bunu utanasınız diye söylüyorum.
1CO 15:35 Kimileri şunu soracak: “Ölüler nasıl dirilecek? Nasıl bir bedenle gelecekler?”
1CO 15:36 Seni akılsız seni! Ektiğin tohum ölmeden filizlenip yaşama kavuşmaz.
1CO 15:37 İster buğday ister başka bitki olsun, ektiğin şey büyüyecek bitki değil, yalnızca tohumdur.
1CO 15:38 Allah her bitkiye istediği bedeni verir. Her çeşit tohuma da kendisine uygun bir beden verir.
1CO 15:39 Her canlının eti farklıdır. İnsan eti, hayvan eti, kuş eti, balık eti, hepsi değişiktir.
1CO 15:40 Ayrıca gökteki cisimler ve yerdeki cisimler var. Ama gökteki cisimlerin görkemi başka, yerdeki cisimlerin görkemi başkadır.
1CO 15:41 Güneşin görkemi başka, ayın görkemi başka, yıldızların görkemi başka. Her yıldızın görkemi diğer yıldızlarınkinden farklıdır.
1CO 15:42 Ölülerin dirilişi de böyle olur. Ölü beden gömüldükten sonra çürür, dirildikten sonra hiç çürümez.
1CO 15:43 Çirkin bir şey olarak gömülür, görkemli bir şey olarak dirilir. Güçsüz bir şey olarak gömülür, kuvvetli bir şey olarak dirilir.
1CO 15:44 Canın yaşattığı beden olarak gömülür, Kutsal Ruhʼun yaşattığı beden olarak dirilir. Canın yaşattığı beden olduğu gibi, Kutsal Ruhʼun yaşattığı beden de vardır.
1CO 15:45 Aynı Kutsal Yazıʼda yazıldığı gibi: “İlk insan, Adem, yaşayan bir can oldu.” Son Adem ise, yaşam veren bir ruh oldu.
1CO 15:46 Fakat ilk beden Kutsal Ruhʼun yaşattığı beden değil, canın yaşattığı bedendi. Kutsal Ruhʼun yaşattığı beden sonra geldi.
1CO 15:47 İlk insan yerden, topraktan yaratıldı. İkinci insan gökten geldi.
1CO 15:48 Topraktan yaratılan Adem nasılsa, topraktan olan bütün insanlar da öyledir. Gökten gelen İsa nasılsa, göğe ait olan bütün insanlar da öyledir.
1CO 15:49 Biz nasıl topraktan olan Ademʼe benzediysek, gökten gelen İsaʼya da benzeyeceğiz.
1CO 15:50 Kardeşler, demek istediğim şu: Et ve kandan olan bedenlerimiz Allahʼın Krallığıʼna kavuşamaz, çürüyen de çürümezliğe kavuşamaz.
1CO 15:51 Bakın, size bir sır açıklayayım: Hepimiz ölmeyeceğiz, ama hepimiz değiştirileceğiz.
1CO 15:52 Bir an içinde, bir göz kırpmasında, son borazan çalındığı zaman değiştirileceğiz. Çünkü borazan çalınacak, ölüler de çürümez bedenlerle dirilecekler. Hayatta kalan bizler de değiştirileceğiz.
1CO 15:53 Çünkü bu çürüyen bedenimiz çürümez hale dönüşmeli. Bu ölümlü bedenimiz ölümsüz hale dönüşmeli.
1CO 15:54 Çürüyen bu ölümlü bedenimiz değişip çürümez ve ölümsüz hale geldiğinde Kutsal Yazıʼda yazılmış olan şu sözler yerine gelecek: “Ölüm yok oldu, tam zafer kazanıldı.”
1CO 15:55 “Ey ölüm, zaferin nerede kaldı? Hani nerede zehirli dikenin, ey ölüm?”
1CO 15:56 Ölümün zehirli dikeni günahtır. Günah da gücünü Tevrat kanunlarından alır.
1CO 15:57 Fakat Allahʼa şükürler olsun! O bize Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla zafer kazandırır.
1CO 15:58 Böylece, sevgili kardeşlerim, imanınızda sımsıkı durun, ondan ayrılmayın. Rabbin işini yaparken her zaman hevesle çalışın. Çünkü Rabbe ait olduğunuz için çabalarınızın boşa gitmeyeceğini biliyorsunuz.
1CO 16:1 Allahʼın kutsal halkı için toplanan yardım parasına gelelim. Galatya bölgesindeki topluluklara buyurduğumun aynısını yapın.
1CO 16:2 Her Pazar günü her biriniz kazancına göre bu yardım için para ayırıp biriktirsin. Öyle ki, geldiğim zaman para toplamak lazım olmasın.
1CO 16:3 Size geldiğimde uygun gördüğünüz kişiler seçin. Bağışınızı götürmek için onları kendilerini tanıtan mektuplarla Yeruşalimʼe yollayacağım.
1CO 16:4 Eğer benim gitmem de uygunsa, benimle yolculuk etsinler.
1CO 16:5 Makedonyaʼdan geçmek isterim. Oradan geçtikten sonra size geleceğim.
1CO 16:6 Belki de sizde bir süre kalırım, kışı da sizinle geçiririm. Sonra yardımlarınızla beni gideceğim yere yolcu edersiniz.
1CO 16:7 Çünkü bu sefer gelip sizi sadece yol üstü görmek istemiyorum. Rabbin izniyle yanınızda uzun bir zaman kalmayı umut ediyorum.
1CO 16:8 Ama Pentikost Bayramıʼna kadar Efesʼte kalacağım.
1CO 16:9 Çünkü burada başarılı işler yapmam için bana büyük bir kapı açıldı. Ancak bana karşı çıkanlar da çoktur.
1CO 16:10 Eğer Timoteos size gelirse, sakın yanınızda kaldığı sürece korkacak bir şeyi olmasın. Çünkü o da tıpkı benim gibi Rab yolunda çalışıyor.
1CO 16:11 Kimse onu hor görmesin! Bana dönmesi için onu esenlikle yolcu edin. Çünkü onun diğer imanlı kardeşlerle gelmesini bekliyorum.
1CO 16:12 Apollos kardeşe gelince, diğer imanlılarla birlikte yanınıza gelmesi için ona çok yalvardım. Şimdilik size gelmeye hiç niyeti yok. Ama fırsat bulunca gelecek.
1CO 16:13 Tetikte olun, imanda sıkı durun, erkekçe davranın, güçlü olun.
1CO 16:14 Her ne yaparsanız, onu sevgiyle yapın.
1CO 16:15 Kardeşler, sizden bir ricam var. İstefanasʼın ev halkını tanıyorsunuz. Onlar Ahaya bölgesinde ilk iman edenlerdir ve kendilerini Allahʼın kutsal halkına hizmet etmeye adadılar.
1CO 16:16 Siz de böyle insanlarla ve toplulukta çalışıp çaba harcayan herkesle işbirliği yapın.
1CO 16:17 İstefanas, Fortunatus ve Ahaykosʼun yanıma gelmelerine sevindim. Çünkü sizin yokluğunuzu unutturdular.
1CO 16:18 Benim gönlümü de sizin gönlünüzü de rahatlattılar. Böyle kişilerin değerini bilin.
1CO 16:19 Ege bölgesindeki imanlılar toplulukları size selam gönderiyorlar. Akvila ile Priska ve onların evinde buluşan topluluk Rabbe ait kişiler olarak size selam söylüyorlar.
1CO 16:20 Buradaki bütün imanlı kardeşler size selam gönderiyorlar. Birbirinizi Allahʼın kutsal halkına yakışan bir öpücükle selamlayın.
1CO 16:21 Ben, Pavlus, bu son selamı kendi elimle yazıyorum.
1CO 16:22 Rabbi sevmeyen kişi topluluktan kovulsun. Marana ta!
1CO 16:23 Rab İsaʼnın lütfu üzerinizde olsun.
1CO 16:24 Mesih İsaʼya ait olan hepinize sevgiler.
2CO 1:1 Allahʼın isteğiyle İsa Mesih İsaʼnın elçisi olan ben Pavlusʼtan ve imanlı kardeşimiz Timoteosʼtan,
2CO 1:2 Babamız Allahʼtan ve Rab İsa Mesihʼten size lütuf ve esenlik olsun.
2CO 1:3 Rabbimiz İsa Mesihʼin Babası Allahʼa övgüler olsun! O, şefkatli Baba ve her durumda gönlümüzü rahatlatan Allahʼtır.
2CO 1:4 Bütün sıkıntılarımızda gönlümüzü rahatlatır. Öyle ki, Allahʼın verdiği rahatlıkla sıkıntıda olanların gönlüne rahatlık verebilelim.
2CO 1:5 Mesih için çektiğimiz acılar arttıkça, Mesihʼten aldığımız rahatlık da aynı derecede artar.
2CO 1:6 Sıkıntılar altında ezilmemiz sizin rahatlığa kavuşmanız ve kurtulmanız içindir. Rahata kavuştuğumuz zaman, bu da sizin rahatlık bulmanız içindir. Siz bizim çektiğimiz aynı acıları sabırla çekerken aynı rahatlık kaynağından güç alıyorsunuz.
2CO 1:7 Sizin hakkınızda sarsılmaz bir umudumuz var. Çünkü biliyoruz ki, çektiğimiz acılara ortak olduğunuz gibi, kavuştuğumuz aynı rahatlığa da ortaksınız.
2CO 1:8 Çünkü, ey kardeşler, Ege bölgesinde başımıza gelen sıkıntılardan habersiz kalmanızı istemiyoruz. Ağır bir yük altındaydık. Bu öyle bir yüktü ki, onu taşımaya gücümüz yetmedi. Az kaldı yaşamaktan bile umudumuzu kesiyorduk.
2CO 1:9 Hatta ölüm yargısına çarptırıldığımızı sandık. Ama bu, kendi kendimize değil, ölüleri dirilten Allahʼa güvenelim diye oldu.
2CO 1:10 Allah bizi çok büyük bir ölüm tehlikesinden kurtardı ve yine kurtaracak. Umut ediyoruz ki, siz de dualarınızla bizi destekledikçe O kurtarmaya devam edecek. Böylece birçok kişinin ettiği dualar sayesinde Allahʼın bize bağışladığı lütuf için birçokları bizim adımıza şükredecek.
2CO 1:12 Bu dünyada, özellikle sizin aranızda, Allahʼtan gelen bir içtenlik ve dürüstlükle hareket ettik. İnsan hikmetine değil, Allahʼın lütfuna sığınarak yaşadık. Bununla gurur duyuyoruz, vicdanımız da buna şahittir.
2CO 1:13 Size okuyup anlayacağınızdan başka bir şey yazmıyoruz. Bizi bir dereceye kadar anladığınız gibi, sonunda tam anlayacağınızı umut ederim. O zaman bizimle gurur duyabilirsiniz. Aynı şekilde biz de Rab İsaʼnın geldiği gün sizinle gurur duyacağız.
2CO 1:15 Bundan emin olduğum için, önce size gelmeyi uygun gördüm. İki sefer yanınıza gelerek Allahʼtan iki defa lütuf almanızı istiyordum.
2CO 1:16 Size uğradıktan sonra Makedonyaʼya gitmek ve Makedonyaʼdan dönerken tekrar size gelmek niyetindeydim. Öyle ki, beni Yahudiyeʼye yolcu edesiniz.
2CO 1:17 Peki, bunu yapmaya niyetlendiğim zaman, kararsız mıydım? Planlarımı dünya insanları gibi mi yapıyorum? Aynı anda hem “evet” hem de “hayır” mı diyorum?
2CO 1:18 Allah şahidimizdir ki, size söylediğimiz söz hem “evet”, hem “hayır” değil.
2CO 1:19 Ben, Silvanus ve Timoteos, aranızda Allahʼın Oğlu İsa Mesihʼi vaaz ettik. Mesih hem evet hem hayır değildir. Oʼnda yalnız “evet” vardır.
2CO 1:20 Çünkü Allahʼın verdiği bütün vaatler, Mesihʼte “evet” karşılığını alıp yerine getiriliyor. Bunun için Mesih sayesinde “Amin!” diyerek Allahʼı yüceltiyoruz.
2CO 1:21 Bizi sizinle beraber Mesihʼe sımsıkı bağlayan ve bizi meshederek hizmetine alan Allahʼtır.
2CO 1:22 Oʼna ait olduğumuzun işareti olarak bize mührünü basan ve alacağımız bereketlerin garantisi olarak yüreğimize Kutsal Ruhʼu koyan da Allahʼtır.
2CO 1:23 Allah şahidimdir. Eğer doğruyu söylemiyorsam beni cezalandırsın. Sizi acıdan korumak istedim. Onun için Korintʼe tekrar gelmedim.
2CO 1:24 Efendinizmiş gibi iman hayatınıza hükmetmiyoruz. Tersine hizmet arkadaşlarınız olarak sizi sevindirmeye uğraşıyoruz. Çünkü siz imanınızla ayakta duruyorsunuz.
2CO 2:1 Buna göre tekrar sizi üzecek bir ziyaret yapmamaya karar verdim.
2CO 2:2 Çünkü sizi üzersem, üzdüğüm sizlerden başka kim beni sevindirecek?
2CO 2:3 Size daha önce bir mektup yazdım. Çünkü beni sevindirmesi gereken sizsiniz ve geldiğimde beni üzmenizi istemiyordum. Hepinizin benim sevincimi paylaşacağına güveniyordum.
2CO 2:4 O mektubu büyük acı içerisinde yazdım, yüreğim parçalanıyordu, gözlerim yaşlarla doluyordu. Niyetim sizi üzmek değildi. Sizi ne kadar çok sevdiğimi bilmenizi istedim.
2CO 2:5 Sizlerden biri üzüntüye sebep olduysa, o beni değil, bir dereceye kadar hepinizi üzdü. Bunu fazla büyütmek istemiyorum.
2CO 2:6 Bu kişiye topluluğun çoğunluğu tarafından verilen ceza yeter.
2CO 2:7 Artık bu adamı affedin ve gönlünü rahatlatın. Aksi halde, o daha da büyük bir üzüntüye boğulur.
2CO 2:8 Bunun için size yalvarıyorum: onu sevdiğinizi tekrar gösterin.
2CO 2:9 O mektubu aynı zamanda sizleri sınamak için yazdım. Her durumda itaat edip etmediğinizi bilmek istedim.
2CO 2:10 Kimi affediyorsanız, ben de onu affediyorum. Benim affetmem gereken bir şey varsa, bilin ki, Mesihʼin önünde sizin hatırınız için affederim.
2CO 2:11 Bunu Şeytanʼın oyununa gelmemek için yapıyoruz. Ne de olsa, onun kurnazca planlarından habersiz değiliz.
2CO 2:12 Mesih Müjdesiʼni duyurmak için Troas şehrine gitmiştim. Orada Rab hizmetinde çalışmam için bana bir kapı açtı.
2CO 2:13 Ama gönlüm rahat değildi, çünkü imanlı kardeşim Titusʼu orada bulamadım. Bu sebeple oradakilerle vedalaşıp Makedonyaʼya geçtim.
2CO 2:14 Ama Allahʼa şükürler olsun ki, O bizi Mesihʼe bağlı olanlar olarak her zaman zafer alayında yürütüyor. Mesihʼi tanımak hoş koku gibidir. Bu hoş kokuyu her yere yaymak için Allah bizi kullanıyor.
2CO 2:15 Çünkü biz Mesihʼin Allahʼa sunduğu güzel kokulu tütsüye benziyoruz. Bu güzel koku hem kurtulanların, hem de mahvolmaya gidenlerin arasında yayılıyor.
2CO 2:16 Bazıları için onları ölüme götüren ölüm kokusuyuz. Bazıları için de onları yaşama götüren yaşam kokusuyuz. Böyle bir görevi yapmaya kim yeterli olabilir?
2CO 2:17 Allahʼın sözünü kendi çıkarı için kullanan birçok dolandırıcı var. Biz onlardan değiliz. Allah tarafından gönderildik. Mesihʼe ait kişiler olarak temiz yürekle konuştuğumuza Allah şahittir.
2CO 3:1 Tekrar övünmeye mi başlıyoruz? Yoksa bazıları gibi kendimizi size tanıtan mektuplara mı ihtiyacımız var? Yoksa sizlerden tanıtma mektupları mı isteyelim?
2CO 3:2 Hayır, bizim mektubumuz sizsiniz. Yüreklerimizde yazılı olan bir mektupsunuz. Herkes bu mektubu biliyor ve okuyor.
2CO 3:3 Belli oldu ki, Mesihʼin bizim hizmetimizle meydana gelen mektubu sizsiniz. Bu mektup mürekkeple değil, diri olan Allahʼın Ruhuʼyla yazılmıştır. Taş tablalara değil, etten tablalara, yani insan yüreklerine yazılan bir mektuptur.
2CO 3:4 Mesih sayesinde Allahʼa böyle güvenimiz var.
2CO 3:5 Kendi gücümüzle herhangi bir şeye yeterliyiz, demiyoruz. Biz bir şeye yeterliysek, bu Allahʼtandır.
2CO 3:6 Allah bizi yeni bir antlaşmanın hizmetkârları olmaya yeterli kıldı. Bu antlaşma yazıya değil, Kutsal Ruhʼa dayanır. Çünkü yazı öldürür, ama Kutsal Ruh yaşam verir.
2CO 3:7 Ölümle sonuçlanan hizmet, yani taş tablalara kazınarak yazıya geçirilen Tevrat kanunları görkem içinde verildi. Tevratʼı alan Musaʼnın yüzü görkemle parladı. Bu görkem geçiciydi. Yine de İsrailoğulları onun yüzüne bakamadılar.
2CO 3:8 Öyleyse Kutsal Ruhʼa dayalı hizmetin daha da görkemli olacağı kesindir.
2CO 3:9 İnsanların suçlu çıkmasına yol açan hizmet görkemliydi. Öyleyse insanların doğru sayılmasını sağlayan hizmetin daha da görkemli olacağı kesindir.
2CO 3:10 Evet, Tevrat görkemle verildi. Ama Kutsal Ruhʼun kat kat üstün olan görkemi yanında Tevratʼın görkemi sönük kalır.
2CO 3:11 Tevrat geçici bir görkemle verildi, Kutsal Ruh ise kalıcıdır ve çok daha büyük bir görkemle geldi.
2CO 3:12 Böyle bir umuda sahip olduğumuz için, büyük cesaretle konuşuyoruz.
2CO 3:13 Biz Musa gibi değiliz. O, yüzünü örtüyle örtüyordu, öyle ki İsrailoğulları gittikçe kaybolan görkemin sonuna bakmasınlar.
2CO 3:14 Ne yazık ki, İsrailoğullarının zihinleri kör olmuştu. Bugün bile Eski Antlaşma yazıları okunduğu zaman sanki onların zihinleri aynı örtüyle örtülü kalıyor. Bu örtü ancak Mesihʼe bağlanmakla ortadan kalkar.
2CO 3:15 Evet, bugün bile, Musaʼya verilen Tevrat okunduğu zaman, yürekleri sanki bir örtüyle örtülüyor.
2CO 3:16 Ama bir kişi Rabbe dönünce, o örtü kaldırılır.
2CO 3:17 Burada Rab denen Kutsal Ruhʼtur ve Rabbin Ruhu nerede bulunursa orada özgürlük vardır.
2CO 3:18 Böylece hepimiz örtülmemiş bir yüzle Rabbin görkemini görüp ayna gibi yansıtıyoruz. Bunu yaparken Oʼna benzemek için gittikçe artan bir görkemle değiştiriliyoruz. Bu da Ruh olan Rab sayesinde oluyor.
2CO 4:1 Bu hizmet Allahʼın merhametiyle bize verildi. Bu sebeple cesaretimizi kaybetmiyoruz.
2CO 4:2 Utanç verici gizli yollara başvurmayı reddettik. Kurnazlıkla davranmıyoruz. Allahʼın sözünü çarpıtmıyoruz. Tersine gerçeği ortaya koyuyoruz. Bunu yapmakla Allahʼın gözünde vicdan sahibi olan herkese ne gibi insanlar olduğumuzu gösteriyoruz.
2CO 4:3 Yaydığımız Müjde örtülüyse de, ancak mahvolmaya gidenler için örtülüdür.
2CO 4:4 Bu dünyanın ilahı olan Şeytan böyle imansız insanların zihinlerini kör etmiştir. Öyle ki, Mesihʼin yüceliğini bildiren Müjdeʼnin ışığı onların üzerine doğmasın. Mesih, Allahʼın gözle görülen şeklidir.
2CO 4:5 Biz kendimizi vaaz etmiyoruz, ama Mesih İsaʼyı Rab olarak vaaz ediyoruz. Kendimizi de İsa yolunda hizmetkârlarınız olarak tanıtıyoruz.
2CO 4:6 Çünkü, “Karanlıkta ışık parlasın” demiş olan Allah yüreklerimize ışık saldı. O, İsa Mesihʼin yüzünde parlayan kendi yüceliğini farketmemiz için bizi aydınlattı.
2CO 4:7 Bedenlerimiz bu ruhsal hazineyi içinde tutan çömlek kaplara benzer. Bundan anlaşılır ki, üstün güç bizden değil, Allahʼtandır.
2CO 4:8 Türlü türlü sıkıntılarımız var, ama ezilmiş değiliz. Şaşkınlık içindeyiz, ama çaresiz değiliz.
2CO 4:9 Kovalanıyoruz, ama terk edilmiş değiliz. Yere yıkılmışız, ama yok olmadık.
2CO 4:10 İsa yolunda her an ölüm tehlikesindeyiz. Bunun izlerini bedenlerimizde taşıyoruz. Öyle ki, İsaʼnın yaşamı da bedenlerimizde açıkça görülsün.
2CO 4:11 Evet, biz yaşadığımız sürece İsaʼnın uğruna her an ölüme teslim ediliyoruz. Öyle ki, İsaʼnın ölümlü bedenlerimizde yaşadığı da açıkça görülsün.
2CO 4:12 Neticede biz hep ölümle karşılaşıyoruz, sizler ise yaşam buluyorsunuz.
2CO 4:13 Kutsal Yazılarʼda şöyle yazılmıştır: “İman ettim, bunun için konuştum.” Biz de aynı iman ruhuna sahibiz. Bu sebeple de konuşuyoruz.
2CO 4:14 Çünkü biliyoruz ki, Rab İsaʼyı ölümden dirilten Allah, bizi de İsaʼyla birlikte diriltecek. Hem de bizi sizinle birlikte kendi huzuruna çıkaracak.
2CO 4:15 Bütün bunlar sizin faydanız içindir. Öyle ki, Allahʼın lütfu daha çok insana ulaşsın ve Allahʼın yüceliği için edilen şükürler giderek çoğalsın.
2CO 4:16 Bu yüzden cesaretimizi kaybetmiyoruz. Evet, dış varlığımız yıpranıyor. Ama iç varlığımız günden güne yenileniyor.
2CO 4:17 Çünkü bu sıkıntılarımız hafif ve geçicidir. Bunlar bizi sonsuza kadar sürecek olağanüstü büyük bir yüceliğe hazırlıyor.
2CO 4:18 Bu sebeple gözlerimizi görünen şeylere değil, görünmeyen şeylere çeviriyoruz. Çünkü görünen şeyler geçicidir, ama görünmeyen şeyler sonsuza kadar kalıcıdır.
2CO 5:1 Çünkü bedenimiz, bu dünyada içinde yaşadığımız ama bir gün yıkılacak bir çadıra benzer. Oysa biliyoruz ki, Allah bizim için göklerde bir bina hazırlıyor. Bu bina, insan eliyle yapılmış bir ev değil, ölümsüz bir bedendir.
2CO 5:2 Aslında biz göksel evimize kavuşmayı hasretle beklerken bu çadırda ah çekiyoruz.
2CO 5:3 Bu göksel bedeni giyince çıplak kalmayacağız.
2CO 5:4 Şimdi içinde yaşadığımız çadır bizim için bir yüktür. Bu yük altında ah çekiyoruz. Asıl isteğimiz bu bedenimizi çıkarıp atmak değil, göksel bedenimizi giymek. Böylece sonsuz yaşam ölümlü olanın yerini alacak.
2CO 5:5 Bizi tam bu amaç için hazırlayan ve bize garanti olarak Kutsal Ruhʼu veren Allahʼtır.
2CO 5:6 Böylece her zaman cesaretimiz var. Biliyoruz ki, bu bedende yaşarken, Rabʼden uzağız.
2CO 5:7 Çünkü gözle gördüğümüzle değil, imanla hayatımızı sürdürüyoruz.
2CO 5:8 Evet, cesaretimiz var. Bu bedende kalmaktansa Rabbin yanındaki evimizde bulunmak istiyoruz.
2CO 5:9 Böylece, ister Rabbin yanındaki evimizde olalım, ister bu dünyada gurbette olalım, tek amacımız Rabbi memnun etmek.
2CO 5:10 Çünkü hepimiz Mesihʼin yargı yerinin önünde görünmek zorundayız. Öyle ki, herkes bedende yaşarken yaptığı iyi ya da kötü şeylerin karşılığını alsın.
2CO 5:11 Böylece Rabʼden korkmanın ne demek olduğunu bilerek insanları imana getiriyoruz. Allah bizi olduğumuz gibi görür. Umarım, vicdanınız da bizi öyle görür.
2CO 5:12 Kendimizi tekrar size beğendirmeye çalışmıyoruz. Ancak bizimle gurur duymanız için size fırsat veriyoruz. Böylece insan yüreğine bakmayan, yalnız dış görünüşle gurur duyan kişilere cevap verebilirsiniz.
2CO 5:13 Aklımızı kaçırmışsak, bu, Allah için. Aklımız başımızdaysa, bu da sizin faydanız için.
2CO 5:14 Çünkü Mesihʼin sevgisi bizi harekete geçiriyor. Artık şu kararı verdik: madem Mesih tek kişi olarak herkes için öldü, öyleyse herkes öldü.
2CO 5:15 Evet, O herkes için öldü. Öyle ki, yaşayanlar artık kendileri için değil, uğurlarına ölmüş ve dirilmiş olan Mesih için yaşasınlar.
2CO 5:16 Bu sebeple artık hiç kimseye insan açısından bakmıyoruz. Eskiden Mesihʼe insan açısından bakardık. Ama artık Oʼna öyle bakmıyoruz.
2CO 5:17 Demek, bir kişi Mesihʼe bağlıysa, yeniden yaratılmıştır. Eski şeyler sona ermiş, bakın, yeni şeyler başlamıştır.
2CO 5:18 Bütün bunlar Allahʼtandır. O, Mesih aracılığıyla bizi kendisiyle barıştırdı. Bize de barıştırma hizmetini verdi.
2CO 5:19 Demek istiyoruz ki, Allah Mesihʼin kişiliğinde dünyadaki insanları kendisiyle barıştırıyordu. Onların suçlarını saymadı. Bize de barıştırma sözünü yayma hizmetini emanet etti.
2CO 5:20 Bu sebeple Mesih için elçilik ediyoruz. Allah bizim ağzımızdan insanları kendisine çağırıyor. Böylece Mesih adına “Allahʼla barışın!” diye yalvarıyoruz.
2CO 5:21 Mesih günahsızdır. Allah Oʼnu günahlarımızı bağışlamak için kurban etti. Öyle ki, Mesih sayesinde biz Allahʼın doğru saydığı kişiler olalım.
2CO 6:1 Biz de Allahʼla iş birliği yapanlar olarak size yalvarıyoruz, Allahʼın lütfunu boşuna kabul etmiş olmayın.
2CO 6:2 Çünkü Allah şöyle diyor: “Uygun zamanda seni dinledim. Kurtuluş gününde sana yardım ettim.” Bakın, uygun zaman şimdi, kurtuluş günü de şimdi.
2CO 6:3 Hizmetimiz kötülenmesin diye hiç kimsenin tökezlemesine sebep olmadık.
2CO 6:4 Ama her durumda Allahʼın hizmetkârları olduğumuzu gösterdik. Çok sabrettik. Birçok sıkıntılara, zorluklara ve darlıklara katlandık.
2CO 6:5 Dövüldük, hapishaneye atıldık. Kargaşalarda saldırıya uğradık. Ağır işlerde çalıştık, uykusuz ve aç kaldık.
2CO 6:6 Kutsal Ruhʼun yardımıyla temiz hayatımızı, bilgimizi, sabrımızı, iyiliğimizi, içten sevgimizi gösterdik.
2CO 6:7 Allahʼın gücüyle gerçeği duyuruyoruz. Sağ ve sol elimizdedoğruluk silahlarını tutuyoruz.
2CO 6:8 Bizi yücelten de var, aşağılayan da. Kötüleyen de var, öven de. Bize yalancı diyenler var, ama gerçeği söylüyoruz.
2CO 6:9 Tanınmayan kişiler olsak da, iyi tanınıyoruz. Ölümle burun burunaysak da, bakın, hâlâ yaşıyoruz. Dövülüyoruz, ama öldürülmedik.
2CO 6:10 Üzgün olsak da her zaman seviniyoruz. Fakir olsak da birçok insanı ruhça zenginleştiriyoruz. Hiçbir şeyimiz olmasa da, her şeye sahibiz.
2CO 6:11 Ey Korintliler, sizinle açıkça konuştuk, yüreğimizi size tamamen açtık.
2CO 6:12 Size sevgimizi göstermekten kaçınmadık, ama siz bize sevginizi göstermekten kaçındınız.
2CO 6:13 Aynı hakkı bize verin. Çocuklarımla konuşur gibi konuşuyorum: siz de yüreğinizi bize açın!
2CO 6:14 İmansızlarla aynı boyunduruğa girmeyin. Çünkü doğrulukla kanunsuzluğun ne ortaklığı olur? Işık ve karanlığın ne beraberliği olur?
2CO 6:15 Mesihʼle Şeytan hiç anlaşabilir mi? Ya da, imanlının imansızla hiç ortak tarafı olabilir mi?
2CO 6:16 Allahʼın tapınağının putlarla ne birliği olabilir? Ne de olsa, diri olan Allahʼın tapınağı bizleriz. Allahʼın dediği gibi: “Ben aralarında yaşayacağım, aralarında yürüyeceğim. Onların Allahʼı olacağım, onlar da benim halkım olacaklar.”
2CO 6:17 Bu sebeple Rab şöyle diyor: “İmansızların arasından çıkın, ayrılın! Murdar olana dokunmayın! O zaman ben sizi kabul edeceğim.
2CO 6:18 Ben size Baba olacağım, Siz de bana oğullar ve kızlar olacaksınız.” Her şeye gücü yeten Rab böyle diyor.
2CO 7:1 Ey sevgili arkadaşlar! Mademki Allah bize bu vaatleri verdi, bedenimizi ve ruhumuzu lekeleyen her şeyden kendimizi temizleyelim. Allah korkusuyla yaşayalım. Kendimizi tamamen Oʼna adayalım.
2CO 7:2 Yüreğinizde bize yer verin! Kimseye haksızlık etmedik. Kimseyi yoldan saptırmadık. Kimseyi çıkarımız için kullanmadık.
2CO 7:3 Sizi suçlamak için konuşmuyorum. Çünkü daha önce dediğim gibi, siz hep yüreğimizdesiniz. Yaşasak da ölsek de sizinle birlikteyiz.
2CO 7:4 Sizinle hiç çekinmeden konuştum. Yine de sizinle gurur duyuyorum. Gönlüm çok rahat. Bütün sıkıntılarımızda sevinçle coşuyorum.
2CO 7:5 Makedonyaʼya vardığımız zaman bile bedenimiz hiç rahat görmedi. Türlü türlü sıkıntılarımız vardı: dışarıda kavgalar, içimizde korkular.
2CO 7:6 Ama yürekleri ezilmiş insanlara gönül rahatlığı veren Allah, bizi de Titusʼun gelmesiyle rahatlattı.
2CO 7:7 Sadece Titus gelmesiyle değil, sizden aldığı gönül rahatlığıyla da bizi rahatlattı. Titus beni nasıl özlediğinizi, olup bitenlere nasıl üzüldüğünüzü, benim için nasıl kaygılandığınızı anlattı. Bunları işitince daha da çok sevindim.
2CO 7:8 Her ne kadar mektubumla sizi üzdüysem de pişman değilim. İlk başta pişman oldum, çünkü o mektubun kısa bir süre sizi üzdüğünü fark ettim.
2CO 7:9 Ama şimdi sevinçliyim. Üzüldüğünüz için sevinmiyorum. Ama o üzüntünün tövbe etmenize sebep olduğuna seviniyorum. Çünkü üzüntünüz Allahʼın istediği bir üzüntüydü. Böylece, bizden hiçbir zarar görmediniz.
2CO 7:10 Allahʼın istediği şekilde üzülmek, insanı tövbeye götürür. Tövbe de kurtuluşa kavuşturur. Bundan kimse pişman olmaz. Ama dünyanın verdiği üzüntü ölüme sebep olur.
2CO 7:11 Bakın, Allahʼın istediği şekilde üzülmeniz size ne kadar faydalı oldu! Meseleyi ciddiye almak ve hatanızı düzeltmek için sizde ne büyük bir istek uyandırdı! Olup bitenler sizde nasıl bir öfke, nasıl bir korku, nasıl bir özlem, nasıl bir çaba uyandırdı! Suçlu kişiye ceza verdiniz. Bu meselede kendinizi her bakımdan temize çıkardınız.
2CO 7:12 Size o mektubu yazdımsa da haksızlık yapan ya da haksızlığa uğrayan kişi hatırına yazmadım. Allahʼın huzurunda bize ne kadar bağlı olduğunuzu göresiniz diye yazdım.
2CO 7:13 Bunlarla gönlümüz rahata kavuştu. Gönül rahatlığına kavuşmaktan başka Titusʼun ne kadar sevinçli olduğunu görünce daha da çok sevindik. Çünkü hepiniz onun içini ferahlattınız.
2CO 7:14 Sizi Titusʼa övmüştüm. Beni utandırmadınız. Size hep doğru olanı söyledik. Şimdi hakkınızda Titusʼa söylediğimiz şeyler de doğru çıktı.
2CO 7:15 Titus hepinizin itaat ettiğini, kendisini saygı ve korkuyla kabul ettiğini hatırlıyor. Böylece onun size olan sevgisi daha da artıyor.
2CO 7:16 Size her bakımdan güvenebildiğim için seviniyorum.
2CO 8:1 Ey kardeşler, Allahʼın Makedonyaʼdaki imanlı topluluklarında lütfuyla neler yaptığını size anlatmak istiyoruz.
2CO 8:2 Onların sabırları büyük sıkıntılarla denenmişti. Yine de sevinçle dolup taştılar. Son derece fakirdirler. Yine de büyük bir cömertlikle yardım parası topladılar.
2CO 8:3 Güçleri yettiği kadarını, hem de daha fazlasını kendi istekleriyle verdiler. Buna şahit oldum.
2CO 8:4 Hatta Allahʼın Yahudiyeʼdeki kutsal halkına yapılacak yardımı Allahʼtan bir lütuf saydılar. Buna katılmalarına izin vermemizi önemle rica ettiler.
2CO 8:5 Beklediğimizden de fazlasını yaptılar. Kendilerini bu hizmet için önce Rabbe, sonra bize adadılar. Böylece Allahʼın isteğini yerine getirdiler.
2CO 8:6 Bu sebeple Titusʼa bu yardım toplama hizmetini aranızda tamamlasın diye rica ettik. Onun başlattığı bu hizmete siz Korintliler Allahʼın lütfuyla katılmıştınız.
2CO 8:7 Her konuda üstünlük gösteriyorsunuz. İmanınız daha güçlü, konuşmanız daha iyi, bilginiz daha geniş. Her türlü yardım severlikte ve bizi sevmekte ilerlediniz. Şimdi lütfettiğiniz bu bağış konusunda da aynı üstünlüğü gösterin.
2CO 8:8 Bunu size bir buyruk olarak söylemiyorum. Sadece başkalarının yardım toplamaya ne kadar istekli olduğunu görmenizi istiyorum. Böylece siz de sevginizin içtenliğini kanıtlayabilirsiniz.
2CO 8:9 Çünkü Rabbimiz İsa Mesihʼin lütfunu biliyorsunuz. O, gökteki zenginliğini bırakıp uğrunuza yoksul oldu. Bunu siz Oʼnun yoksulluğu sayesinde ruhsal zenginliğe kavuşasınız diye yaptı.
2CO 8:10 Size faydalı olacağı için bu konudaki fikrimi vereyim. Geçen yıl bu yardım toplama işine ilk başlayan, hatta ilk heveslenen sizdiniz.
2CO 8:11 Şimdi bu işi bitirin! Onu yapmaya istekli olduğunuza göre, elinizden geldiği kadar tamamlamaya bakın.
2CO 8:12 Çünkü eğer istek varsa, yapılan yardım insanın elinde olmayana göre değil, elinde olan imkanlara göre kabul edilir.
2CO 8:13 Amacım başkalarını rahatlatmak ve sizi sıkıntıya sokmak değil. Hayır, eşitlik sağlamak istiyorum.
2CO 8:14 Şimdiki bolluğunuz onların eksikliğini tamamlasın. Bir gün onların bolluğu da sizin eksikliğinizi tamamlayabilir. Böylece eşitlik sağlanır.
2CO 8:15 Tevratʼta yazıldığı gibi: “Çok toplayan kişinin fazlası yoktu. Az toplayanın da eksiği yoktu.”
2CO 8:16 Allahʼa şükürler olsun! Allah sizin için duyduğum aynı ilgiyi Titusʼun yüreğinde de uyandırdı.
2CO 8:17 Çünkü Titus sadece isteğimizi kabul etmekle kalmadı. Size çok ilgi duyduğu için kendi isteğiyle yola çıkıp yanınıza geliyor.
2CO 8:18 Titusʼla birlikte başka bir imanlı kardeş yolluyoruz. Bu kardeş Müjdeʼyi yaydığı için bütün imanlı topluluklarında övülüyor.
2CO 8:19 Ayrıca, imanlılar toplulukları düzenlediğimiz bu yardımın götürülmesi için aynı kardeşi bizim yol arkadaşımız olarak seçtiler. Öyle ki Rab yüceltilsin, bizim de yardım etmeye istekli olduğumuz açıkça görülsün.
2CO 8:20 Bu cömert yardım hizmetimizde kimse bizi suçlamasın diye dikkat ediyoruz.
2CO 8:21 Çünkü yalnız Rabbin gözünde değil, insanların gözünde de iyi olanı yapmak istiyoruz.
2CO 8:22 Bu iki kişiyle birlikte başka bir kardeşimizi de yolluyoruz. Bu kardeşi birçok durumda defalarca denedik. Yardıma hevesli olduğunu anladık. Şimdi daha da büyük bir istekle hizmet etmek istiyor. Çünkü size güveni çok.
2CO 8:23 Titusʼa gelince, o benim ortağım ve aranızda çalışan hizmet arkadaşım. Diğer iki imanlı kardeşimiz ise toplulukların elçileri ve Mesihʼi yücelten kişilerdir.
2CO 8:24 Bunun için onları sevdiğinizi gösterin. İmanlılar toplulukları sizinle niçin gurur duyduğumuzu anlasınlar.
2CO 9:1 Aslında Allahʼın Yahudiyeʼdeki kutsal halkına yapılacak yardım hakkında size yazmam lazım değil.
2CO 9:2 Çünkü bu işe istekli olduğunuzu biliyorum. Zaten bu konuda sizi Makedonyaʼdaki imanlılara övüyorum. Onlara, Ahayaʼdaki sizlerin bir yıl önce bu işe hazır olduğunuzu söyledim. Sizin bu gayretiniz onların çoğunu harekete geçirdi.
2CO 9:3 Titusʼu ve diğer iki imanlı kardeşi size gönderiyorum. Söylediğim gibi yardım paranızı hazırlayın. Bu konuda sizinle boşuna övünmüş olmayayım.
2CO 9:4 Eğer bazı Makedonyalı imanlılar benimle gelip sizi hazırlıksız bulurlarsa, size güvendiğimiz için utanacağız. Sizin duyacağınız utançtan hiç söz etmeyeyim.
2CO 9:5 Bunun için biz gelmeden önce bu kardeşlerden yanınıza gelmelerini rica ettim. Söz verdiğiniz bağışları toplamaya sizi önceden hazırlamalarını gerekli gördüm. Böylece verdiğiniz zorla koparılan bir yardım değil, cömertlikle verilen bir hediye olsun.
2CO 9:6 Şunu unutmayın: “Az eken az biçer, bol eken bol biçer.”
2CO 9:7 Herkes yüreğinde niyet ettiği gibi bağış versin. İsteksizce ya da zorla vermesin. Çünkü Allah güler yüzle veren kişiyi sever.
2CO 9:8 Allah her çeşit bereketi size bol bol verecek güçtedir. Böylece siz her zaman her durumda her şeye yeterli ölçüde sahip olur, her iyi işe cömertçe katkıda bulunursunuz.
2CO 9:9 Kutsal Yazılarʼda yazıldığı gibi: “Malından dağıtıp fakirlere verir, cömertliği sonsuzlara kadar anılır.”
2CO 9:10 Ekilecek tohumu ve yemek için ekmeği sağlayan Allahʼtır. O ekeceğiniz tohumu sağlayacak ve çoğaltacak. Cömertçe davrandığınız için ürününüzü bollaştıracak.
2CO 9:11 Böylece her zaman cömertçe bağış verebilmek için her bakımdan zengin olacaksınız. Topladığınız yardımı muhtaç insanlara verdiğimiz zaman onlar Allahʼa şükredecekler.
2CO 9:12 Yaptığınız bu hizmet sadece Allahʼın kutsal halkının ihtiyaçlarını karşılamakla kalmıyor, birçoklarının Allahʼa şükretmesiyle de sonuçlanıyor.
2CO 9:13 Bu hizmetle imanınızın değerini kanıtlamış olacaksınız. İnsanlar sözle anlattığınız Mesih Müjdesiʼni nasıl yaşamınızla yerine getirdiğinizi anlayacaklar. Malınızı onlarla ve herkesle ne kadar cömertçe paylaştığınızı görüp Allahʼı yüceltecekler.
2CO 9:14 Allahʼın size bağışladığı olağanüstü lütfu görecekler. Bu sebeple sizin için derin sevgiyle dua edecekler.
2CO 9:15 Sözlerle anlatılamaz bağışı için Allahʼa şükürler olsun!
2CO 10:1 Ben Pavlus, Mesihʼin yumuşak huyu ve hoşgörüsüyle size rica ediyorum. Yanınızdayken çekingen, ama sizden uzaktayken cesurmuşum.
2CO 10:2 Böyle düşünenlere göre biz günahlı insan tabiatımıza uyarak yaşıyoruz. Kendimden emin olarak bu kişilere yalvarıyorum: Ne olur, yanınıza geldiğim zaman beni aynı cesaretle davranmaya zorlamayın.
2CO 10:3 Her ne kadar insan bedeninde yaşıyorsak da, ruhsal savaşımızı günahlı insan tabiatımıza uyarak sürdürmüyoruz.
2CO 10:4 Çünkü ruhsal savaşımızda insan silahları kullanmıyoruz. Bizim silahlarımız Allah sayesinde düşman kalelerini yıkacak kadar güçlüdür. Bu silahlarla yanlış fikirleri yok ediyoruz.
2CO 10:5 İnsanların Allahʼı tanımasına engel olan her gurur kaynağını ortadan kaldırıyoruz. Her düşünceyi esir alıp Mesihʼe itaat ettiriyoruz.
2CO 10:6 Siz tam olarak Mesihʼe itaat ettiğiniz zaman biz de aranızda itaatsiz olan herkesi cezalandırmaya hazır oluruz.
2CO 10:7 Gözünüzün önündeki gerçeklere bakın. Eğer sizden biri Mesihʼe ait olduğuna güvenirse, bunu bir kere daha düşünsün. Kendisi kadar biz de Mesihʼe bağlıyız.
2CO 10:8 Rabbin verdiği yetkiyle biraz fazla övünsem de, bundan utanmam. Çünkü bu yetki imanınızı yıkmak için değil, güçlendirmek için verildi.
2CO 10:9 Sizi mektuplarımla korkutan biri gibi görünmek istemiyorum.
2CO 10:10 Çünkü bazıları hakkımda şöyle diyormuş: “Mektupları ağır ve güçlü, ama bedensel görünüşü zayıf ve konuşma yeteneği sıfır.”
2CO 10:11 Bunu diyenler şunu iyi bilsinler ki, uzaktayken mektuplarımızda ne söylüyorsak, yanınıza geldiğimizde de onu yapacağız.
2CO 10:12 Kendilerini övenlerle kendimizi eş tutmaya ya da karşılaştırmaya kalkışmayız. Onlar kendilerini ölçü alıp, kendi kendileriyle kıyaslayarak akılsızlık ediyorlar.
2CO 10:13 Ama biz övünürken sınırımızı aşmayacağız. Allah hizmet etmemiz için bize belli bir alan çizdi. Bu alanın sınırları size kadar bile uzandı.
2CO 10:14 Öyle olmasaydı, size kadar gelmekle hizmet alanımızın sınırlarını aşmış olurduk. Oysa Mesihʼin Müjdesiʼni size ilk ulaştıran biz olduk.
2CO 10:15 Sınırımızı aşıp başkalarının çabalarıyla övünmüyoruz. Fakat imanınız büyüdükçe aranızdaki hizmet alanımız da daha genişleyecek diye umut ediyoruz.
2CO 10:16 Öyle ki, sizden ötedeki bölgelerde Mesihʼin Müjdesiʼni duyurabilelim. O zaman başkasının hizmet alanındaki başarılarla övünmüş olmayacağız.
2CO 10:17 “Övünen Rabʼle övünsün.”
2CO 10:18 Çünkü kabul edilmeye değer kişi kendi kendini öven değil, Rabbin övdüğü kişidir.
2CO 11:1 Keşke bu ufak akılsızlığımı hoş görebilseniz! Ne olur, beni hoş görün!
2CO 11:2 Sizin için Allahʼtan gelen bir kıskançlık duyuyorum. Sizi tek bir erkeğe, yani Mesihʼe nişanladım, öyle ki tertemiz bir bakire olarak Oʼna getireyim.
2CO 11:3 Fakat şöyle bir korkum var: yılan Havvaʼyı kurnazlığıyla kandırdığı gibi sizin fikrinizi de Mesihʼe olan saf ve candan bağlılığınızdan saptırabilir.
2CO 11:4 Çünkü birisi gelip size vaaz ettiğimizden farklı bir İsaʼyı vaaz ettiğinde bunu hoş görüyorsunuz. Hem de aldığınız Kutsal Ruhʼtan farklı bir ruhu veya bizden duyduğunuz Müjdeʼden farklı bir müjdeyi seve seve kabul ediyorsunuz.
2CO 11:5 Kendimi, üstün saydığınız o elçilerden hiç de aşağı görmüyorum.
2CO 11:6 Usta bir konuşmacı olmayabilirim, ama bilgi konusunda acemi değilim. Bunu size her durumda, her bakımdan açıkça gösterdik.
2CO 11:7 Allahʼın Müjdesiʼni karşılık almadan size vaaz ettim. Sizi şereflendirmek için kendimi böyle küçülttüm. Bunu yapmakla günah mı işledim?
2CO 11:8 Size hizmet etmek için başka topluluklardan para alarak onları adeta soydum.
2CO 11:9 Yanınızdayken, ihtiyacım olduğunda hiçbirinizin sırtından geçinmedim. İhtiyaçlarımı Makedonyaʼdan gelen imanlı kardeşler karşıladılar. Size hiçbir şekilde yük olmamaya dikkat ettim ve edeceğim.
2CO 11:10 Mesih sayesinde hep doğruyu söyleyen biri olarak diyorum ki, Ahaya bölgesinde kimse beni bu konuda övünmekten alıkoyamaz.
2CO 11:11 Niçin böyle konuşuyorum? Sizi sevmediğim için mi? Hayır, öyle değil. Allah biliyor ki, sizi seviyorum.
2CO 11:12 Ama ne yapıyorsam onu yapmaya devam edeceğim. Yeter ki, bizimle aynı hizmeti yapmakla övünen fırsatçılara fırsat vermeyeyim.
2CO 11:13 Böyle insanlar sahte elçiler, kendilerine Mesihʼin elçisi süsü veren dolandırıcılardır.
2CO 11:14 Buna şaşmayın! Çünkü Şeytan bile kendisine ışık meleği süsü verir.
2CO 11:15 Madem öyle, onun hizmetkârlarının da kendilerine doğru yolun hizmetkârı süsü vermesi şaşırtıcı değildir. Bu insanlar sonunda yaptıklarının cezasını çekecekler.
2CO 11:16 Yine söylüyorum. Kimse beni akılsız sanmasın. Ama, haydi öyle olsun! Beni akılsız kabul edin de, kendimle biraz övüneyim.
2CO 11:17 Şu söylediklerimle Rab gibi değil, akılsız biri gibi konuşuyorum. Çünkü akılsızın kendisiyle övünmeye cesareti olur.
2CO 11:18 Madem birçok kişi kendi başarılarıyla övünüyor, ben de aynı şeylerle övüneceğim.
2CO 11:19 Çünkü siz akıllısınız ya! Bu yüzden akılsızlara seve seve katlanırsınız.
2CO 11:20 Evet, sizi köle edenlere, hakkınızı yiyenlere, soyanlara, büyüklük taslayanlara ve suratınıza şamar atanlara katlanıyorsunuz.
2CO 11:21 Utanarak söylüyorum, bizim böyle davranmaya gücümüz yoktu! Ama başkasının herhangi bir konuda övünmek için cesareti varsa, benim de cesaretim var. Akılsız biri gibi konuşuyorum!
2CO 11:22 Onlar İbrani mi? Ben de İbraniyim! Onlar İsrail halkından mı? Ben de İsrail halkındanım! Onlar İbrahimʼin soyundan mı? Ben de İbrahimʼin soyundanım!
2CO 11:23 Onlar Mesihʼin hizmetkârları mı? Aklını kaçırmış biri gibi konuşuyorum! Ben onlardan daha iyi hizmetkârım: ben daha çok çalıştım, daha çok hapislere düştüm. Sayısız kere dayak yedim, sık sık ölüm tehlikesine düştüm.
2CO 11:24 Yahudilerin elinden beş defa otuz dokuz kırbaç cezasını aldım.
2CO 11:25 Üç defa değnekle dövüldüm, bir defa taşlandım. Üç defa binmiş olduğum gemi battı. Bir gün bir gece açık denizde kaldım.
2CO 11:26 Sık sık yolculuk yaptım. Irmaklardan, haydutlardan, kendi milletimden ve diğer milletlerden tehlikelerle karşılaştım. Şehirlerde, ıssız yerlerde, denizlerde ve kendilerini imanlı kardeş gösteren yalancılar arasında tehlikeye düştüm.
2CO 11:27 Çok çalıştım, ağır işler yaptım. Birçok geceyi uykusuz geçirdim. Aç ve susuz kaldım. Çok defa yiyecek bulamadım ve soğukta paltosuz kaldım.
2CO 11:28 Öbür problemlerin yanısıra, her gün beni ezen bir yük var. Bu da bütün imanlılar toplulukları için çektiğim kaygıdır.
2CO 11:29 Güçsüz olan biri varsa, ben nasıl kendimi güçsüz hissetmeyeyim? Yoldan saptırılan biri varsa, nasıl yüreğim onun için yanmasın?
2CO 11:30 Eğer övünmek lazımsa, güçsüzlüğümü gösteren şeylerle övüneceğim.
2CO 11:31 Rabbimiz İsaʼnın Allahʼı ve Babası yalan söylemediğimi biliyor. Rabbe sonsuzlara kadar övgüler olsun!
2CO 11:32 Şam şehrinde olduğum zaman Kral Aretasʼın emrindeki vali beni yakalamak için şehri sıkı kontrol altına aldı.
2CO 11:33 Fakat arkadaşlarım beni büyük bir sepetin içine koyup şehir duvarında bir pencereden aşağı indirdiler. Valinin elinden böyle kaçtım.
2CO 12:1 Faydalı olmasa da övünmek lazım. Şimdi Rabʼden aldığım olağanüstü görüntülere ve vahiylere gelelim.
2CO 12:2 Mesihʼe bağlı bir adam tanıyorum. Kendisi on dört sene önce en yüksek göğe götürüldü. Oraya bedeniyle mi, bedeninden ayrı olarak mı götürüldüğünü bilmiyorum. Bunu ancak Allah bilir.
2CO 12:3 Evet, tanıdığım öyle bir adam var. Bu olay bedence mi, yoksa bedenden ayrı olarak mı oldu? Bunu bilmiyorum. Ancak Allah bilir.
2CO 12:4 O adam cennete alındı. Orada dille anlatılamaz sözler işitti. Bu sözleri insanın tekrarlaması yasaktır.
2CO 12:5 İşte, öyle bir adamla övüneceğim. Ama kendimle övünmeyeceğim. Olsa olsa güçsüzlüğümü gösteren şeylerle övüneceğim.
2CO 12:6 Övünmek istesem bile, akılsızlık etmiş olmam, çünkü gerçeği söylemiş olurum. Fakat kimse beni olduğumdan üstün sanmasın diye övünmekten çekiniyorum. Öyle ki, kimse bana bende gördüğünden ve benden işittiğinden fazla önem vermesin.
2CO 12:7 Aldığım olağanüstü büyük vahiylerden dolayı gururlanmayayım diye, Allahʼın izniyle bedenime bir diken saplandı. Bu diken, bana eziyet eden Şeytanʼın bir meleğidir. Bu, gururlanmamayım diye oldu.
2CO 12:8 Bundan kurtulmak için Rabbe üç defa yalvardım.
2CO 12:9 Ama Rab bana şöyle dedi: “Benim lütfum sana yeter. Çünkü benim gücüm insan güçsüz olduğu zaman tam olarak görülür.” Bunun için güçsüzlüklerimle seve seve övüneceğim. Öyle ki, Mesihʼin gücü üzerimde olsun.
2CO 12:10 Bu sebeple, Mesihʼin uğruna güçsüzlükleri, aşağılanmaları, zorlukları, eziyetleri ve darlıkları sevinçle karşılıyorum. Çünkü ne zaman güçsüzsem, o zaman kuvvet buluyorum.
2CO 12:11 Böyle övünmekle kendimi aptal yerine koydum. Ama siz beni buna zorladınız. Aslında siz beni övmeliydiniz. Çünkü bir hiçsem de, üstün saydığınız o elçilerden hiçbir eksiğim yok.
2CO 12:12 Aranızdayken çok sabırlı davrandım. Elçiliğim mucizevi işaretler, harikalar ve mucizelerle kanıtlandı.
2CO 12:13 Siz öbür imanlı topluluklarından ne bakımdan eksik kaldınız? Tek eksiğiniz şu: sırtınızdan geçinmeye kalkışmadım. Bu haksızlığımı bağışlayın!
2CO 12:14 İşte yanınıza gelmeye hazırlanıyorum. Bu üçüncü ziyaretim olacak. Gelince sırtınızdan geçinmeyeceğim. Çünkü malınızı değil, sizi istiyorum. Ne de olsa, çocukların anne babaları için değil, anne babaların çocukları için para biriktirmesi lazım.
2CO 12:15 Canlarınız uğruna seve seve her şeyimi harcarım, kendimi bile feda ederim. Sizi daha çok seversem, ben daha az mı sevileceğim?
2CO 12:16 Peki, öyle olsun. Ben size yük olmadım. Ama kurnazmışım. Sözde sizi hileyle tuzağa düşürmüşüm!
2CO 12:17 Size gönderdiğim adamlardan biri aracılığıyla sizden faydalandım mı?
2CO 12:18 Sizi ziyaret etmesi için Titusʼa yalvarmıştım. Onunla birlikte öbür kardeşi de gönderdim. Acaba Titus sizden faydalandı mı? Hayır! Titusʼla ben aynı düşünceyle davranıp aynı yolu izlemedik mi?
2CO 12:19 Belki bunca zaman kendimizi gözünüzde haklı çıkarmaya çalıştığımızı sanıyorsunuz. Hayır, Allahʼın gözü önünde Mesihʼe ait kişiler olarak konuşuyoruz. Sevgili kardeşler, yaptığımız her şey ruhça güçlenmeniz içindir.
2CO 12:20 Çünkü yanınıza geldiğimde sizi istediğim vaziyette bulmayacağımdan korkuyorum. Siz de beni istediğiniz vaziyette bulmayabilirsiniz. Aranızda çekişme, kıskançlık, öfke, bencillik, iftira, dedikodu, gurur ve karışıklık olabilir.
2CO 12:21 Size tekrar geldiğim zaman, Allah beni önünüzde küçük düşürebilir diye korkuyorum. Birçoğunuz daha önce günah işlemiştiniz ve rezil davranışlardan, zina ve azgın seksüel hareketlerden tövbe etmediniz. Bu yüzden sizin için yas tutmak zorunda kalacağımdan korkuyorum.
2CO 13:1 Bu size üçüncü ziyaretim olacak. “Her suçlamanın iki ya da üç şahidin sözüyle doğrulanması lazım.”
2CO 13:2 Daha önce, ikinci defa yanınızda olduğum zaman sizi uyarmıştım. Şimdi yanınızda değilim. Ama daha önce günah işlemiş olanları ve diğer herkesi yine uyarıyorum. Bir daha geldiğimde günah işleyen kimseyi cezasız bırakmayacağım.
2CO 13:3 Mesih benim aracılığımla konuşuyor diye benden kanıt istiyorsunuz. Kanıt şudur ki, Mesih sizinle uğraşırken güçsüz değildir. Tersine, O aranızda gücünü gösteriyor.
2CO 13:4 Gerçi Mesih çarmıha gerildiği zaman güçsüzdü. Ama şimdi O Allahʼın kudretiyle yaşıyor. Biz de çarmıha gerilen Mesihʼe ait olarak güçsüzüz, ama sizinle uğraşırken Oʼnunla birlikte Allahʼın kudretiyle yaşayacağız.
2CO 13:5 İman yolunda olup olmadığınızı görmek için kendinizi yoklayın, sınayın. İsa Mesihʼin aranızda olduğunu bilmiyor musunuz? Yoksa sınandığınızda imanınızın eksik olduğu mu ortaya çıkıyor?
2CO 13:6 Sınandığımızda bizim imanımız eksik çıkmadı. Umarım bunu anlıyorsunuz.
2CO 13:7 Siz hiçbir kötülük yapmayasınız diye, Allahʼa dua ediyoruz. Bunu başarılı olduğumuzu göstermek için yapmıyoruz. Biz başarısız görünsek bile, sizin iyi olanı yapmanız için dua ediyoruz.
2CO 13:8 Çünkü gerçeğe karşı gelemeyiz, ancak gerçek için çalışabiliriz.
2CO 13:9 Güçsüz olduğumuz zaman siz güçlüsünüz diye seviniriz. Tamamen düzelmeniz için dua ediyoruz.
2CO 13:10 Onun için bunları daha gelmeden yazıyorum. Rabbin bana verdiği yetki, imanınızı güçlendirmek içindir, yok etmek için değil. Size geldiğim zaman bu yetkiyi kullanıp size sert davranmak istemiyorum.
2CO 13:11 Son olarak, ey kardeşler, sevinin! Hayatınızı düzene sokun. Ricalarıma kulak verin. Birbirinizle iyi geçinip barış içinde yaşayın. O zaman sevgi ve barış kaynağı olan Allah yardımcınız olacak.
2CO 13:12 Birbirinizi Allahʼın kutsal halkına yakışan bir öpücükle selamlayın.
2CO 13:13 Burada Allahʼın kutsal halkına ait olanların hepsi size selam ediyor.
2CO 13:14 Rabbimiz İsa Mesihʼin lütfu, Allahʼın sevgisi ve Kutsal Ruhʼun beraberliği hepinizle olsun.
GAL 1:1 Ben Pavlus, ne insan tarafından, ne de insan yetkisiyle elçi seçildim. Beni elçi yapan, İsa Mesih ve Oʼnu ölümden dirilten Baba Allahʼtır. Benden ve yanımdaki bütün imanlı kardeşlerden,
GAL 1:3 Babamız Allahʼtan ve Rab İsa Mesihʼten size lütuf ve esenlik olsun.
GAL 1:4 Mesih, Babamız Allahʼın isteğine uyarak kendini günahlarımız için feda etti. Öyle ki, bizi şimdiki kötü dünyadan kurtardı.
GAL 1:5 Allahʼa sonsuzlara kadar övgüler olsun! Amin.
GAL 1:6 Size şaşıyorum! Allah Mesihʼin lütfuyla sizi kendisine çağırdı. Nasıl oluyor da, Oʼnu bu kadar çabuk terk edip başka bir müjdeye dönüyorsunuz?
GAL 1:7 Aslında başka bir müjde yok ki! Ama kafalarınızı karıştıran bazı kişiler var. Bu adamlar Mesihʼin Müjdesiʼni çarpıtmak istiyorlar.
GAL 1:8 Size bildirdiğimiz Müjdeʼye ters düşen bir müjde vaaz eden, ister biz kendimiz olalım, ister gökten bir melek olsun, Allahʼtan cezasını alsın!
GAL 1:9 Daha önce söylediğimiz gibi, bir kere daha söylüyorum: her kim aldığınız Müjdeʼye ters düşen bir müjde bildirirse, Allahʼtan cezasını alsın!
GAL 1:10 Şimdi kimi memnun etmeye çalışıyorum: insanları mı, yoksa Allahʼı mı? Eğer hâlâ insanları memnun etmeye çalışsaydım, Mesihʼin kulu olmazdım.
GAL 1:11 Kardeşler, şunu bilmenizi isterim: duyurduğum Müjde insan fikri değil.
GAL 1:12 Bu Müjdeʼyi insandan alıp öğrenmedim. Onu bana vahiyle İsa Mesihʼin kendisi bildirdi.
GAL 1:13 Eskiden Yahudi dinine bağlı olduğum zaman nasıl bir hayat sürdüğümü duydunuz. Allahʼın topluluğuna acımasızca eziyet ettim ve onu yok etmeye çalıştım.
GAL 1:14 Yahudi dininde benimle aynı yaşta olan soydaşlarımın çoğundan daha çok ilerliyordum. Atalarımın adetlerini büyük bir titizlikle yerine getiriyordum.
GAL 1:15 Fakat Allah bana lütfunu gösterdi. Ben daha annemin karnındayken beni seçti ve hizmetine çağırdı.
GAL 1:16 Oğluʼnuvahiyle bana göstermeyi uygun gördü. Çünkü Oʼnu bütün milletlerin arasında müjdelememi istedi. Bense bu konuda hemen insanlara danışmadım.
GAL 1:17 Benden önce elçi olanları görmek için Yeruşalimʼe gitmedim. Arabistanʼa gittim. Daha sonra tekrar Şam şehrine döndüm.
GAL 1:18 Sonra, aradan üç yıl geçince Petrusʼla tanışmak için Yeruşalimʼe gittim. Onun yanında on beş gün kaldım.
GAL 1:19 Ondan ve Rab İsaʼnın kardeşi Yakubʼdan başka hiçbir elçiyle tanışmadım.
GAL 1:20 Bu yazdıklarımın yalan olmadığına Allah şahidimdir.
GAL 1:21 Sonra, Suriye ve Kilikya bölgelerine gittim.
GAL 1:22 Mesihʼin Yahudiye bölgesinde olan toplulukları benim yüzümü henüz görmemişlerdi.
GAL 1:23 Sadece şunu işitiyorlardı: “Daha önce bize eziyet eden adam, eskiden yok etmeye çalıştığı inancı şimdi kendisi müjdeliyor!”
GAL 1:24 Sayemde Allahʼı yücelttiler.
GAL 2:1 Sonra, aradan on dört yıl geçince yine Yeruşalimʼe gittim. Barnaba benimle beraberdi. Yanıma Titusʼu da aldım.
GAL 2:2 Allah oraya gitmemi vahiyle buyurmuştu. İleri gelenlerle özel olarak görüştüm. Milletler arasında vaaz ettiğim Müjdeʼyi onlara anlattım. Çünkü geçmişte de gelecekte de uğraşlarımın boşa gitmesini istemiyordum.
GAL 2:3 Benimle gelen Grek asıllı Titus bile sünnet olmak zorunda kalmadı.
GAL 2:4 Sünnet meselesi aramıza sızan, yalan yere imanlı kardeşiz diyen kişiler tarafından ortaya çıkarılmıştı. Amaçları, Mesih İsa sayesinde sahip olduğumuz özgürlük hakkında el altından bilgi edinmekti. Çünkü bizi dinlerine esir etmek istiyorlardı.
GAL 2:5 Fakat bir an için bile, onlara yüz vermedik, boyun eğmedik. Çünkü Mesih Müjdesiʼnin özünü sizin için korumak istiyorduk.
GAL 2:6 İleri gelenler ise –onlar neymiş bence fark etmez, çünkü Allah insanlar arasında ayrım yapmaz– evet, ileri gelenler duyurduğum Müjdeʼye hiçbir şey katmadılar.
GAL 2:7 Tersine, Müjdeʼyi Yahudilere duyurma işinin Petrusʼa emanet edildiği gibi, Yahudi olmayanlara duyurma işinin bana emanet edildiğini gördüler.
GAL 2:8 Çünkü Petrusʼu güçlendirip elçi olarak Yahudilere gönderen Allah, beni de güçlendirip diğer milletlere gönderdi.
GAL 2:9 Yakub, Petrus ve Yuhanna Allahʼın topluluğunun direkleri olarak tanınıyorlardı. Onlar Allahʼtan bana bağışlanan lütfu fark edince beraberliğimiz belli olsun diye bana ve Barnabaʼya sağ ellerini uzattılar. Bizim diğer milletlere gitmemiz, onların da Yahudilere gitmeleri için anlaştık.
GAL 2:10 Bizden tek bir ricaları vardı: “Buradaki fakirlere yardım etmeyi unutmayın” dediler. Ben de zaten bunu yapmaya hevesliydim.
GAL 2:11 Ama Petrus Antakya şehrine geldiği zaman, ona karşı olduğumu yüzüne söyledim. Çünkü o çok yanlış davranıyordu.
GAL 2:12 Yakubʼun yanından bazı adamlar gelmeden önce Petrus, Yahudi olmayan imanlılarla beraber oturup yemek yerdi. Ama o adamlar gelince çekildi, kendini ayrı tuttu. Çünkü Yahudi olmayan imanlıları sünnet etmek lazım diyen o adamlardan korkuyordu.
GAL 2:13 Öbür Yahudi imanlılar da onun ikiyüzlülüğüne katıldılar. Öyle ki, Barnaba bile onların ikiyüzlülüğüyle yoldan saptırıldı.
GAL 2:14 Ben Müjdeʼnin özüne uygun davranmadıklarını fark ettim. Bunun için herkesin önünde Petrusʼa şöyle dedim: “Sen bir Yahudi iken, diğer milletler gibi yaşıyorsun, Yahudi gibi yaşamıyorsun. Nasıl oluyor da, Yahudi olmayanları Yahudi gibi yaşamaya zorluyorsun?”
GAL 2:15 Biz doğma büyüme Yahudiyiz. “Günahkâr” sayılan diğer milletlerden değiliz!
GAL 2:16 Yine de biliyoruz ki, insan Tevrat kanunlarını yerine getirmekle Allahʼın gözünde doğru sayılmaz, tersine Mesih İsaʼya iman etmekle doğru sayılır. Bu sebeple biz Yahudiler de Mesih İsaʼya iman ettik, öyle ki, Tevratʼı yerine getirmekle değil, Mesihʼe iman etmekle doğru sayılalım. Ne de olsa hiç kimse Tevratʼı yerine getirmekle doğru sayılmayacak.
GAL 2:17 Biz Yahudi imanlılar Allahʼın gözünde doğru sayılmak için Mesihʼe sığındık. Bu yüzden diğer Yahudilerin gözünde biz kendimiz günahkâr çıktık. Öyleyse Mesih günaha mı hizmet etti? Hayır, olmaz öyle şey!
GAL 2:18 Eğer yıktığım şeyi yeniden kurmaya kalkarsam, o zaman kendimi günahkâr çıkarırım.
GAL 2:19 Çünkü ben Tevrat kanunları yüzünden o kanunlar karşısında öldüm. Öyle ki, Allah için yaşayayım.
GAL 2:20 Mesihʼle beraber çarmıha gerildim. Artık ben yaşamıyorum, Mesih bende yaşıyor. Şimdi bu bedende yaşadığım hayatı Allahʼın Oğlu olan Mesihʼe iman ederek yaşıyorum. O beni sevdi, kendini benim için feda etti.
GAL 2:21 Allahʼın lütfunu kenara atmıyorum. Çünkü Tevrat kanunlarını yerine getirerek Allahʼın gözünde doğru sayılabilseydik, o zaman Mesih boşuna ölmüş olurdu.
GAL 3:1 Ey akılsız Galatyalılar! Sizi kim büyüledi? İsa Mesihʼin çarmıha gerildiğini gözlerinizin önünde resim çizer gibi size açıkça anlattım.
GAL 3:2 Sizden sadece şunu öğrenmek istiyorum: Kutsal Ruhʼu nasıl aldınız? Tevrat kanunlarını yerine getirerek mi, yoksa duyduğunuz habere iman ederek mi?
GAL 3:3 Siz o kadar akılsız mısınız? Kutsal Ruhʼun sizde başlattığı işi şimdi kendi çabanızla mı tamamlamaya çalışıyorsunuz?
GAL 3:4 Bunca şeyi boşuna mı yaşadınız? Gerçekten boşuna mıydı?
GAL 3:5 Allah size Ruhʼu devamlı veriyor ve aranızda mucizeler yaratıyor. Bunu Tevrat kanunlarını yerine getirdiğiniz için mi, yoksa duyduğunuz habere iman ettiğiniz için mi yapıyor?
GAL 3:6 Tıpkı bunun gibi: “İbrahim Allahʼa iman etti ve bu ona doğruluk sayıldı.”
GAL 3:7 Bundan anlayacağınız gibi, İbrahimʼin asıl oğulları iman edenlerdir.
GAL 3:8 Allah diğer milletleri imanları sayesinde doğru sayacağını Kutsal Yazıʼda önceden bildirdi. “Bütün milletler senin sayende berekete kavuşacak” diyerek Müjdeʼyi İbrahimʼe önceden duyurdu.
GAL 3:9 Böylece iman edenler, imanlı İbrahimʼle birlikte berekete kavuşurlar.
GAL 3:10 Tevrat kanunlarını yerine getirmekle doğru sayılacağını sananlar Allahʼın lanetine uğrarlar. Çünkü şöyle yazılmıştır: “Tevrat kitabında yazılanların hepsini devamlı yerine getirmeyen herkes Allahʼın lanetine uğrar.”
GAL 3:11 Şimdi, Allahʼın gözünde hiç kimse kanunla doğru sayılmayacak. Bu besbelli. Çünkü “Allahʼın doğru saydığı kişi imanı sayesinde hayat bulacak.”
GAL 3:12 Kanun imana dayanmaz. Tam tersine: “Tevrat kanunlarını yerine getiren kişi bunlarla hayat bulacak.”
GAL 3:13 Mesih kendisi lanete uğrayarak bizi Tevratʼın lanetinden kurtardı. Çünkü şöyle yazılmıştır: “Darağacına asılan herkes lanetlidir.”
GAL 3:14 Böylece İbrahimʼe vaat edilen bereket Mesih İsa aracılığıyla diğer milletlere ulaştı. Öyle ki, biz iman ederek Allahʼın vaat ettiği Ruhʼu alalım.
GAL 3:15 Kardeşler, günlük hayattan bir örnek vereyim. İnsanlar arasında yapılan bir antlaşma kesinleştikten sonra kimse onu geçersiz kılamaz ya da ona başka şartlar ekleyemez.
GAL 3:16 Allahʼın İbrahimʼe ve onun soyundan gelene verdiği vaatler de böyledir. Allah sanki birçok kişiden söz ediyormuş gibi “ve soyundan gelenlere” demiyor. Hayır, “ve soyundan gelene” demekle tek bir kişiden söz ediyor. O kişi Mesihʼtir.
GAL 3:17 Şunu demek istiyorum: Allahʼın yaptığı antlaşma kesindir. Ondan dört yüz otuz yıl sonra verilen Tevrat kanunları, bu antlaşmayı hükümsüz kılamaz, Allahʼın vaadini ortadan kaldıramaz.
GAL 3:18 Çünkü eğer Allahʼın vereceği miras Tevrat kanunlarına dayansaydı, artık Allahʼın vaadine dayanmazdı. Fakat Allah, mirası İbrahimʼe verdiği vaatle lütfetti.
GAL 3:19 Öyle ise, Tevrat kanunları ne maksatla verildi? Bu kanunlar insanların suçluluğunu ortaya çıkarmak için antlaşmaya eklendi. Tevrat kanunları Allahʼın söz verdiği çocuk gelene kadar geçerli olacaktı. Tevrat melekler tarafından, bir aracının eliyle halka verildi.
GAL 3:20 Tek taraflı yapılan işlerde aracı kullanılmaz. Allah da söz verirken tek taraflı davrandı.
GAL 3:21 O zaman, Tevrat kanunları Allahʼın vaatlerine ters mi düşer? Olmaz öyle şey! Çünkü eğer hayat getirebilen bir kanun verilmiş olsaydı, doğruluk gerçekten de kanuna dayanırdı.
GAL 3:22 Fakat Kutsal Yazılarʼa göre bütün dünya günaha esirdir. Öyle ki, Allahʼın vaat ettiği bağış, İsa Mesihʼe olan imana dayansın, İsa Mesihʼe iman edenlere verilsin.
GAL 3:23 Ama iman zamanı gelmeden önce Tevrat kanunları bizi hapiste tutuyordu. İman yolu açıklanıncaya kadar bu kanunların esiriydik.
GAL 3:24 Demek ki, Tevrat kanunları çocuk eğitmeni gibi bizi Mesihʼe götürdü. Öyle ki, imana dayanarak doğru sayılalım.
GAL 3:25 Şimdi iman zamanı geldiği için artık öyle bir eğitmene ihtiyacımız yok.
GAL 3:26 Böylece Mesih İsaʼya iman ettiğiniz için hepiniz Allahʼın oğullarısınız.
GAL 3:27 Çünkü vaftiz edilip Mesihʼle birleşenleriniz yeni elbise giyer gibi Mesihʼi benimsemiş olur.
GAL 3:28 Artık Yahudi ve Grek, köle ve özgür kişi, erkek ve kadın arasında ayrım yok. Çünkü hepiniz Mesih İsaʼya ait olarak birsiniz.
GAL 3:29 Mesihʼe ait olduğunuz için İbrahimʼin soyundansınız, Allahʼın vaadine göre mirasçılarsınız.
GAL 4:1 Şunu demek istiyorum: mirasçı çocuk olduğu sürece, her şeyin sahibi olsa da, bir köleden farksızdır.
GAL 4:2 Babasının kararlaştırdığı zamana kadar, kendisini güden ve malını mülkünü yöneten kişilerin emrindedir.
GAL 4:3 Aynı şekilde biz de çocuk gibiydik. Bu dünyayı yöneten temel kuvvetlere esirdik.
GAL 4:4 Ama zaman dolunca, Allah kendi Oğluʼnu gönderdi. O, bir kadından doğdu ve Tevrat kanunlarına uyarak yaşadı.
GAL 4:5 Öyle ki, Tevrat kanunlarının hükmü altında yaşayanları esirlikten kurtarsın ve bizler oğulluk hakkını alalım.
GAL 4:6 Oğul olduğunuz için Allah, kendi Oğluʼnun “Abba!” yani Baba diye haykıran Ruhuʼnu yüreklerinize koydu.
GAL 4:7 Bu yüzden artık sen köle değil, oğulsun. Hem de oğul olduğun için Allah seni mirasçı da yaptı.
GAL 4:8 Siz Allahʼtan daha habersizken, gerçekte tanrı olmayan varlıklara kölelik ederdiniz.
GAL 4:9 Ama şimdi Allahʼı tanıdınız, daha doğrusu, Allah tarafından tanındınız. O zaman nasıl oluyor da, siz tekrar bu dünyayı yöneten temel kuvvetlere dönüyorsunuz? O güçsüz ve faydasız kuvvetlere yeniden esir mi olmak istiyorsunuz?
GAL 4:10 Özel günleri, ayları, mevsimleri ve yılları kutluyorsunuz.
GAL 4:11 Sizin için korkuyorum. Acaba sizin için boşuna mı uğraştım?
GAL 4:12 Kardeşler, size yalvarırım, benim gibi olun, çünkü ben de sizin gibi oldum. Siz bana hiç kötü davranmadınız.
GAL 4:13 Bildiğiniz gibi hasta olduğum için yanınıza geldim ve Müjdeʼyi size ilk defa o zaman vaaz ettim.
GAL 4:14 Bedenimin vaziyeti sabrınızı denemiş olmalı. Yine de beni hor görmediniz, reddetmediniz. Beni Allahʼın bir meleğini, hatta İsa Mesihʼin kendisini kabul eder gibi kabul ettiniz.
GAL 4:15 Gösterdiğiniz o iyi niyete ne oldu? Sizin için şahitlik ederim ki, eğer mümkün olsaydı, kendi gözlerinizi çıkarıp bana verirdiniz.
GAL 4:16 Peki, doğrusunu söylediğim için size düşman mı oldum?
GAL 4:17 O kişiler sizi kazanmaya uğraşıyorlar. Ama iyi niyetle uğraşmıyorlar. Sizi benden ayırmak istiyorlar. Öyle ki, siz onlar için uğraşasınız.
GAL 4:18 İyi niyetle uğraşılacaksa, yalnız aranızda olduğum zaman değil, her zaman uğraşmak iyidir.
GAL 4:19 Ey evlatlarım! Mesih hayatlarınızda şekil alana kadar sizin için adeta yeniden doğum sancısı çekiyorum.
GAL 4:20 Keşke şu an sizinle beraber olup sesimin tonunu değiştirebilsem, çünkü sizinle ne yapacağıma şaşırdım.
GAL 4:21 Tevrat kanunlarının hükmü altında olmak isteyen sizler söyleyin bana bakalım, Tevratʼın ne dediğini bilmiyor musunuz?
GAL 4:22 Tevratʼta şöyle yazılmıştır: İbrahimʼin iki oğlu vardı, biri köle kadından, öbürü de özgür kadından.
GAL 4:23 Köle kadının oğlu herhangi bir insan gibi doğdu. Özgür kadının oğlu ise, Allahʼın vaadi sonucu doğdu.
GAL 4:24 Bu dediklerim benzetme olarak anlaşılabilir. Bu kadınlar iki antlaşmaya benzer: biri Sina Dağıʼndan olan antlaşmadır. Bu antlaşma, Hacerʼe benzer. Hacer köle kadındır; bu yüzden köle çocuklar doğurur.
GAL 4:25 Hacer, Arabistanʼdaki Sina Dağıʼnı temsil eder. Bu dağ şimdiki Yeruşalimʼin karşılığıdır. Çünkü o, çocuklarıyla birlikte kölelik ediyor.
GAL 4:26 Ama göksel Yeruşalim özgürdür. Bizim annemiz odur.
GAL 4:27 Çünkü şöyle yazılmıştır: “Sevin, ey kısır olan, doğurmayan kadın! Doğum sancısı nedir bilmeyen sen, sesini yükselt ve haykır! Çünkü terk edilmiş kadının çocukları, kocalı kadının çocuklarından daha çoktur.”
GAL 4:28 Sizler ise, kardeşler, İshak gibi Allahʼın vaadi sonucu doğan evlatlarsınız.
GAL 4:29 Ama durum eskiden neyse, şimdi de öyle: herkes gibi doğan, Allahʼın Ruhuʼnun gücüyle doğana eziyet ediyor.
GAL 4:30 Ama Tevrat ne diyor? “Köle kadını ve onun oğlunu kov. Çünkü köle kadının oğlu, özgür kadının oğluyla birlikte mirasçı olmayacak.”
GAL 4:31 Biz de kardeşler, köle kadının evlatları değil, özgür kadının evlatlarıyız.
GAL 5:1 Mesih bizi özgürlük içinde yaşayalım diye özgür kıldı. Bu özgürlüğe sıkı tutunun ve bir daha kölelik boyunduruğuna girmeyin.
GAL 5:2 Bakın, ben Pavlus, size şunu söyleyeyim: eğer sünnet olursanız, Mesihʼin size hiç faydası olmayacak.
GAL 5:3 Kendini sünnet ettiren herkesi yine uyarıyorum: Bunu yapan kişi Tevrat kanunlarının hepsini yerine getirmeye mecburdur.
GAL 5:4 Ey Tevrat kanunlarına uyarak Allahʼın gözünde doğru sayılmaya çalışan sizler: Mesihʼten büsbütün ayrıldınız, Allahʼın lütfundan uzak düştünüz.
GAL 5:5 Biz ise Kutsal Ruhʼa dayanarak doğru sayılmaktan gelen umudun gerçekleşmesini imanla bekliyoruz.
GAL 5:6 Mesih İsaʼya ait olanlar için sünnetli olup olmamak önemli değil. Önemli olan, sevgiyle harekete geçen imandır.
GAL 5:7 İyi ilerliyordunuz. Sizi gerçeğe uymaktan kim alıkoydu?
GAL 5:8 İnandığınız yalan sizi kendisine çağıran Allahʼtan değil.
GAL 5:9 “Az bir maya bütün hamuru kabartır.”
GAL 5:10 Hakkınızda Rabbe güvenim var. Eminim ki, farklı bir görüşünüz olmayacak. Ama aklınızı karıştıran kim olursa olsun, cezasını çekecek.
GAL 5:11 Bana gelince, kardeşler, eğer hâlâ sünnetin lazım olduğunu vaaz ediyorsam, niçin hâlâ eziyet görüyorum? Öyle vaaz etsem, çarmıh engeli ortadan kaldırılmış olur.
GAL 5:12 Keşke huzurunuzu kaçıranlar sünnet olmakla kalmayıp kendilerini tamamen kesseler!
GAL 5:13 Evet, kardeşler, siz özgürlüğe çağrıldınız. Ancak özgürlüğünüzü insan tabiatınıza uymak için fırsat olarak kullanmayın. Tam tersine, sevgiyle birbirinize hizmet edin.
GAL 5:14 Çünkü Tevrat kanunlarının tümü tek bir sözde özetlenmiştir: “Komşunuzu kendinizi sevdiğiniz gibi sevin.”
GAL 5:15 Ama birbirinizle diş ve tırnakla kavga ederseniz, dikkat edin, birbirinizi yok etmeyesiniz.
GAL 5:16 Demek istediğim şu: Kutsal Ruhʼun gösterdiği yolda yürüyün. O vakit insan tabiatınızın heveslerine uymazsınız.
GAL 5:17 Çünkü insan tabiatı Ruhʼa, Ruh da insan tabiatına ters düşeni arzular. Bunlar birbirlerine aykırıdır. Sonuç olarak yapmak istediğinizi yapamıyorsunuz.
GAL 5:18 Ama eğer Ruh sizi güdüyorsa, Tevrat kanunlarının hükmü altında değilsiniz.
GAL 5:19 İnsan tabiatının yaptıkları bellidir: seksüel günah, pislik, azgın seksüel hareketler,
GAL 5:20 putperestlik, büyücülük, düşmanlık, çekişme, kıskançlık, öfke, bencil tutkular, kavgalar, bölünmeler,
GAL 5:21 çekememezlik, sarhoşluk, çılgın eğlenceler ve buna benzer şeyler. Sizi daha önce uyardığım gibi yine uyarıyorum, böyle davrananlar Allahʼın Krallığıʼnı miras almayacaklar.
GAL 5:22 Ama Ruhʼun meyvesi şudur: sevgi, sevinç, esenlik, sabır, şefkat, iyilik, sadakat,
GAL 5:23 yumuşak huyluluk ve kendini kontrol. Böyle şeyleri yasaklayan bir kanun yoktur.
GAL 5:24 Mesih İsaʼya ait olanlar insan tabiatını tutkuları ve hevesleriyle birlikte çarmıha gerdiler.
GAL 5:25 Ruh sayesinde hayat buluyoruz. Öyleyse Ruhʼun gösterdiği yolu tutalım.
GAL 5:26 Boş yere gururlanmayalım. Birbirimizi kızdırmayalım. Birbirimizi kıskanmayalım.
GAL 6:1 Kardeşler, birisi suç işlerken yakalansa bile, Kutsal Ruhʼa uyan kişiler olarak onu yumuşak huyla yola getirin. Siz de yoldan saptırılmamak için kendinizi kollayın.
GAL 6:2 Birbirinizin dertlerine ortak olun. O zaman Mesihʼin kanununu yerine getirmiş olursunuz.
GAL 6:3 İnsan bir hiçken kendini önemli sayarsa, kendi kendini aldatmış olur.
GAL 6:4 Herkes kendi yaptıklarını değerlendirsin. O zaman başkasının yaptıklarıyla değil, yalnız kendi yaptıklarıyla övünür.
GAL 6:5 Çünkü herkes kendi yükünü taşımalı.
GAL 6:6 Ders alan kişi Allahʼın sözünü öğretenle her çeşit nimeti paylaşsın.
GAL 6:7 Aldanmayın, Allahʼla alay edilmez. Çünkü insan ne ekerse, onu biçer.
GAL 6:8 Günahlı insan tabiatına eken, bundan çürük ürün biçer. Kutsal Ruhʼa eken, Ruhʼtan sonsuz yaşam ürününü biçer.
GAL 6:9 İyilik yapmaktan usanmayalım. Çünkü iyilik yapmaktan yorulmazsak, vakti gelince ürün biçeriz.
GAL 6:10 Onun için fırsatımız varken herkese, özellikle iman ailesinden olanlara iyilik yapalım.
GAL 6:11 Bakın, size ne kadar kocaman harflerle, kendi elimle yazıyorum!
GAL 6:12 Sizi sünnet olmaya zorlayanlar, sadece insanın dış görünüşüne önem veriyorlar. Tek amaçları, Mesihʼin çarmıhı uğruna eziyet çekmemektir.
GAL 6:13 Ama sünnetlilerin kendileri bile Tevrat kanunlarını yerine getirmiyorlar. Sadece sünnetli halinizle övünebilmek için sünnet olmanızı istiyorlar.
GAL 6:14 Bana gelince, sadece Rabbimiz İsa Mesihʼin çarmıhtaki ölümüyle övüneceğim. Beni başka bir şeyle övünmekten Allah korusun! Mesihʼin çarmıhı sayesinde dünya benim için ölüdür, ben de dünya için ölüyüm.
GAL 6:15 Sünnetli olup olmamak önemli değil. Tek önemli şey, yeniden yaratılmış olmak.
GAL 6:16 Bu prensibe göre yaşayan herkese yani Allahʼın İsrailiʼne esenlik ve merhamet olsun.
GAL 6:17 Bundan sonra hiç kimse bana sıkıntı çıkarmasın. Çünkü İsa Mesihʼe ait olduğumu gösteren yara izlerini bedenimde taşıyorum.
GAL 6:18 Kardeşler, Rabbimiz İsa Mesihʼin lütfu sizlere ruhsal destek olsun. Amin.
EPH 1:1 Ben, Pavlus, Allahʼın isteğiyle Mesih İsaʼnın elçisiyim.
EPH 1:2 Babamız Allahʼtan ve Rab İsa Mesihʼten size lütuf ve esenlik olsun.
EPH 1:3 Rabbimiz İsa Mesihʼin Babası Allahʼa övgüler olsun. Mesih sayesinde O bize göksel yerlerdeki bütün ruhsal bereketleri bağışladı.
EPH 1:4 Allah dünyayı yaratmadan önce bizi Mesihʼte seçti. Bunu kendimizi Oʼna adayıp gözünde kusursuz bir yaşam sürmemiz için yaptı. Çünkü bizi sevdi.
EPH 1:5 Kendi isteğine ve amacına uyarak İsa Mesih aracılığıyla kendi oğulları olmamıza önceden karar verdi.
EPH 1:6 Böylece sevgili Oğlu sayesinde bize bağışladığı bu görkemli lütuf için Oʼnu övüyoruz.
EPH 1:7 Mesihʼin çarmıhta akıtılan kanı günahlarımızın fidyesi oldu. Bu sayede kurtulduk. Allah, üzerimize bol bol yağdırdığı lütufla günahlarımızı bağışladı. Bize tam bir hikmet ve anlayış verdi.
EPH 1:9 Önceleri sır olan isteğini kendi iyi amacına uygun olarak bize açıkladı. Bu amacı Mesih aracılığıyla tamamlamaya karar verdi.
EPH 1:10 Allah, zamanı gelince planını yerine getirecek. Bu plana göre göklerde ve yeryüzünde her şeyi Mesihʼin hükmü altında bir araya getirecek.
EPH 1:11 Mesihʼe ait olduğumuz için Allahʼın halkı olmaya seçildik. Allah buna bizim için önceden karar verdi. Çünkü O, her şeyi kendi planına göre kararlaştırır, her şeyi isteğine ve amacına göre düzenler.
EPH 1:12 Mesihʼe ilk umut edenler biz Yahudilerdik. Allahʼın yüceliğini övmek için seçildik.
EPH 1:13 Siz de gerçeği bildiren haberi, yani size kurtuluş getiren Müjdeʼyi duyunca Mesihʼe iman ettiniz. Oʼna ait olduğunuz için Allah sizi vaat ettiği Kutsal Ruhʼla mühürledi.
EPH 1:14 Kutsal Ruh alacağımız mirasın garantisi olarak bize verildi. Allah, sonunda bizi kendi halkı olarak tam bir özgürlüğe kavuşturacak. Öyle ki, Oʼnun yüceliğini övelim.
EPH 1:15 Ben de topluluk olarak Rab İsaʼya iman ettiğinizi ve Allahʼın bütün kutsal halkını sevdiğinizi işittim.
EPH 1:16 Bu sebeple dualarımda sizi andığım zaman, sizin için durmadan şükrediyorum.
EPH 1:17 Dua ediyorum ki, Rabbimiz İsa Mesihʼin yüce Babası Allah, size vahiyle ruhsal hikmet versin. Öyle ki, Oʼnu daha yakından tanıyasınız.
EPH 1:18 O zaman aklınız aydınlandığı için Allahʼın sizi nasıl bir umuda davet ettiğini anlayacaksınız. Böylece Allahʼın kutsal halkına vereceği mirasın ne kadar görkemli ve değerli olduğunu fark edeceksiniz.
EPH 1:19 Biz iman edenlere verilen Allahʼın olağanüstü büyük kudretini anlayacaksınız. Allahʼın içimizde işleyen bu kudreti, Mesihʼi ölümden diriltmek ve göksel yerlerde kendi sağına oturtmak için kullandığı üstün güçle aynıdır.
EPH 1:21 Mesih, her tür yönetim, yetki, kuvvet ve egemenlik üzerinde hüküm sürer. Mesihʼin adı sadece bu dünyada değil, gelecek dünyada anılacak bütün adlardan daha üstündür.
EPH 1:22 Allah her şeyi Mesihʼin ayakları altına serip Oʼnun emrine verdi, imanlılar topluluğu uğruna Oʼnu her şeye hâkim yaptı.
EPH 1:23 İmanlılar topluluğu Mesihʼin bedenidir ve her şeyi her yönden dolduran Mesihʼin varlığıyla doludur.
EPH 2:1 Siz işlediğiniz suçlar ve günahlar yüzünden ruhça ölüydünüz.
EPH 2:2 Bir zamanlar günahlı hayat yaşıyordunuz. Bu dünyanın gidişine ayak uyduruyordunuz. Şeytanʼın dediğini yapıyordunuz. Dünya üzerindeki kuvveti yöneten Şeytan, Allahʼa itaat etmeyenleri şu anda kontrol eden ruhtur.
EPH 2:3 Bir zamanlar hepimiz bu insanlar gibi insan tabiatımızın heveslerine uyarak yaşıyorduk. Bedenimiz ve aklımız ne isterse onu yapıyorduk. Bu yüzden herkes gibi Allahʼın öfkesini hak ediyorduk.
EPH 2:4 Suçlarımız yüzünden ruhça ölüydük. Ama Allahʼın merhameti bol. Bize beslediği sevgi çok büyük. Onun için Allah bizi Mesihʼle birlikte yeni yaşama kavuşturdu. Siz Allahʼın lütfu sayesinde kurtuldunuz.
EPH 2:6 Mesih İsaʼya ait olduğumuz için Allah bizi Mesihʼle beraber diriltti, Oʼnunla beraber göksel yerlerde oturmamızı sağladı.
EPH 2:7 Allah böylece lütfunun sınırsız zenginliğini gelecek zamanlarda açıkça göstermek istedi. Bunu Mesih İsa aracılığıyla bize gösterdiği iyilikle yapacak.
EPH 2:8 Evet, siz iman ederek Allahʼın lütfuyla kurtuldunuz. Bu da sizin başardığınız bir şey değil, Allahʼın bağışıdır.
EPH 2:9 Hiç kimse kendi çabalarıyla kurtulamaz. Öyle ki, hiç kimse övünmesin.
EPH 2:10 Çünkü biz Allahʼın eseriyiz. İyilikler yapalım diye Mesih İsa aracılığıyla yeniden yaratıldık. Öyle ki, Allahʼın önceden hazırladığı bu iyilikleri yapabilelim.
EPH 2:11 Ey doğuştan Yahudi olmayan sizler, önceki durumunuzu hatırlayın. Yahudiler size “sünnetsiz” diyorlar. Bedenleri elle sünnet edildiği için kendilerine “sünnetli” diyorlar.
EPH 2:12 Daha önce Mesihʼle bağlantınız yoktu. İsrail halkına ait olma hakkından yoksundunuz. Allahʼın vaadine dayanan antlaşmalara yabancıydınız. Bu dünyada umuttan da Allahʼtan da yoksundunuz.
EPH 2:13 Ama bir zamanlar Allahʼtan uzak olan sizler, Mesih İsa aracılığıyla, Oʼnun akıtılan kanı sayesinde şimdi Allahʼa yakın oldunuz.
EPH 2:14 Çünkü Mesih bize esenlik getirdi. Yahudilerle diğer milletlerden tek bir halk yaptı. Kendi bedenini feda ederek bizi birbirimizden ayıran ve birbirimize düşman eden duvarı yıktı,
EPH 2:15 yani Tevrat buyruklarının ve kurallarının hükmünü kaldırdı. Öyle ki, Yahudilerle diğer milletleri kendi huzurunda bir araya getirsin, ikisinden yeni bir insanlık yaratsın ve esenlik sağlasın,
EPH 2:16 Yahudileri ve diğer milletleri tek bir topluluk olarak birbirleriyle ve Allahʼla barıştırsın. Mesih bunu çarmıhtaki ölümüyle düşmanlığı ortadan kaldırarak yaptı.
EPH 2:17 Mesih geldiği zaman hem eskiden Allahʼtan uzak olan sizlere, hem de Allahʼı yakından tanıyan Yahudilere esenlik müjdesini duyurdu.
EPH 2:18 Çünkü Mesih sayesinde hepimiz tek Ruh aracılığıyla Babaʼya yaklaşma hakkına kavuştuk.
EPH 2:19 Bu sebeple artık yabancı ve gariban değilsiniz. Ama Allahʼın kutsal halkıyla vatandaşsınız, Allahʼın ev halkındansınız.
EPH 2:20 Siz sağlam bir temel üzerinde kurulan bina gibisiniz. Temeli elçiler ve peygamberler attılar. Binanın en önemli taşı ise İsa Mesihʼin kendisidir.
EPH 2:21 Mesih sayesinde bütün bina uyum içinde kuruluyor, yükseliyor ve Rabbe adanmış kutsal bir tapınak oluyor.
EPH 2:22 Siz de Mesih aracılığıyla hep birlikte bir bina gibi kuruluyorsunuz. Allah kendi Ruhu aracılığıyla bu binanın içinde yaşıyor.
EPH 3:1 Bu sebeple Yahudi olmayan sizler için Mesih İsa uğruna tutuklu olan ben Pavlus–
EPH 3:2 Allah bana lütfunu size ulaştırma görevini verdi. Elbette bundan haberiniz var.
EPH 3:3 Allah önceleri gizli tutulan sırrını bana vahiyle açıkladı. Daha önce size bunun hakkında kısaca yazmıştım.
EPH 3:4 Yazdığım sözleri okursanız, Mesih hakkındaki sırrı ne kadar iyi anladığımı fark edeceksiniz.
EPH 3:5 Önceki kuşaklarda bu gizli plan insanlara bildirilmemişti. Ama şimdi Kutsal Ruh aracılığıyla Oʼnun kutsal elçilerine ve peygamberlerinevahiyle açıklanmıştır.
EPH 3:6 Sır şudur: Yahudi olmayanlar Müjdeʼye inandıkları için Mesih İsa sayesinde Yahudilerle aynı mirası paylaşırlar, aynı bedenin parçaları olarak Allahʼın Yahudilere vaat ettiği aynı bereketlere ortak olurlar.
EPH 3:7 Bu Müjdeʼyi duyurma görevini Allah bana lütfuyla bağışladı ve beni kudretiyle güçlendirdi.
EPH 3:8 Allahʼın kutsal halkı arasında en önemsiz kişi benim. Yine de Mesihʼin sınırsız bereket hazinesini Yahudi olmayanlara müjdeleme lütfu bana verildi.
EPH 3:9 Her şeyi yaratan Allahʼın ezelden beri gizli tuttuğu bir sırrı var. Allah, bu sırrı nasıl yerine getirdiğini herkese açıklama görevini bana verdi.
EPH 3:10 Öyle ki, kendi çok yönlü hikmetini imanlılar topluluğu aracılığıyla göksel yerlerde kuvvet ve yetki sahiplerine şimdi bildirsin.
EPH 3:11 Bu da zamanın başlangıcından beri Allahʼın aklında olan niyete uygundu. Allah bunu Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla yerine getirdi.
EPH 3:12 Mesih sayesinde Allahʼa cesaret ve güvenle yaklaşma hakkına sahibiz, çünkü Mesihʼe iman ediyoruz.
EPH 3:13 Bunun için sizden rica ederim, çektiğim acılar yüzünden yılmayın. Bu acıları sizin uğrunuza çekiyorum. Bunlar sizin için bir gurur kaynağıdır.
EPH 3:14 Bu sebeple göksel Babaʼnın önünde diz çöküyorum.
EPH 3:15 Gökyüzündeki ve yeryüzündeki her aile varlığını Babamız Allahʼa borçludur.
EPH 3:16 Yüce Allah kendi bereket hazinesinden Ruhu aracılığıyla iç varlığınızı kudretle güçlendirsin diye dua ediyorum.
EPH 3:17 İmanınız aracılığıyla Mesih yüreğinizde yaşasın. Sevgi, hayatınızın kökü ve temeli olsun.
EPH 3:18 Öyle ki, Allahʼın bütün kutsal halkıyla beraber Mesihʼin sevgisinin ne kadar geniş, uzun, yüksek ve derin olduğunu tamamen anlayabilesiniz.
EPH 3:19 Mesihʼin bu akıl almaz sevgisini bilmenizi ve Allahʼın bütün varlığıyla dolmanızı dilerim.
EPH 3:20 Ne dilersek, ya da ne düşünürsek, Allah bundan çok daha fazlasını yapacak güçtedir. Bunu içimizde gücünü gösteren kudretiyle yapar.
EPH 3:21 İmanlılar topluluğu ve Mesih İsa aracılığıyla Allah kuşaktan kuşağa, sonsuzlara kadar yüceltilsin! Amin.
EPH 4:1 İşte bunun için, Rab uğrunda tutuklu olan ben Pavlus size yalvarırım: aldığınız çağrıya layık bir şekilde yaşayın!
EPH 4:2 Her zaman alçakgönüllü, yumuşak huylu ve sabırlı olun. Sevgiyle birbirinizi hoş görün.
EPH 4:3 Sizi birbirinize bağlayan esenlik içinde yaşayın, Kutsal Ruhʼun birliğini korumak için elinizden geleni yapın.
EPH 4:4 Tek bir beden, tek bir Ruh var. Aynı şekilde tek bir umuda çağrıldınız.
EPH 4:5 Rabbimiz bir, imanımız bir, vaftizimiz birdir.
EPH 4:6 Hepimizin göksel Babası olan Allah birdir. O her şeyden üstündür, hepimiz aracılığıyla işini görür ve hepimizin içindedir.
EPH 4:7 Ama Allah, Mesihʼin verdiği ölçüde lütfuyla her birimize özel yetenekler bağışladı.
EPH 4:8 Bunun için şöyle denir: “Yücelere çıktığı zaman, birçok esiri peşine taktı. İnsanlara bağışlar verdi.”
EPH 4:9 “Yücelere çıktı” sözü ne demek? Elbette Mesih ilk önce aşağılara, yani yeryüzüne indi demektir.
EPH 4:10 Kendisi, hem aşağı inen hem de bütün göklerden daha yükseklere çıkandır. Öyle ki, bütün evreni varlığıyla doldursun.
EPH 4:11 Evet O kendisi, topluluğuna özel yetenekler dağıtandır. Bazı kişileri elçi, bazılarını peygamber, bazılarını müjdeci, bazılarını da topluluğu güden ve eğiten olarak görevlendirir.
EPH 4:12 Onların sayesinde Allahʼın kutsal halkı hizmet etmek için hazırlanır ve Mesihʼin bedeni olan imanlılar topluluğu güçlendirilir.
EPH 4:13 Sonunda hepimiz Allahʼın Oğluʼna iman ederek ve Oʼnu yakından tanıyarak birliğe kavuşacağız. Mesihʼin kusursuzluğuna eşit bir olgunluğa erişeceğiz.
EPH 4:14 Onun için artık çocuk gibi olmayalım. İnsanlar kurnazlık ve hile kullanarak bizi yoldan saptırmaya çalışabilirler. O insanların öğrettiklerine yüz vermeyelim, dalgalarla boğuşan, rüzgarla öteye beriye sürüklenen gemi gibi olmayalım.
EPH 4:15 Bunun yerine hakikati sevgiyle duyurarak olgunlaşalım. Her konuda imanlılar topluluğunun başı olan Mesihʼe benzeyelim.
EPH 4:16 Mesih bedeni olan topluluğunu güder. Beden de bütün eklemlerinin yardımıyla bir arada tutulur ve uyumla çalışır. Bedenin her parçası kendine düşen görevi yaparsa beden büyür ve sevgiyle gelişir.
EPH 4:17 Bu sebeple şunu söylüyorum, sizi Rabʼden aldığım yetkiyle uyarıyorum: artık boş düşüncelere kapılan putperestlerin yaşadığı gibi yaşamayın.
EPH 4:18 Onların aklı karanlığa boğuldu. Cahil ve dik kafalı oldukları için Allahʼtan gelen hayattan yoksun kaldılar.
EPH 4:19 Utanmak nedir bilmedikleri için kendilerini azgın seksüel hareketlere verdiler. Doymaz bir iştahla her türlü pisliği yaptılar.
EPH 4:20 Ama siz böyle yaşamayı Mesihʼten öğrenmediniz!
EPH 4:21 Şüphesiz Oʼnun hakkında bilgi aldınız ve Oʼnun yolunda eğitildiniz. Ne de olsa, gerçek yol İsa yoludur.
EPH 4:22 Önceki yaşamınızda aldatıcı heveslerle bozulan eski kişiliğinizi üzerinizden çıkarıp atın.
EPH 4:23 Ruhunuz ve zihniniz yenilensin.
EPH 4:24 Allahʼın kendi benzerliğinde yarattığı yeni kişiliği üzerinize alın. O zaman gerçekten Allahʼa adanmış doğru insanlar olursunuz.
EPH 4:25 Bu sebeple yalan söylemeye son verin. Hepiniz birbirinize doğruyu söyleyin. Çünkü biz aynı bedenin parçalarıyız.
EPH 4:26 Öfkelendiğinizde günah işlemeyin. Güneş batmadan öfkenizden vazgeçin.
EPH 4:27 İblisʼe fırsat vermeyin.
EPH 4:28 Hırsızlık yapan artık çalmasın. Onun yerine elleriyle çalışarak dürüst iş yapsın. Öyle ki, muhtaç insanlara yardım edecek parası olsun.
EPH 4:29 Ağzınızdan hiçbir zararlı söz çıkmasın. Dinleyenlere faydalı, ihtiyaca göre onları güçlendiren şeyler söyleyin.
EPH 4:30 Allahʼın Kutsal Ruhuʼnu üzmeyin. Kutsal Ruh, tam kurtuluşa kavuşacağınız güne kadar Allahʼa ait olduğunuzu gösteren mühürdür.
EPH 4:31 Kin, öfke, kızgınlık, bağırıp çağırma, iftira gibi her çeşit kötülüğü hayatınızdan uzaklaştırın.
EPH 4:32 Birbirinize şefkatli ve iyi yürekli davranın. Allah sizi Mesih sayesinde nasıl bağışladıysa, siz de birbirinizi öyle bağışlayın.
EPH 5:1 Allahʼı örnek alın, çünkü Oʼnun sevgili evlatlarısınız.
EPH 5:2 Mesih gibi sevgi yolunda yaşayın. O bizi sevdi ve Allahʼa getirilen hoş kokulu kurban gibi uğrumuza kendini feda etti.
EPH 5:3 Aranızda hiçbir seksüel günahın, pisliğin ve açgözlülüğün adı bile geçmesin. Allahʼın kutsal halkına böyle şeyler yakışmaz.
EPH 5:4 Aranızda açık saçık konuşmalar, boş laflar ve kaba şakalar olmasın. Öyle şeyler imanlılara yakışmaz. Bunun yerine Allahʼa şükredin.
EPH 5:5 Çünkü şunu kesin olarak bilmelisiniz: seksüel günah işleyen, pisliğe düşkün ya da açgözlü insana Mesihʼin ve Allahʼın Krallığıʼnda yer yoktur. Açgözlü insan puta tapan kişiden farksızdır.
EPH 5:6 Hiç kimse sizi boş laflarla aldatmasın. Böyle şeyler yüzünden itaatsiz insanlar Allahʼın cezasına uğrarlar.
EPH 5:7 Bunun için böyle insanlarla oturup kalkmayın.
EPH 5:8 Bir zamanlar karanlıktınız, ama şimdi Rabbe ait insanlar olarak ışıksınız. Işığın evlatları olarak yaşayın.
EPH 5:9 Çünkü ışığın ürünü iyi, doğru ve gerçek olan her şeyde bulunur.
EPH 5:10 Rabbi neyin memnun edeceğini öğrenmeye çalışın.
EPH 5:11 Karanlığın faydasız işlerine ortak olmayın. Tam tersine, onları açığa çıkarın.
EPH 5:12 Bazılarının gizlice yaptıklarını anmak bile ayıptır.
EPH 5:13 Ama gün ışığına çıkarılan her şeyin gerçek yüzü belli olur.
EPH 5:14 Evet, her şeyi belli eden ışıktır. Bunun için şöyle denir: “Seni uykucu seni! Uyan! Ölümden diril! Mesih seni ışığıyla aydınlatacak.”
EPH 5:15 Böylece nasıl yaşadığınıza dikkat edin. Hikmetsiz insanlar gibi değil, hikmetli insanlar gibi yaşayın.
EPH 5:16 Vaktinizi iyi kullanın, çünkü kötü bir zamanda yaşıyoruz.
EPH 5:17 Bu sebeple akılsız olmayın, Rabbin sizden ne istediğini anlayın.
EPH 5:18 İçip içip sarhoş olmayın. Sarhoşluk edepsizliğe yol açar. Bunun yerine Kutsal Ruhʼla dolun.
EPH 5:19 Toplantılarınızda mezmurlar, ilahiler ve ruhsal ezgiler söyleyin. Rabbi ilahiler ve ezgilerle yürekten övün.
EPH 5:20 Her zaman her şey için Rabbimiz İsa Mesihʼin adıylaBaba Allahʼa şükredin.
EPH 5:21 Mesihʼe olan saygınızdan birbirinize uyumlu davranın.
EPH 5:22 Ey kadınlar, Rabbe uyduğunuz gibi, kocalarınıza da uyun.
EPH 5:23 Mesih kendi topluluğu olan bedenin başı ve kurtarıcısıdır. Aynı şekilde karı ile koca da tek bedendir ve bu bedenin başı kocadır.
EPH 5:24 Fakat imanlılar topluluğu Mesihʼe uyduğu gibi, kadınlar da kocalarına her durumda uysunlar.
EPH 5:25 Ey kocalar, Mesihʼin imanlılar topluluğunu sevdiği gibi siz de karınızı sevin. Mesih topluluğu için kendini feda etti.
EPH 5:26 Böylece topluluğunu suyla paklar gibi kendi sözünün gücüyle Allahʼa adadı.
EPH 5:27 Mesihʼin amacı, topluluğunu görkemli bir halde kendi önüne çıkarmaktır. Topluluğunun üzerinde leke ya da buruşukluk gibi herhangi bir kusurun bulunmasını istemez. Tersine, topluluğun Allahʼa adanmış ve kusursuz olmasını ister.
EPH 5:28 Aynı şekilde kocalar da karılarını kendi bedenlerini sevdiği gibi sevmelidir. Karısını seven, kendini sevmiş olur.
EPH 5:29 Aslında kendi bedenini sevmeyen kimse yoktur. Herkes kendi bedenini besler ve ona iyi bakar. Mesih de imanlılar topluluğuna aynen öyle bakar.
EPH 5:30 Çünkü biz Oʼnun bedeninin parçalarıyız.
EPH 5:31 “Bu sebeple adam annesini ve babasını bırakacak, karısına bağlanacak ve ikisi bir beden olacak.”
EPH 5:32 Bu derin bir sırdır. Ama ben Mesih ve imanlılar topluluğu hakkında konuşuyorum.
EPH 5:33 Yine de aranızda olan her adam karısını kendisini sevdiği gibi sevsin. Kadın da kocasına saygı göstersin.
EPH 6:1 Ey çocuklar! Rabbe ait olduğunuz için annenize ve babanıza itaat edin. Çünkü doğru olan budur.
EPH 6:2 “Annenize ve babanıza saygı gösterin.” Bu buyruk, vaatle verilen ilk buyruktur:
EPH 6:3 “Öyle yaparsanız, ülkenizde iyi yaşarsınız ve ömrünüz uzun olur.”
EPH 6:4 Ey babalar! Çocuklarınızı kızdırmayın. Onları Rabbin istediği gibi terbiye edin, akıl vererek büyütün.
EPH 6:5 Ey köleler! Bu dünyadaki efendilerinize saygı ve korkuyla itaat edin. Bunu Mesihʼe itaat eder gibi temiz yürekle yapın.
EPH 6:6 Sadece sizi gözledikleri zaman gönüllerini kazanmak için hizmet etmeyin. Siz Mesihʼin kullarısınız. Bunun için Allahʼın istediği gibi efendilerinize candan hizmet edin.
EPH 6:7 İnsanlara değil de, Rabbe hizmet eder gibi, iyi niyetle çalışın.
EPH 6:8 Bilin ki, herkes ister köle, ister özgür olsun herkes yaptığı her iyiliğin karşılığını Rabʼden alacak.
EPH 6:9 Ey efendiler, aynı şekilde siz de kölelerinize iyi davranın. Onları cezayla korkutmaktan vazgeçin. Bilin ki, onların da sizin de Efendiniz göktedir. O da insanlar arasında ayrım yapmaz.
EPH 6:10 En sonunda, Rabbe bağlanarak kuvvetli olun, Oʼnun üstün kudretiyle güçlenin.
EPH 6:11 Allahʼın verdiği bütün silahları kuşanın ki, kendinizi İblisʼin hilelerine karşı savunabilesiniz.
EPH 6:12 Çünkü savaşımız insanlara karşı değildir. Ama görünmez dünyada hüküm süren ve bu karanlık dünyayı güden ruhsal güçlerle şeytani kuvvetlere karşıdır.
EPH 6:13 Bunun için, Allahʼın verdiği bütün silahları kuşanın. Öyle ki, kara günde saldırılara dayanabilesiniz ve elinizden geleni yaptıktan sonra yerinizde dimdik durasınız.
EPH 6:14 Yerinizde durabilmek için gerçeği belinize kemer gibi sarın ve doğruluğu göğsünüzü koruyan zırh olarak takın.
EPH 6:15 Sizi esenlik Müjdesini yaymaya hazır kılan ayakkabıları ayağınıza bağlayın.
EPH 6:16 Her durumda iman kalkanını elinize alın. Şeytanʼın saldırıları ateşli oklara benzer. İman kalkanıyla bunların hepsini söndürebilirsiniz.
EPH 6:17 Başınıza kurtuluş başlığını takın, elinize de Kutsal Ruhʼun kılıcını, yani Allahʼın sözünü alın.
EPH 6:18 Her zaman Kutsal Ruhʼun gösterdiği gibi dua edin. Bunu her türlü dua ve yalvarışla yapın. Dua ederken hep tetikte durun. Pes etmeden her duanızda Allahʼın bütün kutsal halkı için yalvarın.
EPH 6:19 Benim için de dua edin, konuştuğumda Allah bana ne söyleyeceğimi göstersin. Önceleri sır olan Müjdeʼyi insanlara cesaretle duyurayım.
EPH 6:20 Ben Mesihʼin elçisiyim, ama Oʼnun hakkındaki Müjdeʼyi vaaz ettiğim için zincire vuruldum. Dua edin ki, bu Müjdeʼyi gerektiği gibi cesaretle duyurayım.
EPH 6:21 Tihikos sevdiğimiz bir imanlı kardeş ve Rabbe sadık bir hizmetkârdır. Tihikos nasıl olduğumu, neler yaptığımı size etraflıca bildirecek.
EPH 6:22 Haberimizi öğrenmenizi istiyorum; işte onun için Tihikosʼu size yolladım. O da gönlünüzü rahatlatacak.
EPH 6:23 Ey imanlı kardeşler, Baba Allah ve Rab İsa Mesih size imanla birlikte esenlik ve sevgi versin.
EPH 6:24 Allahʼın lütfu, Rabbimiz İsa Mesihʼi hiç sönmeyen bir sevgiyle seven herkesin üzerinde olsun.
PHI 1:1 Mesih İsaʼnın kulları olan biz Pavlus ve Timoteosʼtan,
PHI 1:2 Babamız Allahʼtan ve Rabbimiz İsa Mesihʼten size lütuf ve esenlik olsun.
PHI 1:3 Sizleri her hatırladığımda Allahımʼa şükrediyorum.
PHI 1:4 Hepiniz için her dua ettiğimde her zaman sevinçle dua ediyorum.
PHI 1:5 Çünkü Müjdeʼyi yaymaya başladığım günden şimdiye kadar bana ortak oldunuz.
PHI 1:6 Hayatınızda iyi bir iş başlatan Allah, bu işi Mesih İsaʼnın tekrar geleceği güne kadar tamamlayacak. Bundan eminim.
PHI 1:7 Hepiniz için bunu düşünmekte haklıyım. Çünkü hem ben hapisteyken, hem de Müjdeʼyi savunup doğrularken, hepiniz benimle birlikte Allahʼın lütfuna ortaksınız. Bu yüzden yüreğimde özel yeriniz var.
PHI 1:8 Mesih İsaʼnın içten sevgisiyle sizi ne kadar çok özlediğime Allah şahidimdir.
PHI 1:9 Sevginiz gittikçe artsın, bilgi ve anlayışınız da ilerlesin diye dua ediyorum.
PHI 1:10 Öyle ki, neyin önemli neyin önemsiz olduğunu ayırt edebilesiniz. Böylece Mesihʼin geleceği gün temiz yürekli ve kusursuz olacaksınız.
PHI 1:11 Hayatınız İsa Mesih sayesinde Allahʼın gözünde doğru sayılmanın ürünüyle dolacak. Bunun sonucunda Allah övülüp yüceltilecek.
PHI 1:12 İmanlı kardeşlerim, şunu bilmenizi istiyorum: başıma gelenler Müjdeʼnin daha çok yayılmasına yaradı.
PHI 1:13 Öyle ki, Mesih uğruna hapishaneye düştüğümü saraydaki bütün koruma askerleri dahil herkes öğrendi.
PHI 1:14 Hapishaneye düştüğüm için buradaki imanlı kardeşlerin çoğu Rabbe daha çok güveniyor, cesaret alarak Allahʼın sözünü korkusuzca duyuruyorlar.
PHI 1:15 Gerçi bazı kişiler kıskanç ve kavgacı oldukları için Mesihʼi vaaz ediyorlar, başkalarıysa bunu iyi niyetle yapıyorlar.
PHI 1:16 İyi niyetliler Mesihʼi sevgiyle vaaz ediyorlar, çünkü görevimin Müjdeʼyi savunmak olduğunu biliyorlar.
PHI 1:17 Öbürleri ise Mesihʼi temiz yürekle değil, bencil sebeplerle vaaz ediyorlar. Hapisteki sıkıntılarımı böylece arttıracaklarını sanıyorlar.
PHI 1:18 Fark etmez! İster kötü niyetle, ister iyi niyetle olsun, nasıl olsa Mesih hakkında vaaz ediliyor. Buna seviniyorum, sevineceğim de.
PHI 1:19 Çünkü dualarınızla ve İsa Mesihʼin Ruhuʼnun yardımıyla sonunda serbest bırakılacağımı biliyorum.
PHI 1:20 Beklentim ve umudum o ki, hiçbir zaman utanacak bir şey yapmayacağım. Ama yaşasam da ölsem de, tam bir cesaretle konuşacağım, Mesih de her zamanki gibi şimdi de benim hayatımla şan şeref kazanacak.
PHI 1:21 Çünkü benim için yaşamak Mesih, ölmek ise kazançtır.
PHI 1:22 Ama hayatta kalırsam, faydalı işler yapabilirim. Hangisini seçeceğimi bilemiyorum.
PHI 1:23 İki seçenek arasında kaldım. Dünyadan ayrılıp Mesihʼle birlikte olmayı hasretle bekliyorum, çünkü bu benim için çok daha iyidir.
PHI 1:24 Ama hayatta kalsam sizin için daha faydalı olur.
PHI 1:25 Bundan eminim. Biliyorum ki, hayatta kalıp hepinizle birlikte olmaya devam edeceğim. Böylece iman yolunda ilerleyip sevineceksiniz.
PHI 1:26 Tekrar yanınıza geldiğimde siz benim ziyaretim sebebiyle Mesih İsaʼyla daha çok gurur duyacaksınız.
PHI 1:27 Ancak günlük yaşamınız Mesihʼin Müjdesiʼne layık olsun. Gelip sizinle görüşsem de, sizden uzak kalsam da, ruhsal birlik içinde dimdik durduğunuzu işitmek istiyorum. İnsanların Müjdeʼye iman etmeleri için tek yürekle uğraştığınızı ve karşı gelenlerden de hiç korkmadığınızı duymak istiyorum. Bu cesaretiniz, onların mahvolacağını ama sizin kurtulacağınızı gösteren bir işarettir. Bu da Allahʼtandır.
PHI 1:29 Çünkü size sadece Mesihʼe iman etme lütfu verilmedi, Oʼnun uğruna acı çekme lütfu da verildi.
PHI 1:30 Siz benim verdiğim mücadelenin aynısına katılıyorsunuz ve bunu hâlâ sürdürdüğümü duyuyorsunuz.
PHI 2:1 Mesihʼe ait olmak size cesaret veriyor mu? Sevgisi gönlünüzü rahatlatıyor mu? Kutsal Ruhʼla beraberliğiniz var mı? Birbirinize karşı yumuşak yürekli ve merhametli misiniz?
PHI 2:2 Öyleyse sevincimi tamamlamak için birbirinizle aynı fikirde olun, aynı sevgide, ruhta ve amaçta birleşin.
PHI 2:3 Hiçbir şeyi bencillikle ya da boş övünmeyle yapmayın. Ama alçakgönüllülükle başkalarını kendinizden üstün sayın.
PHI 2:4 Sadece kendi çıkarınızı değil, başkalarının da çıkarını gözetin.
PHI 2:5 Mesih İsaʼnın düşüncesi sizin de düşünceniz olsun.
PHI 2:6 O, Allahʼla aynı öze sahiptir, ama Allahʼla eşitliği sımsıkı tutunacak bir hak saymadı.
PHI 2:7 Bunun yerine yüceliğini kenara koyup köle gibi oldu, insan olarak dünyaya geldi. İnsan şeklinde bulunduğu zaman, alçakgönüllülükle Allahʼa itaat etti, ölmeye, hatta çarmıhta ölmeye razı oldu.
PHI 2:9 Bunun için Allah Oʼnu çok yükseltti. Oʼna bütün adlardan üstün olan adı verdi.
PHI 2:10 Öyle ki, İsa adı her anıldığında, gökte, yerde ve yer altında olan herkes diz çöksün,
PHI 2:11 her dil açıkça “İsa Mesih Rabʼdir” desin. Bu da Baba Allahʼı yüceltecek.
PHI 2:12 Öyleyse sevgili arkadaşlarım, her zaman itaat ettiğiniz gibi, sadece benim varlığımda değil, şimdi yokluğumda da, kurtuluşunuza uygun şekilde yaşayın. Bu konuda saygı ve korkuyla daha da çok çaba gösterin.
PHI 2:13 Çünkü hayatınızda gücünü gösteren Allahʼtır. O, kendisini memnun eden şeyleri hem istemenizi hem de yapmanızı sağlar.
PHI 2:14 Her şeyi şikâyet etmeden ve çekişmeden yapın.
PHI 2:15 Böylece kusursuz ve hatasız olursunuz. Allahʼın evlatları olarak eğri ve sapık bir kuşağın ortasında lekesiz bir hayat sürersiniz. Dünyayı aydınlatan birer yıldız gibi parlarsınız.
PHI 2:16 Allahʼın yaşam veren sözüne sımsıkı tutunun. Böylece Mesihʼin geldiği gün sizinle övünecek bir sebebim olsun. O zaman sizin için boşuna uğraşmadığımı, çabalarımın boşa gitmediğini göreceğim.
PHI 2:17 İmanınız ve hizmetiniz Allahʼa adanmış bir kurban gibidir. Benim kanım bu kurbanın üzerine adak şarabı gibi dökülse de, sevineceğim ve bu sevincimi hepinizle paylaşacağım.
PHI 2:18 Siz de benim gibi sevinin ve sevincinizi benimle paylaşın.
PHI 2:19 Yakında Rab İsaʼnın izniyle size Timoteosʼu göndermeyi umut ediyorum. Böylece sizden haber alırım ve içim rahat eder.
PHI 2:20 Çünkü benimle aynı fikirde olan başka kimsem yok. O sizinle candan ilgilenecek.
PHI 2:21 Herkes Mesih İsaʼnın işini değil, kendi çıkarını düşünüyor.
PHI 2:22 Ama Timoteosʼun kendi değerini kanıtlamış biri olduğunu biliyorsunuz. Çünkü babasının yanında çalışan evlat gibi Müjdeʼnin yayılmasında benimle birlikte hizmet etti.
PHI 2:23 Onun için, işlerimin nasıl gideceğini görür görmez onu size göndermeyi umut ediyorum.
PHI 2:24 Ben de yakında geleceğim. Bu konuda Rabbe güveniyorum.
PHI 2:25 Bu arada Epafroditʼi size geri göndermeyi gerekli gördüm. O benim imanlı kardeşimdir, yanımda hizmet ediyor ve omuz omuza mücadele ediyoruz. Siz ihtiyaçlarımı karşılamak için onu elçiniz olarak bana göndermiştiniz.
PHI 2:26 O hepinizi özlüyor ve hasta olduğunu öğrendiğiniz için huzuru kaçtı.
PHI 2:27 Gerçekten de ölüm derecesinde hastaydı. Ama Allah ona merhamet etti. Sadece ona değil, bana da merhamet etti. Yoksa üzüntü üzerine üzüntü duyacaktım.
PHI 2:28 Bunun için onu tekrar görünce sevinesiniz diye, onu daha büyük istekle size gönderiyorum. Böylece benim de içim rahatlayacak.
PHI 2:29 Onu Rabbe ait biri olarak büyük sevinçle karşılayın. Onun gibi insanlara çok saygı gösterin.
PHI 2:30 Çünkü o Mesihʼe hizmet ettiği için ölümle yüz yüze geldi. Bana yaptığınız hizmetin eksik taraflarını tamamlamak için kendi canını tehlikeye attı.
PHI 3:1 Sonuç olarak kardeşlerim, Rab sevinç kaynağınız olsun. Size aynı şeyleri yazmaktan bıkmıyorum. Bunu sizi tehlikeden korumak için yapıyorum.
PHI 3:2 Vahşi köpeklere benzeyen ve sizi zorla sünnet etmeye çalışan hainlerden sakının.
PHI 3:3 Çünkü biz asıl sünnetlileriz. Allahʼa Kutsal Ruh aracılığıyla tapınanlar ve Mesih İsaʼyla gurur duyanlarız. İnsan başarılarına güvenmiyoruz.
PHI 3:4 Aslında insan başarılarına ben güvenebilirdim. Başkası böyle şeylere güvenmeyi düşünüyorsa, benim bunu yapmaya daha da çok hakkım var.
PHI 3:5 Sekiz günlükken sünnet oldum, İsrail halkından, Benyamin oymağından, İbranilerden doğan gerçek İbraniyim. Tevrat kanunları derseniz, Ferisiʼyim.
PHI 3:6 Allahʼa gayretle hizmet etmek derseniz, imanlılar topluluğuna eziyet eden biriydim. Tevratʼın istediği doğruluk derseniz, kusursuzdum.
PHI 3:7 Fakat benim için kâr olan her şeyi Mesih uğruna zarar saydım.
PHI 3:8 Dahası da var. Rabbim İsa Mesihʼi tanımak öyle yüce bir değerdir ki, bunun yanında her şeyi zarar sayıyorum. Mesih uğruna her şeyi kaybettim. Her şeyi çöp sayıyorum, yeter ki Mesihʼi kazanayım.
PHI 3:9 Tamamen Oʼna ait olmak istiyorum. Tevrat kanunlarını yerine getirerek kendimden gelen bir doğruluğa sahip olmak istemiyorum. Mesihʼe iman ederek Allah katındaki doğruluğa kavuşmak istiyorum. Allahʼtan gelen bu doğruluk imana dayanır.
PHI 3:10 Mesihʼi yakından tanımak, Oʼnu ölümden dirilten gücü bilmek, Oʼnun gibi acı çekmek istiyorum. Hatta Oʼnun gibi ölmeye bile razıyım.
PHI 3:11 Yeter ki, ölümden dirilişe kavuşayım.
PHI 3:12 Bu hedefe ulaştığımı ya da kusursuzluğa eriştiğimi söylemiyorum. Ama Mesih İsa beni bir amaç uğruna kazandı. Ben de bu amacın ödülünü kazanmak için hedefe doğru koşuyorum.
PHI 3:13 Kardeşler, bu amaca ulaştığımı düşünmüyorum. Ama bir tek şey yapıyorum: Geçmişteki her şeyi unutup önümdeki hedefe var gücümle yetişmeye çalışıyorum.
PHI 3:14 Ödülü kazanmak için hedefe doğru koşuyorum. Allah bizi Mesih İsa aracılığıyla yüce katında ödül almaya çağırdı.
PHI 3:15 Onun için, biz ruhça olgun olanlar, aynı düşünceye sahip olalım. Ama bir konuda farklı düşünüyorsanız, Allah bunu da size açıklayacak.
PHI 3:16 Önemli olan, hangi ruhsal seviyeye erişmişsek, ona uygun bir hayat yaşayalım.
PHI 3:17 Kardeşler, beni örnek alın. Hem de bizi örnek alarak yaşayanları dikkatle izleyin.
PHI 3:18 Çünkü birçok kişi Mesihʼin çarmıhtaki ölümüne düşman olarak yaşıyor. Sizi onların hakkında çok defa uyarmıştım. Şimdi de gözyaşlarımla tekrar uyarıyorum.
PHI 3:19 Onlar sonunda mahvolacaklar. Onların tanrısı mideleridir. Aslında utanmaları gereken şeylerle övünüyorlar. Akıllarını dünyaya ait şeylere takıyorlar.
PHI 3:20 Ama biz göksel krallığın vatandaşlarıyız. Oradan bir kurtarıcı bekliyoruz. O da Rab İsa Mesihʼtir.
PHI 3:21 Mesihʼin her şeyi kendi kontrolü altına alabilecek gücü var. O, bu güçle bizim ölümlü bedenlerimizi değiştirip kendi görkemli bedenine benzer yapacak.
PHI 4:1 Bu sebeple, özlediğim sevgili kardeşlerim, sevincim ve başımın tacı, Rabbe sadık kalın, canım arkadaşlarım.
PHI 4:2 Evodiya ve Sintiheʼye yalvarırım: Rabbe bağlı olanlar gibi aynı fikirde olsunlar.
PHI 4:3 Evet, sadık hizmet yoldaşım, sana da rica ederim: bu kadınlara yardım et. Çünkü onlar benimle, Klementʼle ve diğer hizmet arkadaşlarımla birlikte Müjdeʼyi yaymak için çok çabaladılar. Hepsinin adları yaşam kitabında yazılıdır.
PHI 4:4 Rabbe ait olduğunuz için her zaman sevinin. Tekrar söyleyeceğim: sevinin.
PHI 4:5 Ne kadar hoşgörülü olduğunuzu herkes bilsin. Rabbin gelişi yakındır.
PHI 4:6 Hiçbir şeye kaygılanmayın. Ama her şey için dileklerinizi dua ve yalvarışla Allahʼa bildirin. Bunu şükrederek yapın.
PHI 4:7 O zaman Mesih İsaʼya ait olduğunuz için Allahʼın akla sığmaz esenliği yüreklerinizi ve düşüncelerinizi koruyacak.
PHI 4:8 Sonuç olarak, kardeşlerim, gerçek, saygın, doğru, pak, sevimli, şerefli, dürüst ve övülmeye layık ne varsa, böyle şeyleri düşünün.
PHI 4:9 Benden öğrendiğiniz, kabul ettiğiniz, işittiğiniz ve hayatımda gördüğünüz ne varsa, onu yapın. O zaman esenlik veren Allah sizinle olacak.
PHI 4:10 Rab beni çok sevindirdi. Çünkü artık bana olan ilginizi yenilediniz. Gerçi her zaman benimle ilgileniyordunuz, ama bunu göstermeye fırsatınız olmadı.
PHI 4:11 Bunu ihtiyacım olduğu için söylemiyorum. Çünkü ben her durumda eldekiyle yetinmeyi öğrendim.
PHI 4:12 Yoksulluk çekmeyi de, bolluk içinde yaşamayı da bilirim. Her durumda, bütün şartlarda yaşamanın sırrını öğrendim. Hem tok olmayı hem de aç olmayı, hem bolluk içinde yaşamayı hem de yoksulluk çekmeyi öğrendim.
PHI 4:13 Bana güç verenin yardımıyla her durumla başa çıkabilirim.
PHI 4:14 Yine de sıkıntılarıma ortak olmakla iyi ettiniz.
PHI 4:15 Ey Filipililer, Müjdeʼyi ilk vaaz ettiğim zamanı siz de hatırlarsınız. Makedonyaʼdan ayrıldığım sırada yardım vermek ve almak konusunda benimle ortak olan sizden başka hiçbir topluluk yoktu.
PHI 4:16 Ben Selanikʼteyken bile, ihtiyaçlarımı karşılamak için bana birkaç defa yardım gönderdiniz.
PHI 4:17 Bunu yardım peşinde olduğum için değil, hesabınızda biriken ruhsal kazanç bol olsun diye söylüyorum.
PHI 4:18 Epafroditʼin eliyle gönderdiğiniz yardımların hepsini aldım; hiçbir eksiğim kalmadı. Bolluk içindeyim. Gönderdiğiniz yardımlar güzel kokulu kurbanlara benzer. Allah böyle kurbanları seve seve kabul eder.
PHI 4:19 Allahımʼın zenginliği sınırsızdır. O her ihtiyacınızı görkemli bir şekilde Mesih İsa aracılığıyla cömertçe karşılayacak.
PHI 4:20 Göksel Babamız Allahʼa sonsuza kadar yücelik olsun! Amin.
PHI 4:21 Allahʼın kutsal halkına, Mesih İsaʼya ait olan herkese selam söyleyin. Benimle birlikte olan imanlı kardeşler de sizlere selam gönderiyorlar.
PHI 4:22 Buradaki bütün imanlılar, özellikle Sezarʼın sarayında çalışanlar, size selam gönderiyorlar.
PHI 4:23 Rab İsa Mesihʼin lütfu sizlere ruhsal destek olsun.
COL 1:1 Allahʼın isteğiyle Mesih İsaʼnın elçisi olan ben Pavlus ve imanlı kardeşimiz Timoteosʼtan,
COL 1:3 Sizin için her zaman dua edip Rabbimiz İsa Mesihʼin Babası Allahʼa şükrediyoruz.
COL 1:4 Mesih İsaʼya iman ettiğinizi ve Allahʼın bütün kutsal halkını sevdiğinizi duyduk.
COL 1:5 İmanınız ve sevginiz göklerde sizi bekleyen bereketlere bağladığınız umuttan geliyor. Bu umudu daha önce size ulaşan gerçek haberden, yani Mesihʼin Müjdesiʼnden öğrendiniz.
COL 1:6 Bu Müjde bütün dünyaya yayılıyor ve insanların yaşamlarında ürün veriyor. Allahʼın lütfunu işittiğiniz ve gerçekten anladığınız günden beri bu Müjde sizin aranızda da ürün veriyor.
COL 1:7 Bu Müjdeʼyi sevgili hizmet arkadaşımız Epafrasʼtan öğrendiniz. Epafras bizim adımıza Mesihʼe sadakatle hizmet ediyor.
COL 1:8 Kutsal Ruhʼtan kaynaklanan sevginizi de bize o anlattı.
COL 1:9 Biz de bu haberi aldığımız günden beri sizin için durmadan dua ediyoruz. Dileğimiz şu ki, her türlü hikmet ve ruhsal anlayışla dolarak Allahʼın isteğini tamamıyla bilesiniz.
COL 1:10 O zaman Rabbe layık bir hayat süreceksiniz. Oʼnu her bakımdan memnun edeceksiniz. Her türlü iyilik yaparak verimli yaşam süreceksiniz ve Allahʼı daha yakından tanıyacaksınız.
COL 1:11 Oʼnun görkemli kuvvetine dayanarak büyük kudretle güçlenmenizi dileriz. Böylece her sıkıntıya sevinçle dayanıp sabredersiniz.
COL 1:12 Baba Allahʼa şükretmeniz için dua ediyorum. Çünkü O, aydınlıkta yaşayan kutsal halkı için hazırladığı mirasa ortak olmanızı sağladı.
COL 1:13 Allah bizi Şeytanʼın karanlık gücünden kurtarıp sevgili Oğluʼnun Krallığıʼna aldı.
COL 1:14 Oğlu sayesinde günaha esir olmaktan kurtulduk, günahlarımız bağışlandı.
COL 1:15 Mesih, görünmez Allahʼın gözle görülebilen şeklidir. O, ilk doğan Oğul olarak, yaratılan her şeyi miras alma hakkına sahiptir.
COL 1:16 Çünkü yerde ve gökte görünen ve görünmeyen her şey Oʼnun tarafından yaratıldı. Tahtta oturan, hüküm süren, kuvvet ve yetki sahibi olan varlıklar dahil, her şey Oʼnun aracılığıyla ve Oʼnun için yaratıldı.
COL 1:17 Her şeyden önce var olan, her şeyi yerli yerinde tutan Oʼdur.
COL 1:18 Mesih, bedeni olan imanlılar topluluğunun başıdır. Her şeyi başlatan Oʼdur. Ölümden dirilen ilk doğan Oğul olarak her şeyde ilk yeri alır.
COL 1:19 Çünkü Allah, özünün tamamıyla Mesihʼte bulunmasını uygun gördü.
COL 1:20 Oʼnun çarmıhta akıtılan kanıyla esenlik sağladı, yerde gökte olan her şeyi Mesih aracılığıyla kendisiyle barıştırdı.
COL 1:21 Siz bir zamanlar Allahʼtan uzaktınız. Yaptığınız kötülükler yüzünden düşüncelerinizde Oʼna düşmandınız.
COL 1:22 Şimdiyse insan bedenine bürünen Mesih, ölümü sayesinde sizi Allahʼla barıştırdı. Böylece sizi Allahʼa adanmış, lekesiz ve kusursuz kişiler olarak Oʼnun huzuruna çıkardı.
COL 1:23 Yeter ki, imana bağlı kalasınız. Duyduğunuz Müjdeʼnin size verdiği umuttan sapmayın. İmanınızı bu Müjdeʼnin temeli üzerinde kımıldanmaz şekilde kurun. Ben Pavlus gökler altındaki tüm insanlığa duyurulan bu Müjdeʼnin hizmetkârı oldum.
COL 1:24 Sizin uğrunuza sıkıntı çektiğim için şimdi seviniyorum. Mesih kendi bedeni olan imanlılar topluluğu için acı çekmişti. Ben Mesihʼin çekmediği acıları kendi bedenimde tamamlıyorum.
COL 1:25 İmanlılar topluluğuna hizmetkâr oldum. Allah bu görevi bana sizin iyiliğiniz için verdi. Görevim Allahʼın haberini size tüm ayrıntılarıyla vaaz etmektir.
COL 1:26 Bu haber eskiden beri geçmiş kuşaklardan sır gibi saklı tutuldu, ama şimdi Allahʼın kutsal halkına açıklandı.
COL 1:27 Allah, bu sırrın ne kadar görkemli ve değerli olduğunu Yahudilerden başka milletlere de bildirmek istiyordu. Açıklanan sır Mesihʼin içinizde yaşamasıdır. Bu da size Oʼnun yüceliğine kavuşma umudunu verir.
COL 1:28 Biz Mesihʼi bildiriyoruz. Tam bir hikmetle herkese akıl veriyoruz, herkesi eğitiyoruz. Öyle ki, herkesi Mesihʼe bağlı olgun birer imanlı olarak Allahʼa yaklaştıralım.
COL 1:29 İşte bu amaçla canla başla çalışıyorum. Mesihʼin beni güçlendiren kudretiyle çabalamaya devam ediyorum.
COL 2:1 Sizin için, Laodikiye şehrindeki imanlılar için ve benimle yüz yüze görüşmemiş olanlar için ne kadar çaba harcadığımı bilmenizi istiyorum.
COL 2:2 Çünkü yüreklenip cesaret bulmalarını, sevgiyle birbirlerine bağlanmalarını istiyorum. Böylece anladıkları değerli gerçeklerden tamamen emin olacaklar ve Allahʼın açıkladığı sırra, yani Mesihʼe akıl erdirecekler.
COL 2:3 Hikmetin ve bilginin bütün hazineleri Mesihʼte saklıdır.
COL 2:4 Bunu hiç kimse sizi kulağı okşayan sözlerle kandırmasın diye söylüyorum.
COL 2:5 Çünkü bedence uzak olsam da, ruhça sizinle beraberim. Düzenli bir hayat sürüyorsunuz. Mesihʼe olan imanınız sağlam. Bunu bilmek beni sevindiriyor.
COL 2:6 Buna göre, madem Mesih İsaʼyı Rab olarak kabul ettiniz, Oʼnun yolunda yürüyün.
COL 2:7 Mesihʼe kök salın. Oʼnun temeli üzerinde bina gibi yükselin. Size vaaz edildiği gibi imanınızda kuvvetlenin. Allahʼa şükürleriniz gitgide çoğalsın.
COL 2:8 Sakın hiç kimse sizi felsefeyle ve boş laflarla aldatıp esir etmesin. Bu laflar Mesihʼe değil, insan adetlerine ve bu dünyayı güden temel kuvvetlere dayanır.
COL 2:9 Çünkü Allahʼın özü bedensel şekilde tamamıyla Mesihʼte bulunur.
COL 2:10 Siz de Mesihʼe bağlı olarak tamamıyla olgun hale geldiniz. Mesih her hüküm ve yetkinin kaynağıdır.
COL 2:11 Oʼnun sayesinde elle yapılmayan bir şekilde sünnet oldunuz. Mesih bedeninizin bir parçasını değil, günahlı tabiatınızı kesip attı.
COL 2:12 Vaftiz olduğunuzda Mesihʼle beraber gömüldünüz ve Oʼnunla beraber dirildiniz. Çünkü Mesihʼi ölümden dirilten Allahʼın kudretine iman ettiniz.
COL 2:13 Yahudi olmayan sizler bedence sünnetsizdiniz. Günahlarınız yüzünden ruhça ölüydünüz. Ama Allah size Mesihʼle birlikte yeni hayat verdi. O bütün günahlarımızı bağışladı.
COL 2:14 Yerine getirmediğimiz buyruklar bizi suçlu çıkardı. Allah bu suçların borç kâğıdını Mesihʼin çarmıhına çakarak hükümsüz kıldı.
COL 2:15 Hüküm süren ve yetki yürüten şeytani kuvvetleri çarmıhta yenerek ellerindeki silahları aldı. Onları herkesin gözü önünde rezil edip zafer alayında esir olarak yürüttü.
COL 2:16 Bu sebeple yiyecek, içecek, bayramlar, yeni ay törenleri ya da Şabat günleri konusunda kimse sizi yargılamasın.
COL 2:17 Bütün bunlar, gelecek şeylerin gölgesidir. Ama aslı Mesihʼtedir.
COL 2:18 Bedenlerine acı çektirmekten ve meleklere tapmaktan hoşlanan hiç kimse sizi alacağınız ödülden yoksun bırakmasın. Böyle kişiler gördükleri düşlere yersiz önem verirler. Bencil düşünceleriyle boş yere gurur duyarlar.
COL 2:19 Bu insanlar bedenin, yani imanlılar topluluğunun başı olan Mesihʼe bağlı kalmıyorlar. Oysa bütün topluluk, eklemler ve bağlar yardımıyla beslenen beden gibi Mesihʼten beslenir, bir arada tutulur ve Allahʼtan aldığı kuvvetle büyür.
COL 2:20 Siz adeta Mesihʼle beraber öldünüz, bu dünyayı güden temel kuvvetlerden kurtuldunuz. Neden hâlâ dünyevi insanlar gibi davranıyorsunuz? Neden “Bunu elleme!”, “Şunu tatma!” ya da “Şuna dokunma!” gibi buyruklara uyuyorsunuz?
COL 2:22 Bütün bu buyruklar, kullanıldıkça yok olup giden şeylerle ilgilidir. İnsanların verdikleri emirlere ve öğrettikleri şeylere dayanır.
COL 2:23 Gerçi bunlar uyduruk dindarlık, bedene eziyet etmek ve çile çektirmek bakımından hikmetliymiş gibi görünürler. Ama bedenin günahlı heveslerini kontrol etmekte hiçbir faydaları yoktur.
COL 3:1 Madem Mesihʼle beraber dirildiniz, dikkatinizi gökteki şeylere çevirin. Mesih orada, Allahʼın sağında oturuyor.
COL 3:2 Yerdeki değil, gökteki şeyleri düşünün.
COL 3:3 Çünkü siz öldünüz ve yaşamınız Mesihʼle birlikte Allahʼta saklıdır.
COL 3:4 Evet, yaşamınız Mesihʼtir. Mesih göründüğü zaman, siz de Oʼnunla birlikte görkem içinde görüneceksiniz.
COL 3:5 Bu sebeple, içinizdeki dünyevi istekleri öldürün. Seksüel günah, pislik, dizginsiz heves, kötü istek ve açgözlülüğü hayatınızdan atın. Açgözlülükle puta tapmak birdir.
COL 3:6 Allah böyle şeylere öfkelenir ve itaatsiz insanları cezalandırır.
COL 3:7 Eskiden siz de onlarla iç içe yaşadınız, aynı kötülükleri yaptınız.
COL 3:8 Ama şimdi bunların hepsini hayatınızdan atın. Kızgınlık, öfke ve kini bırakın. İftira ve açık saçık laflar ağzınızdan çıkmasın.
COL 3:9 Birbirinize yalan söylemeyin, çünkü eski kişiliğinizi ve onun yaptığı kötülükleri üzerinizden çıkarıp attınız.
COL 3:10 Onun yerine yeni kişiliği giyindiniz. Yeni kişiliğiniz sürekli tazelenir ve yaratıcısı olan Allahʼa benzer. Böylece Allahʼı daha iyi tanırsınız.
COL 3:11 Bu yeni kişiliğe sahip olanlar arasında Grek, Yahudi, sünnetli, sünnetsiz, yabancı, göçebe, köle ve özgür diye ayrım yoktur. Ama her şeyden önemli olan Mesihʼtir ve O hepimizde yaşar.
COL 3:12 Siz Allahʼın kutsal halkısınız. O sizi seçti ve sizi seviyor. Bu sebeple içten şefkat, iyilik, alçakgönüllülük, yumuşak huy ve sabrı yeni bir elbise gibi giyinin.
COL 3:13 Birbirinizi hoş görün. Birinin başkasına karşı şikâyeti varsa onu affetsin. Rab sizi nasıl affettiyse, siz de öyle birbirinizi affedin.
COL 3:14 En önemlisi, birbirinizi sevin. Sevgi hepinizi birbirinize tam bir birlik içinde bağlıyor.
COL 3:15 Mesihʼin esenliği yüreklerinizi yönetsin. Allah sizi tek bir beden halinde esenlik içinde yaşamaya çağırdı. Devamlı şükredin.
COL 3:16 Mesihʼin sözü içinizde bütün zenginliğiyle yaşasın. Birbirinize tam hikmetle ders ve akıl verin. Mezmurlar, ilahiler ve ruhsal ezgiler söyleyin. Yürekten şükrederek Allahʼı ezgilerle övün.
COL 3:17 Söylediğiniz ya da yaptığınız her şey Rab İsaʼnın adını yüceltsin. Oʼnun adıylaBaba Allahʼa şükredin.
COL 3:18 Ey kadınlar, kocalarınıza uyun. Rabbe ait insanlara layık davranış budur.
COL 3:19 Ey kocalar, karılarınızı sevin. Onlara sert davranmayın.
COL 3:20 Ey çocuklar, annenize ve babanıza her konuda itaat edin. Çünkü böyle yapmak Rabbi memnun eder.
COL 3:21 Ey babalar, çocuklarınızda ikide bir kusur bularak onları sinirlendirmeyin, yoksa moralleri bozulur.
COL 3:22 Ey köleler, bu dünyadaki efendilerinize her konuda itaat edin. Bunu sadece sizi gözledikleri zaman yapmayın. İnsanlara hoş görünmek için de yapmayın. Ama Rabbe saygı gösterenler olarak efendilerinize temiz yürekle hizmet edin.
COL 3:23 İnsanlara değil, Rabbe hizmet edermiş gibi her işi canı gönülden yapın.
COL 3:24 Bilin ki, hizmetinizin karşılığı olarak Rabʼden miras alacaksınız. Çünkü asıl hizmet ettiğiniz Efendi, Mesihʼtir.
COL 3:25 Her kötülük işleyen de yaptığı kötülüğün karşılığını alacak. Hiçbir ayrım yapılmayacak.
COL 4:1 Ey efendiler, kölelerinize adaletli ve eşit davranın. Unutmayın ki, sizin de gökte bir Efendiniz var.
COL 4:2 Kendinizi duaya verin. Dua ederken tetikte olun ve Allahʼa şükredin.
COL 4:3 Aynı zamanda bizim için de dua edin. Allah bize sözünü yaymamız için bir kapı açsın, öyle ki, Mesih hakkındaki sırrı açıklayalım. Bu gizli planı duyurduğum için hapse düştüm.
COL 4:4 Onu gereken açıklıkla vaaz edebilmem için dua edin.
COL 4:5 Topluluğunuzun dışındaki insanlara hikmetli davranın. Vaktinizi iyi kullanın.
COL 4:6 Konuşmalarınız tuzla tat verilmiş gibi, her zaman lütufla dolu olsun. Böylece herkese nasıl cevap vermeniz gerektiğini bileceksiniz.
COL 4:7 Tihikos sevdiğimiz bir kardeş, Rabbe bağlı sadık bir hizmetkâr ve hizmet arkadaşımızdır. Tihikos benim hakkımda her şeyi anlatacak.
COL 4:8 Onu işte bu amaçla size yolluyorum. Durumumuzu anlatmasını ve içinizi rahatlamasını istiyorum.
COL 4:9 Onesimos onunla beraber geliyor. O da sevdiğimiz sadık bir kardeş ve sizden biridir. Onesimosʼla Tihikos burada neler olup bittiğini size anlatacaklar.
COL 4:10 Hapis arkadaşım Aristarhus size selamlarını gönderiyor. Barnabaʼnın kuzeni Markos da selam gönderiyor. Markos için yapmanız gereken şeyleri bildirmiştim. O size gelirse, onu candan kabul edin.
COL 4:11 Yustus diye bilinen Yeşu da selamlarını gönderiyor. Allahʼın Krallığıʼna hizmet eden arkadaşlarımın arasında tek bunlar Yahudi soydaşlarımdır. Onlar bana çok cesaret verdiler.
COL 4:12 Mesih İsaʼnın kulu olan Epafras selam gönderiyor. O da sizden biridir. İmanınızda sağlam durasınız, olgun ve Allahʼın isteğinden emin olasınız diye her vakit sizin için canla başla dua ediyor.
COL 4:13 Hem sizin için, hem de Laodikiye ve Hiyerapolis şehirlerindeki topluluklar için çok uğraştığına şahidim.
COL 4:14 Sevgili doktor Luka ve Demas selam gönderiyorlar.
COL 4:15 Laodikiye şehrindeki imanlılara selam söyleyin. Hem de Nimfaʼyı ve evinde bir araya gelen topluluğu selamlayın.
COL 4:16 Bu mektup aranızda okunduktan sonra, onu Laodikiyeʼdeki topluluğa gönderin, onlar da okusun. Siz de Laodikiyeʼye yazdığım mektubu alıp okuyun.
COL 4:17 Arhipusʼa da şöyle deyin: “Rabʼden aldığın hizmeti tamamlamaya dikkat et!”
COL 4:18 Ben, Pavlus, bu selamı kendi elimle yazıyorum. Hapiste zincirle bağlanmış olduğumu unutmayın. Allahʼın lütfu üzerinizde olsun.
1TH 1:1 Pavlus, Silvanus ve Timoteosʼtan,
1TH 1:2 Dualarımızda sizi her andığımızda Allahʼa hepiniz için şükrediyoruz.
1TH 1:3 İmanla çalışıyorsunuz, bunu sevgiyle yapıyorsunuz ve Rabbimiz İsa Mesihʼi umutla bekleyerek zorluklara dayanıyorsunuz. Babamız Allahʼın huzurunda bunları hep hatırlıyoruz.
1TH 1:4 Ey imanlı kardeşlerim, Allahʼın sizi sevdiğini ve sizi seçtiğini biliyoruz.
1TH 1:5 Çünkü duyurduğumuz Müjde size sadece sözle değil, kudretle, Kutsal Ruhʼla ve büyük güvenle ulaştı. Aranızdayken sizin için nasıl yaşadığımızı gördünüz.
1TH 1:6 Siz hem bizi, hem de Rabbi örnek aldınız. Allahʼın sözünü büyük sıkıntılar içinde, Kutsal Ruhʼun verdiği sevinçle kabul ettiniz.
1TH 1:7 Böylece Makedonya ve Ahaya bölgelerindeki bütün imanlılara örnek oldunuz.
1TH 1:8 Çünkü sayenizde Rabbin sözü her yere ulaştı. Allahʼa olan imanınızın haberi sadece Makedonya ve Ahaya bölgelerinde değil, her yerde duyuldu. Bu konuda bizim bir şey söylemeye ihtiyacımız yok.
1TH 1:9 Yanınıza geldiğimizde bizi nasıl candan kabul ettiğinizi herkes konuşuyor. Putlardan Allahʼa nasıl döndüğünüzü, diri ve gerçek Allahʼa nasıl hizmet ettiğinizi ve Allahʼın Oğlu İsaʼnın gökten gelişini nasıl beklediğinizi anlatıyorlar. Allah İsaʼyı ölümden diriltti. Bizi Allahʼın dünyayı öfkeyle cezalandıracağı zamandan kurtaran Oʼdur.
1TH 2:1 Kardeşler, sizi boş yere ziyaret etmediğimizi siz de biliyorsunuz.
1TH 2:2 Bildiğiniz gibi, daha önce Filipi şehrinde eziyete ve hakarete uğradık. Selanikʼte bize karşı koyanlar çoktu, yine de hizmet ettiğimiz Allahʼtan cesaret alıp size Allahʼın Müjdesiʼni duyurduk.
1TH 2:3 İnsanları imana davet ederken kötü niyetimiz yok, yalan dolan söylemiyoruz.
1TH 2:4 Tersine, Allah bizi güvenilir bulduğu için, Müjdeʼyi yayma işini bize emanet etti. Bu sebeple insanları değil, Allahʼı hoşnut etmek için konuşuyoruz. Çünkü yüreklerimizi sınayan Oʼdur.
1TH 2:5 Anladığınız gibi, hiçbir zaman gururunuzu okşayan sözler söylemedik. Açgözlülüğü örten bir maske de takmadık. Allah buna şahittir.
1TH 2:6 İnsanların övgüsünü almaya da çalışmadık –ne sizin, ne de başkalarının.
1TH 2:7 Aslında aranızdayken Mesihʼin elçileri olarak size yük olmaya hakkımız vardı. Ancak kendi bebeklerini emziren bir anne gibi size şefkatle davrandık.
1TH 2:8 Sizlere öylesine gönülden bağlanmıştık ki, yalnız Allahʼın Müjdesiʼni değil, kendi hayatımızı bile sizinle paylaşmaya razıydık. İşte sizi o kadar çok sevdik.
1TH 2:9 Çünkü kardeşler, ne kadar çalıştığımızı, ne kadar zahmet çektiğimizi hatırlarsınız. Hiçbirinize yük olmamak için gece gündüz alın teri döktük ve böylece Allahʼın Müjdesiʼni size vaaz ettik.
1TH 2:10 Siz imanlılara ne kadar pak, doğru ve kusursuz davrandığımıza hem Allah, hem de siz şahitsiniz.
1TH 2:11 Bildiğiniz gibi, bir baba çocuklarına nasıl davranırsa, sizlerden her birine öyle davrandık.
1TH 2:12 Sizi cesaretlendirdik, gönlünüzü rahatlattık ve sizi Allahʼa layık bir hayat yaşamaya teşvik ettik. Çünkü Allah sizi kendi krallığına ve yüceliğine ortak olmaya davet ediyor.
1TH 2:13 Allahʼa devamlı şükretmemiz için bir sebep daha var: Allahʼın sözünü bizden işittiğinizde onu insan sözü olarak değil, Allahʼın sözü olarak kabul ettiniz. Çünkü o gerçekten Allahʼın sözüdür ve gücünü siz imanlılarda gösterir.
1TH 2:14 Evet kardeşler, siz Allahʼın Yahudiyeʼde bulunan ve Mesih İsaʼya bağlı olan topluluklarını örnek aldınız. Onlar diğer Yahudilerden nasıl eziyet çektilerse, siz de kendi vatandaşlarınızdan aynı tür eziyeti çektiniz.
1TH 2:15 Yahudi soydaşlarım hem Rab İsaʼyı hem de peygamberleri öldürdüler, bizi de kovaladılar. Onlar Allahʼı memnun etmiyorlar ve herkese düşmanca davranıyorlar.
1TH 2:16 Çünkü diğer milletlere vaaz etmemize engel oluyorlar. Onların kurtuluşa kavuşmasını istemiyorlar. Böylece hep günahlarına günah katıyorlar. Ama artık Allahʼın öfkesine uğradılar.
1TH 2:17 Kardeşler, kısa bir zaman için sizden ayrı kaldık. Bedence aranızda değilsek de daima kalbimizdesiniz. Sizi çok özledik, sizinle yüz yüze görüşmeye var gücümüzle uğraştık.
1TH 2:18 Evet, size gelmek istiyorduk. Hele ben Pavlus birkaç defa gelmeye çalıştım, ama Şeytan bize engel oldu.
1TH 2:19 Umudumuz, sevincimiz kimdir? Rabbimiz İsa geldiğinde Oʼnun önünde övüneceğimiz zafer tacı nedir? Siz değil misiniz?
1TH 2:20 Evet, gururumuz ve sevincimiz sizsiniz.
1TH 3:1 Bu sebeple daha fazla bekleyemedik. Atinaʼda yalnız kalmaya karar verdik.
1TH 3:2 Size Timoteosʼu yolladık. O, imanlı kardeşimizdir ve Mesihʼin Müjdesiʼni yayma işinde bizimle birlikte Allahʼa hizmet ediyor. Onu imanınızı kuvvetlendirmek ve size cesaret vermek için gönderdik.
1TH 3:3 Öyle ki, çektiğiniz bu eziyetler yüzünden kimsenin inancı sarsılmasın. Eziyet her an başımıza gelebilir. Bunu siz de biliyorsunuz.
1TH 3:4 Evet, daha yanınızdayken, eziyet çekeceğimizi size defalarca söyledik ve bildiğiniz gibi öyle oldu.
1TH 3:5 Bu sebeple ben daha fazla dayanamadım. İmanınızın durumunu öğrenmek için Timoteosʼu gönderdim. Şeytan sizi doğru yoldan çıkarmış ve çalışmalarımız boşuna gitmiş olabilir diye korkuyordum.
1TH 3:6 Ama Timoteos az önce yanınızdan bize döndü. İmanınız ve sevginiz hakkında güzel haberler getirdi. Bizi her zaman iyi hatıralarla andığınızı ve bizi özlediğinizi söyledi. Biz de sizi aynı hasretle özlüyoruz.
1TH 3:7 Onun için, kardeşler, bütün dert ve sıkıntılarımız arasında imanınız hakkındaki haberler içimizi rahatlattı.
1TH 3:8 Evet, Rabbe bağlı kalmanız canımıza can katar.
1TH 3:9 Haberleriniz bizi Allahʼın huzurunda çok sevindirdi. Sizin için Allahʼa ne kadar şükretsek azdır.
1TH 3:10 Sizinle yüz yüze görüşmek ve imanınızın eksik taraflarını tamamlamak için gece gündüz var gücümüzle dua ediyoruz.
1TH 3:11 Göksel Babamız Allahʼın kendisi ve Rabbimiz İsa Mesih size gelmemiz için yolumuzu açsın.
1TH 3:12 Rab birbirinize ve herkese olan sevginizi çoğaltıp, aynen bizim sizi sevdiğimiz gibi, bu sevgiyle dolup taşmanızı sağlasın.
1TH 3:13 Sizi öyle kuvvetlendirsin ki, kendinizi yürekten Allahʼa adayasınız. O zaman Rabbimiz İsa bütün kutsal halkıyla geldiğinde göksel Babamız Allahʼın gözünde kusursuz olursunuz.
1TH 4:1 Ey kardeşler, şimdi de son konuya geleyim. Allahʼı memnun etmek için nasıl yaşamanız gerektiğini bizden öğrenmiştiniz. Gerçekten de öyle yaşıyorsunuz. Şimdi bu konuda daha da ilerlemenizi Rab İsa adıyla rica ediyor, yalvarıyoruz.
1TH 4:2 Çünkü Rab İsaʼnın yetkisiyle size ne gibi buyruklar verdiğimizi biliyorsunuz.
1TH 4:3 İşte, Allahʼın istediği şudur: kendinizi Oʼna adayın ve seksüel günahlardan uzak durun.
1TH 4:4 Her biriniz kendini Allahʼa adayarak eşine saygıyla davranmayı öğrensin.
1TH 4:5 Allahʼı tanımayan putperestler gibi dizginsiz heveslere kapılmayın.
1TH 4:6 Bu konuda hiç kimse imanlı kardeşini aldatıp haksızlık etmesin. Daha önce de söylediğimiz ve sizi uyardığımız gibi, böyle günah işleyen herkesi Rab cezalandırır.
1TH 4:7 Çünkü Allah bizi kendisine adanmaya çağırdı. Günahla kirlenmemizi istemez.
1TH 4:8 Onun için, bu buyrukları reddeden kişi, insanı değil, size Kutsal Ruhuʼnu veren Allahʼı reddetmiş olur.
1TH 4:9 Ama kardeşlik sevgisi hakkında size bir şey yazmaya ihtiyacımız yok. Çünkü Allah size birbirinizi sevmeyi öğretti.
1TH 4:10 Zaten bütün Makedonyaʼnın her tarafındaki imanlı kardeşlerin hepsini seviyorsunuz. Yine de, kardeşler, sizden rica ederiz, bu konuda daha da ilerleyin.
1TH 4:11 Size emrettiğimiz gibi, temel amacınız sakin yaşamak, kendi işinize bakmak ve ellerinizle çalışmak olmalı.
1TH 4:12 Öyle yaparsanız, topluluğun dışındakilerin saygısını kazanırsınız ve kimseye muhtaç olmadan geçinirsiniz.
1TH 4:13 Kardeşler, gözlerini hayata kapamış imanlılar hakkında bilgisiz kalmanızı istemiyorum. Öyle ki, umudu olmayan diğer insanlar gibi üzülmeyesiniz.
1TH 4:14 Ne de olsa İsaʼnın ölüp dirildiğine inanıyoruz. Aynı şekilde İsa sayesinde Allah, gözlerini hayata kapamış olanları Oʼnunla birlikte geri getirecek.
1TH 4:15 Şunu size Rabbin sözü olarak bildiriyoruz: Biz yaşamakta olanlar, yani Rabbin görkemli gelişinde hâlâ hayatta olanlar Rabʼle buluşurken, kesinlikle ölmüş olanların önüne geçmeyeceğiz.
1TH 4:16 Çünkü Rabbin kendisi toplanma emri verecek, başmeleğin sesi ve Allahʼın borazanı duyulacak. O zaman Rab gökten inecek. Önce Mesihʼe ait ölüler dirilecek.
1TH 4:17 Ondan sonra biz yaşayanlar, yani o zamanda hayatta kalanlar, onlarla birlikte bulutlar içine alınıp götürüleceğiz. Hep birlikte Rabbi havada karşılayacağız. Böylece sonsuza kadar Rabbin yanında olacağız.
1TH 4:18 Onun için bu sözlerle birbirinize cesaret verin.
1TH 5:1 Kardeşler, bu olayların nasıl ve ne zaman olacağını size yazmamıza ihtiyacınız yok.
1TH 5:2 Çünkü çok iyi bildiğiniz gibi, Rabbin Günü gece gelen hırsız gibi beklenmedik anda gelecek.
1TH 5:3 İnsanlar “Her şey esenlik ve güvenlik içinde!” derken aniden felakete uğrayacaklar. Gebe kadının aniden doğum sancılarına yakalandığı gibi, onlar da kaçıp kurtulamayacaklar.
1TH 5:4 Ama kardeşler, siz karanlıkta değilsiniz ki, o gün sizi hırsız gibi yakalasın.
1TH 5:5 Siz hepiniz ışığın evlatlarısınız, gündüze ait insanlarsınız. Biz imanlılar geceye ya da karanlığa ait değiliz.
1TH 5:6 Öyleyse, biz öbür insanlar gibi uyumayalım, ayık ve uyanık olalım.
1TH 5:7 Çünkü uyuyanlar gece uyuyorlar. Sarhoşlar da gece sarhoş oluyorlar.
1TH 5:8 Ama biz gündüze ait olduğumuza göre, ayık kalalım. Göğsümüze zırh takar gibi kendimizi imanımız ve sevgimizle koruyalım, başlık takar gibi kurtuluş umudumuza sarılalım.
1TH 5:9 Çünkü Allahʼın bizim için verdiği karar, öfkesine uğramak değil, Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla kurtuluşa kavuşmaktır.
1TH 5:10 İsa Mesih bizim için öldü. Öyle ki, diri de olsak, ölü de olsak, Oʼnunla birlikte yaşayalım.
1TH 5:11 Bunun için, şimdi yaptığınz gibi, birbirinize cesaret verin, birbirinizi ruhça geliştirin.
1TH 5:12 Kardeşler, sizden rica ederiz, aranızda hizmet eden, size Rabbin yolunda liderlik yapan ve size akıl veren kişilerin değerini bilin.
1TH 5:13 Yaptıkları hizmet için onlara fazlasıyla saygı ve sevgi gösterin. Birbirinizle barış içinde yaşayın.
1TH 5:14 Kardeşler, size yalvarıyoruz, boş gezenleri uyarın, yüreksizleri yüreklendirin, güçsüzlere destek olun, herkese sabırlı davranın.
1TH 5:15 Dikkat edin, kimse kötülüğe karşılık kötülük yapmasın. Bunun yerine, her zaman birbirinize ve herkese iyilik yapmayı amaç edinin.
1TH 5:16 Her zaman sevinin.
1TH 5:17 Devamlı dua edin.
1TH 5:18 Her durumda şükredin. Çünkü Mesih İsaʼya ait olan sizler için Allahʼın istediği budur.
1TH 5:19 Kutsal Ruhʼun ateşini söndürmeyin.
1TH 5:20 Peygamberlerin sözlerini küçümsemeyin,
1TH 5:21 ama hepsini sınayın. İyi olana sıkı tutunun,
1TH 5:22 her tür kötülükten uzak durun.
1TH 5:23 Esenlik kaynağı olan Allah, kendisine tamamen adanmanızı sağlasın. Rabbimiz İsa Mesihʼin gelişinde ruhunuz, canınız ve bedeniniz korunsun, eksiksiz ve kusursuz olsun.
1TH 5:24 Sizi kendisine çağıran Allah güvenilirdir ve bunu yapacak.
1TH 5:25 Kardeşler, bizim için dua edin.
1TH 5:26 Bütün kardeşleri Allahʼın kutsal halkına yakışan bir öpücükle selamlayın.
1TH 5:27 Rabbin adıyla size emrediyorum: bu mektup bütün imanlı kardeşlere okunsun.
1TH 5:28 Rabbimiz İsa Mesihʼin lütfu üzerinizde olsun.
2TH 1:1 Pavlus, Silvanus ve Timoteosʼtan,
2TH 1:2 Babamız Allahʼtan ve Rab İsa Mesihʼten size lütuf ve esenlik olsun.
2TH 1:3 Kardeşler, sizin için Allahʼa her zaman şükretmeliyiz. Bunu yapmamız uygun, çünkü imanınız gittikçe büyüyor ve hepinizin birbirinize olan sevgisi artıyor.
2TH 1:4 Bu sebeple bizler de Allahʼın toplulukları arasında sizinle övünüyoruz. Çünkü siz bunca eziyet ve sıkıntıya sabırla ve imanla dayanıyorsunuz.
2TH 1:5 Bütün bunlar Allahʼın adaletli yargısını gösterir. Böylece uğruna acı çektiğiniz Allahʼın Krallığıʼna layık sayılırsınız.
2TH 1:6 Evet, Allah doğru olanı yapacak. Size eziyet edenleri eziyetle cezalandıracak.
2TH 1:7 Ama eziyet çeken sizleri bizimle birlikte rahata kavuşturacak. Bütün bunlar Rab İsa alev alev yanan ateş içinde güçlü melekleriyle gökten göründüğü zaman olacak. Rabbimiz İsa Mesih Allahʼı tanımayanları ve kendisi hakkındaki Müjdeʼye itaat etmeyenleri cezalandıracak.
2TH 1:9 Onlar sonsuza dek mahvolma cezasına uğrayacaklar. Rabbin huzurundan uzaklaştırılıp görkemli gücünden yoksun kalacaklar.
2TH 1:10 Rab İsa, geldiği gün kutsal halkı tarafından yüceltilecek ve iman eden herkes tarafından hayranlıkla karşılanacak. Onların arasında siz de olacaksınız, çünkü Oʼnun hakkında ettiğimiz şahitliğe inandınız.
2TH 1:11 İşte bu sebeple sizin için daima şöyle dua ediyoruz: Allahımız sizi davetine layık kılsın. Kendi kudretiyle her iyi niyetinizi ve imanla yaptığınız her şeyi tamamlasın.
2TH 1:12 Öyle ki, Rabbimiz İsa Mesihʼin adı sizin sayenizde yüceltilsin, siz de Oʼnun sayesinde yüceliğe kavuşasınız. Bu da ancak Allahımızʼın ve Rab İsa Mesihʼin lütfuyla olur.
2TH 2:1 Kardeşler, Rabbimiz İsa Mesihʼin gelişi ve bizi kendi yanına toplaması konusunda sizden şunu rica ediyoruz:
2TH 2:2 “Rabbin Günü olup bitti” diye iddia edenler var. Bunu bizdenmiş gibi gösterilen bir vahiy, bir vaaz ya da bir mektuba dayandırırlar. Bu iddialarla aklınız hemen karışmasın, telaşa düşmeyin.
2TH 2:3 Kimse sizi hiçbir şekilde aldatmasın. Çünkü Allahʼa karşı büyük isyan olmadan ve kanun tanımaz, cehennemlik adam ortaya çıkmadan o gün gelmeyecek.
2TH 2:4 O adam tanrı diye anılan ya da tapılan her şeye karşı gelecek, kendisini onların hepsinden üstün sayacak. Hatta Allahʼın tapınağında oturup kendisinin Tanrı olduğunu iddia edecek.
2TH 2:5 Hatırlamıyor musunuz? Ben daha aranızdayken, size bu konuları anlatırdım.
2TH 2:6 O adam vakti gelince ortaya çıkacak. Ama şimdi onu engelleyen bir güç var. Bunun ne olduğunu da biliyorsunuz.
2TH 2:7 Çünkü kanunsuzluğun sinsi gücü şimdi işe koyulmuştur. Ancak bunu engelleyen kuvvet aradan çıkarılıncaya kadar işini sürdürecek.
2TH 2:8 İşte, kanun tanımaz adam o vakit ortaya çıkacak. Ama Rab İsa bütün görkemiyle göründüğü zaman onu kendi ağzından çıkan solukla öldürüp yok edecek.
2TH 2:9 Kanun tanımaz adamın gelişi Şeytanʼın kuvvetiyle olacak. O, aldatmak için her türlü gücü kullanarak mucizeler ve harikalar yapacak.
2TH 2:10 Mahvolmaya giden insanları her türlü kötülükle kandıracak. Onlar hakikati sevmedikleri, kurtulmak istemedikleri için mahvolacaklar.
2TH 2:11 Bu sebeple Allah onlara yoldan saptırıcı bir güç gönderiyor. Sonuç olarak yalana inanacaklar.
2TH 2:12 Böylece hakikate inanmayıp kötülükten zevk alanların hepsi cezalandırılacak.
2TH 2:13 Ama biz her zaman sizin için Allahʼa şükretmeliyiz, ey Rabbin sevdiği imanlı kardeşler! Çünkü Allah sizi kendisine ilk ürün olarak seçti. Kutsal Ruh sayesinde kendinizi Allahʼa adayıp hakikate iman ederek kurtuldunuz.
2TH 2:14 Allah bizim yaydığımız Müjdeʼyle sizi bu kurtuluşa çağırdı. Öyle ki, Rabbimiz İsa Mesihʼin yüceliğine kavuşasınız.
2TH 2:15 Onun için kardeşler, dayanın! Verdiğimiz vaaz ve yazdığımız mektupla öğrendiğiniz gerçeklere sıkı tutunun.
2TH 2:16 Babamız Allah bizleri sevdi ve lütfuyla bize tükenmez bir cesaret ve sarsılmaz bir umut verdi. Rabbimiz İsa Mesihʼin kendisi ve Babamız Allah sizi yüreklendirip cesaret versin. Her zaman iyi olanı yapmanız ve söylemeniz için sizi güçlendirsin.
2TH 3:1 Son olarak, kardeşler, bizim için dua edin. Öyle ki Rabbin sözü hızla yayılsın ve aranızda olduğu gibi her yerde yüceltilsin.
2TH 3:2 Tehlikeli ve kötü yürekli kişilerden korunmamız için de dua edin. Ne de olsa, herkes imanlı değil!
2TH 3:3 Ama Rab sadık. O sizi güçlendirecek ve kötülükten koruyacak.
2TH 3:4 Rabbe ait olanlar olarak size güveniyoruz. Biliyoruz ki, emrettiğimiz şeyleri yapıyorsunuz ve yapmaya devam edeceksiniz.
2TH 3:5 Rab yüreklerinizi Allahʼtan gelen sevgiye ve Mesihʼten gelen dayanma gücüne yöneltsin.
2TH 3:6 Kardeşler, Rabbimiz İsa Mesihʼin adına size şunu buyuruyoruz: Boş dolaşan ve bizden öğrendiği gerçeklere uymayan her kardeşten uzak durun.
2TH 3:7 Bizi nasıl örnek almanız gerektiğini biliyorsunuz. Çünkü aranızdayken biz boş dolaşmadık.
2TH 3:8 Hiç kimsenin elinden bedava ekmek yemedik. Tersine, hiçbirinize yük olmayalım diye zahmet çekip uğraştık, gece gündüz çalıştık.
2TH 3:9 Sizden yardım beklemeye hakkımız vardı. Ama size izleyebileceğiniz bir örnek olmak istedik.
2TH 3:10 Aranızdayken, size şunu da emretmiştik: “Çalışmak istemeyen yemek de yemesin!”
2TH 3:11 Bazılarınızın aylak yaşadığını işittik. Onlar hiçbir iş yapmadıkları gibi, başkalarının işine de burunlarını sokuyorlarmış.
2TH 3:12 Böyle kişilere Rab İsa Mesih adına emrediyoruz ve yalvarıyoruz, sakin sakin çalışıp ekmek paralarını kazansınlar.
2TH 3:13 Size gelince kardeşler, iyilik yapmaktan usanmayın.
2TH 3:14 Bir kişi bu mektupta söylediklerimize uymazsa, onu not edin ve utanması için onunla ilişkinizi kesin.
2TH 3:15 Yine de ona düşman gözüyle bakmayın. Ona bir kardeş gibi akıl verin.
2TH 3:16 Esenlik kaynağı olan Rabbin kendisi size her zaman, her durumda esenlik versin. Rab hepinizle birlikte olsun.
2TH 3:17 Ben, Pavlus, bu selam sözünü kendi elimle yazıyorum. Her mektubumu bu şekilde imzalıyorum. İşte, benim yazım böyle.
2TH 3:18 Rabbimiz İsa Mesihʼin lütfu hepinizin üzerinde olsun.
1TI 1:1 Kurtarıcımız Allahʼın ve umudumuz Mesih İsaʼnın emriyle Mesih İsaʼnın elçisi ben Pavlusʼtan,
1TI 1:3 Ben Makedonyaʼya giderken sana rica ettiğim gibi Efesʼte kal. Orada bazı kişiler yanlış şeyler öğretiyorlar. Onlara engel olmanı istemiştim.
1TI 1:4 Bu kişiler masallara ve sonu gelmeyen soy kütüklerine önem vermesinler. Bu gibi şeyler sadece kavgalara sebep olur, imana dayanan Allahʼın düzenine hizmet etmez.
1TI 1:5 Bu emrimin amacı sevgidir. Sevgi pak yürekten, temiz vicdandan ve hakiki imandan doğar.
1TI 1:6 Bazıları bunlardan saparak boş konuşmalara daldılar.
1TI 1:7 Tevrat öğretmenleri olmak istiyorlar, ama ne söylediklerini anlamıyorlar. İddia ettikleri konularda da bilgileri yok.
1TI 1:8 Tevrat kanunlarının iyi olduğunu biliyoruz. Yeter ki, insan onları Tevratʼın özüne uygun biçimde kullansın.
1TI 1:9 Biliyoruz ki, Tevrat kanunları doğru kişiler için verilmedi. Kanunsuzlar ve başkaldıranlar için, Allahʼı saymayanlar ve günahkârlar için, pak hayata ve kutsal değerlere önem vermeyenler için, anne babalarını öldürenler ve katiller için verildi.
1TI 1:10 Evlilik dışında birleşenler, erkeklerle yatan erkekler, köle tüccarları, yalancılar, yalan yere yemin edenler ve öğrettiğimiz doğru yola ters düşen başka şeyleri yapanlar için verildi.
1TI 1:11 Bu söylediklerim, bereket kaynağı olan Allahʼın bana emanet ettiği görkemli Müjdeʼye uygundur.
1TI 1:12 Bana güç veren Rabbimiz Mesih İsaʼya şükrederim. Çünkü O beni güvenilir saydı ve hizmetine aldı.
1TI 1:13 Daha önceleri Oʼna hakaret eden, Oʼnun topluluğuna eziyet eden, saldırgan biriydim. Fakat bana merhamet gösterildi, çünkü Mesihʼe iman etmeden önce ne yaptığımı bilmiyordum.
1TI 1:14 Rabbimiz bana çok lütufkâr davrandı. Bu sayede imana geldim ve Mesih İsaʼdaki sevgiye kavuştum.
1TI 1:15 Şu söz güvenilirdir, herkes onu kabul etmeli: “Mesih İsa günahkârları kurtarmak için dünyaya geldi.” Günahkârların en kötüsü de benim.
1TI 1:16 Ama Mesih İsa, büyük sabrını öncelikle bende göstermek için bana merhamet etti. Öyle ki, Oʼna iman ederek sonsuz yaşama kavuşacak olanlara örnek olayım.
1TI 1:17 Sonsuza dek hüküm süren Kral, ölümsüz ve göze görünmeyen tek Allah, sonsuzlara kadar saygı görsün ve yüceltilsin! Amin.
1TI 1:18 Evladım Timoteos, senin hakkında daha önce söylenen peygamberlik sözlerine dayanarak bu emri sana emanet ediyorum. O sözleri kullanarak yüce ruhsal savaşı sürdür.
1TI 1:19 İmana sarıl. Vicdanını da temiz tut. Bazı kişiler vicdanlarını dinlemediler. Sonuç olarak gemilerini batıran dikkatsiz denizciler gibi imanlarını kaybettiler.
1TI 1:20 Himeneyos ve İskender bunlardandır. Ben onları terbiye etmek için Şeytanʼa teslim ettim. Öyle ki Allahʼa hakaret etmesinler.
1TI 2:1 Her şeyden önce bütün insanlar için dualar, dilekler, yalvarışlar, şükürler edilsin.
1TI 2:2 Krallar ve bütün devlet adamları için de dua edilsin. Böylece tamamıyla Allahʼın yoluna bağlı, saygın insanlar olarak sakin ve huzurlu bir hayat yaşayalım.
1TI 2:3 Bu şekilde dua etmek iyidir. Kurtarıcımız Allahʼı memnun eder.
1TI 2:4 Allah bütün insanların kurtulmasını ve gerçeğin farkına varmasını ister.
1TI 2:5 Çünkü Allah birdir ve insanlar ile Allahʼın arasında tek bir aracı vardır. O da insan olan Mesih İsaʼdır.
1TI 2:6 Mesih herkesi günaha esir olmaktan kurtarmak için kendisini feda etti. Allah bunun hakkında tam zamanında şahitlik etti.
1TI 2:7 Ben bu amaçla haberci ve elçi atandım. Diğer milletlere imanı ve gerçeği öğreten biri olarak doğruyu söylüyorum, yalan söylemiyorum.
1TI 2:8 Onun için her yerde erkeklerin birbirine kızmadan ve çekişmeden günahtan temiz eller yükselterek dua etmelerini isterim.
1TI 2:9 Kadınlar da dua ederken gösterişsiz, namuslu ve akla uygun bir şekilde giyinmelidir. Örülmüş saçlar, altınlar, inciler ya da pahalı elbiseler yerine, yaptıkları iyiliklerle süslensinler. Allahʼın yolunda yaşadıklarını söyleyen kadınlara yakışan budur.
1TI 2:11 Kadınlar vaazları sakinlik içinde dinlesin, tam bir alçakgönüllülükle öğrensinler.
1TI 2:12 Kadının vaaz etmesine veya kocasına hâkim olmasına izin vermiyorum. Kadın sakinlikle dinlesin.
1TI 2:13 Ne de olsa, önce Adem yaratıldı, sonra Havva.
1TI 2:14 Aldatılan Adem değildi. Kadın aldatılarak günaha düştü.
1TI 2:15 Ancak kadının kurtuluşu bir kadının çocuk doğurmasıyla sağlanacak. Yeter ki kadınlar iman ve sevgiyle kendilerini Allahʼa adayıp akla uygun bir şekilde yaşasınlar. Bu söz güvenilirdir.
1TI 3:1 Bir kişi imanlılar topluluğunu gözetmeye heves ederse, iyi bir görev ister.
1TI 3:2 İşte bunun için topluluğu gözeten kişinin ayıplanacak bir tarafı olmamalı. Tek karılı, ölçülü, kendini kontrol eden, saygıya layık, misafir kabul etmeyi seven, iyi vaaz eden biri olmalı.
1TI 3:3 İçkici ve belalı değil, tersine hoşgörülü, kavgadan ve para sevgisinden uzak olmalı.
1TI 3:4 Kendi hanesini iyi yönetmeyi bilen, çocuklarına söz geçiren ve onların her bakımdan saygılı davranmasını sağlayan biri olmalı.
1TI 3:5 Çünkü bir kişi kendi hanesini yönetmeyi bilmezse, Allahʼın topluluğunu nasıl güder?
1TI 3:6 Topluluğu gözeten kişi yeni bir imanlı olmasın. Yoksa gururlanıp İblis gibi suçlu çıkarılır.
1TI 3:7 Üstelik topluluğun dışındakiler arasında iyi biri olarak tanınmalı. Yoksa utanç verici bir duruma ve İblisʼin kapanına düşebilir.
1TI 3:8 Topluluk hizmetkârları da aynı şekilde saygın olmalı. Laf taşıyan, içkici ve para düşkünü olmamalı.
1TI 3:9 İnancımızın derin gerçeklerine temiz vicdanla sarılmalılar.
1TI 3:10 Topluluk hizmetkârları önce denensinler. Ondan sonra, eğer kusursuz çıkarlarsa, toplulukta hizmet etsinler.
1TI 3:11 Aynı şekilde kadınlar da saygın, iftiradan uzak, ölçülü ve her bakımdan güvenilir olmalılar.
1TI 3:12 Topluluk hizmetkârları tek karılı olmalılar. Çocuklarını ve hanelerini iyi yönetmeliler.
1TI 3:13 Topluluk hizmetkârı olarak iyi hizmet edenler, insanlar arasında saygı görür ve Mesih İsaʼya olan imanlarında büyük cesaret kazanırlar.
1TI 3:14 Bunları yakında yanına gelmeyi umarak sana yazıyorum.
1TI 3:15 Öyle ki, eğer gecikirsem, Allahʼın ev halkı arasında, yani diri Allahʼın topluluğunda nasıl davranman gerektiğini bilesin. O topluluk gerçeğin direği ve temelidir.
1TI 3:16 Şüphesiz Allah yolunun sırrı çok derindir: O, insan bedeninde göründü, Kutsal Ruh tarafından haklı çıkarıldı. Meleklere göründü, milletlere vaaz edildi, dünyada Oʼna iman edildi. Görkemle göğe alındı.
1TI 4:1 Kutsal Ruh açıkça diyor ki, sonraki zamanlarda bazıları inancımızı terk edecek. Bu kişiler aldatıcı ruhlara ve cinlerin öğrettiklerine kulak verecekler.
1TI 4:2 Bunları öğreten ikiyüzlü yalancıların vicdanı sanki kızgın demirle yakılmış gibi duyarlılığını kaybetmiştir.
1TI 4:3 Bu yalancılar evlenmeyi yasaklar ve bazı yiyeceklerden sakınmak lazım derler. Aslında Allah bu yiyecekleri iman eden ve gerçeğin farkına varan kişilerin şükrederek kabul etmeleri için yarattı.
1TI 4:4 Evet, Allahʼın yarattığı her şey iyidir. Hiçbir şeyi reddetmemeli, hepsini şükrederek kabul etmeliyiz.
1TI 4:5 Çünkü bu şeyler Allahʼın sözü ve şükür duasıyla kutsanır.
1TI 4:6 Bu şeyleri imanlı kardeşlere hatırlat. O zaman imanın ve izlediğin doğru eğitimin sözleriyle beslenerek Mesih İsaʼnın iyi bir hizmetkârı olursun.
1TI 4:7 Ama Allahʼın yoluna uygun olmayan kocakarı masallarından uzak dur. Bunun yerine kendini Allahʼın yolunda yürümeye eğit.
1TI 4:8 Bedeni eğitmenin biraz faydası var fakat Allahʼın yolunda yürümek her bakımdan faydalıdır. Çünkü bu, hem şu anda hem de gelecekte hayat bulacağımızı vaat eder.
1TI 4:9 Bu söz güvenilir ve herkes tarafından kabul edilmeye layıktır.
1TI 4:10 Bunun için çalışıp uğraşıyoruz. Çünkü umudumuzu diri olan Allahʼa bağladık. O, bütün insanların, özellikle iman edenlerin Kurtarıcısıʼdır.
1TI 4:11 Bu şeyleri emret ve öğret.
1TI 4:12 Gençsin diye hiç kimse seni hor görmesin. Ama konuşmanla, davranışınla, sevginle, imanınla ve pak hayatınla imanlılara örnek ol.
1TI 4:13 Ben gelene kadar imanlılar topluluğuna Allahʼın sözünü okumaya, cesaret vermeye ve vaaz etmeye devamlı önem ver.
1TI 4:14 Allahʼın sana lütfettiği yeteneği kullanmaktan geri kalma. Bu yetenek, topluluk liderleri seni elleriyle kutsayıp senin hakkında peygamberlik ettikleri zaman sana verildi.
1TI 4:15 Bu şeylerin üzerinde dur, kendini bunlara ver. Nasıl ilerlediğin herkese belli olsun.
1TI 4:16 Nasıl yaşadığına ve neleri öğrettiğine dikkat et. Bu yolda yürümeye devam et. Çünkü bunu yaparsan hem kendini hem de seni dinleyenleri kurtaracaksın.
1TI 5:1 Senden yaşlı adamlara çıkışma, onlara babanmış gibi akıl ver. Genç erkeklere kardeşlerinmiş gibi, senden yaşlı kadınlara annenmiş gibi, genç kadınlara kız kardeşlerinmiş gibi tertemiz bir yürekle akıl ver.
1TI 5:3 Gerçekten kimsesiz kalan dul kadınların bakımına önem ver.
1TI 5:4 Ama eğer bir dul kadının çocukları ya da torunları varsa, onlar öncelikle kendi ev halkından olan bu dula yardım etmeyi öğrenmeliler. Bu şekilde kendilerini büyütenlere iyilik borcunu ödemiş, Allah yolunda yaşadıklarını göstermiş olurlar. Allah da bundan hoşnut olur.
1TI 5:5 Gerçekten kimsesiz kalan dul kadın, umudunu Allahʼa bağlamıştır ve gece gündüz dua etmeye, yardım dilemeye devam eder.
1TI 5:6 Ama kendini zevke veren dul kadın daha yaşarken ruhsal bakımdan ölüdür.
1TI 5:7 Bu emirleri imanlılara bildir ki, ayıplanacak duruma düşmesinler.
1TI 5:8 Ama kendi yakınlarına, ve özellikle kendi ev halkına bakmayan kişi inancımızı inkâr etmiş ve imansızdan beterdir.
1TI 5:9 Adı yardım listesine yazılacak dul kadın en az altmış yaşında ve tek erkekle evlenmiş olmalıdır.
1TI 5:10 Yaptığı iyiliklerle tanınan, çocuk büyütmüş, misafir kabul etmiş, Allahʼın kutsal halkına alçakgönüllülükle hizmet etmiş, sıkıntıda olanlara yardım etmiş ve kendini her türlü iyilik yapmaya vermiş bir kadın olmalıdır.
1TI 5:11 Ancak daha genç dulları listeye yazma. Çünkü onların beden istekleri Mesihʼe olan adanmışlıklarına baskın çıkınca yeniden evlenmek isterler.
1TI 5:12 Bu durumda Mesihʼe verdikleri sözü bozmaktan suçlu olurlar.
1TI 5:13 Ayrıca evden eve gezip aylak olmaya alışırlar. Yalnız aylak olmaya değil, uygun olmayan şeyler söyleyip boşboğaz olmaya ve başkalarının işine burun sokmaya da alışırlar.
1TI 5:14 Bunun için daha genç dul kadınların evlenip, çocuk yapmalarını ve evlerini yönetmelerini istiyorum. Böylece düşmana bizi kötüleme fırsatı vermeyecekler.
1TI 5:15 Zaten bazı dullar, yoldan sapıp Şeytanʼın peşine düştüler.
1TI 5:16 Eğer bir imanlı kadının dul akrabaları varsa, onlara kendisi baksın. İmanlılar topluluğu bu yükü taşımasın. O zaman topluluk gerçekten muhtaç dul kadınlara yardım edebilir.
1TI 5:17 Topluluğunu iyi güden liderler, özellikle Allahʼın sözünü vaaz eden ve topluluğu eğiten çalışkan liderler, iki kat saygıya layık görülsün.
1TI 5:18 Çünkü Kutsal Yazı şöyle diyor: “Harman döven öküzün ağzını bağlamayın” ve “İşçi ücretini hak eder.”
1TI 5:19 İki ya da üç kişinin şahitliği olmadan bir topluluk liderine yapılan suçlamayı kabul etme.
1TI 5:20 Günah işlemeye devam eden liderleri herkesin önünde azarla. Öyle ki, öbürleri de bundan ders alsın.
1TI 5:21 Allahʼın, Mesih İsaʼnın ve seçilmiş meleklerin önünde seni uyarıyorum: Bu emirleri taraf tutmadan ve hiç ayrım yapmadan yerine getir.
1TI 5:22 Kimseyi ellerinle kutsamakta acele etme. Başkalarının günahlarına ortak olma. Yüreğini temiz tut.
1TI 5:23 Artık sadece su içme. Mideni rahatlatmak için azıcık şarap kullan. Çünkü sık sık hastalanıyorsun.
1TI 5:24 Bazı insanların günahları apaçıktır. İlerde yargılanıp suçlu çıkacakları kesin. Bazılarının günahlarıysa sonradan ortaya çıkar.
1TI 5:25 Tıpkı bunun gibi, insanın yaptığı iyilikler de belli olur. Şimdilik belli olmasa bile hep gizli kalamaz.
1TI 6:1 Köleler bir boyunduruk altındalar. Kendi efendilerini tamamıyla saygıya layık görsünler. Öyle ki, Allahʼın adı ve Oʼnun hakkında öğrettiklerimiz kötülenmesin.
1TI 6:2 Efendisi imanlı olan köleler “nasıl olsa imanlı kardeşiz” deyip ona saygısızlık etmesinler. Tersine, daha titiz hizmet etsinler. Çünkü bu iyi hizmetten faydalananlar sevdikleri imanlı kişilerdir. Bu prensipleri öğret ve üzerinde dur.
1TI 6:3 Bazıları farklı inançlar vaaz ediyor, sağlam sözleri, yani Rabbimiz İsa Mesihʼin sözlerini ve Allahʼın yoluna uygun eğitimi kabul etmiyorlar.
1TI 6:4 Öyleleri gururlu ve tamamen bilgisiz. Onlar tartışmayı ve sözlerin anlamı hakkında kavga etmeyi hastalık derecesinde severler. Böyle şeylerden kıskançlık, çekişme, iftira ve asılsız şüpheler ortaya çıkar.
1TI 6:5 Böyle kişiler insanlar arasında sürtüşmelere yol açarlar. Çarpık fikirlidirler ve gerçek bilgiden yoksundurlar. Allahʼın yolunu para kazanma kapısı sanırlar.
1TI 6:6 Ama esas kazanç, eldekiyle yetinerek Allah yolunda yürümektir.
1TI 6:7 Çünkü dünyaya hiçbir şey getirmedik, dünyadan bir şey de götüremeyiz.
1TI 6:8 Ama yiyeceğimiz ve giyeceğimiz varsa, bunlarla yetinmeliyiz.
1TI 6:9 Zengin olmak isteyenlerse doğru yoldan saptırılır, kapana düşerler. İnsanları felakete sürükleyen, mahveden bir sürü akılsızca ve zararlı heveslere kapılırlar.
1TI 6:10 Çünkü para sevgisi her türlü kötülüğün köküdür. Bazı insanlar kendilerini para sevgisine kaptırıp imandan saptılar. Başlarına bir sürü bela açtılar.
1TI 6:11 Ama sen, ey Allah adamı, öyle şeylerden kaç. Doğru olanı yapmaya, Allahʼın yolunda yürümeye, iman ve sevgiye önem ver. Dayanıklı ve yumuşak huylu ol.
1TI 6:12 İmanımız uğruna yüce mücadeleyi sürdür. Allahʼın seni çağırdığı sonsuz yaşama sıkı sıkıya tutun. Birçok şahidin önünde bu yüce inancı kabul ettiğini söyledin.
1TI 6:13 Mesih İsa, Vali Pontiyus Pilatusʼa bu yüce inanç hakkında şahitlik etti. Her şeye yaşam veren Allahʼın ve Mesih İsaʼnın huzurunda sana şu emri veriyorum:
1TI 6:14 Allahʼın buyruğunu Rabbimiz İsa Mesihʼin görüneceği güne kadar eksiksiz ve kusursuz olarak yerine getir.
1TI 6:15 Evet, bereket sahibi biricik Hükümdar, kralların Kralı ve efendilerin Efendisi kendi karar verdiği bir zamanda Mesihʼin gelmesini sağlayacak.
1TI 6:16 Özde ölümsüz olan tek varlık Oʼdur. Kimsenin yaklaşamadığı ışıkta oturur. Hiçbir insan Oʼnu görmemiştir, göremez de. Şan şeref ve kudret sonsuza kadar Oʼnun olsun! Amin.
1TI 6:17 Bu dünyada zengin olanlara şöyle emret: Gururlu olmasınlar, yok olup giden zenginliğe değil, Allahʼa güvensinler. O, hayatın tadını çıkaralım diye her ihtiyacımızı bol bol karşılar.
1TI 6:18 Söyle onlara, iyilik yapsınlar, paralarını yardım işleri için kullansınlar, açık elle versinler, paylaşmaya hazır olsunlar.
1TI 6:19 Böylece gelecek için kendilerine sağlam temel olan bir hazine biriktirmiş olurlar. Bunu yaparak gerçek yaşama kavuşacaklar.
1TI 6:20 Ey Timoteos, sana emanet edileni koru! Allahʼın yoluna uygun olmayan boş laflardan uzak dur. Yanlışlıkla bilim diye tanınan inanç sisteminin sebep olduğu çekişmelerden sakın.
1TI 6:21 Bazı kişiler, bu sözde bilime önem vererek imandan saptılar. Allahʼın lütfu üzerinizde olsun.
2TI 1:1 Allahʼın vaat ettiği ve Mesih İsa sayesinde sahip olduğumuz sonsuz yaşamı duyurmak için Allahʼın isteğiyle Mesih İsaʼnın elçisi olan ben Pavlusʼtan,
2TI 1:2 öz evladım gibi gördüğüm Timoteosʼa selam!
2TI 1:3 Atalarımın yaptıkları gibi ben de temiz bir vicdanla Allahʼa hizmet ediyorum. Gece gündüz ettiğim dualarda durmadan seni anarken Allahʼa şükrediyorum.
2TI 1:4 Senin gözyaşlarını hatırlayıp seni görmeyi özlüyorum, çünkü seni görmek beni sevinçle dolduracak.
2TI 1:5 Senin içten imanını aklıma getiriyorum. Daha önce büyükannen Lois ve annen Evnikeʼnin sahip olduğu imana şimdi senin de sahip olduğuna eminim.
2TI 1:6 Bu sebeple Allahʼın sana lütfettiği yeteneği tekrar canlandırman gerektiğini hatırlatıyorum. Bu yeteneği seni ellerimle kutsadığımda almıştın.
2TI 1:7 Çünkü Allahʼın bize verdiği Ruh sayesinde cesaretsiz değiliz. Ruh bize güç, sevgi ve kendimizi kontrol etme yeteneği verir.
2TI 1:8 Bunun için, Rabbimizʼe şahitlik etmekten ve Oʼnun uğruna hapiste tutuklu olan benden utanma. Ama Allahʼın verdiği kudretle Mesihʼin Müjdesi uğruna benimle birlikte sıkıntılara dayan.
2TI 1:9 Allah bizi kurtardı ve kendisine adanmış bir hayata çağırdı. O bunu, yaptıklarımızın karşılığı olarak değil, kendi amacına ve lütfuna göre yaptı. Bu lütuf, dünya kurulmadan önce Mesih İsa aracılığıyla bize verildi.
2TI 1:10 Ama şimdi kurtarıcımız Mesih İsaʼnın gelmesiyle o lütuf ortaya çıkarıldı. Mesih, ölümün gücünü kırdı ve Müjde aracılığıyla hiçbir zaman bozulamayacak hayatı aydınlığa çıkardı.
2TI 1:11 Allah beni bu Müjdeʼnin habercisi, elçisi ve vaizi olarak görevlendirdi.
2TI 1:12 İşte, bunun için bu sıkıntıları çekiyorum. Fakat bu halimden utanmıyorum. Çünkü kime iman ettiğimi biliyorum. Oʼnun kendisine emanet ettiğim şeyi geleceği güne kadar koruyacak güçte olduğuna eminim.
2TI 1:13 Benden işittiğin güvenilir sözleri devamlı örnek al. Bunları imanla ve Mesih İsaʼdaki sevgiyle yerine getir.
2TI 1:14 Sana emanet edilen güzel ruhsal hazineyi bizde yaşayan Kutsal Ruhʼun gücüyle koru.
2TI 1:15 Bildiğin gibi Ege bölgesindeki imanlıların hepsi benden yüz çevirdi. Figelos ve Hermogenes bunların arasındadır.
2TI 1:16 Rab Onesiforosʼun ev halkına merhamet etsin. Çünkü birçok defa gönlümü rahatlattı ve zincirlerle bağlı olduğumdan utanmadı.
2TI 1:17 Tersine, Romaʼya geldiğinde büyük çabayla beni arayıp buldu.
2TI 1:18 O gün Rabʼden merhamet bulmasını dilerim. Efesʼte ne kadar hizmet ettiğini çok iyi biliyorsun.
2TI 2:1 Onun için, ey evladım, Mesih İsaʼda bulunan lütuftan kuvvet al.
2TI 2:2 Birçok şahidin önünde benden işittiklerini başkalarına öğretmeye yeterli olacak sadık kişilere emanet et.
2TI 2:3 Mesih İsaʼnın iyi bir askeri olarak benimle birlikte sıkıntılara dayan.
2TI 2:4 Askerlik yapan hiç kimse sivil hayatın işleriyle uğraşmaz. Çünkü komutanını memnun etmek ister.
2TI 2:5 Spor oyunlarına katılan kişi o sporun kurallarına uymazsa şampiyona verilen tacı kazanamaz.
2TI 2:6 Çalışkan çiftçi üründen ilk payı almalı.
2TI 2:7 Söylediğim şeyleri iyi düşün. Rab sana her konuda anlayış verecek.
2TI 2:8 Davudʼun soyundan olan İsa Mesihʼi her zaman aklına getir. O ölümden dirildi. Vaaz ettiğim Müjde budur.
2TI 2:9 Bu Müjde uğruna sıkıntı çekiyorum. Sanki suç işlemişim gibi zincirlerle bağlıyım. Ama Allahʼın haberi zincirlerle bağlı değildir.
2TI 2:10 Bu sebeple Allahʼın seçtiği kişiler uğruna her şeye dayanıyorum. Öyle ki, onlar da Mesih İsaʼnın sağladığı kurtuluşa ve asla son bulmayacak yüceliğe kavuşsunlar.
2TI 2:11 Şu söz güvenilirdir: Oʼnunla birlikte öldüysek, Oʼnunla birlikte yaşayacağız.
2TI 2:12 Sıkıntılara dayanırsak, Oʼnunla birlikte krallık edeceğiz. Oʼnu inkâr edersek, O da bizi inkâr edecek.
2TI 2:13 Sadık kalmazsak, O yine sadık kalır. Çünkü kendi özüne aykırı davranamaz.
2TI 2:14 Bu şeyleri imanlılara hatırlat. Allahʼın önünde onları uyar: Kelimelerin anlamı hakkında kavga etmesinler. Böyle kavgalar hiç fayda getirmez, dinleyenleri felakete sürükler.
2TI 2:15 Allahʼı memnun eden bir insan olmak için elinden geleni yap. Utanmaya hiçbir sebebi olmayan bir işçi olarak kendini Allahʼa ada. Gerçeği bildiren haberi doğru bir şekilde açıkla.
2TI 2:16 Ama Allahʼı tanımayanların boş laflarından sakın. Bu laflar insanları gittikçe Allahʼtan uzaklaştırır.
2TI 2:17 Onların sözleri kangren gibi yayılır. Himeneyosʼla Filitos böyle insanların arasındadır.
2TI 2:18 Bu adamlar doğru yoldan saptılar. Ölümden diriliş zaten olmuş bitmiştir diye vaaz ediyorlar. Bunu yaparak bazı kişilerin imanını altüst ediyorlar.
2TI 2:19 Fakat Allahʼın hakikati sağlam bir temel gibi duruyor ve şu sözlerle mühürlenmiştir: “Rab kendisine ait olanları tanır” ve “Rabbin adını anan herkes kötülükten uzak dursun.”
2TI 2:20 Büyük bir evde sadece altın ve gümüş kaplar değil, tahta ve toprak kaplar da bulunur. Bazı kaplar özel zamanlarda, diğerleri ise günlük işlerde kullanılır.
2TI 2:21 Demek ki, bir kişi kendini kötülükten arındırırsa, Allahʼa adanmış özel bir kap gibi olacak. Efendisine faydalı ve her türlü iyi işe hazırlanmış olacak.
2TI 2:22 Sen de gençliğe ait kötü heveslerden kaç. Rabbe temiz yürekten yalvaranlarla birlikte doğruluğa, imana, sevgiye ve barışa önem ver.
2TI 2:23 Ama ahmakça ve cahilce tartışmalardan uzak dur. Biliyorsun, bunlar kavgalara sebep olur.
2TI 2:24 Rabbin hizmetkârı kavga etmemeli, onun yerine herkese şefkatle davranmalı, vaaz vermekte becerikli ve sabırlı olmalı.
2TI 2:25 Kendisine karşı gelenleri yumuşak huyla yola getirmeli. Allah belki de böylelerine tövbe etme fırsatı verir, onlar da gerçeğin farkına varırlar.
2TI 2:26 İblis istediğini yaptırmak için onları esir etmiştir. Fakat onlar belki akıllanıp Şeytanʼın kapanından kurtulabilirler.
2TI 3:1 Şunu da bilmelisin: Dünyanın son günlerinde çok sıkıntılı zamanlar olacak.
2TI 3:2 Çünkü insanlar bencil, paraya düşkün, övüngen, gururlu, küfürbaz, anne babalarına itaat etmeyen, iyilik bilmez, kutsal değerlere önem vermeyen kişiler olacaklar.
2TI 3:3 Sevgisiz, affetmez, iftiracı, kendini kontrol edemeyen, acımasız ve iyilik düşmanı olacaklar.
2TI 3:4 Hain, aceleci, kendini beğenmiş, Allahʼtan çok eğlenceyi seven kişiler olacaklar.
2TI 3:5 Allahʼın yolundaymış gibi görünecekler, ama o yolda yürümelerini sağlayacak gücü inkâr edecekler. Böyle insanlardan uzak dur.
2TI 3:6 Bunların arasında öyle adamlar var ki, sinsice evlere sokulurlar. Günahlarının yükü altında ezilen zavallı kadınların aklını çelerler. Böyle kadınlar türlü heveslerle sürüklenir, hep yeni şeyler öğrenir, ama asla gerçeğin farkına varamazlar.
2TI 3:8 Bir zamanlar Yannes ve Yambresʼin Musaʼya karşı geldikleri gibi, bunlar da gerçeğe karşı gelen, çarpık fikirli, gerçek imandan yoksun kişilerdir.
2TI 3:9 Fakat onlar daha ileri gidemeyecekler. Yannes ve Yambresʼin akılsızlığı gibi bu adamların akılsızlığı da herkese belli olacak.
2TI 3:10 Ama sen ne öğrettiğimi, nasıl yaşadığımı yakından gördün. Hayattaki amacımı, imanımı, sabrımı, sevgimi ve dayanma gücümü biliyorsun.
2TI 3:11 Antakya, Konya ve Listra şehirlerinde başıma gelen eziyetler ve sıkıntıları biliyorsun. Ne biçim eziyetlere dayandım! Ama Rab beni hepsinden kurtardı.
2TI 3:12 Aslında Mesih İsaʼya ait biri olarak Allahʼın yolunda yaşamak isteyen herkes eziyet görecek.
2TI 3:13 Ama kötü insanlar ve sahtekârlar gittikçe daha beter olacaklar. Hem başkalarını aldatacaklar, hem de kendileri aldanacaklar.
2TI 3:14 Sen ise öğrendiğin ve güvendiğin bilgilere sadık kal. Çünkü bunları kimden öğrendiğini biliyorsun.
2TI 3:15 Çocukluğundan beri Kutsal Yazılarʼı biliyorsun. Bu yazılar seni Mesih İsaʼya iman yoluyla hikmete ve kurtuluşa kavuşturacak güçtedir.
2TI 3:16 Kutsal Yazılarʼın hepsi Allahʼın nefesindendir ve eğitmek, günahlarımızı göstermek, hayatımızı düzeltmek ve doğru yolda terbiye etmek için faydalıdır.
2TI 3:17 Bu sayede Allah insanı her tür iyilik yapmaya tamamen hazırlanmış olur.
2TI 4:1 Mesih İsa, krallığını kurmaya geldiğinde hem yaşayanları hem de ölüleri yargılayacak. Bu sebeple Allahʼın ve Mesih İsaʼnın önünde sana önemle rica ediyorum:
2TI 4:2 Allahʼın sözünü vaaz et. Zaman uygun olsun ya da olmasın bu hizmeti gayretle sürdür. İnsanlara günahlarını göster, onları azarla, cesaretlendir, tam bir sabırla eğit.
2TI 4:3 Bunları söylüyorum, çünkü öyle bir zaman gelecek ki, insanlar artık sağlam bilgiye dayanan vaazları işitmek istemeyecekler. Fakat kulaklarını okşayan sözler duymak için etraflarına kendi heveslerine uygun vaaz verenleri toplayacaklar.
2TI 4:4 Gerçeği dinlemek istemeyecekler, masallara sapacaklar.
2TI 4:5 Fakat sen her durumda ayık ol, zorluklara dayan, müjdecinin işini yap, hizmetini tamamla.
2TI 4:6 Bana gelince, kanım yakında adak şarabı gibi dökülecek. Dünyadan ayrılma zamanım yaklaştı.
2TI 4:7 Yüce mücadeleyi sürdürdüm, yarışı bitirdim, inancımızı korudum.
2TI 4:8 Allahʼın gözünde doğru sayıldığımın işareti olan zafer tacı artık beni bekliyor. Adaletli yargıç olan Rab o gün bu tacı bana giydirecek. Hem de sadece bana değil, Oʼnun görkemli gelişini hasretle bekleyen herkese de giydirecek.
2TI 4:9 Tez yanıma gelmeye çalış.
2TI 4:10 Çünkü dünyayı seven Demas beni terk edip Selanikʼe gitti. Kreskes, Galatya bölgesine, Titus ise Dalmaçya bölgesine gitti.
2TI 4:11 Yanımda yalnız Luka kaldı. Markosʼu al, beraberinde getir, çünkü hizmetimde bana faydası var.
2TI 4:12 Tihikosʼu Efesʼe yolladım.
2TI 4:13 Sen gelirken paltomu getir. Onu Troas şehrinde Karpʼın yanında bırakmıştım. Kitapları ve en önemlisi deriden not defterlerimi getir.
2TI 4:14 Bakırcı İskender bana çok kötülük yaptı. Rab, yaptıklarının karşılığını ona versin.
2TI 4:15 Sen de o adamdan sakın. Çünkü vaaz ettiklerimize var gücüyle karşı koydu.
2TI 4:16 İlk davamda kimse beni savunmadı, hepsi beni terk etti. Bu, onlara günah sayılmasın.
2TI 4:17 Ama Rab yanımda durup beni kuvvetlendirdi. Sonuçta benim aracılığımla kurtuluş haberi tam olarak vaaz edildi ve her milletten birçok insan bunu işitti. Rab de beni aslanlara yem olmaktan kurtardı.
2TI 4:18 Rab beni her türlü beladan kurtaracak ve gökteki krallığına sağ salim götürecek. O sonsuzlara kadar yüceltilsin! Amin.
2TI 4:19 Priska ile Akvila ve Onesiforosʼun ev halkına selam söyle.
2TI 4:20 Erastus, Korint şehrinde kaldı. Trofimosʼu ise hasta olarak Milet şehrinde bıraktım.
2TI 4:21 Kış bastırmadan önce gelmek için elinden geleni yap. Evvulus, Pudes, Linus, Klavdiya ve bütün kardeşler sana selam söylüyorlar.
2TI 4:22 Rab İsa Mesih sizlere ruhsal destek olsun. Lütfu hepinizin üzerinizde olsun.
TIT 1:1 Allahʼın hizmetkârı ve İsa Mesihʼin elçisi olan ben Pavlusʼtan selam! Görevim, Allahʼın seçtiği kişilerin imanını kuvvetlendirmek ve Allahʼın yoluna uygun gerçeği bildirmektir. Gerçek de Allahʼın yoluna uygundur.
TIT 1:2 Bu yol, sonsuz yaşam umuduna dayanır. Allah yalan söylemez. Zamanın başlangıcından önce bizi sonsuz yaşama kavuşturacağına söz verdi.
TIT 1:3 Kurtarıcımız Allah, mesajını uygun zamanda gün ışığına çıkardı. Bu mesajı milletlere bildirme görevi Oʼnun emriyle bana emanet edildi.
TIT 1:4 Ortak inancımız sebebiyle öz evladım gibi gördüğüm Titus,
TIT 1:5 Seni yarım kalan işleri halletmen ve sana buyurduğum gibi her şehirde imanlı topluluklarına liderler ataman için Girit adasında bıraktım.
TIT 1:6 Liderler ayıplanacak tarafı olmayan tek karılı kişiler olmalı. Çocukları imanlı olmalı, başıboş, itaatsiz çocuklar olmamalı.
TIT 1:7 Topluluğu gözeten kişi, Allahʼın ev halkını yönetir. Bunun için ayıplanacak bir tarafı olmamalı. Dikbaşlı, sinirli, içkici, kavgacı, para düşkünü olmasın.
TIT 1:8 Tam tersine, misafir kabul etmeyi seven, iyiliksever, aklı başında, dürüst, pak ve kendini kontrol eden biri olsun.
TIT 1:9 Allahʼın sözü güvenilirdir. Topluluk lideri eğitildiği gibi bu söze sımsıkı sarılmalı. Öyle ki, sağlam bilgilere dayanan vaazlarla hem imanlılara cesaret verebilsin, hem de karşı çıkanların yanlış iddialarını çürütebilsin.
TIT 1:10 Bunu söylüyorum, çünkü isyancı, boş konuşan ve akıl çelen birçok kişi türedi. Özellikle sünnet taraftarlarından söz ediyorum.
TIT 1:11 Bunları susturmak lazım. Çünkü haksız kazanç elde etmek için yakışmayan şeyler öğretiyorlar. Böylece bazı aileleri tümüyle altüst ediyorlar.
TIT 1:12 Kendi Giritli soydaşlarından bir peygamber şöyle demiştir: “Giritliler hep yalancı, vahşi hayvanlar gibi, boğazlarına düşkün, tembel kişilerdir.”
TIT 1:13 Bu şahitlik doğrudur. Bu sebeple onları sertçe uyar ki, sağlam imana sahip olsunlar.
TIT 1:14 Yahudi masallarını ve gerçeğe sırt çevirenlerin emirlerini ciddiye almasınlar.
TIT 1:15 Yüreği temiz olanlar için her şey temizdir. Ama yüreği günahla kirlenenler ve imandan yoksun olanlar için hiçbir şey temiz değildir. Onların hem zihinleri, hem de vicdanları kirlenmiştir.
TIT 1:16 Ağızlarıyla “Allahʼı tanıyoruz” derler, ama yaptıklarıyla bunu inkâr ederler. Onlar iğrenç, Allahʼa itaat etmeyen, hiç iyi bir şey yapmaya yaramayan kişilerdir.
TIT 2:1 Sana gelince Titus, öğrettiklerin sağlam bilgiye dayansın.
TIT 2:2 Yaşlı erkekler ölçülü, saygın, aklı başında olmalı. Sağlam imana, sevgiye ve dayanma gücüne sahip olmalıdırlar.
TIT 2:3 Benzer şekilde yaşlı kadınlar kendilerini Allahʼa adayanlara layık bir yaşam sürsünler. İftiracı ve şaraba esir olmamalı, iyi şeyler öğretmeliler.
TIT 2:4 Böylece genç kadınları kocalarını ve çocuklarını sevmeleri için eğitsinler.
TIT 2:5 Onları aklı başında, temiz yürekli, evcimen olmak ve kocalarına uymak için de eğitsinler. Öyle ki, Allahʼın sözü kötülenmesin.
TIT 2:6 Aynı bunun gibi, genç erkekleri aklı başında olmaya teşvik et.
TIT 2:7 Hep iyi olanı yaparak her bakımdan onlara örnek ol. Vaaz ederken dürüstlük ve saygınlıkla davran.
TIT 2:8 Sağlam bilgiye dayanan, ayıplanamayacak sözler söyle. Öyle ki, bize karşı gelenler utansın, hakkımızda söyleyecek kötü bir şey bulamasınlar.
TIT 2:9 Kölelere söyle, efendilerinin emrine uysunlar, her konuda onları memnun etsinler ve ters cevap vermesinler.
TIT 2:10 Efendilerinin malını çalmasınlar, tersine, her konuda iyi ve güvenilir olduklarını göstersinler. Böylece her durumda Kurtarıcımız Allah hakkında öğretilenleri çekici hale getirmiş olurlar.
TIT 2:11 Allah bütün insanlara kurtuluş fırsatı sağlayan lütfunu gösterdi.
TIT 2:12 Bu lütuf bize Allahʼa karşı gelmemeyi ve dünyevi heveslerden sakınmayı öğretir. Bize şimdiki dünyada aklı başında olmayı, doğru olanı yapmayı ve Allahʼın yoluna uygun yaşamayı öğretir.
TIT 2:13 Bu arada, mübarek umudumuzun yerine gelmesini, yani yüce Allah ve Kurtarıcımız İsa Mesihʼin görkemle ortaya çıkmasını bekliyoruz.
TIT 2:14 Mesih kendini bizim için feda etti. Öyle ki, bizi her tür kötülüğü yapmaktan kurtarsın, arındırsın ve kendisine ait, iyilik yapmaya hevesli olan bir halk yaratsın.
TIT 2:15 Bu şeyleri öğret. İmanlılara cesaret ver ve günah işleyenleri tam bir yetkiyle azarla. Sakın hiç kimse seni hor görmesin.
TIT 3:1 İmanlılara şunları hatırlat: Devlet liderlerinin ve yetkililerin emirlerine uysunlar, itaat etsinler, her türlü iyilik yapmaya hazır olsunlar.
TIT 3:2 Hiç kimseyi kötülemesinler. Kavgacı değil, hoşgörülü olsunlar. Herkese her zaman yumuşak huyla davransınlar.
TIT 3:3 Çünkü biz de bir zamanlar cahil, itaatsiz, sapkın, türlü heveslere ve zevklere köleydik. Kin ve kıskançlık içinde yaşardık. İnsanlar bizden tiksinirdi. Biz de onlardan nefret ederdik.
TIT 3:4 Fakat Kurtarıcımız Allah iyiliğini ve insanlara olan sevgisini açıkça gösterdiği zaman bizi, işlediğimiz sevaplarla değil, kendi merhametiyle kurtardı. Kutsal Ruhʼun gücüyle yüreklerimizi temizledi, yeniden doğmamızı ve yeni yaşama kavuşmamızı sağladı.
TIT 3:6 Allah, Kurtarıcımız İsa Mesih aracılığıyla Kutsal Ruhʼu bize cömertçe bağışladı.
TIT 3:7 Öyle ki, Mesihʼin lütfuyla Allahʼın gözünde doğru sayılmış olalım ve sonsuz yaşama kavuşacağımız zamanı umutla bekleyelim.
TIT 3:8 Bu söz güvenilirdir. Bu konuları vurgulamanı istiyorum, öyle ki, Allahʼa iman etmiş olanlar iyilik yapmaya önem versinler. Bu, insanlara fayda getiren iyi bir şeydir.
TIT 3:9 Ama aptalca tartışmalardan, soy kütükleri ve Tevrat buyrukları hakkındaki kavgalar ve çekişmelerden uzak dur. Bunlar faydasız ve boş şeyler.
TIT 3:10 İmanlılar arasında bölücülük yapan kişiyi birinci ve ikinci defa uyardıktan sonra ondan uzak dur.
TIT 3:11 Bil ki, öyle bir insan yoldan sapmış ve günah işleyen biridir. O, kendi kendini suçlu çıkarmış olur.
TIT 3:12 Artemasʼı ya da Tihikosʼu sana göndereceğim. Onlardan biri varır varmaz, Nikopolis şehrine, yanıma gelmek için elinden geleni yap. Çünkü kışı orada geçirmeye karar verdim.
TIT 3:13 Tevrat uzmanı Zenasʼı ve Apollosʼu yolcu ederken onlara her bakımdan yardımcı ol ki, hiçbir eksikleri olmasın.
TIT 3:14 Giritʼte bizimkiler insanların temel ihtiyaçlarını karşılamak için iyilik yapmayı öğrensinler. Bu da verimsiz bir hayat sürmelerini önler.
TIT 3:15 Benim yanımda olanların hepsi sana selam gönderiyorlar. Bizi ortak imanımız sayesinde sevenlere selam söyle. Allahʼın lütfu hepinizin üzerinde olsun.
PHM 1:1 Mesih İsa uğruna tutuklu olan ben Pavlus ve imanlı kardeşimiz Timoteos,
PHM 1:2 İmanlı kız kardeşimiz Afiyaʼya, hizmette bizimle birlikte mücadele veren Arhipusʼa ve senin evinde toplanan imanlılar topluluğuna da selam ederiz.
PHM 1:3 Babamız Allahʼtan ve Rab İsa Mesihʼten size lütuf ve esenlik olsun.
PHM 1:4 Dualarımda her zaman seni anıyorum ve Allahımʼa şükrediyorum.
PHM 1:5 Çünkü Rab İsaʼya nasıl iman ettiğini ve bütün imanlıları ne kadar sevdiğini duydum.
PHM 1:6 Mesihʼte sahip olduğumuz bütün bereketleri fark edip imanından gelen cömertliğini göstermen için dua ediyorum.
PHM 1:7 Kardeş, sevginle imanlıların canlarına can kattın. Bu beni çok sevindirdi ve yüreklendirdi.
PHM 1:8 Onun için cesaretle konuşayım, Mesihʼten aldığım yetkiyle sana gerekeni yapmanı emredebilirdim.
PHM 1:9 Ama birbirimizi sevdiğimiz için rica etmeyi daha uygun görüyorum. Ben Pavlus yaşlı biriyim ve şimdi Mesih İsaʼnın uğruna tutukluyum.
PHM 1:10 Ricam, evladım Onesimos içindir. Ben tutukluyken onun ruhsal babası oldum.
PHM 1:11 Daha önce sana hiç faydası yoktu. Fakat şimdi hem sana, hem de bana faydalı.
PHM 1:12 Onu sana geri gönderiyorum. Bunu yaparken sanki yüreğimden bir parça kopuyor.
PHM 1:13 Aslında onu yanımda tutmak isterdim. Çünkü ben Mesihʼin Müjdesiʼni yaydığım için tutukluyum ve o senin yerine bana hizmet ederdi.
PHM 1:14 Fakat senden izin almadan bir şey yapmak istemedim. Çünkü bana yapacağın iyiliğin sana zorla yaptırdığım bir şey değil, kendi isteğinle yaptığın bir şey olmasını istedim.
PHM 1:15 Onesimos kısa bir süre senden ayrıldı. Bu belki de sen onu temelli olarak geri alasın diye oldu.
PHM 1:16 Onesimos artık köle değil, bir köleden üstün. O özellikle benim için çok değerli bir kardeş, ama senin için hem bir insan hem de Rabbe ait biri olarak daha da değerli bir kardeş olmalı.
PHM 1:17 Onun için, beni iman yoldaşın olarak görüyorsan, Onesimosʼu beni kabul eder gibi kabul et.
PHM 1:18 Eğer sana zararı dokunmuşsa ya da borcu varsa, bunu benim hesabıma yaz.
PHM 1:19 Ben, Pavlus, şunu kendi elimle yazıyorum: Onun borcunu ben ödeyeceğim. Aslında sen kendi canını bile bana borçlusun, ama bu konuda bir şey demek istemiyorum.
PHM 1:20 O halde kardeşim, Rab uğrunda bana bir faydan dokunsun. Mesihʼe ait biri olarak gönlümü ferahlat.
PHM 1:21 Sözümü dinleyeceğinden emin olduğum için sana yazdım. Dediğimden daha fazlasını bile yapacağını biliyorum.
PHM 1:22 Aynı zamanda benim için bir misafir odası hazırla. Çünkü dualarınızın yardımıyla size kavuşacağımı umut ediyorum.
PHM 1:23 Benimle birlikte Mesih İsa uğrunda hapiste olan Epafras sana selam gönderiyor.
PHM 1:24 Hizmet arkadaşlarım Markos, Aristarhus, Demas ve Luka selam gönderiyorlar.
PHM 1:25 Rab İsa Mesihʼin lütfu sizlere ruhsal destek olsun.
HEB 1:1 Eski zamanlarda Allah, sözünü birçok defa ve çeşitli yollardan atalarımıza peygamberler aracılığıyla bildirdi.
HEB 1:2 Ama dünyanın bu son günlerinde sözünü bize kendi Oğlu aracılığıyla bildirdi. Oğluʼnu her şeyin mirasçısı kıldı. Oʼnun aracılığıyla da evreni yarattı.
HEB 1:3 Oğul, Allahʼın görkemini yansıtır. O, Allah özünün gözle görünen şeklidir. Kendi güçlü sözüyle her şeyi devam ettirir. Günahlarımızdan temizlenmemizi sağladıktan sonra göklerde yüce Allahʼın sağına oturdu.
HEB 1:4 Oğul meleklerden daha üstün bir ad miras aldı, aynı şekilde kendisi de onlardan daha üstün oldu.
HEB 1:5 Allah asla meleklerden birine şunu demedi: “Sen benim oğlumsun. Bugün ben sana baba oldum.” Ya da, “Ben ona baba olacağım, o da bana oğul olacak.”
HEB 1:6 Fakat Allah, ilk doğan olarak her şeyi miras alan Oğluʼnu dünyaya gönderirken şöyle buyurur: “Allahʼın bütün melekleri Oʼna tapınsınlar.”
HEB 1:7 Ama melekler hakkında şöyle denir: “Allah meleklerini rüzgar, hizmetkârlarını ateş alevi yapar.”
HEB 1:8 Ama Oğul hakkında şöyle denir: “Senin tahtın, ey Allah, sonsuzlara kadar duracak. Senin krallık değneğin adalet değneğidir.
HEB 1:9 Doğruluğu sevdin ve kötülükten nefret ettin. Bu sebeple Allah, senin Allahın, seni sevinç yağıyla meshetti, arkadaşlarından üstün kıldı.”
HEB 1:10 Yine şöyle denir: “Sen, ya Rab, zamanın başlangıcında dünyanın temelini attın. Gökler de senin ellerinin eseridir.
HEB 1:11 Onlar yok olup gidecek, ama sen kalıcısın. Onların hepsi bir elbise gibi eskiyecek.
HEB 1:12 Gökleri bir kaftan gibi katlayacaksın, Bir elbise gibi değiştirilecek. Ama sen aynı kalıyorsun, senin yıllarının sonu yok.”
HEB 1:13 Allah hiçbir meleğe şöyle demedi: “Senin düşmanlarını ayaklarına basamak yapacağım. O zamana kadar sağımda otur.”
HEB 1:14 Meleklerin hepsi görevli ruhlar değil mi? Onlar kurtuluşu miras alacak olan insanlara hizmet etmek için gönderilmiyorlar mı?
HEB 2:1 Bu sebeple işittiğimiz gerçeklere daha büyük dikkatle kulak asmalıyız, yoksa bunlardan gitgide uzaklaşırız.
HEB 2:2 Melekler aracılığıyla bildirilen Tevrat geçerliydi ve ona karşı işlenen her suç ve itaatsizlik hak ettiği cezayı aldı.
HEB 2:3 Öyleyse biz de bu kadar harika bir kurtuluşa önem vermezsek, cezadan nasıl kaçacağız? Bu kurtuluşu en başta Rab İsa bildirdi. Sonra Oʼnu dinlemiş olanlar bu kurtuluşu bize doğruladılar.
HEB 2:4 Allah bunu olağanüstü işaretler, harikalar, çeşitli mucizeler ve Kutsal Ruhʼun verdiği yeteneklerle kanıtladı. Bunları kendi isteğine göre dağıttı.
HEB 2:5 Allah, hakkında konuştuğumuz gelecek dünyayı meleklerin hükmüne vermedi.
HEB 2:6 Ama birisi bir yerde şöyle şahitlik etti: “İnsan nedir ki, sen onu anasın? İnsanoğlu nedir ki, onunla ilgilenesin?
HEB 2:7 Onu meleklerden biraz aşağı kıldın, başına şan ve şeref tacını geçirdin.
HEB 2:8 Her şeyi ayaklarının altına sererek onun hükmüne verdin.” Madem Allah her şeyi insanın hükmüne verdi, demek ki insanın hükmü dışında bir şey bırakmadı. Oysa her şeyin onun hükmü altında olduğunu henüz görmüyoruz.
HEB 2:9 Fakat İsaʼyı görüyoruz. O, meleklerden biraz aşağı kılındı. Böylece Allahʼın lütfuyla herkes için ölümü tattı. Ölümün acılarına katlandığı için, Oʼnun başına şan ve şeref tacı geçirildi.
HEB 2:10 Her şeyi yaratan ve her şeyin varlığını sürdüren Allahʼın amacı birçok oğulu yüceliğe kavuşturmaktı. Böylece onların kurtuluşunun öncüsü olan İsaʼyı, çektiği acılarla mükemmel hale getirmeyi uygun gördü.
HEB 2:11 İnsanların Allahʼa adanmasını sağlayan İsa ve Oʼnun sayesinde Allahʼa adananların hepsi aynı Babaʼdandır. Bu sebeple İsa onlara “kardeş” demekten utanmaz.
HEB 2:12 Çünkü O Allahʼa şöyle der: “Adını kardeşlerime bildireceğim. Topluluğun ortasında seni ilahilerle öveceğim.”
HEB 2:13 Şunu da ekler: “Ben Allahʼa güveneceğim.” Bir de şöyle der: “İşte, ben ve Allahʼın bana verdiği evlatlar!”
HEB 2:14 Bu evlatlar et ve kandandır. Bu sebeple İsa da onlar gibi et ve kandan bir bedene sahip oldu. Öyle ki, ölümü sayesinde ölüm gücüne sahip olanı, yani İblisʼi güçsüz hale getirsin ve hayat boyunca ölümden korkan herkesi bu korkuya esir olmaktan kurtarsın.
HEB 2:16 Şüphe yok ki İsa meleklere yardım etmeye gelmedi. İbrahimʼin soyundan olanlara yardım etmeye geldi.
HEB 2:17 Bunun için İsaʼnın biz kardeşlerine her bakımdan benzemesi lazımdı. Öyle ki, Allahʼın hizmetinde merhametli ve sadık bir başrahip olup halkın günahlarını bağışlatmak için kendini kurban etsin.
HEB 2:18 İsa çektiği acılarla sınandı. Bunun için zorluklarla sınananlara yardım edecek güçtedir.
HEB 3:1 Bu sebeple, ey Allahʼa adanmış ve göksel çağrıya ortak olan kardeşlerim, İsaʼyı iyice düşünün! İsa açıkça şahitlik ettiğimiz inancın elçisi ve başrahibidir.
HEB 3:2 Allahʼın bütün ev halkına sadakatle hizmet eden Musa gibi İsa da kendisini görevlendiren Allahʼa sadakatle hizmet etti.
HEB 3:3 Elbette evi kuran kişi evden daha çok saygı görür. Bunun gibi İsa da Musaʼdan daha büyük şan şerefe layık sayılmıştır.
HEB 3:4 Çünkü her evin bir kurucusu var. Her şeyi kuran ise Allahʼtır.
HEB 3:5 “Musa Allahʼın hizmetkârı olarak Allahʼın bütün ev halkına olan görevini sadakatle yaptı.” Böylece Allahʼın gelecekte bildireceği gerçekler hakkında şahitlik etti.
HEB 3:6 Mesih ise, Allahʼın ev halkı üzerinde Oğul olarak sadıktır. Biz Allahʼın ev halkıyız. Yeter ki, cesaretimize ve gurur duyduğumuz umuda sımsıkı tutunalım.
HEB 3:7 Onun için Kutsal Ruhʼun dediği gibi: “Bugün Allahʼın sesini işitirseniz,
HEB 3:8 inatçılık etmeyin! Atalarınız ıssız yerlerdeyken Allahʼın sabrını denediler, Oʼna karşı geldiler. Onlar gibi olmayın!”
HEB 3:9 Allah diyor ki, “Orada atalarınız kırk yıl boyunca yaptığım harikaları gördüler. Yine de benim sabrımı denediler.
HEB 3:10 Bu sebeple o kuşağa öfkelendim, ‘Yürekleri hep yoldan sapıyor, benim istediğim şeyleri yapmayı öğrenmediler’ dedim.
HEB 3:11 Öfkelendim ve şöyle yemin ettim: ‘Huzur vereceğim ülkeye asla girmeyecekler.’ ”
HEB 3:12 Dikkat edin kardeşler, aranızda diri Allahʼa sırt çeviren imansız, kötü yürekli kimse olmasın.
HEB 3:13 Ama “Gün bugündür” dendikçe, birbirinize her gün cesaret verin. Öyle ki, aranızda, günaha aldanıp inatçılık eden bir kişi olmasın.
HEB 3:14 Çünkü hepimiz Mesihʼe ortak olduk, yeter ki başlangıçtaki güvenimizi gevşemeden sonuna kadar devam ettirelim.
HEB 3:15 Yukarıda dendiği gibi, “Bugün Allahʼın sesini işitirseniz, inatçılık etmeyin! Atalarınız Oʼna karşı geldiler; onlar gibi olmayın!”
HEB 3:16 Peki, Allahʼın sesini işittikten sonra Oʼna başkaldıranlar kimlerdi? Onların hepsi Musaʼnın liderliğinde Mısırʼdan çıkanlar değil miydi?
HEB 3:17 Allah kimlere kırk yıl boyunca öfkelendi? Günah işleyen ve cesetleri ıssız yerlere düşen insanlara değil mi?
HEB 3:18 Allah kimlere, “Huzur vereceğim ülkeye girmeyeceksiniz” diye yemin etti? İtaat etmeyenlere değil mi?
HEB 3:19 Evet, görüyoruz ki, onlar imansızlıkları yüzünden huzura kavuşamadılar.
HEB 4:1 Öyleyse dikkat edelim. Allah, halkını huzura kavuşturacağını vaat etmişti. Hâlâ geçerli olan bu vaatten hiç biriniz yoksun kalmış gibi olmasın.
HEB 4:2 Çünkü atalarımıza bildirildiği gibi bize de müjde bildirildi. Fakat işittikleri haberin onlara hiçbir faydası olmadı. Çünkü Allahʼa itaat edenlerin imanını paylaşmadılar.
HEB 4:3 Ama biz iman edenler Allahʼın vereceği huzura kavuşuyoruz. Allahʼın söylediği gibi: “Öfkelendim ve şöyle yemin ettim: ‘Huzur vereceğim ülkeye asla girmeyecekler’ ” Oysa Allah yaptıklarını dünyanın ta başlangıcında bitirmişti.
HEB 4:4 Tevratʼın bir yerinde haftanın yedinci günü hakkında şöyle yazılıdır: “Allah yedinci gün bütün yaptıklarından dinlendi.”
HEB 4:5 Allah bu konuda şunu da söylüyor: “Huzur vereceğim ülkeye asla girmeyecekler.”
HEB 4:6 Demek ki bazıları hâlâ huzura kavuşabilir. Ama bu müjdeyi önceden duyanlar itaat etmedikleri için huzura kavuşamadılar.
HEB 4:7 Bu sebeple Allah uzun zaman sonra Davudʼun aracılığıyla bir gün kararlaştırır. Ona “bugün” denir. Daha önce anlattığımız gibi Davud şöyle dedi: “Bugün Allahʼın sesini işitirseniz, inatçılık etmeyin.”
HEB 4:8 Yeşu onları huzura kavuşturmuş olsaydı, Allah daha sonra başka bir gün hakkında konuşmazdı.
HEB 4:9 Demek ki, Allahʼın halkını Allahʼın dinlendiği yedinci gündeki gibi sonsuz bir huzur bekliyor.
HEB 4:10 Çünkü aynen Allahʼın dinlendiği gibi, huzura erişen kişi de kendi uğraşlarından dinlenir.
HEB 4:11 O zaman bu huzura kavuşmak için elimizden geleni yapalım. Öyle ki, hiçbirimiz atalarımız gibi itaatsizlik ederek yok olmasın.
HEB 4:12 Allahʼın sözü canlı ve güçlüdür, iki ağızlı kılıçtan daha keskindir. O kadar derine iner ki, can ve ruhun, oynak yerleri ve iliğin ayrıldığı yere kadar işler. Yüreğin düşüncelerini ve niyetlerini açığa çıkarır.
HEB 4:13 Allahʼın göremediği hiçbir varlık yoktur. Her şey Oʼnun gözlerine çıplak ve açıktır. Bir gün hepimiz Oʼna hesap vereceğiz.
HEB 4:14 Göklerden öteye geçen yüce bir başrahibimiz var. O da Allahʼın Oğlu İsaʼdır. Bu sebeple açıkça kabul ettiğimiz inanca sımsıkı sarılalım.
HEB 4:15 Başrahibimiz İsa halimizden anlar, zayıflıklarımızı bilir. İsa bizim gibi her türlü günahla denendi. Ancak O hiç günah işlemedi.
HEB 4:16 Bunun için lütufkâr Allahʼın tahtına cesaretle yaklaşalım. Böylece yardıma muhtaç olduğumuz zaman merhamet buluruz ve Oʼnun lütfuna kavuşuruz.
HEB 5:1 İnsanlar arasından görevlendirilen her başrahip insanlar adına Allahʼa hizmet eder. Görevi, günahlar için adaklar ve kurbanlar getirmektir.
HEB 5:2 Başrahip cahil ve yoldan sapmış insanlara anlayışlı davranabilir, çünkü onun da birçok zayıf noktası var.
HEB 5:3 Bu sebeple halkın günahları için olduğu gibi kendi günahları için de kurban getirmek zorundadır.
HEB 5:4 Hiç kimse başrahiplik şerefini kendisi alamaz. Ancak Harun gibi Allah tarafından o göreve çağrılırsa başrahip olur.
HEB 5:5 Tıpkı bunun gibi, Mesih de başrahip olmak için kendi kendini yüceltmedi. Bunu Oʼna, “Sen benim oğlumsun, bugün ben sana baba oldum” diyen Allah yaptı.
HEB 5:6 Tıpkı Allahʼın başka yerde dediği gibi: “Sen sonsuza dek Melkisedek türünden rahipsin.”
HEB 5:7 Mesih, dünyada insan olarak yaşadığı günlerde, Oʼnu ölümden kurtarma gücüne sahip olan Allahʼa dua etti. Yüksek sesle ağlayıp gözyaşları dökerek yalvardı. Allahʼa olan derin saygısı sayesinde duaları kabul edildi.
HEB 5:8 Mesih Allahʼın Oğluʼdur, yine de çektiği acılardan itaat etmeyi öğrendi.
HEB 5:9 Böylece mükemmel hale geldi ve kendisine itaat eden herkese sonsuza kadar sürecek kurtuluş kaynağı oldu.
HEB 5:10 Çünkü Allah Oʼnu Melkisedek türünden başrahip olarak görevlendirdi.
HEB 5:11 Bu konuda size söyleyecek sözümüz çok. Ama kulaklarınız uyuştuğu için konunun açıklanması zor.
HEB 5:12 Şimdiye kadar bu şeyleri öğretiyor olmalıydınız. Ancak Allahʼın vahiyleri hakkındaki temel gerçekleri size yeniden öğretecek birine ihtiyacınız var. Katı yiyecek yerine, süte muhtaç oldunuz!
HEB 5:13 Çünkü sütle beslenen herkes henüz bebektir, doğruyu ayırt edecek kadar olgun değildir.
HEB 5:14 Katı yiyecek ise yetişkin insanlar içindir. Onlar anlama güçlerini sürekli kullanarak geliştirmiş ve böylece iyi olanı kötü olandan ayırt etmeyi öğrenmişlerdir.
HEB 6:1 Bu sebeple Mesih hakkındaki temel bilgileri aşıp olgunluğa doğru ilerleyelim. Çünkü ölü işlerden tövbe edip Allahʼa iman ettik. İnancımızın bu temelini tekrar tekrar atmayalım.
HEB 6:2 Vaftizler, elle kutsama, ölülerin dirilmesi ve sonsuza dek geçerli yargı konularında zaten bilgimiz var.
HEB 6:3 Allahʼın izniyle bu temel bilgileri aşıp olgunluğa doğru ilerleyeceğiz.
HEB 6:4 Bazıları var ki, bir zamanlar aydınlığa kavuştular, gökten gelen bereketi tattılar ve Kutsal Ruhʼa ortak oldular.
HEB 6:5 Allahʼın sözünün iyiliğini ve gelecek dünyanın kuvvetlerini tattılar.
HEB 6:6 Yine de imandan döndüler. Böylelerini yeniden tövbe ettirmek mümkün değildir. Yaptıklarıyla Allahʼın Oğluʼnu sanki yeniden çarmıha gerer, Oʼnu herkesin önünde rezil ederler.
HEB 6:7 Öyle toprak var ki, üzerine sık sık yağan yağmuru emer ve çiftçilere faydalı bitkiler yetiştirir. Bu toprak Allahʼtan bereket alır.
HEB 6:8 Dikenli ve zararlı bitkiler yetiştiren toprak ise bir şeye yaramaz ve lanetlenmek tehlikesindedir. Sonunda da ateşe verilir.
HEB 6:9 Ama sevgili arkadaşlar, böyle konuşsak bile, durumunuzun bundan daha iyi olduğundan eminiz. Kurtuluşun bereketlerine sahipsiniz.
HEB 6:10 Çünkü Allah adaletsiz değildir. Kutsal halkına yardım ettiniz ve yardım etmeye devam ediyorsunuz. Allah bu yaptıklarınızı ve Oʼnun adına gösterdiğiniz sevgiyi unutmaz.
HEB 6:11 Yine de her birinizin sona kadar aynı çabayı göstermesini istiyoruz. O zaman umutla beklediğiniz şeylere kavuşacağınızdan emin olursunuz.
HEB 6:12 Tembelliğe düşmenizi istemiyoruz. Sizden öncekiler, imanları ve sabırları sayesinde Allahʼın vaat ettiklerine kavuştular. O insanları örnek alın.
HEB 6:13 Allah, İbrahimʼe vaat ettiği zaman kendi üzerine yemin etti. Çünkü üzerine yemin edeceği daha üstün bir varlık yoktur.
HEB 6:14 Allah şöyle söz verdi: “Seni fazlasıyla bereketleyeceğim, soyunu fazlasıyla çoğaltacağım.”
HEB 6:15 Böylece İbrahim sabırla bekledi. Sonunda vaat edilene kavuştu.
HEB 6:16 İnsanlar kendilerinden üstün biri üzerine yemin ederler. Yemin, söylenen sözü doğrular ve her tartışmaya son verir.
HEB 6:17 Allah da vaadini yeminle pekiştirdi. Çünkü vaat ettiği şeylere kavuşacak olanlara niyetinin değişmezliğini daha kesin olarak göstermek istiyordu.
HEB 6:18 Allahʼın yalan söylemesi imkansızdır. Oʼnun vaadi ve yemini değişmez. Böylece Allahʼa sığınan bizler bu iki şeyle büyük cesaret bulur, önümüze koyulan umuda sımsıkı tutunuruz.
HEB 6:19 Bu umut, canımız için bir gemi demiri gibi sağlam ve güvenilirdir. Bizi gökteki tapınak perdesinin arkasına, Allahʼın huzuruna ulaştırır.
HEB 6:20 İsa, o perdenin arkasına bizim uğrumuza öncümüz olarak girdi. Çünkü O, sonsuza dek Melkisedek türünden başrahip olmuştu.
HEB 7:1 Söz konusu Melkisedek, Şalem şehrinin kralı ve yüce Allahʼın rahibiydi. İbrahim bazı kralları savaşta yenmiş, eve dönüyordu. Melkisedek onu karşıladı ve kutsadı.
HEB 7:2 İbrahim savaşta ele geçirdiği malların onda birini Melkisedekʼe verdi. Melkisedek “Adalet Kralı” anlamına gelir. Şalem Kralı ise “Esenlik Kralı” demektir.
HEB 7:3 Melkisedekʼin annesi babası ve soyu hakkında bilgi yoktur. Ne günlerinin başı, ne de hayatının sonu var.Allahʼın Oğlu gibi o sonsuza dek rahip kalır.
HEB 7:4 Melkisedekʼin ne kadar önemli olduğunu bir düşünün. Büyük atamız İbrahim savaşta ele geçirdiği malların en iyisinin onda birini ona verdi.
HEB 7:5 Leviʼnin soyundan gelenlerden bazıları rahiplik görevini alır. Bu kişiler Tevratʼın emrine göre halktan, yani İbrahim soyundan olan vatandaşlarından ondalık alma hakkına sahiptir.
HEB 7:6 Melkisedek ise Levi soyundan değildi, yine de İbrahimʼin malından ondalık aldı. Sonra Allahʼın vaatlerini alan İbrahimʼi kutsadı.
HEB 7:7 Hiç şüphe yok ki, kutsayan kişi kutsanan kişiden üstündür.
HEB 7:8 Bir yandan ölümlü insanlar olan Levi oğulları ondalık alıyorlar. Öte yandansa, Tevratʼta diri olduğu söylenen Melkisedek ondalık alıyor.
HEB 7:9 Bu demek oluyor ki, ondalık alan Levi de atası İbrahim aracılığıyla Melkisedekʼe ondalık verdi.
HEB 7:10 Çünkü Melkisedek İbrahimʼi karşıladığı zaman Levi hâlâ atası İbrahimʼin bedenindeydi.
HEB 7:11 Levi rahipliği İsrail halkına verilen Tevrat kanunlarıyla kuruldu, ama kusursuzluk getiremedi. Getirseydi, Harun türünden değil de Melkisedek türünden başka bir rahibin ortaya çıkmasına ne gerek kalırdı?
HEB 7:12 Çünkü rahiplik değişince mecburen Tevratʼtaki kanun da değişmeli.
HEB 7:13 Hakkında böyle konuştuğumuz kişi, Levi oymağından değil, başka bir oymaktandır. Ama o oymaktan hiç kimse tapınağın kurban yerinde hizmet etmedi.
HEB 7:14 Rabbimiz İsaʼnın Yahuda oymağından geldiği apaçıktır. Ama Musa o oymaktan söz ederken rahipler hakkında bir şey söylemedi.
HEB 7:15 Melkisedek benzeri başka bir rahip ortaya çıktığı için bu söylediklerimiz daha açık oluyor.
HEB 7:16 İsa, Tevratʼın soyla ilgili bir buyruğuna dayanarak değil, yok edilemeyen bir yaşamın gücüne dayanarak rahip oldu.
HEB 7:17 Çünkü Allah şöyle şahitlik ediyor: “Sen sonsuza dek Melkisedek türünden rahipsin.”
HEB 7:18 Rahipler hakkındaki eski buyruk, güçsüz ve faydasız olduğu için ortadan kaldırılmıştır.
HEB 7:19 Çünkü Tevrat kanunları hiçbir şeyi kusursuz hale getirmedi. Tevrat yerine bize daha üstün bir umut verildi. İşte bu umutla Allahʼa yaklaşıyoruz.
HEB 7:20 Allah İsaʼyı rahip yaparken bunu yeminle doğruladı. Oysa Levili rahipler yeminsiz rahip olurlar.
HEB 7:21 İsa ise Allahʼın yemin etmesiyle rahip oldu. Bu, şu sözlerden anlaşılır: “Rab yemin etti, fikrini değiştirmez: Sen sonsuza dek rahipsin.”
HEB 7:22 Böylece İsa, Allahʼın bizimle yaptığı daha iyi bir antlaşmanın güvencesi oldu.
HEB 7:23 Öbür rahipler çoktu, çünkü ölüm onların göreve devam etmesini engelledi.
HEB 7:24 Ama İsa sonsuza dek yaşadığı için Oʼnun rahipliği hiç son bulmaz.
HEB 7:25 Bu sebeple İsaʼnın, kendi aracılığıyla Allahʼa yaklaşanları tamamen kurtarmaya gücü var, çünkü onlar uğruna aracılık yapmak için daima yaşıyor.
HEB 7:26 İsa ihtiyacımızı karşılayan böyle bir başrahiptir. O pak, suçsuz, günahla kirlenmemiş, biz günahkârlardan apayrı biridir ve göklerin üstüne yükseltilmiştir.
HEB 7:27 Öbür başrahipler her gün önce kendi günahları, sonra halkın günahları için kurban getirmek zorundadırlar. İsaʼnın bunu yapmaya ihtiyacı yok. Çünkü kendini halk için kurban etmekle bunu ilk ve son defa yaptı.
HEB 7:28 Tevrat, zayıflıkları olan insanları başrahip yapar. Fakat Allah Tevratʼtan sonra yemin ederek söz verdi. Bu sözle, görevini sonsuzlara dek kusursuzca yerine getiren Oğluʼnu başrahip yaptı.
HEB 8:1 Şimdiye kadar söylediklerimizin özeti şudur: Böyle bir başrahibimiz var. O göklerde yüce Allahʼın tahtının sağına oturdu.
HEB 8:2 En kutsal yerde, asıl tapınma çadırında hizmet ediyor. O tapınağı insanlar kurmadı, Rab kurdu.
HEB 8:3 Her başrahip Allahʼa adaklar ve kurbanlar getirmek için görevlendirilir. Onun için başrahibimiz İsaʼnın da kurban edecek bir şeyi olması lazımdı.
HEB 8:4 İsa şimdi yeryüzünde yaşıyor olsaydı, rahip olamazdı. Çünkü zaten Tevratʼın istediği adakları getiren rahipler var.
HEB 8:5 Bu rahiplerin hizmet ettiği tapınak gökteki asıl tapınağın bir örneği ve gölgesidir. Çünkü Musa tapınma çadırını kurmaya hazırlanırken Allah ona şöyle buyurmuştu: “Her şeyi sana dağda gösterilen örneğe göre yapmaya dikkat et!”
HEB 8:6 Ama şimdi İsa daha üstün bir rahiplik görevini aldı. Çünkü daha üstün bir antlaşmanın aracısı oldu. Bu antlaşma daha üstün vaatlere dayanır.
HEB 8:7 Birinci antlaşma kusursuz olsaydı, ikinci bir antlaşmaya ihtiyaç duyulmazdı.
HEB 8:8 Oysa Rab halkını kusurlu bularak şöyle diyor: “Bakın, öyle günler geliyor ki, ben İsrail halkıyla, ve Yahuda halkıyla yeni bir antlaşma yapacağım.
HEB 8:9 Bu antlaşma, atalarıyla yaptığım antlaşmaya benzemez. Onları ellerinden tutup Mısırʼdan çıkardım. O zaman onlarla bir antlaşma yaptım. Ancak benim antlaşmama sadık kalmadılar. Bu yüzden ben de onlardan yüz çevirdim, diyor Rab.
HEB 8:10 O günlerden sonra, İsrail halkıyla şöyle bir antlaşma yapacağım, diyor Rab: Kanunlarımı zihinlerine işleyeceğim, yüreklerine yazacağım. Ben onların Allahı olacağım, onlar da benim halkım olacak.
HEB 8:11 Artık kimse yurttaşına, kardeşine, ‘Rabbi tanımalısın!’ diye akıl vermeyecek. Çünkü küçük büyük hepsi beni tanıyacak.
HEB 8:12 Suçlarını bağışlayacağım. Günahlarını bir daha hiç anmayacağım.”
HEB 8:13 Allah “yeni antlaşma” derken, birinci antlaşmayı eskimiş saydı. Süresi geçip eskiyense artık yok olmaya hazırdır.
HEB 9:1 Birinci antlaşmanın Allahʼa tapınma düzeni ve yeryüzünde kutsal bir tapınma yeri vardı.
HEB 9:2 Kurulan tapınma çadırının ilk bölümüne “kutsal yer” denir. İçinde lambalık, masa ve masanın üzerine koyulan adak ekmekleri vardı.
HEB 9:3 İkinci perdenin arkasında tapınma çadırının bir başka bölümü vardı. Buna “en kutsal yer” denir.
HEB 9:4 En kutsal yere ait altın tütsü masası ve antlaşma sandığı vardı. O sandığın her yanı altınla kaplanmıştı. İçinde altın kap vardı. Kapta man denen yiyecek bulunurdu. Sandığın içinde Harunʼun filizlenen değneği ve antlaşmanın yazılı olduğu taş tablalar da vardı.
HEB 9:5 Sandığın üstünde görkemli keruv heykelleri dururdu. Bağışlanma kapağının üstüne gölge salardı. Ama şimdi bunları ayrıntılarıyla anlatmanın zamanı değildir.
HEB 9:6 Bütün bu şeyler böyle hazırlanmıştır. Rahipler de her gün tapınma çadırının ilk bölümüne girer, ibadet görevlerini yerine getirirler.
HEB 9:7 Ama ikinci bölüme sadece başrahip girer. Bunu da yılda bir defa yapar. Oraya kurban kanı getirmeden giremez. O kanı hem kendi günahlarını hem de halkın bilmeden işlediği günahları bağışlatmak için getirir.
HEB 9:8 Kutsal Ruh şunu göstermek istiyor: tapınma çadırının ilk bölümü dururken, en kutsal yere giden yol henüz açılmadı.
HEB 9:9 Bu, şimdiki zaman için bir benzetmedir. Bundan anlaşılır ki, tapınağa getirilen adaklar ve kurbanlar ibadet eden kişinin vicdanını tamamen temizleyemez.
HEB 9:10 Eski düzen sadece yiyecek, içecek, türlü yıkanma adetleri ve bedensel kurallarla ilgilidir. Bu kurallar yalnız yeni düzenin kurulacağı zamana kadar geçerli kaldılar.
HEB 9:11 Mesih ise şimdi sahip olduğumuz iyi şeyleri sağlayan başrahip olarak geldi. Daha üstün, daha mükemmel tapınma çadırına girdi. Bu tapınma çadırı insan eliyle yapılmamış, yani bu dünyadan olmayan bir çadırdır.
HEB 9:12 Mesih bu çadırın en kutsal yerine ilk ve son defa girdi. Oraya kurbanlık tekelerin ya da danaların kanını değil, kendi kanını getirdi. Böylece bize sonsuza kadar kalıcı kurtuluşu kazandı.
HEB 9:13 Kurban edilen tekelerle boğaların kanı ve yakılan dişi dananın külleri murdar kişilerin üzerine serpilir. Böylece o kişiler bedence temizlenir, pak sayılırlar.
HEB 9:14 Mesih, sonsuza kadar var olan Ruhʼun gücüyle kusursuz bir kurban olarak kendini Allahʼa sundu. Öyleyse Oʼnun kanı, diri Allahʼa tapınabilmemiz için vicdanlarımızı ölü işlerden ne kadar daha kesin olarak temizler!
HEB 9:15 Bu sebeple Mesih, Allahʼla halkı arasında yeni bir antlaşmanın aracısıdır. Çünkü Mesih, ölümü aracılığıyla birinci antlaşma zamanında işlenen suçları bağışlatan kurban oldu. Böylece Allahʼın kendisine çağırdığı kişiler Oʼnun vaat ettiği sonsuza dek kalıcı mirasa kavuşurlar.
HEB 9:16 Böyle bir antlaşma vasiyet gibidir. Bir vasiyetin geçerli olabilmesi için vasiyeti bırakan kişinin öldüğü kanıtlanmalıdır.
HEB 9:17 Çünkü vasiyet ancak miras bırakan kişinin ölümünden sonra yürürlüğe girer. Vasiyet eden kişi yaşıyorsa vasiyetin hükmü yoktur.
HEB 9:18 Bunun için ilk antlaşma bile ancak kurban kanı akıtıldıktan sonra geçerli oldu.
HEB 9:19 Musa önce Tevratʼın her buyruğunu bütün halka bildirdi. Ondan sonra kesilmiş danaların ve tekelerin kanını aldı. Kırmızı yapağıyla bağlanan bir demet şileotu kullanarak suyla karıştırılan kanı hem Tevrat kitabı, hem de halkın üzerine serpti.
HEB 9:20 “Bu kan, Allahʼın size buyurduğu antlaşmanın kanıdır” dedi.
HEB 9:21 Musa, kanı aynı şekilde tapınma çadırı üzerine ve ibadette kullanılan bütün eşyaların üzerine serpti.
HEB 9:22 Aslında Tevratʼa göre hemen hemen her şey kanla temiz kılınır. Kurban kanı akıtılmadan Allah günahları affetmez.
HEB 9:23 Bu sebeple gökteki asıl tapınma çadırının dünyadaki kopyası bu kurbanlarla temizlenmeliydi. Ama gökteki tapınma çadırının daha üstün kurbanlarla temizlenmesi lazımdı.
HEB 9:24 Çünkü Mesih insan eliyle yapılmış kutsal yere girmedi. Bu, asıl kutsal yerin sadece bir kopyasıdır. Hayır, Mesih bizim adımıza Allahʼın önüne çıkmak için göğün kendisine girdi.
HEB 9:25 Başrahip tapınağın en kutsal yerine yılda bir defa girer. Oraya kendi kanını değil, kurban kanını getirir. Oysa Mesih kendisini tekrar tekrar kurban etmek için göğe yükselmedi.
HEB 9:26 Öyle olsaydı, dünyanın başından beri tekrar tekrar acı çekmesi lazım olurdu. Oysa Mesih zamanın sonuna doğru ortaya çıkıp kendisini bir defa kurban ederek günahı ortadan kaldırdı.
HEB 9:27 İnsanın bir defa ölmesi ve ondan sonra yargılanması kaçınılmazdır.
HEB 9:28 Aynı şekilde Mesih de birçok insanın günahlarını ortadan kaldırmak için kendini bir defa kurban etti. O ikinci defa gelecek. Ancak bu sefer insanların günahını kaldırmak için değil, Oʼnu dört gözle bekleyenleri kurtarmak için gelecek.
HEB 10:1 Tevrat kanunlarında gelecek iyi şeylerin aslı değil, sadece gölgesi vardır. Bu sebeple yıldan yıla devamlı aynı tür kurbanlar getirilir. Ama Tevrat kanunları o kurbanlarla Allahʼa yaklaşan insanları asla kusursuz hale getiremez.
HEB 10:2 Eğer bunu yapabilseydi, bu kurbanların getirilmesine son verilmez miydi? Çünkü o zaman Allahʼa ibadet edenler bir kere temiz kılındıktan sonra artık vicdanlarında kendilerini günahlı hissetmezlerdi.
HEB 10:3 Oysa her yıl getirilen bu kurbanlar insanlara günahlarını hatırlatır.
HEB 10:4 Çünkü boğaların ve tekelerin kanı günahları ortadan kaldıramaz.
HEB 10:5 Bu sebeple Mesih dünyaya gelirken Allahʼa şöyle diyor: “Kurbanları ve adakları istemedin, ama bana bir beden hazırladın.
HEB 10:6 Yakmalık kurbanlardan ve günah adaklarından hoşlanmadın.
HEB 10:7 Bunun üzerine şöyle dedim: ‘Kitabʼın bir yerinde benim hakkımda yazıldığı gibi, ey Allah, işte senin isteğini yerine getirmeye geldim.’ ”
HEB 10:8 Mesih daha önce şöyle diyor: “Kurban ve adak istemedin, yakmalık kurbanlar ve günah adakları istemedin, bunlardan hoşlanmadın.” Oysa bu kurbanlar Tevratʼın emri olduğu için getirilir.
HEB 10:9 Sonra sözüne şunu ekliyor: “İşte senin isteğini yerine getirmeye geldim.” Yani, yeni düzeni başlatmak için eski düzeni ortadan kaldırır.
HEB 10:10 Allahʼın bu isteğiyle İsa Mesihʼin bedeni ilk ve son defa kurban edildi. Bu sayede Allahʼa adanmış olduk.
HEB 10:11 Her rahip günden güne görevini ayakta yapar ve aynı tür kurbanları tekrar tekrar getirir. Bu kurbanlar hiçbir zaman günahları ortadan kaldıramaz.
HEB 10:12 Ama Mesih günahlar için kendisini sonsuzlara kadar geçerli tek kurban olarak feda ettikten sonra Allahʼın sağında oturdu.
HEB 10:13 O zamandan beri Mesih, düşmanlarının yenilip ayaklarının altına serilmesini bekliyor.
HEB 10:14 Çünkü Allahʼa adadığı insanları tek bir kurbanla sonsuzlara kadar kusursuz hale getirdi.
HEB 10:15 Kutsal Ruh bunun hakkında bize şahitlik ediyor. Önce şunu söylüyor:
HEB 10:16 “Rab diyor ki, ‘O günlerden sonra, Onlarla şöyle bir antlaşma yapacağım: Kanunlarımı onların yüreklerine işleyeceğim, ve zihinlerine yazacağım.’ ”
HEB 10:17 Sonra şöyle diyor: “Onların günahlarını ve suçlarını artık anmayacağım.”
HEB 10:18 Günahlar bağışlandığı zaman artık günah için kurban lazım değildir.
HEB 10:19 Onun için kardeşler, İsaʼnın çarmıhta akıtılan kanı sayesinde en kutsal yere girmeye cesaretimiz var.
HEB 10:20 Dünyadaki tapınakta en kutsal yerin önünde bir perde durur. Bu perde İsaʼnın bedenini temsil eder. İsa, bedeniyle bize hayat veren yepyeni bir yol açmıştır.
HEB 10:21 Allahʼın ev halkından sorumlu büyük bir rahibimiz var.
HEB 10:22 Bu sebeple samimi yürekle ve imanın verdiği güvenle Allahʼa yaklaşalım. Çünkü yüreklerimiz, suçlayan vicdandan kanla serpilerek temizlendi, bedenlerimiz temiz suyla yıkandı.
HEB 10:23 Sağa sola sapmadan açıkça kabul ettiğimiz umuda sımsıkı tutunalım. Çünkü vaat eden Allah sözüne sadıktır.
HEB 10:24 Birbirimizi başkalarını sevmeye ve iyilik yapmaya nasıl teşvik edeceğimizi düşünelim.
HEB 10:25 Bazılarının alıştığı gibi topluluk olarak bir araya gelmekten vazgeçmeyelim. Tersine, birbirimize cesaret verelim. Hele Mesihʼin geleceği günün yaklaştığını gördükçe bunu daha da çok yapalım.
HEB 10:26 Çünkü gerçeği öğrenip kabul ettikten sonra, bile bile günah işlemeye devam edersek, artık günahlarımız için hiçbir kurban kalmaz.
HEB 10:27 Allahʼa karşı gelenleri Allahʼın korkunç hükmü ve kızgın ateş bekler. O ateş onları yiyip bitirecek.
HEB 10:28 Musaʼya verilen Tevratʼın kanunlarını hiçe sayan kişi, iki ya da üç şahidin sözüyle, merhametsizce ölüm cezasına çarptırılır.
HEB 10:29 Bir düşünün! Allahʼın Oğluʼnu ayaklar altına alan kişi ne kadar daha ağır bir cezaya layık sayılır! Böyle bir kişi Allahʼa adanmasını sağlayan antlaşma kanını murdar saymış ve Allahʼın lütufkâr Ruhuʼna hakaret etmiş olur.
HEB 10:30 Allahʼın ne dediğini biliyoruz. O şöyle dedi: “Öç benimdir. Karşılık ben vereceğim” ve yine, “Rab kendi halkını yargılayacak.”
HEB 10:31 Diri Allahʼın eline düşmek korkunç bir şeydir!
HEB 10:32 O eski günleri aklınıza getirin. Aydınlandıktan sonra acılarla dolu büyük bir mücadeleye sabırla katlandınız.
HEB 10:33 Kimi zaman halkın önünde hakarete ve eziyete uğradınız. Kimi zaman da böyle sıkıntı çeken başkalarının dertlerini paylaştınız.
HEB 10:34 Hapiste olanlara yakınlık gösterdiniz. Mallarınızın soyulmasını sevinçle kabul ettiniz. Çünkü daha üstün, daha kalıcı bir servete sahip olduğunuzu biliyordunuz.
HEB 10:35 Öyleyse cesaretinizi kaldırıp atmayın, çünkü bu cesaretin karşılığı büyüktür.
HEB 10:36 Dayanmanız lazım. Dayanırsanız, Allahʼın isteğini yerine getirirsiniz ve Oʼnun vaat ettiklerine kavuşursunuz.
HEB 10:37 Allah diyor ki, “Elbette gelmekte olan pek yakında gelecek, gecikmeyecek.
HEB 10:38 Doğru saydığım kişi imanı sayesinde hayat bulacak. Ama geri çekilirse, canım o kişiden hoşnut olmaz.”
HEB 10:39 Bizler ise geri çekilip mahvolanlardan değiliz. İman edip canlarını koruyanlardanız.
HEB 11:1 İman, umut ettiğimiz şeylerin yerine geleceğine güvenmek, göremediğimiz şeylerin gerçek olduğundan emin olmaktır.
HEB 11:2 İmanları sayesinde atalarımız şeref kazandılar.
HEB 11:3 İman sayesinde evrenin Allahʼın emriyle meydana geldiğini ve böylece görünen her şeyin görünmeyenlerden yaratıldığını anlıyoruz.
HEB 11:4 İman sayesinde Habil Allahʼa Kayinʼden daha iyi bir kurban getirdi. Bu imanıyla Habil Allah tarafından doğru insan olarak kabul edildi. Allah onun adaklarından razı olduğunu söyledi. Habil çoktan öldü, ama imanı sayesinde hâlâ konuşuyor.
HEB 11:5 İman sayesinde Hanok ölüm görmesin diye bu dünyadan alındı. “Onu arayıp bulamadılar, çünkü Allah onu göğe almıştı.” Bundan önce Allahʼın Hanokʼtan memnun olduğuna şahitlik edilmişti.
HEB 11:6 İman olmadan Allahʼı memnun etmek imkansızdır. Çünkü Allahʼa yaklaşanlar Oʼnun var olduğuna ve kendisine sığınanlara ödül vereceğine iman etmelidirler.
HEB 11:7 Allah Nuhʼu henüz göremediği gelecek olaylar hakkında uyardı. İman sayesinde Nuh Allahʼtan korkarak ev halkının kurtulması için bir gemi yaptı. İmanıyla dünyanın suçlu olduğunu gösterdi ve imandan gelen doğruluğun bereketlerine kavuştu.
HEB 11:8 İman sayesinde İbrahim Allahʼın çağrısına uydu. Miras alacağı yere gitmek için yola çıktı. Ama yola çıkarken nereye gideceğini bilmiyordu.
HEB 11:9 İmanı sayesinde İbrahim Allahʼın vaat ettiği topraklara gurbetçi olarak yerleşti. Aynı vaadin ortak mirasçıları olan İshak ve Yakubʼla birlikte çadırlarda yaşadı.
HEB 11:10 Çünkü sağlam temelleri üzerine kurulu şehri bekliyordu. O şehri planlayan ve kuran Allahʼtır.
HEB 11:11 İbrahim çok yaşlıydı, karısı Sara da kısırdı. Fakat vaat eden Allahʼı güvenilir saydı. İmanı sayesinde baba olma gücüne kavuştu.
HEB 11:12 Böylece tek bir kişiden, üstelik ölmeye yakın bir kişiden gökyüzündeki yıldızlar kadar kalabalık ve deniz kenarındaki kum taneleri kadar sayısız insan doğdu.
HEB 11:13 Bütün bu insanlar imanlı olarak öldüler. Allahʼın vaat ettiklerine kavuşmadılar, ama bunları uzaktan görüp sevinçle karşıladılar. Yeryüzünde gurbetçi ve misafir olduklarını açıkça kabul ettiler.
HEB 11:14 Belli ki, böyle konuşanlar kendilerine bir vatan arıyorlar.
HEB 11:15 Gerçekten de geride bıraktıkları ülkeyi düşünselerdi, bir fırsatını bulup oraya dönerlerdi.
HEB 11:16 Ama daha iyi bir ülkeyi, yani göksel vatanlarını özlüyorlardı. Bu sayede Allah, onların Allahı diye tanınmaktan utanmıyor. Çünkü onlar için bir şehir hazırlamıştır.
HEB 11:17 İmanı sayesinde İbrahim Allah tarafından sınandığı zaman İshakʼı kurban etmeye götürdü. Vaatleri almış olan İbrahim biricik oğlunu kurban etmeye hazırdı.
HEB 11:18 Oysa Allah ona, “Senin soyun İshakʼla devam edecek” demişti.
HEB 11:19 İbrahim Allahʼın ölüleri bile diriltme gücüne sahip olduğunu düşündü. Gerçekten de olup biten, İshakʼı ölümden geri almaya benzeyen bir şeydi.
HEB 11:20 İman sayesinde İshak, gelecek olaylar hakkında konuşarak Yakubʼu ve Esavʼı kutsadı.
HEB 11:21 İman sayesinde Yakub ölürken Yusufʼun iki oğlunu kutsadı. Kendi değneğinin ucuna dayanarak Allahʼa ibadet etti.
HEB 11:22 İman sayesinde Yusuf ölürken İsrailoğullarına bir gün Mısırʼdan çıkacaklarını hatırlattı. Kendi kemikleri için buyruk da verdi.
HEB 11:23 Musa doğduğunda annesiyle babası imanları sayesinde onu üç ay gizlediler. Çünkü onun güzel bir çocuk olduğunu gördüler ve kralın buyruğundan korkmadılar.
HEB 11:24 İmanı sayesinde Musa, büyüdüğü zaman Firavun kızının oğlu olarak tanınmayı reddetti.
HEB 11:25 Kısa bir vakit için günahın tadını çıkarmak yerine, Allahʼın halkıyla birlikte eziyet çekmeyi seçti.
HEB 11:26 Mesih uğruna aşağılanmayı Mısırʼın hazinelerinden daha değerli saydı. Çünkü ileri bakıp alacağı karşılığı düşünüyordu.
HEB 11:27 İmanı sayesinde Musa, kralın öfkesinden korkmadan Mısırʼı terk etti. Çünkü gözle görülemeyen Allahʼı görüyormuş gibi sabırla dayandı.
HEB 11:28 İmanı sayesinde Özgürlük Bayram kurbanının kesilmesini ve kurban kanının kapılara sürülmesini sağladı. Böylece, ilk doğanları öldüren melek İsrailoğullarına dokunmadı.
HEB 11:29 İman sayesinde İsrailoğulları kuru topraktan geçiyormuş gibi Kızıldenizʼden geçtiler. Mısırlılar aynısını yapmaya kalkınca boğuldular.
HEB 11:30 İsrailoğulları yedi gün Eriha şehrinin duvarları etrafında yürüyüş yaptılar. İmanları sayesinde şehrin duvarları yıkıldı.
HEB 11:31 İmanı sayesinde fahişe Rahav şehri gözetlemeye gelenleri esenlikle misafir etti. Bunun sayesinde canını kurtardı. Allahʼa itaat etmeyen şehir halkıyla birlikte öldürülmedi.
HEB 11:32 Daha ne söyleyeyim? Gidyon, Barak, Şimşon, Yiftah, Davud, Samuel ve öbür peygamberleri anlatmaya vaktim yetmez.
HEB 11:33 Onlar imanla ülkeler ele geçirdiler, adaleti yerine getirdiler, Allahʼın vaat ettiklerine kavuştular. Aslanlara yem olmaktan kurtuldular,
HEB 11:34 kızgın ateşleri söndürdüler, kılıcın ağzından kaçtılar, çaresizken kuvvet buldular, savaşta güçlü oldular, yabancı orduları bozguna uğrattılar.
HEB 11:35 Kadınlar ölmüş olan sevdiklerini dirilmiş olarak geri aldılar. Diğerleri ise işkenceyle öldürüldüler. Şartlı serbest bırakılmayı kabul etmediler. Öyle ki, dirildiklerinde daha iyi bir hayat bulsunlar.
HEB 11:36 Daha başkaları alaya alındılar, kamçılandılar. Hatta zincire vurulup hapse atıldılar.
HEB 11:37 Taşlandılar, testereyle biçildiler, kılıçtan geçirilip öldürüldüler. Koyun postu, keçi derisi içinde dolaştılar. Yoksulluk çektiler, baskı ve eziyet gördüler.
HEB 11:38 Issız yerlerde ve dağlarda avare avare gezdiler. Mağaralarda ve yer altı oyuklarda saklandılar. Dünya onlara layık değildi!
HEB 11:39 Bu insanların hepsi imanlarıyla şeref kazandılar, ama Allahʼın vaat ettiklerine kavuşmadılar.
HEB 11:40 Çünkü Allah bizim için daha iyisini hazırlamıştı. Öyle ki, onlar bizden ayrı olarak kusursuz hale getirilmesinler.
HEB 12:1 Bakın, böylesine büyük bir şahitler kalabalığı etrafımızı bulut gibi sarmıştır! Bu sebeple her engeli ve bizi esir tutan her günahı üzerimizden atalım ve önümüze konulan yarışta kararlı bir şekilde koşalım.
HEB 12:2 Gözümüz İsaʼda olsun. İmanımızın öncüsü ve tamamlayıcısı İsaʼdır. O, kendisini bekleyen sevinç için utancı hiçe sayarak çarmıhta ölmeye katlandı ve şimdi Allahʼın tahtının sağında oturuyor.
HEB 12:3 Bu sebeple günahkârların bunca düşmanlığına sabırla katlanan İsaʼyı iyice düşünün. O zaman bitkin düşüp yılmazsınız.
HEB 12:4 Günahla mücadelenizde henüz kanınızı akıtacak kadar direnmediniz.
HEB 12:5 Size oğullara söylenir gibi söylenen şu cesaret verici sözleri unuttunuz: “Oğlum, Rabbin terbiye etmesini küçümseme. O seni azarlasa, yılma.
HEB 12:6 Çünkü Rab sevdiği kişiyi terbiye eder. Oğulluğa kabul ettiği herkesi yola getirir.”
HEB 12:7 Allah sizi terbiye ederken acılara dayanın. Allah size oğullara davranır gibi davranıyor. Babasının terbiye etmediği bir oğul var mı?
HEB 12:8 Allah bütün evlatlarına yaptığı gibi sizi de terbiye eder. Eğer etmezse, o vakit oğullar değil, kanun dışı evlatlarsınız.
HEB 12:9 Üstelik bizi terbiye eden bu dünyadaki babalarımız vardı ve biz onlara saygı duyardık. Buna göre ruhsal Babamız olan Allahʼa teslim olmamız çok daha önemli değil mi? Bunu yaparsak, hayat buluruz.
HEB 12:10 Bu dünyadaki babalarımız bizi kısa bir zaman için uygun gördükleri gibi terbiye ettiler. Allah ise, kutsallığına ortak olalım diye, bizi kendi iyiliğimiz için terbiye eder.
HEB 12:11 Terbiye edilmek ilk başta insana hoş gelmez, acı verir. Ama böyle eğitilenler sonunda doğru olanı yapmanın ürünü olan esenliğe kavuşurlar.
HEB 12:12 Onun için, sarkık ellerinizi kaldırın ve bükük dizlerinizi doğrultun.
HEB 12:13 “Ayaklarınıza dümdüz yollar yapın.” O zaman incinmiş ayak sakat kalmaz, tersine şifa bulur.
HEB 12:14 Herkesle barış içinde yaşamak ve kendinizi Rabbe adamak için elinizden geleni yapın. İnsan kendini Rabbe adamadan Oʼnu göremeyecek.
HEB 12:15 Dikkat edin ki, aranızda kimse Allahʼın lütfundan yoksun kalmasın. Kimse zararlı ot gibi kök salıp büyümesin, sıkıntı vermesin ve birçoklarını zehirlemesin.
HEB 12:16 Hiçbiriniz seksüel günah işlemesin veya Esav gibi kutsal değerleri önemsiz görmesin. Esav ilk doğan oğul hakkını bir tek yemek için sattı.
HEB 12:17 Biliyorsunuz, Esav daha sonra Allahʼın bereketine kavuşmak istedi, ama bu isteği reddedildi. Gözyaşları döküp yalvardıysa da, durumu değiştirmeye imkan bulamadı.
HEB 12:18 İsrailoğulları gibi siz dokunulabilen, alev alev yanan dağa yaklaşmadınız. Ortalıkta karanlık, kapkara bulut ve fırtına da yoktur.
HEB 12:19 Onlar bir borazan çalındığını ve bir sesin konuştuğunu işittiler. Ses öyle korkunçtu ki, bunu işitenler kendilerine daha başka bir söz söylenmesin diye yalvardılar.
HEB 12:20 Çünkü Allah, “Bir hayvan bile bu dağa dokunursa, taşlansın!” diye buyurmuştu. Onlar da bu buyruğa dayanamadılar.
HEB 12:21 Gördükleri o kadar korkunçtu ki, Musa, “Çok korkuyorum, tir tir titriyorum” dedi.
HEB 12:22 Fakat siz Siyon Dağıʼna, diri olan Allahʼın şehrine, göksel Yeruşalimʼe, sayısız meleklerin şenliğine yaklaştınız.
HEB 12:23 Gökte adları yazılı ilk doğanların topluluğuna katıldınız. Herkesin yargıcı olan Allahʼa geldiniz. Kusursuz hale getirilmiş doğru insanların ruhlarına yaklaştınız.
HEB 12:24 Yeni bir antlaşmanın aracısı olan İsaʼya da yaklaştınız. Oʼnun serpilmiş kanı, Habilʼin kanından daha üstün bir anlam taşır.
HEB 12:25 Sakın bunları söyleyeni reddetmeyin. Allah, Musa aracılığıyla insanları yeryüzünde uyardı. Oʼnu reddedenler cezadan kaçamadılar. Şimdi Allah bizi gökten uyarıyor. Oʼndan yüz çevirirsek, bizim de kaçamayacağımız çok daha kesindir.
HEB 12:26 Musaʼnın zamanında Allahʼın sesi sadece yeri sarsmıştı. Ama şimdi Allah şöyle söz veriyor: “Ben bir kere daha yalnız yeri değil, göğü de sarsacağım.”
HEB 12:27 “Bir kere daha” sözü şu anlama geliyor: Yaratılmış olan her şey sarsılıp ortadan kalkacak. Öyle ki, sarsılamayan şeyler kalsın.
HEB 12:28 Sarsılmaz bir krallığa kavuştuğumuz için Allahʼa şükredelim. Böylece saygı ve korkuyla Allahʼı memnun edecek biçimde ibadet edelim.
HEB 12:29 Çünkü “Bizim Allahımız ateş gibi yakıp yok edendir.”
HEB 13:1 İmanlı kardeşlerinizi her zaman sevmelisiniz.
HEB 13:2 Misafirleri kabul etmekten geri kalmayın. Misafir kabul eden bazıları bilmeden melekleri misafir ettiler.
HEB 13:3 Hapiste olanları siz de onlarla birlikte hapsedilmiş gibi hatırlayın. Eziyet görenleri unutmayın. Çünkü sizin de acı çekebilen bir bedeniniz var.
HEB 13:4 Herkes evliliğe saygı göstersin. Evlilik yatağı günahla lekelenmesin. Çünkü Allah seksüel günah işleyen ve zina edenleri cezalandıracak.
HEB 13:5 Hayatınız para sevgisinden uzak olsun. Elinizde olanla yetinin. Çünkü Allah şöyle dedi: “Ben seni asla bırakmayacağım. Seni asla terk etmeyeceğim.”
HEB 13:6 Onun için cesaretle diyoruz ki, “Rab yardımcımdır, korkmam. İnsan bana ne yapabilir?”
HEB 13:7 Size liderlik yapanları anın. Allahʼın mesajını size bildiren onlardı. Onların nasıl yaşadığına, nasıl öldüğüne bakın. İmanlarını örnek alın.
HEB 13:8 İsa Mesih dün, bugün ve sonsuza dek aynıdır.
HEB 13:9 Türlü türlü garip inançlara kapılmayın. Çünkü yemek kurallarına uymaktansa Allahʼın lütfuyla yüreklenip güçlenmemiz iyidir. Yemek kurallarına takılanlar bundan hiçbir fayda görmediler.
HEB 13:10 Bizim öyle bir kurban yerimiz var ki, oradan tapınma çadırında hizmet edenlerin yemeye hakları yoktur.
HEB 13:11 Başrahip günahları bağışlatmak için kurban edilen hayvanların kanını tapınağın en kutsal yerine getirir. Bu hayvanların cesetleri ise halkın yaşadığı yerin dışında yakılır.
HEB 13:12 Tıpkı bunun gibi İsa da şehir kapısının dışında acı çekip öldü. Bunu, akıtılmış kanıyla halkını Allahʼa adamak için yaptı.
HEB 13:13 Bu sebeple de halkın yaşadığı yerin dışına çıkıp İsaʼnın yanına gidelim ve Oʼnun uğradığı hakarete katlanalım.
HEB 13:14 Zaten bu dünyada kalıcı bir şehrimiz yok. Gelecekteki şehri hasretle bekliyoruz.
HEB 13:15 Öyleyse Allahʼa kurban olarak İsa adıyla devamlı övgü getirelim. Bu övgüler Oʼnun adını açıkça anan dudakların ürünüdür.
HEB 13:16 İyilik yapmayı ve mallarınızı başkalarıyla paylaşmayı unutmayın. Çünkü Allah böyle kurbanlardan hoşlanır.
HEB 13:17 Size liderlik edenlerin sözünü dinleyin, onların emrine uyun. Çünkü onlar sizin için Allahʼa hesap verecek kişiler olarak size göz kulak olurlar. Liderlik işini sevinçle yapmalarına yardım edin. Çünkü bunu inleyerek yaparlarsa, bunun size bir faydası olmaz.
HEB 13:18 Bizim için dua edin. Vicdanımızın temiz olduğundan ve her durumda iyi niyetle davrandığımızdan eminiz.
HEB 13:19 Size bir an önce dönebilmem için özellikle dua etmenizi rica ederim.
HEB 13:20 Esenlik veren Allah, koyunlarını güden iyi çoban gibi halkını güden Rabbimiz İsaʼyı ölümden diriltti ve Oʼnun çarmıhta akıtılan kanıyla sonsuza dek süren antlaşmayı yürürlüğe koydu.
HEB 13:21 Allah, isteğini yerine getirmeniz için size her türlü iyilik yapma gücünü versin. İsa Mesih aracılığıyla Oʼnu memnun etmemize yardım etsin. Sonsuzlara kadar Mesihʼe şan şeref olsun! Amin.
HEB 13:22 Kardeşler, size cesaret vermek için yazdım. Rica ederim, bu kısa mektubu hoş görüp dikkate alın.
HEB 13:23 Kardeşimiz Timoteosʼun serbest bırakıldığından haberiniz olsun. O yakında yanıma gelirse, onunla birlikte sizi görmeye geleceğim.
HEB 13:24 Bütün liderlerinize ve diğer imanlılara selam söyleyin. İtalyaʼdan olanlar size selam gönderiyorlar.
HEB 13:25 Allahʼın lütfu hepinizin üzerinde olsun.
JAM 1:1 Allahʼın ve Rab İsa Mesihʼin kulu ben Yakubʼdan,
JAM 1:2 Kardeşlerim, sizi deneyen çeşitli zorluklarla karşılaşınca, bunu hep sevinmek için fırsat sayın.
JAM 1:3 Çünkü biliyorsunuz, imanınızın denenmesi sizde dayanma gücü yaratır.
JAM 1:4 Dayanma gücünüz de kusursuz sonucuna ulaşsın. O zaman hiçbir eksiği olmayan, olgun ve kusursuz insanlar olursunuz.
JAM 1:5 Sizden birinin hikmeti eksikse, onu Allahʼtan dilesin. Hiç azarlamadan herkese cömertçe veren Allah ona hikmet verecek.
JAM 1:6 Ancak o kişi hiç şüphe etmeden imanla dilesin. Çünkü şüphe eden kişi, denizde kabaran dalgaya benzer. Rüzgar onu savurur, sağa sola sürükler.
JAM 1:7 Öyle bir kişi Rabʼden bir şey almayı beklemesin.
JAM 1:8 O kararsız, yaptığı her şeyde dengesiz bir adamdır.
JAM 1:9 Düşkün olan imanlı kardeş yüceliğiyle sevinsin.
JAM 1:10 Zengin olan da düşkünlüğüyle sevinsin. Çünkü zenginler kır çiçeği gibi geçip gider.
JAM 1:11 Güneşin yükselmesiyle yakıcı bir sıcaklık başlar, ve bitkileri kavurup bitirir. Çiçekler solar, güzellikleri yok olur. Bunun gibi, zengin adam da işleriyle uğraşırken kaybolup gider.
JAM 1:12 İmanı denenince sabırla dayanan insana ne mutlu! Çünkü bunu başarırsa yaşam tacını alacak. Rab o tacı kendisini seven kişilere vereceğine söz verdi.
JAM 1:13 Kötülükle denenen kişi “Allah tarafından deneniyorum” demesin. Çünkü Allah kötülükle denenemez, kendisi de hiç kimseyi öyle denemez.
JAM 1:14 Hayır, denenme şöyle olur: herkes kendi isteklerine kapılıp aldanarak yoldan sapar.
JAM 1:15 Böyle istekler kadının hamileliği gibidir. İstek gebe kalır ve sonra günah doğurur. Günah da olgunlaşırsa sonuç ölümdür.
JAM 1:16 Sevgili kardeşlerim, aldanmayın!
JAM 1:17 Her nimet ve her kusursuz bağış yücelerden, gökteki ışık kaynaklarını yaratan Baba Allahʼtan gelir. Allah değişmez, gelip geçen gölge gibi değildir.
JAM 1:18 O, gerçeği bildiren haberle ruhça yeniden doğmamızı sağladı. Çünkü Oʼnun yarattıklarının arasındaki ilk ürün gibi, ilk yeri almamızı istedi.
JAM 1:19 Sevgili kardeşlerim, şunu unutmayın: herkes dinlemeye hazır olsun, ama konuşmak ve öfkelenmek için acele etmesin.
JAM 1:20 Çünkü insanın öfkesi Allahʼın istediği doğruluğu getirmez.
JAM 1:21 Buna göre, her tür pis davranışı ve önceki hayatınızdan kalan her kötülüğü söküp atın. Allahʼa teslim olup içinize ektiği sözü kabul edin. O söz canınızı kurtarma gücüne sahiptir.
JAM 1:22 Ama o sözü yerine getirin! Sadece işitmekle kalmayın! Sadece işitenler olursanız, kendi kendinizi aldatmış olursunuz.
JAM 1:23 Çünkü sözü işiten, ama onu yerine getirmeyen kişi, aynada kendi yüzüne bakan bir adama benzer.
JAM 1:24 Böyle bir adam yüzünü aynada inceledikten sonra oradan ayrılır ve kendisinin nasıl bir kişi olduğunu hemen unutur.
JAM 1:25 Ama her kim özgürlüğe kavuşturan kusursuz kanunu araştırır ve onu yerine getirmeye devam ederse, yaptığı her şeyde mutlu olur. Çünkü bu kişi unutkan bir dinleyici değil, duyduklarını yerine getiren bir insandır.
JAM 1:26 Kendini dindar sayan, ama dilini kontrol etmeyen kişi kendi kendini aldatır. Böyle kişinin dindarlığı boştur.
JAM 1:27 Baba Allahʼın kabul ettiği temiz ve kusursuz dindarlık, sıkıntıda olan öksüzlere ve dul kadınlara yardım etmek ve dünyanın pisliklerinden uzak durmaktır.
JAM 2:1 Kardeşlerim, yüce Rabbimiz İsa Mesihʼe iman edenler olarak insanlar arasında ayrım yapmayın.
JAM 2:2 Diyelim ki, altın yüzüklü, şık giyimli biri toplantı yerinize gelir. Aynı zamanda eski püskü elbiseler giymiş fakir bir insan gelir.
JAM 2:3 Şık giyimli adama saygı gösterip “Sen burada güzel yerde otur” derseniz, ama fakire, “Sen orada, ayakta dur” ya da, “Sen burada ayaklarımın dibinde otur” derseniz,
JAM 2:4 insanlar arasında ayrım yapan, kötü niyetli yargıçlar olursunuz. Öyle değil mi?
JAM 2:5 Dinleyin, sevgili kardeşlerim: Allah, bu dünyadaki fakirleri iman bakımından zengin yapmak için seçti. Onları, kendisini sevenlere söz verdiği krallığın mirasçıları yaptı. Öyle değil mi?
JAM 2:6 Siz ise fakirleri hor görüyorsunuz. Sizi kırıp dökenler, sizi dava yerlerine sürükleyenler kimdir? Zenginler değil mi?
JAM 2:7 Siz Mesihʼe aitsiniz, Oʼnun adını taşıyorsunuz. Oʼnun güzel adına hakaret edenler zenginler değil mi?
JAM 2:8 Tevratʼa göre Kralımız Allah şu kanunu vermiştir: “Komşunuzu kendinizi sevdiğiniz gibi sevin.” Bu kanunu gerçekten yerine getirirseniz, iyi edersiniz.
JAM 2:9 Ama insanlar arasında ayrım yaparsanız, günah işlemiş olursunuz. Tevrat da sizi yargılayıp kanunlarını çiğnemekten suçlu çıkarır.
JAM 2:10 Çünkü bütün Tevratʼa uyan, ama sadece bir tek kanunu bozan kişi, Tevratʼın bütün kanunlarına karşı suç işlemiş olur.
JAM 2:11 “Zina etmeyin” diyen Allah, aynı zamanda “Adam öldürmeyin” demiştir. Buna göre, zina etmezsen ama adam öldürürsen Tevratʼı çiğnemiş olursun.
JAM 2:12 Siz özgürlüğe kavuşturan kanunla yargılanacaksınız. Konuşmanız ve davranışınız buna uygun olsun.
JAM 2:13 Çünkü merhamet etmeyen merhametsizce yargılanacak. Merhamet yargıdan üstün gelir.
JAM 2:14 Kardeşlerim, bir kişi, “Benim imanım var” derse, ama bunu yaptıklarıyla göstermezse, imanının ne faydası olur? Öyle bir iman onu kurtarabilir mi?
JAM 2:15 Diyelim ki, imanlı bir erkek ya da kız kardeşin giyeceği ve gündelik yiyeceği yetersiz.
JAM 2:16 Sizden biri de ona, “Esenlikle git! Umarım, ısınıp doyarsın” der, ama onun bedensel ihtiyaçlarını karşılamazsa, bunun ne faydası olur?
JAM 2:17 Bunun gibi, iman tek başına kalıp bir şey yapmıyorsa ölüdür.
JAM 2:18 Fakat biri şöyle diyebilir: “Senin imanın var, ben ise iyilikler yapıyorum.” Sen iyilik yapmadan imanını bana göster, ben de imanımı yaptıklarımla sana göstereceğim.
JAM 2:19 Sen inanıyorsun ki, Allah birdir. İyi ediyorsun. Cinler bile buna inanıyorlar ve korkuyla titriyorlar!
JAM 2:20 Ey boş kafalı insan! İyilik yapmadan imanın faydası olmaz. Buna kanıt mı istiyorsun?
JAM 2:21 Atamız İbrahim, oğlu İshakʼı kurban yerinin üstüne koymuş, Allahʼa kurban olarak sunacaktı. İbrahim yaptıkları sayesinde Allah tarafından doğru sayıldı. Öyle değil mi?
JAM 2:22 Görüyorsun, İbrahimʼin imanı ve yaptıkları bir arada çalışıyordu. İmanı yaptıklarıyla tamamlandı.
JAM 2:23 Böylece Tevratʼtaki şu yazı yerine geldi: “İbrahim Allahʼa iman etti ve bu ona doğruluk sayıldı.” Bu sebeple İbrahimʼe “Allahʼın arkadaşı” adı verildi.
JAM 2:24 Görüyorsunuz, insan yalnız imanıyla değil, yaptıklarıyla da doğru sayılır.
JAM 2:25 Aynı şekilde, fahişe Rahav bile yaptıklarıyla doğru sayıldı, öyle değil mi? Çünkü habercileri misafir etti ve başka yoldan geri gönderdi.
JAM 2:26 Ruhsuz beden ölü olduğu gibi, iyilik yapmadan iman da ölüdür.
JAM 3:1 Kardeşlerim, çoğunuz vaaz veren olmasın. Bilin ki, Allah vaaz verenlerimizi daha sıkı bir yargıdan geçirecek.
JAM 3:2 Gerçekten hepimiz çok hata yaparız. Konuşmasında hata yapmayan kişi, bütün bedenini de kontrol edebilen olgun insandır.
JAM 3:3 Bakın, bize itaat etsinler diye atların ağzına gem vururuz, böylece bütün bedenlerini istediğimiz tarafa çeviririz.
JAM 3:4 Bir de gemilere bakın! Gemi çok büyüktür ve güçlü rüzgarlarla sürüklenir. Fakat dümenci gemiyi küçücük bir dümenle istediği tarafa çevirir.
JAM 3:5 Aynen bunun gibi, dil de bedenin küçük bir parçasıdır, fakat büyük konuşur. Düşünün, ufacık bir ateş koskoca bir orman tutuşturur.
JAM 3:6 Dil de bir ateş gibidir. Beden parçalarımızın arasında dil kötülük dünyasıdır. Bütün varlığımızı kirletir. Cehennem ateşiyle tutuşturulmuş gibi hayatımızın her tarafını yakıp yıkar.
JAM 3:7 İnsan her tür hayvanı, kuşu, sürüngeni ve denizde yaşayan canlıyı kontrol altına alabildi ve alabiliyor.
JAM 3:8 Ama dili kimse kontrol altına alamaz. Dil öldürücü zehirle dolu, hiç rahat durmayan bir kötülük kaynağıdır.
JAM 3:9 Dilimizle Rabbi, göksel Babamızʼı överiz, öte yandan Allahʼın kendine benzer yarattığı insanlara söveriz.
JAM 3:10 Aynı ağızdan hem övgü, hem sövgü çıkar. Kardeşlerim, bu böyle olmamalı.
JAM 3:11 Pınar aynı delikten hem tatlı, hem tuzlu su fışkırtır mı?
JAM 3:12 Kardeşlerim, incir ağacı zeytin verebilir mi, ya da asma incir verebilir mi? Aynı bunun gibi, tuzlu su kaynağı tatlı su veremez.
JAM 3:13 Aranızda hikmetli ve aklı başında kim var? O kişi yaptıklarının iyi olduğunu güzel yaşantısıyla, hikmetten gelen yumuşak huyla göstersin.
JAM 3:14 Ama yüreğinizde kin, kıskançlık ve bencillik varsa, o vakit övünmeyin, yalan söyleyip gerçeği inkâr etmeyin.
JAM 3:15 Bu tür hikmet gökten inen değil, yeryüzünden, insan benliğinden, cinlerden gelen hikmettir.
JAM 3:16 Çünkü kıskançlık ve bencilliğin olduğu yerde karışıklık ve her tür kötü davranış bulunur.
JAM 3:17 Ama gökten inen hikmet, her şeyden önce temiz, sonra barışçı, hoşgörülü, açık fikirli ve çok merhametlidir. Devamlı iyilik yapar, taraf tutmaz ve ikiyüzlü değildir.
JAM 3:18 Barış içinde yaşayan ve barış tohumları eken insanlar doğru bir hayatın ürününü biçerler.
JAM 4:1 Aranızdaki kavgalar ve çekişmeler nereden gelir? İçinizde çarpışan tutkularınızdan gelir, öyle değil mi?
JAM 4:2 Bir şeye hevesleniyorsunuz. Onu alamayınca adam bile öldürüyorsunuz. Başkalarını kıskanıyorsunuz, istediğinize kavuşamayınca da çekişiyorsunuz ve kavga ediyorsunuz. İstediğinizi alamıyorsunuz, çünkü Allahʼtan dilemiyorsunuz
JAM 4:3 Dileseniz bile alamıyorsunuz. Çünkü kötü niyetle diliyorsunuz. Dilediğiniz şeyleri sadece zevklerinize harcamak istiyorsunuz.
JAM 4:4 Sizi Allahʼa sadık olmayanlar! Dünyaya arkadaşlık, Allahʼa düşmanlıktır. Bunu bilmiyor musunuz? Böylece dünyaya arkadaş olmak isteyen kişi kendini Allahʼa düşman yapar.
JAM 4:5 “Allahʼın içimize koyduğu ruhun hevesleri kolayca kıskançlığa döner.” Sizce Kutsal Yazı bize bunu boşuna mı diyor?
JAM 4:6 Ama Allah bize daha büyük lütufla davranır. Bunun için şöyle denir: “Allah gururlu insanlara karşıdır, ama alçakgönüllülere lütufla davranır.”
JAM 4:7 Bu sebeple Allahʼa teslim olun. İblisʼe karşı direnin, o da sizden kaçacak.
JAM 4:8 Allahʼa yaklaşın, O da size yaklaşacak. Ey günahkârlar, ellerinizi günahtan temizleyin. Kime hizmet edeceğinize karar veremeyenler, yüreklerinizi paklayın.
JAM 4:9 Halinize kahırlanın, yas tutun ve ağlayın. Gülüşünüz yas tutmaya, sevinciniz de üzüntüye dönüşsün.
JAM 4:10 Kendinizi Rabbin önünde alçaltın, O da sizi yüceltecek.
JAM 4:11 Kardeşler, birbirinizi kötülemeyin. İmanlı kardeşini kötüleyen, ya da yargılayan, Tevrat kanunlarını kötülemiş ve yargılamış olur. Ama kanunu yargılarsan, sen artık kanunu yerine getiren değil, yargılayan biri olursun!
JAM 4:12 Kanun koyan ve insanı yargılayan sadece Allahʼtır. Oʼnun hem kurtarma hem de yok etme gücü var. Sen kim oluyorsun da başkasını yargılıyorsun?
JAM 4:13 Şimdi dikkat edin, siz, şöyle diyenler: “Bugün veya yarın filanca şehre gideceğiz. Orada bir yıl kalacağız, ticaret yapıp para kazanacağız.”
JAM 4:14 Siz yarın ne olacağını bilmiyorsunuz. Hayatınız nedir ki? Kısa bir zaman için görünen, sonra yok olan duman gibisiniz.
JAM 4:15 Böyle konuşacağınıza, şöyle demelisiniz: “Rab dilerse yaşayacağız, onu bunu yapacağız.”
JAM 4:16 Ama şimdi gururlanıp övünüyorsunuz. Böyle övünmeler hep kötüdür.
JAM 4:17 Bunun için, kim iyilik yapmayı bilir ama yapmazsa, günah işlemiş sayılır.
JAM 5:1 Dikkat edin şimdi ey zenginler! Başınıza gelecek belalar yüzünden ağlayın, feryat edin.
JAM 5:2 Servetiniz çürümüş, elbiselerinizi böcek yemiş.
JAM 5:3 Altınlarınız ve gümüşünüz paslanmış. Onların üzerindeki pas size karşı şahitlik edecek, bedeninizi ateş gibi yiyip bitirecek. Dünya son günlerini yaşıyor. Buna rağmen mallarınıza mal kattınız.
JAM 5:4 Tarlada ekinlerinizi biçen işçiler var ya! Onları aldatıp ücretlerini haksızca alıkoydunuz. Orakçıların feryatları Kudretli Rabbin kulağına erişti.
JAM 5:5 Siz yeryüzünde bolluk içinde lüks hayat yaşadınız. Kendinizi kesim gününe hazırlanan hayvanlar gibi beslediniz.
JAM 5:6 Size karşı koymayan suçsuz insanı suçlu çıkarıp öldürttünüz.
JAM 5:7 Bunun için, kardeşler, Rabbin gelişini beklerken sabredin. Çiftçiyi düşünün. Çiftçi toprağın değerli ürününü almak için ilk ve son yağmurları sabırla bekler.
JAM 5:8 Siz de sabırlı olun ve yüreklenin. Çünkü Rabbin gelişi yakındır.
JAM 5:9 Kardeşler, birbirinizden şikâyet etmeyin. Aksi halde Allahʼın yargısına uğrarsınız. Asıl Yargıç Allahʼtır. O dünyayı yargılamak için hazır duruyor.
JAM 5:10 Kardeşlerim, Rabbin adıyla konuşmuş olan peygamberleri örnek alın. Onlar çektikleri acılara sabırla katlandılar.
JAM 5:11 Bakın, dayanan kişileri mutlu sayıyoruz. Eyübʼün ne kadar sabırla dayandığından haberiniz vardır. Rabbin en sonunda onun için neler yaptığını biliyorsunuz. Rab çok acıyan ve merhamet edendir.
JAM 5:12 Her şeyden önce, kardeşlerim, hiç yemin etmeyin: ne gök üzerine, ne yer üzerine, ne de başka herhangi bir şey üzerine yemin etmeyin. Söylemek istediğiniz söz evet ise, “evet” deyin, hayır ise “hayır” deyin ki, Allahʼın cezasına uğramayasınız.
JAM 5:13 Aranızda bir kişi acı çekerse, dua etsin. Sevinçliyse, ilahi söylesin.
JAM 5:14 Aranızda biri hastaysa, topluluğun liderlerini çağırtsın. Onlar da Rabbin adıyla hastanın başına zeytinyağı sürüp dua etsinler.
JAM 5:15 İmanla edilen dua hastayı kurtaracak ve Rab onu tekrar sağlığa kavuşturacak. Hasta ne günahlar işlemişse, Rab onu bağışlayacak.
JAM 5:16 Günahlarınızı birbirinize açıkça söyleyin ve birbiriniz için dua edin, öyle ki, şifa bulasınız. Doğru kişinin duası çok güçlüdür, çok şey başarır.
JAM 5:17 İlyas bizim gibi aynı dertleri yaşayan bir insandı. Yağmur yağmasın diye var gücüyle dua etti. Sonra üç yıl altı ay ülkeye yağmur yağmadı.
JAM 5:18 Bir daha dua etti, gökten yağmur yağdı, toprak da ürün verdi.
JAM 5:19 Kardeşlerim, diyelim ki, içinizden biri doğru yoldan sapar. Bir diğeriniz de onu yine doğru yola döndürür.
JAM 5:20 O kişi bilsin ki, günahkârı yanlış yoldan çeviren, onun canını ölümden kurtarmış ve bir sürü günahını bağışlatmış olur.
1PE 1:1 İsa Mesihʼin elçisi ben Petrusʼtan,
1PE 1:2 Baba Allah sizi önceden bilip seçti, Kutsal Ruh aracılığıyla kendisine adanmanızı sağladı. Çünkü Allah, İsa Mesihʼe itaat etmenizi ve Oʼnun kanının üzerinize serpilmesini istedi.
1PE 1:3 Rabbimiz İsa Mesihʼin Babası Allahʼa övgüler olsun! O, büyük merhametiyle yeniden doğmamızı sağladı. İsa Mesihʼin ölümden dirilmesi aracılığıyla bizi hayat veren bir umuda,
1PE 1:4 çürümez, lekelenmez ve solmaz bir mirasa kavuşturdu. Bu, Allahʼın gökte size hazır tuttuğu mirastır.
1PE 1:5 İmanınız sayesinde Allahʼın kudretiyle kurtuluşa kavuşmak için korunuyorsunuz. Bu kurtuluş zamanın sonunda açığa çıkarılmaya hazırdır.
1PE 1:6 Bu sebeple sevinçle coşuyorsunuz, ancak kısa bir vakit için çeşitli zorluklarla denenerek acı çekmeniz lazım olabilir.
1PE 1:7 Bu, imanınızın gerçek olduğunu göstermek içindir. Ateşten geçerek arıtılan altın bile sonunda yok olup gider. İmanınız ise altından daha değerlidir ve İsa Mesihʼin açıkça görüneceği vakit size övgü, şan ve şeref kazandıracak.
1PE 1:8 İsaʼyı görmediniz, fakat Oʼnu seviyorsunuz. Şimdi Oʼnu görmüyorsunuz, fakat Oʼna iman ediyorsunuz. Sözlerle anlatılamayacak görkemli bir sevinçle coşuyorsunuz.
1PE 1:9 Çünkü imanınız sonucu canlarınızın kurtuluşuna kavuşuyorsunuz.
1PE 1:10 Allahʼın size vereceği lütfu önceden bildiren peygamberler bu kurtuluş hakkında dikkatli incelemeler ve araştırmalar yaptılar.
1PE 1:11 Onların içinde Mesihʼin Ruhu vardı. Ruh, Mesihʼin çekeceği acıları ve onun ardından kavuşacağı şan ve şerefi önceden bildiriyordu. Peygamberler de Ruhʼun kimden söz ettiğini ve Oʼnun ne zaman geleceğini araştırdılar.
1PE 1:12 Bildirdikleri şeylerle kendilerine değil, size hizmet ettikleri onlara vahiyle açıklandı. Aynı şeyleri size Mesih Müjdesiʼni getirenler de gökten gönderilen Kutsal Ruhʼun gücüyle şimdi bildiriyorlar. Melekler bile bunlara bakıp anlamak için can atarlar.
1PE 1:13 Bunun için aklınızı hizmete hazırlayın. Tetikte olun. Umudunuzu tamamen İsa Mesih göründüğünde size sağlanacak lütfa bağlayın.
1PE 1:14 Allahʼa itaat edin, çünkü Oʼnun evlatlarısınız. Eskiden cahildiniz, kendi heveslerinizin peşinden gidiyordunuz. Fakat artık o heveslere uymayın.
1PE 1:15 Sizi kendisine çağıran Allah paktır. Buna göre siz de yaptığınız her şeyde kendinizi pak tutun.
1PE 1:16 Çünkü Allah Tevratʼta şöyle buyuruyor: “Ben pak olduğum için siz de pak olun.”
1PE 1:17 Allah taraf tutmadan herkesi yaptığına göre yargılar. Madem Oʼnu “Baba” diye çağırıyorsunuz, dünyadaki gurbet zamanınızı Allah korkusuyla geçirin.
1PE 1:18 Çünkü atalarınızdan kalma boş hayatınızdan ne pahasına kurtulduğunuzu biliyorsunuz. Gümüş ve altın gibi değerini kaybeden şeylerle kurtulmadınız.
1PE 1:19 Tam tersine, Mesihʼin değerli kanıyla kurtuldunuz. Mesih, kusursuz ve lekesiz kurban kuzusuna benzer.
1PE 1:20 O, dünya yaratılmadan önce Mesih olarak seçildi, ama zamanın sonunda sizin uğrunuza ortaya çıkarıldı.
1PE 1:21 Siz Mesih sayesinde Allahʼa iman edenlersiniz. Allah Oʼnu ölümden diriltti ve yüceltti. İşte onun için imanınız ve umudunuz Allahʼa bağlıdır.
1PE 1:22 Gerçeğe itaat ederek kendinizi günahtan temizlediniz. Artık imanlı kardeşlerinizi içtenlikle sevebiliyorsunuz. Öyleyse birbirinizi candan, yürekten sevin.
1PE 1:23 Siz ruhça yeniden doğdunuz. Bu doğuş, ölümlü değil, ölümsüz bir tohum sayesinde oldu. Bu tohum Allahʼın hayat veren kalıcı sözüdür.
1PE 1:24 Çünkü: “Bütün insanlık ota benzer. Görkemi de kır çiçeği gibi geçicidir. Ot kurur, çiçeği yere düşer,
1PE 1:25 ama Rabbin sözü sonsuza dek kalır.” İşte, size müjdelenmiş olan söz budur.
1PE 2:1 Bunun için hayatınızdan her türlü kin, hile, ikiyüzlülük, kıskançlık ve iftirayı atın.
1PE 2:2 Yeni doğmuş bebeklerin temiz sütü özlediği gibi siz de Allahʼın sözünü özleyin. O sözle beslenin ki, büyüyüp kurtuluşa eresiniz.
1PE 2:3 Çünkü Rabbin iyiliğini tattınız.
1PE 2:4 Rab İsaʼya yaklaşın. O, insanların reddettiği fakat Allahʼın seçtiği ve değer verdiği diri taştır.
1PE 2:5 Allah ruhsal bir tapınak kurmak için sizi de diri taşlar olarak kullanıyor. O tapınakta Allahʼa adanmış rahipler olarak hizmet ediyorsunuz. İsa Mesihʼin yardımıyla Allahʼı memnun eden ruhsal kurbanlar getiriyorsunuz.
1PE 2:6 Çünkü Kutsal Yazıʼda Allah şöyle diyor: “Bakın, ben Siyon şehrine bir taş, binanın en önemli taşı olsun diye seçilmiş ve değerli bir taş koyuyorum. Oʼna iman eden asla hayal kırıklığına uğramayacak.”
1PE 2:7 Sizin gibi iman edenler için o taş değerlidir. Ama iman etmeyenler için: “İnşaatçıların reddettiği taş, binanın köşe taşı oldu.”
1PE 2:8 Aynı zamanda, “O, insanları köstekleten taş, tökezleten kaya oldu.” İnsanlar Allahʼın sözüne itaat etmedikleri için kösteklendiler. Bu onlar için Allahʼın hükmüdür.
1PE 2:9 Ama siz, seçilmiş bir soy, Kralımız Allahʼın rahipleri, kutsal bir millet, Allahʼın öz halkısınız. Öyle ki, sizi karanlıktan kendi şaşılacak ışığına çağıran Allahʼın yaptığı harikaları duyurasınız.
1PE 2:10 Bir zamanlar siz halk değildiniz, ama şimdi Allahʼın halkısınız. Eskiden Allahʼın merhametinden yoksundunuz, ama şimdi Oʼnun merhametine kavuştunuz.
1PE 2:11 Sevgili arkadaşlar, bu dünyada gurbetçi ve misafirsiniz. Onun için yalvarıyorum, günahlı tabiatınızın heveslerinden uzak durun. Bu hevesler canınıza karşı savaşıyor.
1PE 2:12 İman etmeyenler arasında düzgün bir hayat sürün. Öyle ki, sizi yalan yere kötülükle suçlayanlar, yaptığınız iyilikleri görerek ziyaret gününde Allahʼı yüceltsinler.
1PE 2:13 Rabbin hatırı için bütün devlet adamlarının emirlerine uyun. Hem herkesin üstünde olan imparatora, hem de valilere saygı gösterin, çünkü valileri göndermiş olan imparatordur. Onların görevi, kötülük yapanları cezalandırmak ve iyilik yapanları şereflendirmektir.
1PE 2:15 İyilik yaparak akılsız kişilerin cahilce konuşmasını susturursunuz. Allahʼın istediği işte budur.
1PE 2:16 Özgür kişiler olarak yaşayın. Ama özgürlüğünüz kötülük için bir bahane olmasın. Özgürlüğünüzü Allahʼın kulları olarak kullanın.
1PE 2:17 Herkese saygı gösterin. İmanlı kardeşlerinizi sevin. Allahʼtan korkun. İmparatora saygı gösterin.
1PE 2:18 Ey hizmetkârlar, efendilerinizin emrine uyun. Sadece iyi ve hoşgörülü olan efendilere değil, ters huylu olanlara da saygı gösterin.
1PE 2:19 Haksız yere acı çekerseniz ve Allahʼı düşünerek bu acılara dayanırsanız, Allahʼın lütfuna kavuşursunuz.
1PE 2:20 Günah işleyip dayak yediğiniz zaman dayanırsanız, bununla övülecek ne var? Oysa iyilik yaparsanız ve acı çekip dayanırsanız, Allah bundan memnun olur.
1PE 2:21 Çünkü Allah sizi buna çağırdı. Mesih de size örnek oldu. O sizin uğrunuza acı çekti. Siz de Oʼnun izinden yürümelisiniz.
1PE 2:22 “O günah işlemedi. Ağzından yalan çıkmadı.”
1PE 2:23 O, sövüldüğü zaman sövgüyle karşılık vermedi. Kendisine acı çektirenleri korkutmaya kalkmadı. Ama davasını, adaletle yargılayan Allahʼa teslim etti.
1PE 2:24 Mesih çarmıhta günahlarımızı kendi bedeninde yüklendi. Öyle ki, günahtan vazgeçipdoğru bir hayat yaşayalım. Siz Mesihʼin yaralarıyla şifa buldunuz.
1PE 2:25 Bir zamanlar yolunu şaşırmış koyunlar gibiydiniz. Ama şimdi sizi iyi çoban gibi güden ve gözeten Mesihʼe döndünüz.
1PE 3:1 Ey kadınlar, kocalarınıza uyun. Bazılarınızın kocaları Allahʼın sözüne inanmıyorlar. Fakat bir şey söylemeden onları yaşantınızla kazanırsınız.
1PE 3:2 Temiz ve saygılı hayatınızı görmeleri yeter.
1PE 3:3 Güzelliğiniz örgülü saçlar, altın takılar, şık elbiseler gibi şeylerden gelmesin. Bunlar sadece dış görünüşle ilgilidir.
1PE 3:4 Asıl güzellik, yumuşak ve sakin ruhun göze çarpmayan iç güzelliğidir. Böyle güzellik hiç solmaz. Allahʼın gözünde çok değerlidir.
1PE 3:5 Eski zamanlarda kendilerini Allahʼa adamış, umutlarını Oʼna bağlamış kadınlar böyleydi. İç güzellikle süslenirlerdi. Kocalarına uyarlardı.
1PE 3:6 Mesela Sara, kocası İbrahimʼe itaat etti, onu “Efendim” diye çağırdı. Korkuya hiç yer vermeden, iyi olanı yapın. O zaman Saraʼnın evlatları olursunuz.
1PE 3:7 Bunun gibi, siz kocalar karılarınızla anlayış içinde yaşayın. Çünkü kadınların bedeni sizinkinden güçsüzdür. Onlar sizinle birlikte aynı mirası, Allahʼın lütfettiği yaşamı paylaşıyorlar. Buna göre onlara saygı gösterin. Bunu yaparsanız dualarınıza engel çıkmaz.
1PE 3:8 Özet olarak, hepiniz aynı düşüncede birleşin. Birbirinize dert ortağı olun. İmanlı kardeşlerinizi sevin. İyi yürekli ve alçakgönüllü olun.
1PE 3:9 Kötülüğe kötülükle karşılık vermeyin. Size sövenlere sövmeyin. Tam tersine, onlara iyilik dileyin. Çünkü Allah sizi bunu yapmaya çağırıyor. O zaman Allahʼtan miras olarak iyilik alacaksınız. Şöyle ki,
1PE 3:10 “Hayatın tadını çıkarmak ve iyi günler görmek isteyen kişi, dilini kötülükten, dudaklarını yalandan uzak tutsun.
1PE 3:11 Kötülükten sakınsın ve iyilik yapsın, barışa önem versin ve onun peşine düşsün.
1PE 3:12 Çünkü Rabbin gözleri doğru kişilerin üzerindedir, kulakları da onların duasına açıktır. Fakat Rab kötülük yapanlara karşıdır.”
1PE 3:13 İyi olanı canla başla yaparsanız, size kim zarar verir?
1PE 3:14 Doğru olanı yaptığınız için acı çekseniz bile, ne mutlu size! İnsanlar sizi korkutsalar da, “onlardan korkmayın ve yılmayın!”
1PE 3:15 Yüreklerinizde Mesihʼe en önemli yeri ayırın, O Rabbiniz olsun. İçinizdeki umudun sebebini soran herkese cevap vermeye daima hazır olun.
1PE 3:16 Ancak bunu yumuşak huyla ve saygıyla yapın. Vicdanınızı temiz tutun. Sizi kötüleyenler Mesihʼe inandığınız için temiz hayat sürdüğünüzü görsünler. O zaman iftiralarından utanırlar.
1PE 3:17 İyilik yapıp acı çekmek Allahʼın isteği ise, kötülük yapıp acı çekmekten daha iyidir.
1PE 3:18 Mesih de ilk ve son kez günahlarımızı üstlenmek için acı çekti. Günahsız olduğu halde günahkârlar için öldü. Bunu, sizleri Allahʼın huzuruna çıkarmak için yaptı. Bedence öldürüldü, fakat ruhça diriltildi.
1PE 3:19 Ruhuyla gidip hapisteki ruhlara vaaz etti.
1PE 3:20 Bu ruhlar Nuhʼun zamanında yaşayan insanlardı. Allah tövbe etmelerini sabırla bekledi, fakat Oʼna itaat etmediler. Nuhʼun hazırladığı gemide bir avuç kişi, daha doğrusu sekiz kişi, tufan sularından sağ salim çıktı.
1PE 3:21 Bu olay vaftize işarettir. Vaftiz, İsa Mesihʼin dirilişiyle şimdi sizi de kurtarıyor. Vaftiz bedenin pisliğini çıkartmaz, vicdanın temizlenmesi için Allahʼtan bir dilektir.
1PE 3:22 İsa göğe çıktı ve şimdi Allahʼın sağındadır. Meleklerle gökteki yetki ve kuvvet sahipleri Oʼnun emrindedir.
1PE 4:1 Mesih bedence acı çektiğine göre, siz de aynı düşünceyi silah gibi kullanın. Çünkü bedence acı çeken kişi, günahtan vazgeçmiş demektir.
1PE 4:2 Böylece yeryüzündeki hayatının geri kalan vaktini artık insan heveslerine değil, Allahʼın isteğine uyarak sürdürür.
1PE 4:3 Geçmişte imansızların hoşlandığı şeyleri yaparak yeterince vakit harcadınız. Yaşamınız azgın seksüel hareketler, kötü hevesler, sarhoşluk, çılgın eğlenceler, içkili partiler ve Tevratʼa aykırı putperestlikle geçiyordu.
1PE 4:4 İmansızlar kendinizi onlarla birlikte aynı taşkın zevk ve eğlence düşkünlüğüne kaptırmadığınıza şaşırıyor ve size hakaret ediyorlar.
1PE 4:5 Onlar dirileri ve ölüleri yargılamaya hazır olan Allahʼa hesap verecekler.
1PE 4:6 Çünkü Mesih Müjdesi ölülere de vaaz edildi. Öyle ki, bedence öbür insanlar gibi yargılansınlar, ama ruhça Allah gibi yaşasınlar.
1PE 4:7 Dünyanın sonu yaklaştı. Bunun için akıllanın ve dua etmek için tetikte durun.
1PE 4:8 Her şeyden önce birbirinizi candan sevin. Çünkü sevgi birçok günahı örter.
1PE 4:9 Hiç şikâyet etmeden birbirinizi misafir edin.
1PE 4:10 Her birinizde Allahʼın lütfettiği yetenek var. Bu yeteneklerle birbirinize hizmet edin. Böylece Allahʼın çok yönlü lütfunun iyi yöneticileri olursunuz.
1PE 4:11 Konuşan, Allahʼın sözlerini bildirir gibi konuşsun. Hizmet eden, Allahʼın sağladığı güçle hizmet etsin. O zaman Allah yaptığınız her şeyde İsa Mesih aracılığıyla yüceltilir. Yücelik ve kudret sonsuzlara kadar Mesihʼe aittir. Amin.
1PE 4:12 Sevgili kardeşler, çektiğiniz acılar imanınızı denemek için size giydirilen ateşten gömleğe benzer. Başınıza garip bir şey geliyormuş gibi şaşırmayın.
1PE 4:13 Tam tersine, Mesihʼin acılarına ortak olduğunuz için sevinin. Öyle ki, Mesih görkemle göründüğü zaman sevinçle coşasınız.
1PE 4:14 Mesihʼe ait olduğunuz için hakarete uğrarsanız ne mutlu size! Çünkü görkemli Ruh, yani Allahʼın Ruhu üzerinizde duruyor demektir.
1PE 4:15 Fakat hiçbirinizin acı çekmesi, katillik, hırsızlık, suç işlemek, ya da başkalarının işine karışmaktan olmasın.
1PE 4:16 Fakat Mesihʼin izleyicisi olduğu için acı çeken bundan hiç utanmasın, tam tersine bu adı taşıdığı için Allahʼı yüceltsin.
1PE 4:17 Allahʼın yargı vakti geldi dayandı. Allah önce kendi ev halkını yargılayacak. Eğer yargı bizlerden başlarsa, Allahʼın Müjdesiʼni reddedenlerin sonu ne olacak?
1PE 4:18 “Doğru kişi bile zor kurtulur. Öyleyse Allahʼı saymayan günahkârın sonu ne olacak?”
1PE 4:19 Bu sebeple Allahʼın isteğine uydukları için acı çekenler, iyilik yaparak canlarını sözüne sadık olan Yaradanʼa emanet etsinler.
1PE 5:1 Aranızdaki liderlere yalvarıyorum, çünkü ben de sizin gibi bir liderim. Mesihʼin acılarının şahidi ve bir gün açıkça görünecek olan görkeminin ortağı olarak sizden rica ederim:
1PE 5:2 Allahʼın size emanet ettiği topluluğa sürülerini güden çobanlar gibi iyi bakın. Bunu mecbur olduğunuz için değil, Allahʼın istediği gibi gönülden yapın. Para hırsıyla değil, gönüllü olarak hizmet edin.
1PE 5:3 Size emanet edilen imanlılar üzerinde hüküm sürmeye kalkmayın, tersine topluluğa örnek olun.
1PE 5:4 Baş Çoban Mesih ortaya çıktığı zaman hiç solmayan görkemli bir zafer tacı alacaksınız.
1PE 5:5 Ey gençler, siz de büyüklerinize saygı gösterin. Hepiniz birbirinize alçakgönüllülükle davranın. Çünkü, “Allah gururlu insanlara karşıdır, ama alçakgönüllülere lütufla davranır.”
1PE 5:6 Bunun için kendinizi Allahʼın güçlü eli altında alçaltın. Öyle ki zamanı geldiğinde O sizi yüceltsin.
1PE 5:7 Her bir kaygınızı Allahʼa yükleyin, çünkü O sizinle ilgilenir.
1PE 5:8 Ayık ve uyanık olun, çünkü düşmanınız İblis kükreyen bir aslan gibi dolaşıp yutacak birini arıyor.
1PE 5:9 İblisʼe direnin, imanda sağlam durun. Bilin ki, bütün dünyadaki imanlı kardeşleriniz benzer sıkıntılardan geçiyorlar.
1PE 5:10 Allah ise sınırsız lütfuyla sizi Mesih İsa aracılığıyla kendi sonsuz yüceliğine ortak olmaya çağırıyor. Siz kısa bir süre acı çektikten sonra Allah sizi kusursuz hale getirecek, pekiştirecek, kuvvetlendirecek ve sağlam temelin üzerine oturtacak.
1PE 5:11 Kudret sonsuzlara kadar Allahʼındır. Amin.
1PE 5:12 Sadık bir kardeş saydığım Silvanusʼun yardımıyla size kısaca yazdım. Sizi yüreklendirmek istiyorum ve size şahitlik ediyorum ki, bu yazdıklarım Allahʼın gerçek lütfudur. Bu lütfa bağlı kalın!
1PE 5:13 Babilʼde bulunan ve sizin gibi Allah tarafından seçilmiş olan topluluk size selam gönderiyor. Oğlum Markos da selam gönderiyor.
1PE 5:14 Birbirinizi sevgiyle öperek selamlayın. Mesih İsaʼya ait olan hepinize esenlik olsun!
2PE 1:1 İsa Mesihʼin kulu ve elçisi olan ben Simun Petrusʼtan,
2PE 1:2 Allahʼı ve Rabbimiz İsaʼyı yakından tanıyarak bol bol lütuf ve esenlik bulmanızı dilerim.
2PE 1:3 Rabbimiz İsa kendi tanrısal kudretiyle Allah yolunda yaşamamız için ihtiyacımız olan her şeyi verdi. Çünkü Allahʼı yakından tanıyoruz. O bizi kendi yüceliğine ve sınırsız iyiliğine ortak olmaya davet etti.
2PE 1:4 Bu sayede Allah bize çok büyük ve değerli vaatlerde bulundu. Öyle ki, bunların aracılığıyla Allahʼın öz tabiatına ortak olasınız. Çünkü dünyanın mahvolmasına sebep olan heveslerden kaçıp kurtuldunuz.
2PE 1:5 Bu sebeple elinizden geleni yaparak imanınıza iyilik, iyiliğe bilgi,
2PE 1:6 bilgiye kendini kontrol, kendini kontrol etmeye dayanıklılık, dayanıklılığa Allah korkusu,
2PE 1:7 Allah korkusuna kardeşseverlik ve kardeşseverliğe sevgi katın.
2PE 1:8 Bunlar sizde bulunur ve giderek artarsa, Rabbimiz İsa Mesihʼi yakından tanımanız faydasız ve verimsiz olmaz.
2PE 1:9 Bu şeylere sahip olmayan kişi burnunun ötesini göremez, kördür. Öyle birisi geçmişteki günahlarından temizlendiğini unutmuştur.
2PE 1:10 Bunun için, kardeşler, Allahʼın sizi davet etmesini ve seçmesini sağlama bağlamak için daha da çok çaba gösterin. Çünkü bu şeyleri yaparsanız, hiçbir zaman tökezleyip düşmezsiniz.
2PE 1:11 Böylece size Rabbimiz ve Kurtarıcımız İsa Mesihʼin sonsuza dek sürecek Krallığıʼna girme hakkı cömertçe sağlanır.
2PE 1:12 Onun için bu şeyleri size her zaman hatırlatacağım. Aslında bunları biliyorsunuz ve size ulaşan gerçeğe sımsıkı bağlısınız.
2PE 1:13 Fakat çadıra benzeyen bu geçici bedende kaldığım sürece, bu şeyleri size devamlı hatırlatmayı doğru buluyorum.
2PE 1:14 Çünkü yakın bir zamanda geçici bedenimden ayrılacağımı biliyorum. Bunu bana Rabbimiz İsa Mesih bildirdi.
2PE 1:15 Ben dünyadan göçtükten sonra da bu şeyleri daima hatırlamanız için elimden geleni yapıyorum.
2PE 1:16 Size Rabbimiz İsa Mesihʼin kudretle geleceğini bildirirken kurnazca uydurulmuş masallara başvurmadık. Hayır, Oʼnun görkemini gözlerimizle gördük.
2PE 1:17 Evet, İsa, Baba Allahʼtan şan ve şeref aldı. Çünkü Allahʼın yüce ve görkemli huzurundan Oʼna şöyle bir ses duyuruldu: “Sevgili Oğlum budur, ben Oʼndan memnunum.”
2PE 1:18 Biz de Oʼnunla birlikte kutsal dağdayken gökten gelen bu sesi kendimiz işittik.
2PE 1:19 Böylece peygamberlerin mesajının doğruluğundan daha da emin olduk. Siz de bu mesaja kulak verirseniz iyi edersiniz. Bu mesaj, gün ağarıncaya ve sabah yıldızı yüreklerinizde doğuncaya kadar karanlık yerde parlayan lamba gibidir.
2PE 1:20 En başta şunu bilin, Kutsal Yazılarʼdaki hiçbir peygamberlik sözü kimsenin özel yorumuyla açıklanamaz.
2PE 1:21 Çünkü peygamberlik hiçbir zaman insan isteğinden kaynaklanmadı. İnsanlar Kutsal Ruhʼun gösterdiği gibi Allahʼtan aldıkları mesajı duyurdular.
2PE 2:1 İsrail halkı arasında kendilerini peygamber gösteren sahtekârlar vardı. Bunun gibi, sizin aranızda da yanlış inançlar vaaz edenler olacak. Onlar ayrılık getiren yıkıcı düşünceleri aranıza sinsice sokacaklar. Kendilerini canı pahasına kurtaran Efendimiz İsaʼyı bile reddedecekler. Bu yüzden ani bir yıkıma uğrayacaklar.
2PE 2:2 Birçok insan onların azgın seksüel hareketlerini örnek alacak. Onlar yüzünden doğru yol kötülenecek.
2PE 2:3 Açgözlülükle ve abuk sabuk laflarla sizi aldatıp para kazanacaklar. Allahʼın onlar için çoktan vermiş olduğu yargı hazırdır. Onları bekleyen yıkım da uyuklamaz.
2PE 2:4 Allah günah işleyen melekleri bile cezasız bırakmadı. Ama onları cehennemin dibine atıp karanlıkta zincire vurdu. Onlar yargılanıncaya kadar orada hapis kalacaklar.
2PE 2:5 Allah eski dünyayı da cezasız bırakmadı. Kendisinden korkmayanların dünyasına tufan getirdiği zaman doğru yolu vaaz eden Nuh dahil sekiz kişiyi korudu.
2PE 2:6 Allah Sodom ve Gomora şehirlerini de cezalandırdı. Onları küle çevirip yok etti. Bu cezanın kendisinden korkmayanlara bir ders olmasını istedi.
2PE 2:7 Fakat Allah Sodomʼda yaşayan Lutʼu kurtardı. Lut doğru bir adamdı. Etrafında bulunan, haddini bilmeyen insanların azgın seksüel hareketlerine çok üzülüyordu.
2PE 2:8 Onların arasında yaşayan bu doğru adam yaptıkları kötülükleri görüp duyuyordu. Bu yüzden yüreğinde her gün dayanılmaz acı çekiyordu.
2PE 2:9 Bundan anlaşılır ki Rab, yolunda yürüyenleri sabırlarını deneyen zorluklardan kurtarmayı bilir. Kötüleri yargılayıp cezalandıracağı güne kadar alıkoymayı da bilir.
2PE 2:10 Özellikle bedenlerinin sapık heveslerine uyanlar ve Rabbin yetkisini hor görenler cezalarını bulacaklar. Onlar haddini bilmeyen, dikbaşlı kişilerdir. Yüce varlıklara hakaret etmekten çekinmezler.
2PE 2:11 Oysa daha büyük güç ve kuvvete sahip olan melekler bile bu varlıklara hakaret etmez, onları Rabbin önünde suçlamazlar.
2PE 2:12 Yanlış inançlar vaaz edenler ise içgüdüleriyle yaşayan ve aklı fikri olmayan, sadece avlanmak ve kesilmek için dünyaya gelen hayvanlar gibidirler. Anlayamadıkları her şeye hakaret ederler. Hayvanlar gibi onlar da yok olup gidecekler.
2PE 2:13 Verdikleri zarara karşılık zarar görecekler. Gündüz çılgın eğlencelere dalmaktan zevk alırlar. Sizin için kara bir leke ve yüzkarasıdırlar. Dostluk yemeklerinize katılırken hile yapmaktan hoşlanırlar.
2PE 2:14 Gözleri hep zina eden kadınlardadır. Günaha doymazlar. Sağlam imana sahip olmayanları tuzağa düşürürler. Kendilerini açgözlü olmaya alıştırmış lanetli insanlardır.
2PE 2:15 Doğru yolu terk edip saptılar. Haksız kazancı seven Beor oğlu Balamʼın yolunu tuttular.
2PE 2:16 Allah Balamʼı işlediği suç yüzünden azarladı. Bir eşeği dile getirip insan gibi konuşturdu. Eşek de bu peygamberin çılgınlığına engel oldu.
2PE 2:17 Bu adamlar, susuz kaynaklara, fırtınanın savurduğu bulutlara benzerler. Onları cehennemin en koyu karanlığı bekler.
2PE 2:18 Gösterişli, anlamsız sözler söylerler. Yanlış yolda yürüyenlerin arasından yeni kurtulmuş kişileri bedenin azgın seksüel hevesleriyle yoldan çıkarırlar.
2PE 2:19 Onlara, “Özgür olursunuz” diye söz verirler, ama kendileri yıkıcı alışkanlıkların esiridir. Çünkü insan neye yenilirse onun esiri olur.
2PE 2:20 İnsanlar Rab ve Kurtarıcımız İsa Mesihʼi tanımakla dünyanın pisliklerinden kurtulurlar. O pisliklere yeniden karışıp esir olurlarsa, onların son hali ilk halinden beter olur.
2PE 2:21 Kendilerine bildirilen kutsal buyruğu öğrenip ona sırt çevirmektense, doğru yolu hiç öğrenmeselerdi onlar için daha iyi olurdu.
2PE 2:22 Doğru bir atasözü onların durumunu anlatır: “Köpek kendi kusmuğuna döner. Yıkanmış domuz yine çamurda yuvarlanır.”
2PE 3:1 Sevgili arkadaşlar, bu size yazdığım ikinci mektuptur. İki mektubumda öğrendiklerinizi hatırlatmak ve böylece sizde temiz düşünceler uyandırmak istedim.
2PE 3:2 Allahʼa adanmış peygamberlerin geçmişte söyledikleri sözleri hatırlayın. Elçileriniz olan bizler aracılığıyla Rabbimiz ve Kurtarıcımız İsaʼnın verdiği buyruğu da aklınıza getirin.
2PE 3:3 Önce şunu bilmelisiniz: dünyanın son günlerinde Allahʼla alay edenler türeyecek. Onlar kendi heveslerine uyacaklar.
2PE 3:4 Şöyle diyecekler: “Hani İsa geleceğini vaat etmişti? Nerede kaldı? Atalarımızın ölümünden bu yana her şey aynı duruyor. Dünya kurulduğundan beri değişen bir şey yok.”
2PE 3:5 Ama şunu bile bile unutuyorlar: Gökler çok eskiden var oldu. Dünya sudan ve su aracılığıyla şekil aldı. Bunlar Allahʼın sözüyle oldu.
2PE 3:6 Allahʼın sözüyle o zamanki dünya suyla, tufanla yok edildi.
2PE 3:7 Şimdiki gökler ve yer ise Allahʼın aynı sözüyle ateşe verilmek için saklanıyor. Allahʼtan korkmayan insanların yargılanıp mahvolacakları güne kadar korunuyor.
2PE 3:8 Sevgili arkadaşlar, şunu unutmayın: Rabbin gözünde bir gün bin yıl gibidir, bin yıl da bir gün gibidir.
2PE 3:9 Bazıları Rabbin vaadini yerine getirmekte geciktiğini sanıyorlar. Tersine, O size sabırla davranıyor. Kimsenin mahvolmasını istemiyor, herkesin tövbe etmesini istiyor.
2PE 3:10 Rabbin Günü bir hırsızın gelişi gibi aniden gelecek. O gün gökler büyük gürültüyle ortadan kalkacak. Gök cisimleri kızgın ateşte eriyecek. Dünya ve dünyada yapılan her şey açığa çıkarılacak.
2PE 3:11 Bütün bu şeyler böyle eriyip gideceğine göre, siz nasıl insanlar olmalısınız? Allahʼa adanmış, Allahʼtan korkan insanlar olarak yaşamalısınız.
2PE 3:12 Allahʼın gününü dört gözle bekleyen ve o günün gelişini çabuklaştıranlar olmalısınız. O gün gökler yanıp kül olacak, gök cisimleri kızgın ateşte eriyecek.
2PE 3:13 Biz de, Allahʼın söz verdiği gibi, yeni gökler ve yeni bir dünyayı bekliyoruz. Orada doğruluk hüküm sürecek.
2PE 3:14 Bunun için, sevgili arkadaşlar, madem bu şeyleri bekliyorsunuz, Allahʼın gözünde barış içinde lekesiz ve kusursuz yaşamaya çaba gösterin.
2PE 3:15 Rabbimizin sabrını kurtuluş fırsatı sayın. Sevgili imanlı kardeşimiz Pavlus da, kendisine verilen hikmetle size aynısını yazdı.
2PE 3:16 Pavlus, bütün mektuplarında bu konulardan söz eder. Mektuplarında bazı zor anlaşılan yerler var. Sağlam imana sahip olmayan cahil kişiler bunların anlamını çarpıtıyorlar. Zaten öbür Kutsal Yazılarʼa da aynı şeyi yapıyorlar. Sonuçta kendi mahvolmalarına yol açıyorlar.
2PE 3:17 Onun için sevgili arkadaşlar, siz önceden uyarıldığınıza göre dikkatli olun. Haddini bilmez insanların yalanlarına kapılıp sağlam inancınızdan vazgeçmeyin.
2PE 3:18 Rabbimiz ve Kurtarıcımız İsa Mesihʼin lütfunda ilerlemeye ve Oʼnu daha iyi tanımaya bakın. Şimdi ve sonsuzluğa kadar Oʼna yücelik olsun! Amin.
1JO 1:1 Başlangıçtan bu yana var olan Yaşam Sözüʼnü size bildiriyoruz. Oʼnu işittik, gözlerimizle gördük. Oʼna dikkatle baktık ve ellerimizle dokunduk.
1JO 1:2 Evet, bu Yaşam açıkça göründü. Biz de Oʼnu gördük ve Oʼna şahitlik ediyoruz. Size sonsuza dek var olan Yaşamʼı bildiriyoruz. O, göksel Babaʼyla birlikte olup bize açıkça göründü.
1JO 1:3 Biz görüp işittiğimizi size de bildiriyoruz. Öyle ki, sizin de bizimle ruhsal beraberliğiniz olsun. Bizim beraberliğimiz de Babaʼyla ve Oʼnun Oğlu İsa Mesihʼledir.
1JO 1:4 Bunları size, sevincimiz tam olsun diye yazıyoruz.
1JO 1:5 Mesihʼten işittiğimiz ve şimdi size bildirdiğimiz haber şudur: Allah ışıktır ve Oʼnda hiç karanlık yoktur.
1JO 1:6 “Allahʼla beraberliğimiz var” dersek ama karanlıkta yaşarsak, yalan söylemiş ve gerçeğe uygun hareket etmemiş oluruz.
1JO 1:7 Allahʼın ışıkta olduğu gibi, biz de ışıkta yaşarsak birbirimizle beraberliğimiz olur ve Oğlu İsaʼnın kanı bizi her günahtan temizler.
1JO 1:8 “Günahımız yoktur” dersek, kendi kendimizi aldatmış oluruz, içimizde gerçek olmaz.
1JO 1:9 Eğer işlediğimiz günahları Allahʼa açıkça söylersek, O, günahlarımızı bağışlar ve bizi her türlü kötülükten temizler. Çünkü O, sözüne sadık ve adaletlidir.
1JO 1:10 “Günah işlemedik” dersek, Allahʼı yalancı çıkarmış oluruz ve Oʼnun sözü içimizde olmaz.
1JO 2:1 Evlatlarım, bu şeyleri size günah işlemeyesiniz diye yazıyorum. Ama aramızdan biri günah işlerse, göksel Babaʼnın önünde davamızı savunan biri var. O da hep doğru olanı yapan İsa Mesihʼtir.
1JO 2:2 Günahlarımızı bağışlatan kurban Oʼdur. Bu kurban sadece bizim değil, bütün dünyanın günahlarını da bağışlatan kurbandır.
1JO 2:3 Allahʼın buyruklarını yerine getiriyorsak, o zaman Oʼnu tanıdığımızdan emin olabiliriz.
1JO 2:4 “Oʼnu tanıyorum” diyen, ama Oʼnun buyruklarını yerine getirmeyen kişi yalancıdır ve onda gerçek yoktur.
1JO 2:5 Ama kim Oʼnun sözüne uyarsa, Allahʼın sevgisi o kişide gerçekten tamamlanmış olur. Allahʼa ait olduğumuzu bununla anlarız.
1JO 2:6 “Allahʼın yolundayım” diyen kişi Mesihʼin yaşadığı gibi yaşamalı.
1JO 2:7 Sevgili arkadaşlar, size yeni bir buyruk değil, başlangıçtan bu yana kabul ettiğiniz eski buyruğu yazıyorum. Eski buyruk daha önce işittiğiniz sözdür.
1JO 2:8 Yine de size yeni bir buyruk yazıyorum. Bu buyruğun gerçekliği, hem Mesihʼte hem de sizde görülüyor. Çünkü karanlık geçiyor ve gerçek ışık şimdiden parlıyor.
1JO 2:9 “Işıktayım” diyen, ama imanlı kardeşinden nefret eden kişi hâlâ karanlıktadır.
1JO 2:10 İmanlı kardeşini seven kişi ışıkta kalır ve başkasının yoldan sapmasına sebep olmaz.
1JO 2:11 Ama imanlı kardeşinden nefret eden kişi karanlıktadır ve karanlıkta yürür. Nereye gittiğini bilmez, çünkü karanlık gözlerini kör etmiştir.
1JO 2:12 Evlatlar, size yazıyorum çünkü Mesih sayesinde günahlarınız bağışlandı.
1JO 2:13 Babalar, size yazıyorum, çünkü ezelden beri var Olanʼı tanıyorsunuz. Gençler, size yazıyorum, çünkü Şeytanʼı yendiniz.
1JO 2:14 Çocuklar, size yazdım, çünkü Göksel Babaʼyı tanıyorsunuz. Babalar, size yazdım, çünkü ezelden beri var Olanʼı tanıyorsunuz. Gençler, size yazdım, çünkü güçlüsünüz, Allahʼın sözü içinizde kalır ve Şeytanʼı yendiniz.
1JO 2:15 Bu dünyayı ve bu dünyaya ait şeyleri sevmeyin. Bu dünyayı seven, Baba Allah sevgisinden yoksundur.
1JO 2:16 Bu dünyaya ait her şey, yani insan tabiatımızın hevesleri, görüp heveslendiğimiz şeyler ve bu hayatta duyduğumuz gurur, Baba Allahʼtan değildir, ama dünyadandır.
1JO 2:17 Bu dünya ve bu dünyanın hevesleri geçicidir. Ama Allahʼın isteğini yerine getiren sonsuza dek yaşar.
1JO 2:18 Evlatlar, bu son saattir. Sahte Mesihʼin geleceğini duydunuz. Kendilerinin Mesih olduğunu söyleyen bir sürü sahtekâr da daha şimdiden türedi. Bundan anlıyoruz ki, bu son saattir.
1JO 2:19 Bu kişiler aramızdan çıktılar. Ama bizden değildiler. Bizden olsalardı, bizimle birlikte kalırlardı. Ama aramızdan çıkmaları onlardan hiçbirinin bizden olmadığını gösterir.
1JO 2:20 Sizler ise Kutsal Olan tarafından meshedildiniz ve hepiniz gerçeği biliyorsunuz.
1JO 2:21 Size gerçeği bilmediğiniz için yazmadım. Tam tersine, gerçeği bildiğiniz için yazdım. Hiçbir yalanın gerçekle ilgisi olmadığını da biliyorsunuz.
1JO 2:22 İsaʼnın Mesih olduğunu inkâr eden yalancı değilse, kim yalancıdır? Kim Babaʼyı ve Oğulʼu inkâr ederse, sahte Mesih odur.
1JO 2:23 Her kim Oğulʼu inkâr ederse, Babaʼdan da yoksundur. Kim Oğulʼa iman ettiğini açıkça söylerse, Babaʼya da kavuşmuştur.
1JO 2:24 Başlangıçtan beri işittiğiniz söz içinizde devamlı kalsın. Eğer başlangıçtan beri işittiğiniz söz sizde devamlı kalırsa, siz de Oğulʼa ve Babaʼya bağlı kalırsınız.
1JO 2:25 Mesihʼin bize vaat ettiği sonsuz yaşam budur.
1JO 2:26 Bunları sizi kandırmaya çalışanlar hakkında yazdım.
1JO 2:27 Size gelince, Mesih tarafından meshedilmeniz devamlı sizde kalır. Başka birinin size bir şey öğretmesine ihtiyacınız yok. Çünkü Mesih tarafından meshedilmeniz size her şeyi öğretir. Oʼnun meshetmesi gerçektir, yalan değildir. Size öğrettiği şekilde Mesihʼe bağlı kalın.
1JO 2:28 Evet evlatlar, Mesihʼe bağlı kalın. Öyle ki, O ortaya çıkınca, cesaret bulalım ve geldiği zaman Oʼnun huzurunda utanmayalım.
1JO 2:29 Mesih hep doğru olanı yapar. Bunu bildiğinize göre, doğru olanı yapan herkesin ruhça Oʼndan doğduğunu da bilirsiniz.
1JO 3:1 Bakın, Baba Allah bizi o kadar çok seviyor ki, bize “Allahʼın evlatları” deniyor. Gerçekten de öyleyiz. Dünya bizi tanımıyor, çünkü Babaʼyı da tanımadı.
1JO 3:2 Sevgili arkadaşlar, biz şimdiden Allahʼın evlatlarıyız, ve ne olacağımız henüz belli olmadı. Ama şunu biliyoruz ki, Mesih ortaya çıktığı zaman Oʼna benzeyeceğiz, çünkü Oʼnu olduğu gibi göreceğiz.
1JO 3:3 Mesih temiz yürekli olduğu gibi, Oʼna böyle umut bağlayan herkes de yüreğini temiz tutar.
1JO 3:4 Her kim günah işlerse, Allahʼın kanunlarını çiğnemiş olur. Günah aslında kanunsuzluktur.
1JO 3:5 Biliyorsunuz ki, Mesih günahlarımızı ortadan kaldırmak için geldi. Kendisinde günah diye bir şey yoktur.
1JO 3:6 Mesihʼe bağlı kalan hiç kimse günah işlemez. Günah işlemeye devam eden kimse Oʼnu görmemiş ve tanımamış demektir.
1JO 3:7 Evlatlar, kimse sizi aldatmasın. Mesih doğru olduğu gibi, doğru olanı yapan da doğrudur.
1JO 3:8 Günah işleyen kişi İblisʼtendir. Çünkü İblis başlangıçtan beri günah işliyor. Allahʼın Oğlu, İblisʼin yaptıklarına son vermek için geldi.
1JO 3:9 Ruhça Allahʼtan doğan hiç kimse günah işlemez, çünkü Allahʼın tohumu onda kalır. O kişi günah işleyemez, çünkü Allahʼtan doğmuştur.
1JO 3:10 Allahʼın evlatları ve İblisʼin evlatları işte böyle ayırt edilir. Doğru olanı yapmayan ve imanlı kardeşini sevmeyen kişi Allahʼtan değildir.
1JO 3:11 Çünkü başlangıçtan beri işittiğiniz haber şudur: Birbirimizi sevelim!
1JO 3:12 Kayin gibi olmayalım. Kayin Şeytanʼa uyup kardeşini öldürdü. Neden? Çünkü Kayinʼin yaptıkları kötüydü, kardeşinin yaptıkları ise doğruydu.
1JO 3:13 Kardeşlerim, dünyanın sizden nefret etmesine şaşmayın.
1JO 3:14 Biz ölümden yaşama geçtiğimizi biliyoruz, çünkü imanlı kardeşlerimizi seviyoruz. Sevmeyen kişi ölümün hükmü altında kalır.
1JO 3:15 Kardeşinden nefret eden herkes katildir. Hiçbir katilin sonsuz yaşama sahip olmadığını bilirsiniz.
1JO 3:16 Sevginin ne olduğunu şundan anlıyoruz: Mesih bizim için canını verdi. Bizim de imanlı kardeşlerimiz için canımızı vermemiz lazım.
1JO 3:17 Dünya malına sahip olan, imanlı kardeşini ihtiyaç içinde gören, fakat yüreği sızlamayan kişide Allahʼın sevgisi nasıl bulunabilir?
1JO 3:18 Evlatlar, birbirimize olan sevgimiz söz ve dille değil, yaptığımız işlerle gösterilen gerçek bir sevgi olsun.
1JO 3:19 Bu şekilde gerçeğe bağlı olduğumuzu bileceğiz ve Allahʼın önünde vicdanımızı rahatlatacağız.
1JO 3:20 Çünkü eğer vicdanımız bizi suçluyorsa, unutmayalım: Allah vicdanımızdan üstündür. O her şeyi bilir.
1JO 3:21 Sevgili arkadaşlar, eğer vicdanımız bizi suçlamazsa, Allahʼın önüne cesaretle çıkarız
1JO 3:22 ve Oʼndan istediğimiz her şeyi alırız. Çünkü Oʼnun buyruklarına uyarız ve hoşuna giden şeyleri yaparız.
1JO 3:23 Allahʼın buyruğu da şudur: Oğlu İsa Mesihʼın adına iman edelim ve bize emrettiği gibi birbirimizi sevelim.
1JO 3:24 Allahʼın buyruklarını yerine getiren kişi Allahʼa bağlı yaşar, Allah da o kişide yaşar. Allahʼın bizde yaşadığını bize vermiş olduğu Ruh sayesinde biliriz.
1JO 4:1 Sevgili arkadaşlar, dünyaya birçok sahte peygamber yayıldı. Bu yüzden her ruha inanmayın. Allahʼtan olup olmadıklarını anlamak için ruhları sınayın.
1JO 4:2 Allahʼın Ruhuʼnu şöyle tanıyacaksınız: İsa Mesihʼin insan olarak dünyaya geldiğini açıkça kabul eden her ruh Allahʼtandır.
1JO 4:3 Fakat İsa hakkındaki bu gerçeği açıkça kabul etmeyen hiçbir ruh Allahʼtan değildir. Öyle bir ruh sahte Mesih ruhudur. Onun dünyaya geleceğini duydunuz. O şimdiden dünyadadır.
1JO 4:4 Evlatlarım, siz Allahʼtansınız ve sahte peygamberleri yendiniz. Çünkü içinizde olan, dünyada olandan üstündür.
1JO 4:5 Sahte peygamberler dünyadandır. Bu sebeple konuşmaları dünyadandır, dünya da onlara kulak verir.
1JO 4:6 Bizse Allahʼtanız. Allahʼı tanıyanlar bize kulak verir. Kim Allahʼtan değilse, bize kulak asmaz. İşte, böylece hakikat Ruhuʼnu aldatıcı ruhtan ayırt edebiliriz.
1JO 4:7 Sevgili arkadaşlar, birbirimizi sevelim. Çünkü sevgi Allahʼtandır, ve seven herkes ruhça Allahʼtan doğmuştur ve Allahʼı tanır.
1JO 4:8 Sevmeyen kişi Allahʼı tanımaz. Çünkü Allah sevgidir.
1JO 4:9 Allah bizi sevdiğini şununla gösterdi: Biricik Oğluʼnu, biz Oʼnun aracılığıyla yaşam bulalım diye, dünyaya gönderdi.
1JO 4:10 Biz Allahʼı sevdiğimiz için değil, fakat O bizi sevdiği için kendi Oğluʼnu günahlarımızı bağışlatan kurban olarak dünyaya gönderdi. Asıl sevgi budur.
1JO 4:11 Sevgili arkadaşlar, Allah bizi bu kadar çok sevdiğine göre biz de birbirimizi sevmeliyiz.
1JO 4:12 Hiç kimse, hiçbir zaman Allahʼı görmemiştir. Ama birbirimizi seversek, Allah içimizde yaşar ve sevgisi içimizde tamamlanmış olur.
1JO 4:13 Allahʼa bağlı yaşadığımızı ve Oʼnun içimizde yaşadığını bize vermiş olduğu Ruh sayesinde biliriz.
1JO 4:14 Baba Allah, Oğulʼu dünyanın Kurtarıcısı olarak gönderdi. Bizse bunu gördük ve buna şahitlik ediyoruz.
1JO 4:15 Her kim İsaʼnın Allahʼın Oğlu olduğunu açıkça söylerse, Allah o kişinin içinde yaşar, o da Allahʼa bağlı yaşar.
1JO 4:16 Allahʼın bizi ne kadar sevdiğini anladık ve Oʼnun sevgisine güvendik. Allah sevgidir. Sevgiyle yaşayan kişi Allahʼa bağlı yaşar, Allah da o kişinin içinde yaşar.
1JO 4:17 Böylece aramızdaki sevgi tamamlanmış olur ve sonuçta dünyanın yargılanacağı günde cesaret buluruz. Çünkü Mesih nasılsa, biz de bu dünyada öyleyiz.
1JO 4:18 Sevgide korku yoktur. Tamamlanmış sevgi insandan korkuyu siler atar. Çünkü insanı korkutan, alacağı cezadır. Korkan kişide sevgi tamamlanmamıştır.
1JO 4:19 Biz seviyoruz, çünkü önce Allah bizi sevdi.
1JO 4:20 Bir kişi “Ben Allahʼı seviyorum” derse, ama imanlı kardeşinden nefret ederse, yalancıdır. Çünkü gördüğü kardeşi sevmeyen kişi görmediği Allahʼı sevemez.
1JO 4:21 Mesihʼten aldığımız buyruk da şudur: Allahʼı seven, imanlı kardeşini de sevsin.
1JO 5:1 İsaʼnın Mesih olduğuna inanan herkes ruhça Allahʼtan doğmuştur. Baba Allahʼı seven kişi, Oʼndan doğmuş olanları da sever.
1JO 5:2 Allahʼı seversek ve buyruklarını yerine getirirsek, o zaman Allahʼın evlatlarını sevdiğimizden emin oluruz.
1JO 5:3 Çünkü Allahʼı sevmek Oʼnun buyruklarını yerine getirmek demektir. Oʼnun buyrukları da yük değildir.
1JO 5:4 Çünkü ruhça Allahʼtan doğan herkes dünyayı yener. Bize dünyaya karşı zafer kazandıran da imanımızdır.
1JO 5:5 Dünyayı yenen kimdir? Ancak İsaʼnın Allahʼın Oğlu olduğuna inanan kişi.
1JO 5:6 Suyla ve kanla gelen İsa Mesihʼtir. O sadece suyla gelmedi, su ve kanla geldi. Kutsal Ruh da buna şahitlik eder, çünkü Ruh hakikattir.
1JO 5:7 Şöyle ki, şahitlik edenler üçtür:
1JO 5:8 Ruh, su ve kan. Bunların üçü de birbirine uyar.
1JO 5:9 İnsanların şahitliğini kabul ediyoruz, oysa Allahʼın şahitliği bundan üstündür. Çünkü bu, Allahʼın kendi Oğlu hakkında ettiği şahitliktir.
1JO 5:10 Allahʼın Oğluʼna iman eden kişi yüreğinde Allahʼın şahitliğine sahiptir. Fakat Allahʼa inanmayan, Oʼnu yalancı çıkarmış olur. Çünkü Allahʼın kendi Oğlu için ettiği şahitliğe inanmamıştır.
1JO 5:11 Şahitlik de şudur: Allah bize sonsuz yaşam verdi. Bu yaşamın kaynağı da Oʼnun Oğluʼdur.
1JO 5:12 Oğulʼu kabul etmiş olan kişi bu yaşama sahiptir. Ama Allahʼın Oğluʼnu kabul etmeyen kişi bu yaşamdan yoksundur.
1JO 5:13 Bunları, siz Allahʼın Oğluʼna iman edip güvenenler sonsuz yaşama sahip olduğunuzu bilesiniz diye yazıyorum.
1JO 5:14 Allahʼa öyle bir cesaretle güveniyoruz ki, Oʼnun isteğine uygun ne dilersek, O bizi işitir.
1JO 5:15 Bizi işittiğini bildiğimize göre, Oʼndan dilediklerimizi aldığımızı da biliriz.
1JO 5:16 İmanlı kardeşinin ölüme götürmeyen bir günah işlediğini gören kişi, o kardeş için dua etsin. O zaman Allah, ölüme götürmeyen günahı işleyene yaşam verecek. Fakat ölüme götüren günah da vardır. Böyle bir günah konusunda dua etsin demiyorum.
1JO 5:17 Her türlü kötülük günahtır, ama ölüme götürmeyen günah da vardır.
1JO 5:18 Ruhça Allahʼtan doğanların devamlı günah işlemediğini biliriz. Allahʼtan doğmuş olan Mesih onları korur. Şeytan onlara zarar veremez.
1JO 5:19 Allahʼtan olduğumuzu biliyoruz. Bütün dünyanın Şeytanʼın hükmü altında olduğunu da biliyoruz.
1JO 5:20 Allahʼın Oğluʼnun geldiğini ve gerçek Allahʼı tanımamız için bize anlama gücü verdiğini biliyoruz. Biz de gerçek Allahʼa bağlıyız, çünkü Oʼnun Oğlu İsa Mesihʼe bağlıyız. O gerçek Allah ve sonsuz yaşamdır.
1JO 5:21 Çocuklar, kendinizi putlardan uzak tutun.
2JO 1:1 Ben topluluk liderinden,
2JO 1:2 Çünkü hakikat içimizde yaşıyor ve sonsuzluk boyunca bizimle olacak.
2JO 1:3 Hakikat ve sevgi yolundayız. Buna göre Baba Allahʼtan ve BabaʼnınOğlu olan İsa Mesihʼten gelen lütuf, merhamet ve esenlik bizimle olacak.
2JO 1:4 Senin evlatlarından bazılarının Baba Allahʼtan aldığımız buyruğa uyarak hakikat yolunda yürüdüğünü duydum. Buna çok sevindim.
2JO 1:5 Şimdi de, bayan, sana rica ediyorum: Birbirimizi sevelim. Bunu sana yeni bir buyruk verir gibi yazmıyorum, sadece başlangıçtan beri kabul ettiğimiz buyruğu hatırlatıyorum.
2JO 1:6 Sevgi, Allahʼın buyruklarına uygun yaşamak demektir. Başlangıçtan bu yana duyduğunuz gibi, Oʼnun buyruğu sevgi yolunda yaşamanızdır.
2JO 1:7 Ancak dünyanın her yerinde birçok yalancı ortaya çıktı. Bunlar, İsa Mesihʼin, insan bedeninde geldiğini inkâr ediyorlar. İşte, onlar yalancı ve sahte Mesihʼtir.
2JO 1:8 Çabalarımızın boşa gitmemesi ve ödülünüzü tam alabilmeniz için kendinize dikkat edin.
2JO 1:9 Haddini bilmeyen, Mesihʼin öğrettiklerine bağlı kalmayan kişi Allahʼtan yoksundur. Ama kim öğretilenlere bağlı kalırsa, içinde hem Baba hem de Oğul vardır.
2JO 1:10 Biri size gelip de bundan farklı bir şey vaaz ederse onu evinize almayın, ona selam bile vermeyin.
2JO 1:11 Çünkü böyle birine selam veren, onun yaptığı kötülüklere ortak olur.
2JO 1:12 Size yazacak çok şeyim var. Ama bunları kâğıt kalemle anlatmak istemiyorum. Yanınıza gelip sizlerle yüz yüze görüşmeyi umut ediyorum. Öyle ki, sevincimiz tam olsun.
2JO 1:13 Seçilmiş kız kardeşinin evlatları sana selam gönderiyorlar.
3JO 1:1 Ben topluluk liderinden,
3JO 1:2 Sevgili arkadaşım, ruhsal durumun iyi olduğu gibi, her bakımdan iyi ve sağlıklı olman için dua ediyorum.
3JO 1:3 Bazı imanlı kardeşler gelip senin hakikate bağlı olduğuna şahitlik ettiler. Hakikat yolunda yürüdüğünü anlattılar. Buna çok sevindim.
3JO 1:4 Benim için, evlatlarımın hakikat yolunda yürüdüklerini işitmekten daha büyük sevinç olamaz!
3JO 1:5 Sevgili arkadaşım, sen imanlı kardeşlere, hem de hiç tanımadığın imanlılara yardım ediyorsun ve böylece hizmetini sadakatle yerine getiriyorsun.
3JO 1:6 Onlar topluluğumuzun önünde senin sevgin hakkında şahitlik ettiler. Onları Allahʼa layık bir şekilde yolcu etmeye devam edersen, iyi yaparsın.
3JO 1:7 Ne de olsa, Mesihʼin adı uğruna yola çıktılar ve imansızlardan yardım almadılar.
3JO 1:8 Bu sebeple böyle kişilere yardım etmeliyiz. Böylece onlarla birlikte hakikate hizmet etmiş oluruz.
3JO 1:9 İmanlılar topluluğuna bir şeyler yazdım. Ama imanlıların arasında herkesten üstün olmak isteyen Diotrefes bizi kabul etmiyor.
3JO 1:10 Bu sebeple, geldiğim zaman, onun yaptığı kötülükleri hatırlatacağım. Bize bir sürü iftira atıyor. Bu yetmiyormuş gibi, misafir gelen imanlı kardeşleri topluluğa kabul etmiyor. Onları kabul etmek isteyenlere de engel oluyor ve onları topluluktan kovuyor.
3JO 1:11 Sevgili arkadaşım, sen kötü olanı örnek alma, iyi olanı örnek al. İyi olanı yapan kişi Allahʼtandır. Kötü olanı yapan kişi ise Allahʼı hiç görmemiştir.
3JO 1:12 Demetriyos hakkında herkes iyi şahitlik ediyor. Hakikatin kendisi de şahitlik ediyor. Biz de şahitlik ediyoruz. Şahitliğimizin doğru olduğunu da biliyorsun.
3JO 1:13 Sana yazmak istediğim çok şey var. Ama bunları kalem ve mürekkeple anlatmak istemiyorum.
3JO 1:14 Yakında seni görmeyi umut ediyorum. O zaman yüz yüze konuşacağız.
3JO 1:15 Sana esenlik olsun! Buradaki arkadaşlar sana selam söylüyorlar. Oradaki arkadaşlara adlı adınca selam söyle.
JUD 1:1 İsa Mesihʼin kulu ve Yakubʼun kardeşi ben Yahudaʼdan, sizlere selam!
JUD 1:2 Allah size bol bol merhamet etsin, sizi esenlik ve sevgiyle bereketlesin.
JUD 1:3 Sevgili arkadaşlar, hepimizin ortak olduğu kurtuluş hakkında size yazmak için her türlü çabayı gösteriyordum. Ama şunu yazmaya kendimi mecbur hissettim: Rica ederim, Allahʼın kutsal halkına ilk ve son kez emanet ettiği inanç için mücadele edin!
JUD 1:4 Çünkü Allahʼtan korkmayan bazı kişiler aranıza sızdılar. Onların cezası çoktan yazılmıştır. Allahımızʼın lütfunu azgın seksüel hareketler için bahane ediyorlar. Biricik Efendimiz ve Rabbimiz İsa Mesihʼi de reddediyorlar.
JUD 1:5 Bütün bunları zaten biliyorsunuz. Ancak size hatırlatmak istiyorum, Rab önce halkını Mısırʼdan kurtardı, ama sonra aralarında iman etmeyenleri yok etti.
JUD 1:6 Bazı melekler de yetkilerinin sınırı içinde kalmadılar. Oturmaları için kendilerine ayrılan yeri terk ettiler. Allah bu melekleri çözülmez zincirlerle bağladı, büyük yargı gününe kadar karanlıkta hapsetti.
JUD 1:7 Benzer şekilde Sodom, Gomora ve etraftaki kasabalar kendilerini seksüel günah ve sapıklığa verdiler. Bu şehirler yanıp yok oldular. Bu da sonsuza kadar yanma cezası hakkında herkese ders oldu.
JUD 1:8 Bununla birlikte aranıza sızan bu sapık kişiler de gördükleri rüyalara dayanarak o şehirlerin halkı gibi bedenlerini kirletiyorlar. Rabbin yetkisini hiçe sayıp yüce varlıklara hakaret ediyorlar.
JUD 1:9 Oysa başmelek Mikail bile, Musaʼnın cesedi hakkında İblisʼle çekişip tartışırken, İblisʼe hakaret etmedi, onu suçlu çıkarmaya cesaret etmedi. Sadece “Cezanı Rab versin!” dedi.
JUD 1:10 Fakat bu kişiler anlamadıkları her şeye hakaret ediyorlar. Öbür taraftan, aklı fikri olmayan hayvanlar gibi içgüdüleriyle anladıkları şeyler kendilerini mahvolmaya sürüklüyor.
JUD 1:11 Vay onların haline! Çünkü Kayinʼin yolunu tutuyorlar ve Balam gibi aldanarak kazanç peşinden koşuyorlar. Musaʼya kafa tutan Korah gibi mahvoluyorlar.
JUD 1:12 Dostluk yemeklerinizde hiç çekinmeden sizinle birlikte yiyip içen bu kişiler birer kara lekedir. Sadece kendi çıkarlarını gözetirler. Rüzgarın sürüklediği yağmursuz bulutlar gibidirler. Ürün vermedikleri için sonbaharda köklerinden sökülen ağaçlara benzerler. Bu sebeple iki defa ölmüş sayılırlar.
JUD 1:13 Kudurmuş deniz dalgalarının çıkardığı köpük gibi, ayıplarını ortaya çıkarırlar. Amaçsız dolaşan yıldızlar gibidirler. Sonsuza dek sürecek koyu karanlık onları bekliyor.
JUD 1:14 Ademʼden sonra yedinci kuşak olan Hanok Peygamber de bu kişiler hakkında şunu söyledi: “Bakın, Rab herkesi yargılamak ve Allahʼtan korkmayan günahkârların hepsini suçlu çıkarmak için on binlerce kutsal meleğiyle geliyor. Çünkü günahkârlar Allahʼa saygı göstermeyip her türlü kötülük işlediler. Oʼna kafa tutup her türlü ağır hakarette bulundular.”
JUD 1:16 Onlar homurdanan, şikâyet eden, heveslerine uyan kişilerdir. Ağızlarından gururlu laflar dökülür. Kendi çıkarları için başkalarını överler.
JUD 1:17 Ama siz, sevgili arkadaşlar, Rabbimiz İsa Mesihʼin elçilerinin önceden söyledikleri sözleri hatırlayın.
JUD 1:18 Size şunu demişlerdi: “Zamanın sonunda Allahʼla alay eden, Allahʼtan korkmayan, kendi heveslerine uyan kişiler olacak.”
JUD 1:19 Bu kişiler bölücü, içgüdülerine uyan, Kutsal Ruhʼtan yoksun kişilerdir.
JUD 1:20 Ama siz, sevgili arkadaşlar, kendinizi son derece kutsal olan inancınızın temeli üzerinde güçlendirin. Kutsal Ruhʼun rehberliğinde dua edin.
JUD 1:21 Her zaman Allahʼın sizi sevdiğini düşünerek yaşayın. Rabbimiz İsa Mesihʼin merhamet edip sizi sonsuz yaşama kavuşturmasını bekleyin.
JUD 1:22 Kararsız olanlara merhamet edin.
JUD 1:23 Başkalarını ateşin içinden kapıp kurtarır gibi mahvolmaktan kurtarın. Diğerlerine korkuyla karışık merhametle davranın. Bedenin kirlettiği elbiseden tiksinir gibi onların günahlarından tiksinin.
JUD 1:24 Allah sizi düşmekten kurtaracak güçtedir. O sizi kusursuz halde büyük sevinç içinde kendi görkemli huzuruna çıkaracak.
JUD 1:25 Bunun için Rabbimiz İsa Mesihʼin aracılığıyla, kurtarıcımız olan tek Allahʼa, bütün zamanlardan önce, şimdi ve sonsuzlara kadar yücelik, görkem, kudret ve yetki olsun. Amin.
REV 1:1 Bu kitap, İsa Mesihʼten gelen vahiydir. Allah bunu, yakın zamanda olması gereken olayları hizmetkârlarına göstersin diye İsaʼya verdi. İsa da bu vahyi hizmetkârı olan Yuhannaʼya bildirmek için meleğini gönderdi.
REV 1:2 Yuhanna gördüğü her şeye şahitlik etti. Bu, Allahʼın sözü ve İsa Mesihʼin şahitliğidir.
REV 1:3 Bu peygamberlik sözlerini yüksek sesle okuyana, dinleyene ve bu kitapta yazılanlara itaat edene ne mutlu! Çünkü bunların yerine geleceği vakit yakındır.
REV 1:4 Ben Yuhannaʼdan,
REV 1:5 İsa Mesih sadık şahit, ölümden dirilip ilk doğan olarak her şeyi miras alan ve dünya krallarının üzerinde hüküm sürendir. İsa bizi seviyor. Çarmıhta akıtılan kanıyla bizi günahlarımızdan özgür kıldı.
REV 1:6 O bizi bir krallık haline getirdi, Babası Allahʼın hizmetinde çalışan rahipler yaptı. Yücelik ve güç sonsuzlara kadar Oʼnun olsun! Amin.
REV 1:7 “Bak, bulutlarla geliyor!” “Her göz Oʼnu görecek, Oʼnun bedenini delip deşenler bile. Dünyanın bütün halkları Oʼnun için ağlayıp dövünecekler.”
REV 1:8 Şimdi var olan, ezelden var olan ve gelecekte var olan, sonsuz güç sahibi Rab Allah şöyle diyor: “Alfa ve Omega benim.”
REV 1:9 Ben imanlı kardeşiniz Yuhannaʼyım. Allahʼın Krallığıʼnda sizlerle birlikte payım var. Sizler gibi İsa yolunda acılara katlanıyorum. Allahʼın sözünü yaydığım ve İsa hakkında şahitlik ettiğim için Patmos adasında bulunuyordum.
REV 1:10 Rabbin gününde Allahʼın Ruhu üzerime indi. Arkamda borazan sesine benzeyen yüksek bir ses işittim.
REV 1:11 Ses, “Gördüğün her şeyi bir kitaba yaz” dedi. “Kitabı da yedi topluluğa, yani Efes, İzmir, Bergama, Tiyatira, Sart, Filadelfiya ve Laodikiye şehirlerindeki topluluklara gönder.”
REV 1:12 Benimle konuşanın kim olduğunu görmek için arkama döndüm. Dönünce, yedi altın lambalık gördüm.
REV 1:13 Bu yedi lambalığın ortasında insana benzeyen biri duruyordu. Oʼnun elbisesi ayaklarına kadar uzanıyordu. Göğsü de altın bir kuşakla kuşanmıştı.
REV 1:14 Başı ve saçları ak yapağı gibi beyaz, kar gibi bembeyazdı. Gözleri ateş alevlerine benziyordu.
REV 1:15 Ayakları fırında kor haline gelmiş tunç gibiydi. Sesi gürül gürül akan sular gibiydi.
REV 1:16 Sağ elinde yedi yıldız vardı. Ağzından iki ağızlı keskin bir kılıç uzanıyordu. Yüzü bütün gücüyle parlayan güneş gibiydi.
REV 1:17 Oʼnu görünce, ayaklarının dibine ölü gibi yıkıldım. O da sağ eliyle bana dokundu ve şöyle dedi: “Korkma. İlk ve son benim!
REV 1:18 Diri olan benim! Ölmüştüm, ama bak, sonsuzlara kadar yaşıyorum! Ölümün ve ölüler dünyasının anahtarları bende.
REV 1:19 Bunun için gördüğün şeyleri, şimdi olanları ve bundan sonra olacakları yaz.
REV 1:20 Sağ elimdeki yedi yıldızın ve yedi altın lambalığın sırrını sana açıklayayım: Yedi yıldız yedi topluluğun melekleridir. Yedi lambalık ise yedi topluluktur.”
REV 2:1 “Efesʼteki topluluğun meleğine şunları yaz: Sağ elinde yedi yıldızı tutan, yedi altın lambalığın ortasında yürüyen şöyle diyor:
REV 2:2 Yaptıklarını biliyorum. Çok çalıştın, sabırla dayandın. Kötü kişileri çekemiyorsun. Kendilerini Mesihʼin elçisi gibi gösteren ama aslında elçi olmayan kişileri sınadın ve onları yalancı buldun.
REV 2:3 Sabredip dayandın. Benim adım uğruna sıkıntılara katlandın ve pes etmedin.
REV 2:4 Yine de senden bir şikâyetim var: İlk sevgini kaybettin.
REV 2:5 O zaman nereden düştüğünü hatırla ve tövbe et. Başlangıçta yaptığını yap. Tövbe etmezsen, gelip lambalığını yerinden kaldıracağım.
REV 2:6 Ama iyi bir tarafın var: sen Nikolasçıların yaptıklarından nefret ediyorsun, ben de nefret ediyorum.
REV 2:7 Kulağı olan herkes, Kutsal Ruhʼun topluluklara ne dediğini işitsin. Zafer kazananlara Allahʼın cennetinde bulunan yaşam ağacından yeme hakkını vereceğim.”
REV 2:8 “İzmirʼdeki topluluğun meleğine şunları yaz: Ölmüş ve yaşama dönmüş, ilk ve son olan şöyle diyor:
REV 2:9 Çektiğin acıları ve fakirliğini biliyorum. Aslında zenginsin. Kendilerine Yahudi diyen ama Yahudi olmayan kişilerin sana ettiği hakaretleri de biliyorum. Onlar Şeytanʼın topluluğudur.
REV 2:10 Yakında çekeceğin acılardan hiç korkma. Bak, İblis içinizden bazılarını hapse attıracak. Bu sizi sınamak içindir. Sıkıntılarınız on gün sürecek. Ölüm pahasına da olsa bana sadık kal. O zaman sana zafer tacı olarak sonsuz yaşam vereceğim.
REV 2:11 Kulağı olan herkes, Kutsal Ruhʼun topluluklara ne dediğini işitsin. Zafer kazananlar ikinci ölümden hiç zarar görmeyecek.”
REV 2:12 “Bergamaʼdaki topluluğun meleğine şunları yaz: İki ağızlı keskin kılıcın sahibi sana şunları söylüyor:
REV 2:13 Nerede yaşadığını biliyorum. Orada Şeytanʼın tahtı bulunuyor. Yine de adıma sımsıkı bağlısın. Sadık kulum ve şahidim Antipa, aranızda, Şeytanʼın oturduğu yerde öldürülmüştü. O günlerde bile bana iman ettiğini inkâr etmedin.
REV 2:14 Yine de senden birkaç şikâyetim var. Topluluğunda Balamʼın öğrettiklerine uyan kişilere yer veriyorsun. Balam, Balakʼa İsrailoğullarını nasıl yoldan saptıracağını öğretti. İsrailoğullarının putlara adanan kurban etlerinden yemelerine ve seksüel günah işlemelerine sebep oldu.
REV 2:15 Bunun gibi sen de Nikolasçıların öğrettiklerine uyan kişilere yer veriyorsun.
REV 2:16 Öyleyse tövbe et! Yoksa ben yanına tez gelir ve kılıç kadar keskin sözlerimle onlara karşı savaşırım.
REV 2:17 Kulağı olan herkes, Kutsal Ruhʼun topluluklara ne dediğini işitsin. Zafer kazananlara man denen saklı yiyecekten vereceğim. Onlara beyaz bir taş da vereceğim. Bu taşın üzerinde, onu alanlardan başka hiç kimsenin bilmediği yeni bir ad yazılıdır.”
REV 2:18 “Tiyatiraʼdaki topluluğun meleğine şunları yaz: Gözleri alev alev yanan ateş, ayakları parlak tunç gibi olan Allahʼın Oğlu sana şunları söylüyor:
REV 2:19 Senin yaptıklarını, sevgini, imanını, hizmetini ve dayanma gücünü biliyorum. Son zamanlarda yaptıklarının öncekilerden daha çok olduğunu da biliyorum.
REV 2:20 Ama senden bir şikâyetim var: Kendini peygamber diye tanıtan İzebel adındaki kadını hoş görüyorsun. O, hizmetkârlarımı yoldan saptırıyor, onlara seksüel günah işlemeyi ve putlara adanan kurban etlerinden yemeyi öğretiyor.
REV 2:21 Tövbe etmesi için o kadına zaman tanımıştım. Ama seksüel günahından tövbe etmek istemedi.
REV 2:22 Bak, onu yatağa düşüreceğim. Eğer yaptıklarından tövbe etmezlerse, onunla zina edenlere büyük acı çektireceğim.
REV 2:23 Bu kadının evlatlarını da öldürücü hastalıkla yok edeceğim. O zaman bütün topluluklar insan niyetlerini ve düşüncelerini araştıranın ben olduğumu anlayacaklar. Her birinize yaptıklarınıza göre karşılık vereceğimi bilecekler.
REV 2:24 Ama siz, diğer Tiyatiralılar, bu kadının öğrettiği inancı kabul etmediniz. ‘Şeytanʼın derin sırları’ dedikleri şeyleri reddettiniz. İşte, sizlere şunu diyorum: Üzerinize başka yük koymayacağım.
REV 2:25 Yeter ki, ben gelene kadar sahip olduğunuz inanca sımsıkı bağlı kalın.
REV 2:26 Zafer kazanan ve buyurduğum şeyleri sonuna kadar yapanlara milletlerin üzerinde yetki vereceğim.
REV 2:27 ‘O onları demir çomakla güdecek ve çömlek gibi kırıp parçalayacak.’
REV 2:28 Babamʼdan aldığım yetkinin aynısını ona vereceğim. Ona sabah yıldızını da vereceğim.
REV 2:29 Kulağı olan herkes, Kutsal Ruhʼun topluluklara ne dediğini işitsin.”
REV 3:1 “Sartʼtaki topluluğun meleğine şunları yaz: Allahʼın yedi ruhuna ve yedi yıldıza sahip olan sana şunları söylüyor: Senin yaptıklarını biliyorum. Sana yaşıyor derler, ama ölüsün.
REV 3:2 Uyan! Geriye kalan ve ölmeye yüz tutmuş ne varsa güçlendir. Çünkü yaptıklarının Allahımʼın gözünde eksik olduğunu gördüm.
REV 3:3 Onun için işitip kabul ettiğin gerçekleri hatırla. Bunları yerine getir ve tövbe et. Eğer uyanmazsan, sana hırsız gibi beklemediğin bir anda geleceğim. Hangi saatte geleceğimi bilemeyeceksin.
REV 3:4 Ama sende, yani Sart şehrinde elbiselerini kirletmemiş birkaç kişi var. Onlar benimle birlikte beyaz elbiselerle gezinecekler, çünkü buna layıklar.
REV 3:5 Zafer kazananlar beyaz elbiseler giyecekler. Onların adlarını asla yaşam kitabından silmeyeceğim. Adlarını Babamʼın önünde ve Oʼnun meleklerinin önünde açıkça anacağım.
REV 3:6 Kulağı olan herkes, Kutsal Ruhʼun topluluklara ne dediğini işitsin.”
REV 3:7 “Filadelfiyaʼdaki topluluğun meleğine şunları yaz: Bunlar Kutsal ve gerçek olan, Davudʼun anahtarına sahip olanın sözleridir. Açtığı kapıyı kimse kapatamaz ve kapadığı kapıyı kimse açamaz. O sana şunları söylüyor:
REV 3:8 Senin yaptıklarını biliyorum. Bak, senin önüne açık bir kapı koydum. Onu kimse kapatamayacak. Biliyorum, gücün az, ama benim sözüme sımsıkı sarıldın ve bana ait olduğunu inkâr etmedin.
REV 3:9 Bak, Şeytanʼın topluluğundan kendilerini Yahudi olarak gösteren ama Yahudi olmayan kişiler var. Onlar yalan söylüyorlar. Ben o kişilerin gelip senin ayaklarına kapanmalarını sağlayacağım. O zaman benim seni sevdiğimi anlayacaklar.
REV 3:10 Buyruğuma uyarak sabırla dayandın. Ben de yeryüzünde yaşayanları sınamak için bütün dünyaya gelecek olan sıkıntı zamanından seni koruyacağım.
REV 3:11 Tez geliyorum. Sahip olduğun inanca sımsıkı bağlı kal. Kazanacağın zafer tacını kimse elinden almasın.
REV 3:12 Zafer kazananları Allahımʼın tapınağında birer direk yapacağım. Onlar artık oradan hiç ayrılmayacaklar. Onların üzerine Allahımʼın adını ve Allahımʼın şehrinin adını yazacağım, o da Yeni Yeruşalimʼdir. Yeni Yeruşalim gökten, Allahımʼın huzurundan inecek. Onların üzerine yeni adımı da yazacağım.
REV 3:13 Kulağı olan herkes, Kutsal Ruhʼun topluluklara ne dediğini işitsin.”
REV 3:14 “Laodikiyeʼdeki topluluğun meleğine şunları yaz: Amin olan, sadık ve gerçek şahit, Allahʼın yarattığı her şeyin kaynağı olan sana şunları söylüyor:
REV 3:15 Senin yaptıklarını biliyorum. Ne soğuksun, ne de sıcak. Keşke ya soğuk, ya da sıcak olsaydın!
REV 3:16 Ama ne soğuk ne sıcak, ılıksın. Onun için seni ağzımdan kusacağım.
REV 3:17 Çünkü, ‘Zenginim, servete kavuştum, hiçbir şeye ihtiyacım yok’ diyorsun. Ama düşkün, zavallı, fakir, kör ve çıplak olduğunu bilmiyorsun.
REV 3:18 Sana akıl vereyim: Zengin olmak için benden ateşten geçmiş altın satın al. Giyinip çıplaklığının aybını örtmek için beyaz elbiseler al. Görebilmek için de gözlerine sürecek merhem al.
REV 3:19 Kimi seversem, onların hepsini azarlayıp terbiye ederim. Bunun için kendini toparla ve tövbe et.
REV 3:20 Bak, ben kapıda duruyorum ve çalıyorum. Bir kişi sesimi işitip kapıyı açarsa, onun yanına gireceğim. Ben onunla, o da benimle yemek yiyeceğiz.
REV 3:21 Tıpkı benim zafer kazanıp Babamʼla birlikte Oʼnun tahtına oturduğum gibi, zafer kazananların da benimle birlikte tahtıma oturmasına izin vereceğim.
REV 3:22 Kulağı olan herkes, Kutsal Ruhʼun topluluklara ne dediğini işitsin.”
REV 4:1 Bundan sonra baktım ve gökte açık bir kapı gördüm. Daha önce benimle konuşan, borazana benzeyen sesi işittim. Bu ses şöyle dedi: “Buraya çık! Sana bundan sonra olması gereken şeyleri göstereceğim.”
REV 4:2 Birdenbire Allahʼın Ruhʼu üzerime indi. Gökte bir taht ve tahtta oturan birini gördüm.
REV 4:3 Tahtta oturanın görünüşü yeşim ve kırmızı akik diye bilinen değerli taşların parlaklığına benziyordu. Tahtın etrafında zümrüt taşını andıran yeşil bir gökkuşağı vardı.
REV 4:4 Tahtın etrafında yirmi dört taht daha vardı. Bu tahtlarda yirmi dört ihtiyar oturmuştu. Üzerlerinde beyaz elbiseler giyinmiş ve başlarında altın taçlar vardı.
REV 4:5 Tahttan şimşekler çakıyor, gök gürlemesinin gümbürtüsü duyuluyordu. Tahtın önünde alev alev yanan yedi meşale vardı. Bunlar Allahʼın yedi ruhudur.
REV 4:6 Tahtın önünde sanki kristal gibi duru, camdan bir deniz vardı. Tahtın her dört yanının ortasında birer yaratık duruyordu. Önleri ve arkaları gözlerle doluydu.
REV 4:7 Birinci yaratık aslana benziyordu. İkincisi danaya benziyordu. Üçüncü yaratığın insan yüzüne benzeyen bir yüzü vardı. Dördüncüsü de uçan bir kartala benziyordu.
REV 4:8 Dört yaratığın her birinin altışar kanadı vardı. Kanatların iç ve dış tarafları gözlerle doluydu. Gece gündüz hiç durmadan şöyle diyorlar: “Kutsal, kutsal, kutsaldır ezelden var olan, şimdi var olan ve gelecekte var olan sonsuz güç sahibi Rab Allah!”
REV 4:9 Yaratıklar tahtta oturan, sonsuzlara kadar diri olan Allahʼı yüceltiyor, Oʼna saygı gösterip şükrediyorlardı.
REV 4:10 Aynı anda yirmi dört ihtiyar, tahtta oturan, sonsuzlara kadar diri olan Allahʼın önünde yere kapanıyor ve sonsuzlara kadar diri Olanʼa tapınıyorlardı. Kazandıkları zafer taçlarını tahtın önüne serip şöyle diyorlar:
REV 4:11 “Ya Rab, Allahımız! Yüceltilmeye, saygı görmeye ve kudretin için övülmeye layık olan sensin. Çünkü her şeyi sen yarattın. Her şey senin isteğinle var oldu ve yaratıldı.”
REV 5:1 Tahtta Oturanʼın sağ elinde bir tomar gördüm. Tomarın iki tarafı da yazılıydı. Yedi mühürle mühürlenmişti.
REV 5:2 Güçlü bir melek de gördüm. Melek yüksek sesle şunu duyuruyordu: “Kim mühürleri çözüp tomarı açmaya layıktır?”
REV 5:3 Ama ne gökte, ne yeryüzünde, ne de yerin altında kimse tomarı açamadı, içine bakamadı.
REV 5:4 Acı acı ağlamaya başladım. Çünkü tomarı açmaya ve içine bakmaya kimse layık bulunmadı.
REV 5:5 Ama ihtiyarlardan biri bana şöyle dedi: “Ağlama! Bak, Yahuda oymağından gelen Aslan, Davudʼun Kökü, zafer kazandı. Yedi mührü O çözüp tomarı açar.”
REV 5:6 O zaman tahtın, ihtiyarların ve dört yaratığın ortasında duran bir Kuzu gördüm. Kuzu sanki kesilmiş gibiydi. Yedi boynuzu ve yedi gözü vardı. Yedi göz, yeryüzünün her tarafına gönderilmiş Allahʼın yedi ruhudur.
REV 5:7 Kuzu gelip tomarı tahtta Oturanʼın sağ elinden aldı.
REV 5:8 Kuzu tomarı alınca, dört yaratık ve yirmi dört ihtiyar Kuzuʼnun önünde yere kapandılar. Her birinin birer sazı ve hoş kokulu tütsü dolu altın tası vardı. Taslar imanlıların dualarıdır.
REV 5:9 Yeni bir ilahi söylüyorlardı: “Tomarı almaya ve mühürlerini açmaya layıksın. Çünkü kesilmiştin. Kendi kanınla her oymaktan, her dilden, her halktan ve her milletten insanları satın alıp Allahʼa getirdin.
REV 5:10 Onları Allahımız için krallık haline getirdin, rahipler olarak görevlendirdin. Yeryüzünde krallık sürecekler.”
REV 5:11 Sonra çok sayıda melek gördüm. Tahtın, yaratıkların ve ihtiyarların etrafını sarmışlardı. Onların sayısı binlerce binler ve on binlerce on binlerdi. Meleklerin seslerini işittim.
REV 5:12 Yüksek sesle şöyle diyorlardı: “Kudret, servet, hikmet ve kuvvet kesilmiş Kuzuʼya aittir. O, saygı görmeye, yüceltilmeye ve övgü almaya layıktır.”
REV 5:13 Sonra gökte, yeryüzünde, yerin altında ve denizde bulunan bütün yaratıkların şunu söylediğini işittim: “Övgü ve saygı, yücelik ve güç, sonsuzluk boyunca tahtta oturan Allahʼa ve Kuzuʼya aittir.”
REV 5:14 Dört yaratık, “Amin!” dediler. Yirmi dört ihtiyar da yere kapanıp tapındılar.
REV 6:1 Kuzuʼnun yedi mühürden birini açtığını gördüm. O zaman dört yaratıktan birinin gök gürlemesine benzer bir sesle, “Gel” dediğini işittim.
REV 6:2 Bir de baktım, beyaz bir at gördüm. Ata binmiş olanın elinde yay vardı. Ona bir taç verildi, ve zafer üstüne zafer kazanmaya çıktı.
REV 6:3 Kuzu ikinci mührü açınca ikinci yaratığın, “Gel” dediğini işittim.
REV 6:4 Kızıl renkte başka bir at ortaya çıktı. Ata binmiş olana yeryüzünden barışı kaldırma yetkisi verildi. Böylece insanlar birbirlerini katledeceklerdi. Aynı zamanda ata binmiş olana büyük bir kılıç verildi.
REV 6:5 Kuzu üçüncü mührü açınca üçüncü yaratığın, “Gel” dediğini işittim. Bakınca kara bir at gördüm. Ata binmiş olanın elinde bir terazi vardı.
REV 6:6 Dört yaratığın ortasından sanki bir ses işittim. Ses şöyle diyordu, “Bir ölçek buğday bir dinara, üç ölçek arpa bir dinara. Ama zeytinyağına ve şaraba zarar verme.”
REV 6:7 Kuzu dördüncü mührü açınca dördüncü yaratığın “Gel” dediğini işittim.
REV 6:8 Bakınca soluk yeşil bir at gördüm. Ata binmiş olanın adı Ölümʼdü. Ölüler dünyası onun peşinden geldi. İnsanları kılıçla, kıtlıkla, salgın hastalıkla ve yeryüzünün vahşi hayvanlarıyla öldürsünler diye onlara dünyanın dörtte bir yanı üzerine yetki verildi.
REV 6:9 Kuzu beşinci mührü açınca katledilen kişilerin canlarını kurban yerinin altında gördüm. Onlar Allahʼın sözü ve ettikleri şahitlik için öldürülmüşlerdi.
REV 6:10 Yüksek sesle feryat edip şöyle dediler: “Ey Efendimiz, sen kutsal ve doğrusun. Daha ne zamana kadar bekleyeceksin? Yeryüzünde oturanları cezalandır, dökülen kanımızın intikamını al!”
REV 6:11 Öldürülen kişilerin her birine beyaz bir kaftan verildi. Kısa bir süre daha beklemeleri istendi. Mesihʼe hizmet eden imanlı kardeşlerinden bazıları onlar gibi öldürülecekti. Onların sayısı tamamlanıncaya kadar beklemeleri istendi.
REV 6:12 Kuzu altıncı mührü açınca baktım, büyük bir deprem oldu. Güneş keçi kılından yapılmış bir çuval gibi kapkara oldu. Ay tamamen kan rengine döndü.
REV 6:13 Gökteki yıldızlar da yeryüzüne düştü. Bu, güçlü rüzgarla sarsılan incir ağacından olgunlaşmamış incirlerin düşmesi gibiydi.
REV 6:14 Gökyüzü de dürülen tomar gibi ortadan kalktı. Her dağ, her ada yerinden sökülüp alındı.
REV 6:15 Dünya kralları, büyük devlet adamları, komutanlar, zenginler, sözü geçenler, bütün köleler ve özgür insanlar mağaralara ve dağlardaki kayaların arasına saklandılar.
REV 6:16 Dağlara ve kayalara, “Üzerimize düşün” dediler. “Bizi tahtta oturan Allahʼın bakışından ve Kuzuʼnun öfkesinden saklayın.
REV 6:17 Çünkü onların öfkesinin büyük günü geldi. Buna kim dayanabilir?”
REV 7:1 Bundan sonra yeryüzünün dört köşesinde duran dört melek gördüm. Rüzgar karaya, denize ya da herhangi bir ağaca esmesin diye, bu melekler yeryüzünün dört rüzgarını tutuyorlardı.
REV 7:2 Sonra gün doğusundan yükselen başka bir melek gördüm. Bu melek diri olan Allahʼın mührünü taşıyordu. Allahʼtan karaya ve denize zarar verme yetkisini alan dört meleğe yüksek sesle şöyle emretti:
REV 7:3 “Biz Allahımızʼın kullarının alınlarını mühürleyeceğiz” dedi. “O zamana kadar karaya, denize ya da ağaçlara zarar vermeyin!”
REV 7:4 Mühürlenen kişilerin sayısını işittim. İsrailoğullarının bütün oymaklarından yüz kırk dört bin kişi mühürlenmişti:
REV 7:5 Yahuda oymağından on iki bin, Ruben oymağından on iki bin, Gad oymağından on iki bin,
REV 7:6 Aşer oymağından on iki bin, Naftali oymağından on iki bin, Manaşe oymağından on iki bin,
REV 7:7 Şimon oymağından on iki bin, Levi oymağından on iki bin, İssakar oymağından on iki bin,
REV 7:8 Zevulun oymağından on iki bin, Yusuf oymağından on iki bin, Benyamin oymağından on iki bin.
REV 7:9 Bu olaylardan sonra baktım, kimsenin sayamayacağı kadar büyük bir kalabalık gördüm. Bu kalabalıkta her milletten, her oymaktan, her halktan ve her dilden insan vardı. Tahtın ve Kuzuʼnun önünde duruyorlardı. Beyaz kaftanlar giymişlerdi. Ellerinde hurma ağacından dallar vardı.
REV 7:10 Yüksek sesle şöyle diyorlardı: “Kurtarma gücüne yalnız tahtta oturan Allahımız ve Kuzu sahiptir.”
REV 7:11 Bütün melekler tahtın, ihtiyarların ve dört yaratığın etrafında duruyordu. Tahtın önünde yüzüstü yere kapanıp Allahʼa tapındılar.
REV 7:12 Şöyle dediler: “Amin! Övgü, yücelik, hikmet, şükran, saygı, güç ve kudret sonsuzlara kadar Allahımızʼa aittir. Amin!”
REV 7:13 İhtiyarların biri bana dönüp sordu: “Beyaz kaftanlar giymiş bu kişiler kim? Nereden geldiler?”
REV 7:14 Ben de ona, “Efendim, bunu sen bilirsin” dedim. O da bana şöyle dedi: “Bunlar, o büyük sıkıntı zamanından geçip gelmiş kişilerdir. KaftanlarınıKuzuʼnun kanında yıkayarak bembeyaz yapmışlar.
REV 7:15 İşte, bunun için Allahʼın tahtının önündeler. Oʼnun tapınağında gece gündüz Oʼna tapınıyorlar. Tahtta Oturan onlara sığınak olacak.
REV 7:16 Artık acıkmayacaklar, artık susamayacaklar. Güneş onları kavurucu sıcaklığıyla çarpmayacak.
REV 7:17 Çünkü tahtın ortasında olan Kuzu onları güdecek. Onları hayat veren su kaynaklarına götürecek. Allah da onların gözlerinden bütün yaşları silecek.”
REV 8:1 Kuzu yedinci mührü açınca gökte yarım saat kadar sessizlik oldu.
REV 8:2 O zaman Allahʼa hizmet eden yedi meleği gördüm. Onlara yedi borazan verildi.
REV 8:3 Başka bir melek geldi ve kurban yerinin önünde durdu. Elinde altın bir tütsü tası vardı. Bu meleğe çok tütsü verilmişti. Tütsüyü imanlıların dualarına katıp tahtın önündeki altın tütsü masasında Allahʼa sunacaktı.
REV 8:4 İmanlıların dualarıyla karışan tütsünün dumanı, meleğin elinden Allahʼın huzuruna yükseldi.
REV 8:5 Melek tütsü tasını aldı, onu kurban yerinde yanan korlarla doldurdu ve yeryüzüne fırlattı. O zaman gök gürlemesinin gümbürtüleri duyuldu, şimşekler çaktı ve yer sarsıldı.
REV 8:6 Sonra ellerinde yedi borazan tutan yedi melek borazanlarını çalmaya hazırlandılar.
REV 8:7 Birinci melek borazanını çaldı. O zaman kanla karışık ateş ve dolu meydana geldi. Bunlar yeryüzüne atıldı ve yeryüzünün üçte biri yandı. Ağaçların üçte biri ve bütün yeşil otlar yandı.
REV 8:8 İkinci melek borazanını çaldı. O zaman alev alev yanan büyük dağa benzeyen bir şey denize atıldı. Denizin üçte biri kan oldu.
REV 8:9 Denizdeki canlıların üçte biri öldü, gemilerin üçte biri yok oldu.
REV 8:10 Üçüncü melek borazanını çaldı. O zaman meşale gibi yanan kocaman bir yıldız gökten düştü. Irmakların üçte birinin ve su kaynaklarının üzerine indi.
REV 8:11 Yıldızın adı Pelinʼdi. Suların üçte biri pelin gibi acılaştı. Bu zehirli sulardan içen birçok insan öldü.
REV 8:12 Dördüncü melek borazanını çaldı. O zaman güneşin, ayın ve yıldızların üçte biri zarar gördü. Sonuç olarak ışıklarının üçte biri söndü. Günün ve gecenin üçte biri ışıksız kaldı.
REV 8:13 Sonra bir kartal gördüm. Kartalın göğün ortasında uçup yüksek sesle şöyle dediğini işittim: “Yeryüzünde yaşayanların vay, vay, vay haline! Çünkü geri kalan üç melek borazanlarını çalmaya hazırlanıyor.”
REV 9:1 Beşinci melek borazanını öttürdü. O zaman gökten yeryüzüne düşmüş bir yıldız gördüm. Dipsiz çukura açılan kuyunun anahtarı ona verildi.
REV 9:2 O da dipsiz çukurun kapağını açınca büyük bir ocağın dumanına benzer bir duman çıktı. Çukurdan çıkan duman yüzünden güneş ve hava karardı.
REV 9:3 Sonra dumandan çekirgeler çıkıp yeryüzüne yayıldılar. Onlara akrep iğnesindeki güce benzer bir güç verildi.
REV 9:4 Çekirgelere şöyle emredildi: “Yeryüzündeki otlara, herhangi bir bitki ya da ağaca zarar vermeyin. Sadece alınlarında Allahʼın mührü olmayan insanlara zarar verin.”
REV 9:5 Çekirgelerin bu insanları öldürmelerine değil, beş ay süreyle işkence etmelerine izin verildi. Yaptıkları işkence akrebin insanı soktuğu zaman verdiği acıya benziyordu.
REV 9:6 O günlerde insanlar ölmek isteyecek, ama ölemeyecekler. Ölmeye hasret kalacaklar, ama ölüm onlardan kaçacak.
REV 9:7 Çekirgelerin görünüşü savaşa hazırlanmış atlar gibiydi. Onların kafalarında altın taçlara benzer başlıklar vardı. Yüzleri de insan yüzüne benziyordu.
REV 9:8 Saçları, kadın saçı gibiydi. Dişleri ise aslan dişine benziyordu.
REV 9:9 Göğüslerini koruyan, demir zırha benzeyen zırhları vardı. Kanatlarının sesi savaşa koşan çok sayıda atlı arabanın sesine benziyordu.
REV 9:10 Akrebe benzer kuyrukları ve iğneleri vardı. Kuyruklarıyla beş ay boyunca insanların canını yakacak güce sahiptiler.
REV 9:11 Başlarındaki kral, dipsiz çukurun meleğiydi. Onun İbranice adı Avaddon, Grekçe adıysa Apolyonʼdur.
REV 9:12 Birinci bela geçti. İşte, bundan sonra iki bela daha gelecek.
REV 9:13 Altıncı melek borazanını çaldı. Allahʼın önünde altınla kaplanmış bir tütsü masası vardı. Masasının dört köşesinde bulunan boynuz şeklindeki çıkıntılardan bir ses işittim.
REV 9:14 Ses, elinde borazan tutan altıncı meleğe şöyle dedi: “Büyük ırmağın, Fırat ırmağının yanında bağlı duran dört melek var. Onları çöz.”
REV 9:15 O dört melek tam o saat, o gün, o ay ve o yıl için hazırlanmıştı. İnsanların üçte birini öldürsünler diye serbest bırakıldılar.
REV 9:16 Atlı askerlerin sayısı iki yüz milyondu. Onların sayısını işittim.
REV 9:17 Bu olağanüstü görüntüde atları ve onlara binmiş olanları gördüm. Göğüslerini koruyan zırh ateş gibi kırmızı, koyu mavi ve kükürt gibi sarıydı. Atların başları aslan başına benziyordu. Ağızlarından ateş, duman ve kükürt fışkırıyordu.
REV 9:18 Bu üç bela yüzünden insanların üçte biri öldürüldü. Atların ağzından çıkan ateşten, dumandan, kükürtten öldüler.
REV 9:19 Atların gücü ağızlarında ve kuyruklarındadır. Çünkü kuyrukları yılan gibidir ve kuyruklarının kafaları vardır. Bunlarla zarar verirler.
REV 9:20 Bu belalarla öldürülmeyen diğer insanlar, kendi elleriyle yaptıkları putlara tapmaktan tövbe etmediler. Cinlere, göremeyen, işitemeyen, yürüyemeyen altın, gümüş, tunç, taş, tahta putlara tapmaktan vazgeçmediler.
REV 9:21 Adam öldürmek, büyücülük, seksüel günah işlemek ve hırsızlık yapmaktan da tövbe etmediler.
REV 10:1 Gökten inen başka bir güçlü melek gördüm. Bir buluta sarınmıştı. Başının üzerinde gökkuşağı vardı. Yüzü güneşe benziyordu, ayakları da ateşten direkler gibiydi.
REV 10:2 Elinde açılmış küçük bir tomar tutuyordu. Sağ ayağını denize, sol ayağını karaya bastı.
REV 10:3 Aslan kükremesi gibi gür bir sesle bağırdı. Melek bağırınca, yedi gök gürlemesi de seslerini çıkardı.
REV 10:4 Yedi gök gürlemesi seslerini çıkardığında tam yazmaya hazırlanıyordum ki, gökten gelen bir ses işittim. Ses şöyle dedi: “Yedi gök gürlemesinin söylediklerini yazma, mühürle!”
REV 10:5 Daha önce gördüğüm, denizin ve karanın üzerinde duran melek sağ elini göğe doğru kaldırdı.
REV 10:6 Göğü ve gökteki her şeyi, yeri ve yerdeki her şeyi, denizi ve denizdeki her şeyi yaratan, sonsuzlara kadar diri olan Allahʼın adıyla yemin etti. “Artık gecikme olmayacak” dedi.
REV 10:7 “Yedinci melek borazanını çaldığı zaman Allahʼın sır olan planı tamamlanacak. Bu planı kendi hizmetkârları olan peygamberlere önceden müjdelemişti.”
REV 10:8 Ardından, gökten duyduğum ses yine benimle konuştu. “Git” dedi. “Denizin ve karanın üzerinde duran meleğin elindeki açık tomarı al!”
REV 10:9 Bunun üzerine meleğe gidip “Bana o küçük tomarı ver” dedim. O da bana, “Al, bunu ye!” dedi. “Midende acılık yapacak, ama ağzına bal gibi tatlı gelecek.”
REV 10:10 Meleğin elinden küçük tomarı alıp yedim. Ağzıma bal gibi tatlı geldi. Ama onu yuttuğumda midem acılaştı.
REV 10:11 Bana şöyle dediler: “Yine birçok halk, millet, dil ve kral hakkında peygamberlik etmen lazım.”
REV 11:1 Bana ölçmek için değneğe benzeyen bir ölçme çubuğu verildi ve şöyle denildi: “Haydi, Allahʼın tapınağını ve kurban yerini ölç, orada tapınanları say!
REV 11:2 Ama tapınağın dış avlusunu bırak. Onu ölçme, çünkü o, diğer milletlere verilmiştir. Onlar kutsal şehri kırk iki ay boyunca ayakları altında çiğneyecekler.
REV 11:3 Ben iki şahidime güç vereceğim. Onlar da çuval bezinden yapılan elbiseler giyip, bin iki yüz altmış gün peygamberlik edecekler.”
REV 11:4 Bunlar iki zeytin ağacı, yeryüzünün sahibi Allahʼın önünde duran iki lambalıktır.
REV 11:5 Bir kişi onlara zarar vermeye kalkarsa, ağızlarından ateş çıkacak ve düşmanlarını yiyip bitirecek. Onlara zarar vermek isteyen herkes böyle öldürülmelidir.
REV 11:6 İki şahit, peygamberlik ettikleri sürece yağmur yağmasın diye göğü kapatma yetkisine sahiptir. Bir de suları kana dönüştürmeye ve istedikleri zaman yeryüzünü her türlü belaya uğratmaya yetkileri vardır.
REV 11:7 Ama şahitliklerini tamamladıkları zaman, dipsiz çukurdan çıkan canavar onlarla savaşacak, onları yenip öldürecek.
REV 11:8 Cesetleri büyük şehrin ana caddesine serilecek. O şehre ruhsal anlamda Sodom ve Mısır denir. Onların Efendisi de o şehirde çarmıha gerilmişti.
REV 11:9 Bütün halklardan, oymaklardan, dillerden ve milletlerden insanlar üç buçuk gün onların cesetlerine bakacaklar. Cesetlerinin mezara konulmasına izin vermeyecekler.
REV 11:10 Yeryüzünde oturanlar onların bu haline sevinecekler. Bayram edip birbirlerine hediyeler gönderecekler. Çünkü bu iki peygamber yeryüzünde oturanlara çok acı çektirmişti.
REV 11:11 Fakat aradan üç buçuk gün geçtikten sonra, Allahʼtan gelen yaşam ruhu onlara girdi ve ayağa kalktılar. Onları görenler büyük korkuya düştüler.
REV 11:12 İki peygamber gökten gelen gür bir sesin, “Buraya çıkın!” dediğini işitti. Bir bulut içinde göğe çıktılar. Düşmanları da onları gördüler.
REV 11:13 Hemen o saatte büyük bir deprem oldu. Şehrin onda biri yıkıldı. Depremde yedi bin kişi öldü. Geri kalanlar korkuya düştü ve gökte hüküm süren Allahʼı yücelttiler.
REV 11:14 İkinci bela geçti. İşte, üçüncü bela tez gelecek.
REV 11:15 Yedinci melek borazanını çaldı. O zaman gökte yüksek sesler duyuldu. Şöyle dediler: “Dünyanın yönetimi Rabbimizʼin ve seçtiği Mesihʼin eline geçti. O sonsuzluklar boyunca krallık sürecek.”
REV 11:16 Allahʼın önünde tahtlarında oturan yirmi dört ihtiyar yüzüstü yere kapanıp Allahʼa tapındılar.
REV 11:17 Şöyle dediler: “Ey sonsuz güç sahibi, şimdi var olan ve ezelden var olan Rab Allah, sana şükrederiz. Çünkü büyük gücünü kullanarak hüküm sürmeye başladın.
REV 11:18 Milletler öfkelendiler, ama şimdi senin öfkene uğradılar. Yargı ve ödüllendirme zamanı geldi. Ölüler yargılanacak. Senin hizmetkârların olan peygamberler, kutsal halkın, küçük olsun büyük olsun, senin adından korkanların hepsi ödüllendirilecek. Yeryüzünü mahvedenler mahvedilecek.”
REV 11:19 Allahʼın gökteki tapınağı açıldı. Tapınağındaki antlaşma sandığı gözüktü. O zaman şimşekler çaktı ve gök gürlemesinin gümbürtüleri işitildi. Deprem ve korkunç bir dolu fırtınası oldu.
REV 12:1 Gökte olağanüstü bir işaret, güneşe sarınmış bir kadın göründü. Ay onun ayaklarının altındaydı. Başında on iki yıldızdan yapılmış bir taç vardı.
REV 12:2 Kadın hamileydi. Doğum sancıları içinde kıvranıp feryat ediyordu.
REV 12:3 Sonra gökte başka bir işaret, yedi başlı, on boynuzlu kocaman kızıl bir ejderha göründü. Yedi başının her birinde bir taç vardı.
REV 12:4 Ejderhanın kuyruğu yıldızların üçte birini gökten sürükledi ve onları yeryüzüne attı. Sonra ejderha doğum yapacak olan kadının önünde durdu. Kadın doğurur doğurmaz ejderha onun çocuğunu yutacaktı.
REV 12:5 Kadın bütün milletleri demir çomakla güdecek bir erkek çocuk doğurdu. Çocuk hemen alınıp Allahʼın yanına, Oʼnun tahtına götürüldü.
REV 12:6 Kadın ise ıssız bir yere kaçtı. Allahʼın onun için hazırladığı bir yer vardı. Orada bin iki yüz altmış gün boyunca beslenecekti.
REV 12:7 Gökte savaş oldu. Başmelek Mikail ve onun melekleri ejderhayla savaştılar. Ejderha da kendi melekleriyle birlikte karşı koydu.
REV 12:8 Ama üstün gelemediler ve gökteki yerlerini kaybettiler.
REV 12:9 O zaman büyük ejderha, İblis ve Şeytan denen, bütün dünyayı saptıran eski yılan, yeryüzüne atıldı. Onunla birlikte, onun melekleri de yeryüzüne atıldı.
REV 12:10 Sonra gökte gür bir ses işittim. Şöyle diyordu: “Allahımızʼın kurtarma gücü, kudreti, krallığı ve Oʼnun Mesihiʼnin yetkisi artık gerçekleşti. Çünkü imanlı kardeşlerimizi suçlayan, Allahımızʼın önünde gece gündüz suçlayan aşağı atılmıştır.
REV 12:11 Onlar onu Kuzuʼnun kanıyla ve ettikleri şahitlikle yendiler. Kendi canlarını sevmekten vazgeçip ölümü bile göze aldılar.
REV 12:12 Onun için, ey gökler ve göklerde oturanlar, sevinin! Ama vay halinize, yer ve deniz! Çünkü İblis üzerinize indi. O çok öfkeli, çünkü ona kalan zamanın az olduğunu biliyor.”
REV 12:13 Ejderha yeryüzüne atıldığını görünce, erkek çocuğu dünyaya getiren kadına eziyet etmeye başladı.
REV 12:14 Ama kadına büyük kartalın kanatlarına benzer iki kanat verildi. Kadın bu kanatlarla uçtu. Issız yerde kendisi için hazırlanmış yere kaçıp ejderhadan kurtuldu. Orada üç buçuk yıl beslendi.
REV 12:15 Yılan kadının peşinden gitti, onu selle süpürüp götürmek için ağzından ırmak gibi su püskürttü.
REV 12:16 Ama yeryüzü kadına yardım etti. Ağzını açtı ve ejderhanın ağzından püskürttüğü ırmağı yuttu.
REV 12:17 Ejderha kadına öfkelenip kadının soyundan geri kalanlarla savaşmaya gitti. Onlar Allahʼın buyruklarını yerine getiren ve İsaʼya şahitlik etmeye devam edenlerdir.
REV 12:18 Ejderha gidip deniz kenarında dikilip durdu.
REV 13:1 O zaman denizden çıkan on boynuzlu, yedi başlı bir canavar gördüm. On boynuzunun üzerinde birer taç ve yedi başının üzerinde Allahʼa hakaret eden birer ad vardı.
REV 13:2 Gördüğüm canavar parsa benziyordu. Fakat ayakları ayı ayakları, ağzı aslan ağzı gibiydi. Ejderha bu canavara kendi gücünü, tahtını ve büyük yetkisini verdi.
REV 13:3 Başlarının biri sanki ölümcül bir yara almıştı. Ama ölümcül yarası iyileşti. Bütün dünya şaşkınlık içinde canavarın peşinden gitti.
REV 13:4 İnsanlar canavara bu yetkiyi veren ejderhaya taptılar. Aynı zamanda canavara da taptılar. “Canavarın benzeri var mı? Onunla kim savaşabilir?” dediler.
REV 13:5 Canavara, büyük konuşan ve Allahʼa hakaret eden bir ağız verildi. Bu yetkiyi kırk iki ay süreyle kullanmasına izin verildi.
REV 13:6 Canavar ağzını açtı, Allahʼa, Oʼnun adına ve Oʼnun yaşadığı yere, yani gökte yaşayanlara hakaret etti.
REV 13:7 Allahʼın kutsal halkıyla savaşıp onları yenmesine izin verildi. Canavara, her oymak, her halk, her dil ve her millet üzerinde hüküm sürme yetkisi de verildi.
REV 13:8 Yeryüzünde oturanların hepsi canavara tapacak. Onlar, boğazlanmış Kuzuʼnunyaşam kitabında dünyanın yaratılışından beri adı yazılmamış olanlardır.
REV 13:9 Kulağı olan işitsin!
REV 13:10 “Kim esir düşecekse esir düşecek. Kim kılıçla öldürülecekse kılıçla öldürülecek.” Bu durumda Allahʼın kutsal halkı dayanmalı ve sadık kalmalı.
REV 13:11 Sonra ikinci bir canavar gördüm. Yerden çıkan bu canavar, kuzu boynuzuna benzer iki boynuza sahipti. Ama ejderha gibi konuşuyordu.
REV 13:12 İkinci canavar, birinci canavarın bütün yetkisini onun adına kullanır. Yeryüzünü ve orada oturanları ölümcül yarası iyileşmiş birinci canavara tapmaya zorlar.
REV 13:13 Büyük mucizeler yapar. İnsanların gözü önünde gökten yeryüzüne ateş bile yağdırır.
REV 13:14 İkinci canavar yaptığı mucizelerle yeryüzündeki insanları kandırdı. Bunu birinci canavarın önünde yaptı ve insanlara kılıçla yaralandıktan sonra sağ kalan birinci canavarın heykelini yapmalarını söyledi.
REV 13:15 Birinci canavarın heykeline nefes vermesine izin verildi. Böylece canavarın heykeli konuşabilecek ve kendisine tapmayan herkesin öldürülmesini emredecekti.
REV 13:16 Küçük büyük, zengin fakir, özgür köle, herkesi sağ eline ya da alnına işaret almaya zorlar.
REV 13:17 İşaret canavarın adı veya adını gösteren sayıdır. İşaretsiz kimse bir şey alıp satamazdı.
REV 13:18 Bu, hikmet gerektiren bir şeydir. Akıl sahibi, o canavarın sayısını hesaplasın, çünkü bu sayı bir insanın sayısıdır. Canavarın sayısı 666ʼdır.
REV 14:1 Bir de baktım, KuzuʼnunSiyon Dağıʼnda durduğunu gördüm. Oʼnunla birlikte yüz kırk dört bin kişi vardı. Alınlarında Kuzuʼnun adı ve Babasıʼnınadı yazılıydı.
REV 14:2 Sonra gökten bir ses işittim. Bu, gürül gürül akan suların sesi gibi, güçlü bir gök gürlemesi gibi bir sesti. Çalgıcıların saz çalmasına benziyordu.
REV 14:3 Bu yüz kırk dört bin kişi tahtın önünde, dört yaratığın ve yirmi dört ihtiyarın önünde yeni bir ilahi söylüyordu. Yeryüzündeki esirlikten kurtarılan yüz kırk dört bin kişiden başka hiç kimse bu ilahiyi öğrenemedi.
REV 14:4 Onlar kadınlarla zina işlememiş, kendilerini kirletmemiş kişilerdir, çünkü pak kişilerdir. Onlar Kuzu her nereye giderse, Oʼnun peşinden giderler. Onlar Allahʼa ve Kuzuʼya ilk ürün olarak insanların arasından fidyeyle kurtarıldılar.
REV 14:5 Ağızlarından hiçbir yalan çıkmadı. Onlar kusursuzdur.
REV 14:6 Sonra göğün ortasında uçan başka bir melek gördüm. Yeryüzünde yaşayanlara, her millete, oymağa, dile ve halka sonsuza kadar geçerli olan Müjdeʼyi getiriyordu.
REV 14:7 Yüksek sesle şöyle dedi: “Allahʼtan korkun, Oʼnu yüceltin! Çünkü Oʼnun yargılama saati geldi. Göğü ve yeri, denizi ve su kaynaklarını yaratan Oʼdur. Oʼna tapının!”
REV 14:8 Onun ardından ikinci bir melek gelip şöyle dedi: “ ‘Yıkıldı! Büyük Babil şehri yıkıldı! Onun azgın fahişeliği, insanları sersemleten kuvvetli şarap gibiydi. Bütün milletler o şaraptan içti.’ ”
REV 14:9 Onların ardından üçüncü bir melek geldi. Yüksek sesle şöyle dedi: “Eğer bir kişi canavara ya da onun heykeline taparsa ve alnına ya da eline canavarın işaretini alırsa,
REV 14:10 o kişi Allahʼın öfkesine uğrayacak. Allah, böyle insanlara öfkesinin bardağından sulandırılmamış şarabı içirecek. Onlar kutsal meleklerin ve Kuzuʼnun önünde, ateş ve kükürtten dayanılmaz acı çekecekler.
REV 14:11 Onlara acı çektiren ateşin dumanı sonsuzlara kadar yükselecek. Canavara ve onun heykeline tapıp adının işaretini alanlar gece gündüz rahat yüzü görmeyecekler.”
REV 14:12 Bu durumda, Allahʼın kutsal halkının, yani Allahʼın buyruklarını yerine getiren ve İsaʼya sadık kalan insanların sıkıntıya dayanması lazım.
REV 14:13 Gökten bir ses işittim. Şöyle dedi: “Yaz! Bundan sonra Rabbe bağlı olarak ölenlere ne mutlu!” Ruh “Evet” diyor. “Onlar artık çabalarına son verip rahata kavuşacaklar. Çünkü yaptıklarının ödülünü bundan sonra alacaklar.”
REV 14:14 Sonra beyaz bir bulut gördüm. Bulutun üstünde insana benzeyen biri oturuyordu. Başında altın bir taç, elinde keskin bir orak vardı.
REV 14:15 Tapınaktan çıkan başka bir melek bulutun üzerinde oturana yüksek sesle şöyle dedi: “Orağını salla ve biç! Çünkü biçme saati geldi ve yerin ekini artık olgunlaştı.”
REV 14:16 Bulutun üzerinde oturan, orağını yerin üzerine salladı, yerin ekini biçildi.
REV 14:17 Sonra gökteki tapınaktan başka bir melek çıktı. Onun da keskin bir orağı vardı.
REV 14:18 Kurban yerinden başka bir melek de çıktı. Bu melek ateşin üzerinde yetkiliydi. Keskin orağı olana yüksek sesle şöyle dedi: “Keskin orağını salla ve yerin asmasının salkımlarını topla. Çünkü üzümleri olgunlaştı.”
REV 14:19 Melek orağını yerin üzerine salladı, yerin asmasının ürününü topladı ve üzümleri Allahʼın öfkesini temsil eden büyük üzüm çiğneme çukuruna attı.
REV 14:20 Üzümler şehrin dışında olan çukurda çiğnendi. Oradan da o kadar çok kan aktı ki, atların ağzındaki gemlere kadar yükseldi ve üç yüz kilometre kadar yayıldı.
REV 15:1 Gökte büyük ve hayret verici başka bir işaret gördüm. Bu işaret yedi belayı taşıyan yedi melekti. Bunlar son belalardı, çünkü Allahʼın öfkesi bu belalarla sona erecekti.
REV 15:2 Sonra sanki ateşle karışık camdan yapılmış bir deniz gördüm. Canavara, onun heykeline ve adının sayısına karşı zafer kazananlar bu camdan denizin üzerinde durmuşlardı. Ellerinde Allahʼın verdiği sazlar vardı.
REV 15:3 Allahʼın hizmetkârı olan Musaʼnın ilahisini ve Kuzuʼnun ilahisini söylüyorlardı: “Ya Rab, sonsuz güç sahibi Allah! Senin yaptıkların büyük ve hayranlık uyandırıcı. Ey milletlerin Kralı! Yaptıkların doğru ve adaletlidir.
REV 15:4 Ya Rab, senden kim korkmaz? Kim senin adını yüceltmez? Çünkü yalnız sen kutsalsın. Bütün milletler gelip sana tapınacaklar. Çünkü senin yargılarının adaleti belli oldu.”
REV 15:5 Bundan sonra gökteki tapınağın, yani Şahitlik Çadırıʼnın açıldığını gördüm.
REV 15:6 Tapınaktan yedi belayı taşıyan yedi melek çıktı. Tertemiz ve parlak keten elbiseler giymişlerdi. Göğüslerine altın kuşaklar sarmışlardı.
REV 15:7 Dört yaratıktan biri yedi meleğe birer altın tas verdi. O taslar, sonsuzlara kadar diri olan Allahʼın öfkesiyle doluydu.
REV 15:8 Tapınak Allahʼın görkeminden ve kudretinden dolayı dumanla doldu. Yedi meleğin yedi belası sona erinceye kadar kimse tapınağa giremedi.
REV 16:1 Tapınaktan çıkan gür bir ses işittim. O yedi meleğe şöyle dedi: “Gidin, Allahʼın öfkesiyle dolu olan yedi tası yeryüzüne boşaltın!”
REV 16:2 Birinci melek gidip tasını yeryüzüne boşalttı. O zaman canavarın işaretini kabul eden ve onun heykeline tapan kişilerin üzerinde canlarını yakan korkunç yaralar oluştu.
REV 16:3 İkinci melek tasını denizin üzerine boşalttı. O zaman deniz ölü insan kanı gibi oldu. Denizde yaşayan bütün canlılar öldü.
REV 16:4 Üçüncü melek tasını ırmakların ve su kaynaklarının üzerine boşalttı. Bunlar da kana dönüştü.
REV 16:5 Sulara hükmeden meleğin şöyle dediğini işittim: “Ey şimdi var olan ve ezelden var olan, kutsal Olan sensin! Bu yargıları verirken adaletlisin.
REV 16:6 Çünkü o insanlar kutsal halkının ve peygamberlerinin kanını döktüler. Sen de onlara kan içirdin. Bunu hak ettiler.”
REV 16:7 Bir de kurban yerinden gelen sesi işittim. Şöyle diyordu: “Evet, ya Rab, sonsuz güç sahibi Allah, Senin verdiğin yargılar doğru ve adaletlidir.”
REV 16:8 Dördüncü melek tasını güneşin üzerine boşalttı. Güneşin insanları yakmasına izin verildi.
REV 16:9 İnsanlar da korkunç sıcakta kavruldular. Bu belalara izin veren Allahʼın adına hakaret ettiler. Tövbe etmediler, Allahʼı yüceltmediler.
REV 16:10 Beşinci melek tasını canavarın tahtına boşalttı. O zaman canavarın krallığı kapkaranlık oldu. İnsanlar da çektikleri acılardan dillerini ısırdılar.
REV 16:11 Duydukları acılar ve yaraları yüzünden gökten hüküm süren Allahʼa hakaret ettiler. Yaptıkları kötülüklerden tövbe etmediler.
REV 16:12 Altıncı melek tasını büyük Fırat ırmağına boşalttı. Irmağın suları kurudu. Böylece gün doğusundan gelen krallara yol açıldı.
REV 16:13 Sonra kurbağaya benzeyen üç şeytani ruh gördüm. Biri ejderhanın ağzından, biri canavarın ağzından, biri de sahte peygamberin ağzından çıktı.
REV 16:14 Üçü de mucizeler yapan cinlerin ruhlarıdır. Bütün dünyanın krallarına gidip onları sonsuz güç sahibi Allahʼın büyük yargı günündeki savaş için toplarlar.
REV 16:15 “İşte hırsız gibi aniden geleceğim. Soyunmadan yatan, tetikte duran kişiye ne mutlu! Çünkü böyleleri çıplak dolaşmayacaklar, utanç yerleri görünmeyecek.”
REV 16:16 Üç şeytani ruh kralları bir yere topladılar. O yerin adı İbranicede Armagedonʼdur.
REV 16:17 Yedinci melek tasını havaya boşalttı. O zaman Tapınaktaki tahttan gür bir ses çıktı. Ses, “Tamam oldu!” dedi.
REV 16:18 O zaman şimşekler çaktı ve gök gürlemesinin gümbürtüleri işitildi. Öyle bir deprem oldu ki, insan yeryüzünde oldu olalı bu kadar büyük bir deprem olmamıştı.
REV 16:19 Büyük şehir üçe bölündü. Milletlerin şehirleri de yerle bir oldu. Allah büyük Babil şehrini cezalandırmayı unutmadı. Ona kızgın öfkesinin şarabıyla dolu olan bardaktan içirdi.
REV 16:20 Bütün adalar ortadan kalktı, dağlar da yok oldu.
REV 16:21 Gökten insanların üzerine büyük dolu taneleri yağdı. Dolu tanelerinin her biri yaklaşık kırk kilo ağırlığındaydı. Dolu belası öyle korkunçtu ki, insanlar bu yüzden Allahʼa hakaret ettiler.
REV 17:1 Yedi tası taşıyan yedi melekten biri gelip benimle konuştu. Bana şöyle dedi: “Gel! Ben sana büyük fahişenin uğrayacağı cezayı göstereyim. O fahişe, engin suların kenarında kurulmuş şehirdir.
REV 17:2 Dünya kralları onunla zina ettiler. Yeryüzünde oturanlar onun fahişeliğinin şarabıyla sarhoş oldular.”
REV 17:3 Melek beni Ruhʼun yardımıyla ıssız bir yere götürdü. Orada kırmızı bir canavarın sırtında oturan bir kadın gördüm. Canavar yedi başlı, on boynuzluydu. Her tarafı Allahʼa hakaret eden adlarla kaplıydı.
REV 17:4 Kadın mor ve al renkli elbiseler giyinmişti. Altınlarla, değerli taşlarla ve incilerle süslenmişti. Elinde iğrenç şeylerle ve fahişeliğinin pislikleriyle dolu altın bir bardak vardı.
REV 17:5 Kadının alnında sır olan şu ad yazılıydı: “Büyük Babil, fahişelerin ve dünyadaki iğrençliklerin anası.”
REV 17:6 Kadının sarhoş olduğunu gördüm. Allahʼın kutsal halkının kanıyla, İsaʼya şahitlik edenlerin kanıyla sarhoştu. Kadını görünce çok şaştım.
REV 17:7 Ama melek bana, “Niye şaştın?” dedi. “Ben sana bu kadının ve onu sırtında taşıyan yedi başlı, on boynuzlu canavarın sırrını açıklayacağım.
REV 17:8 Gördüğün canavar önce vardı, ama şimdi yok. Yakın zamanda dipsiz çukurdan çıkacak ve gidip mahvolacak. Adları dünyanın yaratılışından beri yaşam kitabında yazılmış olanlar dışında, yeryüzünde oturanların hepsi canavarı görünce hayran kalacak. Çünkü o önce vardı, şimdi yok, ama yeniden ortaya çıkacak.
REV 17:9 Bunu anlamak için hikmet sahibi olmak lazım. Yedi baş, kadının üzerinde oturduğu yedi tepedir. Yedi baş aynı zamanda yedi kraldır.
REV 17:10 Krallardan beşi öldü, biri şu anda duruyor, öbürü henüz gelmedi. Gelince, kısa bir süre kalması lazım.
REV 17:11 Önce var olan, ama şu anda yok olan canavara gelince, bu sekizinci kraldır. O da yedi kraldan biridir ve gidip mahvolacak.
REV 17:12 Gördüğün on boynuz on kraldır, ama krallıklarını henüz almadılar. Canavarla birlikte bir saat krallık etmek için izin alacaklar.
REV 17:13 Onların düşünceleri birdir. Kendi güçlerini ve yetkilerini canavara verecekler.
REV 17:14 Kuzuʼyla savaşacaklar, ama Kuzu onları yenecek. Çünkü efendilerin Efendisi ve kralların Kralı Oʼdur. Oʼnun izleyicileri de, Oʼnun tarafından çağrılmış, seçilmiş ve Oʼna sadık kişilerdir.”
REV 17:15 Sonra melek bana şöyle dedi: “Gördüğün sular, yani fahişenin yanında oturduğu sular, halklar ve topluluklardır, milletler ve dillerdir.
REV 17:16 Gördüğün on boynuz ve canavar fahişeden nefret edecekler. Onu perişan edip çıplak bırakacaklar. Etini yiyip cesedinin artakalanını ateşte yakacaklar.
REV 17:17 Çünkü Allah kendi planını yerine getirme isteğini onların yüreklerine koydu. Böylece tek bir düşünceyle davranıp krallıklarını canavara verecekler. Bu durum Allahʼın sözleri yerine gelene kadar devam edecek.
REV 17:18 Gördüğün kadın dünya krallarına hükmeden büyük şehirdir.”
REV 18:1 Bundan sonra gökten inen başka bir melek gördüm. Bu melek büyük yetkiye sahipti. Yeryüzü onun görkemiyle aydınlandı.
REV 18:2 Melek gür bir sesle şöyle bağırdı: “ ‘Yıkıldı! Büyük Babil şehri yıkıldı!’ Cinlerin yaşadığı yer oldu. Her türlü şeytani ruhun, her türlü pis ve iğrenç kuşun sığındığı yer oldu.
REV 18:3 Çünkü bütün milletler onun azgın fahişelik şarabından içtiler. Dünya kralları onunla zina ettiler. Dünya tüccarları da dizginsiz yaşantısından zengin oldular.”
REV 18:4 Sonra gökten başka bir ses işittim. Şöyle diyordu: “ ‘Ey halkım, Babilʼden çıkın!’ Yoksa onun günahlarına ortak olursunuz, başına gelecek belalara uğrarsınız.
REV 18:5 Çünkü onun günahları üst üste yığılıp göğe erişti. Allah onun yaptığı kötülükleri dikkate aldı.
REV 18:6 Babil nasıl başkalarına acı verdiyse, ona öyle acı verin. Yaptığının iki katını ona ödetin. Başkalarına hazırladığı bardaktaki şarabın iki katını hazırlayıp ona içirin.
REV 18:7 O kendini ne kadar yücelttiyse ve ne kadar dizginsiz hayat yaşadıysa, ona o kadar acı ve keder verin. Çünkü o, yüreğinde şöyle diyor: ‘Ben kraliçe gibi tahtta oturuyorum. Dul kadın değilim. Asla yas tutmayacağım.’
REV 18:8 Bu yüzden başına belalar, yani ölüm, yas ve açlık tek bir günde gelecek. Ateş onu yiyip bitirecek. Çünkü onu yargılayan Rab Allah güçlüdür.”
REV 18:9 Onunla zina eden, dizginsiz günah işleyen dünya kralları da onu yakan ateşin dumanını görünce onun için ağlayıp dövünecekler.
REV 18:10 Çektiği işkence yüzünden korkudan uzakta durup şöyle diyecekler: “Vay haline büyük şehir! Vay haline güçlü şehir Babil! Çünkü tek bir saatte yargılanıp cezanı aldın.”
REV 18:11 Dünya tüccarları da onun için ağlayıp yas tutuyorlar. Çünkü mallarını satın alacak kimse kalmadı.
REV 18:12 Satamadıkları mallar şunlardır: altın, gümüş, değerli taşlar ve inciler, ince keten, ipek, mor ve kırmızı kumaş, her çeşit hoş kokulu ağaç, fildişinden yapılmış her çeşit eşya, her çeşit pahalı ağaçtan, tunçtan, demirden ve mermer taşından yapılmış eşya,
REV 18:13 tarçın ve baharat, tütsü, hoş kokulu yağ ve günnük, şarap, zeytinyağı, kaliteli un ve buğday, sığırlar, koyunlar, atlar, atlı arabalar ve köleler yani insanların canları.
REV 18:14 Dünya tüccarları şöyle diyecekler: “Ey Babil, canının çektiği meyveler elinden gitti. Bütün lezzetli yiyeceklerin ve gösterişli malların yok oldu. İnsanlar bunları bir daha bulamayacaklar.”
REV 18:15 Bu malları alıp satan tüccarlar Babil sayesinde zengin oldular. Şehrin çektiği işkenceden korkarak uzakta duracak, ağlayıp yas tutacaklar.
REV 18:16 Şöyle diyecekler: “Vay haline, vay! İnce keten, mor ve kırmızı elbiseler giyen, altınlarla, değerli taşlarla ve incilerle süslenen büyük şehir!
REV 18:17 Bunca zenginlik nasıl da bir saat içinde yok oldu!” Gemi kaptanları, yolcular, gemiciler, denizde çalışanların hepsi uzakta durdular.
REV 18:18 Babilʼi yakan ateşin dumanını görünce, “Bu büyük şehir gibisi var mı?” diye haykırdılar.
REV 18:19 Başlarına toz attılar, ağlayıp yas tuttular. Yüksek sesle şöyle dediler: “Vay haline büyük şehir, vay! Denizde gemi sahibi olan herkes, şehrin varlığından zengin oldu. Şehir bir saat içinde yerle bir edildi!”
REV 18:20 Ey gökyüzü, sevin! Ey Allahʼın kutsal halkı, elçiler ve peygamberler, Babil şehrinin başına gelenlere sevinin! Çünkü Allah onu cezalandırıp öcünüzü aldı.
REV 18:21 Sonra güçlü bir melek değirmen taşı büyüklüğünde bir kayayı kaldırıp denize attı. Ardından şöyle dedi: “O büyük şehir Babil de böyle kuvvetle aşağı atılacak ve bir daha görülmeyecek.
REV 18:22 Saz çalanların, usta müzikçilerin, kaval ve borazan çalanların sesi artık sende duyulmayacak. Artık hiçbir el sanatının ustası sende bulunmayacak. Bir daha değirmen sesi sende duyulmayacak.
REV 18:23 Artık lamba ışığı sende parlamayacak. Bir daha gelin damat sesi de sende duyulmayacak. Senin tüccarların dünyanın büyükleriydi. Yaptığın büyülerle bütün milletler yoldan sapmıştı.
REV 18:24 Peygamberlerin, Allahʼın kutsal halkının ve yeryüzünde öldürülen herkesin kanından sen suçlu bulundun.”
REV 19:1 Bundan sonra gökte büyük bir kalabalığın sesine benzer gür bir ses işittim. Şöyle diyorlardı: “Haleluya! Kurtarış, yücelik ve güç Allahımızʼındır.
REV 19:2 Çünkü Oʼnun yargıları doğru ve adaletlidir. Allah dünyayı fahişeliğiyle bozan büyük fahişeyi yargılayıp cezalandırdı. Böylece hizmetkârlarının kanının intikamını aldı.”
REV 19:3 Sonra yine şöyle dediler: “Haleluya! Fahişenin yanan cesedinin dumanı sonsuzlara kadar tütecek.”
REV 19:4 Yirmi dört ihtiyar ve dört yaratık yere kapanıp tahtta oturan Allahʼa tapındılar. “Amin! Haleluya!” dediler.
REV 19:5 Sonra tahttan gelen bir ses şöyle dedi: “Ey Allahımızʼın bütün hizmetkârları! Küçük büyük, Oʼndan korkan hepiniz, Oʼnu övün!”
REV 19:6 Sonra büyük bir kalabalığın gürültüsünü andıran bir ses işittim. Gürül gürül akan suların, güçlü gök gürlemelerinin sesi gibiydi. Şöyle diyordu: “Haleluya! Çünkü sonsuz güç sahibi Rab Allahımız hüküm sürüyor!
REV 19:7 Sevinelim, coşalım, Oʼnu yüceltelim! Çünkü Kuzuʼnun düğünü başladı ve Oʼnun gelini kendini hazırladı.
REV 19:8 Ona temiz ve parlak ince keten elbiseler giydirildi.” İnce keten elbiseler Allahʼın kutsal halkının yaptığı iyiliklerdir.
REV 19:9 Sonra melek bana şöyle dedi: “Şunu yaz: Ne mutlu Kuzuʼnun düğün sofrasına davet edilenlere!” Ardından da bana şöyle dedi: “Bunlar doğru sözler, Allahʼın sözleridir.”
REV 19:10 Meleğe tapınmak için ayaklarına kapandım. Melek ise, “Sakın yapma!” dedi. “Ben de aynı senin gibi ve İsa hakkında şahitlik etmeye devam eden imanlı kardeşlerin gibi Allahʼın bir hizmetkârıyım. Sen Allahʼa tap! Çünkü İsa hakkında şahitlik etmek, peygamberlik ruhunun özüdür.”
REV 19:11 Sonra göğün açıldığını gördüm. Orada beyaz bir at vardı. Ata binmiş Olanʼın adı Sadık ve Gerçekʼtir. Adaletle yargılar ve savaşır.
REV 19:12 Oʼnun gözleri alev alev yanan ateş gibidir. Başında çok taç vardır. Üzerinde, kendisinden başka hiç kimsenin bilmediği bir ad yazılıdır.
REV 19:13 Kana batırılmış bir kaftan giymişti. Oʼnun adı, Allahʼın Sözüʼdür.
REV 19:14 Gökteki ordular beyaz atlara binmiş Oʼnun peşinden gidiyorlardı. Beyaz ve temiz ince keten elbiseler giymişlerdi.
REV 19:15 Oʼnun ağzından keskin bir kılıç çıkıyordu. Bununla milletleri vuracak. “Onları demir çomakla güdecek.” Şarap yapmak için üzüm çiğneme çukurunda üzüm çiğner gibi, milletleri sonsuz güç sahibi olan Allahʼın kızgın öfkesiyle çiğneyecek.
REV 19:16 Kaftanında ve kalçasında şu ad yazılıdır: “Kralların Kralı ve efendilerin Efendisi.”
REV 19:17 Sonra güneşte duran bir melek gördüm. Göğün ortasında uçan bütün kuşları yüksek sesle şöyle çağırdı: “Gelin, Allahʼın büyük ziyafetine toplanın!
REV 19:18 Kralların etini, komutanların, savaşçıların, atların ve onlara binenlerin etini, özgür köle, küçük büyük, bütün insanların etini yiyin!”
REV 19:19 Sonra canavarı gördüm. Dünya krallarını ve onların ordularını da gördüm. Ata binmiş Olanʼla ve Oʼnun ordusuyla savaşmak için toplanmışlardı.
REV 19:20 Ama canavar yakalandı. Onunla birlikte sahte peygamber de yakalandı. Sahte peygamber, canavarın gözü önünde mucizeler yapmıştı. Canavarın işaretini alan, onun heykeline tapan insanları bu mucizelerle saptırmıştı. İkisi de kükürtle yanan ateş gölüne diri diri atıldı.
REV 19:21 Geri kalanlar da ata binmiş Olanʼın ağzından çıkan kılıçla öldürüldüler. Bütün kuşlar onların cesetleriyle doydular.
REV 20:1 Sonra gökten inen bir melek gördüm. Dipsiz çukurun anahtarı ondaydı ve elinde kocaman bir zincir vardı.
REV 20:2 Melek ejderhayı, yani Şeytan ve İblis denen eski yılanı yakaladı. Onu bin yıl süreyle zincire vurdu.
REV 20:3 Ardından onu dipsiz çukura attı. Orasını kilitleyip girişi mühürledi. Öyle ki, bin yıl tamamlanıncaya kadar Şeytan milletleri tekrar saptırmasın. Ondan sonra da kısa bir vakit için serbest bırakılmalı.
REV 20:4 Sonra tahtlar gördüm. Bu tahtlarda oturanlara yargı yürütme yetkisi verilmişti. İsa hakkında şahitlik edip Allahʼın sözünü yaydıkları için başı kesilenlerin canlarını da gördüm. Onlar canavara ve onun heykeline tapmamış, işaretini alınlarına ya da ellerine almamışlardı. Hayata dönüp Mesihʼle birlikte bin yıl krallık sürdüler.
REV 20:5 Birinci diriliş budur. Öbür ölüler bin yıl tamamlanıncaya kadar dirilmediler.
REV 20:6 Birinci dirilişte payı olan herkes berekete kavuşmuş ve Allahʼa adanmıştır. Bu insanların üzerinde ikinci ölümün yetkisi olmaz. Onlar Allahʼın ve Mesihʼin rahipleri olacak ve Mesihʼle birlikte bin yıl krallık sürecekler.
REV 20:7 Bin yıl tamamlanınca Şeytan hapsedildiği yerden serbest bırakılacak.
REV 20:8 Dünyanın dört köşesindeki milletleri, yani Gog ve Magogʼu saptırıp savaşa toplamak için yola çıkacak. Toplananların sayısı denizdeki kum taneleri kadar çoktur.
REV 20:9 Bunlar ülkenin düzlüğüne yayıldılar. Allahʼın kutsal halkının yaşadığı ve Allahʼın sevdiği şehri kuşattılar. Ama gökten ateş yağdı ve onları yakıp yok etti.
REV 20:10 Sonra onları saptıran İblis ateş ve kükürt gölüne atıldı. Canavar ve sahte peygamber de oradaydı. Sonsuza dek gece gündüz işkence çekecekler.
REV 20:11 Sonra büyük beyaz bir taht gördüm. Tahtta Oturanʼı da gördüm. Yer ve gök Oʼnun önünden kaçtılar, yok olup gittiler.
REV 20:12 Ardından ölüleri gördüm. Küçük, büyük, hepsi tahtın önünde bekliyorlardı. Bunun üzerine kitaplar açıldı. Sonra yaşam kitabı denen başka bir kitap açıldı. Ölüler de o kitaplarda yazılanlara bakılarak kendi yaptıklarına göre yargılandılar.
REV 20:13 Deniz kendisinde bulunan ölüleri teslim etti. Ölüm ve ölüler dünyası da kendilerinde bulunan ölüleri teslim ettiler. Her biri yaptıklarına göre yargılandı.
REV 20:14 Sonra ölüm ve ölüler dünyası ateş gölüne atıldı. İşte, ikinci ölüm budur, bu ateş gölüdür.
REV 20:15 Adı yaşam kitabında yazılı bulunmayan herkes ateş gölüne atıldı.
REV 21:1 Sonra yeni bir gök ve yeni bir yer gördüm. Çünkü önceki gök ve önceki yer ortadan kalkmıştı. Artık deniz de yoktu.
REV 21:2 Kutsal şehrin, yeni Yeruşalimʼin gökten Allahʼın huzurundan indiğini gördüm. Kocası için süslenmiş bir gelin gibiydi.
REV 21:3 Tahttan çıkan gür bir ses işittim. Ses şöyle dedi: “Bakın! Allahʼın yaşadığı yer insanların arasındadır. O, onlarla birlikte yaşayacak. Onlar Oʼnun halkı olacaklar. Allahʼın kendisi de onların arasında olacak.
REV 21:4 Onların gözlerinden bütün yaşları silecek. Artık ölüm olmayacak. Artık ne yas, ne feryat, ne de acı olacak. Çünkü önceki düzen ortadan kalktı.”
REV 21:5 Tahtta Oturan da şöyle dedi: “Bakın! Ben her şeyi yeni yapıyorum.” Sonra, “Yaz!” dedi. “Çünkü bu sözler güvenilir ve doğrudur.”
REV 21:6 Ayrıca bana şöyle dedi: “Her şey tamam! Alfa ve Omega benim. Her şeyi başlatan ve tamamlayan benim. Susayan herkese yaşam suyunun pınarından bedava su vereceğim.
REV 21:7 Kim zafer kazanırsa, bu şeyleri miras alacak. Ben ona Allah olacağım, o da bana oğul olacak.
REV 21:8 Ama korkak, imansız, iğrenç, adam öldüren, zina eden, büyücülükle uğraşan, puta tapan insanların ve bütün yalancıların yeri, kükürtle yanan ateş gölü olacak. İkinci ölüm budur.”
REV 21:9 Son yedi belayla dolu yedi tası taşıyan yedi melekten biri gelip benimle konuştu. “Gel!” dedi. “Sana Kuzuʼnun karısı olacak gelini göstereceğim.”
REV 21:10 Melek beni Allahʼın Ruhuʼnun yardımıyla kocaman, yüksek bir dağa götürdü. Orada bana kutsal Yeruşalim şehrini gösterdi. Şehir gökten, Allahʼın huzurundan iniyordu.
REV 21:11 Allahʼın görkemiyle ışıldıyordu. Şehrin ışıltısı çok değerli bir taşın, kristal gibi parıldayan yeşim taşının ışıltısına benziyordu.
REV 21:12 Şehrin kalın ve yüksek bir duvarı ve on iki tane kapısı vardı. Kapılarda on iki melek duruyordu. Kapıların üzerine İsrailoğullarının on iki oymağının adları yazılıydı.
REV 21:13 Doğuda, kuzeyde, güneyde ve batıda üçer kapı vardı.
REV 21:14 Şehrin duvarında on iki temel taşı vardı. Bunların üstünde Kuzuʼnun on iki elçisinin adları yazılıydı.
REV 21:15 Benimle konuşan meleğin elinde altın bir ölçme çubuğu vardı. Melek şehri, kapılarını ve duvarını ölçmeye hazırlanıyordu.
REV 21:16 Şehir kare şeklindeydi, onun uzunluğu ve genişliği aynıydı. Melek şehri çubukla ölçtü. Her yanı on iki bin ok atımıydı. Şehrin uzunluğu, genişliği ve yüksekliği birbirine eşitti.
REV 21:17 Melek duvarı da ölçtü. Kullandığı ölçü, insan ölçüsüne göre yüz kırk dört arşındı.
REV 21:18 Duvar yeşim denen değerli taştan yapılmıştı. Şehir ise cam kadar duru, saf altındandı.
REV 21:19 Şehir duvarının temelleri çeşitli değerli taşlarla süslenmişti: birinci temel taşı yeşim, ikincisi safir, üçüncüsü alaca akik, dördüncüsü zümrüt,
REV 21:20 beşincisi kantaşı, altıncısı kırmızı akik, yedincisi zebercet, sekizincisi beril, dokuzuncusu topaz, onuncusu sarıca zümrüt, on birincisi mavi yakut, on ikincisi ametistti.
REV 21:21 On iki kapı on iki inciydi. Her kapı birer inciden yapılmıştı. Şehrin ana caddesi cam gibi berrak, saf altındandı.
REV 21:22 Şehirde tapınak görmedim. Çünkü sonsuz güç sahibi Rab Allah, ve Kuzu şehrin tapınağıdır.
REV 21:23 Aydınlanmak için şehrin güneşe veya aya ihtiyacı yoktur. Çünkü Allahʼın görkemi onu aydınlatır. Kuzu da onun lambasıdır.
REV 21:24 Milletler şehrin ışığında yürüyecekler. Dünyanın kralları da servetlerini oraya getirecekler.
REV 21:25 Şehrin kapıları gündüz hiç kapanmayacak. Orada gece zaten olmayacak.
REV 21:26 Milletler görkemli ve değerli mallarını oraya getirecekler.
REV 21:27 Oraya murdar hiçbir şey, iğrenç davranışlarda bulunan ve yalan söyleyen hiç kimse asla girmeyecek, yalnız adları Kuzuʼnunyaşam kitabında yazılı olanlar girecek.
REV 22:1 Sonra melek bana yaşam suyundan bir ırmak gösterdi. Irmak kristal gibi parlaktı. Allahʼın ve Kuzuʼnun tahtından çıkıyordu.
REV 22:2 Şehrin anayolunun ortasından akıyordu. Irmağın her iki tarafında yaşam ağacı duruyordu. Ağaç yılda on iki defa meyve veriyor, her ay meyve üretiyordu. Ağacın yaprakları ise milletlerin şifası içindi.
REV 22:3 Orada artık Allahʼın lanetlediği hiçbir şey bulunmayacak. Allahʼın ve Kuzuʼnun tahtı şehrin içinde olacak. Allahʼın hizmetkârları da Oʼna ibadet edecekler.
REV 22:4 Oʼnun yüzünü görecekler ve Oʼnun adı alınlarında olacak.
REV 22:5 Artık gece olmayacak. Lamba ışığına ya da güneş ışığına ihtiyaçları kalmayacak. Çünkü Rab Allah onlara ışık verecek ve onlar sonsuza dek hüküm sürecekler.
REV 22:6 Melek bana şöyle dedi: “Bu sözler güvenilir ve doğrudur. Peygamberlerin ruhları Rab Allahʼa aittir. O yakın zamanda olması gereken olayları hizmetkârlarına göstermek için meleğini gönderdi.”
REV 22:7 “Bakın” diyor İsa. “Ben tez geliyorum. Ne mutlu bu kitabın peygamberlik sözlerini yerine getiren kişiye!”
REV 22:8 Bunları işiten ve gören ben Yuhannaʼyım. İşitip gördüğümde bunları bana gösteren meleğe tapmak için ayaklarına kapandım.
REV 22:9 Ama o bana “Sakın yapma!” dedi. “Ben senin, peygamber kardeşlerinin ve bu kitabın sözlerine uyanların hizmet arkadaşıyım. Sen Allahʼa tap!”
REV 22:10 Sonra melek bana şöyle dedi: “Bu kitabın peygamberlik sözlerini mühürleme. Çünkü beklenen vakit yakın.
REV 22:11 Kötülük eden yine kötülük etsin. Günahla kirlenen kirlenmeye devam etsin. Doğru kişi yine doğru olanı yapsın. Kendini Allahʼa adamış olan adamaya devam etsin.”
REV 22:12 “İşte tez geliyorum” diyor İsa. “Vereceğim karşılık da yanımdadır. Herkesin yaptığının karşılığını vereceğim.
REV 22:13 Alfa ve Omega, birinci ve sonuncu, her şeyi başlatan ve tamamlayan benim.
REV 22:14 Kaftanlarını yıkayanlara ne mutlu! Onlar yaşam ağacından yemeye hak kazanacak, kapılardan geçip şehre girecekler.
REV 22:15 Köpekler, büyücüler, zina edenler, katiller, puta tapanlar, yalan söylemeyi sevip hile yapanlar şehrin dışında kalacaklar.
REV 22:16 Ben, İsa, bu olaylar hakkında topluluklarıma şahitlik etmesi için size meleğimi gönderdim. Davudʼun kökü ve onun soyundan gelen benim. Parlak sabah yıldızı benim.”
REV 22:17 Ruh ve gelin, “Gel” diyorlar, işiten de “Gel” desin. Susayan gelsin. İsteyen, yaşam suyundan bedava alsın.
REV 22:18 Bu kitabın peygamberlik sözlerini işiten herkesi ben Yuhanna uyarıyorum: Eğer bir kişi bu sözlere bir şey katarsa, Allah da ona bu kitapta yazılı belaları katacak.
REV 22:19 Eğer bir kişi bu peygamberlik kitabının sözlerinden bir şey çıkarırsa, Allah da o kişinin payını bu kitapta yazılı yaşam ağacından ve kutsal şehirden çıkaracak.
REV 22:20 Bunlara şahitlik eden, “Evet, tez geliyorum” diyor. Amin. Gel ya Rab İsa!
REV 22:21 Rab İsaʼnın lütfu hepinizin üzerinde olsun!
